14 Mayıs 2011 Cumartesi

379-NASIL BİR ANAYASA SAYIN RECEP BEY!

                                                                  
         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@hotmail.com
         İzmir;12 Mayıs 2011.

                   NASIL BİR ANAYASA SAYIN RECEP BEY!
                            “Bölerler yönetirler, Parçalarlar yutarlar!” Ostüzü.
“Hâlbuki hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hâdiseyi kaydetmemiştir!”Mareşal Gazi Mustafa Kemal,06 Mart 1922,TBMM: Kürsüsü.
         Sayın Recep Beyefendimiz; seçim meydanlarında ve dahi özel programlarınızda:”Bana oylarınızı veriniz, Anayasayı değiştireyim!” Buyuruyorsunuz.
         Sizin ANA sıfatına alerjiniz olduğunu ünlü emrinizden anlamıştık:”Ananı da al git!” Siz bu emrinizi cihana karşı verirken, o garip vatandaşımızın, yani sizin deyiminizle “milli irademizin” yanında Anası da yoktu. Yalınız,%92,7 Halkoyu ile onaylanmış Anayasamızda yazılı hakları vardı. Anadan mı Anayasamıza? Yoksa Anayasamızdan mı Anaya geçtiğinizi? Bilemiyoruz! Bal gibi biliyoruz da!
         Yalınız şu ünlü yemininizi de ezbere biliyoruz:
         “Ben, Muhammed müslüman ümmetindenim, Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda, ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”
         Tüm yuvarlak ve Atatürk devrimi, üniter devlet ve Türklük aleyhine söylemlerinizi de biliyoruz. Müslümanlığın ve Ümmetçiliğin kardeşliğimizin yaratıcısı olduğunu sürekli iddianıza tarihimiz ve insanlık tarihi başka türlü yanıtlar vermektedir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, yalınız Anadolu’da (135) ayaklanmanın neden çıktığını; dinleri, peygamberleri ve dilleri aynı olan Arapların neden ayrı devletler halinde biri birlerini öldürdüklerini; Müslüman ve Ümmet olan Arapların aynı inançta olan Türkleri neden sırtından hançerlediklerini açıklıyabilir misiniz? Fransız devriminin getirmiş olduğu aydınlanma ile Milliyetçiliklerine sarılan tüm uluslar bağımsız ulus devlet olarak egemenliklerine kavuşmuşken; Osmanlı İmparatorluğu modası geçmiş ve Araplaşmak olan ümmetçiliği nedeniyle perişan edilmişti.
        

13 Mayıs 2011 Cuma

382-NASIL BİR ANHAYASA SAYIN TAYYİP BEY!

                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;13 Mayıs 2011.

                        NASIL BİR ANAYASA SAYIN TAYYİP BEY!- 2
                                Canavar, sonunda yaratıcısını da yer! Ostüzü.
“Ulusların tutsaklığı üzerine kurulmuş kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.” Gazi Mustafa Kemal,30 Ağustos 1924,Dumlupınar.
“Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası Ulusal Egemenliktir” Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri,1’incikitap,s.17.
“Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır!” Recep Tayyip Erdoğan.
            Sayın Bay Tayyip Beyimiz; sizin çok kısa olarak yazacağınızı müjdelediğiniz Anayasanızın ipuçları meydana çıkmış gibidir. Ama yine de sizlere sorarak sizlerden icazet almamız gerekir mi bilemiyorum. Önce şu kafama takılmış olan “Tabii Hâkim ilkesi” üzerinde durmak istiyorum.
            Sayın Ufuk söylemez Beyin Muhterem Babalarının adı, Jandarma Teşkilatında” Anayasa Mehmet” olarak bilinir. Ceketinin üst cebinde, ezbere bildiği, bir Anayasa kitapçığı taşırdı. Kendisi için değilde, her soruya Anayasal açıdan verdiği cevaplara inanmayanlara, Anayasamızdaki maddesini göstermek için. 
        Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemalettin Eken ile Kaleşnikof ateşi ile yaralandığı halde, gözü kapalı olarak aracını Jandarma Genel Komutanlığı binası önüne getirmiş, çok Mükemmel bir insandır. 
Anayasa taşıma merakıma ondan örnek alarak başladığımı söylemek zorundayım. İşte bendenizde de her konuya Anayasal açıdan bakmak merakı böylece başlamış oldu. Tabii Hukuk mantığı ile yazılmış olan Anayasamızın çok maddeleri hatırımdadır. Örneğin:
            491 sayılı Anayasamız Madde 83- “HİÇ KİMSE KANUNEN TABİ OLDUĞU MAHKEMEDEN BAŞKA BİR MAHKEMEYE CELP VE SEVK OLUNAMAZ”.
           

10 Mayıs 2011 Salı

378-İSTANBUL SURLARI!

                                                                
                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        İzmir;10 Mayıs 2011.
                        
                        İSTANBUL SURLARINI KİM YAPTI!
                        Neler öğreneceğiz bu yaşta. Nice fikir fukaralarının alkışlarla karşılaşan yalanlarını, halkın gafletini, aydınlarımızın! Dalaletlerini, Bağımsızlarımızın bağımlılıklarını, aydınlık çağımızda karanlığa koşanların ihanetlerini öğreniyoruz. Meydanları dolduranların her türlü yalanı alkışlarla karşılamalarına da tanık olacağız! Çağımızı, kadınlarımızı ve Türk onurunu koruyan Kahramanlarımızın esir kamplarına adalet adına kapatıldıklarına da tanık olacağız!
         Sayın Recep Beyimiz,”27 Mayıs 1960 ihtilalini subaylar merkez bankasını soymak için yapmışlardır!” Buyurduğunda, Hop! Hop ağır ol diye yazmıştım. Çünkü orada görevli bir Jandarma subayıydım. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kasalarından (18)ton altın çıkmıştı. Adnan Menderes Hükümetleri (118)ton altını rehin olarak İngiltere’ye göndermiş.27 Mayıs 1950 Seçimlerinden sonra, Cennetmekân Rahmetli Mustafa İsmet İnönü (127(ton altın,(300)milyon Dolar ve 927.000.000 Türk liralık bir bütçe bırakmıştı. Bir Türk Lirasının madeni değeri de (136) kuruştu. TISSS!
         Bu sefer de Zonguldak’ta büyük itiraflarda bulunmuştu!”
         “Zonguldak’ta üniversite var mıydı? Yoktu! Biz iktidara geldik ve 2007 yılında Zonguldak Kara Elmas Üniversitesini de biz kurduk!”
         Sakın ha; yahu bu kadar da olmaz! Demeyiniz! Sayın Recep beyimiz imam iken sucukçu ve politikacı ve başvekil oldu. Toplattırılmış olan meydanlardaki halkımıza nutuk atarken kendisini minberde sanmaktadır ve mazurdur. Bendeniz; Zonguldak il jandarma alay komutanlığında bulunmuştum ve dahi (19) ayda sıkıyönetim komutanlığı emrinde çalışmıştım.
        

8 Mayıs 2011 Pazar

377-SALDIRILAR VE İFTİRALAR.

                                                                          
                       OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                  İzmir; 08 Mayıs2011.

                   SALDIRILAR VE İFTİRALAR!
         Öncelikle tüm Annelerin anneleri anma günlerini yürekten kutlarım.
         Son günlerde, bazı yazılarımıza karşı hakaret ve iftira kampanyası başlatıldığını, gülerek görmekteyiz. Bir istek üzerine, senelerce önce yayımlamış olduğum küçük bir kitapçığımı adres defterime göre iletmiştim. “Dini Hezeyanların Psiko-Medikal Yönü”.Hiç tanımadığım bir zatı Muhteremden sert bir uyarı! Aldım:
         “Osman Bey, kısa bir yazınızı okudum.Bu yazınızda dinimize ve mukaddes inancımıza saldırmışsınız..Sen kim oluyorsunuz?Utanmaz adam,sen Zöhre Anamıza nasıl söz söylersin?O’NU Allah gönderdi.”Gibilerden bir yaklaşım.                                                                  Kibarca yanıt verdim.”Beyefendi, bendeniz o beğenmediğiniz yazıyı yazan kişiyim,bizleri kim gönderdi!Bendeniz,iki büyük Bilim adamının yazılarından alıntılar yaptım.Adamsanız;bu şekilde saldıracağınıza bu konuda bilimsel bir yazı yazarak herkesin yararlanmasına sunsanız..”
        

7 Mayıs 2011 Cumartesi

376-DİNLEME VE YARARLANMA SANATI

                                                                  
OSMAN TÜRKOĞUZ
                  osmanturkoguz@hotmail.com
                  İzmir; 06 Mayıs 2011.

                   DİNLEME VE YARARLANMA SANATI!
“Er dâhil, her rütbeden oluşturduğumuz bir komisyonda, Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin (119) maddeden oluştuğunu saptadığımız problemlerini çözerek yepyeni bir silahlı kuvvetler yarattık!” Savunma Bakanı General Omar Bradley.
“Amerikan ordusunda her rütbeden askerin önerileri dikkate alınır!” Müttefik Orduları Başkomutanı Orgeneral D.V.Eisenhower. (İKE).
“Bir albay bana bazı önerilerde bulunduğunu söylemiş, ben bir albayın söylediklerini nazarı itibara almam!”Rahmetli bir Genelkurmay Başkanımız.
         29 Ağustos 1526 Çarşamba günü öğle saatleri; Mohaç ovasına hâkim bir tepede kurulu Otağ’ı Hümayun, Kanuni sultan Süleyman’ın başkanlığında toplanmış olan Osmanlı Ordusunun”Harp Divanında” sözü, süvari ordusu komutanı ve Yavuz’un Damadı Malkoç oğullarından Yahya oğlu Bali Bey alır:
         “Devletlû Hünkârım, bu Engürü Kâfirinin biribirine çelik zincirlerle bağlanmış zırhlı süvarisi çok güçlü saldırmaktadır. Yüksek izninizle, önerimi arzetmerk isterim!”Der. Kanuni’nin olur işaretini vermesi üzerine, muharebe sahasını gösteren krokinin başına geçerek. Şöylece sözlerini sürdürür:
         “Cennetmekân Atalarımızın zamanındaki merkez, sağ kanat, sol kanat ve ihtiyatlar şeklinde bir muharebe tertiplenmesi yapmayalım. Kâfirin çelik zincirlerle biribirine bağlı zırhlı süvarisi çok şiddetle cephe hattına saldırmaktadır. Sağdaki Karacasu batağı ile soldaki büyük orman arasında Rumeli askerimiz, onun önüne de 150 topumuz ve engellerimiz yerleştirilmelidir. Anadolu askerimiz de 150 topları önlerinde mevzilendirerek gerekli engellerin gerisinde mevzilenmelidir. Geride siz Haşmetlû Padişahımın emrinde yeniçeriler ve muhafız alayları mevzilenmelidir. Bendeniz de, solda, önünde kilise bulunan ormanın içinde pusuda bir işaretinizi beklemeliyim. Savaş başladığında Rumeli askerlerimiz topçu ve tüfenk atışları ile kâfiri kırdıktan sonra, cephesi Karacasu batağına gelecek şekilde çark ederek bir koridor açmalıdır. Geri kalan süvarilerin ve düşman piyadelerinin hücumlarını topçu ateşleri ve tüfenk ateşleri ile kırdıktan sonra, Anadolu askerimiz, cephesi ormana dönecek şekilde çark ederek bir koridor oluşturmalıdır. Verilecek bir işaret üzerine bendeniz de 10.000 kişilik süvari birliğimle düşmanın arkasını keserek çemberi tamamlamış olurum. Ferman sizindir Hünkârım!”Teklif aynen kabul edilerek muharebe tertipleri alınmaya başlamıştır.
         Öğleden sonra; bir fermanla daha alt birlik komutanları da harp meclisi için çağırılmıştır. Padişahın Orağı hümayunun yakınına gelmiş olan bir komutana, acele yetişen bir ast komutanı:

4 Mayıs 2011 Çarşamba

375-LEVHİ MAHFUZ VE CİFR.

                                                             
LEVH-i MAHFUZ, CİFR, EBCET HESABI VE HURUFİLİK
Levh-i Mahfuz'da yazılı olduğuna inanılan Tanrısal sırların, Hz. İbrahim’den, Hz. Mu­sa'ya oradan da Hz. Ali'ye, ondan da Said Okur'a geçtiğine inananlar vardır. Hz. Ali gaybı bi­lir; öldürüleceğini, bahçesindeki kazlar bilmesine karşın kendisi bilemez. Sıffın'ı, oğullarının felaketli ölümlerini de bilemez.
Said Okur, Nur Risalelerini yazarken; Mısır'dan, Suudi Arabistan'dan, İngilizlerin ege­men olduğu yörelerden, Kuran’ı Kerim ayetlerinin kendisini haber verdiğine dair mektuplar alır.
Ben, bu konuları, 1957 den bu yana araştırmaktayım. Babilik, Bahaîlikteki Rus ve İngiliz oyunları apaçık ortadadır. Nurculukta da...
           Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN hayatında, ilginç bir sayısal uyum vardır. Bu sayısal uyu­mu, 1975 yılında bir broşür halinde yayımlamıştım.
           Roosevelt, Churchill, Hitler, Mussolini ve Stalin'in doğum tarihlerinden 1944 yılına kadarki hayat safhalarının toplamı da eşittir.
Biz, ATATÜRK’ÜN yaşamındaki bu sayısal uyuma mistik hezeyanlarla ve dört elle sa­rılmıyoruz. ATATÜRK gerçeğinin, böylesine saçmalara sığınmasına gerek duymuyoruz.




   Rooswelt Churchill Stalin Hitler Mussolini


181882
181874
181879
181889
181883
62     62
70     70
70     70
55     55
61     61
191933
191940
191922
191933
191922
11     11          
43      4
22     22
11     11
22     22
383388
38 3388
38 3388
383388
383388

                                                                                             
Roosevelt Churchill, Stalin, Hitler, Mussolini

374-NESEP SORUNU

                                                                
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;04 Mayıs 2011.
                            NESEP SORUNU!
         Sayın Bay Recep Beyimiz, buyurmuşlar ki:
         “İş bu Çılgın Kanal açma projesini Dedem Abdülmecit Han buyurmuş ve de halkımız da istemektedir. Ol sebepten bu Kanal açılacaktır! “Ne ka köfte, o ka ekmek!”
         “Bu dünyada da öbür dünyada da babanızın nesebi ile çağırılacaksınız!”Hadis.
         Kuranı Kerim’e göre dört kadınla evlenmekten bazıları muaf mıdır!
         Halkımız neler istemiyor ki? Ekmek ve aş istiyor! Soygunların ve yağmanın önlenmesini istiyor. Meclistekilerin suç dosyalarının bağımsız adaletimize havale edilerek ol kimesnelerin aklandırılmasını istiyor. Karadenizli hemşerileriniz de birer kayıkçık istiyor. Ve halkımız; sizin artık Amerika’ya biran önce evlatlarınızın ve hamilerinizin yanına gitmenizi de çok istiyor.
         Şu Sayın Recep Beyimizin Dedesi Sultan Abdülmecit Han’a bir göz atsak, ne dersiniz?
         Abdülmecit Han,25 Nisan 1823 tarihinde, İkinci Sultan Mahmut’un Gürcü asıllı Bezmi âlem Valide Sultandan doğan oğludur.01 Temmuz 1839 tarihinde,16 yaşından iki ay almış olarak Osmanlı tahtına oturmuştur.25 Haziran 1861 tarihinde de Ihlamur kasrında veremden ölmüştür. Osmanlı tahtında 22 sene kalmıştır. İlk borçlanma onun zamanında olduğu gibi, sarayın ve damatlarının ve kızlarının harcamaları da onun zamanında devlet bütçesini kemirmiştir.

3 Mayıs 2011 Salı

373-ULA TEMEL NEREYE SIÇTIN!

                                                                        
OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@hotmail.com
         İzmir;03 Mayıs 2011.

                   ULA TEMEL NEREYE SIÇTIN!
         Temel, yeni bir eve taşınmış olan Tursuna yatıya gitmiş. Yemişler,içmişler,eski günlerden söz etmişler.Bir de bakmışlar ki,saat 24.00 olmuş.Tursun ayağa kalkmış:
         “Ula Temel, demiş,bunun yarını da var.Sen şimdi helaya git,ne yapacaksan yap.Helaya bizim yatak odasından gidiliyor.Gece yarısı bizi rahatsız etme’”Demiş.Temel de:
         “Yok, Uşağım benim dötümün de saat ayarı vardır!” Demiş. Gece yarısı bir karın ağrısı ile uyanmış ki dostlar başına. Helâya gidememiş tursunlar rahatsız olmasın diye. Balkonda bulunan çok kıymetli bir çiçek saksının çiçeğini kaldırarak saksısına bir güzel sıçmış ve çiçeği dikmiş. Sabahleyin de not bırakarak çıkıp gitmiş.
         Bir ay sonra tursundan bir mektup almış; mektupta şöyle yazıyormuş:
         “Ula Temel gözünü seveyim, nereye sıçtıysan acele söyle.<Üç ev değiştirdik kokudan duramıyoruz!” Mesele budur Efendim:

30 Nisan 2011 Cumartesi

372-DİNİ HEZEYANLARIN PSİKO-MEDİKAL YÖNÜ.-2

                                                                     
Açlığı doyurma motifi hep aynıdır. Buğday, Arpa, Ahlât.
   
Fakir yaşamında bir zengin sofrası olmamıştır ki, motiflere biftek ve siyah havyar girsin.
    
Sabah gazetesinden ilginç bir haber. Haberin son köşesinde; cin gibi, 25 yaşlarında, bıyıklı bir genç adam fotoğrafı. “Sahte Peygamber İsmail tutuklandı.” başlığı altındaki haberi okuyalım:
   
             SAHTE PEYGAMBER İSMAİL TUTUKLANDI
    Tokat’ın Turhal ilçesine bağlı Damudere köyünde kendini peygamber ilan edip köylülere elma yedirerek şifa dağıtan İsmail Özcan, yapılan şikâyet üzerine çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
    Askerden döndükten sonra peygamberliğe özenen genç adam, hastalarına yedirdiği elmaların şifalı olduğunu söyleyip umut dağıtıyordu. Ünü yurt dışına da taşan sahte peygamberin son günlerde evinin kapısında uzun kuyruklar oluşmuştu. Müşterilerinden para almadığını söyleyen İsmail Özcan, “Şifa dağıttığım insanlardan sadece hediye kabul ediyordum.”Dedi.
    Herkes payına düşeni alacaktır bu yangından. Delisi de, Velisi de, akıllısı da, siyasisi de. Ah” Mustafa Kemal ah! “Cumhuriyetin gerçekten de erdemli gençlere” ne de çok ihtiyacı varmış. Ne de çok.
    Sayın Yöndem’in TV röportajında; Almanlaşan insancıklarımıza acıyan acıyana. Öyle mi beyler, bayanlar.

371-DİNİ HEZEYANLARIN PSİKO-MEDİKAL YÖNÜ!-1

                                                       
      
   OSMAN TÜRKOĞUZ
      İzmir; 30 Nisan 2011


DİNİ HEZEYANLARIN PSİKO-MEDİKAL YÖNÜ!
“Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman,insanları değil,armutları olgunlaştırır!”                                            ATA Türkoğuz.
“Bir yanlışa bir milyon kişi doğru dese, o yine de yanlıştır!”                     Albert Einstein.
“Kur’anı Kerim Hz. Muhammed’e ne vermişse,                 Risale’i Nur da onu bana vermiştir.”Sait’i Norsi—Sait Okur-
“Dün’ü iman bünyadı toğrulukla gerçeklik/
Ol tamam olmıyacak neyile din çalarsun?”
Dinin, imanın temeli doğruluktur; bunlar tam olmayanca neyle din binasını yaparsın?”                       Yunus Emre;”Tüm çağların en büyük filozof halk Ozanı”Sorbonlu bir Uzman. Ostüzü.
             Akıl hastanelerimizi dolduranlar arasında; tanrılığını, peygamberliğini, Tanrı ile konuştuğunu ve gaipten sesler duyduğunu tekrarlayanlar olduğu gibi; insanlığı sapıklıktan kurtarmak için, Tanrı tarafından görevlendirildiğini söyleyenler de vardır. Bunları dinlediğimiz zaman; sırf akıl hastanesinde oldukları için, deli deyip geçeriz. Toplumların gelişmişliğine göre; her toplumda, bu tür adamların yerleri başka başkadır. Kültürsüz, azgelişmiş, pozitif eğitim ve sağlık kontrolü olmayan toplumlarda, Delilerin Veli oldukları çok görülür. Bu dünyada, hiçbir problemini halledememiş, hiçbir arzusunu tatmin edememiş insanlara bu tür adamlar yön verirler. Bu tür adamların hezeyanları; telkin ettikleri korkular ve bıkmadan, usanmadan çaldıkları plaklar toplumun beynini yıkamaktadır.
    Fransa’da bile; son peygamber olduğunu savunan birisinin önermelerinin, seksen genç kadının ölümüne yol açtığını gazetelerden öğrenmiş bulunuyoruz.
    Öyle ise; bazı insanları bu tür hezeyanlara ve saplantılara yönelten etken nedir?
    Bunu cevaplandırabilmek için, akıl hastalıklarından bir kısmını incelemek zorundayız.

İzleyiciler

Blog Arşivi