7 Aralık 2016 Çarşamba

2124/SAYI MİSTİZİZMİ.3'ÜNCÜ BÖLÜM.


  TC.                                                                                                                                                                                                       OSMANTÜRKOĞUZ   
  osmanturkoguz@gmail.com                                                                                 TV.İZMİR;07 Aralık 2016.

                          SAYI MİSTİSİZMİ,     

                          ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:

        Rakamlara başka bir anlam vererek Gaipten haber verme işi İslama da yansıtılmıştı. Bu gibi hesaplarla ilkönce Batiniler ilgilenmişlerdir.”İhvan;ı Safa ve Hallan’ül Vefa”-Temiz kardeşler ve vefa dostları—adlı gizli bir cemiyet,hicretin Dördüncü yüzyılında,Basra’da kurulmuştu.İslam hukukunda,şahıs toplulukları,dernekler ve cemiyetler yasak olduğu halde Batiniler bu adda bir gizli cemiyet kurmuşlardır.Sayıların mahiyet ve keyfiyetinden,hendeseden,yıldız bilgisinden,müzikten , coğrafyadan ve sanayiden söz  eden Elli ciltlik bir ansiklopedi meydana getirmişlerdi.Hz. Ali’nin oğlu Muhammed’iHanefiye’yiMehti ve hatta Tanrı olarak tanıyanlar bile çıkmıştır.Mehdilik davasına girişmişlerdir.”Her zahirin bir batini—Derunu,içeriği,içi—olduğunu ve Kuranı Kerim ile Hadislerin  ancak teville anlaşılabileceğini de savunmuşlardır.”Muhammed,insan’ı kâmillerden birisidir.Mucizesi de yoktur.Rivayet edilen mucizeler ise sihir ve göz boyacılığından ibarettir. Kuran da Tanrının değil,Peygamberin sözü olup,Peygamber sadece Cebrail denilen akıldan taşan bilgileri cümleler şekline sokmuştur?!””Şüphesiz kuran’I Kerim bir elçinin sözüdür ayeti de bunun bir delilidir?!”Demişlerdir…”İnsan,cisim ile ruhtan mürekkeptir;Dört tabiattan yapılmıştır;7 azası ve 12 Cerihası Vardır.Dünyaya da bakalım,o sa iki kısımdır:Mamur ve Harap.4 YÖN,7 İklim ve 12 ceziredir.(kıta’dır).da Aynı şey Sema’ya da uygulanabilir: İnsanın yüzünde iki kısım vardır:1-Mamur ön yüz,2—Harap arka(başın arkası).4 e Saç ve sakal,7 uzuv,2 göz,2 kulak,2 burun deliği ve bir ağız.Bu uzuvların harflerinin toplamı da(12) eder.A y-göz-Üç harf,uza—kulak 3 harf;Mumhar—Burun deliği 4 harf;ve f’am-ağız iki harf diye hesabederler.imam;12’şer Dinar karşılığı Oruç,Namaz,Zekat ve içki yasağını kaldırır.Humeyni’nin İran İslam Cumhuriyetinde imamlara verilen bahşiş karşılığında tüm suçlardan kurtulmanın dayanağı Batınilikte yatmaktadır.Daha sonraları;İran’da Fazlullah adında birisi ortaya çıkmış,İbn’iArabi’nin(1240) Fütuhat adlı eserindeki,”Huruf Bilgisi’ni genişletmiştir.Mehdi olduğunu savunan Fazlullah,Kuran’ı Kerim yerine,Gürgan lehçesiyle yazdığı “CAVİDANNAME—İlahi’yi koymuş;ezanı ve namazı da kendi tanrılığını bildirir şekle sokmuştur(1394).Fazlullah2ı Hurifinin kurduğu Hurufilik—Harflere dayalı din---daha da ileri giderek NOKTAVİLİK şeklinde islam dışı bir yapıya dönüşmüştür.Daha sonraları;İran’daki sosyal çalkantılar,Rusya’nın ve İngiltere’nin baskıları sonucu Müslümanlık dışı akımlar güçlenmiştir.Ahmed’i Aksai ve Reştli Kâzım ŞEHLİK mezhebini kurmuşlardır.Çarlık Rusya’nın Tahran Büyük Elçisi Prens Dalgorski bu akımların baş yaratıcısı olmuştur.Prens Dalgoraki---Dalgorski’nin kuklası Ali Muhammed,Babailiği geliştirip,güçlendirmiştir.Önce İran Şahının emriyle temiz bir meydan dayağından geçirilmiş sonra da Tebriz’de kurşuna dizilmiştir.Öldürülmeden önce,Baha’nın kardeşi Yahya Nuri’ye “Allah’tan Allah’a” başlıklı bir mektup yazarak O’NU yerine Vasi tayin etmiştir.Önce;Allah’ın Farsça konuşan birisini(kendisini) Resulün ve vekillerinin dinini korumak için gönderdiğini,”beyan etmiştir…Önceleri,kendisini Onikinci İmamın Naibi,sonra da bizzat Mehti olduğunu tanıtmaya çalışmıştır.Yeni bir din ve yeni bir kitapla geldiğini savunmuştu…Daha sonra da,Allah’ın kendisinde zuhur ettiğini söylemişti.Daha sonra da,tüm bunların Batıl olduğunu yazılı ve imzalı,”TÖVBE—NAME’”SİYLE açıklamıştır…Buna rağmen tekrar eski Hezeyanları nüksettiğinden;Çarlık Rusya ve İngiliz İmparatorluğunun baskılarına rağmen kurşuna dizilmiştir…18 öğrencisi ve kendisi “EL BEYAN” adlı kutsal kitabının hikmetlerini yaymağa çalışmıştır.-Bir yılı (19) aya bölmüşler,(19)defa yapılacak işleri de hayırlı Saymışladır.Bir erkekin boşadığı karısı ile(19) defa yatma hakkı olduğunu da vurgulamışlardır.19 rakamı ile ilk defa bu adam ilgilenmiştir.Nurculuk,19’uncu asırda İran’da oynanmış olan soytarılığın Ülkemizde sahnelenmesidir.Bay Recebin Peygamber,Mehti ve Allah kabul edilmesi de tüm dinlerin uydurma olduğunun ikrarıdır.1953 yılında;Emekli bir TCDD Yolları memuru,Akif adlı birisinin Tavşanlı’da kurduğu “AKİFİYE” tarikatında da (19) rakamının kutsallığı vurgulanmıştı…Konya ilimizden (6000)kilometrekare küçük olan Hollanda’nın gücü,ünü ve  saygınlığı neden büyüktür,merak edeniniz var mı acaba?!Hollanda,işçi çocuklarımıza bile Türklüklerini unutturacak kadar etkili ve sosyal bir devlettir.Neden acaba?!Endonezya gibi dev bir İslam devleti,1949 yılında Hollanda’nın elinden yakasını zor kurtarabilmişti…Aydınlığı ve aydınları sayesinde Hollanda ve İngiltere Batının zulmünden kaçanlara sığınma yeri olmuştu.Laleyi Osmanlıdan aldı,lalenin de vatanı oldu.Tarımsal kazancı 50.000.000.000 Dolardır.ERASMUS adlı ünlü bir papazları ve de ERASMUS ADLI BİR DE ÜNİVERSİTELERİ VARDIR. DESİDDERİUS ERASMUS 27 Ekim 1466—12 Temmuz 1536 tarihleri arasında yaşamış,Hollandalı olmasına rağmen, Basel’de ölmüştür.Akdeniz de bir gemiyle seyahatteyken 10 Haziran  1508.“DELİLİĞE ÖVGÜ?!” Adlı ünlü eserini yazmıştır. HOŞGÖRÜYÜ savunmuş, İnsanları aldatanlarla, din adamı olsalar bile, Engizisyonlara rağmen dalga geçmesini bilebilmiş, dini bilgisi, genel kültürü ve mitolojik bilgisi çağımızdaki DİNCİLERDEN çok büyük bir din adamıdır. Bu Erasmus denilen bilge sayı oyunuyla da dalga geçmiştir…

Sayı oyunundaki düşüncelerine gelmeden önce dalga geçtikleriyle ilgili düşüncelerini okuyalım:”

        “ Gökten düşen bir Hâkim, birden bire aranızda görülse de şöyle haykırsa;”Tanrınız ve Efendiniz nazarıyla bakmakta olduğunuz kimse, insan adına bile layık değildir. O,mademki hayvanlar gibi iradesini vahşi ihtiraslarına bırakmış, o halde hayvanlar sınıfına da üstün değildir. Madem ki bu kadar Zelil Efendilere kendi arzusuyla inkıyat etmektedir, o halde esirlerin en alçağıdır…”Deliliğe Övgü, s.53MEB.YAYINI,1959. “Türkler ve arzın dörtte üçünü kaplayan şu sayısız Barbarlar, doğru dine malik olmakla övünürler. Hurafelere inanan Alçak kimseler telakki ettikleri Hıristiyanlara yukarıdan aşağıya bakarlar.”S.G.E.S.85.Asırlarca Hıristiyanlara yukarıdan bakanların Torunları;ülkemizi Onların ellerine bakar duruma getirerek,Onlara aşağılardan yalvarmakta,AT’A girebilmek için taklalar atmaktadırlar…”Vaaz edilirken,kiliselerimize gidiniz;Hatip ciddi bir meseleden mi söz ediyor?Kimin içi sıkılır,kimi esner,kimi de uykuya dalar.Fakat çok defa olduğu gibi,Yaygaracı/Affedersiniz Vaiz demek istiyorum/Erasmus’un notu./tumturaklı bir eda ile eski birKadın-Nine masalı anlatmaya konulsun;dinleyenler o anda tavırlarını değiştirirler;uyanırlar,doğrulurlar,dinler ve göz kulak kesilirler.Bu kilisenin büyük törenlerinde de böyledir…”S.G.E.S.58.”Öyleleri vardır mi,para görünce titremeye başlarlar.ular,en küçük sikkeye dokunmaktansa en zehirli yılana dokunmayı tercih ederler.Fakat,şarap ve kadın elde etmek söz konusu olsun,Aziz papazlar o zaman o kadar vicdanlı değildirler.Bu alanda,her keşiş kümesi,ötekinden ayırt olmak için ne kadar cehdeder.Onların en büyük istekleri,Mesih’e benzemek değil,aralarında biribirlerine benzememektir.”s.g.e.s.120.”Kürsüde vaaz eden bir keşi kadar zevkle dinleyeceğiniz bir aktör,bir meydan soytarısı bulunur mu?!Cümlelerinin belagat kaidelerini nasıl gülünç bir şekilde tatbik ettiğini,kullandığını görüp te kahkahalarla gülmemek mümkün mü?!Aman Tanrılar;ne el kol hareketleridir o,ne gülünç,ne komik ses nağmeleridir o!Ne havlamalar,ne böbürlenmeler!Her an suratlarını ne büyük çeviklikle değiştirirler,ne kadar kuvvetli bağırtılar—kubbeleri çınlatan bağırtılar—çıkarırlar…”s.g.e.s.123.”İlk önce dikkat etmediniz mi ki,çocuklar,kadınlar ve avanaklar,dini törenlerden başkalarından daha ziyade hoşlanıyorlar…”s.g.e.s.164.”Hem de dünya yüzünde  hiçbir deli kalbi dindarlığın sevgisiyle alevlenmiş olan kadar deli görünüşlü değildir.Bunlar,her tarafa bol para saçarlar,hakaretlere de sabırla boyun eğerler,aldatırlar,dostlarıyla düşmanlarını aynı derecede severler…Hulasa izanın her nevisinden o derece vazgeçmişlerdir ki,insan,ruhlarının bedenlerinden ayrı yaşadığına inanır…”s.g.e.s.164.Günümüzde ile tüm sıcaklığını koruyan bu konuları ERASMUS 10 Haziran 1508 tarihinde,Akdeniz’de ve bir gemide yazmıştır.Bu,ne büyük bir gözlem ve ne büyük bir cesarettir…Dr. Martin Luter’in kilise babalarına kafa tutabilmesi,böylesine bir bilgi ve esaret ortamından  yetişmesiyle mümkün olabilmiştir.1520…Temelleri bu denli güçlü ve cesaretli insanlara dayalı olan uluslar,günümüzde de bu denli güçlü ve onurlu olabiliyorlar…

        “Levhi mahfuz’daki anlatılanlar, dünyanın kuruluşundan sonsuza kadarki bilgileri kapsıyormuş. Bu bilgiler, önce Hz. Musa’ya bildirilmiş; sonra da Hz. Ali’ye bildirilmiş. Oğlak ya da dana işkembesinden mamul CİFR adlı bir kâğıtta yazılıymış.Bu bilgiler Said’i Norsi adlı bir Türk düşmanına da ulaşmışmış?!Bilgi akışı Hz. İbrahim kanalıyla geldiğinden,Sait’in cenazesini bu nedenle Urfa’ya Hz. İbrahim’in yanına gömmüşler. Bu gömme işinin de sonucunu bilmekteyiz?!Bölük,pörçük masallar ve Mitler,sonunda nasıl çok etkili  bir dini  inanca dönüşmektedir.Gaz bulutu Nebulaların yıldızlara dönüşümü gibi…Ünlü sosyal  Arap tarihçisi İbn’i Haldun,Mukaddime adlı eserinin 3’üncü cildine,Hz. Musa’nın sihir ve tılsımdaki  kerametlerinin öyküsünü anlatmakla başlamaktadır.Tatlı,tatlı anlatarak uğrar,Hint’e gider,Babil’e,Endülüs’e de uğrayarak sihir ve kerametteki ilmini anlatır da anlatır…Filozoflardan   sonra,kuranın Falak ve Nas  surelerine de uğrar.Tanrı’nın”Düğüm bağlayarak efsun üfürenlerin şerrinden sabahın rabbi olan Allah’a sığınırım,”ayetini indirdiğini yazar.Babil’deki Keldanilerden.Nebat ve Süryanilerde sihir bilgisinin çok yaygın olduğunu da anlatır.Türk ülkelerinde,bulutları sihirliyerek  belli ve muayyen topraklara yağmur yağdırıldığından da söz eder.Dört unsur olarak ünlenen ATEŞ,HAVA,SU VE TOPRAK’IN belli harflere sahip olduklarını da yazar:

      ATEŞİÇİN         HAVA İÇİN        SU İÇİN   TOPRAK İÇİN

        A              B                     C              S

        B              V                      Z              R

        T              Y                      K              L

        D              N                      S              D

        U              Z                      K              R

        F              T                      S              H

        S              Z                      G              Z

        İbn’i Haldun, bu harflerin hangi yıldızın etkisiyle ne biçim özellikler gösterdiklerini açıklamıştır?!Rakamların,Hint,Habeş,Sint hükümdarlarının,Hürmüz ve Tatarın ve dahi Yezdigird’in tarihini de bildiğini söyler.Abbasi halifelerini övdükten sonra,Türklerin idareyi ve devlet yönetimini onların elinden aldığını anlatır.Güneşin ve yıldızların hallerini de rakamsal sırlara bağlar.Bir matematiksel uyum ve armoni elbette varır.Elbette bunlarla uyumlu matematik denklemlerin gerçekçiliği de vardır.İbn’i Haldun sayılar üzerine de Mukaddime’sinde görüşlerini açıklamıştır.Üçüncü cildi okunmalıdır…

        Ünlü Rus yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy/1828—1910/Savaş ve Barış adlı,sinemaya da uyarlanmış olan eserinin birkaç yerinde bu sayı  oyununu da kullanmıştı. MEBAKANLIĞININ 1946 yılı tercüme yayının Üçüncü cildinin 92 ve 93’üncü sahifelerinde bu kullanımı görebiliriz:

        “İçinde bulunduğu durumun/Prens Piyer / uzun süre devam edemeyeceğini. bütün hayatını değiştirecek felaketin yaklaştığını hissediyor ve sabırsızlıkla her şeyde, yaklaşan bir felaketin alametlerini arıyordu. Piyer’in Mason biraderlerinden biri o’na Napolyon hakkında Yuhanna’nın Apokalips’inden çıkarılan aşağıdaki kehaneti keşfetmişti. NOT: Apokalips=Gaipten haber verme, Ahdi cedit kitabı.” “Apokalips’in onüçüncü bölümünün onsekizinci ayetinde şöyle deniliyor:”Burada hikmet var; akıl ve zeka sahibi kişi canavar sayısını saysın; bu insanca bir sayılır ve bu sayı altıyüz altmış altıdır.””Aynı bölümün beşinci ayetinde:”ve onun bir ağzı var ki büyük ve bayağı sözler söyler ve ona bir saltanat verilmiştir ki kırkiki aylıktır.” “Fransız harflerinde ilk on harf, İbrani temsili rakamları gibi vahit ifade eder; diğer harfler ise şöyle bir manzara gösterir:

                “A B C D E F G H İ K L M N O PQ R S T U V W X Y    Z

        123456789102030405060708090100110120130140150160     NOT:Her harfin altına bir sayı gelecektir.Bu alfabeye göre rakamla l’empereur Napoleon  sözü yazılınca elde edilen rakamların toplamı 666 olur,  bu suretle ,Napolyon’un Akokalips’de bildirilen canavar olduğu meydana çıkar. Aynı alfabeye göre, Quarante deux/42/yani canavarın ikbalinin sonu a bu kelimelerin rumuzu olan harflerin toplamı yine de 666 eder. “6x6=36+6=42,Napolyon 1812’de 42 yaşındaydı. Alın bir de benden: 1812’yılında yapılan Fransız—Rus meydan muharebesinde,29 Fransız generaliyle 47 Rus generali ölmüştü. Bunların toplamı:29+47=76 etmekedir.6x7=42 Napolyon’un yaşıdır. Said’i Norsi 30 sene Bahaî idi. İran’da Bahaîleri kullanan ve Risalelerini çoğunu da yazan Çarlık Rusya’nın Tahran Büyük Elçisi Prens Dalgorkiydi. Kuranı Kerim ayetlerinin harflerin sayısal değerlerine göre yorumlanması İslam inancına göre doğru değildir. Cifr denilen bir HURİFİLİK saptırmasıdır. Şimdi anlatabildim mi Müslümanlığa saldırının nerelerden kaynaklandığını?!ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU…

.

 

   

3 Aralık 2016 Cumartesi

2122/SAYI MİSTİSİZMİ--2'İNCİ BÖLÜM.


                TC.                                                                                                                                                                        OSMANÜRKOĞUZ                                                                            osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                           TV.İZMİR;03 Aralık 2016.

                    SAYI MİSTİSİZMİ,

                      İkinci Bölüm:

       Hz. Musa’nın, Firavun 1’inci Seti’nin kızının bir Yahudi Mimardan olan nikâhsız oğlu olduğunu biliyoruz. Musa, İbranice suyla gelen demektir. O dönemde piçler böyle adlandırılırdı? Sümerleri yıkan Birinci Sargon da suyla gelenlerdendir… İkinci Ramses’in de Yeğeni olan Musa, Amon—Ra rahibi ve İkinci Ramses’in muhafız alay komutanıydı… Mısır’a sürülen Yahudiler, mabetler için taşocaklarında taş kırmakta kullanılırlardı. Güçlü olmalarının yanı sıra çok ta gaddar olan Mısırlıların karşısında, Yahudilerin umuttan başka sığınacakları bir şeyleri de yoktu. Romalılar tarafından da her türlü zulme uğratılan Yahudiler, Arap peygamberi Muhammet tarafından da kırıma uğratılmışlardı… MÖ:586 yılında; Asur Kıralı Nabuketnezar/Nabukodonosur/tarafından Babil’e sürgüne götürülen Yahudiler, ancak 48 yıl sonra ülkelerine dönebilmişlerdi. Kudüs şehrinin yakılıp, yıkılışı, Roma kıyımı,İsrail ulusunu bir kurtarıcı Mehti beklentisine ve onun gelişi tarihinin hesaplamalarına  sokmuştur…Talmut,Kabala ve 39 kitaplık Tevrat ile,Yahudi halkındaki  bu umut canlı tutulmuştur.Bu mistik inanç İslam’a ve İran’a da geçmiştir.Bunları kısacıkta olsa incelemeliyiz:önce,Ünlü Filozof Fisagor/Phithagoras/ bu mistik düşünceden hareketle sayılar üzerinde ilginç sonuçlara varmıştır.Daha sonra da Eflatun/Platon/ “Kutsal Matematik”,deyimi ile sayılardan giderek site devletlerinde oturacak insanların sayısına ulaşmıştır.5040.Phisagor’un MÖ:570-580-590’da Sisam adasında doğduğu;MÖ.496/497 senesinde de Metaponte’de öldüğü ya da öldürüldüğü söylenmektedir…Yarı tanrı,Peygamber,Politikacı Filozof,MATEMATİKÇİ,Fizikçi,Sayı mistisizmi üzerine ün yapmıştır.Matematiğe ait doktrinleri ve ruhun gücünü,32 sene dolaştığı Mısır’dan aldığına inanılır.Eskilerin,”Eşek Davası”,dedikleri,bir geometri problemini çözdüğün de 100 öküz kurban ettiği de söylenmektedir:”Bir dik üçgende,dik kenarlar üzerine kurulan karelerin toplamı,uzun kenarı üzerine kurulan kareye eşittir”…Aristo’nun anlattığına göre iki çeşit düşünen hayvan vardır:”Bunlardan birisi tanrı,diğeri de insandır;Fisagor ise bir üçüncüyü temsil eder?!Eski Filozoflar,Fisagor’u insan ile Tanrı arasında bir aracı,bir peygamber kabul ediyorlardı…Mistisizm yönünden Fisagor,bir yas a da getirmişti:”SÜKUT YASASI” şöyleydi:

        1-Beşyıllıksükût,                                  

       2-Deneye sükûtu,

        3-Sürekli ve mistik sükût,(Sadakat).

        4-Tüm dinlerin ve İslamın tarikatlarına etkisi de çok büyüktür.”Her şeyin tözü sayıdır ve onlardan daha büyük olan hiçbir şey yoktur?!”Derdi…”2+1+2 evlenmenin simgesidir.2+1+2olduğuna göre,1’in iki tarafında bir eşitlik göstermektedir?!1+2+3+4=10 kutsal kareye eşdeğerdir.Kutsal dörtlüktür.Ebedi doğanın kaynağını kapsar?!”Derdi.Müritlerine,bizim askerlerimize silahları üzerinde ant içirdiğimiz gibi;sayılar üzerine ant içirirdi…Batılıların HERMES,bizim de İDRİS peygamber dediğimiz ve terzilerin de piri saydığımız Mısırlıdan dersler aldığı da anlatılmaktadır…”(1 )Tanrı ve  Evrenin ilkesi MANAT’TIR,(2) ise DİYAT’IR.Tanrının madde , zaman ve uzaydaki tecellisidir.(3) ise TRİYAT’TIR,Âlemdeki ebedi işbirliğinin simgesidir.ÂLEM,BEDEN,CAN,RUH(Doğal,insel ve Tanrısal âlem gibi Üçlüklerden bileşiktir.Herşeyin bileşimi Üç olduğu gibi,yaratma da üçlüktür.(Bir) noktadır;(iki) çizgidir,(üç) üçgendir…”Buyurur.Hıristiyanlıktaki(ÜŞLEME) TESLİS,BABA,OĞUL,RUHULKUDÜS inancının kökenini ve Üç sayısının kutsallığını Homeros’un İlyada destanında görmekteyiz:Zeus,Athena ve  Apollon üçlemesi… Atalara tapma inancında da babalara tapma inancının üçlüğü/tripatores/.Baba, dede ve denin babası. Hintlilerin BRAHMA, SİVA VE VİŞNU ÜÇLÜĞÜ…Bu inanış  Fisagor’a dayandığı gibi;Şiilerin,devedeki,tabuttaki ve deveyi çeken ALİ Üçlemesinin kökeni de çok yerlere dayanmaktadır….Merhum Türk Filozofu Cemil Sena ONGUN’DAN,Fisagor’un akıl  gücünü özetleyelim:FİLOZOFLAR ANSİKLOPEDİSİ,C.2,s.136—141.Fisagor’a göre Evren, bir sayısal uyum ve ahenkten başka bir şey değildir.Sayıların öğeleri de eşyanın kendileridir.Bunların esası:”Zıtlık”,”sınırlılık” ve “sınırsızlıktır.”Sonlu,sonsuz,tek çift,birlik çokluk,sağ sol,erkek dişi,sükûn ve hareket,doğru ve eğri  çizgi,aydınlık karanlık,hayır ve şer,kare ve dikdörtgen…Bu on çift,ahlaklılığın olduğu kadar da gerçekliliğin ilkeleridir ve bunların on’dan fazla olmamaları(10)’un  en yetkin bir sayı olmasındandır.”NOT:Hayır ve Şer Allah’tandır.AHENK VE UYUMA gelince:”Bileşik çoğunluğun birleştirilmesi,akortsuz şeylerin de akort edilmesidir.””Varlık belirlenmemiş bir boş uzaydan ibarettir.Âlem,sınırsız havanın bir nefes almasından,yani genişleyip daralmasından oluşmuştur.Ve hava gökyüzünün dışındadır.Gökyüzü ile hava arasında bir boşluk vardır.Gökyüzü bu boşluğu itince eşyadan ayrılmış olur.Bu solunumdan meydana gelen şeylerin faktörü ise,Merkezdeki Ateştir.”TANRILARIN ANASIDIR?!”YILDIZLAR DA EVRENİN ODAĞIDIR.”Her yıldızın yeri,kendine özgü bir sayıdır.örneğin,merkezil ateş kütle birdir…”Her şeyin kaynağı,merkezsel bir ateş olan Monat’tır.Bu mutlak birlik eşyanın merkez ve odağıdır.Bu ateş,kendisine,sınırsız olan şeyin en yakın kısımlarını,yani şekilsiz maddeyi çeker.Bu çekici etkinin gerilme ve gevşemesi evrenin oluşumunu açıklar…Âlem,merkezinde “Hestia” olan geniş,büyük bir küredir.Bu küreyi bir ateş dairesi sıkıştırmıştır;merkezinden en uzak kısımlarda daireler yahut saydam küreler üzerinde tespit edilmiş olan yıldızlar vardır ki bunlar,bu küreler kendi eksenleri etrafında yer değiştiren hareketlerle sürüklenip,gitmektedir.Sonra Beş gezegen gelir.Daha sonra da Güneş,Ay,Yeryüzü ve nihayet görülmeyen,fakat(10) kutsal adedi için yeryüzü altı gelir.Yeryüzü  ve diğer cisimler merkezsel ateş etrafında öteleyici/intikali/ hareketlerde bulunurlar,ve biz,yeryüzünün güneşe bakar tarafında oturuyoruz.Ve ancak güneş aracılığı ile merkezsel ateşi almaktayız.Sabit ve  gezici olan yıldızlar,yeryüzü gibi,bir göksel havaya ve insanlara sahiptirler….”Bu kozmoloji’de “Nizam” ve “Ahenk,”hâkimdir.YERYÜZÜ ÂLEMİN MERKEZİ DEĞİLDİR,ÇÜNKÜ O KARANLIKTIR.Merkezsel ateş te ışıktır.fakat hareketsizdir.Çünkü ışık ve sükûn “hayır” silsilesine uygun olarak sıralanmıştır.Bu ahenk ilkesi hâkim olduğu maddeden büsbütün ayrı değildir.bizim âlemde bulduğumuz şeyler,âlemi teşkil eden öğelerin nitelikleridir.Her şeyin sayısal olarak vücuda gelmiş olmasının nedeni adetlerin eşyaya töz olmalarındandır.Yeryüzü ile ay arasındaki alan,bir çekim alanıdır.Bunun adı “oluş” dairesidir.Yeryüzümüz Altı tufan geçirmiştir,tufanlara arasındaki çöküntülere rağmen ilerleme devam etmektedir…Fakat ilerleme ve evrim bir cepheli değildir,maddenin evrimiyle paraleldir…”NOT:MADDELERİN EVRİMLEŞMESİ SONUNDA       URANYUM’A DÖNÜŞMESİ?!Fisagor,son derslerinde şunları söylemiştir:”Göklerin bütün yıldızlarının,âlemin ruhu demek olan “Büyük Maya’nın”  geçici bir şekli olduğunu söyledi.Bu ruh,sonsuz gökyüzünde dağınık bir halde bulunan maddeyi bir merkezde yoğunlaştırdıktan sonra tartılamaz bir kozmik akışkan halinde birleştirip,ayırarak,şuraya,buraya dağıtmıştır.”NOT:Güneşteki FİZYON VE FÜZYON OLAYI?!Her güneşe,bağlı olan çevrisel/ girdabi/hareketlerde bir evrensel ruhtan bir parça vardır.Bu ruh,milyonlarca yüzyıl, o çevrinin/girdabın/içinden uzaklaşmak isteyen bir kuvvet halinde döner,durur.Bir küçük âlemin yıldızlarında biribiri ardından belirecek olan güçler,türler ve tekmil yaşayan ruhlar,Tanrı’dan,yani Büyük Maya’dan” gelmiştir.Onlar,babadan inmişlerdir.Yani,yüce bir ruh düzenine bağlı olarak daha önce geçmiş olan maddesel bir evrimi geçtikten sonra  meydana çıkmışlardır.Çünkü,görülmeyen güçlerden bazıları asla ölmezler.Onlar,bu âlemi oluşturmakta görevlidirler.Diğerleri,hem sıralarına,hem de ebedi kanuna bağlı olarak bu görünen âlemde kendilerini göstermek için sıra beklemektedirler…”EK: Yeni yıldızların oluşumu, novalar*         EFLATUN/PLATON/ Sokratın öğrencisi , zengin ve soylu bir ailenin de oğludur.Tüm çağların en büyük ve de en görkemli ,Hıristiyanlığın da temellerini atmış bir filozoftur.Omuzları çok geniş olduğundan Plato/geniş omuzlu/ adı verilmiştir.-Tüm dünyada ve özellikle de Batıda hayranı çoktur.Emerson adlı bir yazar:”Tüm kitaplar kaybolsa;Eflatun’un Devlet adlı eseri tüm insanları terbiye etmeye yeter!?”Buyurmuştu…Pisagor gibi,Eflatun’un da gezilere çıktığı,Hindistan’da uzun süre kaldığı yazılmaktadır.Eflatun,MÖ:429—347 yılları arasında yaşamıştır.Siraküze Tiranı tarafından hakarete uğrayarak köle olarak ta satılma tehlikesini yaşamıştır.”Kutsal Matematik” deyimiyle sayılarla da uğraşmıştır.Kuracağı ideal site devletinin nüfusunun ne miktar olması gerektiğini hesaplamıştır:”Çömlekçi,zengin olursa çömlekçiliği bırakır.Fakir olursa,zanaatını yürütecek edevatını da satın alamaz.Çömlekçi,çömlekçiliği bırakırsa,çömleksiz ne yaparız?!”Sözü de onundur.”Örnek yurt/Site kent/ Oniki bölgeye ayrılacaktır.Her bölgeye eşit topraklı Üçüncü sınıftan 5040 aile yerleştirilecektir.Niçin diye soracaksınız:1x2x3x4x5x6x7x=5040,kutsal bir sayıdır.Fisagor’un sayılarını hatırlayınız?!Pisagor:”Her yıldızın yeri kendine göre bir sayıdır.Örneğin:Merkezsel ateşteki ilke(1)’dir.Yeryüzü Altı ise,onluğun birinci yeridir.Yeryüzü(2),Güneş (7)’dir.Zira sabit yıldızlardan itibaren (7)’inci sırayı tutar ve aynı zamanda tehlikeli zamanları geçirir?!”Buyuruyordu.Gezegenlerin sayısı (7) olarak bilindiği için de (7) sayısı ve 7’nin katları kutsal bir etkinlik kazanmıştı.1766 yılında;Alman Bilgini JohannTitüs,gezegenlerin güneşe uzaklıklarının sayısal oranlarını bulmuştu.Bilgin Bade’nin de yardımı ile  geliştirilen bu teoriye JOHANN—BADE teorisi denilmektedir:”0,3,6,12,24,48 ve 96 sayıları 0-3 dışında,biri birlerinin iki katıdır.Bunlar,Gezegenlerin Güneşe olan uzaklık oranlarıdır.Dünyanın güneşe uzaklığı (10) birimdir.Her sayıya (4) eklenir.

Güneş 4Merkür ,7Venüs,10Dünya ,16Mars , ?’!28, 52Jüpiter ,100Satürün …Bu hesaba göre,(28)’in olduğu yerde bir gezegenin olması gerekiyordu?1800 yılında,bir grup gökbilimci biraraya gelerek bu kayıp gezegeni aramaya karar verdiler…01 Ocak 1801’de,Sicilya’da toplanan gökbilimcileri bir sürpriz beklemekteydi:Astronom Giuseppe Piazzi,kayıp gezegeni bularak adını da CERES koyduğunu söyledi.Daha  sonra da PHAETON  ismi verilen ikinci bir gökcismi bulundu.Çaplarını (1000’er kilometre olduğu da hesaplandı.Günümüzde,(2000)Astroit’in çapları biliniyor;(200.000) göktaşının kayıp gezegenin yörüngesinde dolandıkları matematiksel olarak kanıtlanabiliyor.Sakın NUH TUFANI BU GEZEGENDE OLMUŞ OLMASIN?!GILGAMIŞ DESTANINDA:”HER CANLININ TOHUMUNUN GEMİYE ALINDIĞINDAN” Söz edilmektedir…Ol kayıp Gezegen patlamadan önce,bir uzay gemisiyle kaçıp,kurtulanlar olmasın?!

            Bu tür hesaplar ve sayılarla uğraşma fikri İslama yansımıştır:

                                   İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU.

           

 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

                                  

 

30 Kasım 2016 Çarşamba

2121/HAYAT PAHALILIĞIN NEDENİ SAYIN İRECEPTİR?


   TC.                                                                                                                                                                                          OSMANTÜRKOĞUZ                                                         osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                           TV.İzmir;30 Kasım 2016.

        SAYIN BAY RECEP’E GÖRE HAYAT PAHALILIĞININ NEDENİ?

                “Babasının ayrı arabası var,anasının ayrı arabası var,kızının ve oğlunun ayrı arabası var.İsraf.Hayat ondan pahalıdır.”Büyük ekonomi ustamız Sayın Recep Tayyip Erdoğan?!Son günlerdeki paramızın değer kaybetmesi ve hayat pahalılığı tartışmasının nedenini Her davanın Müddeiumumisi Sayın Recep ortaya koymuştur?!”Vatandaşın araba almadaki israfı?!”Bizde büyük ekonomist yok diye üzülürken bu açıklama üzerine Uygar ülkelerin aptallığına şaştım da kalakaldım?!Amerika’da,Almanya’da,Fransa’da  her vatandaşının birer arabasının yanı sıra,birer motosikleti,yatı ve dahi uçağı bile vardır.Oralarda hayat alabildiğine de pahalı değildir.ABD’DE 1000 kişiye düşen araç sayısı797—2010’da.Diğer ülkelerde:SAN MARİNO 1263.MONAKO 899.LİHTENSTAYN 750.İZLANDA 745. YUNANİSTAN 624.2010 VERİLERİ.13 ARALIK 2015’E GÖRE TÜRKİYE’DE 1000 KİŞİYE 234 ARAÇ. 10 MART 2016 TARİHİNE GÖRE:20 MİLYON 98.994 ADET MOTORLU ARAÇ VARDIR.Kiralama hariç.TÜRKİYE’DE 193,425 MAKAM ARACI VARDIR.UÇAKLAR HARİÇ?!

        Sayın Bay Recep Bey, pahalılığın, Doların hızla yükselmesinin bir tek nedeni vardır: SİZLERİN, SERVETLERİNİZİN HIZLA YÜKSELMESİ VE DAHİ FİRENSİZ HARCAMALARINIZ. SİZ DÜŞERSENİZ DOLAR DA TEPETAKLAK DÜŞER. ONBAŞI ADOLF HİTLER GİBİ SUÇLU ARAMA.

Bu liste motorlu araç toplam sayısında en üst on sırada yer alan ülkeleri listeler.

Sıra
Ülke
Toplam motorlu araç sayısı 
Notlar:
1
 229.500.000
-
 211.600.000
2
 176.000.000
3
  68.900.000
4
  44.804.760
5
  34.048.983
6
  32.050.386
7
  31.951.079
8
  29.962.787
9
  26.034.225
10
  21.977.778

 

2120/KADIN NEREDEN NEREYE?--5'İNCİ BÖLÜM.


                                                 TC.                                                                                                                                                                          
                          OSMANTÜRKOĞUZ                                                                      osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                  TV.İZMİR,28 Kasım 2016.

                 KADIN NEREDEN NEREYE?

                          BEŞİNCİ BÖLÜM.

                                          Akana!TA                        
      Alıntı:“Sonsuz sulardan çıkıp, Ülgen’e yaratma emrini veren ve tekrar sulara dönen Tanrıça Akana’dır. Altay Türklerinin inancına göre, ışıktan bir kadın hayali şeklindedir. Ülgen ilk yaratılış ilhamını Akana’dan alır ve dünyaya destek olması için üç tane de balık yaratır. Türk mitolojik görüşlerine göre Ak ana boynuzlu olarak betimlenir. Eski çağlarda Ana tanrıça heykelcikleri de boynuzlu olarak simgelenmiştir.”Yaratılış destanımızda Kayra Han ‘a yaratma fikrini verendir. Bazan Ürüng ENE diye de geçiyor ...

        “Bu da Yaratılış destanının en başı: "Her şeyden önce su vardı. Yer, ay, gök, güneş yoktu. Sadece Tanrı Kayra Han vardı, ancak yalnızdı ve canı sıkılıyordu, Sudan gelen bir SES ona, "yarat!" Dedi da kendi gibi birini yarattı ve ona “kişi,” Dedi. .."
Ak Ana - Türk, Tatar, Altay, Yakut, Çuvaş mitolojilerinde Deniz Tanrıçası. Değişik Türk dillerinde Ağ Ana, Ürüng Ene, Şura (Sura, Sor) Ene olarak da bilinir. Moğollar ise Sagan (Sagağan, Saj) Ece olarak anarlar.”

        Yunan Mitolojisinde, topraktan insan yartma emrini Baştanrı Zeus,Oğlu Demirciler Tanrısı  Topal Hephaistos’a vermişti.Tek Tanrılı dinlerde de bizzat Allah ilk insan ÂDEMİ çamurdan yaratmıştı?!Tüm dinlerin aslı ve çıkış yeri MİTOLOJİDİR.AMMA,TÜRKLERDE KADININ ÖNEMİ YARATILIŞTA DA VURGULANMIŞTIR.ÖKÜZLERE, VE’L ARAPKOLİKLERE DUYURULUR.ARABIN ERKEK KÖKENLİ TANRISI DÜNYAMIZI DERTLERE GÖMMÜŞ VE KADINLARIMIZI DA HER İKİ DÜNYA’DA SEKS KÖLELİĞİNE SOKMUŞ,CENNETİ DE MEYHANE VE GENELEVİNE ÇEVİRMİŞTİR?!Yunan Mitolojisinde,ilk erkek Prometheus’un hatası yüzünden,Baştanrı Zeus’un emri üzerine,erkeklerin başına bela olacak kadın yaratılmıştır.İslamda da ilk cinayet,kızkardeşin paylaşılamaması nedeniyle işlenmitir.GÜNÜMÜZDE DE,BUNUN İNTİKAMI MIDIR,NEDİR,ÜLKEMİZDE HEP KADINLAR VE KIZLAR ÖLDÜRÜLMEKTEDİR.

     Ve Kız

        Onbeş yaşına gelen bir türk Kızı,çayıra çadırını kurarak önüne de flamasını dikerdi…Kendisini beğenerek  evlenmek isteyen erkekle değil de,her türlü spor karşılaşmasında,kendisini yenerek güçlülüğünü kanıtlayan Delikanlı ile evlenirdi.Evliler de,birbirlerine “EŞİM,”derlerdi.İslamiyetle birlikte Araplaşmamızın sonunda;kadının adı değişmiştir:EKSİK ETEK,SAÇI UZUN AKLI KISA,KAŞIK DÜŞMANI,BİZİMKİSİ,ÇOCUKLARIN ANASI,ÖMÜR TÖRPÜSÜ,DERTKÜPÜM,CEHENNEM EHLİ….İLAHR…..Türkiye Cumhuriyetinde birbirini seçerek evlenmiş olan kadın ve erkek,BİRİBİRİNİN EŞİDİR.EŞİT DURUMDA VE EŞİT KONUMDADIRLAR…AMMA,KADININ YARATICILIK VE SAYGINLIKTA ÜSTÜNLÜĞÜ MUTLAKTIR…TARTIŞMA GÖTÜREMEZ….  

        Kaşgarlı Mahmud’un MS:11’inci asırda yazdığı,”DİVAR” adlı esrinde                                           EŞ kelimesini sözlük anlamlarına bakalım: Türklerin kutladıkları bayram ve festivalleri şöyle anlatır: Bu bayramlar, Eski Türklerin “EĞLENME, GÜLME, SEVİNME” amaçlı uyguladıkları eğlencelerdir. Dini olmaktan ziyade Ulusal anlamlıdırlar. Bazen Tanrılar ve kahramanlar için kurban törenleri düzenlenirdi… Bayramlar, çiçeklerle süslenmiş, çıra ateşiyle aydınlatılmış ve etrafı da ağaç dallarıyla çevrilmiş alanlarda “ilkbaharın ve Sonbaharın ilk aylarında yapılırdı. Bayramların gece ve gündüz tertiplendiği bu alanlara,”GÖNÜL AÇAN,”ismi verilmiş. Kız isteme töreninde usul: İstenilen kız, kahramanlık gösteren erkeği değişil, vuruşarak galip gelen erkeği seçermiş. Değiş şöyle başlarmış:

        -“Çek Peyen sana varamam,

        -Vuruşalım dermiş.

        -Sen beni yenersen sana ancak öyle varırım.

        -Yalnız ben seni yenersem öldürürüm?!”Dermiş…Necip BELEN,Eski Türklerde Bayram ve Festivaller,213 Numaralı Birlik Dergisi,s.42—43.İslamiyet’ten önce,Türklerde KADIN—ERKEK ayırımı kesinlikle yoktu…

        “EŞ” kelimesinin anlamı:

        EŞ: AD.

“Birbirinin aynı olan ya da ayrımsanamayacak denli birbirine benzeyen iki şeyden her biri.

 "Bu kalemin eşi de bende var"

Bir çift oluşturan iki şeyden her biri.

"Ayakkabımın eşini bulamıyorum"

Karı kocadan birine göre öteki, her biri, yaşam arkadaşı.

"Adam eşiyle her gün dalaşıyor"

Birlikte yaşayan, bir çift oluşturan erkek ve dişi canlıdan her biri.

"Ayının eşini vurmuşlar".

Halkağzından.

Yol arkadaşı, arkadaş.

İki şeyi birbirine denk görmek.”İSLAMDA, EN UYGAR BİR MÜSLÜMAN ÜLKENİN KADINININ GÖRÜNÜMÜDÜR.

                Peygamberin kendi ağzından dinleyebilirsiniz:

(Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.) Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140 Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852

        Kocasına secde ettirirdim diyor.
 (Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.) İbni Hacer El Heytemi 2/121 Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 239.

        Kocası üstünde ne kadar büyük hakkı var!

(Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.) Hafız Zehebi-Büyük Günahlar- Sayfa 187

(Kadınların dini ve aklı eksiktir.)

        Sahihi Buhari Kadınların aklı eksiktir bu fıtrat olarak böyledir.

Dini eksik olmasının nedeni ise; Özel günlerinde namaz onlara farz olmaması kazası olmaması vb. Gibi şeylerden dolayı dini eksik denir yoksa elbette imanı tamdır.

(Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim.)Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003.

(Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.) Sahihi Buhari.

(Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.) Müslim, İman, 34/132 İbn Mace, Fiten 19/4003.

Kadınlara değer vermemek mi? Hz. Meryem ondan sonra birçok mühim zat var kadın İslamda. Kadın erkekten daha çok dikkat etmek zorunda mahremiyeti var dedikodusu var, dili var. İmam GAZALİ’ DE kadınlar hakkında sıralamış ama sadece birine değinelim.

Kadın sekiz sıfatlıdır: Giyim kuşam hevesinden maymun. Fakir düşmeye razı olmadığından KÖPEK. Kocasına ve diğer insanlara kibrinden YILAN. Gece gündüz koğuculuk yaptığından AKREP. Evden eşya sattığından FARE, Erkeklere hile kurduğundan TİLKİ. Kocasına itaat ettiğinden dolayı KOYUN’DUR.HADİS?!

İmamı Gazali İhyayı Ulumuddin.

Burada kadınların özellikleri sıralanmış nasıl ki dedikoduda akrep gibi sokuyorsa.. Kadınları anlama gibi bir şey.

Gazzali, kadınların sünnet edilmesinin zevki arttıracağı gibi fikirleri olan(1), şarkı dinlemeyi Allah’ın haram kıldığını iddia eden(2), namazı bozan şeylerin kara köpek, eşek, domuz ve Kadın olduğunu söyleyen(3), ev penceresinden dışarı bakan kadınların dövülmesi gerektiğini savunan(4), Allah’tan peygamberlerin melek ile, kendilerinin yani evliyaların ise direkmen bilgi aldığını iddia eden bir MÜŞRİKTİR.

1. KADINLARIN SÜNNET ETTİRİLMESİ İYİ BİR DURUM İÇİN Mİ BAHSETMİŞ KÖTÜ BİR SONUÇ OLARAK MI DEMİŞ? EK: KADININ SÜNNETİ YÜZÜNDEN ÖLEN KADINLARIN YANISIRA MİLYONLARCA DA SAKAT KADIN KALMIŞTIR.

2. ŞARKI DİNLEMEK ZATEN HARAMDIR TÜM EHLİSÜNNETÇE HARAMDIR!

3. NAMAZI BOZAN KÖPEK ÇÜNKÜ NECİSDİR ŞAFİLER BUNA GÖRE ZATEN FETVA VERMİŞLERDİR ELBİSEYE KÖPEK DEĞSE GİYİNEMEZLER, AYRICA KADIN DEMESİNİN NEDENİ FETVA OLARAK ERKEĞİN ÖNÜNE KADIN GEÇSE DÜNYALIK BİR ŞEHVET OLABAİLECEĞİNDEN HABER VERDİĞİ İÇİN BOZABİLİR DEMİŞTİR.

4. EV PENCERESİNDEN BAKAN KADINA GELİNCE, ŞER’EN DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE BİR KADIN KOCASI OLMADAN NE EVDEN DIŞARI ÇIKABİLİR NE DE PENCEREYİ AÇABİLİR…

ŞER’EN DOĞRUDUR… ÇÜNKÜ BUGÜN DIŞARIDA NE OLAYLAR BİTİP GEÇMEKTEDİR HELE BUGÜN SİZCE DOĞRU DEĞİL Mİ??AYRICA BUNLARI SÖYLEYEN HADİS ÂLİMLERİ DEĞİL HADİS ÂLİMİ OLMAYAN SUYUTİ V.B. GİBİ ÂLİMLERİN NAKLETMİŞ OLDUĞU SÖZLERDİR…

AMA ŞER’EN DOĞRUDUR. AMA HADİS DEĞİLDİR

(Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.) Sahihi Müslim, Salât 265; Tirmizi Salât 253/338 Ebu Davud, Salât, 110/720.

Şafi mezhebinde köpeğin değdiği kıyafetin bir daha giyinmeyeceğini hepimiz bilmekteyiz. Bunun nedeni bu hadis olabilir fakat neden öyle dendiği de bellidir.

Zira bir kedi ile bir köpeğin edeb farkına bakalım. Bilimsel olarak canlılar arasında en çok idrarında mikrop bulunan varlık köpektir ve tuvaletini açık yerlerde yapar eşerek örtmezler. Ama kediler böyle değildir. Tuvaletini yapsa hemen ardından orayı kapatır. Bu nedenle köpek necis bir varlıktır. Tabi ki burada onu gömelim, öldürelim, eziyet edelim anlamında değil.EK:Peygamber dahil tüm Müslüman Araplar,araziye sıçarak Üç ila Beş  taşla temizlenirlerdi.Boklarını da öylece boynu bükük bırakırlardı.1955-1956 senesinde Urfa’da ve 1960-1962 senesinde güney sınırı boyunca durum hep aynıydı?!RAHMETKİ GENERAL AZİZ AVMAN,1960 SONRASI,MERSİN VALİSİ OLARAK,MERSİNİN DAĞ KÖYLERİNE  85.00O HELA YAPTIRTMIŞTI.

Kadın ise, namaz esnasında akla farklı şeyler gelebileceği için namaz bozulur demiştir. Bu da gayet normaldir ki insan namaz esnasında şeytanla mücadele eder ve akla herşey gelebilir.

(Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.)Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikâh, 17/4805.

İmamlar hakkında çelişkili hadislerin varlığı hakkında.

4 İMAM KURANIN HARAM DEDİĞİNE HELAL DEMEDİLER ÇELİŞKİLİ HADİSLERE BU HADİS-İ ŞERİF-İCE FETVA VERDİLER BU DA ZATEN EFENDİMİZ OLABİLİR DEMİŞ(!) İSABETLİYSE 2 SEVAP DEĞİLSE 1 SEVAP OLACAK

2- (Zekerine dokunanın abdesti bozulur.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Tek Hanefi’de bozmaz.)

3- (Zekere dokunmak abdesti bozmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Tek Hanefi’de bozmaz.)

5- (Kan aldırmak abdesti bozmaz.) [Beyheki] (Yalnız Hanefî’de bozar.)

6- (Akar kan abdesti bozar.) [Beyheki, Dâre Kutnî] (Tek Hanefî’de bozar.)

        HANBELÎ, MALİKİ, ŞAFİ, HANEFİ! Şimdi bu 4 mezhep imamı kuranın haram dediğine helal, helal dediğine haram diye fetva vermemişlerdir. Neye göre vermişler? Kuranda olmayan, Hadis-i Şerif-i de olmayan bir konu karşısında fetva verirler… Peki, hadis’de bir konuda hem var hem yok derse ne yapmalıyız?”YANIT MI? İLMİN VE AKLIN DEDİĞİNE UYMALIYIZ. Revenons a nos Moutons.

        Manisa şehir merkezine yolu düşen bir kimse, Spil dağına çıkmak isterse, NİYOBE’NİN/AĞLAYAN KAYANIN/ önünden geçer. Siyah, bulutumsu, insan başına benzeyen bir kaya ağlayıp, durur. Rahmetli Abdi İpekçi adına bir uzun şiir yazmıştım:”Bize Dostluk Yaraşır”;orada Niyobe’yi, Truva savaşı  için ağlatmıştım:”Ağlar Niyobe ağalar, Truva’daki savaşa”,demiştim.Ne zaman Anadolu Kadının çileli yaşantısı ve uğramış olduğu zulümler ortaya konulsa;gözümün önüne hep bu NİYOBE gelir…Niyobe,Tanrıça Leton’un arkadaşı ve Baştanrı Zeus’un da eşlerinden birisidir.Mitolojiye göre,Altısı Kız,Altısı Oğlan oniki çocuğu olmuştur.Zeus’un Leto’dan olan oğlu Apollon  ve Artemis tarafından öldürülmüşlerdir.İzmirli Kör Ozan,Hemşerimiz Homeros bu öyküyü Akhilleus’un/Aşil’in/ ağzından şöyle anlatmaktadır:

                “Tanrılar, yeraltına gizlemiş besinleri,

                Yoksa insan bir gün çalışıp rızkını sağlar,

                Sonra da sırtüstü yatardı.

                Asar, bırakırdı sabanını ocağının başında,

                Çözerdi çiftini, çubuğunu, öküzlerini.

                Zeus kızınca Promethus’a,

                Kendini aldatan o sivri akıllıya,

                Sakladı varını, yoğunu insanlardan.

                O gündür, bu gündür, dertlere boğdu insanoğlunu.

                Zeus gizledi besini insandan.

                Ama İapetos’un güçlü oğlu Promethus,

                Çaldı Zeus’un ateşini insanlar için.

                Sakladı onu marthex kamışının içine.

                Kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona,

                “İapetos oğlu, sivri akıllı kişi,

                Seviniyorsun ateşi çaldın, beni aldattın diye,

                Ama bil ki dert açtın kendi başına da bir bela.

                Aldığın ateşe karşı bir bela.

                Öyle bir bela saracağım ki insanlara,

                Sevmeye, okşamaya doyamayacaklar bu belayı.

                Böyle dedi; kah, kah güldü insanların ve tanrıların babası.

                Namlı, şanlı Hephaistos’u çağırdı hemen:

                “Bir parça toprak al, suyla karıştır”,dedi,

                İçine insan sesi koy, insan gücü koy;

                Bir varlık yap ki, yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin,

                Bedeni güzelim genç kızlara.

                Athena, sen de ona el işlerini öğret,”dedi.

                Renk, renk kumaşlar dokumasını öğret.

                Nurtopu gibi Afrodit, sen de büyülerle kuşat onu,

                İstekler, arzularla tutuştur gönlünü.

                Yüz gözlü devi öldüren Herdmeias, sen de

                Bir köpek yüreği, bir tilki koy içine.”

                Böyle dedi Zeus, onlar da yaptılar dediğini:”                                                                                           Bakınız Kadınlar hakkındaki Muhammed’in hadisine:” Kadın Sekiz sıfatlıdır: “Giyim kuşam hevesinden MAYMUN. Fakir düşmeye razı olmadığından KÖPEK. Kocasına ve diğer insanlara kibrinden YILAN . Gece gündüz koğuculuk yaptığından AKREP. Evden eşya sattığından FARE. Erkeklere hile kurduğundan TİLKİ. Kocasına itaat ettiğinden dolayı KOYUN’DUR?!EK:Erkekler için de Üç sıfat kalmıştır:Keçi,Öküz ve dahi EŞEK?!

                Koca Hephaistos, Topal Tanrı hemen

                Bir kız biçimine soktu toprağı.

                Gökgözlü Athena süslü kuşağını sarıverdi beline.

                O canım Kharitler ve güzelim Peitho

                Altın gerdanlıklar taktı boynuna.

                Horalar bahar çiçekleriyle donattılar saçlarını.

                Hermeias doldurdu göğsüne yalanı, dolanı.

                Uzaktan gürleyen Zeus’un oluyordu isteği.    

                Ses koydu içine o tanrılar kılavuzu

                Ve Pandora adını taktı.

                Pandora demek, bütün tanrıların armağanı demekti.

                Çünkü bütün Olimposlular insanların başına bela etmişti onu.

                Tanrıların babası kurunca bu düzeni,

                Epimetheus’a gönderdi Pandora’yı

                Kılavuz tanrı Hermeiasla.

                Epimetheus unuttu Prometheus’un dediğini:

                Zeus’tan armağan alma demişti ona Prometheus,

                Alırsan ölümlüleri derde sokarsın demişti.

                Armağanı aldı ve alınca anladı

                Başına bela aldığını…

                Eskiden insanoğulları bu dünyada

                Dertlerden, kaygılardan uzak yaşarlardı,

                Bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları.

                Pandora açınca kutunun kapağını,

                Dağıttı insanlara acılarları, dertleri.

                Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık,

                Kapağı açılan dert kutusundan.

                Umut tam çıkacakken Pandora kapamıştı kapağı;

                Böyle istemişti bulutları devşiren Zeus.

                O gündür, bu gündür insanların başı dertte;

                Toprak bela doludur, deniz bela dolu;

                Geceler dert doludur, gündüzler dert dolu.

                Belalar başıboş dolaşır sessizce,

                Ölümlülerin peşinde…”

        Tuva savaşının en büyük kavgası başlar: Aşil, Truva surlarının dibine giderek, Hektor’u çarpışmaya çağırır. Silahlarını kuşanan Hektor, kale kapısının dışında kendisini beklemekte olan Aşil’e saldırır. Çarpışmayı her iki taraf merakla izler. Sonunda, Aşil, kargısıyla Hektor’u öldürür, Hektor’un cesedini atının terkisine bağlayarak Truva surları önünde sürükler ve barakasına götürür. Kıral Priamos, Oğlu Yiğit Hektor’un cesedini almak için Aşil’in çadırına gider. Aşil, Kıral Priamos’u akşam yemeğine davet eder ve şu şiiri de okur:

                “Güzel saçlı Niyobe’nin de yemek geldi  aklına,

                Oysa Oniki çocuğu ölmüştü sarayında.

                Altı Kızı,Ergen Altı Oğlu;

                Apollon öfkelenmişti Niyobe’ye.

                Öldürmüştü oğullarını gümüş yayla,

                Kızlarını da Okçu Artemis öldürmüştü.

                Niyobe, güzel yanaklı Leto ile bir tutuyordu kendini:

                Diyordu:”Leto iki çocuk doğurdu,bense bir düzine.

                İki kişi, Apollon, Artemis öldürdü hepsini.

                Akheos ırmağı kenarında oynaşan su perilerinin

                Yatakları var derler, işte oralarda,

                                                                                                                              Tanrı buyruğuyla taş olmuştur Niyobe,

                Yüreğine indirir durur acılarını… “                                                                                 ”Niyobe Efsanesi, Anadolu Kadının dramıdır. Çağlar boyunca doğurdukları hep öldürürülmektedir, GÜNÜMÜZDE BİLE…

                        BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU.

               

 

 

 

       

 

İzleyiciler

Blog Arşivi