7 Şubat 2016 Pazar

2072/ALLAHIN ÖLÜMÜ!


          TC.

OSMAN TURKOĞUZ


TV.İZMİR;07 Şubat 2016.

              ALLAHIN ÖLÜMÜ?!

      “Karşı Gazete’nin hazırladığı habere göre; Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Ahmet Keşli, KRT’ DE Çağlar Dilara’nın sorularını yanıtladı. Paralel yapı tartışmalarına değinen Keşli, operasyonların İslami hizmet olduğunu iddia etti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Cenab-ı Hak tarafından özel görev verildiğini söyledi. Keşli ayrıca, cemaatin, Said-i Nursi’nin çizgisinin dışında hareket ettiğini Risale’den verdiği örneklerle anlattı.”ALLAH YAŞASAYDI AK PARTİYE OY VERİRDİ!”Teyfik Sikret@huorelensar.NOT:Teyfik Siktiret?!DEMEDENDÜŞÜNELİM?!

           

“Parmağımdaki yüzükten başka servetim yoktur, birgün iktidar olur da zengin olursam bilin ki Tayyip Erdoğan  haram yemiştir?!1994 itirafı?!                                                                  İLK DEFA YÜZÜKLE ALDATMA OLAYI:”Hz.Ali ile Muaviye arasındaki Halifelik savaşında 110.000 kişi ölmüştü.İşi hakeme götürmeye karar vermişlerdi.Ebu Musa el Eşari, Hz. Ali’nin hakemi; Amr’ibn’ülAs ta Muaviyenin hakemi seçilmişti. EK:AMR İPN’ÜL AS,500 ERKEKLE YATTIĞI  için evinin önüne ONUR BAYRAĞI  çeken bir Orospunun oğluydu! Önünde uzun süre tartışıp bir sonuca dört yüzer kişilik taraftar önünde çok uzun süre tartışarak bir sonuca varamayınca Onlar sulhün böyle devam edemeyeceğini, hem Hz. Ali hem de Muâviye'ye bey'at edilmemesi gerektiğine inanarak fikir birliğine vardılar. O halde yeni halife Müslümanlar tarafından seçilmeliydi. Simdi yapılacak is bu kararlarını Müslümanlara bildirmeye gelmişti. Bu kararı cemaate açıklamak üzere Ebû Musa minbere çıktı ve Allah'a hamd ve senadan sonra "Ey Nas! Biz ümmetin durumunu düşünüp bir formül bulmakta epey zorlandık. Hem benim, hem de Amr'in görüsü sudur: Hz. Ali ve Muâviye'yi hilâfetten uzaklaştırmak ve ümmetin kendisinin istediği birisini hafife tayin etmelerini sağlamak gerekir. Bundan dolayı ben, şu yüzüğü çıkardığım gibi, Hz. Ali ve Muâviyeyi hilâfet görevinden alıyorum;" dedi. Sira Amr'a gelince O da minbere çikti ve söyle konustu; "Şüphesiz Ebû Musa’nın söylediklerini duydunuz. O Ali'yi görevden almıştır. Ben de onun yerine şu yüzüğü parmağıma taktığım gibi Muâviye'yi halife tayin ettim?!"Deyince herkes şaşkınlıktan ne yapacağını, ne diyecegini bilemedi. Bu karara Ebû Musa derhal itiraz ederek, " Sana ne oluyor ki anlaşmaya ihanet ediyorsun, sen facir oldun. Allah seni basariya ulaştırmasın," diyerek orayı terketti. (Ibnü'l-Esîr a.g.e 340).”Allah,ikinci yüzük masalına inanarak KEŞLİ’NİN dediği gibi Bay Recebi görevlendirmiş olabilir?!EN BÜYÜK YARATISI MUSTAFA KEMAL’İ BU YÜZÜKÇÜ İNKÂR EDİNCE DE UTANCINDAN VE KAHRINDAN ÖLMÜŞ OLABİLİR?!EĞER Kİ AKEPENİN ALLAHI ÖLMÜŞSE,SEBEBİ DE MUTLAKA BUNDANDIR?!

 

 

 

 

 

6 Şubat 2016 Cumartesi

2071/OKU DA UTAN BAY DAVUDUNOĞLU?


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İzmir;06 Şubat 2016.

İNSAN,TÜRKLÜĞÜNDEN UTANMASA,PROFLUĞUNDAN UTANMALIDIR.”KURTULUŞ SAVAŞININ KAZANILMASINDA HİNDİSTAN’DAN GELEN MÜSLÜMAN ASKERLERİNİN ÖNEMİNDEN BAHSETMEKLE,ŞEHİTLERİMİZE VE GAZİLERİMİZE UTANMADAN HAKARET ETMİŞSİNİZ?!HANİ BU ASKERLERİN ÖLÜSÜ VE DİRİSİ?!BUNLAR, KUVVELERİMİZDEN NEDEN  GÖZÜKMEZ EY AHMET EFENDİ?!


·         Kurtuluş Savaşı'nın "son gazisi", emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl, 11 Kasım 2008 tarihinde 105 yaşında hayatını kaybetmiştir.[38]

1.   ^ Ayrıntılı bilgi için Türk Kurtuluş Savaşı ve ABD maddesi incelenebilir.

2.   ^ Düzenli ordu kurulduğunda birliklerdeki mevcut subay ve er sayıları:[11]
Batı Cephesi Komutanlığı: 1.728 subay ve 27.571 er
Doğu Cephesi Komutanlığı: 1.425 subay ve 20.181 er
Elcezire (Diyarbakır) Cephesi Komutanlığı: 700 subay ve 6.066 er
3. Kolordu Komutanlığı: 477 subay ve 9.256 er
Adana Havalisi K. Komutanlığı: 360 subay ve 11.212 er
Kastamonu Havalisi Komutanlığı: 143 subay ve 2.527 er
Ankara Komutanlığı: 399 subay ve 4.471 er
--- Toplam: 5.232 subay ve 81.284 er (=86.516 asker)

3.   ^ Büyük Taarruz öncesi Ankara hükümetinin eli altında bulunan 6 milyona yakın halktan 270.000 kadar insan silah altına alınmıştı. Bu nüfustan 23 piyade tümeni, 6 süvari tümeni örgütlenmişti. Ayrıca 3 piyade alayı, 5 zayıf mevcutlu sınır alayı, bir süvari tugayıyla üç süvari alayı hesaba katılırsa 24 piyade ve 7 süvari tümeni eşdeğerinde sayılabilirdi. Doğu Cephesi'ne 2 piyade, 1 süvari tümeni, Erzurum ve Kars müstahkem mevkileri ve 5 sınır alayı (29.514 insan); El-Cezire Cephesi'ne (Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Fırat nehrinin doğusu) 1 piyade tümeni ve 2 süvari alayı (10.447 insan); Merkez Ordusu bölgesine 1 piyade tümeni ile 1 süvari tugayı (10.000 insan); Adana Dolayları Komutanlığı bölgesine 2 tabur (500 insan); Gaziantep bölgesine 1 piyade ve 1 süvari alayı (1000 insan); yurtiçi birlik ve kurumlarına 12.000 insan ve birlik bırakıldıktan sonra Batı Cephesi'ne 18 piyade tümeni ve 5 süvari tümeni (bağımsız tugay ve alaylarla 19 piyade tümeni ve 5,5 süvari tümeni eşdeğerindedir) 207.942 asker getirilmişti.[12]

4.   ^ Savaş meydanında ölenler: 9.167 (662 subay ve 8.505 er)
Yaralanma sonunda hastanede ölenler: 2.474 (75 subay ve 2.399 er)
Hastalıktan hastanede ölenler: 22.690 (147 subay ve 22.543 er)
Askere alma mıntıkalarında ölenler: 2.956 (118 subay ve 2.838 er)
Kıtalarda muhtelif sebepten ölenler: 688 er
--- Toplam: 37.975 ölü
[25]

5.   ^ Yunanistan’ın elinde bulunan Türk harp esirleri konusunda Türk ve Yunan tarafları farklı rakamlar vermişlerdir. Yunan Kızılhaçı Türk esir sayısını 510 subay, 6.012 asker 309 sivil olmak üzere 6.813 olarak verirken, mübadeleye esas olan Türk esir sayısı ise 329 subay, 6.002 asker ve 15.742 sivil esir olarak belirtilmiştir. Fakat başka kaynaklara göre farklı esir sayıları mevcuttur..”





 

Kurtuluş Savaşı Bilançosu(Sayısal Askeri Kayıplarımız:


Kurtuluş Mücadelemizde sanılanın aksine kazandığımız değerlerin yanında verdiğimiz kayıp sayısı azdır.
1919 Mayısında tüm mevcudu 50 bin olan ordumuzun,1922 yazında Büyük Taarruz öncesindeki iaşe mevcudu 580 bini bulmuştur.
Bu sayının 380 bini batı cephesinde idi.fakat muharebeye ancak 110 bin savaşçı dahil olabildi.Geri kalan doğudaki ve diğer yerlerdeki birliklerde güvenlik amaçlı bırakılmış,bazıları da askerlik şubelerinde kalmıştır.Bir kısım askerimiz de geri hizmette kalmıştır.
Dört yıl süren milli mücadelede ordunun insan kayıbı kazanılan zafere ve mevcuduna kıyasla hafiftir.Bütün cepheler dahil,muharebe meydanlarında 9167 kişi(662 subay ve 8505 er)şehit olmuştur.Aldıkları yaradan daha sonra ölenler ise 53 subay ve 1665 er'dir.
Bu kayıpların muharebelere isabet eden miktarı şöyledir:

Doğu cephesinde(ermeni harekatı) 46 şehit 76 yaralı
Batı cephesinde:Gediz Muharebesi 181 şehit 135 yaralı
1. İnönü Savaşı 95 şehit 183 yaralı
2. İnönü Savaşı 1499 şehit 2470 yaralı
Kütahya Eskişehir Muh. 1522 şehit 4714 yaralı
Sakarya Savaşı 3282 şehit 13618 yaralı
Büyük Taarruz 2542 şehit 9977 yaralı
TOPLAM SUBAY VE ER 9167 şehit 31173 yaralı
ÇEŞİTLİ ADİ VE BULAŞICI HASTALIKLARDAN ÖLENLERİN SAYISI MUHAREBELERDE ÖELNLERİN İKİ KATINDAN FAZLADIR...
Bütün kayıp şu durumdadır:
Muharebe meydanlarında ölen 662 subay 8505 er
Yaralanma sonucunda ölen 53 subay 1665 er
Çeşitli Hastalıklardan Hastanelerde ölen 147 subay 22543 er
Asker alma mıntıkalarında ölen 118 subay 2838 er
Kıt'alarda Muhtelif Surette Ölen ---- 688 er.
--------------------------------------------------------------------------
TOPLAM 980 subay 36239 er
Yalnız Subay Kayıbı nın Muharebelere Göre Dağılımı Şu Şekildedir:
Birinci İnönü Muharebesinden önceki devre...... 28şehit 16yaralı 187 esir
Birinci İnönü Savaşı.................................... 8 şehit 19 yaralı 9 esir
İkinci İnönü Savaşı..................................... 91 şehit 181yaralı 54 esir
Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde................ 121 şehit 267 yaralı 54 esir
Sakarya Muharebesinde.............................. 345 şehit 1217 yaralı 49 esir
Büyük Taarruzda....................................... 122 şehit 381 yaralı 7 esir
--------------------------------------------------------------------------
TOPLAM ....................... 715 şehit 2081 yaralı 360 esir
Muharebelerde şehit düşen her 13 ere karşılık bir subay şehit düşmüştür... Bu da bir savaş için Subay kayıbı bakımından büyük bir orandır. Yani subay kaybımız daha az olmalıydı. Sakarya muharebesinde subay kayıbımız daha da artmış ve her 8 ere karşılık 1 subayımız şehit olmuştur...
Bütün harp boyunca gerek muharebelerde gerekse muharebeler dışındaki harekâtta subay ve er olarak yaralananalar 33.685 kişidir. Bunun 33.460'ı ateşli silahlarla 225'i de süngü ile yaralanmıştır.
Harp sonunda malul kalanlar ise 159 u subay ve 1284'ü er olmak 1443 kişiden ibarettir... Mukaddes fetva olayı da Almanya'nın önerisi üzerine devreye sokulmuştur. İngiltere Başbakanı Lloyd George,”Türklere en büyük kazığı Çanakkale'de attık, Üçyüz senede yetiştirdikleri bir nesl yok ettik!”Demişti. Şimdi, verdiğimiz Şehit miktarlarını, onların Aziz hâtıraları için verelim: 1-Adana(842 ), 2-Adıyaman(11),3- Afyon(95),4- Aksaray(285), 5-Amasya(32),--6-Ankara(1772), 7-Antalya(183), 8-Artvin(10), 9-Aydın(1746),-10-Balıkesir(2779),--11- Bartın(254),-12-Bayburt(21),-13-Bilecik(854),-14-Bingöl(8),-15- Bitlis(859), 16-Bolu(1405)-17-Burdur(606)-18-Bursa(3737),- 19- Çankırı(972),-20-Çanakkale(1788),-21-Çorum(1333), 22- Denizli(2195),--23-Diyarbakır(24),--Edirne(858),25-Elazığ(159) 26-Erzurum(109),-27-Eskişehir(843),-28-Gaziantep(502), 29- Giresun(114),--30—Gümüşhane(39),-31—Hatay(283), 32- İçel(1218),-33-Isparta(55)-34-İstanbul(1648),35—İzmir(1720) 36-Kahramanmaraş(213),37-Kars(1),38-Kastamonu(2425), 39- Kayser(771),40-Kırıkkale(2329),41-Kırklareli (366), 42- Kocaeli(583),-43-Konya(2683),-44Kütahya(1487)- 45- Malatya(11),--46-Manisa(2174),--47-Mardin(87),48- Muğla(671),49-Muş(7),-50-Nevşehir(525),-51-Niğde(509),  52-ordu(56),-53-Rize(73),54-Sakarya(526),-55-Samsun(44),  56-Siirt(40),-57-Sivas(25),-58-Tokat(47),-59-Trabzon(155),  60-Tunceli(30),-61-Urfa(383),-62-Uşak8818),-63-Van(36),  6 4 - Yozgat(661),-66-Zonguldak(753). Sözcü Gazetesi,18 Mart 2015.Allahıekber dağlarında, 90.000 askerimiz donarak ölmüştür. Kanalda, Galiçya'da, Irak'ta bir hiç uğruna askerlerimiz ölümlere gönderilmiştir.3 159 200 Şehit ve 130.000 yaralı le Birinci Dünya Savaş kapatılmıştır.”Osman Türkoğuz,Halifelik,s.165.

 

 

 



 

4 Şubat 2016 Perşembe

2070/DURUM TESPİTİ SUÇ UNSURU İÇERMEZ!


           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;05 Şubat 2016.
Demokrasilerde LİYAKAT, Diktatörlüklerde de SADAKAT önemlidir. OSMANLININ SADAKATA DAYALI ÇÜRÜMÜŞ YÖNETİMİNİ BATININ LİYAKATA DAYALI YÖNETİMİ YIKMIŞTIR?!HADİ HIYARLISI?!
                   HÂLÂ TÜRKİYEDE YARGIÇLAR VAR?!
           DURUMTESBİTİHAKARETSUÇUNUİÇERMEZ?!”                                                          Bu,03 Şubatta 2016 tarihinde,MİT MÜSTEŞARI Müstafi Astsubay Başçavuş Sayın Hakan Fidan’ın HAKARET’E UĞRADIĞI İDDİASI İLE YAPTIĞI ŞİKAYET ÜZERİNE,  bir mahkememizin tek celsede vermiş olduğu karardır?!”

Oğlum CANSIN TÜRKOĞUZ; Soyadıyla, TÜRKLÜĞÜYLE VE MUSTAFA KEMAL İLE ÖVÜNÜR. Elindeki Tablet bilgisayarı ile de yapmış olduğu “TESBİTLERİ!”KORKUSUZCA KULLANMAKTAN DA ÇEKİNMEZ. MİT Müsteşarı Müstafi Astsubay Başçavuş Sayın Bay Hakan Fidan’ın çok talihsiz beyanları, Haberalma konusu dışındaki suç oluşturan davranışları ve istifa ederek yeniden MİT’İN başına geri dönmesi, Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın “sır küpü” olması, Milli Emniyet’in ve MİT’İN tarihine yakışık almayacak hallerdi. Cansın TÜRKOĞUZ, bu durumları tesbit ederek facebook’ta yayınlaması üzerine, MİT AJANLARININ TAKİBİNE UĞRAMASI BİR OLDU. SAVUNMASI AŞAĞIDADIR: “Sayın Yargıç benim yaptığım durum tespitidir. CIA MOSSAD MI15 başında 4 yıldızlı generaller ve subaylar vardır. MİT’İN başında Osmanlı da liyakate bakılmadan atama yapıldığı gibi bir astsubay başçavuş Mit gibi ulusal değerlere sahip çıkması gerekirken tamamen siyasi atamalarla ve hükümetin yanlış politikalarını uygulayan bir insan olduğunu tespit ettim. MİT’İN genel görevi ülkeye yapılacak saldırıları engellemekken ben 4 - 5 adamımı yollar Suriye den Türkiyeye füze attırırım bir insanın ülkeyi koruyamamağını tespit ettim. Yaptığım tamamen bir tespit olup kişiyi küçük görmek ve hakaret değil ülke gerçeklerine verilen bir zarardır. Hakan Fidan ile hiçbir husumetim olmadığı gibi kendisinin yetersiz olduğuna şu an dahi inanmaktayım. Mit gibi bir değerli kuruluşun ülke gerçeklerinden ziyade parti gerçeklerine indirgenmesini kabul etmemekteyim. Mit’in asli görevi ülkeye yapılacak her türlü savunma önleme olmasına inanmaktayım. Bir partiye milletvekilliğine aday olup daha sonra geri çeken birinin ülke gerçeklerine yardımcı işler yapacağına inanmamaktayım. Bir Türk vatandaşı olarak durum tespiti yaptım. Ve kesinlikle hakaret etmedim. Saygılarımla…”

 
 
 
 
 
 

 

Hukuk Fakültesini de bitirmiş, Milli Emniyetin ve dahi MİT’İN tarihini de çok iyi bilen Emekli bir Jandarma Albayı olarak şaşırmadım değil.Milli Emniyet Teşkilatını bir kurmay yarbay kurmuştu.1928 senesine Rahmetli Naci Peker uzun yıllar Milli Emniyetin başında kalmıştı.Adnan Menderes,Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’u vekaleten Milli Emniyetin başına getirmişti.Hüseyin Avni Göktürk adlı bir Prof ta Milli Emniyet Başkanı olarak,Londra uçak kazasında ölen Anadolu Ajansı Genel Müdürü  Şerif Arzık’ın eşinin ırzına saldırmıştı.06 Temmuz 1965 tarihinde,644 sayılı yasa ile MİLLİ İÇİN DELİ RAPORU VERİRSEM SİTTİN SENE AKIL HASTANESİNDEN ÇIKAMAZSIN?!İSTİHBARAT TEŞKİLATI KURULMUŞTU.MİT MÜSTEŞARININ SUÇ OLUŞTURAN EYLEMLERİ NEDENİYLE MİT KANUNUNA YENİ EKLEMELER YAPILMIŞTIR?!”İstihbaratın gereği,doğru haber alarak.Türkiye Cumhuriyetinin bir iç ve dış baskına uğramasını önlemektir.Bir Siyasi Partiye bağlı olarak çalışmak ta hiç değildir.Cansın Türkoğuz,yapmış  olduğu tespitlerindeki  fikirlerine halen de sahip olduğunu savunmasına eklemiş,yukarıdaki kararla da aklanmıştır.Sayın Dr. Mustafa Altıoklar’ın savunmasına gerek yoktur.Onun tespitlerine göre insanlar hüküm giydikleri gibi aklanmaktadırlar.Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın ruhsal durumu hakkındaki tespiti suç özelliği taşımamaktadır.Ancak Nasrettin Hocamızın eşek öyküsü bu davada da geçerli gibime gitmektedir,ol mahkeme karar verememekte ırgalayıp durmaktadır?!Uzun savunmayı da okuyalım:Önce,Rahmetli Mazhar Osman Uzman’ın bir sözünü de hatırlayalım:”SENİN BANA DELİ DEMENİN BİR HÜKMÜ YOKTUR.BEN,SENİN İÇİN DELİ RAPORU VERİRSEM SİTTİN SENE TİMARHANEDEN DIŞARI   ÇIKAMAZSIN?!”Demişti?!

ANAYASAMIZ’IN 27.maddesi; Herkes, bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme ve açıklama, yayma hakkına sahiptir.” Demektedir.

     “Bendeniz, 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, bir hekimim. (BELGE 1). Mezuniyetimi takip eden hafta hekim olarak mesleki kariyerime başladım. Henüz 24 yaşındayken sizler gibi hâkimler ya da savcılar karara bağlayacakları dosyaları tarafıma göndererek davalarıyla ilgili şahısların akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair raporlar talep ettiler. Benim ve benim gibi pratisyen hekimlerin, dikkatinizi çekerim psikiyatri uzmanları değil, pratisyen hekimlerin verdikleri kanaat raporları doğrultusunda adaletin gereğini yerine getirdiler. Bizler o akıl sağlığı raporlarını vermeyecek olsak kanun önünde suçlu sayılabilirdik. Özetle şahsımın verdiği kanaat raporları sizlere ışık tuttuğu için yargıya varabildiniz. Şimdi ise o günlerin üzerinden tam otuz yıl geçti ve değirmende değil, hekimliğimin yanı sıra yazar ve yönetmen olarak iştigal ettiğim karakter analizleriyle ağarmış saçlarımla, artık epeyce tecrübeli bir hekim olarak vardığım Narsisistik Kişilik Bozukluğu kanaatimden dolayı “şüpheli” sıfatıyla karşınızdayım. Söz konusu şüphe ise hakaret ettiğimdir. Savcılık makamı iddianamesinde “Akıl hastalığına vurgu yapılması, eleştiri ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşarak hakaret suçu teşkil etmektedir.” Demektedir. Her şeyden önce akıl hastalığına hakaret demek, akıl hastalarına hakarettir. Ben sözlerimde hakaret unsuru bulmamaktayım, eleştirmeye niyet dahi etmedim, hele hakaret yoluyla suç işlemeye kastım hiç olmadı. Çünkü ben teşbih yapmadım, teşhis koydum. Müştekide Narsisistik Kişilik Bozukluğu olduğunu söylerken ne bir benzetme, ne bir yakıştırma, ne bir aşağılama düşüncem olmadı. Hekimlik etiği hastalarının durumlarını alay konusu yapmaz, aşağılamaz, hele hakaret amaçlı asla kullanmaz. Biz hekimler tababet ve şuabatı sanatlarının tarzı icrasına ehliyet almadan önce bu madde üzerine de and içeriz ve içtik. Davaya söz konusu olan açıklamamda ise aynen meslektaşlarım olan Türk Tabipler Birliği mensubu hekimlerin duyduğu kaygıyı kamuoyuyla paylaştım. 

Bizler hekimiz. İnsanın bin bir ruh halini, bin bir duygu durumunu biliriz. Başbakan Erdoğan’ın duygu durumundan endişe duyuyoruz. Fevkalade endişe duyuyoruz. Kendisi, çevresi, ülkemiz adına endişe duyuyoruz. Endişemizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.”   BU BİR EHLİYETLİ TABİB TESPİTİDİR?!

(BELGE 2) .

Bakın ben sadece altı yıllık tıp fakültesi eğitimi almakla kalmamış, 1987-1991 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak akademik kariyer yapmış uzman bir bilim adamıyım. (BELGE 3).  Bu belgeyle ve Anayasa’nın 27.maddesine göre “bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma Hakkı”na fazlasıyla sahibim. Yayma hakkıma sahip olduğumu ben değil sizlere kılavuzluk eden T.C. Anayasası söylemektedir. Bu kanun maddesinden açıkça anlaşılabileceği gibi, doktor kimliğimle tıbbi kanaatlerimi açıklarken, örneğin; ilk cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün sol göğsünde, Çanakkale’de aldığı şarapnel yarası nedeniyle ömrü boyunca yanık skarı taşıdığını, ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün sağır olduğunu, yine Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel’in obes olduğunu, Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit'in Parkinson olduğunu söylememle veya Şafak Pavey'de extremite yoksunluğu; Meclis Başkanvekili Sadık Yakut'ta vitiligo varlığı ya da sabık Başbakan'ın uzaktan gördüğüm kadarıyla omurga sorunundan bahsetmem hakaret sayılmazken; bir psikiyatrik kanaat teşhisimin hakaretten sayılması esas itibariyle ikirciklidir. Müşteki vekilleri; “müvekkilimiz Altıoklar’a sormamıştır ki kendi akıl sağlığını. Bu nedenle açıklamaları hakarettir demektedir.” Oysa Recep Tayyip Erdoğan yolda düşse, ilk müdahale edenlerden biri ben olurum. Doğru tedaviyi uygulamadan önce de kalp krizi nedeniyle mi, inme indiği için mi yoksa sara nöbetinden dolayı mı düşüp düşmediğini teşhis etmem gerekir,.Ve bu teşhisi koyarken hastanın bana sormasını da beklemem. Beklersem suç sayabilirsiniz. Çünkü durum acildir. Davamız konusu olan teşhisim de acil bir durumun önlemi olarak kamuoyuyla paylamıştır. Bununla birlikte içinde bulduğum çevrede kuduz hastalığı taşıyan bir vaka teşhis etsem, hem müdahale etmek, hem de kamuoyuna bildirmekle yükümlü olduğumu yasalar söylemektedir.  Çünkü burada kamuoyunun sağlığı söz konusudur. Davamızda da kamuoyunun akıl ve bedensel sağlığı tehlike altında olduğu için yetkili kuruluşları uyarmak üzere teşhisimi açıkladım. Teşhisim koruyucu hekimliğin gereğidir. Bunlarla birlikte bir doktorun kamuoyuna mal olmuş, her gün defalarca televizyon başta tüm medya organlarında karşılaştığı şahsiyetlerle ilgili fiziksel hastalık teşhisinin olağan ama psikiyatrik hastalık teşhisinin suç unsuru sayıldığını yazan bir kanun maddesine yazılmamış Magna Carta dâhil hiçbir kanun kitabında rastlayamazsınız. Fiziksel hastalıklarla ilgili teşhis koymam ve rapor vermem suç teşkil etmezken, akıl hastalığıyla ilgili teşhis koymam suç olamaz. Müştekinin doktor yorumu yapmamı hakaret sayarak şikâyet etmesi, narsisistik kişilik bozukluğu teşhisini doğrulamaktadır. Çünkü narsisistik kişilik bozukluğunun en temel teşhis kriterlerinden birisi de eleştiriye tahammülsüzlüktür.

NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bu noktada Sayın mahkemenin müsaadesiyle şikayetçi tarafından hakaret olarak addedilen narsistik kişilik bozukluğu hakkında özet bir bilgi vermek isterim. Karar yüce Türk adaletinindir. Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği büyüklenmecilik ve üstünlük duygusudur. Tüm dünya Psikiyatristlerinin kabul ettiği DSM-IV tanı ölçütlerine göre, bir kişiye narsisistik kişilik bozukluğu denebilmesi için aşağıda verilen kişilik özelliklerinin beşinin bulunması yeterlidir: (BELGE 4) .

1.      Kendisinin özel, eşi bulunmaz ve herkesten çok daha önemli olduğunu düşünür.  

2.      Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik ve yetenekleri olduğunu sürekli deklare eder.

3.      Üstün, seçilmiş ve ilahi kuvvetlerce vazifelendirilmiş olarak bilinmeyi bekler.

4.      Kendilerine hayrandır. Çok beğenilmek ve sürekli dışardan onay görmek ister.

5.      Herşeyi yapmaya hak kazanmış ve özellikle kayırılacak bir kişi olduğunu düşünür.

6.      Kendi çıkarları için, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır.

7.      Empati yapamaz, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanımaz.

8.      Her başarılıyı kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.

9.      Küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergiler. -

     Narsisist kişi her yaptığının mükemmel olduğunu düşünür. Eleştiriye duyarlılık ve kırılganlık narsisitik kişilik yapısının en belirgin özelliklerindendir. Narsisistik kişi kendini aşırı değerli hissettiği için eleştirilmeye karşı çok duyarlı ve kırılgandır. Şikayetçi Erdoğan da kırılgandır. Bir doktor teşhisini şikâyet ederek dava açtığına göre, belli ki epeyce kırılmıştır. İşte kendisi için de, yakın çevresi için de, ülkemiz için de, içinde yaşadığımız coğrafyamız ve hatta dünya için de endişelerimiz bu noktadan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede şikâyetçi Erdoğan’ın bir sonraki celseye teşrif etmesini, sizlerin huzurunda, sizlere ve şikâyetçi olduğu bendenizin gözetiminde şikâyetinin derinindeki dinamikleri, nereden rencide olduğunu anlatmasını talep ederim. Bununla birlikte şikâyetçinin şikâyetlerini ve dinamiklerini dinlemek ve bilirkişi heyet raporu vermek üzere, tarafsız bir üst kurum olan Türk Tabipler Birliği’ni temsilen bir psikiatristler heyetinin yüce mahkemenize gelerek gözlem ve inceleme yapmasını talep ederim. Böylelikle şikâyetçi için kullandığım  “narsisistik kişilik bozukluğu”  kavramının bir teşhis mi, yoksa teşbih mi olduğu konusunda yüce mahkemenizin karara varmasının da daha adil olacağını düşünmekte olduğumu bildiririm. Hal böyle olunca özetle şikâyetçi Recep Erdoğan’ın bu mahkemeye gelmeyecek olursa, tam teşekküllü bir hastanede söz konusu belirti ve bulgulara sahip olmadığının belgelenmesini, aksi halde hatalı teşhis ve beyanda bulunduğumu kabul edeceğimi açıkça beyan ederim. Kısaca, Recep Erdoğan’ın akıl sağlığı durumunun bilirkişilerce rapor edilmesini talep ederim.

SON SÖZ:
Yüce mahkemenizin, hekim olan şahsımı, bu davayla suçlu bulması halinde tarihe geçeceğini düşünmekteyim. Şöyle ki; “hakaret davası” olarak anılan bu davada, dava konusu olan bir hakaret söz konusu değildir. Çünkü ben bir teşbih yapmadım, teşhis koydum. Teşhis koyan bir hekimi yargılayan bu mahkeme, hakaret davasına baktığı için değil, teşhis koyan tıp bilimini yargıladığı için tarihe geçecektir. Saygılarımla…”GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:SANIK
DR.MUSTAFA ALTIOKLAR’IN TESPİTİ  HER HANGİ BİR SUÇ UNSURU TAŞIMADIĞINDAN AKLANMASINA VE …..VE…”

 

 

 

 

 

2069/HALİFELİK/HİLAFET ADLI KİTAP ÜZERİNE!


           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;04 Şubat 2016.

“HİLAFETÇİLER,KONGRE SALAONLARINA ATATÜRK’ÜN RESMİNİ ASTIRTMADILAR?!BASIN.

                         HALİFELİ/ HİLAFET/ ADLI KİTAP HAKKINDA?!

UÇURUMUN BAŞINDAKİ DÜRBÜNLE İLGİLENİRKEN FRANSIZÇA ÖĞRETMENİM BAYAN PAXİON,KOLUMDAN TUTARAK BENİ İKAZ ETMİŞTİ:"BAY TÜRKOĞUZ ÇOK DİKKAT ETMELİSİNİZ,SİZ ÜLKENİZE ÇOK LÂZIM OLACAKSINIZ?!DİYEREK BANA GÖREVİMİ DE VERMİŞTİ?!

                   “HALİFELİK Mİ? DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ!”MUSTAFA KEMAL, CUMHURBAŞKANI,3 MART 1924.  “BENDEN SONRA HİLAFET OTUZ SENEDİR. BUNDAN SONRA HİLAFET ISIRICI BİR SALTANATA DÖNÜŞECEKTİR!”Hadis. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas’ı Enbiya, C.2,KS.1,S.169                                                                                                                                                           “Hem savaşı kazan, hem de Osmanlılıktan ve Halifelikten vazgeç. İnkılâp Tarihi vatan hainliğidir!”Prof.Dr. Mustafa Armağan, DERİN TARİH DERGİSİ, SAYI:40,TEMMUZ2015 201”

                 “Müslüman ülkelerde demokrasi ve laiklik olmasına izin veremeyiz. Eğitim sisteminin ve ülke idaresinin din temelleri üzerine kurulması gerekir. Başlarındaki çobanı ele geçirince, ülkeyi biz yönetiriz. Bu doğrultuda tedbirler almak zorundayız.” Richard Nıxon, Ocak 1969-9 ağustos 1974.USA Başkanı,

                 Richard Nıxon, Ocak 1969-9 ağustos 1974.USA Başkanı,20 Ocak1969-9 Ağustos 1974.

          BEN, MUHAMMETMÜSLÜMAN ÜMMETİNDENİM, TÜRKİYE DİNSİZ, LAİK BİRMEMLEKET HALİNE GELMİŞTİR. HAYATIMI MUSTAFA KEMAL DİNSİZLİĞİ İLE SAVAŞA ADAYACAĞIMA, TÜRKİYEYİ BİR DİN VE ŞERİAT DEVLETİ HALİNE GETİRMEK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİME,KISA ZAMANDA ÜMMET ESASINA DAYANAN,ŞERİAT DEVLETİNİN KURULMASI İÇİN ÇALIŞACAĞIMA;DİNİM,ALLAH’IM VE BÜTÜN MUKADDESATIM ÜZERİNE YEMİN VE KASEM EDERİM?!”Aslında bu bir Kuran Kursu yeminidir.Yargıtaydaki bir dosyadan alınarak ülkemize tarafımızdan duyurulmuştur.Milli Güvenlik Dersleri,ulusal bilinci aşılamak yönünden çok faydalı derslerden biridiydi.1969-1972 senelerinde; UşakLisesinde,Uşak Tiçaret Lisesinde,Uşak İmam-Hatip Lisesinde ve Uşak Kız Sağlık Lisesinde Milli Güvenlik Derslerine girerdim.Öğrencilerime araştırma ödevleri verirdim:”KUBİLAY OLAYI,MUSTAFA KEMAL’İN BURSA NUTKU,ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA İÇ İSYANLAR, SAİT MOLLA’NIN RAHİP FREWE YAZDIĞI İHANET MEKTUPLARI GİBİ.Bir Kız öğrencim de benim kendilerini  Halifelik hakkında bilgilendirilmemi  önermişti.Altan alta Halifelik propagandası yapılmaktaydı.”KIRMIZIDAN  KIZILA,YEŞİLİN HER TONUNA”HAYIR SERİLİ KİTAPLAR YAZACAĞIM SÖZÜNÜ VERMİŞTİM.1972 senesinde    Halifelik/Hilafet adlı kitabımı yazdım.Uşak Milli Eğitim Müdürlüğünü denetlemeye gelen bir Milli Eğitim Müfettiş,İl Milli Eğitim Müdürünün anlatılarına uyarak beni ziyaret etti.Kitabıma göz gezdirdikten sonra:Hemen Milli Eğitim Bakanlığına müracaat dilekçenize kitabınızın bir suretini de ekleyerek başvurun,size Dört ton kitap tahsis ettireyim.Geçen gün,bir komiserin trafikle ilgili kitabına bir kamyon kağıt tahsis ettik?”!Buyurdular.Dilekçeme ekli kitabımın bir duretini de yanlarına alarak Ankara’ya döndüler. On gün sonra M.E.Bakanlığının olumsuz yanıtına eklenmiş kitabım geri geldi.1972 senesinde;Antakya’daki 23’üncü bağımsız jandarma er eğitim  tabur komutanlığına tayinim çıktı.Kız Öğretmen Okulu,Antakya Lisesi ve Antakya Tiçaret Lisesinin MİLLİ GÜVENLİK DERSLERİNE         giriyordum.Antakya’da tüm gerici davrabışların altında,MEBAKANLIĞINA GENEL MÜDÜR OLARAK ATANAN BİR LİSE ÖĞRETMENİ VARDI.Uşak Ticaret Lisesini bitirerek Üniversiteye geçen öğrencilerimden özellikle de Sayın Adnan Cengiz’den Halifelik’in yayınlanması için sürekli mektuplar alıyordum. Evimizde para edecek ne varsa satarak doğruca Ankara’daki Şark Matbaasının yolunu tuttum. Elimdeki para kitabın tamamını yayınlatmaya yetmediğinden bir bölümünün yayınlanmasına karar verdim. Kitabımın basımı bitince de Büyük Komutanlarımıza birer suretini ilettim. Beğendiklerini yazdılar. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sayın Orhan Yiğit,önerimi kabul ederek Kitabımın Jandarma dergisinin eki olarak yayınlanmasının yanı sıra Genelkurmay Başkanlığına sunulmasını istediğin de,Matbuat İşlerinden sorumlu devre arkadaşım Hasan illeez,”sizin adınızı da lekeler Komutanım?!Diyerek önerimin gerçekleşmesine engel olmuş.Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Sayın Ahmet Özcan’dan bir emir almıştım:”Kitabınızı okudum ve çok yararlandım.Jandarmanın rütbeli personelinin de  okuması için,ekli listedeki Jandarma Birlik ve Kurumlarına belirtilen miktardaki kitabınızın dağıtımının da tarafınızdan yapılarak bedelini Jandarma Genel Komutanlığından alınmasını…..”Emrin gereğini yaparak Jandarma Genel Komutanlığına gittim.Bir Kurmay Albay:”Sayın Yarbayım,kuruşlu belge kesilmediğinden Sen bu para yerine bir bardak Soğuk su iç?!”Emrini verdiler?!Kocabeyoğlu pasajındaki bir kitapçıya uğradığım da,şaşırdım,benim kitaplar raflarda dizilmişti.Bir tanesini aldım ve çok güldüm?!Kimliğimi göstererek  kitabın yazarının ben olduğumu kanıtladım.Gülmek sırası kitapevi sahibine gelmişti:”Bu kitapları  Genç bir Delikanlı getirdi,çok ta satılmaktadır.Neden şamasına geldi.satın aldınız?”Dedi.Herkesin değer verdiğine ben neden değer vermeyeyim?!Dedim.Ülkemizde Hilafet masalları fiiliyat aşamasına geldiğinde,bendeniz de çok dolduruşlara geldim.Kitabı yeniden yazdım.Yayımı için düşünürken oğlum Cansın Türkoğuz.anasına:”Bankadan kredi  çekeyim de babam bu kitabını yayım latsın?!”Demiş.Yayımlatılmasını bekleyen kitaplarımı alarak doğruca emekli maaşımı aldığım bankaya gittim.Kredi servisindeki bir Bayanın önüne kitaplarımı döktüm ve:”Yaşım gereği kredi vermiyorsunuz.Bu kitabı yayımlatmam şart oldu?!Dediğim de, ON DAKİKA İÇERSİNDE İSTEDİĞİM KREDİYİ,0N TAKSİTTE ÖDENMEK ŞARTİ İLE, HEMEN TAKTİM ETTİ?!Temmuz 2015’ten beri Yayımcının bilgisayarında bekleyen kitabım yayınlanma aşamasına girdi.Saygılarımla.

i.

 

ir

 

 

  

 




          
           TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
TV. İZMİR;04 Şubat 2016.
“HİLAFETÇİLER,KONGRE SALAONLARINA ATATÜRK’ÜN RESMİNİ ASTIRTMADILAR?!BASIN.
                         HALİFELİ/ HİLAFET/ ADLI KİTAP HAKKINDA?!
UÇURUMUN BAŞINDAKİ DÜRBÜNLE İLGİLENİRKEN FRANSIZÇA ÖĞRETMENİM BAYAN PAXİON,KOLUMDAN TUTARAK BENİ İKAZ ETMİŞTİ:"BAY TÜRKOĞUZ ÇOK DİKKAT ETMELİSİNİZ,SİZ ÜLKENİZE ÇOK LÂZIM OLACAKSINIZ?!DİYEREK BANA GÖREVİMİ DE VERMİŞTİ?!
                   “HALİFELİK Mİ? DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ!”MUSTAFA KEMAL, CUMHURBAŞKANI,3 MART 1924.  “BENDEN SONRA HİLAFET OTUZ SENEDİR. BUNDAN SONRA HİLAFET ISIRICI BİR SALTANATA DÖNÜŞECEKTİR!”Hadis. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas’ı Enbiya, C.2,KS.1,S.169                                                                                                                                                           “Hem savaşı kazan, hem de Osmanlılıktan ve Halifelikten vazgeç. İnkılâp Tarihi vatan hainliğidir!”Prof.Dr. Mustafa Armağan, DERİN TARİH DERGİSİ, SAYI:40,TEMMUZ2015 201”
                 “Müslüman ülkelerde demokrasi ve laiklik olmasına izin veremeyiz. Eğitim sisteminin ve ülke idaresinin din temelleri üzerine kurulması gerekir. Başlarındaki çobanı ele geçirince, ülkeyi biz yönetiriz. Bu doğrultuda tedbirler almak zorundayız.” Richard Nıxon, Ocak 1969-9 ağustos 1974.USA Başkanı,
                 Richard Nıxon, Ocak 1969-9 ağustos 1974.USA Başkanı,20 Ocak1969-9 Ağustos 1974.
          BEN, MUHAMMETMÜSLÜMAN ÜMMETİNDENİM, TÜRKİYE DİNSİZ, LAİK BİRMEMLEKET HALİNE GELMİŞTİR. HAYATIMI MUSTAFA KEMAL DİNSİZLİĞİ İLE SAVAŞA ADAYACAĞIMA, TÜRKİYEYİ BİR DİN VE ŞERİAT DEVLETİ HALİNE GETİRMEK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİME,KISA ZAMANDA ÜMMET ESASINA DAYANAN,ŞERİAT DEVLETİNİN KURULMASI İÇİN ÇALIŞACAĞIMA;DİNİM,ALLAH’IM VE BÜTÜN MUKADDESATIM ÜZERİNE YEMİN VE KASEM EDERİM?!”Aslında bu bir Kuran Kursu yeminidir.Yargıtaydaki bir dosyadan alınarak ülkemize tarafımızdan duyurulmuştur.Milli Güvenlik Dersleri,ulusal bilinci aşılamak yönünden çok faydalı derslerden biridiydi.1969-1972 senelerinde; UşakLisesinde,Uşak Tiçaret Lisesinde,Uşak İmam-Hatip Lisesinde ve Uşak Kız Sağlık Lisesinde Milli Güvenlik Derslerine girerdim.Öğrencilerime araştırma ödevleri verirdim:”KUBİLAY OLAYI,MUSTAFA KEMAL’İN BURSA NUTKU,ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA İÇ İSYANLAR, SAİT MOLLA’NIN RAHİP FREWE YAZDIĞI İHANET MEKTUPLARI GİBİ.Bir Kız öğrencim de benim kendilerini  Halifelik hakkında bilgilendirilmemi  önermişti.Altan alta Halifelik propagandası yapılmaktaydı.”KIRMIZIDAN  KIZILA,YEŞİLİN HER TONUNA”HAYIR SERİLİ KİTAPLAR YAZACAĞIM SÖZÜNÜ VERMİŞTİM.1972 senesinde    Halifelik/Hilafet adlı kitabımı yazdım.Uşak Milli Eğitim Müdürlüğünü denetlemeye gelen bir Milli Eğitim Müfettiş,İl Milli Eğitim Müdürünün anlatılarına uyarak beni ziyaret etti.Kitabıma göz gezdirdikten sonra:Hemen Milli Eğitim Bakanlığına müracaat dilekçenize kitabınızın bir suretini de ekleyerek başvurun,size Dört ton kitap tahsis ettireyim.Geçen gün,bir komiserin trafikle ilgili kitabına bir kamyon kağıt tahsis ettik?”!Buyurdular.Dilekçeme ekli kitabımın bir duretini de yanlarına alarak Ankara’ya döndüler. On gün sonra M.E.Bakanlığının olumsuz yanıtına eklenmiş kitabım geri geldi.1972 senesinde;Antakya’daki 23’üncü bağımsız jandarma er eğitim  tabur komutanlığına tayinim çıktı.Kız Öğretmen Okulu,Antakya Lisesi ve Antakya Tiçaret Lisesinin MİLLİ GÜVENLİK DERSLERİNE         giriyordum.Antakya’da tüm gerici davrabışların altında,MEBAKANLIĞINA GENEL MÜDÜR OLARAK ATANAN BİR LİSE ÖĞRETMENİ VARDI.Uşak Ticaret Lisesini bitirerek Üniversiteye geçen öğrencilerimden özellikle de Sayın Adnan Cengiz’den Halifelik’in yayınlanması için sürekli mektuplar alıyordum. Evimizde para edecek ne varsa satarak doğruca Ankara’daki Şark Matbaasının yolunu tuttum. Elimdeki para kitabın tamamını yayınlatmaya yetmediğinden bir bölümünün yayınlanmasına karar verdim. Kitabımın basımı bitince de Büyük Komutanlarımıza birer suretini ilettim. Beğendiklerini yazdılar. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sayın Orhan Yiğit,önerimi kabul ederek Kitabımın Jandarma dergisinin eki olarak yayınlanmasının yanı sıra Genelkurmay Başkanlığına sunulmasını istediğin de,Matbuat İşlerinden sorumlu devre arkadaşım Hasan illeez,”sizin adınızı da lekeler Komutanım?!Diyerek önerimin gerçekleşmesine engel olmuş.Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Sayın Ahmet Özcan’dan bir emir almıştım:”Kitabınızı okudum ve çok yararlandım.Jandarmanın rütbeli personelinin de  okuması için,ekli listedeki Jandarma Birlik ve Kurumlarına belirtilen miktardaki kitabınızın dağıtımının da tarafınızdan yapılarak bedelini Jandarma Genel Komutanlığından alınmasını…..”Emrin gereğini yaparak Jandarma Genel Komutanlığına gittim.Bir Kurmay Albay:”Sayın Yarbayım,kuruşlu belge kesilmediğinden Sen bu para yerine bir bardak Soğuk su iç?!”Emrini verdiler?!Kocabeyoğlu pasajındaki bir kitapçıya uğradığım da,şaşırdım,benim kitaplar raflarda dizilmişti.Bir tanesini aldım ve çok güldüm?!Kimliğimi göstererek  kitabın yazarının ben olduğumu kanıtladım.Gülmek sırası kitapevi sahibine gelmişti:”Bu kitapları  Genç bir Delikanlı getirdi,çok ta satılmaktadır.Neden şamasına geldi.satın aldınız?”Dedi.Herkesin değer verdiğine ben neden değer vermeyeyim?!Dedim.Ülkemizde Hilafet masalları fiiliyat aşamasına geldiğinde,bendeniz de çok dolduruşlara geldim.Kitabı yeniden yazdım.Yayımı için düşünürken oğlum Cansın Türkoğuz.anasına:”Bankadan kredi  çekeyim de babam bu kitabını yayım latsın?!”Demiş.Yayımlatılmasını bekleyen kitaplarımı alarak doğruca emekli maaşımı aldığım bankaya gittim.Kredi servisindeki bir Bayanın önüne kitaplarımı döktüm ve:”Yaşım gereği kredi vermiyorsunuz.Bu kitabı yayımlatmam şart oldu?!Dediğim de, ON DAKİKA İÇERSİNDE İSTEDİĞİM KREDİYİ,0N TAKSİTTE ÖDENMEK ŞARTİ İLE, HEMEN TAKTİM ETTİ?!Temmuz 2015’ten beri Yayımcının bilgisayarında bekleyen kitabım yayınlanma aşamasına girdi.Saygılarımla.
i.
 
ir
 
 
  
 
          
 
 
      
       
 
                 
 
 
           TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
TV. İZMİR;04 Şubat 2016.
“HİLAFETÇİLER,KONGRE SALONLARINA ATATÜRK’ÜN RESMİNİ ASTIRTMADILAR?!BASIN.
                         HALİFELİ/ HİLAFET/ ADLI KİTAP HAKKINDA?!
UÇURUMUN BAŞINDAKİ DÜRBÜNLE İLGİLENİRKEN FRANSIZÇA ÖĞRETMENİM BAYAN PAXİON,KOLUMDAN TUTARAK BENİ İKAZ ETMİŞTİ:"BAY TÜRKOĞUZ ÇOK DİKKAT ETMELİSİNİZ,SİZ ÜLKENİZE ÇOK LÂZIM OLACAKSINIZ?!DİYEREK BANA GÖREVİMİ DE VERMİŞTİ?!
                   “HALİFELİK Mİ? DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ!”MUSTAFA KEMAL, CUMHURBAŞKANI,3 MART 1924.  “BENDEN SONRA HİLAFET OTUZ SENEDİR. BUNDAN SONRA HİLAFET ISIRICI BİR SALTANATA DÖNÜŞECEKTİR!”Hadis. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas’ı Enbiya, C.2,KS.1,S.169                                                                                                                                                           “Hem savaşı kazan, hem de Osmanlılıktan ve Halifelikten vazgeç. İnkılâp Tarihi vatan hainliğidir!”Prof.Dr. Mustafa Armağan, DERİN TARİH DERGİSİ, SAYI:40,TEMMUZ2015 201”
                 “Müslüman ülkelerde demokrasi ve laiklik olmasına izin veremeyiz. Eğitim sisteminin ve ülke idaresinin din temelleri üzerine kurulması gerekir. Başlarındaki çobanı ele geçirince, ülkeyi biz yönetiriz. Bu doğrultuda tedbirler almak zorundayız.” Richard Nıxon, Ocak 1969-9 ağustos 1974.USA Başkanı,
                 Richard Nıxon, Ocak 1969-9 ağustos 1974.USA Başkanı,20 Ocak1969-9 Ağustos 1974.
          BEN, MUHAMMETMÜSLÜMAN ÜMMETİNDENİM, TÜRKİYE DİNSİZ, LAİK BİRMEMLEKET HALİNE GELMİŞTİR. HAYATIMI MUSTAFA KEMAL DİNSİZLİĞİ İLE SAVAŞA ADAYACAĞIMA, TÜRKİYEYİ BİR DİN VE ŞERİAT DEVLETİ HALİNE GETİRMEK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİME,KISA ZAMANDA ÜMMET ESASINA DAYANAN,ŞERİAT DEVLETİNİN KURULMASI İÇİN ÇALIŞACAĞIMA;DİNİM,ALLAH’IM VE BÜTÜN MUKADDESATIM ÜZERİNE YEMİN VE KASEM EDERİM?!”Aslında bu bir Kuran Kursu yeminidir.Yargıtaydaki bir dosyadan alınarak ülkemize tarafımızdan duyurulmuştur.Milli Güvenlik Dersleri,ulusal bilinci aşılamak yönünden çok faydalı derslerden biridiydi.1969-1972 senelerinde; UşakLisesinde,Uşak Tiçaret Lisesinde,Uşak İmam-Hatip Lisesinde ve Uşak Kız Sağlık Lisesinde Milli Güvenlik Derslerine girerdim.Öğrencilerime araştırma ödevleri verirdim:”KUBİLAY OLAYI,MUSTAFA KEMAL’İN BURSA NUTKU,ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA İÇ İSYANLAR, SAİT MOLLA’NIN RAHİP FREWE YAZDIĞI İHANET MEKTUPLARI GİBİ.Bir Kız öğrencim de benim kendilerini  Halifelik hakkında bilgilendirilmemi  önermişti.Altan alta Halifelik propagandası yapılmaktaydı.”KIRMIZIDAN  KIZILA,YEŞİLİN HER TONUNA”HAYIR SERİLİ KİTAPLAR YAZACAĞIM SÖZÜNÜ VERMİŞTİM.1972 senesinde    Halifelik/Hilafet adlı kitabımı yazdım.Uşak Milli Eğitim Müdürlüğünü denetlemeye gelen bir Milli Eğitim Müfettiş,İl Milli Eğitim Müdürünün anlatılarına uyarak beni ziyaret etti.Kitabıma göz gezdirdikten sonra:Hemen Milli Eğitim Bakanlığına müracaat dilekçenize kitabınızın bir suretini de ekleyerek başvurun,size Dört ton kitap tahsis ettireyim.Geçen gün,bir komiserin trafikle ilgili kitabına bir kamyon kağıt tahsis ettik?”!Buyurdular.Dilekçeme ekli kitabımın bir duretini de yanlarına alarak Ankara’ya döndüler. On gün sonra M.E.Bakanlığının olumsuz yanıtına eklenmiş kitabım geri geldi.1972 senesinde;Antakya’daki 23’üncü bağımsız jandarma er eğitim  tabur komutanlığına tayinim çıktı.Kız Öğretmen Okulu,Antakya Lisesi ve Antakya Tiçaret Lisesinin MİLLİ GÜVENLİK DERSLERİNE         giriyordum.Antakya’da tüm gerici davrabışların altında,MEBAKANLIĞINA GENEL MÜDÜR OLARAK ATANAN BİR LİSE ÖĞRETMENİ VARDI.Uşak Ticaret Lisesini bitirerek Üniversiteye geçen öğrencilerimden özellikle de Sayın Adnan Cengiz’den Halifelik’in yayınlanması için sürekli mektuplar alıyordum. Evimizde para edecek ne varsa satarak doğruca Ankara’daki Şark Matbaasının yolunu tuttum. Elimdeki para kitabın tamamını yayınlatmaya yetmediğinden bir bölümünün yayınlanmasına karar verdim. Kitabımın basımı bitince de Büyük Komutanlarımıza birer suretini ilettim. Beğendiklerini yazdılar. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sayın Orhan Yiğit,önerimi kabul ederek Kitabımın Jandarma dergisinin eki olarak yayınlanmasının yanı sıra Genelkurmay Başkanlığına sunulmasını istediğin de,Matbuat İşlerinden sorumlu devre arkadaşım Hasan illeez,”sizin adınızı da lekeler Komutanım?!Diyerek önerimin gerçekleşmesine engel olmuş.Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Sayın Ahmet Özcan’dan bir emir almıştım:”Kitabınızı okudum ve çok yararlandım.Jandarmanın rütbeli personelinin de  okuması için,ekli listedeki Jandarma Birlik ve Kurumlarına belirtilen miktardaki kitabınızın dağıtımının da tarafınızdan yapılarak bedelini Jandarma Genel Komutanlığından alınmasını…..”Emrin gereğini yaparak Jandarma Genel Komutanlığına gittim.Bir Kurmay Albay:”Sayın Yarbayım,kuruşlu belge kesilmediğinden Sen bu para yerine bir bardak Soğuk su iç?!”Emrini verdiler?!Kocabeyoğlu pasajındaki bir kitapçıya uğradığım da,şaşırdım,benim kitaplar raflarda dizilmişti.Bir tanesini aldım ve çok güldüm?!Kimliğimi göstererek  kitabın yazarının ben olduğumu kanıtladım.Gülmek sırası kitapevi sahibine gelmişti:”Bu kitapları  Genç bir Delikanlı getirdi,çok ta satılmaktadır.Neden şamasına geldi.satın aldınız?”Dedi.Herkesin değer verdiğine ben neden değer vermeyeyim?!Dedim.Ülkemizde Hilafet masalları fiiliyat aşamasına geldiğinde,bendeniz de çok dolduruşlara geldim.Kitabı yeniden yazdım.Yayımı için düşünürken oğlum Cansın Türkoğuz.anasına:”Bankadan kredi  çekeyim de babam bu kitabını yayım latsın?!”Demiş.Yayımlatılmasını bekleyen kitaplarımı alarak doğruca emekli maaşımı aldığım bankaya gittim.Kredi servisindeki bir Bayanın önüne kitaplarımı döktüm ve:”Yaşım gereği kredi vermiyorsunuz.Bu kitabı yayımlatmam şart oldu?!Dediğim de, ON DAKİKA İÇERSİNDE İSTEDİĞİM KREDİYİ,0N TAKSİTTE ÖDENMEK ŞARTİ İLE, HEMEN TAKTİM ETTİ?!Temmuz 2015’ten beri Yayımcının bilgisayarında bekleyen kitabım yayınlanma aşamasına girdi.Saygılarımla.
i.
 
ir
 
 
  
 
          
 
 
      
       
 
                 
 
 



 

 

      

       

 

                 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi