10 Mart 2014 Pazartesi

1234/KİŞİLER DİLLERİNDE SAKLIDIR!

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR;08 Şubat 2014 KİŞİLER DİLLERİNİN UCUNDA SAKLIDIRLAR! KALABALIKLARI GÖRDÜKLERİN DE HIRLARLAR! Rejisör isteyince, yarım pabuçlu aktör Şah Olur, Padişah olur, Başbakan olur. Hak ve hukuku bilmeden Başsavcı olur, sonra da o Çatma Mahkemelerin başı olur… Halk sıkıştırdığında da o davaların Avukatı olur. Onu, Bunu ve Şunu lekeleyeyim derken dillerinde kendisini tarif etmiş bulunur. Okuyalım: “Hırsızlık babadan oğula geçer.” “Bugüne kadar, evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim ve duymadım. Hırsızlık babadan oğula Geçer. Evlattan babaya değil. Dolayısıyla yönetimlerde hırsızlık, yukarıdaki üst yöneticilerden alttaki yöneticilere, oradan da halka yansır!”Bay Recep Tayyip Erdoğan 1994. Sözcü Gazetesi,2 Mart 2014.”Mülkiye Başmüfettişliğinden; İstanbul Büyük Şehir Belediyesindeki 72 klasör suç dosyasını Başmüfettiş temizliği nedeniyle İstanbula vali olana Vali Muavini edilen Candan Eren’in kulakları çınlasın. Bakanların çocuklarına da geçen hırsızlık, Başçalandan Bakanlarına oradan da aşağıya geçmiş! Bay İrecep öyle diyo! “Yalancıdan Başbakan olmaz!”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2014. “Kılıçdaroğlu doğru söylüyor:Yalancıdan,Hırsızdan Başbakan olmaz!14 Şubat 2014 Kırklareli Başbakan! Recep Tayyip Erdoğan. “Yavrularıma helal lokma yedirmedim! Başbakan! Recep Tayyip Erdoğan. “Başbakan Erdoğan, Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Başbakanlık inşaatının durdurulması kararıyla ilgili olarak da 'Hukuksuz olarak yaptığımız hiçbir şey yok. Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım, içine de girip oturacağım ”Dedi. Orayı da mı pisletip kokutacaksın a Recebimiz! Sen bu çıkışı Bilal’den mi öğrendin! Bakınız, o da senin bir görevline ne diyor: Bir arazinin vakfına geçirilmesine “BU KONULARDA KANUN VAR!”Diyene:”SEN O KANUNLARA KULAK ASMA!”Diye talimat veriyor. Bunun Takiyye’ ye dayandırıldığını ancak eblehler anlamaz. İslam Hukukunda Dünya’da iki bölge vardır:1-Darülharp,2-Darülsulh. Gerisi de lahmacundur. Baba ile Oğul Türkiye Cumhuriyetini Darülharp Bölgesi olarak Hırsız Necmettin’den devralmışlardır. Kur’anı Kerim ayetleri Üç gurupta toplanır:1-İbadet Ayetleri,2-Muamelat Ayetleri.3-Meseller. Bugün için yararlanabileceğimiz Ayet sayısı 230’dur.”Zaman değiştikçe hükümler de değişir! ”İslamın en önemli kuralıdır. Muamelelere dair ayetlerdeki hükümler de değişir. Devletlerarası Genel ve Özel hukuk kuralları yanında savaş hukuku kuralları geçerlidir. Savaş Ganimeti devlet mallarına uygulanır. Kişisel eşyalar karşı taraftan ölen askerlerin ailelerine yollanır. Hukuk kuralı budur. Gerisi de bugün için geçerliği olmayan çağına ait Arap uygulamalarıdır. BÜ çağa ait yazılmış kitapları kaynak olarak göstermek bilgiçlikten öte bir anlama ifade etmemelidir. Kişiler, Devletlerin anayasalarının ve yasalarının Garantisi altındadır. Ülkemizin tüm nimetlerini sömürerek ülkemizi Dar’ ül Harp bölgesi saymak ahlaksızlık ve vatan hainliğidir. Buyurunuz eski uygulamaları okumaya. Cevap: Dar-ı harp nedir? ________________________________________ Darül Harp; İslâm'ın siyasî otoritesinin dışında kalmış olup, yönetim tarzı ve yürürlükteki hukuku İslâmî olmayan bölgeler. Genel olarak İslâm hukukunda kâfir ve İslâm düşmanı yöneticilerin hâkimiyet ve yönetimleri altındaki toprakları anlatmada kullanılır. Ö. Nasuhi Bil¬men Hukuk-u İslâmiye ve Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamûsu'nda Darü'l-İslâm ve Da¬rü'l-Harb'i şöyle tarif eder : «Darü'l-İslâm, Müslümanların hâkimiyeti al¬tında bulunup Müslümanların emn ve eman içinde yaşayarak dinî vazifelerini ifa ettikleri yerlerdir. Müslümanlar ile aralarında müsalâha ve muvadecı bulunmayan gayr-i Müslimlerin hâki¬miyeti altında bulunan yerler de Darü'l-Harb'-tir» Ö. Nasuhi Bilmen; Hukuk-u İslamiye ve Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, c. m, s. 394. İmâm-ı Âzam ile İmâm-ı Muhammed'e göre müslüman olmayan bir memlekette bulunan bir Müslümanın, Müslümanları aldatıp mallarını çalması veya gasp etmesi caiz olmadığı gibi gayr-i Müslimlerin mallarını da çalması veya gasp etmesi caiz değildir. Çünkü İslâm dini müsamaha ve fazilet dini olduğu için hiyâneti, aldatmayı, gayr-i ahlâkî ve çirkin şeyleri her yerde yasaklamaktadır. Ancak küfür diyarında yaşayan bir Müslümanın gayr-i Müslim’den faiz almasında beis yoktur. Çünkü onlara göre faiz almak hiyânet sayılmaz, normaldir. (1) Diğer mezhepler ile Ebû Yusuf a göre/Ebu Hanife’nin öğrencisi olan bu satılmış, para ile 125 uyduruk Hadis sattığını itiraf etmiştir. Ostüzü./ faiz her yerde yasaktır. Ne İslâm diyarında ne de küfür diyarında onu almak caiz değildir. Alışverişte, ölçüde, tartıda Müslümanlara gösterilen muameleyi gayr-i Müslimlere de göstermek îcâb eder. (2) Hatta bir kimse meselâ Avrupa'ya giderse, orada devlete veya şahsa ait bir şey bulursa onu sahibine vermeye mecburdur. (3) Küfür diyarında gayr-i Müslimlerden faiz almak caizdir diyen İmam-ı Âzam ile Muhammed'in sözü daha râcihdir. Çünkü bir müslüman parasını, meselâ bir Alman bankasına yatırsa (ki yatırması doğru değildir) onlar, parasını çalıştırıp bol bol kazanacaklar, para sahibi faizini almadığı takdirde cebine hiç bir şey girmeyecek, üstelik de gayr-i Müslimlerin istihzalarına maruz kalacaktır. (4) Not : İmam Azam ve İmam Muhammed ‘e göre küfür diyarında yaşayan bir Müslümanın gayr-i Müslim’den faiz almasında bir sakınca olmadığı hususu: “Daru’l-harpte müslüman ile gayri Müslim arasında faiz olmaz hadisi şerifine dayanmaktadır. (5) Yurt dışındaki vatandaşlarımız bu hadisle ve Hanefi mezhebinin görüşü ile amel ettiklerinden yaptıkları helaldir Dipnotlar: 1- el-Fıkhu ale'l-Mezahebil arba'a, 1/340. Fethu'l-vehhab 2/355. 2- el-Fetâva'1-Kübrâ c. 2, s. 238, Bedâyi es-Senâyi' 9/4378. 3- Hidâye, 2/66. 4- Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, 1/243-244. 5- Zeylai, Nasbu’r-raye, 4/44; İbn Hümam, 7/ 39. Hanefi âlimlerinden meşhur Serahsi (49O) el-Mebsut'unda bu konuda bilgi verirken diyor ki: Müslüman darulharpe pasaportla girdiğinde onlarla yaptığı anlaşmalara sadık kalacağına söz vermiş demektir. Verdiği söze uymalı, anlaşmalarına sadık kalmalıdır. İtimat edilmeyen insan durumuna düşmemelidir. Onlara göre caiz ve meşru olan faizli alışverişle mallarını alması da caiz ve meşrudur. Anlaşmalarına aykırı değildir. Ancak bu faiz alışverişi gayrimüslimlerle olur. Orada bulunan Müslümanların kendi aralarında birbirinin mallarını faizle almaları caiz değildir. Ecnebi ülkelerde, Müslümanların, gayri Müslimlere ödünç verip, onlardan faiz almalarının caiz olduğu Mülteka ’da yazılıdır. Mecmaül enhür ve Dürer ’deki hadis-i şerifte, gayri Müslim ülkelerde, Müslümanların kâfirlerden faiz almalarının caiz olduğu bildirilmiştir. Bundan başka zaruret dışında faiz her yerde her zaman haramdır. Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmek, yani bir nevi kumar oynamak da caizdir. Rum suresinde, (Rumlar, en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Hâlbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir) buyurulmaktadır. Müşriklere göre ise, bu, inanılacak şey değildi. Hâlbuki Allahü teâlânın vaadi mutlaka gerçekleşecekti. Hazret-i Ebu Bekir, sure-i celilenin inişinden sonra, müşriklere, (Bu galibiyet, sizi sevindirmesin. Birkaç yıl sonra Roma, Farsa mutlaka galip gelecektir) demişti. Müşrikler, (Bu birkaç yıl ne kadar zaman?) diye sordular. Üç yıl diye cevap verdi. Übeyy ibni Halef, (Yalan) diyerek, on deveye Hazret-i Ebu Bekir ile bahse tutuştu. Hazret-i Ebu Bekir, durumu Resul-i ekreme haber verdikleri zaman, Peygamber efendimiz, (Birkaç yıl, 3-9 yıl arası demektir. Deve adedini çoğalt ve müddeti de uzat) buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir, Übeyy’i arayıp buldu. Übeyy, (Ne o, pişman mı oldun?) dedi. Hazret-i Ebu Bekir, (Hayır pişman olmadım. Seninle bahsi artıralım. Yüz deve yapalım. Müddeti de dokuz yıla çıkaralım) dedi. Übeyy, durumdan çok emindi. Romalıların hiçbir vakit, yeniden savaş edebileceklerine ihtimal vermediği için, (Peki yüz deve, dokuz yıl olsun) dedi. Dokuz yıl sonra, Bedir’de Müslümanlar, müşriklere Allahü teâlânın yardımı ile galip geldikleri sırada,/ALLAHÜ TEÂLÂUHUTTA NEDEN YARDIM ETMEDİ HEMŞERİM!/Romalılar da Farslılarla, tekrar giriştikleri savaştan muzaffer olarak çıkmışlardı. Hazret-i Ebu Bekir bahsi kazanmıştı. Fakat develerini bizzat Übeyy ’den isteyemedi. Übeyy, Uhud’da yaralanmış ve Mekke’ye dönüşünde ölmüştü. Develeri Übeyy’in vârislerinden aldı. Bu durum müşrikleri iyiden iyiye düşündürdü. İçlerinden birçoğu, Müslümanlığı kabul etti. Böylece Kur’an-ı kerimin bir mucizesi daha meydana çıktı. (Medarik, Tibyan) Mekke-i mükerreme, o zaman İslam ülkesi olmadığı ve Hazret-i Ebu Bekir’in kazanması garanti olduğu için bu bahis işi caiz görülmüştü. Bunun için İmam-ı a’zâm ile İmam-ı Muhammed’e göre, ribâ ve kumar gibi şeylere ait fâsid akidler, dâr-ül-harbede, Müslümanlar ile kâfirler arasında caizdir, yapılabilir. (Mülteka) Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmenin caiz olduğunu gösteren bir misal daha verelim: Meşhur bir pehlivan olan Rükâne, koyunlarının üçte birini bahse koyarak Peygamber efendimize güreş teklifinde bulundu. Resulullah efendimiz, defalarca Rükâne’yi yenip koyunların tamamını aldı. Sonra da ihsan ederek hepsini geri verdi. Rükâne müslüman oldu. (Mebsut, Mevahib-i ledünniyye, Şevahid-ün-nübüvve) SONUÇ OLARAK ŞU SÖYLENEBİLİR her ne kadar bu ve bunun gibi hallerde faiz alınabilirse de buna bir ruhsat nazarıyla bakmak en isabetli karar olacaktır. Müslüman her şeyden önce örnek insandır ve takvayı kendine rehber etmelidir.Selam ve dua ile! ALLAH BELANIZI VERECEK GERİ ZEKÂLILAR!Ostüzü.

3 Mart 2014 Pazartesi

1233/BİR İNDE İKİ SIRTLAN!

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR;03 Mart 2014. BAŞ YALANCIMIZ, BU SEFER DE EN BÜYÜK TÜRK, TÜRKLÜK VE İSLAMİYET DÜŞMANINA SIĞINDI. BİR İNDE İKİ SIRTLAN! YALANCIMIZ VE İFTİRACIMIZ TÜRK VE İSLAMİYET HAİNİ SAİT’İ NORSİ’YE SIĞINMIŞ! Hırsızlarını ve vatan hainlerini serbest bıraktırarak, Kahramanlarımızı hâlâ esir kamplarında tutan En büyük Yalancımız ve Hırsızlarımızın Başı, vatan, Türklük, Türk dili ve İslam dini haini Norslu Said’e sığınmış. ”Bu deli hainden aşırdığı bir cümle ile “Menderes Menderes’i idam edenler için yaşasın cehennem! Buyurmuş! Adnan Menderes döneminde 47 Kişiyi idam ettirmişti. Bu kararlar mahkleme kararının infazı oluyor. Rüşvetçileri serbest bırakmak ta mahkemenin kararı oluyor da işinize gelmeyen kararlar neden TÜ kaka oluyor? İRANLI Reza’nın babasının öğüdü n’oluyo?MAHKEMENİZİN VERMİŞ OLDUĞU TAHLİYE KARARLARINA HUKUKİ DAYANAK MI OLUYOR!:”Orospunun ve Görevlinin armağanını peşin öde!”Sizin VE Bakanlarınızın maile aldıklarınız rüşvetlerde mi armağan faslına giriyor! Size bir gerçeği söylemek durumundayım: Sizler Cehenneme bile Layık değilsiniz, orasını da kokutursunuz!

1 Mart 2014 Cumartesi

1232/SÜLEYMAN SAMİ TÜRKOĞUZ'DAN

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR,27 ŞUBAT 2014. SÜLEYMAN SAMİ TÜRKOĞUZ’DAN! Menemen’de; Şehit Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ımızın anma gününde, yüksekçe bir yere çıkan Menemen’in Hatundere köyünden Süleyman Sami Türkoğuz, kalabalığa seslenir:”Beni bir dakika dinlemenizi rica ediyorum. Garp Cephesi Komutanı Miralay Mustafa İsmet ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa arasındaki telefon konuşmasını dinleteceğim! Der ve başlar: ”Bu konuşma,01 Nisan 1921 tarihinde, Metristepe ile Türkiye Büyük Millet Meclisi santralı arasına çekilen telefon hattından yapılmıştır: “Konuşan ben Garp cephesi Kumandanı Miralay İsmet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa ile konuşmak istiyorum!” “Ben Mustafa Kemal, bir şey mi var İsmet’!” “Evet, Sayın Kumandanım bir şey var! Yunan Ordusu, İnönü meydanını, üstün silahlarıyla silahlarımıza ve Mehmetçiğin soylu yüreğine terkederek, ölüleriyle dolu muharebe meydanınından ölülerini çiğneyerek kaçmaktadır!” “Düşman ordusunu ordularımız takip etsin İsmet Paşam!” “Daha önemli bir şey zuhur etti Paşam. Batı Cephesi Orduları, Koltuğunun altında ayakkabı kutuları taşıyan birisini şiddetle takip etmektedir!” “Sen işini bilirsin İsmet Paşam, bildiğin gibi hareket et!” “Baş üstüne Sayın Kumandanım, yalınız emriniz olur? Ellerinizden öperiz. “Gözlerinizden öperim Sayın İsmet Paşam!”

23 Şubat 2014 Pazar

1231/SAYIN RECEP BEYİMİZ!

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR,23Şubat 2014 Sayın Bay Recep Beyimiz, sabırlar dileriz! Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz, Sayın Devlet Bahçeliyi zemmetmek isterken kendisini de ele vermiştir: ”MHP’NİN başındaki zat, aile, çoluk çocuk. Çocuk nedir bilmez, onun böyle bir derdi yok!” Buyurmuş!17 Aralık büyük soygun ve rüşvet olayları nedeniyle Sayın Recep Beyimizin ve Dört bakanının çocukları nedeniyle başlarının derde girdiğini bu beyanından da anlamaktayız. Ancak: İslamiyet’ten bu yana Türk toplumunun aile yapısı bir horozlu tavuk kümesinden farkllıydı. Hiç çocuğu olmayan Mustafa Kemal Bir babalı ve çok analı çocuk sistemli bir aile ortamını kaldırarak çocukları tek anaya ve tek babaya bağlamıştır. Bütün insanlığı bir aile olarak kabul etmiştir. Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Ulusunun geleceğini de Türk Gençliğine armağan etmiştir. Kendisine evlat olarak seçtiklerinin hayat öyküleri yazılmıştır. Bir kızını savaş pilotu olarak yetiştirmiş, hırsız, vurguncu çocuklar yetiştirerek başını sizler gibi belalara sokmamıştır. Ne oğlu bir Hanım şarkıcıyı ezerek öldürmüş, ne de diğer oğlu rüşvet ve yağmadan suçlu olarak itham edilmiştir. Sayın Bay Recep Bey;sizlerin çoluk,çocukla başınız gerçekten dertli. Tanrımızdan sizlere sabır niyaz ederiz gari!

21 Şubat 2014 Cuma

1230/AKIL VE RUH HASTALIKLARI

TC. OSMANTÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR;30 Aralık 2013/BENİM BU KONUDA 47 SAHİFELİK BİR ÇALIŞMAM VARDIR. NURCULUK ADLI KİTABIMA EKLEDİĞİM. MERAK EDENLERE TAMAMINI İLETİRİM. BÜYÜK ADAM OLDUKLARINI SANANLARIN RUH YAPISINI ÖĞRENMEK BAKIMINDAN FAYDALI OLUR KANISINDAYIM GARİ. FACEBOOKS’TA BİR ARKADAŞIMIZ, Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan’ımız için”Mitoman”dedi.Ruh. Ruh. Ruh. Ruh. Ruh. Ruh hastalıklarını biraz olsun inceleyenlerimiz, onda daha neler olduğunun farkına varabilirler. LordJim! Akıl ve RUH Hastalıklarının Bölümleri: 1. Psikoz manyak - depressif (mani - melankoli ya da siklofreni) 2. Şizofreni (demans prekos) 3. Paranoya - parafrenya - sistematiğe vehim deliliği 4. Organik (uzvi) reaksiyon tipleri: • Sifilis • Alkol • İhtiyarlık bunaması • Dejenerasyon prenesil 5. Sar’a (epilepsi) 6. Psikoz-nöroz-histeri-şahsiyetin kaybolması-nevrasteni 7. Aklı muvazenesizlik-ensefalitis letarjik Bunların en önemlilerini kısaca inceleyelim: ŞİZOFRENİ: Erken bunama (Kreapelin) erken bunamayı 4 bölüme ayırmıştır: 1. Basit şekil (simple) 2. Hebefrenik şekil 3. Katatonik şekil 4. Paranoid şekil Bu şekilleri birbirinden ayıran tam ve kesin bir sınır yoktur. Karışık şekilleri de görülür. Biz burada ortak arazları kısaca adli tıp bakımından belirtmekle yetineceğiz. A. Zekâ Bozuklukları: 1. İdrak: Başlangıçta sakindir. Zamanla bozulur ve hallusinasyonlar görülmeye başlar. A. İşitme hallusinasyonlar çok görülür. Hasta daima fena sözler, gürültüler, tehditler işittiğinden bahseder. B. Görme hallusinasyonlar: Fena ve korkunç şeyler görür. C. Hissi hallusinasyonlar D. Tad ve koku hallusinasyonlar 2. Şuur ve intibak en son devir olan bunama devrinde bozulur. 3. Hafıza: Genel olarak bunama devrine kadar salim kalır. 4. Muhakeme kusurları fazladır. Daha başlangıçta kendini gösterir. İti safi, hipokondriak ve büyüklük hezeyanları sık görülür. 5.Tedai-i efkâr (Assaciation des ideas): Çok erken olarak bozulur. Sözler kelime salatası (Salade de mot) halindedir. B. Teessüriyet bozuklukları: 1. Başlangıçtan itibaren Teessüriyet azalır. 2. Neşelenmesinde ve kızmasında sebat yoktur. 3. Utanma hissi yok olmuştur. 4. Sevinecek yerde üzülür, üzülecek yerde sevinirler 5. Ruhlarındaki zıtlık yüzlerinde görülür. C. Hareketlerinde bozukluk: 1. Ağırlaşırlar. 2. Başkalarının hareketlerini taklit ederler 3. Menfiyet (Negativizm) vardır. 4. Durup dururken ani bir akım hareketler yaparlar. 5. Bazen de devamlı olarak aynı hareketleri yaparlar ve aynı sözleri söylerler. 6. Kendi kendilerine konuşup, dururlar. D. Konuşma Bozuklukları: 2. Bir şey sorulunca, tamamen başka bir cevap verirler. 2. Manasız şeyler söylerler. E. Yazı bozuklukları: Yazıları intizamlı değildir. Garip işaretler koyarlar. Çok pistirler, pabuçsuz helâya giderler. F. Organik bozukluklar: 1. Refleksler canlıdır. 2. Son devirlerinde bütün akli melekeleri ve Teessüriyet bozulur. Bu hastalıkta düşüncelerle hareketler arasında açık bir uygunsuzluk, ani ve ilgisiz bir hareket temayülü vardır. PARANOYA: Bu, müzmin sistematize bir vehim halinin tedricen inkişafıdır. Başlıca karakteristiği hezeyanın değişmez olmasıdır. Hüküm yanlıştır. Fakat bunun dışında bütün akli melekeler normaldir. Hastalık daha ziyade kâhillerde meydana çıkar. İrsiyet yüklülüğünün büyük rolü vardır. Ruhi şok ve hapishane hayatının tesiri muhakkaktır. Hastalık yavaş ,yavaş ve gizli bir biçimde gelişir. Etrafındakilere karşı devamlı bir şüphe ve emniyetsizlik hissederler. Korkak, mütereddit ve çekingendirler. Ufak bir sebep hastalığın çiçek açmasına sebep olur. Tefsiri hezeyanlarda şahıs sabit fikirlerin tesiri altındadır. Zekâ melekesi bu sabit fikirler için çalışır. Muhakeme tamamıyla sabit fikir etrafında döner. Herkes ve her şey kendi aleyhlerine tertip ve tasnif edilmiştir. Muhitlerinde kendileri için iyi niyet ve ilgi mevcut değildir. Komplolar hazırlanmakta, şeref, haysiyetine, sıhhatine hatta hayatına yöneltilmiş tertipler belirmektedir. Şahıs, önceleri bu kadar itisaf karşısında pek şikâyet etmez, sadece muhitle olan temasını tehdit eder, kuşkusu yüzünden ve hareketlerinden bellidir. Daha sonra şikâyete ve himaye aramaya başlar. Fakat her teşebbüsünde hep kinle ve tertiple karşılaştığına inanır. Bu durumda üç türlü reaksiyon yapabilir. 1. Bütün âlem kendisine düşman olduğuna göre buna nasıl mukavemet edebilir? En muvafık olan intihar edip, bu acıdan kurtulmaktadır. 2. Niçin kendisini öldürsün? Gerekli olan düşmanlarıyla savaşmasıdır. Asıl düşmanı teşhis etmeye çalışır ve yavaş, yavaş beliren bir çehre üzerinde dikkatini toplar. Ondan sonra bu şahsa karşı tedbirler almaya yönelir. 3. Yahut da hasta; herkesin aleyhinde yaptığı çalışmalardan bir zarar görmediğine bakarak bir gurur duymaya başlar, kişiliği irileşir, kabarır, kendini önemli bir insan, bazen hükümdar, bazen bir peygamber, hatta bir tanrı saymaya başlar. PARAFRENYA: İtisaflı hezayının ikinci bir şekli olup, bunda hallüsünasyonlar vardır. Kişi birtakım sesler duyar, birtakım lezzetler ve kokular hisseder. Yediği gıdalarda birtakım şüpheli lezzetler duyar ve bunların zehirli olduğuna inanır. PSİKOPATLAR YÜKSEK DEJENERELER: Bunlar ilk yaşlarından beri geçimsiz, anti sosyal insanlardır. Zekâ kıtlığı göstermezler; fakat kayıtsız egoist, minnet hislerinden yoksun, çok defa atılgan ve mücadeleci olurlar. Birçokları marazi yalancıdırlar. Atılgan ve tedbirlidirler. Cinsi bakımdan soğuk, tersliğe dönüktürler. Sırasında son derece mütehevvir ve kindar, sırasında fevkalade korkak ve riyakârdırlar. İçlerinde adeta ruhi ve teessüri bir enerji vardır. MİTOMANİ: Yalan deliliği demektir. Bunlar, yalan söylemeden rahat ve huzur göremezler. Bunlar yaptıkları işin fenalığını biler; fakat kendilerini o işi yapmaktan alıkoyamayan kimselerdir. Zamanla, bunlar kendi yalanlarına da marazi olarak inanırlar.”Politika yalan sanatıdır!”Onbaşı ve dahi Führer Adolf Hitler. Yalan ne kadar büyük olursa inananı da çok büyük olur!”A.H.”Sık tekrar edilen bir yalanı halk doğru gibi algılar!”Paul N.Goobbels. Camide bira içtiler!”,”Yüz kişilik bir çapulcu Grubu, Kabataş iskelesinde altı aylık yavrusu ile bir kadına yarım saat tecavüz ettiler!”.”Terörist ile konuşan namussuz ve şerefsizdir!” Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan. “Aldanma cahilin kuru lafına; Kültürsüz insanın külü yalandır. Hükmetse dünyanın her tarafına; Arzusu hedefi yolu yalandır!. (Âşık Veysel) FOBİ’LER: Bunlar, ya her şeyden korkarlar (Pano fobi), ya da bir şeyden korkarlar (Mono fobi). Hasta tarafından manasızlığı bilindiği halde defedilemezler. (Dr. Şükrü Biostancıoğlu; Adli Tıp Notu, 1957, s. 94-102) MEGALOMANİ: Megalomani, başlıca özellikleri zenginlik, güç ya da her şeye gücü yeter olan, kuruntusal fanteziler içeren psiko-patolojik bir durumdur. “Megalomanlık = Kişinin gerçekle bağlantısı olmayan, gerçek dışı üstün niteliklere sahip olduğunu sanmasıdır. Megalomani, realiteyle kesinlikle ilgisi olmayan davranışlar sergileyen kompleksli ve belli boyutlarda ruhsal sorunları olan kişilerde görülen psikolojik bir durum olup 3 ayrı şekilde açığa çıkar.1. ve 2. davranış şekli mani ve şizofreni olarak belirir. Üçüncü tip megalomani ise beyin hasarından kaynaklanır. Mani ve şizofreni ilaç ve psikoterapiyle kontrol edilebilir. Bu şekilde kesin bir iyileşme sağlanamasa da belli ölçüde bir düzelme görülebilir. Beyin hasarı kaynaklı megalomanide ise penisilin tedavisi uygulanarak kalıcı bir düzelme sağlanabilir”Bir vatandaşımız,”tevazuu tabutunda unutan kişi” olarak ta tanımlamıştır. Bütün diktatör bozuntularında GÖZLENEN NARSİST BİRBİR SAPLANTIDIR. HER TAŞIN ALTINDA DAİMA O VARDIR, HİÇ KİMSENİN FİKRİNİ BEĞENMEZ VE KABUL ETMEZ, HER FİKRE KARŞI MUTLAKA SÖYLEYEBİLECEĞİ BİR FİKRİ VARDIR. Sistematize bir vehim deliliğidir. Yalan dünyasındadırlar. Tüm insanların kendisi gibi düşünmesini istemek gibi bir saplantıları da vardır. Utanma duygularını yitirmişlerdir. Her söyledikleri ve her yaptıkları tanrısaldır. Diktatör bozuntusu narsist mitomanların söyledikleri hep yalan, yedikleri içtikleri de hep haramdır.

16 Şubat 2014 Pazar

1229/SEKSEN MÜTEC AVİZ,YARIM SAAT TECAVÜZ,ORTADA BİR SIYRIK!

T.C. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İzmir;17 Şubat 2014 YÜZ MÜTECAVİZ! YARIM SAAT TECAVÜZ! BİRKAÇ EKİMOZ VE YALINIZ BİR SIYIRIK! “Politika yalan sanatıdır! “Halk kitap okumaz, radyo dinler ve gazete okur!” Ben, hiçbir yeteneği olmayan insanları kurtarmaya değil, onları kullanmaya geldim!” Onbaşı Adolf Hitler. “Halkı her zaman ateşle. Asla soğumasına izin verme. *Hatalı olduğunu veya yanlış yaptığını asla kabul etme. *Asla rakibinin üstün bir yanı olduğunu kabul etme. *Asla kendinden başka bir seçeneğe hareket alanı bırakma. *Asla kabahat üstlenme. *Sadece bir rakibine odaklan ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yık. *Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır. *Bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan, halk eninde sonunda ona inanır. "Bir yalanı ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar. Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır."Dr. Paul Joseph GOEBBELS, Onbaşı Hitlerin Propaganda Bakanı(29 Ekim 1897/1 Mayıs 1645)Hitlerin sığınağında; eşini ve Alt oğlunu tabanca ile öldürdükten sonra intihar etmiştir. ”Hitler hiç büyümemiştir, hep çocuk kalmıştır sözü de onundur. İlgi: Halk, Delilerden Ne dâhiler yaratır ”Adlı yazım. SAYIN Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimizin bir tek tutarlı ve doğru sözünü okumak ve dinlemek kısmet olmadı.17 Haziran olaylarını, iftiralar ve yalanlarla hempalarını kandıracak şekilde anlatmasını döne, döne sürdürmektedir.Camide bira içmişler! Camiye ayakkabı ile girmişler!Altı aylık çocuğu bulunan başı örtülü bir genç kadına etmedikleri tecavüzü ve hakareti bırakmamışlar. Kadının ifadesinden de ruhsal yapısını okumak mümkündür!Onbaşı Adolf Hitler, dünya kamuoyunu kandırmak için, Polonya ordusunun üniformalarını giydirdiği Yahudileri öldürtmüştü. Bizimkisi de, Anayasal Gösteri haklarını kullanmakta ısrarlı olan Türk vatandaşlarını Recepkoların, dövdürterek öldürtüğü gibi onlara da her türlü iftirayı atmaktan utanmamaktadır. Bu sefer yalanları meydana çıktığında başka bir tezgaha sarılmıştır:”Tabip raporu var,bu rapora ne diyeceksiniz?”Ona da yalan deriz. Başımızdan geçen gerçek öykülerden birisini anlatmak durumundayım gari:12 Eylül 1980 tarihinde; Zonguldak il jandarma alay komutanıydım. Daha önce,Polis mıntıkasında başları kesilerek ve tabanca ile vurularak öldürülen altı şoförün dosyasında hiç ilerleme olmamıştı. Öldürülenlerin yakınlarını alay komutanlığına çağırarak, beni Donanma Sıkıyönetim Komutanlığına, cinayet dosyaları ile ilgilenmediğim için şikâyet edeceksiniz! Dediğim de itiraz ettiler. İşin inceliğini anlattığım da akılları önerime yatmıştı. Ben, Donanmada görevli ve çok yakından tanıyan bir asker yargıç ile anlaşmıştım benim için yapılacak şikâyetler üzerine Donanma ve Sıkıyönetim Komutanının imzası ile bu işle bizzat uğraşmam için bir emir yazacaktı. Beklediğim emir gelir, gelmez güvendiğim polislerden bir ekip kurmuştum.Yanlışla boynundan ağır yaraladıkları başka bir şoförün ölmeden önce alınmış ifadesi vardı.Uzun bir uğraştan sonra elebaşıları dahil altı katili yakalamış ve itiraflarını aldıktan sonra Zonguldak Devlet Hastanesinden de bedensel ve ruhsal bir işkenceye uğramadıklarıana dair Elli dört adet rapor almıştım. Yanlışlıkla Almanya çalışmaya gidecek olan Sungurlulu bir vatandaşımız Gerede’de öldürdüklerini de meydana çıkarmıştık. Sanıklar tutuklandıktan sonra başka cinayet suçlarından arandıkları Vakfıkebir adliyesine Komando astsubay üstçavuş Sayın Ömer Aslan komutasındaki bir timle sevk etmiştim. Sanıklar biribirini darp ederek, ayaklarında yaralar oluşturmuşlar, bu durumu jandarmanın ve polisin soruşturma sırasında meydana gertirmiş olduğunu da ağlayarak anlatmışlar.Savcı ve sorgu hâkimi sanıklardan yana bir tavır alınca Sayın Ömer Aslan olay çıkarmış. Jandarma Genel Komutanlığı olayı bana aktarınca elli dört Hastane raporunu ortaya koyarak sanıkların idam talebi ile yargılanmalarını sağlamıştım. Saat 1930 sularında Kabataş iskelesinde sigara içen polislerin gözleri önünde, belden yukarısı çıplak ve kadının anlattığına göre de maslahatları ellerinde bulunan mütecavizler yarım saat ol kadına ve bebesine zulüm ve tecavüz etmişler! Beş gün sonra alınan komik rapor da ortada. Mobese kameralarının görüntüleri de ortada. Şeksen kişi 17 Haziran 2013 günü saat 1930’de bu kötülüğü yapacaklar! Şenin polislerinin ve vatandaşlarının tümü gösteri haklarını kullanmak isteyen insanlarımızı haklamakla mı meşguldüler Sayın Büyük Ağabeyimiz? Şimdi de bir senaryo ben yazayım:Bir akşamüzeri geç vakitte,bir kadın sizin oturmakta olduğunuz köşkün polis karakoluna,kanrevan içinde gelmiş olsun.Hastanede kendisine gelen kadın,polise “beni bu hale,gösteri hakkımım kullandığım için ,Bay Recep Tayyip Erdoğanla oğlu Bilal Erdoğan koydu!” Dese ve ifadesini imzaladıktan sonra da ölse! Bu duruma ne buyurursunuz? Sizden yalınız bir tek defa Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı gibi konuşmanızı istemek her vatandaşımızın hakkıdır!

15 Şubat 2014 Cumartesi

1228/ATATÜRK NE Mİ YAPMIŞ Kİ!

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR;14Şubat 2014. “ATATÜRK NE YAPMIŞ Kİ!” Amerikalı bir Turist, bizim Temel Reise sormuş: “Ula Temel, siz ha bu Hamsiden kaç çeşit yemek yaparsınız bana sayar mısın? “Temel parmağının birisini bükerek:1-Tatlısını yaparız! Dediğin de Amerikalı; “Temel Reis gerisini saymaya gerek kalmadı öğrendim! Demiş! “Bu, olayın fıkra kısmı. Bir de gerçeğine bir bakalım: Amerikalı bir bilim Adamı Rahmetli Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı’ya, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimleri anlatır mısınız? Dediğin de; Rahmetli Kışlalı, hiç tereddüt etmeden:”Harf devrimini yaptı. Arap alfabesi yerine Latin alfabesini getirdi!”Amerikalı:”Gerisini anlatmanıza gerek kalmadı. Mao Çe Tung, her türlü gücü ve şiddeti elinde tuttuğu halde Çin alfabesini değiştirmeye yanaşmadı! Demiş. Bazı soyu ve sütü bozuklarımız, ne zaman Mustafa Kemal Atatürk’ten söz açılsa, dudak bükerek bu soruyu tekrarlamaktadırlar; Atatürk ne yaptı ki!”Bu sorunun bir tek yanıtı vardır ama anlatsanız ne anlayabilirler ne de ihanetlerinden vaz geçerler. Ulan kanı da bozuklarımız, ONBİR senedir, ALLAH VE din şile aldatanlarımızın satmakla bitiremedikleri Türkiye Cumhuriyetinin her türlü değerlerini kimler yapmıştır ve dahi yaratmıştır?! Osmanlıdan hangi sanayi ve turistik kuruluşumuz kalmıştır? Dikiş İğnesini, dikiş ipliğini ve şekeri bile dışarıdan satın almaktaydı göklere çıkarttığınız Osmanlı. Tebaa ve cariye iken özgür ve eşit değerlere sahip, batılılarla her alanda yarışan insan olmanızı Atatürkümüze borçlusunuz. Osmanlı zamanında, Türk Ordusunda görev yapacak Alman subayları bir üst rütbe ile gelmekteydiler. Alman Ordusunda Süvari subaylarının en üst rütbesi Tümgenerallik iken, Emekli Süvari Tümgenerali Liman Fon Sanders’i Mareşal rütbesi ile Gelibolu’daki 5’inci ordunun başına oturtmuşlar, Osmanlı Genelkurmay başkanlığına da bir Alman Generalini gerirmişlerdi. Kanalı fethe giden Cemal Paşanın kurmay başkanı da bir Alman Kurmaya Albayıydı. Salakça planlanan, Alman çıkarları için delilerin bile yapamayacakları Süveyş kanalı seferinde tam 30.000 devemiz ölmüştü. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en bunalımlı döneminde, Afgan ordusunu eğitecek Türk subaylarını O Mustafa Kemal bir üst rütbe ile Afganistan’a göndermişti. Uzun söze gerek te yok; Ninelerinizin, Analarınızın, Teyzelerinizin, Ablalarınızın ve Halalarınızın ırzlarına düşman askerleri geçememişse bunu Atatürk’e borçlusunuz! Ben,1918 Türkiye’si için bir örnek vermek istiyorum. Aklı ve vicdanı olanlar iyice okumalıdırlar.1919-1922 yıllarındaki Zonguldak Ticaret ve sanayi odasına kayıtlı 243 tüccardan sadece birisi, Türk asıllıdır. Gerisi Osmanlı vatandaşı azınlıklarla yabancılardan oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunda 243 sadrazamın yalın 10’u Türk asıllıydı. Bulgar hükümeti, Ulusal Kurtuluş Savaşı için Bulgar subayları gönderme önerisini: “Vatan müdafaasında yalınız Türk vatandaşlarının kanı dökülür! Diyerek öneriyi geri çevirmişti. Bendeniz Osmanlı dönemindeki bugün bizim olan İzmir’imizden, Tanrı sıfatlı Bay Recep Beyimizin” Gâvur!”Dediği İzmir’imizden örnek vermekle yetineceğim:Buyurunuz birlikte okuyalım. Öncelikle şunu söylemeliyim: İzmir’deki 23 Tabibin sadece 3’ü Müslümandı. Mordoğan kasabasında Rumların özel hastahanesi olduğu gibi Urla-Çeşmealtındaki bir adada da özel bir hastaneleri vardı. Urla’nın nüfusu,30.000 Rum;5500 Ermeni,550 Yahudi ve sadece çoğunluğu da köylerde olan 3500 Türk’ten oluşuyordu. Sayın Yavuz ÖZMAKAS’IN”KOÇ BİLEKLİ Vali Rahmi Bey’in izmir Günleri ”adlı eserinin 130’uncu sahifesi: “Savaşın sonuna doğru sayılarla izmir!” “Birinci dünya savaşının son yılında,1918 izmir2inden bina sayılarına gözatacak olursak ilginç sonuçlara ulaşmamız mümkün olacaktır. İzmir kazasında 130 cami,50 mescit,27 medrese,11 tekke varken 9 sinegok,85 kilise,1 manastır bulunuyordu. Müslümanlara ait 1 kız, bir erkek öğretmen okulu,77 erkek ve 1o kız okulu vardı. Bunun yansıra bir sanayi okulu ve bir de kütüphane bulunuyordu. Bir sanayi okulu ve bir de kütüphane bulunuyordu. Yabancıların istatistiğinde ise 10 erkek,2 kız Musevi Okulu, diğer öğelere ait te 52 erkek,25 kız okulu vardı. Musevilere ait 2,diğer azınlıklara aitte 7 hastaneyi eklemek gerekir. Kazada 82 otel ve ferhanenin 43 tanesi Müslümanlarındı. Kalanlardan 4’ü Musevilerin,11’i Ermenilerin,14’ü Rumların,10’u da diğer yabancılarındı. Kentteki 2344 mağazanın 745’i Müslümanlara,168’i Musevilere,272’si Ermenilere,771’i Rumlara,379’u Da diğer azınlıklara aitti. Müslümanlar ve Rumlar 57’şer yazıhane ile başı çekiyorlardı.62 ferhanenin 12’si Ermenilerin,14’ü rumların,302u da diğer yabancılarındı. Kentteki 9 tiyatronun 3’ü Rumların,4’ü yabancılarındı.17 sinemanın 8’i Rumlarındı. Musevilere ait 2,yabancılara ait te 4 sinema vardı.43 gazinonun 17’si rumların,17’si yabancıların,6’sı da Müslümanlarındı. 94 Rum. Meyhanesi,78 yabancılara ait meyhane,11 Musevilere ait meyhane,14 Ermenilere ait meyhane 29 Müslümanlara ait meyhane vvardı.42 rakı fabrikasından 22’si rumlara,20’si de diğer unsurlara aitti. Kentteki 2 bira fabrikasının sahibi de yabancıydı.67 eczanenin 17’si Müslümanlara,22’siRumlara,212i yabancılara,4’üMusevilere,42ü de Ermenilere aitti. Kentteki dükkânların yarısı Müslümanların elinde bulunuyordu.8938 dükkânın 4551 tanesinin sahibi Müslümandı, Rumların sahibi olduğu dükkân sayısı 2053 idi. İzmir’de bulunan 8 bankadan 4’ü rumlara,2’si Ermenilere,22si de yabancılara aitti.17 matbaanın 10’unu sahibi deRumdu.20 un fabrikasının 4’ü,8 makarna fabrikasından 12i,5 helva fabrikasından 12i,14 şeker imalathanesinden 11’i Müslümanlarındı.9 Eylül 1922 sabahı yağhaneler semtinden şehir merkezine doğru ilerleyen Dört Türk askeri, bir Rum’un/Tuzcuoğlu’nun/ un fabrikasından, Rum ve Ermeni çeteleri tarafından atılan el bombaları ve açılan ateş sonucu şehit edilerek oldukları yerlerde toprağa verilmişlerdir. ŞEHİTLİK VATAN VE NAMUS PARKI ADINI TAŞIMAKTADIR. Bu şehitlerimizin adlarını yazmak bence ulusal bir görevdir: İkinci SÜVARİ TÜMENİ,4’Üncü SÜVARİ ALAYI,2’İNCİ SÜVARİ BÖLÜĞÜNDEN, Akşehir’in Mamuretülhamit köyünden Bekir oğlu MEHMET ÇAVUŞ. Aynı bölükten ANTALYA’NIN Kızılsaray köyünden Ömer oğlu HAKKI ÇAVUŞ. Yine bu alayın 4’üncü bölüğünden Nevşehir’in İneli köyünden Ahmet oğlu Er Seyit Ahmet.”Türkmen Parlak, İşgalden Kurtuluş, s.362.c.2 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr anlaşmasının en önemli maddeleri: 1. Sınırlar (madde 27-36): Edirne ve Kırklareli dâhil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak; 2. Boğazlar (madde 37-61): İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi silahtan arındırılacak, savaş ve barış zamanında bütün devletlerin gemilerine açık olacak; Boğazlar ‘da deniz trafiği on ülkeden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek; komisyon gerekli gördüğü zaman Müttefik Devletleri’n donanmalarını yardıma çağırabilecek; 3. Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek 4. İzmir (madde 65-83): Yaklaşık olarak bugünkü İzmir ili ile sınırlı alanda Osmanlı İmparatorluğu egemenlik haklarının kullanımını beş yıl süre ile Yunanistan'a bırakacak; bu sürenin sonunda bölgenin Osmanlı veya Yunanistan'a katılması için plebisit yapılacak; 5. Ermenistan (madde 88-93): Osmanlı Ermenistan Cumhuriyeti'ni tanıyacak; Türk-Ermeni sınırını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek (Başkan Wilson 22 Kasım 1920'de verdiği kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan'a verdi.) 6. Arap ülkeleri ve Adalar (madde 94-122): Osmanlı savaşta veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek; 7. Azınlık Hakları (madde 140-151): Osmanlı din ve dil ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarına eşit haklar verecek, tehcir edilen gayrimüslimlerin malları iade edilecek, azınlıklar her seviyede okul ve dini kurumlar kurmakta serbest olacak, Osmanlı'nın bu konulardaki uygulamaları gerekirse Müttefik Devletler tarafından denetlenecek; 8. Askeri Konular (madde 152-207): Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri kuvveti, jandarma dâhil 50.700 kişiyle sınırlı olacak ve ağır silahları bulunmayacaktı.[1][4] Türk donanması tasfiye edilecek, Marmara Bölgesi'nde askeri tesis bulunduramayacak, askerlik gönüllü ve paralı olacak, azınlıklar orduya katılabilecek, ordu ve jandarma Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından denetlenecek; 9. Savaş Suçları (madde 226-230): Savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananlar yargılanacak; 10. Borçlar ve Savaş Tazminatı (madde 231-260): Osmanlı İmparatorluğu'nun mali durumundan ötürü savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefikler arası mali komisyonun denetimine alınacak; 11. Kapitülasyonlar (madde 260-268): Osmanlı'nın 1914'te tek taraflı olarak fesh ettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulacak; 12. Ticaret ve Özel Hukuk (madde 269-414): Türk hukuku ve idari düzeni hemen her alanda Müttefikler tarafından belirlenen kurallara uygun hale getirilecek; sivil deniz ve demiryolu trafiği Müttefik devletlerarasında yapılan işbölümü çerçevesinde yönetilecek; iş ve işçi hakları düzenlenecek hükümlerini içeren bir antlaşmadır. OSMANLI PARLAMENTOSUNUN KABUL EDEREK YÜRÜRLÜĞE KOYDUĞU BÜTÇE KANUNUNU GENEL BORÇLAR İDARESİNDE/DÜYUNU UMUMİYE İDARESİ/ GÖREVLİ İNGİLİZ, FRANSIZ VE İTALYAN DELEGELERİNDEN OLUŞAN KOMİSYON UYGULAMADAN KALDIRABİLECEKTİR! 11 ŞUBAT 1919,GENERAL ALLENBY'DEN HÜKÜMETE TEBLİGAT! VE 11 ŞUBAT 2011 KOMUTANLAR;SİLİVRİ CEZAEVİ'NİN ETRAFI SARILARAK SİLİVRİ'DE TUTUKLANDI! BU YAZI SAYIN GÜLSEV EYÜBOĞLU’NDAN ALINMIŞTIR. 11 ŞUBAT 1919,GENERAL ALLENBY’DENOSMANLI HÜKÜMETİNE, ÜLTİMATOM! İngiliz Kraliyet Orduları Mısır Kuvvei Seferiye Kumandanı General Allenby İstanbul'da. General Allenby,11 Şubat 1919 Günü İstanbul'da İstanbul Hükümeti ve Erkanıharbiyei Umumiye toplantı yaptılar. İlgili toplandı gizlilik içinde 3 saat devam etti. SONUÇ; İngiliz Kraliyet Orduları Mısır Kuvvei Seferiye Kumandanı General Allenby'nin İstanbul Hükümeti ve Erkânıharbiye Umumiye'sine ivedi yerine getirilmek kaydıyla verdiği ÜLTİMATOM! Mısır Kuvvei Seferiyesi idaresi altında bulunan mıntıkalarda icra mevkiine ivedilikle konacak mukarrer şartlar: 1)-Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşanın memuriyetine derhal hitam verilecektir. 2)-Altıncı Ordu kâmilen teslimi silah ederek, top mitralyöz vesair silahları muayyen bir noktada tarafıma ita olunacaktır. 3)-Tarafımdan emir verildiğinde meskûn ahalinin elinde bulunan silahlar toplatılacaktır. 4)-Benim emri mıntıkam dâhilinde ihtiyacım olmayan Türk Jandarması teslimi silah edecek ve emrim mucibince terhis edilecektir. İdarem altındaki mıntıkalar dâhilinde bulunan Türk Jandarması terhis edilinceye kadar emrime tabi tutulacaktır. 5)-Tavır ve hareketleri âdemi memnuniyeti mucip olan Osmanlı memurları emrime teberiyetle azledilecektir. Ve bunların yerine nasp ve tayin kılınacak yeni memurların isimleri berayi tasvip(tetkik)tarafıma verilecektir. 6)-Ahvalin müsaadesine göre, Ermeniler kendi memleketlerine(sözüm ona tehcir edildikleri yerlere)geri gönderilecek bunların iskanları temin edilecek arazi vesair emlak şimdi derhal kendilerine iade olunacaktır.Ermenilerin kendi yerlerine gönderilmesi hususunda muavenet(yardım) ve mallarına iras edilmiş olan zarar ve ziyanı tahmin etmek üzere icabeden yerleri ziyaret edecek bilcümle Zabitlerime teshilat ibraz olunacaktır. 7)-Gerek cinayetler(kendilerini korumaya çalışan Türklerin savunma hakkı ona göre cinayet) ve gerek Umumi Asayişi fiilen toplantı, miting, konferans seyahat hali icrasiyle müttehem bulunan kimseleri tevkif ettireceğim; bu dahi tamamıyla benim reyime muhavvel bulunacaktır. Mısır Kuvvei Seferiyesi Kumandanı General Allenby. Bu Allenby adlı gururlu İngiliz Generali, Süveyş kanalından girerek Mısırı fethedecek olan, Alman Uşağı Salak Enver ve Cemal Paşaların birliklerinin peşine düşerek Halep’i Kudüs’ü ve Şam’ı ele geçirmişti. Sam civarında bulunan Rahmetli Selahattin Eyyubi’nin mezarına çizmesinin burnu ile vurarak: ”Kalk,yine biz geldik! ”diyerek Aslan Yürekli Rişardın öcünü almıştı! General Allenby'nin şiddetli ÜLTİMATOMU 15 Şubat 1919 da Başkent İstanbul'dan yazılarak ayni günde tüm Ordu Kumandanlıklarına ve Kolordu Kumandanlıklarına bir örneği aşağıda olan telgraflar ekinde ivedi olarak gönderildi. Örnek telgraf 1. "Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşa Hazretlerine, 628.12.81 sayılıdır. Harbiye 9.2.1919 Müsteceldir Altıncı Ordu ünvanı Onüçüncü Kolorduya tahvil olunmuştur. Kolordu Kumandanlığına münasip birini tevkif ederek heman Dersaadete avdet eylemeleri ve tevkil edilerek zatın ismiyle tarih hareketlerinin inbası mütemennadır. İmza Harbiye Nazırı-Ömer Yaver.." Örnek telgraf 2... "Altıncı Ordu Kumandanlığına, Harekât 920 sayılıdır... Erkânıharbiye Umumiye 15.2.1919 1-Miralay Cevdet Bey 13 üncü Kolordu Kumandan vekili olur. -Mumaileyhin Nusaybin'e vüruduna değin de iş bu vekâlet vazifesini Beşinci Fırka Kumandanı Kenan Beye şimdiden tevdi buyurur ve kumandadan çekilirsiniz. Kenan Bey emri ahara değin hareketini tehir eder. 2-Gerek Kolorduya ve gerekse İkinci Fırkaya bilahare Kumandanlar tayin edilecektir. 3-İaşe umurunuda şimdilik Kolordu Kumandan Vekili tedvir eder. 4-Tren hakkında ayrıca tebligat yapılacaktır. İmza Harbiye Nazırı-Ömer Yaver..............." SONUÇ; Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşa anlatıyor; "Yıllarca selameti ve İstiklali için didinip kan döktüğümüz Vatanımızın akıbetini düşünmeye sıra geldi. Bunun için mi yıllarca Harp etmiştik. Böyle bir mütarekenin sonu ne olacak idi? Bu herifler, daha şimdiden bu derece zalimane hareket ederlerse, Sulh Mütarekesinde neler yapmayacaklardı. Şimdiye kadar yapılan tevkifleri bizim Padişah Hükümeti yapıyordu. Bir Ordu Kumandanı olan ben Ali İhsan Paşa, Türk Hükümeti Merkezinde, yabancı bir devlet askeri ve polisi tarafından Türk Otoritesinin gözü önünde tevkif olunması 1919 da şiddetli bir baskı yapılacağının ilk alarm işareti idi. “Ve devam ediyor......"Beni Arabyan Han'ın üst katında yeni açılan Polis Tevkifhanesinde bir odaya koydular. Oysa ben benide Bekirağa Askeri Tevkifhanesine koyacaklarını sanıyordum. Çünkü orası da tutuklu Askerler, Devlet adamları ve diğer zevatla doluydu. Mart 1919 ayı sonuna doğru beni bir İngiliz Nakliye Gemisinin en alt kamaralarının birine koyarak Malta'ya gönderdiler. Malta’da Polverista denilen ve Türk Askeri esirlerinin doldurulduğu kışlaya getirdiler. Orada Medine Fatihi Fahrettin Paşa ile aynı koğuşa koydular. Ayrıca Mısır'dan getirilmiş yüzlerce esir Türk Subayları bu kışlayı doldurmuşlardı. Polverista esir Kışlasının etrafı tel örgülerle kapatılmış ve etrafı tecrit olunmuştu. Artık her şey bitmişti. Senelerden beri burada esir hayatı yaşayan Türk Subay ve erleri arasında bende çilemi doldurmaya başladım. Memleket, Vatan, Ordu Kumandanlığı, aile her şey uzakta kalmıştı. Daha sonraları aramıza eski nazırlar, gazeteciler, Yüksek memurlar katılmaya başladı. Esir Türkler kolonisi çoğalmıştı.” ve devam ediyor…” TESADÜF(!) Tesadüf! Sadece Tarihin tozlu sayfalarından anılar MI ACABA? ACABA? YOKSA TÜRK DEVLETİ YİNE İÇ DÜŞMANLARLA DIŞ DÜŞMANLARIN YENİ İTTİFAKLARIYLA ÖRTÜLÜ İŞGAL ALTINDA MI? Saygıyla Gülsev Eyüboğlu 13 Şubat 2011
"TÜRK Ulusunun düzenini bozmaya yönelen çabalar, boğulmaya mahkumdur !Büyük TÜRK Ulusu; kendisinin ve vatanının yüksek menfaatleri aleyhine çalışan ve çalışmak isteyen bozguncu,alçak,yurtsuz ve çıkarcı beyinsizlerin gizli ve kirli niyetlerini anlamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir Ulus değildir !!" MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK. İstanbul; Konya,Eskişehir,Afyon, Ankara, Kütahya ve Uluborlu’nun nüfus oranlarını versem ölmeniz gerekirdi. Her şeyin tedavisi mümkündür, ihanetin ve cehaletin tedavisi mümkün değildir. Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, ananız gene aynı ananız olacaktı, babanızın adı da Hristo, Yani ve Sefanı olacaktı.

11 Şubat 2014 Salı

1227/YAHUDİ VARDIR,YAHUDİCİK VARDIR!

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İzmir;12 Şubat 2014 YAHUDİ VARDIR, YAHUDİCİK TE VARDIR! Birinci Dünya Savaşında, çeşitli cephelerde Şehit düşen Osmanlı Ordusundaki tabip subayların mevcutları: 1-140 Türk asıllı Osmanlı vatandaşı tabip Subay, 2-32 Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı Tabip subay, 3-25 Rum asıllı Osmanlı vatandaşı tabip subay, 4-18 Yahudi asıllı Osmanlı vatandaşı tabip subay. Bazı televizyon kanallarından kin kusan bir kadın yazarımız var. Adı da Nazlı Ilıcak. Bu yazar Kadınımız Milletvekili iken Amerika’dan gelen bir seçilmişi de, Başörtüsü ile Meclise de sokmuştu. Rahmetli Uğur Mumcu bu Yazarımıza bir soru yöneltmişti.: “Konak meydanında Şehit edilen Rahmetli Osman Nevresi süngüleriyle delik, deşik eden Yunan Askerleri, İzmir hükümet konağına geldiklerinde, Türk Bayrağını direkten indirerek Yunan bayrağını çeken senin Deden mi?Yanıt ver!” Ne yanıtı, yanıt yerine Türk Ordusuna kin kusmaktadır bu yazarımız.15 Mayıs 1919 Günü; Yunan Ordusu İzmir’de Konak meydanında ve sahil boyunda katliam yaparken; izmir minarelerinden yükselen imamlarımızın gür nasihatleri atılan canhıraş çığlıklarına karışıyordu: “Kuranı Kerimde Rum suresinde Allahuteala bundan sonra bizi Rumların idare edeceğini müjdelemiştir. Sakın ola ki Yunanlılara karşı koymayınız, onlara kurşun atmayınız. Kuranda Rum suresi vardırır! Bu yazarımızın da dedesi, Huşu içinde İzmir Hükümet Konağına Yunan bayrağını çekiyordu! 1955 senesindeydi; Kıbrıs Bunalımı da Hükümetimizce kışkırtılmaktaydı. Bir grup vatandaşımız da İzmir Fuarındaki Yunan Pavyonunun önündeki Yunan bayrağını direğinden indirerek yırtmıştı. Başvekil Adnan Menderesin emri üzerine de o zaman bakan olan Nazlı Ilıcak’ın Babası Muammer Çavuşoğlu izmir Fuarına gelerek Yunan pavyonunun önündeki direğe Yunan bayrağını çekmişti. Güzel şeyler de olmamış değildir, Su köpekliklere rağmen: Yunanlıların İzmir’e çıkışlarından bir hafta önce İngiliz Binbaşısı Dickson bir İngiliz Monitoru ile İzmir limanına gelmiş ve Kramer Palasa yerleşmişti. Yerli Rumlar; Manisa Valisi Hüsniyadis, Şeyh Mehmet/Bülent Arınc’ın Dedesi/ ve Kasaba/Turgutlu/Müftüsü harıl, harıl Yunan bayrağı diktirmekteydiler. Bir Grup Osmanlı vatandaşı Yerli Rum ellerinde Yunan bayrakları ve Mavi-Beyaz renkli giysilerle Binbaşı Dinkson’a şükranlarını sunmak üzere Kramer palas önünde toplanmışlardı. Bir grup ta ellerinde Yunan bayrakları ile Binbaşının huzuruna çıkarken, Bir grup Rum da Kramer palasın önüne Yunan bayrağını dikmişti. Yahudi asıllı Osmanlı vatandaşı olan Rahmetli Nesim Navaro adlı bir Genç te bu duruma daha fazla dayanamayarak saklı olduğu köşeden şimşek gibi fırlayarak Yunan bayrağını paramparça etmişti. Bir kaç gün sonra bu Yahudi Genci İzmir’in Yeni Valisi İbrahim Nurettin Paşadan aşağıdaki övünç dolu mektubu almış: “AZİZİM NESİM NAVARO EFENDİ;” “Ateşkes sonrası en zayıf zamanımızda, Amiral Dickson’ un İzmir’e geldiği gün, İzmir Palikaryaları tarafından, Amirale bir cemile olmak üzere Kramer palasa çektikleri Yunan bayrağını yerinden koparıp yırtmak suretiyle göstermiş olduğunuz yurt ve medeni cesaretinizi taktir eder, gözlerinizden öperim Efendim, Azizim. Yavuz ÖZMAKAS, Sakallı Vali,s.22 Rahmetli Şehit Osman Nevres Bey Selanikli, İzmir valisi Rahmi Bey Selanikli; Mustafa Kemal Selanikli, Batı Kültürünü almışlar. Türk halkı da asırlarca” en büyük ibadet ululemre itaattir! Masalı ile uyutulmuştur.Herşeyi yukarılardan beklemiştir,Mustafa Kemal gelene kadar.

10 Şubat 2014 Pazartesi

1226/ERKEK DEVE İLE DİŞİ DEVEYİ AYIRTEDEMİYENLER!

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İzmir,10 Şubat 2014 ERKEK DEVE İLE DİŞİ DEVEYİ AYIRTEDEMEYENLER! 39 Sene önce birlikte çalıştığımız bir Emekli Jandarma Yarbayı telefon etti. Komutanım, beni hatırladınız mı? Dedi. Emrimde çalışmış olanları asla unutmam. Hoşbeşten sonra;”komutanım!”Dedi. “Siz, Antakya’da çok olumsuz tepkiler almış olan Halifelik adlı bir kitap yayınlamıştınız. Jandarma Genel Komutanlığı bir emirle bağlılarına tarafınızdan dağıttırdığı kitapların parasını da vermemişti. Yanılmıyorsam bunlar bir seri olacaktı. Nurculuk üzerinde de çalışmaktaydınız. Konferanslarınızda ve derslerinizde sizi can kulağı ile dinlediğimiz halde, anlatmış olduğunuz gerici tehlikeleri de pek uzak görüyorduk. ”Dedi. Sonra da!”Aklı başında ve yüksek tahsilli bazı arkadaşlarım, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Allahın bütün sıfatlarını şahsında topladığına yürekten inanmaktadırlar. Bu nasıl bir iştir sizce Sayın komutanım! ”Dedi. Napolyon Bonapart 1808 Kabakçı Mustafa ayaklanmasını duyduğunda: “Bu olay Osmanlı İmparatorluğunun yaşayamayacağının işaretidir! Demişti. Onbaşı Adolf Hitler; ”cehalet politikacılar için bir oy deposudur! “Demişti dedikten sonra aşağıda yazacağım bir olayı anlattım: Kûfeli Abdullah, bolca ürettiği Hurmalarının bir miktarını erkek devesine yükleyerek şama satmak için getirmiş. Ebu Süfyan’ın oğlu, Hz.Osmanın da yeğeni, Muaviye Şam’da Hz, Ali’ye isyan eden bir vali imiş. Abdullah, hurmalarını erkenden istediği fiyata satarak paraları koynuna sokup, Küfeye gitmek üzere Şamın kûfe kapısına geldiğinde, bir Arap bağırak devesinin yularına yapışmış ve: Yetişin ey Müslümanlar, bu adam benim DİŞİ devemi çalmış!”Diye, avaz, avaz bağırmış.Yetişenler,sille,tokat Abdullah’ı deveden aşağıya indirmişler.Zavallı Abdullah’ı dinleyen de olmadığı gibi hurmaların parasını da çalmışlar.Yetişen güvenlik güçleri Abdullah’ı tecavüzcülerin ellerinden alarak, yargılanması için orada bulunanlarla birlikte Vali Muaviye’nin huzuruna getirmişler.Davacı:”Sayın Emirim, bu adam benim DİŞİ devemi çalmış, devemin iadesini ve bu hırsızın cezalandırılmasını isterim!”Demiş. Davayı dinleyenler hep bir ağızdan: ”Evet, davacı doğru söylemektedir. Bu DİŞİ deve ona aittir, Dinimiz ve Allah’ımız üzerine yemin ederiz! Diye bağırmışlar. Muaviye Zavallı Abdullah’a dönerek: “Bu durum karşısında sen ne diyorsun? ”Deyince;şaşkınlıktan ve yediği dayaktan afallamış olan Abdullah: “Sayın Emirim, bu deve benim devemin yavrusudur ve de gördüğünüz gibi de ERKEKTİR! Demiş. Bu beyan üzerine Emir Muaviye: “ŞAHİTLERİN Dinimiz ve Allahımız üzerine yeminli beyanlarından da anlaşıldığı üzere,bu DİŞİ devenin hırsız Abdullah’tan alınarak gerçek sahibi Zeyde verilmesine,Abdullah için bir karar verilmek üzere, Abdullah’ın da zindana konulmasına Allahımız ve Dinimiz üzerine karar verilmiştir!” Deyince orada bulunanlar, doğru buldukları bu kararı alkışlamışlardır. Gece yarısı zindanın kapısı açılarak, Abdullah Emir Muaviye’nin huzurlarına çıkarıldığın da, Emir Muaviye:”Gel bakalım Abdullah, o deve ERKEKTİ ve de senindi. O devenin bedeli kaç altın ederdi?”Demiş.Abdullah”on altı ederdi Emirim!”Deyince bir kese dolusu 100 altını Abdullah’a fırlatmış.Abdullahın çalınmış olan para kesesini de vermiş ve: “Git, Hz.Ali’ye şu anlatacağımı söyle o anlar, benim arkamda Erkek deve ile Dişi deveyi ayırdedemiyen tam 20.000 kişi var!”Demiş.Atatürk ve Türklük düşmanlarının arkasında da Gerçek Allah’ımızla Allahımızın yaratmış olduğu en Yalancı ve Sahtekarı bir tutan tam %50lik bir sürü var.

6 Şubat 2014 Perşembe

1225/SÜMERLERDE İNCİL,TEVRAT VE KURANIN KÖKLERİ!


           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İzmir;25 Kasım 2013

Çok tanrılı dinlerin efsaneleri, Tek Tanrılı dinlerde Din olmaktadır! Yaşayan Efsanemiz Sümer Kraliçemiz Muazzez İlmiye Çığ’dan. İnanamasanız, anlayamazsanız bile okumalısınız. Bundan sonra, üç bölümlük”Nuh Tufanı Mümkün mü? Başlıklı araştırmamı ileteceğim. Sayın Muazzez İlmiye Çığ Hocamızı İzmirli bir Apukat mahkemeyi vermişti de Yirmi Beş Avukatımız savunmuştu. Hocamızın bu yazısına üzerine başlatılan tartışmaları da veriyorum.

 

Profesör Dr. Sayın Muazzez ilmiye çığ

27 Temmuz 2007

Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni

Kuran Tevrat'a benzer ve bunun aksini kimse inkâr edemez ve etmiyor da!

Peki, bu benzerliğin nedeni nedir?

Kuran taraftarlarına göre, her iki kitabından da Allah tan gelmesi.

Tevrat taraftarlarına göre, Tevrat Allah tarafından esinle yazdırılmıştır, Kuran Allah'tan gelmemiştir, Muhammed Tevrat'tan bazı bölümler aşırarak kendisi yazmıştır.

Şimdi iki tarafın iddiası da inançlarına dayanıyor, ama somut bir kanıt yok.

Benim bu konuda bir yargıya varabilmem için en azından bir kısım somut kanıtlarım olmalı, öyle her kesin her dediğine inanırsam çorba olur.

Önce akıl yürütüyorum, Kuran kendinden önceki Tevrat ile oldukça fazla benzerlikler içerir, peki Tevrat kendisinden önceki bazı metinlerle benzerlik gösterir mi?

Ne yapıyoruz araştırıyoruz, tarihi metinler inceliyoruz, Sümer çivi yazıları, Mitoloji vs, vs.

Ve şaşılacak şekilde Tevrat'taki metinlerin benzerlerine rastlıyoruz.

Sümer yazıtlarında!

Şimdi, Kuran, Tevrat ile benzer dediğimizde, aynı Allahtan geldiği için diyen arkadaşımız bu mantığını yürütmeye devam ederse, Sümer Metinleri, Tevrat'a, Tevrat da Kuran'a benzer çünkü üçü de aynı Allah'tan gelmiştir demeye devam edebilir mi?

Hayır?

Neden?

Aynı Allahtan gelemez,

Çünkü Sümerler Çok Tanrılıdır.

Tek olan Allah'ın çok Tanrılı metinler vaaz etmeyeceğini takdir edersiniz.

Eğer Sümer efsanelerinde, Tevrat'ta ve Kuran'da yeteri miktarda aynı metinler bulursak, sadece Kuran'ın değil fakat Tevrat'ın da, Tanrısal vahiy ile yazılmadığı ve insan yazması olduğu yüksek ihtimal kazanır.

Böyle metinler var mıdır?

Vardır, mümkün olduğunca aktaracağım!

***

Peşinen belirtmek isterim ki, metinler oldukça uzun ve tafsilatlı anlatımlar gerektiriyor, bunu burada yapmam çok zor ve zaman alıcı olur, bu yüzden ben ana hatları ile konuları belirterek, kaynakları işaret etme düşüncesindeyim, bundan sonrası, gerçekten araştırmak isteyenlerin kendi çabasına kalır.

Musa ile başlıyoruz.

Kuran( Bkz. Kassas Suresi) ve Tevrat okunduğunda, çok tanıdık bir hikâye ile karşılaşırız.

Doğan erkek çocuklar öldürülmektedir ve bir erkek bebek öldürülmekten kurtarılarak, bir sepet veya bir sal ile suya veya nehre bırakılır ve bebek soylu bir aile veya simgeleyen hayvan vs tarafından bulunarak büyütülür ve mutlaka öz annesi ortaya çıkar bazen kimliğini gizleyerek çocuğun sütannesi olur. Çocuk büyür ve önemli bir şahsiyet olur, kendi milletine lider olur onları kurtarır vs vs.

Seyretmiş olanlar kahpe Bizans filmini aklına getirsin.

Şimdi bu hikâye veya efsane din kitaplarında olduğu gibi, ilkel tüm inanış ve efsanelerde benzer olarak vardır.

Babil'in kurucusu Agadeli Sargon (MÖ 2800) kendi anlatır,

'Annem bir BAKİRE idi (Burada Meryem İsa bağlantısı kurulabilir), Annem beni Fırat kıyısında gizlice doğurdu, kamıştan yapılmış bir sandığın içine kapatarak nehre bıraktı, Sucu Akhi beni sudan çıkardı büyüttü ve bahçıvanı yaptı, Tanrıça Ishtar beni sevdi ve Kral oldum'

Bkz. Dinin Kökenleri S. Freud sayfa 256 Öteki yayınevi

Sargon gibi öyküsü benzerlik gösterenler, Cyrus, Odipus, Karna, Parisi; Telephos, Perseus, Heracles, Gılgamış, Amphion ve Zethos ve bizde iti bilinen Romus Romulus hikâyesi vardır, sala bırakılan iki kardeşi Bozkurt büyütür.

***

Sümerler Tapınağa girerken, kurban keserken, dua ederken vücutça temiz olmaya özen gösterirler.

Sümer de Tanrılar 'OL' der ve her şey olur.

Sümer'de, Tanrılar kızdı mı azab ediyor, kendi milletlerin helak ediyor.

Sümer Ay Tanrısının sembolü, cami ve minarelerin tepesinde gördüğümüz yarımaydır.

Hamurabi (İÖ 1750) Güneş Tanrısından kanunu alır, Musa'da Tevrat'ın Tanrısından.

Sümer'de kadın kısırsa, kocasına çocuk doğurması için cariye verir ve cariye haddi aşarsa kapı dışarı eder.

(Bkz Tevrat’taki İbrahim Sara Hacer ilişkisi)

Hamurabi kanunu madde 165 ile Tevrat Tekvin Bap 25-32-34 teki hüküm aynıdır.

Taşlanma cezası Sümerlerde var, İÖ 2200 de Lagaş kralı Urukagina, iki koca alan kadınların (yanlış okumadınız)

Yazılı taşlarla (Bkz Kurandaki işaretli taşlar) taşlanmasını emretmiş.

Sümerliler kadınları Tarlaya benzetir, Tevrat ve Kuran da.

Sümer de 7 sayısı önemli, Yeraltı dünyasının 7 kapısı var.

Kuran’da da 7 kat gök, cennetin 7 kapısı şeklinde var.

Sümerlerde Tanrılara Kurban kesiyor, sağ kalça ve iç organlar Tanrıya takdim edilir gerisi dağıtılır.

Sümerlerde 6 gün çalışma 7. Gün dinlenme var,

Tevrat ta da aynı şey söz konusu Şabbat günü!

Sümer Tanrılarının gökte toplandıkları Duku adlı bir yerleri var.

Kuran da Göklerde bir meclis var, Kuran okunur, şeytanlar bu meclisi dinler ve Arş!

Sümer de Bilgelik Tanrısı Enki, Tufanın olacağını, Nuh'un karşılığı olan Ziusudra'ya duvar arkasından söyler,

Tevrat ta ve Kuran’da da Tanrı Musa ile perde arkasından konuşur ve Tufan olayı vardır.

Sümerde günah çıkaran rahipler var.

***

Burada pek çok müslümanın aklına şu gelmektedir: 'Biz hemen, hemen bütün kavimlere peygamber geldiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, belki de bu benzerlikler normaldir. '

Tevrat ve Kuran, Sümer metinleri ile benzeşiyorsa elbette Sümer metinlerini de ilahi kabul etmek adına onlara de Peygamber geldiğine inanmaktan başka çıkar yolunuz yok.

Ancak Sümer metinlerinde, ne böyle bir Peygamber vardır ne de tek Tanrı inancı, ne de kitap!

Üstelik Sümer de Cebrail'in rolünü Bilgelik Tanrısı Enki oynuyor, insanlara diğer Tanrı arkadaşlarından haber getiriyor.

Sümer de Tufanı yapmaya 4 büyük Tanrı karar veriyor!

Acele etmeyin daha pek çok konu var.

Eyup Peygamber Hikâyesinin Kuran ve Tevrat ve Sümerdeki şekillerini karşılaştıracağız.

Yaratılış hakkında her 3 metni karşılaştıracağız.

Neşideler neşidesinin Tevrat'a Sümerden geçtiğini anlatacağız, Şeba Kraliçesinin Kuran'a Saba Melikesi olarak geçtiğini anlatacağız,

Hint efsanelerindeki Adomim in nasıl Adem'e dönüştüğü var !

Yine Hintili bakire Rohini, bir Tanrı oğlu doğuracak,

Buna benzer onlarca konu daha var!

***

Dilimizden pek eksilmeyen, din kitaplarına girmiş, "Eyüp Peygamber'in Sabrı" hikâyesinin de, Sümerlerden kaynaklandığı ancak bu yüzyılın ikinci yarısından sonra anlaşılabilmiştir. Bu metnin yazıldığı tabletin bir kısmı Philadelphia Üniversitesi'nde, diğer kısmı İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulundu. Bunlar ayrı, ayrı okunup birleştirilince 135 satıra ulaşan, şiir tarzında yazılmış bir hikâye ortaya çıktı. Fakat parçaların birçok yeri kırık veya bozuk olduğundan metnin tümü tam olarak elde edilemedi.

Hikâyenin ana fikri; insanın felaketlere uğradığı zaman, bunu yapan Tanrıya lanetler saçacağı yerde, onu yücelterek, ona yalvarıp yakararak kalbini yumuşatıp, bu felaketlerden kurtulabileceğidir. Sümer'de yalvarılan Tanrı, insanın kendi Tanrısıdır. O, Tanrılar meclisine bu duaları götürerek iyi sonuç alıyor.

Bu şiir, evvela insanın Tanrısını övmesini, yüceltmesini, ağlayıp sızlamalarla kalbini yumuşatmasını öğüt vererek başlıyor. Ondan sonra adı verilmeyen bir adama, akraba ve arkadaşları tarafından yapılan fena davranışlar anlatılıyor. Adam başına gelen felaketlerden söz ediyor. Arkadaşlarının da kendi üzüntülerine katılmasını istiyor. Bundan sonra başına gelen bu hallerin kendi günahları yüzünden olabileceğini söyleyerek, Tanrısına affetmesi için yalvarıyor. Şiir, Tanrısının onu affettiğini bildiren bir kısımla son buluyor.

Sümer şiirinden bazı bölümler: (Tarih Sümer'de Başlar, s. 96-98. )

"Ben anlayışlı insandım, şimdi bana kimse değer vermiyor

Doğru sözüm yalana döndü

Hilenin adamı beni güney rüzgârı gibi sardı, ona iş yapmaya zorlandım.

Bana saygı duymayan, senin önünde beni utandırdı

Bana durmadan yeni üzüntüler verdin

Eve girdim ruh ağır, sokağa çıktım kalp sıkıntılı.

Cesur, dürüst çobanım bana kızdı, düşmanca baktı.

Düşmanı olmadığım çobanım bana fenalık aradı,

Yoldaşım doğru bir söz söyleyemedi bana,

Arkadaşım dürüst sözümü yalanladı.

Hilenin adamı bana tuzak kurdu,

Ve sen Tanrım ona engel olmadın!

Ben bilgin, neden genç cahiller içine sokuldum?

Ben anlayışlı, neden bilgisizler arasında sayıldım?

Her yerde yiyecek var, şimdi benim aşım açlık,

Herkese paylar verilirken benim payım üzüntü oldu.

Tanrım önünde durmak istiyorum,

İniltili sözlerimi söylemek istiyorum,

Acılarımı bildirmek istiyorum.

Tanrım gün ışıdı, benim günüm karanlık,

Gözyaşları, ağıt ve sıkıntı sardı beni.

Gözyaşlarımdan başka bir seçeneğim yokmuş gibi üzüntü kapladı beni.

Kötü kader eline aldı beni, çalıyor yaşam soluğumu,

Fena hastalıklar yakıyor bedenimi.

Tanrım, beni var eden babam, yüzünü kaldır,

Ne zamana kadar beni ihmal edecek, beni korumayacaksın?

Ne kadar zaman beni rehbersiz bırakacaksın?

Bir doğru söz söylüyor akıllı bilginler,

'Asla günahsız bir çocuk annesinden doğamaz,

Günahsız bir genç, en eski zamandan beri yoktu. "'

Bundan sonra mutlu sonuç şöyle:

"İnsanın Tanrısı onun acı gözyaşlarına ve ağlamalarına kulak verdi.

Genç adamın yalvarış ve yakarışları tanrısının kalbini yumuşattı.

Söylediği doğru sözü Tanrısı kabul etti,

Adamın dua dolu tövbeli sözünü.

Tanrısı fenalıklardan elini çekti.

Kanatlarını geren hastalık cinlerini uzaklaştırdı.

Adamın üzüntüleri sevince döndü,

Tanrısı yanına koruyucu bir cin koydu,

Ona müşfik bir melek verdi. "

***

Tevrat'ta bu hikâye, birçok bilge dolu sözle süslenmiş 1040 satırı kapsayan bir şiir halinde anlatılmıştır. (Tevrat, Eyüb. )

Hikâyenin başında Rab, şeytana, Eyüb'ün iyi bir kul olduğunu söylüyor. Şeytan da, "Eğer onu fena duruma düşürürsen bak sana nasıl lanet edecektir" diyor. Şeytan, Eyüb'ün vücudunu tabanından tepesine kadar çıbanlarla dolduruyor. Eyüb sesini çıkarmıyor. Karısı ona "Bunu veren Allah'a lanet et!" diyor. Eyüb de "Allah'ın iyiliğini nasıl kabul ediyorsak, kötülüğü de öyle üstlenmeliyiz" karşılığını veriyor.

Bundan sonra Eyüb başına gelen felaketleri, dünyaya gelmemesi gerektiğini, Allah'ın bunu haksız olarak kendisine verdiğini şiir halinde anlatıyor. Arkadaşları ise Tanrının haksız iş yapmayacağını, kendisinin bunu hak ettiğini söyleyerek Allah'ı savunuyorlar. Bundan sonra Allah ile Eyüb karşılıklı tartışıyorlar. Her ikisi de kendi yaptıkları iyi işleri sayıp döküyor. Sonunda Eyüp söylediklerine pişman olup tövbe ediyor. Allah da onun tövbesini kabul ederek sağlığına kavuşturuyor ve mal mülkünü de iki kat yapıyor. Böylece Eyüb arkadaşlarının yanında saygınlığını kazanıyor. (38)

Tevrat'taki şiirden, Sümer şiirine paralel olan bazı satırlar:

Bap 63.15-16:

"Kardeşlerim hainlik ettiler, bir vadi gibi,

Akıp giden vadilerin yatağı. "

Bap 7,3:

"Miras olarak bana sefalet ayları verildi,

Pay olarak da meşakkat geceleri. ''

Bap 7.11:

"Ruhumun sıkıntısı ile söyleyeyim,

Canımın acılığı ile şekva edeyim. "

Bap 7.11:

"Niçin günahımı bağışlamaz,

Fesadımı gidermezsin?"

Bap 10.2:

"Allah! Diyeyim, beni mahkûm etme!

Niçin benimle çekişiyorsun bana bildir!"

Bap 13:1:

"Bana günahımı ve suçumu bildir,

Niçin yüzünü göstermiyorsun?"

Bap 13.23:

"Fesatlarım ve suçlarım ne kadar? Bana günahımı ve suçumu bildir!"

Bap 16.6:

"Ağlamaktan yüzüm kızardı. "

Bap 19.2:

"Ne zamana kadar canımı üzecek,

Ve beni sözle ezeceksin?"

Bap 19.13: `

"Kardeşlerimi benden uzaklaştırdı

ve tanıdıklarım bana bütün, bütün yabancı oldular. "

Bap 19.14:

"Akrabalarım gelmez oldu,

Yakın dostlarım da beni unuttu. "

Bap 19.19:

"Hep sırdaşlarım benden ikrah ediyorlar,

Sevdiklerim de yüz çevirdiler. "

Bap 30.1:

"Yaşça benden küçük olanlar üzerime gülmekte!"

Bap 34.5:

"Hakkım varken yalancı sayılmaktayım. "

Bap 30.26:

"Ben ışık beklerken karanlık geldi,

Ruhum kırıldı, günlerim karardı. "

Bap 34.6:

"Hakkım varken yalancı sayılmaktayım. " .

Bap 42:

Şiirin sonu. Eyüb Allah'a söylüyor:

"Sen her şeyi yaparsın!

Anlamadığım şeyleri söyledim,

Benden üstün olanı bilmediğim, şaşılacak şeyleri

Niyaz ederim, dinle de ben söyleyeyim!

Sana sorayım da bana anlat!

Senin için kulaktan işitmiştim,

Şimdi ise seni gözlerim gördü.

Bundan ötürü kendimi hor görmekteyim,

ve tozda külde tövbe etmekteyim. "

Daha önce de belirtildiği gibi, Eyüb'ün tövbesi Tanrı tarafından kabul edilerek, daha büyük mutluluğa erişiyor.

Görüldüğü gibi, Sümer ve Tevrat metinleri, konu olarak aynı. Tevrat'taki, Sümer, şiirinden en az bin yıl daha geç yazılmış.

***

Kuran’a gelince, bütün konularda olduğu gibi, bu da çok yüzeysel; ancak dört sure içinde birkaç ayette bulunuyor. Nisâ Suresi, ayet 163 ve En'âm Suresi, ayet 84'te, İbrahim'den başlayarak bütün peygamberler arasında Eyüb'e de vahiy edildiği yazılı.

Enbiyâ Suresi, ayet 83-94:

"Eyüb'e gelince: O Rabbine 'başıma bu dert geldi, sen merhametlilerin en merhametlisisin!' diye niyaz etmişti. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik. Kendisinden dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik. "

Sâd Suresi, ayet 41-44:

"Kulunuz Eyüb'ü de an! O Rabbine nida etmiş ve 'doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve azap verdi' diye seslenmişti. 'Ayağını yere vur! İşte yıkanacak, içilecek soğuk su!' Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona, hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık. Eline bir sap al da onunla vur, yeminini bozma! Gerçekten biz Eyüb'ü sabırlı bulmuştuk. . O ne iyi bir kuldu, daima Allah'a yönelirdi. "

***

Süleyman'ın Meselleri:

Tevrat araştırıcılarını yüzlerce yıldan beri meşgul eden ve nedenini bulamadıkları bir konu da, yine Sümer metinlerinin çözülmesi ile açıklanabildi. O da Tevrat'ta bulunan, "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı" bölümü. Açık saçık şiirlerden oluşan bu bölüm Tevrat'ta niçin bulunuyordu? Görünüşe göre onlar ne dinle, ne de tarihle ilgiliydi. Bu şiirlerde bir seven bir de sevilen vardı. Bunu, kilise papazları, İsa'yı seven, kiliseyi sevilen; İbraniler ise Yahveyi seven, İsrail'i sevilen olarak yorumlamışlardı. 19. yüzyılda ise bunların İsrail düğünlerinde yapılan tören ile ilgili olduğu söylenmiş.

Bu yüzyılın ilk yarısından sonra, özellikle İstanbul Arkeoloji Müzeleri arşivindeki Sümer edebi metinleri okunup çözülünce, "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı"ndaki şiirlere benzer şiirler bulundu. Yapılan incelemelerde bunların, Sümerlilerin yeni yıl bayramlarında, sazlar eşliğinde söylenen şarkılar ve ilahiler olduğu anlaşıldı. (39)

Sümer ekonomisi tarıma dayalı olduğundan, onlar için tarımla ilgili konuların en önemlisi, ülkeleride bolluk ve bereketin olması idi. Bunun için onlar, Aşk Tanrıçaları İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi'yi (bu başlangıçta bir kral idi, sonradan Tanrı yapılmış nasılsa) evlendirirlerse, onların verimlilik gücünü ve ölümsüzlüklerini paylaşacaklarına ve bu yolla ülkelerinde bolluk ve bereketi sağlayacaklarına inanmışlardı. Bu inanca uyarak Sümer şair ve ozanları onlarla ilgili uzun bir efsane yaratmışlar ve bunu yazıya geçirerek zamanımıza kadar ulaştırmışlardır. Bu hikâyeyi kısaca özetleyelim:

Aşk Tanrıçası İnanna ile Dumuzi birçok zorluktan sonra evleniyorlar. Bu evlilikten sonra Tanrıça yeraltı dünyasına gidiyor. Fakat orası "gidip de dönülmeyen ülke". Kurala göre, Tanrıça olmasına rağmen, yeryüzüne bırakılmıyor. Bilgelik Tanrısı Enki'nin yardımı ile Tanrıça, kendi yerine birini göndermek üzere, yeraltı yaratıkları ile dışarı çıkıyor. Tanrıça her gittiği yerde Tanrı ve Tanrıçaların, kendisinin yokluğundan çuvallar giyerek, yerlerde sürünerek yas tuttuklarını görüyor ve hiçbirini göndermeye kıyamıyor. Fakat kocasının bulunduğu şehre gelip, onu, karısının yokluğuna aldırmayarak keyifle tahtında oturduğunu görünce, büyük bir kızgınlıkla "alın bunu" diyerek cinlere veriyor. Daha sonra yaptığına pişman olan, fakat kocasının cezasız kalmasını da istemeyen Tanrıçanın yardımıyla, Dumuzi in kız kardeşi Rüya Tanrıçası Geştinannan'ın, kardeşi yerine yarım yıl yeraltında kalması, Tanrılar meclisinde kabul ediliyor.

Böylece Dumuzi kış aylarında yarım yıl yeraltında kaldıktan sonra bahar zamanı dışarı çıkıp tekrar karısı ile birleşiyorlar.

Bu birleşmeyi zamanın kralı ile bir başrahibe evlenerek kutluyorlar. Bunun için büyük törenler yapılıyor. Artık yeni bir yıl başlamıştır; ortalık uyanıyor, ağaçlar yeşilleniyor, hayvanlar çoğalıyor.

İşte bu törenlerde okunmak üzere kralın ve rahibenin veya Tanrının ve Tanrıçanın ağzından birbirlerine karşılıklı söylemeleri için aşk dolu, sevgi dolu, açık saçık şiirler yazılmış ve bunlar bestelenerek şarkı haline getirilmiştir.

Sümer bereket kültünü oluşturan bu törenler, bugün "Kutsal Evlenme Törenleri" olarak nitelendirilmiştir.

Bu bereket kültünün İsa'nın zamanına kadar, hatta daha geç zamanlara kadar sürdüğü anlaşılıyor. İşte bu yüzden Tevrat'tan birçok dinle ilgili olmayan konu çıkarıldığı halde, bu şiirler bırakmış olmalı. Bu törenlerin Süleyman zamanında büyük bir ihtişamla devam ettiği, şiirlerin ona ait olarak gösterilmesi ile kanıtlanabilir.

Sümer ve Tevrat şiirlerinden bazı bölümleri karşılaştıralım: İstanbul Arkeoloji Müzesi arşivinde bulunan ve bir rahibe tarafından Kral Şusin'e söylenmek üzere yazılmış bir şiirden bölümler:

"Güvey kalbimin sevgilisi,

Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Arslan! Kalbimin sevgilisi,

Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım!

Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!

Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım,

Arslan! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim.

Güvey seni okşayayım!

Yatak odasında bal dolu,

Senin güzelliğinle neşelenelim,

Arslan! Seni okşayayım!"

Tevrat: Neşideler Neşidesi, bap 1:2-4:

"Beni kendi ağzının öpüşleriyle öpsün:

Çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir.

Kokuca ıtırın ne güzel;

Senin adın kabından dökülen ıtır gibidir,

Bundan ötürü seni kızlar seviyor.

Beni kendine çek, biz senin ardınca koşarız,

Kral beni iç odalarına götürdü

Seninle biz ferahlanıp seviniriz,

Senin okşamalarını şaraptan ziyade anarız,

Seni sevmekte onların hakkı var. "

Bap 4:9-11:

"Kaptın gönlümü, kız kardeşim, yavuklum!

Gözlerinin bir bakışı ile,

Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.

Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!

Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,

Itırın güzel kokusu da her çeşit baharattan! .

Ey yavuklum! Bal damlatır dudakların. "

( Sümer'de Tanrı Dumuzi, İnanna'ya "kız kardeşim" der. )

Bap 3.11:

"Ey Sion kızları! Çıkın, Kral Süleyman'ı taç ile görün,

O taç ki, onun düğünü gününde ve yüreğinin sevinci gününde,

Anası onun başına giydirmişti. "

Bu satırlar, kutsal evlenme törenlerinin Kral Süleyman zamanında devam ettiğini kanıtlıyor. Tevrat'a göre Süleyman'ın her dinden 700 karısı varmış ve onların dinlerini de Süleyman sürdürürmüş.

Bap 2:10-12:

"Sevgilim cevap verdi ve bana dedi: Sevgilim, güzelim, kalk da gel.

Çünkü işte, kış geçti:

Yağmurlar geçip gitti;

Yerde çiçekler görünüyor;

Terennüm vakti geldi. "

Bu satırlar da kutsal evlenme töreninin baharda yapıldığını anlatmaktadır.

Bap 6.10:

"Bakışı seher gibi,

Ay gibi güzel,

Güneş gibi temiz,

Sancak açmış ordu gibi korkunç,

Bu kadın kim?"

Bu satırlar da Tanrıça İnanna'nın niteliklerine uymaktadır.

Bap 2: 5-6:

"Kuru üzümle bana kuvvet verin, elma ile beni canlandırın,

Çünkü aşk hastasıyım ben.

Sol eli başımın altında olsun,

Sağı da beni kucaklasın. "

Sümercede buna paralel olan satırlar:

"Sevgilim, kalbinin adamı,

Sağ elini vulvama koydun,

Sol elin başımı okşadı,

Ağzını ağzıma dayadın,

Dudaklarımı başına bastırdın. "

Görüldüğü gibi, birkaç Sümer şiirinde bile paralellikler bulunuyor. Kuşkusuz bunlar gibi pek çok şiir vardı Sümer'de. Fakat bunların büyük kısmı hâlâ toprak altında olmalı. Belki bazı müzeler ve koleksiyonlarda da henüz okunmayanlar vardır.

Sümer Aşk Tanrıçası İnanna; Akadlarda İştar, İsrail'de Astarta, Yunanlılarda Afrodit, Romalılarda Venüs adı altında saygı görmüş ve varlığını sürdürmüştür.

Bugün de İsa'nın annesi Meryem'e, İnanna'ya ait nitelikler yakıştırılıyor. O da İnanna gibi, göğün hâkimesi, sosyal adaletin savunucusu, fakirlerin, ezilenlerin koruyucusu sayılıyor. Bazı çevrelerde Tanrıça seviyesine getirildiğinden, oğlundan daha çok ona tapıldığından; annelerin, savaşanların, üzüntü çeken ailelerin yardım için ona dua ettiklerinden söz ediliyor. (The Search of Mary, Richard N. Ostling, Handmaid or Feminist, The Time, Aralık 1991, s. 52-56. )

İsa'nın durumu da Dumuzi ye benziyor. Damuzi'nin dövülerek, eziyet edilerek yeraltına götürülüşü, tekrar yeryüzüne çıkışı, İsa'ya yapılanlar ve her yıl yeryüzüne çıktığı düşüncesi, Dumuzi'nin serüvenini andırıyor.

***

Gılgamış destanı ve Nuh Tufanı:

Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:

"Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Tanrıların gizini söyleyeyim: Şurippak (103), senin bildiğin bir kent, Fırat'ın kıyısındadır. Bu kent çok eskiden varken, tanrılar bu kentin yanındaydılar. Tanrıların aklına bir tufan yapmak geldi. Bunların babaları soylu Anu, hükümdarları Yiğit Enlil, büyük vezirleri Ninurta, suyolcuları Ennagi ve Bilge Ea da onların toplantısında yer aldı. Ea, tanrıların verdikleri kararı, kamıştan bir çite anlattı:

"Kamış çit, kamış çit! Duvar, duvar! Kamış çit dinle, duvar anımsa (104)! Şurippaklı Ubar-Tutu'nun (105) oğlu (106), evi sök. Bir gemi yap. Serveti bırak. Yaşamı ara! Mülkten nefret et! Canını kurtar! Canlı yaratıkların her türünden geminin içine yükle. Yapacağın geminin her yanı uyumlu bir ölçüde olsun. Onun eni ve boyu bir ölçüde olsun. Yağmura karşı onun her yanına bir çatı kur. "

'Küçük yavrular bile gemi için zift taşıyorlardı. Güçlü erkekler gemiye yedek kereste getiriyorlardı. Beşinci günde geminin kaburgasını oluşturdum. Geminin temeli (omurgası) bir iku (108) genişliğindeydi. Kenarları (küpeştesi) iki kez on kamış (109) yüksekliğindeydi. Üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı, iki kez on kamış uzunluğundaydı. Bundan sonra geminin dış yüzünü (bordasını) hazırladım ve onları boyadım. Gemiyi altı katlı yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm. Ortasına da su kazıkları çaktım (110). Güzel kürek seçtim. Ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana 21600.  Ölçek. . . . . Zift döktüm (111). Bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım. Tekneciler, gemiye 10800 şırlık (112) getirdiler. Bunun üçte biri peksimet kızartmak için harcandı; üçte ikisini de gemici sakladı. İşçilere çok sığır kestim. Ve her gün koyun boğazladım. Ustalara, ırmak suyu gibi bira, rakı, şırlık ve şarap akıtıldı. Bunlar, Nevruz bayramına benzer bir bayram kutladılar. Ustayı yağlamak için kendi elimi de bulaştırdım. Gemi yedinci günde tamam oldu. Gemiyi kızaktan indirmek güç oldu. Çünkü geminin üçte ikisi suya girinceye dek, onu, kızak üzerinde aşağıdan ve yukarıdan itmek zorunluğu vardı.

Elime geçen her şeyi içine yükledim. Elime geçen her gümüşü içine yükledim. Elime geçen her altını içine yükledim.

Bütün soyumu, sopumu ve kavmimi gemiye bindirdim. Yazının yabanıl, yazının evcil hayvanlarını ve bütün ustaları gemiye aldım. '

'Fırtına ve tufan, altı gün, yedi geceyi geçti. Fırtına yurdu silip süpürüyordu. Artık yedinci gün gelince tufan fırtınası savaşımı durdurdu. '

'Yedinci gün gelince, dışarı bir güvercin çıkarıp uçurdum. Güvercin gitti, geldi. Onca konacak bir yer belli olmayınca geri döndü. '

***

Kaynaklar:

S. N. Kramer The Sümerians Their History Culture ad Character

Muazzez İlmiye Çığ, Kura İncil ve Tevratın Sümerdeki Kökeni


Konuyla ilgili diğer yazılar: 


Bunu E-postayla GönderBlogThis!Paylaş Facebook’a gönder.

 
 
 


Allah'a inanmamanın bir olumluluk getirdiğini düşünmüyorsunuz zannedersem. Eğer öyleyse inananın kendi mantığının da sizin mantığınız kadar kurgulanabileceğini biliyorsunuzdur. Bu durumda inananın inanmayana göre mantıksız olmasının bir değeri yoktur. Allah inancının delili vardır ispatı yoktur. Delil de kişidedir. İnanmak isteğidir.

Yanıtla Sil


Sümer tabletlerinin ilk okumaları Hind Avrupa leksiyonuna göre yapıldığından Sümerlilerin bile bilmediği birçok tanrının üretildiği ortaya çıktı. 2000'li yıllardan sonra yeni okumalarda Sümerlilerin tek tanrı inancına sahip oldukları ortaya çıktı. Özellikle Atakişi'nin okumaları sümterlerle ilgili hakim paradigmayı çökertti. Yapılan yorumlar eski okumalara göre ve geçersiz. Yeni okumalar yeni yorumlar gerektiriyor.




sümerler, tek tanrılı dinlerin peygamberlerinden önce var olmuş bir uygarlık değil mi?
allah cc onlara hangi peyfamberi ve kitabı gönderdi?



sümerler tek tanrılı dinlerin peygamberlerinden önce var olmuş bir uygarlık tabiki değil hz adem ve havva ilk insanlar olarak dünyaya gelmişlerdir. 1000 sene yaşamıştır. şimdi bir düşün bakalım kendinin 1000 sene yaşadığını kaç tane torunun torununun çocukları ve niceleri olurdu 1000 senede 100 binlere ulaşılır sayı olarak onada Allahın emirleri verildi ama vefat ettiğinden sonra soyundan gelen insanlarIn bir kısmı yavaş yavaş dini abartarak değişik tanrılar edinmeye başladı ve Allah bir daha peygamber gönderdi belli bir zaman sonra bir daha insanlar tanrıları çoğaltmaya başladıkça helak olup yeni topluluklar gönderildi nuhun kavmi sümerlerden çok çok daha eskidir dünyanın ikinci kuruluşudur nuh tufanından sonra haliyle tufan bittikten sonra insanlar yeryüzene yeniden dağılmış kabileler topluluklar kurup çoğalmışlardır tufan olayını değişik şekilde torunlarına soylarına anlatmışlardır yazı olayı daha gerçekleşmediğinden kulaktan kulağa belki birşeylerde eklenip değişik kaynaklar ortaya çıkmıştır.kimi gidip orta asyada yazmış gılgamış gibi kimi gidip anadoluda yazmış biri atıyorum M.Ö den 2000 sene önce yazmış biri yüzyıllar belkide bin yıl sonra daha değişik ama özü benzeyen bir yazıt yazdı değişik diller çıktı insanlar coğrafyalara göre şekillendi allah kimini afrika sıcağından korunması için yavaş yavaş tenini siyahileştirdi kimi finlanda ülkerine gidip soyları güneşin etkisinden kurtulup daha iyi bir adapte olması için beyaz ve ya sarışın oldu kimi rüzgarın çok çetin geçtiği orta asyada çekik gözlü oldu vesaire vesaire zaten hiç değişmeseydi Allah yeni bir peygamber ve din göndermezdi. putların çıkışınıda bir düşünün bir topluluk düşünün toplulukta önde gelen lider herkes tarafından sevilen onları doğruyu yanlışı gösteren çin ve japon filizofları gibi bir lider ölüyor belli bir zaman sonra topluluğun yaşlıları bakıyorlarki insanlar doğruluktan çok uzaklaştı ölen liderleri gibi öğüt veren zeki insanlarda yok keşke işte filanca liderimiz ölmeseydi böyle olmazdı ozaman onları temsilen şehrin veya evlerimizin belli yerlerine onları temsilen (tamamen iyi niyetle )tahtadan veyahut taştan birer heykelcik yapalım veyahut onları simgeleyen eşya koyalım onları gördükçe dedikleri öğütleri hatırlayıp doğruyu buluruz bir kaç nesil böyle geçip gider sonra hatırlamaktan ziyade yavaş yavaş onlardan birşeyler istenmeye başlar (hani Kuranda der ya neden putlara taptınız hepsi şu ifadeyi kullanır biz atalarımızı onlara taparken bulduk bahane hep aynıdır yoksa iyi niyetle konulmuştur belki o putlar oraya ama insanoğlu abartmayı sevdiği atalarının yaptığını dahada belirgin kılmak için üstüne daha değişik şeyler koymayı ihmal etmezler mesela biz müslümanlardada vardır ya peygamber efendimiz zamanında olmayan kandil günleri filan sanki allahın kitabı peygamberin sünneti yetmezmiş gibi yeni yeni ibadetler ortaya çıkardık peygamberimiz vefat ettikten yüzyıllar sonra her neyse konumuza dönelim ve putlaştırılır insanlar hani şimdi atatürkün kabrine gidip şikayet edenler varya insanoğlu her daim böyledir birşeyleri ilahlaştırmadan duramaz. Vallahi kardaşlar Allah bize yeter ister inanın ister inanmayın ister daha değişik rabler edinin ister edinmeyin kafirun suresinde dediği gibi deki sizin dininiz size benim dinim bana




Aynan öyle isimsiz. Aslında şöyle de denilebilir. Allahın varlığı sadece insanın inanma isteğinin gereğidir.



bence böyle bi zaman da allahı inkar eden biri nin kendisine de inancı yoktur yani kendisini kandırıyordur bilim çağında allahın delilleri o kadar var ki onlar mantığa o kadar da uygun ki.ayrıca bilimsel bakarsak insan aklının yüzde kaçı çalışabiliyor ki ve çalışan akılla bazı şeyleri sorgulama da bulunuyorsunuz.size bir örnek vereyim siz dünyanın tesadüf olduğuna inanırsınız kendi kendine var olmuştur diyorsunuz:buna cevap :birgün hoca da aynı sizin gibi allahı inkar ediyor ve herşey kendi kendine varolmuştur diyordu tabi bizim öğrencilerde boş durmadı tenefüste tahtaya bi eşek çizerek eşek hoca demişlerdi hoca geldiğinde sınıfa tahtayı görüp sinirlenir kim bunu çizmiş diye herkes aynı ağızdan kendi kendine oldu dediler :) belki saçma dersiniz ama genede size bi öneri bence kuranı iyice araştırın soruşturun inanıyorum ki bulacaksınız allahı




allah bize ruhundan üflemiş bunca üfürükçü cahil boşuna türemiyor cehaletin egemen olduğu eski çağlardan kalma anlayışlardır dinler ve bu günde hala uygarlıktan habersiz geri kalmış insanların inanç denen kanıtsız bağnazlığı allah nerede öğrenin arş daymış kuran okunurmuş orada akıl mantık yok uydur baba uydur yola devam yobazlar bu kafayla kendinizi bu uydurmalarla avutup mutlu oluyorsanız keyfiniz bilir çocukların masallarla mutlu olmasından farkı yok tüm yaşadığınız inanç iman deneyimleriniz.



"Allah insana ruhundan üfledi" ayeti ile üfürükçülük arasında bağlantı kurabilmeyi ancak senin gibi bir salak başarabilirdi ve başarmış. Kur'an'da Allah'ın eli, parmağı, kulağı da teşbihi olarak geçer. Sen bir salaklık daha yap da bunlardan Cenab-ı Allah'ın insan olduğu sonucuna var. Sen bunu yapabilirsin bay salak. Sende bu salaklık, Kur'an'da da buna benzer metinler var olduktan sonra saçmalamanın ve zırvalamanın sonu olmaz. Çünkü senin Kur'an bilgin sadece ve sadece ya SHOW TV kaynaklı, ya da iman ve İslam bilgilerin tamamen kahvede okey oynarken duyduklarından ibaret.
TARANTULA... Kur'an okuyan insan yazdıklarından belli olur. Sen tut hayatında bir sefer Kur'an okuma, tefsir ve hadis konusunda zerre kadar bilgin olmasın; ondan sonra de ki; Kur'an'da fizik, astronoöi, nano teknoloji vardı da biz mi görmedik diye zırvala. Bunu ancak salaklar yapabilirdi ve bir salak çok güzel başarmış.
Sen astronomi de bilmiyorsun. Bilen insan senin gipi sap tiyip saman s..ıçmaz. Vururken bile mert olur, ve dayandıkları delil varsa onları ortaya koyar. Sende bi b...ok yok geri zekalı.




ULan mehdi bilim hakkında ne biliyorsunki. Kuranın bilimle yakından uzaktan alakası yoktur. Kuranda güneş geceleri uyur sabahları yükselir. Anne karnına bebeiği melekler üfller..




sen kur,an-ı baya okudun galiba. o yazdığın abuk sabuk cümleleri kaç numaralı ayet ve sürelerde okuduğunu yazabilirmisin buraya



kuran da süper iletkenler dna süper novalar uzay zaman eğriliği kalp nakli antibiyotikler mozart nano teknoloji higs bozonu vardıda biz mi görmedik kuran da olsa olsa eski çağların kısıtlı bilgisi var buna da kimsenin itirazı yok iyi kuran okumalar tarihi bir belgedir değersiz bir kitap değildir o çağların anlayışının delillerini sunar ama bu çağ da işaret ettikleri dikkate değmez din de nesi artık tıp var hukuk var fizik var jeoloji var var oğlu var dinler de bunları aramak zaten haksızlık da olur ama arayıp buldum demek cehalet olur.




Sayın adsız,mehdi'ye bilim hakkında yükleniyorsunuz ancak sizin de Kur'an hakkında pek bilgi sahibi olmadığınız ortada.(verdiğiniz örneklere bakacak olursak)Lütfen İslam adı altında dayatılan ve öğretilen her şeyi Kur'an kaynaklıymış gibi kabul etmeyelim. Ciddi anlamda Kur'anı incelerseniz ve Kur'anın pek çok yerinde özellikle üstünde durduğu anlama ve düşünmeye özen gösterirseniz,bildiklerinizin tersine farklı şeylerle karşılaşabilirsiniz.Sanırım Kur'an-ı Kerim'in ilk inen 5 ayeti durumu gayet iyi özetlemektedir;
"Yaratan Rabbinin adıyla oku!O,insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
Oku!İnsana bilmediklerini belleten, kalem ile (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir." (Alak Suresi 1-5 ayetler)



Bilim acisindan kuran incelenirse yeterince celiski ve belirsizlik ortaya cikmakta. Yok eger kurani yüceltme acisindan 'ledünni mana' itibariyle incelenirse bu sefer hersey olan manasinin disina cikip öte manalar bulunarak aciklanmakta. Kisacasi bu alanda dinciler kendi savunularini yüksek manalar vererek ve her yeni olusumda yahut bilimsel gelisimde kurani manalandirarak kendilerini hakli görürler. Bilim insanlari ise ispatli ve deneysel veriler isiginda olayi irdelemek ister. Bundan ötürüdü de biribirleriyle durmadan catisirlar.Kurani, tevrati, incili (eski ve yeni ahitleri) eger ki kalbi ve hissi duygularla degil, bilimsel yöntemlerle irdeleyecek olursak ortada gecmis dinlerle cok fazla ilintili olduklari, dogal afetleri tanrinin gazabi olarak gördükleri, mitolojik olaylari/olgulari gercekmiscesine anlatmaya calistiklari ve aralarinda devamli celistikleri görülmektedir. Tanri inanci yahut tanrinin var olma inanci ayri bir olgudur ve insanligin varligindan beri onunladir. Ama bu inanc din (siyasal inanc) olarak ortaya ciktigi vakit tamamen baskici bir hal alir. Nitekim bircok kuran ayeti olsun tevrat ve incil baplari olsun kendilerinden olmayanin yasamasina kimi zaman müsaade ederken kimi zaman ölümle cezalandirmaya varan aciklamalar yer alir. Arastirmalari yahut bulgulari siyasal, kalbi, hissi gözlüklerle incelememek gerekir. Sümerlerde cok tanrili din anlayisi kesindir. Bunun öncesi sonrasi aciklamalar bulgular seklinde bir olayi yok.Dini kesim sümerleri özellikle bir sekil bertaraf etmeye yahut ondaki bazi bulgulari kendinden sayarak kendi dinini yüceltmeye cabalar. Lütfen asli astari olmayan seylere riayet etmek yerine, bilimsel gerceklikler isiginda arastirma yapmanizi rica ederim.




Çok haklısın bu yüzden bilimsel çalışmalar sonucu ortaya çıkan gerçekler "Kur'an da var" şeklinde Kur'an'ı yüceltme amacıyla kullanılır.Ama nedense Kur'an'da olduğu önceden bilinemez.




son din islamın kur anda haber verdikleri yerine sümer tabletlerinde okunduğu idda edilen metinlere inanmak ve bunları kesin doğru kabul etmek ne olursa olsun insanın inançsız yapamayacağına örnek teşkil ediyor.kuran dışındaki kaynakların özellikle diğer kutsal kitapların sonradan yazıldıkları bilinen bir gerçekken kur anın bunlara eşit tutulması iyi niyet olmaz diye düşünüyorum.dikkat ederseniz kıyasta yanlış yapılıyor.kur anda ki falan kıssa tevratta şöyle sümerlerde böyle diyerek.aslında sümerler ve tabletleri tam anlamı ile din olmuş durumda.o tabletlerin nasıl yazıldığını görmedik. üstelik ölü bir dil olan sümercenin ne kadar sağlıklı anlaşıldığıda ayrı bir soru işareti.bu bile sümerceyi çözdük inan cının bir tezahürüdür.hem niye sadece sümer metinlerine takılıyorsunuz?afrikadan kutuplara kadar yazılı veya sözlü birçok belge ve rivayet kutsal kitaplarla benzerlik gösterir.mayalardaki kıyamet inancı2012 çılgınlığı.ben allah var diye inanıyorum.5 duyumla bunu bilemem zaten bilsem bigi olur inanç olmaz.inanmdığına idda eden kişi de olmdağına inanmıştır.ikimizde inanmaktayız.ben olduğuna diğeri olmadığına.



Sümer yazıtları ilahi kitapların kökeni mi?
Vahye dayanan ilahi kitapların aralarındaki benzerlik onların hepsinin temelde Allah'ın kelamı olmalarından kaynaklanır. Eğer aralarında hiç benzerlik olmasa idi niçin hiç benzemiyorlar diye insanın aklına gelebilirdi.
Adem peygamberden İslam peygamberine kadar 124 bin peygamber gelip geçmiştir. Peygamberlerin çokluğu hadis-i şerifte bildirildiği gibi
"Nice peygamberler vardı ki..."3/146
ayetinde de işaret edilmiştir. Bunlardan;
Hz. Adem'e 10 suhuf (sahife)
Hz. İdris'e 30 suhuf
Hz. Şit'e 50 suhuf
Hz. İbrahim'e 10 suhuf gönderilmişti.
Bu suhufların hepsi Sümerlerden önce gelen peygamberlere indirilen sahifelerdi (İbrahim peygamber ise Sümerlere yakın yada aynı zamanda yaşamış olabilir). Eskiden iletişim imkanları ve kitabet çok zayıf olduğu için aynı zaman diliminde birbirine yakın bölgelerde küçük topluluklara bile peygamber gönderilirdi. Bu peygamberlerin kimisine inanan hayli çok olduğu halde kimisine hiç inanan olmamıştı. Bunların birçoğu kendisinden önce o topluluğa gelen peygamberin dinini devam ettiriyordu.
Fakat kendilerine peygamber gönderilen insanların çoğu peygamberlerin kendilerine bildirdikleri vahiyleri kendi uydurmaları ile karıştırıyor ve dejenere ediyorlardı. Kuran'da eski kavimlerin yaptıkları bu hareketler ve peygamberlerini ilah edindikleri yer yer bildirilmektedir. Tabiki aslı vahye dayanan fakat dejenere olmuş bu inançlarının yansımasına bu milletlerin yazıtlarında ve kültürlerinde rastlamak doğaldır.124 bin peygamberin gönderildiği düşünüldüğünde ise bu yansımanın kaçınılmaz olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durum, aynı zamanda o dönemlerde de ilahî vahyin insanlara bildirildiğini gösteren bir delil niteliği taşır.
Eğer o zamanki insanlar bir ilahî kaynaktan esinlenmeden o anda yada belli bir süre önce yaşanmış bir olay olarak bunu anlatıyorlarsa bu yine ilahi kitapların anlattıkları olayların gerçekten yaşanmış olaylar olduğunu; hayali hikayeler olmadığını gösterir.
"Benziyorlar öyleyse birbirinden türemişler" şeklinde tarihsel gerçeklerle uyuşmayan yargılar edinmek ise araştırma kaynaklı fikir üretmek yerine felsefik önyargılarla fikir edinmektir.





Sümerlerle ilgili en doğru analizi bu arkadaşımız yapmıştır. Yukarıdaki ana yazıyı yazan admin arkadaşın bu yazıyı da okumasını tavsiye ederim. Hz Adem'den bu yana 124 bin peygamberin tebliğ yaptığını düşünürsek son kitap ve geçmişte ki kitapların, sayfaların yada emirlerin birbirleriyle tutmasından daha normal ne olabilir ki? Hatta sümerlerdeki benzerlikler son ilahi kitap olan Kur-an' ı kerim'e inancımızı artıracak, iman ateşimizi coşturacak bir bilgi kaynağına dönüşür. Tebrikler..




Mükemmel tespitler.. Adminin ve yorum yapan arkadaşların da okumasını tavsiye ediyorum..




oncelikle herkese slmlar.eğer her şeyi çözmesi için bilime baş vurursak her bilginin arkasında okadar çok bilinmeyenlerle karşılaşıyoruzki o bilimin parmağını ısırdığına şahit oluyoruz istemesekte.var oluşumuzu ele alalım.var olmamı ben istemedim gücümde yetmedi var olanların akıbetıte benım gibi değilmi malesef evet hepimiz aciz ozaman küçük cevaplar bizi doyuramayacağına tatmın etmeyeceğine göre mesela basıt cevap her şeye tesaduf denmesı ozaman ben bı tesaduf daha istiyorum basıtleşmeleri boyle sürer gider.ozaman aklın ve vicdanın yan yana gelıp hesaplaşmaları gerekmezmi aklın ermeyeceği sadece kabulleneceği bir yaradılış ama bu yaradılış okadar muhteşemki vicdanımızın başını okşayıp yerıne otutturacağı şekilde bir yaradılış.ALLAH VARDIR TEKTİR VE HER ŞEYİ YARATAN GÖZETEN ODUR ONA HİÇ BİŞEY ZOR DEĞİLDİR YARATMAK İSTEDİĞİ BİR ŞEYE SADECE OL DER ODA OLUVERİR.işte bilim burda biter filim başlar 2 yol vardır ya ona boyun eğersın yada baş kaldırırsın.eğerki bizi yoktan var eden bişe var ise oda allahtır.demekki bi sefer var eden yada var olmamız yine olur.inanmayan azacık aklını vicdanının üzerıne salsın



allah ı savunmak için tabularla bakıyorsunuz..kuran tamamen çağdışıdır..kuranda ne geçiyorsa ozamnki insanlar içinrir..mesela allahın herkes kavim kavim yaratması,miras kavramı,ahzap suresindeki muhammedin hanımları hakkındaki bilgiler vs..bunların bize hiç bi yararı yok hani kuran geleceğe ışık tutuyodu?! tersine dünyadaki bütün savaşlarda diler yüzünden çıkmıştır!..kuran yahudileri öldür parmakalrını doğra diyorsa tevratta müslümanları aşşağılık buluyorsa ortadoğuda barış nasıl sağlanır!!!...bu yazıyı hazırlayan arakdaşa çok teşekkurler bizi aydınlattığı için! hammurabi kanunlarının tevrata ordan kurana geçtiği hakkında veya nuh tufanı hakkında ve tabletlerle kutsal kitapların benzerlikleri hakkında bize bize verdiği bilgiler için çok teşekkurler



peki geçmişi yazmışsın ya gelecekte olacak kıyamet alametlerinin 1400 yıl önce haber verilip şimdi teker teker öortaya çıkmasına ne diyosun sizler gören körler duyan sağırlarsınız kuran sizlerden ve sizi saracak olan azaptan bahsediyor allah sizlerin şerrin den bütün din kardeşlerimi korusun



Arkadaşlar. Ateş mikrop çelik adında bir kitap var. Tubitak yayınlarından. Orada insanın tarihsel gelişimini farklı bir yoldan anlatıyor. Neden bu olguların ortadoğuda geliştiğine işaret ediyor. Okumanızı tavsiye ederim.



ateizim nedir ben bunu merak ediyorum...İnanmamak tevratta incile kurana vsvsvs inanmamak normaldir.İnanmak zorunda da değilsin..fark demiş ki (kuran yahudileri öldür parmakalrını doğra diyorsa tevratta müslümanları aşşağılık buluyorsa ortadoğuda barış nasıl sağlanır!!!...)
kuranda kuranda önce gelen kitaplara ve peygamberlere inanmanın müslümanlık olduğu anlatılır.
herneyse müslümanlar yahudilere yahudiler müslümanlara diyelim bunlar birbirine böyle yapıyor ve sanada saçma geliyor.
Sende ikisine cephe alarak ayrı bir yol mu açıyorsun?
Amaç???
neye inanıyorsunuz?
İnandığını şeyi anlatın...Belki bizede hoş gelir.Ama şimdilik en iyisi kuran bundan daha iyi bir şey biliyorsan paylaş...
Yani olana bok atma...
Olduğunu anlat da bilelim...
Nesin Tavsiyelerin neler?
Neye inanırsın...
Ben hiç bir şeye inanmayan bir insana inanmıyorum.
Parayamı,Karıyamı,yada Rakıyamı mutlaka inandığı bir şey vardır_?
He inandığı hiç bir şey yoksa yaşamaya da gerek yoktur.Çünkü hiç bir şeye inanmıyorsan hiç bir şeyde sana keyif vermez...
Aydınlat beni arkadaşım yaa....3
Belki bende ateizt olurum...
ama ateizt ne bi boka inanmamak mı?
inançsız bir adam olarak inananların yaptıklarına köpeklik yapmak mı?
Bana açıklarmısın rica etsem teşekkürler...



1- De ki: Ey kâfirler.2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam.3- Siz de benim taptığıma tapmazsınız.4- Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.5- Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz.6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.(Kafirun)



güzel bir çalışma olmuş bu kadar araştırıp sonrada (veya öncesinde)ateist olan insanlar bence ayrı bir araştırma konusudur. yazılı tarihin başlangıcı sümerlerdir fakat bu kültür dinler tarihini çürütecek kanıtlar sunmaz bu alıntılar veya benzerliklerin yaradılış hikayelerinin birçok efsanesinde benzerlikler göstermesi bence kitaplı dinlerin varlığını tehtid edeceğine dahada önemli ve gerçek çizgisinde olduğunun bir işareti olarak kabul edilmelidir. İnsan tanrıdan gelmiştir ve tanrıyı bulmak ihtiyacı insanın varoluşundan itibaren bitmek tükenmek bilmeyen en gerçek aşkıdır tanrıdan gelen bizlerin yazılı tarih öncesindede dinler tarihi öncesindede kitaplı dinler dönemindekine benzer olarak bir inanç sistemi geliştirmiş olmasından daha doğal birşey yoktur.
tanrının insana bakış açısını ele aldığımızda insanın hiç alışkın olmadığı ve hiç bilmediği bir şekilde tanrıya tapmasını beklemekte yanlış olur inancındayım.



Adı üzerinde: İnanç
Bilimsel çalışmalar,araştırmalar insanlık tarihini sorgulmak içindir. İnsanların hayatlarını adayarak yaptıkları çalışmaları birilerinin iki satırda basitleştirmeleri ( ölü Sümer dilinin yorumu gibi) ile yorumlanmamalıdır. Ona bakarsan Kuranı neden Türkçe okumuyorsunuz deyince cevap hazırdır: Kuranca diye bir dil varmış. Eeee bu dili kim konuşmuş? Kimler konuşuyor? İnanç dediğin şey bilmediğin anlamadığın bir dilde ibadet etmek mi? Yoksa amaç din üzerinden para kazanmak mı? Kuran da en çok lanetlenenler bu sınıftır. Ama İslamı maalesef bu lanetlenenler yönetiyor. Allah adına yorum yapıp hüküm veren lanetliler bunlar. Ne üzerinden? Kendilerine göre kendilerinden başka kimselerin anlamaya aklı yetmeyeceğini iddia ettikleri Kuranca dili üzerinden.
Sonuç olarak Sümer ve yazılı sümer tabletleri ve anlatıları bir bilimsel çalışmadır ve tespittir. Dinlere inananlar bunları inançlarını kuvvetlendiren bir delil, inanmayanlar ise inanmayışlarına kesin bir ispat olarak görmekte serbesttir. Bu çalışmalar her iki düşünce içinde delil olsun diye yapılmıyor sonuçta.
Kuran kendi bünyesinde ayetlerinin sorgulanmasını bile dinden çıkmak olarak gördüğü ve çıkanlarında uğrayacağı dünyevi ve ahiretteki zulümler ile ilgili kesin söylemleri olduğu için, inanları açısından üzerlerinde çok kuvvetli bir baskı yaratılmıştır. Hatta düşünün ki babanız bile olsa onunla konuşmayın ve hatta öldürün buyurduğu için,bir inanç sahibi böyle araştırmalarla zihninden küçücük bir "acaba" nın bile geçmesi halinde başına gelecekleri bildiğinden, hem böyle akıl karıştırıcı araştırmaları gereksiz ve dinden çıkarıcı bulurlar, hem de bulunan tespitleri illa kuranda bir yerinde mutlaka daha önce buyurulmuş olması gerektiği zorunluymuş gibi refleks olarak böyle bir arayışa girerler.
O nedenle herkes inandığını yaşasın bilimsel tespitler de yerinde kalsın, ilgi duyan alır okur. Kendince yorumlar.
Bir de inanç sahibi olsun olmasın tüm arkadaşlara bir tespitimi paylaşmak istiyorum:
İçine insan faktörü girdi mi her işte mutlaka bir "şeytanlık" vardır olacaktır da. Kuranın hiç bir ayetinin değiştirilmediği savı vardır. Bunu kim diyor? Ona bakarsanız diğer dinlere göre de hiçbir sapma yok hatta onlara göre tevrattan incile olan süreç çok uzun bir süreç olduğu ve binlerce bilimsel kanıt ile orada anlatılan hikayelerin( yazıtların) gerçek olduğu bir kişinin değil en az onlarca kişinin değişik zamanlarda ele aldıkalrı metinlerde aynı şeyi anlatmış olmalarının da yaşanan olayın gerçek olduğuna en büyük kanıt olduğu ileri sürülmekte. Kur'an da sonuçta yazılı fasiküller halinde gökten peygamberimizin önüne düşmedi. Eğer öyle olsaydı bak tanrı sözü ve kuranca lafına hiç tereddüt etmeden inanırdım. Ama gerçek bu değil. Sonuçta işin içine insan faktörü karıştı mı her zaman bir acaba olmalı okurken yorumlarken. O nedenle körü körüne inanç herkesin istediği olabilir ama emin olun onun bile inananları sömürmek için tezgahlanmadığı ne malum?
Bu güzel çalışma için arkadaşımıza teşekkürler...



kutsal kitapların sümer mitolojisi kaynaklı olduğu gerçeği tek başına tanrı tezini ortadan kaldırmaya yetmez. "sümerlere de aynı tanrı tarafından peygamberler gönderilseydi, onlar da tek tanrıya inanırdı." anlayışı, şu karşı tezle çürütülebilir: sümerlerin de atalarına tek tanrı inancını yaymak üzere bir peygamber gönderilmiş olabilir ve devamın da (aradan yüzyıllar geçmiş olabilir) sümerler kendilerine gönderilen dini tahrip edip yoldan çıkarmış olabilirler. kaldı ki bugün sümerlerin gerçekten çok tanrılı olup olmadıkları da tartışma konusudur.



Sümerlilerde tek tanrı inancı olduğuna dair tek bir kanıt bile yoktur. Bilakis Sümer mitolojisi tanrılarla, tanrıçalarla doludur. Yok Allah en başından beri her kavme peygamber yollamış da, islam ilkçağlardan beri varmış da. Bunların hepsi müslüman uydurması, gerçekle ilgisi olmayan zırvalar.



sümerlilerin tanrı die hitab ettikleri bizden daha hızlı gelişmiş daha çok bilen dünya dışı varlıklardır ki roketle uzay araçlarıyla gökten indikleri taşlara çizilmiş 3 4 kişilermiş bunlar tek deilse tanrı denemez çok oldukları için onlarıda yaaradan bi güç illaki vardır!Niburu gezegeninden geliolarmış o gezegende 3500 senede bi bize yakın geçiomuş yani bizim 3500 senemiz onların 1 senesi ve değişik yaradılmışlar neden bizden çok çok ileri bi kavim olduklarıda ortada!



Tartışmanın geldiği seviye'ye bak. bilim ilim her ne varsa seviye yerlerde sürünüyor. İlmi olarak saçma bir meseleye yine saçma sapan bir sürü yorum yapılmış..
Bu yorumları okuyan arkadaşlara okuduklarını resetleyip aşağıdaki yorumu okumalarını tavsiye ediyorum...
İman ve inanç zaten akılla yapılacak bir iş amel değildir.
Ancak aklına yatırmak isteyen arkadaşlara birkaç birşey söylemekte yarar var.
Bütün tanrılar tek bir tanrının sıfatlarından insan aklı tarafından türetilmiştir...Ademle başlayabiliriz.. herhalde ilk insan dediğimiz en azından bu panteist inancı ilk yayan insanda diyebiliriz. Burada cromagnon veya homo erectus diyenlerede şunu söliyeyim onlarda müzik aleti yapan, ölülerini gömen, alet kullanabilen akıl sahibi ayrıca bizim gibi insanlarla DNA yapısı %100 aynı olan türdür. Ölülerini gömme fikride Kuran'da ademin oğluna kardeşini gömmesi için Allah'ın kuş vasıtasıyla öğrettiği bir fiildir. Bunlarında yaratıcı fikirleri ama doğru ama yanlış ölümü kabulleniş biçimleri vardı.
Adem ilk çevresine baktığında teklik bir onun aklındaki ilk fiildi. Heralde ." Beni hangi tanrılar yarattı "dememiştir. Çünkü önce yaratılış teorisine inanmak gerekiyor.. inanmayanlara zaten diyecek bir şeyim yoktur.
Din zaten inanç işidir. Akılla herşeyi bulmanın mümkün olamayacağı bir gerçektir. Gelelim Sümerlere. Sümer metinlerinde büyük tufandan bahsedildiğini biliyoruz.. Sümerler Nuh Tufanından sağ çıkan Nuh peygamberin çocuklarıdır. Tufandan sonra Nuh'u ve Tek tanrı öğretisini kabul etmeyen güruh yok olmuş ancak onun soyundan gelenler zamanla bu öğretiyi unutmuşlar putlara tapmaya başlamışlardır. İnsanoğlunun bir huyu da terk etmeye başladığı bir eylemin boşluğunu başka bir eylemle doldurmaktır. Tufandan sonra tek tanrı eylemini zamanla tabi bu asırlar sürüyor bunun yerini yine tufandan önceki o sapık kadim bilgilere bırakıyor. Sümer yaşamı içinde, inanç sisteminde zaten başta tek bir tanrı vardır. bunu Enuma Elişte okuyabilirsiniz.. Ama insan aklı O baştaki en büyük tanrıyı bir türlü yalnız tasavvur edemez. Ona ilk etapta bir kadın lazımdır(dişi tanrı) , onlardan mutlaka biri oğul ve ya bi kaç tane kızları mutlaka çok olmalıdır. Mesela araplarda olduğu gibi LAt menat uzza gibi ) ordan yeğenler, kuzenler tabi bunlar arasında savaşlar aşklar, baba tanrı bunlara kızar, sürgüne gönderir falan filan... bu hikayelerin hepsi böyledir.. Bu tevhid inancı insan aklı tarafından her zaman bozulmuştur..
Ne gariptir ki bu Sümerlilere yani babil halkına uyarıcı bir peygamber gelir.. Adı Avrom veya İbrahimdir. işin garibi bu peygamberin babası da bu insancıllaştırılmış tanrıların heykellerini yapmaktadır. Bir gün herkesin bayram olduğu bir günde Tanrı heykellerin bulunduğu yere gidip bütün putları kırdı. Yalnız Mamnu isminde puta dokunmadı.....Mamnu onların en büyük tanrılarının ismi idi. Baltayı onun koluna astı.. ibrahimin yaptığını anlayınca onu yakaladılar ve sordular neden yaptın...Ben yapmadım bu çirkin işi Mamnu yaptı dedi. Bakın Balta da onun elinde... Bu insanın aklına vurulan bir baltaydı...İbrahim Tek tanrının olduğu sistemi onlara hatırlatınca akıl onları inkar etti..Çünkü akıl bu kadar şaçma işi kendisi yapamazdı...aklımız bize hep bunu yapar arkadaşlar... mantığımıza yatıramadığımız işi hemen inkar ederiz...böyle şey bu yuzyılda olurmu falan filan...İbrahim burada bize bir miras bıraktı (isra 110 bakınız) bu mirastan ibrahimi dinler doğdu.. ama her seferinde bu miras tüketilip yendikten sonra yerlerini yine eski kadim bilgiler dolmaya başladı...onlardan yine peygamberler geldi her seferinde birbirlerini inkar etmeyen tehhide tek tanrıya tapmalarını istediler her seferinde ve şimdi buradayız.. sizce bu miras devam ediyormu Etmiyormu ? Kısaca sümer metinleri vardır ve doğrudur ...ama onları yazan ve kil halinde saklayan sümer ruhban sınıfıydı...Bu sınıf hakkında ve günümüzü etkileyen şeyler hakkında yazmak isterim ama zamanım kısıtlı
görüşmek dileğiyle



Şaşırıyorum bu yorumlara. Öncelikle bir Tanrı'nın bizi yaratmış olması, yani yaşamımızı borçlu olma ve karşılığında minnet duyma düşüncesine bakalım.
a. olmak istemediğin şekilde varsın.
b. üstüne bir de yaratıldığın için teşekkür etmen gerekiyor.
İNANÇLI OLANA SORGU:
Hadi istemediğim bir şekilde var oldum ve karşılığında bir de küçükten itibaren ÖĞRETİLEREK camide namaz, kilisede ayin, ağlama duvarında da ağlamaya programlandım.
Bir kere herşeyden önce düşünmem gereken ne yaşamı, ne sonsuzluğu ne cehennemi ne de cenneti BEN istemedim. Bunlar belki M.Ö 13000 yıl öncesinden bilgilerdir, farketmez.
Atlantis'ten gelen kavimlerdir, farketmez.
Sümer tanrısı yer altında AGARTHA ya gitmiştir, farketmez.
Yaratım süreci belki UFO melezleşmesidir, farketmez.
Allah kainatın efendisidir, farketmez.
Beni süs hayvanına dönüştürmüş bu sistem içinde bilinçsizce var olduysam bu bana yapılan en büyük aşağılamadır.
Eğer İnanmıyorsam:
13 milyar yıldır var olan atomlarım bu formunu yitirdiğinde ve başka canlılar tarafından paylaşıldığında zaten orada mecburi yaşam devam edecektir. İstemsizce yaşam...
Hiç doğmamış olmanın, bir şekilde var olmamanın ve bu yorumları bir daha görmeyecek olmak dileğiyle




buradaki en süper yorum




Aslında inanmak istediği şeye inanıyor insan. İnsanların zor anlarında yanında olan bir güç olduğuna inanmak, yaptığı iyiliklerin karşılığını başka alemde bulacağı vs. sonsuz mutluluk arayışına cennetle kavuşacağına inanmak.
Evrimi reddetmek, insanlığa hizmet eden bilim insanlarını karalamak işine geliyor insanın. Böyle olduğu sürece de görüyoruz ki hiçbir müslüman ülke gelişemiyor.



Normal be arkadaşım gayet normal. Hz. Musa Mısırdan kurtardığı kavmini sadece 3-5 gün terketti hatta yanlarına güvendiği kardeşini bıraktı. Ama döndüğünde yine çok tanrılı oluverdiklerini görmedi mi?. Yani Sümerlerin çok tanrılı olmaları standart bir şey mi sence?. Sümerler arasında ve tarihlerinde tek tanrılı dönem veya dönemler, hatta aynı anda tek ve çok tanrılı gruplar olamaz mı? Geçmişlerinde Adem aleyhisselamdan o yaşadıkları döneme kadar tek tanrılı din telkin eden peygamberlerin öğretileri ile etkilenmiş olamazlar mı? Sümerlerin tek tanrılı dinlerin kitaplarındaki benzer öğelere rastlanması da gayet normal olmuyor mu? Peki okyanus ötesi Aztekler,Maya, inka ve hatta K. Amerika'daki kızılderili kabilelerindeki efsaneler, Afrika kabilelerindeki hikayeler, eski Türk yaratılış ve tufan efsaneleri bu nedenle benzer ögeler taşıyor olamazlar mı? Bence bütün bunların hepsi normal. Bir tek tarihlemeler kafa karıştırıyor. Ayrıca Tufan lokal mi yoksa genel miydi?. Dünyanın dört bir tarafında, birbirinden izole topluluklarda tufan olayından bahsedilişi genel bir olaya işaret ediyor. Ama bazı bilim adamları öne sürdükleri delillere göre Mezopotamya ile sınırlandırıyor. Tarihlemeye gelince, kutsal kitaplarda muğlak ve birbirinden farklı kriterlerde zaman birimlerinden söz ediliyor. Bunlar mecazi olup insanlar tarafından farklı değerlendiriliyor olabilir.




Arkadaş şu Musa'nın kavminin bozulması olayının gerçek olduğunu nereden biliyorsun. Bu tevrat'ta yazan bir hikaye. Sen bunu olduğu gibi tarihsel ve bilimsel bir gerçekmiş gibi kullanıyorsun ve hisse çıkarıyorsun. Zaten biz de burada Tanrı'nın ve kutsal metinlerin gerçek olup olmadığını tartışıyoruz. Yani bütün bu hikayelerin eski efsanelerden devşirme olduğunu iddia ediyoruz. Sen nasıl bunu evrensel bir gerçekmiş gibi argüman olarak kullanabiliyorsun böyle bir tartışmada? Önce bu hikayenin gerçekliğini sağlam kaynaklardan teyit etmen gerekmiyor mu? Nasıl bu kadar eminsin kendinden? biraz akıl, fikir. Biraz düşünce be kardeşim.




sümerliler yada değil.Allaha inanıp inanmamak tamamen inanç meselesidir.benim anlamadığım yazılı bu kitapların nasıl Allahın kitapları olduğuna kayıtsız,şartsız inanıyorsunuz.bende diyorumki Allahım sen bu kullarını nasıl bu kadar saf yaratmışsınki kayıtsız şartsız hiç şüphe duymadan bu kitapları senin göndediğine inanıyorlar.hazmedemiyorum nasıl bu kitaplara bu kadar güvenebiliyorsunuz.



Aslında bu yazdıkların Kur'an-ı Kerimin Allah kelamı olduğunu kanıtlar nitelikte, Hiç bir kavim yoktur ki peygamber gönderilmesin. Bu yüzden bunlara da bir peygamber gitmiş bu olayları anlatmış, üzerinden seneler geçmiş peygamber vefat etmiş veya onu kovmuşlar veya öldürmüşler ve onun anlattığı olayları saptırarak, çarpıtarak hikayeler meydana getirmişlerdir. Bu kadar basit kardeşim...



Hem inananları hem inanmayanları hem de iki arada bir derede kalanları saygıyla selamlarım.İNSAN oldukları için de kutlarım. Çünki hiç biriniz gördüğüm kadarıyla insan olmanın ilk kuralını ŞÜPHE'yi içinizden atamamışsınız.
Allaha, peygambere, Kurana ister inanın ister inanmayın ama lütfen şu sorulara mantıklı cevaplar arayın.Cevap bulamasanız da yine ister inanmaya devam edin isterse inanmamaya. Bu çeşitlilik zaten insan olduğunuzu yeterince ispatlıyor.
Buyurun şunlara cevap arayınız:
Bir tanrı düşünün. Herşeyi yaratan. Kainatı evreni bizi bitkileri hayvanları vs.vs.
a) Neden bizim duamıza muhtaç. Milyarlarca insanı yalvartmak dua ettirmek onun için ne anlam taşıyor. Mazoşist bir tanrımız mı var? Sürekli onun adını anmak ona ne katacak.
b) 5 vakit namaz kılmamımızı tanrı niye istesin? Yatıp kalkıp spor yapmanın vücudu dinç tutmanın ötesinde ona ve bize ne faydası var? Namaz ruhsal bir dinginlik huzur bulma bir psikolojik seans mı aslında? Tanrı milyarlarca müslümanı 5 vakit neden yatırıp kaldırır.
c) Tanrı yarattığı 3 makbul dine niçin haftanın 3 gününü tatil ilan etti. Müslümanlara Cuma'yı, Yahudilere Cumartesi'yi ve Hiristiyanlara Pazar'ı?
d) Tanrı niçin şarabı Hiristiyanlara kutsal, müslümanlara ise haram eyledi? Hiristiyanlar şarap ve ekmekle kutsanırken, müslümanlar niçin şarap içtiğinde dinden çıkarılacak kadar günah ve haram eylemiyle karşı karşıya bırakılıyor?



e) Tanrı cennette niçin erkeklere 72 huri hediye ediyor. Hangimiz dünyada 72 kadınla oluyoruz da cennet de 72 kadınla olmak bir ödül oluyor? Her gün bu 72 kadının dırdırını çekmek hepsini mutlu etmek zorunda kalmak bir ödül mü yoksa ceza mı?
f)Cennet şelalerin binbir çeşit bitkinin yemyeşil ovaların sevimli hayvanların koşturduğu bir yer olarak tarif edliyor.E zaten dünyada da bunlardan binlercesi var. Kimse de gidp bütün bir ömrü oralarda tüketmiyor. Yani 72 huriyle ha babam seks yapmak, dünyada günah olan şarabı kevser şarabı olarak sonuza kadar içip sürekli sarhoş olmak ve huzurlu ortam, yemyeşil ovalar şelaler vs sonsuz bir dinginlik nasıl bir ödül? Yaşarken de buna sahibiz aslında.Yani koca bir ömrü cennette geçirmek için 5 vakit namaz kılıp milyonlarca dua ederek ibadet ederek geçirmek anlamsız olmuyor mu? Ölümsüz olmak boş ovalarda şelaler altında ceylanlar gibi sektire sektire sonsuza kadar koşturmak ve 72 hurinin hadi ilk günlerde ye iç yat hurilerle iyi de sonsuza kadar hep aynı şeyi yapıyor olmak aslında büyük bir ceza değil mi? Bu 72 huriden insan ortada bir de sonsuzluk kavramı var fena halde sıkılmaz mı? Bu hurileri başka 72 huriyle değiştirme şansı yok mudur?Ayrıca ne kadar hacı-hoca takımı varsa cennette olacaklar. Onlarla bir arada olmak fikri insanı fazlaca geriyor. Yani mankenler, şarkıcılar, dansözler, fahişeler, her türlü marijinal tip günahkar olacakları için cehennemde olacaklarına göre cennet çok can sıkıcı bir yer olmayacak mı?
g)Cehennem de yanmak büyük bir cezamı? Yani sonsuza kadar yanacaksın tamam da insan bir süre sonra mademki yanarak ölmeyecekse bu acıya bir şekilde adapte olur. Yan yan nereye kadar?Burada zaten yazın aynı duyguları hissetmiyor muyuz? Üstelik bütün bir ömür ibadet et, farkına varmadan bir iki günah işle hoop doğru cehennemdesin.Yani cehenneme gitmemek büyük çaba gerektiriyor. Yemiyecek içmeyecek mala vurmayacaksak ne diye bu dünyaya geldik? Dünya sadece cennnete gitmek için cehennem Daha azabının yaşandığı yer midir?
yazılacak çok şey var.
Ama biraz mantıklı olmak gerekmez mi?
Niçin bütün batıl dinler Mezopotamyadan çıktı?
Niçin batıl 3 din için de Kudüs kutsal?
Neden bu peygamberler çoban, marangoz vs ve okuma yazma bilmezler?
Tanrı bu kadar ilimi bilimi yaratıyor da kendini temsil etmesi için içlerinden en cahillerini niye peygamber olarak kendi elçisi olarak insanlığa gönderiyor?
Sonuç daha milyonlarca soru milyonlarca şüphe....
ister inanın ister inanmayın...Ama sorgulayın..
Ha bir de Turan Dursun'un bir iki kitabını okuyun...Hem onun neden öldürüldüğünü hem de dinimizin bilinmeyenlerini çözeceksiniz arkadaşlar...3
İnanan inanmayan.Herkese sevgiler saygılar..



Benim anlamadığımsa Tanrı neden illa "tek Tanrı'ya inanacaksınız. İnanmazsanız yakarım" diyor? İslam’daki en büyük dert Tanrı'ya, ama illa ki tek Tanrı'ya inanmak. Tanrı'nın bu kabul görme isteği ne ola? "Tanrı'yı tanımak, kendini ve evreni tanımaktır. İnsan bu sayede özüne ulaşır, evrendeki sevgiyi hissedebilir ve mutlu olabilir" gibi yorumlar çıkabilir. Bu durumda inanıp inanmamak benim kişisel mutluluğumla ilgili olacağına göre, karşılığında öbür tarafta ceza ve ödül bulmam bana saçma geliyor. Ya da "Tanrı'ya inanarak ancak dünyaya adalet ve iyilik gelebilir. İlahi kurallar insanlara bir sorumluluk yükler. Düzen ancak böyle mümkündür" de denebilir. Ama Tanrıya inanmanın dünyaya güzellik ve iyilik getirdiği ne malum? Benim gözlemlediğim Tanrıya inanmayan ve bunu açıkça ifade eden birçok insan gayet adil ve doğaya da saygılı. Hatta ömürlerini doğanın korunmasına veriyorlar.Sadece Tanrı inancıyla dünyanın adalete boğulacağına inanmıyorum, ki zaten dinler gayet yaygın. Dünyayı sömürmemiz ve bencilliğimiz ise had safhada. Dinler adına işlenen cinayetler gittikçe artmakta. Bakın Orta Doğu mezhep çatışmalarıyla kan gölü.Hatta Semavi dinlerin şöyle bir götürüsü var; insanları dünyanın hatta evrenin merkezine koydukları için doğayı da insanın kölesi, sadece insana bahşedilmiş bir eşya gibi görme sanrısı yaratıyorlar.Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca hayvan, bitki ve mikroorganizma türü sadece insan var olsun diye var.Şu uçsuz bucaksız evren Hz Muhammed için yaratılmış.Bu kibir değilse nedir?
Tanrı var mı yok mu bilemiyorum.Olmasını yürekten istiyorum.Tanrıyı dünyada yapılan kötülükler veya iyilikler karşılık bulsun diye istiyorum biraz da.Bu da tuhaf bir düşünüş. Biz bilinçliyiz ve kötülüklerimizin bazen farkındayız, bu yüzden en azından kötülükler cezalandırılmalı. Öte yanda şempanzeleri düşünün.Aynen insanlar gibi erkekleri küçük ordular kurup sinsi sinsi savaşa çıkıyorlar ve başka sürüden bir erkek gördüler mi döve döve öldürüyorlar.Apaçık şeytanca bir eylem.Acaba şempanzeler bu kötülüklerinin bilincinde midir?Karşılığında öbür tarafta bir ceza görecekler mi?Cezanın ölçütü bilincin düzeyi mi olacak?Onları da uyaran oldu mu?
Bir de deniyor ki, dünyada cefa çekenler cennette sefa sürecektir.Başka canlılar da acı çekiyor, depresyona giriyor, korku işinde yaşıyor.Biz acımızın bilincindeyiz diye karşılığını alacağız.Ama kim diyebilir ki başka hayvanlarda bilinç sıfır?Yunuslar aynada kendilerini tanıyorlar; bir benlik bilinci gelişmiş.İnsan bebekleri aynada kendini 3 yaşında tanımaya başlar.Demek ki Yunuslar en az 3 yaşındaki bebek ile aynı benlik düzeyine sahip.Ayrıca hayatta kalma ve aralarındaki iletişim becerisi daha zeki olduklarını gösteriyor.Filler fil kemikleri bulduklarında bir süre orada durup yas tutarlar. Bu bilinç değilse nedir?Demek ki bilinçli tek varlık insan değil.İslama göre yeni doğan bir bebek ölünce doğrudan cennete gidecek.Peki ondan daha bilinçli olan hayvanlar dünyada çektikleri acıların karşılığında ödüllendirilecekler mi?Ödüllendirilmeyeceklerse o bilinçsiz bebeğin ayrıcalığı nedir?
Bence ortada dönen adalet duygusu ve yardımlaşma ile medeniyetler kurduk; hayatta kalma şansımızı yükselttik.İleri bilinç düzeyimizle sorduğumuz soruları dinler üreterek yanıtladık. Artık yavaş yavaş dinlerin insan ürünü olduğunu fark ediyoruz ve bu acı gerçekle baş edebilmemiz zor.Çünkü bin yıllardır insanın evrimiyle birlikte evrilmiş, medeniyetlerle karmaşık bir yapı kurmuş din duygusu var.Şu anda eski inançlara sımsıkı bağlanıyor,gerçekleri görmeyi reddediyoruz ki bu evrende gelip geçici bir varlık olduğumuz gerçeğinden kaçabilelim.Belki de en iyisi dinleri beslemek, bu varoluşsal acımıza böylece merhem sürmektir, bilemiyorum. Ama bir kere sorgulamaya başladın mı, gerçeği ne pahasına olursa olsun bilmek istiyorsun.



"Şimdi, Kuran, Tevrat ile benzer dediğimizde, aynı Allahtan geldiği için diyen arkadaşımız bu mantığını yürütmeye devam ederse, Sümer Metinleri, Tevrat'a, Tevrat da Kuran'a benzer çünkü üçü de aynı Allah'tan gelmiştir demeye devam edebilir mi?
Hayır?
Neden?
Aynı Allahtan gelemez,
Çünkü Sümerler Çok Tanrılıdır.
Tek olan Allah'ın çok Tanrılı metinler vaaz etmeyeceğini takdir edersiniz."
o zaman kuran araplara gönderilmedi çünkü araplarda çok tanrılı idi. mantık hatası!



Arkadaşlar hem yazıyı okudum. Hem de yorumlara baktım. Bu yazıyı doğru kabul edersek okuma yazma bilmediği tarihi bir gerçek olan bir peygamberin hem ibraniceyi hemde daha yeni çözülebilmiş olan sümerceyi bildiğini ve kuranı kerim gibi bir kitabı yazmış olduğunu mu kabul etmiş olacağız. Burada sizce bir tezat yok mu ?



Kuran ve tevrat arasında birçok konuda farklılıklar var,peki buna ne demeli? yukarıdaki yazılar palavra kendinizi kandırıyorsunuz...



mstglsn
İyi demişsin de
Adem'in dünyaya gelişi ile Sümerler arasında ancak 2000 yıl kadar bir zaman var
Tek tanrılı bir din , bu kadar kısa bir zaman diliminde , bu kadar büyük bir değişikliğe uğrayıp , çok tanrılı bir din haline nasıl gelebilir
Peki Mısırlıların çok tanrılı dinine ne demeli
Bütün dinlerin kaynağı insanlardır
Binlerce yıl boyunca , çok tanrılı halden , tek tanrılı hale dönüşmüşlerdir
Hepsi bu.



Yanılıyorsun dostum, Sümerlerde tek tanrılı. O cok tanrı dedigin olay melekler. Cahil halk melekleri tanrı olarak nitelendirmişlerdir. Yunanlılarda tek tanrılıydı, Budizm de tek tanrılı, Hinduizm de tek tanrılı. Yeryüzü var olduğundan beri tek 1 din olmuştur. Amerikalı kızılderililerinde inandığı, Afrikalı kabilelerinde inandığı, Dünyanın 4 bir tarafından insanların inandığı din aunı din. Sadece cahil halk melekleri kalkıp Tanrı olarak nitelemişlerdir. Bilmem ateş tanrısı, bilmem ruzgar tanrısı.. Halbuki aslında bunlar meleklerdir. Sümer yazıtları Aynı şekilde Allah'ın insanlara gönderdiği kitabın parçaları. Haliyle Kuran'da , Tevratta benzer olacak.



Sümerlerin tek veya çok tanrılı olmaları önemli değil. Her uygarlıkta hep en büyük tanrı vardır. Sümerlilerin Tanrı An'ı en büyüktür. Kalan tanrılar tanrılaştırılmış melek, cin yada Şeytanlaşmış cinlerdir.
Kuran Mü'minun suresi 24. ayet Nuh kavmini anlatır;
24. Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler
şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük
taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi.
Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık
Yani Allah her ümmete uyarıcılarını yollamıştır. Bunlar melek de olabilir. Şeytan her kılığa girerek bu toplumları saptırmış ta olabilir. Saptırılmış olmak için cahil olmaya gerek yok kaldı ki Sümerlilerin yüksek uygarlık seviyesinde olduklarını bliyoruz. Günümüzdeki bir çok toplum gibi, büyük ihtimalle Sümer uygarlığıda saptırılmıştır ve zaman içinde helak olmuştur.
Şuara suresi ayet 208. Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
Şeytanla savaş her dönemde her zaman da kıyamete kadar olacak, Allah'ın askerleri melekler ve korudukları inançlı insanlar kıyamete kadar bu sürecek.
Biraz matematik bile bilseniz Allah'ın varlığını kanıtlardınız.



Benimde tuzum bulunsun barı bunu yazan admıne . Soyle bak nerde olaya. Katliam yapan bır ınsan dusun, sen bu dunyada onu hesaba cekmek ıstersen. En az onun oldurdugu aldığı can kadar canını almalısın. Ama bır canı var dımı. Yaratıgı etkıyı saymıyorum bile . Bu dunyada onu hesaba cekemeyecegıne gore. Onu enaz aldığı can kadar canını almalısın bu da ancak ahirette olur.surerler bız firavunun alemlere ıbret olarak saklıcaz dedimı .adamın cesedinı yakın bır zamanda çıkardılar suan motorda muzede hic bır sey olmamıs.bizansla rumlar dünyanın en alcak yerinde savacaklardeyıpte o zamanın imkanlarıyla nasıl gelecekten haber verıpte suankı teknolojiyle ancak anlasilmis dünyanınen alcak yeri oldugu.bır coban okuma yazması bıle olmadan bu kadar senı nasıl bılsın.o kıtaberı ele gecirdi diyelim nasıl kendine onceki 4000-5000 yol onceki yazıyı okusun. Okudu diyelim kitabeler neden mekkede yada medınede bulunmadı. muhammet(sas) peygamber olmasaydı tek basına kım dünyayı fet etmis tarihte o imkanlarla. Anlatacak cok sey vardı yeri degil ıste. AMA SUNUDA UNUTMA KAFANA KAZ EGER SOYLEDİKLERİNDE HAKLIYIM DIYORSAN ESITIZ HER KES EŞİT BIR SEKILDE TORAK OLUP GIDECEK.AMA YA YANILIYORSAN HESAP VARSA SEN VE SENIN GIBILERINI KIM KURTARACAK ...

 

 

              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;14 3YLÜL 2013.”Tanrı kavramı, insanoğlunun zayıflığının belirtisidir!”1954,Albert Einstein. Ostüzü.

1) TANRI’DAN Mektup Var!

Turgay Tezcanlı

ÖNCE, OKU... Ve AKIL yürüt… O zaman, doğru yoldasın demektir.

Diyelim ki ben hiçbir zaman var olmadım. Beni dinlerseniz, adam gibi yaşamaya bakın.

Benim adım ‘a Elçi ve Vekil yaratıp birbirinizi kandırıyorsunuz,onu anlıyorum da,Peki benim adımı,niye ortaya atıp, olur olmaz yerlerde  kullanıyorsunuz.?

Eğer ben Allah isem, niye MUSA’YI  göndererek Cumartesiyi, İSA’YA  göndererek PAZAR gününü ve MUHAMMED ile CUMA gününü tatil yapayım?

Ne için İSA’NIN Müritleri Kilisede ŞARABI rahat içebilirken, diğerleri, içtiğinde, KIRBAÇ yemek zorunda kalıyor?

Niye birisini KARA ÇARŞAFA sarmam gerekirken,diğerinin üstsüz gezmesine müsaade edeyim…?

Birisi İMAM ile,diğeri Peygamber ile, bir başkası hayalleri ile mutlu olsun ,ama sonunda neden birisi HATEM, diğeri MATEM olsun.?

Eğer ki ben var isem ve Dinlerin anlattığı gibi,bu denli SEVGİ dolu isem; neden , Tarihteki en kanlı savaşlar,DİNİ  vecibelerin yerine gelmemesi sonucu,meydana gelen KATLİAMLAR hep DİN adına gerçekleşti.?

Hiç düşündünüz mü, ÖLENLER, cennet’te midir yoksa cehennem’de mi? Veya hiç düşündünüz mü, MUSA _İSA ve MUHAMMED öncesi ,DOĞAN ve ÖLENLERİN hesabına nasıl bakılacak.

DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ? BEN BÖYLE BİR ALLAH OLSAYDIM;

NİYE O ZAMAN BİRÇOK YAMUK İNSANIN BENİM ADIMA ALLAHLIK YAPMASINA

VE YERYÜZÜNÜ CEHENNEME ÇEVİRMESİNE MÜSAADE EDİYORUM?

İBADETE MUHTAÇ OLAN BİR ALLAH.

 EMİRLERİNDEN VAZGEÇENLERİ GADDARCA CEHENNEME GÖNDERECEĞİNE YEMİN EDEN BİR ALLAH.Veeeeeeee……..

YERYÜZÜNÜ BİR DENEY ORTAMI VE İNSANLARI,DENEY FARESİ GİBİ GÖREN VE YERYÜZÜNDE YASAKLADIĞI HER ŞEYİ (ŞARAP, ZİNA VB...) CENNET İÇİN VAAT EDEN BİR ALLAH..!

EMİN OLUN Kİ, O BEN DEĞİLİM VE OLAMAM.

 ARKADAŞ, AYAK, AYAKÜSTÜNE ATIYORSUN ve UYDURUK İSTEKLERLE, UYDURULMUŞ DUALAR EDİYORSUN  VE BEKLİYORSUN Kİ FALAN  veya  FİLAN ERMİŞ GELECEK SENİ İHYA EDECEK ÖYLE Mİ?

 MADEM ONU BEKLİYORSUN, BUGÜNDEN İTİBAREN CENNETİN KAPISINI MÜHÜRLÜYORUM VE KİMSEYİ SOKMAYACAĞIM ANLAŞILDI MI?

HEPİNİZİN BEYNİNDE BİR KAÇ MİLYAR GRİ HÜCRE VARDIR, BOZULMASINLAR  veya TOZLANMASINLAR DİYE ASIL ONLARI ÇALIŞTIRIN...

DÜNYANIN İÇİNE EDER, sonra da DÖNÜP "ALLAH'IN TAKDİRİ" DERSİNİZ.

HİÇ Mİ AKLINIZA GELMİYOR?  EN AZINDAN BİR GOOGLE MÜDÜRÜ KADAR

BECERİ SAHİBİ DEĞİL MİYİM Kİ, HEM ÜRETİCİLER  hem de, TÜKETİCİLER MEMNUN OLSUNLAR?

SİZ, BİR KEZ GOOGLE İÇİN SIGN-IN YAPINCA, UZUN BİR SÜRE O BAĞLANTIYI KOPARMADAN GÖTÜREBİLİYORSUNUZ.

PEKİİİİİHER GÜN BENİM İÇİN 5 DEFA SIGN-IN  YAPMANIZA NE GEREK VAR. …?

GÖNÜLDEN BENİMLE İSENİZ YETERLİ, BİR ÖMÜR O BAĞLANTI İLE DEVAM EDEBİLİRİZ.

DUALARINIZA GELİNCE EMİN OLUN, ONLARIN %99.99 SPAM OLARAK KALIYOR VE HİÇ MAIL BOX'IMAYANSIMIYOR.

BEN SİZE DÜŞÜNÜN DİYE AKIL VERDİM, HAREKETE GEÇİN DİYE EL VERDİM

YÜRÜYESİNİZ DİYE AYAK VERDİM, GÖZ KULAK, AĞIZ VE DİĞERLERİ,

SİZ KARAR VERESİNİZ, UYGULAMAYA KOYASINIZ DİYE BUNLAR VERİLDİ.

 YOKSA VERMEYİP, DUALARLA, MUSKALARLA, KENDİ KANUNLARIMLA, SİZİN YERİNİZE KARAR VERİP UYGULAMAYA KOYARDIM.

SİZ, BENİM HER DİNİ YARATIRKEN; BİRİSİ VEYA BİRİLERİNİN  HUYUNA VE ZEVKİNE GÖRE

VE ARALARINDA BU DENLİ FARKLILIKLAR BULUNABİLECEK KADAR  KARARSIZ VE DENGESİZ OLDUĞUMU NASIL DÜŞÜNÜRSÜNÜZ?

VEYA HER YENİ DİN İLE BİRLİKTE, TEMELDEN HER ŞEYİ BAŞTAN DEĞİŞTİRMEMİ NASIL BEKLERSİNİZ?!

BİRAZ AKLINIZI KULLANMANIZI TAVSİYE EDERİM.

AKIL, AKIL, AKIL  AKIL, AKIL, AKIL  AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL

Not: Düşünenler ,artık sınırları zorluyor mu ne…! 

              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzleyiciler

Blog Arşivi