29 Ağustos 2016 Pazartesi

2049/BAYRAĞIMIZI İNDİRME VE VATANIMIZI BÖLME HAKKI.


 TC.                                                                                                                                                                                         OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,29 Ağustos 2016.

         BAYRAĞIMIZI  İNDİRME VE ÜLKEMİZİ BÖLME HAKKI?!

                   “Bayrağımızı kimseye indirtmeyeceğiz?!

                   “Vatanımızı da kimseye böldürtmeyeceğiz?!”Cumhurbaşkanı Bay Recep Tayyip Erdoğan.

        İyi okumalıyız ve de uyanmalıyız; senelerce önce Sayın Recep Tayyib Erdoğan Bey bakınız ne buyurmuştu:

        “TÜRKİYE’Yİ EYALETLERE BÖLMEK LÂZIM. MERKEZİ YÖNETİMİN BİR TAKIM YETKİLERİ BUNLARA VERİLMELİDİR. BELEDİYE BAŞKANLARI DA BU KONUDA EN YETKİLİ OLMALIDIR. O BÖLGELERDEKİ HER TÜRLÜ EĞİTİM DE BUNLARA BIRAKILMALIDIR!”Kürtçü Osman Demirtaş:”Türkiye 25 eyalete bölünmelidir.”Bendeniz,Büyük Ustamıza soruyorum:Bayrağımızı indirme ve Vatanımızı bölme hakkı yalınız size mi aittir?!Bir zamanlar,Türk bayraklarının kullanımını yasaklayan siz değil miydiniz?Manisalı bir yurttaşımıza bayrak açma cezası verilmedi miydi?Gezi olaylarında,Türk Bayrağı satıcısına yapılan işkencelere ne tepki göstermiştiniz?!Siz, değil miydiniz ,BOP ASBAŞKANI OLDUĞUNUZU İLAN EDEN?Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının TC’LERİNİ kaldırtan siz değil miydiniz?Bakınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz;anlattığınız masalları dinlemeyiz,çaldığınız kavallar da ancak sürünüzü kandırabilirsiniz.Selamlarımla.

 

 

28 Ağustos 2016 Pazar

2048/RÜŞVETİN ANATOMİSİ.8'İNCİ BÖLÜM.


          TC.                                                                                                                                                                                                  OSMANTÜRKOĞUZ 
 osmanturkoguz@gmail.com                                                                                      TV.Çeşmealtı,26 Ağustos 2016.

Mantık ve Felsefe okumamış,bu konulara da yabancı olanlara,Yahudi ve Arap hurafelerine din diye sarılanlara da bir diyeceğim yoktur.Bu final yazımı,İNANCINI DA AKLININ ERDEMLİ EMRİNE VERENLERE ADIYORUM.SAYGILARIMLA…

              RÜŞVETİN ANATOMİSİ:8’İNCİ BÖLÜM.

      BİREYLERİN VE TOPLUMUN ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜ,

         “Rüşvet, her türlü fenalıkların ve kötülüklerin anasıdır.”Boşnak Sarı Mehmet Paşa/1655-1717/.Doğruyu savunduğu için Osmanlı boğdurttu. Kitabı Amerika’da okullarda okutulmaktadır.

         1953 senesinde Kara Harp Okuldan Jandarma asteğmeni olarak mezun olduğum da, bizim Hatundere köyünden bir yakınım bana bir rüşvet olayını anlatmıştı. Hiç unutmadım: Çok fakir bir Genç ormanda odun keserken, bir Jandarma eri el koyduğu baltasını İKİ BUÇUK LİRA Rüşvet alarak bırakmış. Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk Koca Seyyit’i ziyarete gittiğin de,”sana maaş bağlatayım!?”Dediğin de,”ben her Türk gibi görevimi yaptım,maaş istemem.Yalınız,söyle de  ormancılar baltamı almasınlar”?!Demişti.Baltasını geri alan Delikanlı,ol Jandarmaya,”devran değişirse bu rüşveti yanına bırakmam?!”Demiş.Dört sene sonra,balta sahibi Genç bir jandarma karakol komutanı olmuş.Ol rüşvetçi jandarma askeri de terhisinden sonra bir kız kaçırma suçu ile o gencin karakoluna düşmüş.Karakol komutanı:”Beni tanıdınız mı?Devran döndü,benden almış olduğunuz İKİ BUÇUK LİRALIK RÜŞVETİ  Yirmi beş lira olarak hemen sökül,sonuna da karışma!”Demiş.Odasının pencerelerini kapatmış,kaputunu da tavana asmış:”Ben,kaputa vurdukça,sen var gücünle acıdan haykır?!”Demiş.Senaryo eylem haline geçtiğin de karakol haykırışlarla inlemiş.Dışarıda bekleyen kızın babasına,Jandarma erleri:”Bu karakol komutanı bu adamı öldürmeden bırakmaz,sen evlenmelerine engel olma da kızın sikildiğiyle kalmasın?!”Uyarısını yapmışlar.Sonunda Beş Beşibirliğe evlenmeleri gerçekleşmiş…”

Rüşvetin açıklaması üzerine gecikmiş bir itiraf.20 Mart 1998.

Okuduğum kitaplarda, tüm karşıt fikirleri ifade eden cümlelerin altlarını iki renkli kalemle çizerim. Emrim altında çalışanlara da, zorla okuttuğum kitaplardan özetler çıkartırdım. Bu özetleri de kontrol ederdim. Bu arada eşlerine kitap özeti çıkartanları da çok görmüşümdür. Büyük Cemil Sena Ongun’un “Filozoflar Ansiklopedisi’ni”1977 senesinde taksitle satın almıştım. Anadolulu Yurttaşımız Heraklit’i/Heraklitos’u/ okuduğum da beynimde çok sarsıntılar oluşmuştu.Bu sarsıntıyla,beynimde yıkılanlar,toz toprak altında kaldıydı.Ben de bugünkü ben haline gelebilmiştim.Okuduğum kitabın önemli bölümlerinden notlar da almıştım.Söz,”logos,””Diyalektik”…”Aynı şeyde,aynı anda,karşıtların çatışması,dengeye varması,bir bütünü karşıtların toplamının dengeye vardırması,”.Kadın—Erkek; Gece—Gündüz, Güzel—Çirkin;İyi—kötü,BİRDE MEVCUTTUR?!Tüm bunlar,bir bütünün karşıt parçalarıdır.Kadın ve Erkek,iki zıt,toplumun,ulusun ve devletin temel rüknü olan “AİLE”,BİRİNİ OLUŞTURMAKTADIR…

         12 Eylül 1980 askersel yönetim döneminde; yetki ve otoriteyi dağıtarak herkesin keyfiliğe kaçabilmesi korkusu ile hem beyin, hem al-ayak, hem emreden, hem emri yerine getiren olduydum.Bir olarak yaptığım eylem,BİR’İN tanımına da aykırıydı?!Çok yorulmamın yanı sıra da boy hedefi ve /SKAPOGOAT,günah keçisi olmuştum…Tek hatla yapılan muharebe elbette ki yenilgiyle sonuçlanır…Vurgun,Soygun,Talan ve Rüşvet olaylarından çok rahatsızlık duyduğum bir zamanda,Zonguldak Trafik Zabıtası Âmiri Başkomiser Kadir Ceylan Bey, bir öneride bulunduğunda sarhoş gibi olduydum,beynim uyuşmuştu,şallak-Mallak olduydum.Sayın Kadir Ceylan Beyin bu önerisini bir savunma belgemin altına da yazmıştım.Her okuduğum rüşvetle ilgili haberlerde Kadir Ceylan Beyin bu önerisi beynimde dolanır,durur.Sayın Kadir Ceylan Bey,şöyle söylemişti:

         “Ülkemizde; rüşvet, talan, soygun ve vurgun hiçbir gücün önleyemeyeceği gerçek bir olgudur. Bunlara bakarak huzursuz olmamak için, bunlarla beraber yaşamasını öğrenmelisiniz, Sayın Komutanım…”O anda, elimde olmayarak Heraklit/Heraklitos MÖ.516—485// ile bağlantı kurmuştum.1986’da Uyanış gazetesi için,”Rüşvetin Anatomisi’ni” yazarken, BİR’İN içindeki zıtlıkları irdelemekten kaçınmıştım.Rüşvete,Soyguna ve dahi Talana meşruluk vermek gibi gelmişti,bu sosyal olgu bana.”Rüstem Paşa Özür Diliyorum,”ve “Sinan Paşa’ya Hesap”,yazılarımı da bunu için yazmıştım.Yine de kendimi memnun edemedim.İkinci kez yazdığım Rüşvet’in Anatomisi’ni buldum.Bir itiraf yazısı yazarak yayımladıktan sonra,onu da yazımın sonuna eklemeye karar verdiydim.Sorunumun yanıtını yine de Yurttaşım Heraklit’te bulabilmiştim.Rahmetli Cemil Sena  Ongun’un adından söz ettiğim Ansiklopedi’nin 2’inci cildinin 381’inci ve devamı sahifelerinde Büyük Anadolulu Heraklit,bakınız neler söylüyor.Meraklı olanlar, 1980’lerde yayınlanarak 3’üncü baskısı yapılan Prof.Dr.Şahin Yenişehirlioğlu’nun,”Felsefe ve Diyalektik” adlı eserine  bakabilirler:

                   “İYİ,KÖTÜ HEP BİRDİR!?”

         “Deniz suyu,en temiz ve en pistir.Balıklar bunu içebilirler ve deniz suyu balıklar için bir kurtarıcıdır.Deniz suyu insanlar için içilmez ve insan sağlığına da uygunsuzdur.”tutku,bireyin Tanrısal  ve doğal düzenin üstüne çıkmak iddiasını ifade ettiği ve kişinin kendi bağımsızlığını unutturduğu zaman cezaya layıktır.”   

Bir bütünü zıtlar oluşturduğuna göre…*! Bir bütünde Artı ve Eksi kutuplar,o BİR eden bütünün parçaları olduğuna göre…?!İyi--Kötü;Güzel—Çirkin,Hırlı—Hırsız,hepsi de doğal ve dahi İlahi    olduğuna göre…Düşün Ademoğlu düşün,düşün Osman düşün.. Deniz suyu,”insanlara en pis” olduğu anda, deniz canlılarına ve de balıklara en temiz ve en yaşamsal oluyor… Temizlik—Kirlilik, Yaşamsallık ve Öldürücülük, aynı anda, iki ayrı canlı türüne ayrı birer kavram oluyor… Bunu da usumuzla buluyoruz, göz, bakma aracı olarak kullanıldığı sürece içgüdülerimizin sezebileceği nesneleri görüyor. Suyu da su olarak görüyoruz. Bir Antoine LAVOİSER çıkıyor, suyu, iki birin hidrojen ve bir birim Oksijen olarak görebiliyor. Göz, usa bağlandığında, usumuzun görme aracı olduğu vakit, manayı, sübjektif değerleri bile Objektif olarak görebiliyor… Çalma, Doğal ve Tek Tanrılı dinlere göre de Tanrısal, ..Kurt  koyunun,ceylanın yavrusunu çalıyor.Ot yiyen canlılarla besleniyor.Tilki de, kümeslere bile girerek, tavuklarımızı çalıyor.Bizler de tavuklarımızı Allah adını kullanarak,çoğaltarak yemek için satıyoruz.Bunun kılıfını da hemen Tanrısal emirlere bağlıyoruz.Bu olaylar yaşamın ve hayatta kalabilmenin koşuludur.Güçlülük iradesinin tecellisidir bir bakıma.Buğdayı,Mısırı tarlasıyla götürüyoruz;bir tek buğday başağını yiyen kuşları da hemen öldürüyoruz,tarlanın ortasına da,kuşları ürkütmek için  korkuluklar dikiyoruz...Hırsızlığımızın bu boyutuna,insan uygarlığının kendisini ve  eylemlerini  meşru göstermek için oluşturmuş olduğu dini ve hukuki normlar aleyhine girmeyeceğim….Yargıya giden olayları okuyoruz.Ülkemizde,büyük boyutlarda,insan emeğinin yaratmış olduğu ürünlere haksız el koymalar vardır.Neyse ki,bu konuda şampiyonluk bir İslam ülkesi olan Endonezya’dadır.Son günlerde/1998’e göre/,Türkiye Büyük Milletvekilleri Meclisinde Salon-Malon-Koltuk-Moltuk,Deri-Meri ihalelerinde çok açık yolsuzluklar olduğu iddialar kanıtlanmış durumdadır.Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’nin kendisine,Kızına ve dahi Kayınbiraderine,ihale firmasından yazlık köşkler aldığı ortaya çıktı.Mustafa Kalemli,”Etik hata” yaptığını itiraf etmişti.Kendi deyimine göre;ahlak ölçülerine sığmayan  davranışlarda bulunmuştu.”Mal bildiriminde de bulunmadım?!”Dedi.USA’DAN yurdumuzu dönen kızının,rüşvet hediyesi o lüks dairede,bir divanda kaldığı da rivayet edilmişti.Hani,yolculuğa dayanabilseydi,Eski divanımı kendisine gönderebilirdim,fukaracık üşümesin?!Şimdi,bu Etik hatadan gidelim:”19 Mart 1998 tarihli Hürriyet’te yayımlanan bir haberi okuyalım da Atik Hatanın boyutunun ahlak sırlarımızı çok aşmış olduğunu görelim:

         “”EMLEK KONUT:MECLİSTE FİYAT ŞİŞMİŞ!”

         “TBMM’SİNİN yeni Genel Kurul Salonunda yaşanan yolsuzluk iddiaları ilgili dün birinci sözden itiraf geldi. İhalenin Mesa-Nurol ortaklığına verilmesinden sonra, Emlak Konut Genel Müdürü olan Süleyman Şahin,inşaat fiyatının şişirildiğini söyledi.Dün,TBMM.İnşaat yolsuzluğunu araştıran  Kalemli Komisyonu’na verdiği bilgide fiyatların şişirilmesinde Meclisin yanı sıra mimarlık firması ile Emlâk Konutun da ihmali bulunduğunu söyledi.Şahin,eski salonun sökümü sırasında müdahale edilseydi,Meclisin zarar etmesinin önlenebileceğini,ancak bunun yapılmadığını söyledi.Şahin:”Emlâk Konut,kendi yöntemlerine göre keşif özeti çıkarabilir ve fiyatların şişirilmesini önleyebilirdi,ama bu yapılmamış.Bu bir eksikliktir.”Dedi.Şahin,meclisin zarar etmesinin önlenebilmesi için mimarlık firması ,Meclis yönetimi,Mesa—Nurol firması ve Emlâk Konut yetkililerinin yeniden hesaplama yapmasını ve ödemelerin buna göre yeniden düzenlenmesini önerdi.Şahin,yolsuzluk iddiaları üzerine Emlâk Konut içinde soruşturma başlattığını ve müfettişlerin vereceği rapordan sonra gerekli işlemleri yapacağını  söyledi.Öte yandan Genel Kurul  Salonunda sesin eko yapmasını önleyecek panellerin milletvekillerinin kafasına çarpması tehlikesi bulunduğu için takılmadığı öğrenildi.Edinilen bilgiye göre,Siemens  firması sesin yankı yapmasını önlemek için panel getirdi,ancak bunları yerleştiremiyoruz.Şimdi Meclisin teknik elemanları ile Siemens yetkilileri sesin yankı yapmasını önlemek için yeni bir çözüm bulmaya çalışıyor.”ANKARA”…Benim için bu,”Etik Hata”?!Hiçbir yaşam izi taşımayan İzmir Körfezinin Bayraklı kesimini de geçmiş/1998/Körfezin o kesiminde hiçbir canlı da yok.Balıklar da yok.O güzelim Çupralar da Karaburun’a çekilip,gitmiş.Tüm canlılar,içinde bulundukları doğal ortamdan metabolizmalarının elverdiği ölçüde yararlanabilmektedirler.Doğal dengeyi bozan,yaşam alanlarını da tersine çeviren tek canlı hayvanların en gelişmişi olan İNSANDIR?!…İnsanoğlunun yaratmış olduğu kirlilikler,bazı yörelerde doğal yaşamın sonu olduğu gibi,devletlerin,toplumların ve dahi ulusların da sonu olmuştur.Yolsuzluklar ve haksızlıklar,bir takım kişilere lüks yaşama hakkı verirken,toplumun diğer kesimlerinden yaşama hakkını ellerinden almıyor mu?!Rüşvet ve haksızlık eserinin yapıtları asarıatika olmuyor mu?İşte Piramitler,işte Vatikan katedrali,işte Selimiye camisi,işte KAÇ--AK saraylar.İzmir körfezinin bayraklı kesiminde/1998 yılında/ hayat belirtisi yoktu,

çünkü körfez sularına insan pisliği ve kirliliği akmıştı.O kesimde hayatı yok eden olgular,lüks yaşantı olarak kentlerde  belirmişti.Zıtlığın bu bölümü,neredeyse tama /Bir’e/ egemen olmuştu.Huzurlu,rahat ve görkemli bir yaşantı,kirliliğin bedeli mi yoksa sonucu mudur?!

Kadın—Erkek=BİR’DİR/TAMDIR/.Arap peygamberi Muhammet, Allah adına İslam dinini ümmetinin erkeklerinin maslahatına bağlamıştır. Namaz kılan Müslüman erkeklerine Cennette 72 kadın,100Gılman/Genç oğlan/ ve 100 Huri/Yaşlı erkek/ rüşvet olarak sunulmuştur. Namaz kılan Müslüman kadınların kaderleri de Allah adına seks kölesi olarak, DEĞİŞTİRİLMEMEK ÜZERE, MUSTAFA KEMAL GELENE KADAR, belirlenmişti. Arap âleminde kadın hiçtir, üzerinde Allah adına olsa bile, durulmaya değmez. Dört kadın ve sayısız Cariyenin ırzlarına geçen, kız çocuklarını diri, diri gömen Araplar için erkek egemenlik demektir. Müslüman erkeğin inancı ev halkının da inancı demektir. O zaman her iki âlemde de tanrısal rüşvet Müslüman erkeklerin maslahatlarına bağlanmıştır. Şişirilmiş faturalar nedeniyle bütçenin kaldıramayacağı masraf yükü, Meclisin çatısından düşerek canını verenler ve açlıktan kendini Meclisin bahçesindeki süs ağacına asanlar  için can bedeli bile yok.O insanların can bedellerinin yokluğu,bir kesimin çeşmede rüşvet villalarında lüks içinde yaşamalarının sonucudur.Karşılıkta ve zıtlıkta eşitlik yok…Zıtlardan birisini ötekiler aleyhine ortamı değiştirmesi her ikisinin de ölümüne neden olmaktadır.Kirlilik ve Temizlik,toplam olarak BİR etmelidir.Deniz suyunu tatlandırırsak,yaşamalar tuzlu suya endeksli tüm deniz canlıları ölür.Çok eskiden bir tatlı su gölü olan Karadeniz,Boğazların açılmasıyla Akdenizin tuzlu sularının bu tatlı su gölüne akması,milyarlarca ton tatlı su yaşayanlarını öldürerek dibe çökmesine neden olmuştur.Dipte oluşan kükürt sülfür,dip canlılarının oluşmamasına da neden olmuştur.Bir Müslüman aileyi ele alalım:İslam ailesi modeli Roma hukuku ailesinin kötü bir kopyasıdır. Roma hukukunda ailenin reisi Peter Familia idi. İslam hukukunda, İslami ailede her koca Peter Familiadır. Birisinin yok sayılması koşulunda da karşıtlarda yozlaşma ve yok olma gözükmektedir. Kadının ve çocukların hayat hakları kocaya ve babaya bağlanmıştır. Kadının hürriyeti yoktur, kadınlar kendi türkülerini de söyleyememektedirler. Günümüzde Suudi Arabistan’da Kadın memeli bir hayvan olarak kabul edilmiştir. Zıtlarda uyum olmayınca da,BİRLER  ZITLIKSIZ  OLMAKTADIR.Az gelişmiş ülkelerinin parlamentolarında da aynı sakatlık demokrasi adına sürdürülmektedir.Namuslular için rüşvet,soygun,talan ve haksızlık,içinde yaşam olmayan, pis deniz suyudur.Bir kesimin büyümesi, BİRİN tek taraflı olması sonucunu doğurmaktadır…Fakirler açlıktan ölürlerken,hırsızlar da çok yemekten ölmektedirler.Rahmetli Ümit Yaşar Oğuzcan ne güzel anlatmıştı,taa 1960’larda,okuyalım:

“SADRAZAM HAMAMDA                                                                                Ümit Yaşar OĞUZCAN. 

Günlerden bir gün
Hamama gideceği tuttu
Sadrazam hazretlerinin
Bir yanında birinci veziri
Bir yanında ikinci veziri
Bir yanında üçüncü veziri
Sonra efendime söyleyeyim
Peşkircibaşısı
Nalıncıbaşısı
Sabuncubaşısı
Velhasıl tam dört yüz kişilik kafile
Peştamal takıp girdiler hamama
Geçtiler kurnaların başına
Üçer beşer
Sadrazam deseniz
Kuruldu göbek taşına
Yan gelip yattı
Memleketin en ünlü tellakları
Sardılar dört yanını
Kimi elini kaptı kimi bacağını
Bir keseleme, sürtme faslıdır başladı
Tamam on iki saat
On iki ünlü tellak
İncitmeden keselediler
Hazretin mübarek vücudunu
Öylesine kir çıktı ki sormayın
Her biri nah parmağım gibi
Aman efendimiz bu ne kiri
Demeye kalmadı
Keselerin altında eriyip gitti
Koskoca sadrazam
Bütün maiyet erkânı yerinden fırladı
- Nittünüz devletliyi?
Dediler tellaklara
Tellaklar cevap verdi:
- Biz yıkadık, keseledik
Bilemedik kirden ibaret olduğunu devletlinin
Suç bizde değil
Neyleyelim kir bitti,
Sadrazam elden gitti...””Bir alyansla  servete kavuşanlar sakın ola ki hamama gidip te tellakların önüne yatması?! Rüşvetlerin sonu, buraya gelip dayanmaktadır. Bütün bu şekilde oluşturulunca da,BİR kendiliğinden yok olmaktadır?!

         Koca Heraklit te, tutkunun ne zaman cezalandırılması gerektiğini de yazmış,…  Karşıtların birinin aleyhine olan şey, ötekinin ve çevrenin de aleyhine olmaktadır. Yine de Heraklit’e sığınalım:”Düzensizlik, yanan bir evden daha çabuk söndürülmelidir.””Ulus, kanunu için sınırlarını koruduğu gibi dövüşmelidir.””Uyanık olanlar, ortak bir dünyaya sahiptirler; fakat uyuyanların her biri kendi özel dünyalarına çevrilidir.”

         Bizde,iktidarlar değiştikçe hep DÜZEN değişir.DÜZÜLENLERİN durumları aynı kalır,yalınız arada bir Pozisyonları değiştirilir…?!İktidarın ortakları bile, “Milletin anasının amına koyarak”, zenginleşip,iktidarca da onurlandırılırlar?!...Rüşvetçiler ve yolsuzluklara yol açanlar uyanık,bizlerse iç dünyalarımızda kan uykulardayız…Ben,Efesli şu Büyük Heraklit’ten şu sonucu çıkardım:Karşıtların çatışması ve biribirlerini tamamlaması,maddenin kendiliğinden ortaya koyduğu bir DEVİMSELLİKTİR?!TÜRKİYE BÜYÜK MİLLETVEKİLLERİ MECLİSİ çok iyi işler de yapmaktadır:Kendileri için,bir gecede KIYAK EMEKLİLİK YASASINI çıkartmakta,maaşlarına da astronomik zam yapmakta,sağlık harcamalarında da gazi statüsüne girebilmektedirler.Oy verenler,açlık sınırlarında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar…olsun,ikisinin toplamı BİR etmektedir ya?!Ben de derim ki,Meclis binası iki renkli taştan yapılsın:”SİYAH VE BEYAZ.Rüşvet,haksızlık,torpil bir kesimin rahat yaşantı koşulu,öteki kesimin de sürünme nedenidir.20 Mart1998 tarihli Hürriyet’ten bir haber:

                   “ÇETİN TORPİL’E YENİLDİ.”

         “Meclis başkanı Hikmet Çetin, Mustafa Kalemli döneminde usulsüz işe alındığı için kadrolarını iptal ettiği 26 kişiye, siyasi baskıya dayanamayarak kadrolarını geri vermek kararı aldı. CHP’Lİ Önder Kırlı’nın bu teklife karşı çıkmasına rağmen, başkan Çetin,”bunların arkasında bin tane torpil var”,diyerek karından dönmedi.””İŞTE TORPİLLER”.

         “Divan’dan edinilen bilgiye göre, bu usulsüz kadrolara torpil yapan 20 milletvekili ve bakan şunlar:Devlet Bakanı Mehmet Batallı,Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel,Bülent Akarcalı,Hamdi Üçpınarlar,Mehmet korkmaz,Ali Aslan Hatipoğlu,Metin Öney,Altan Karapaşaoğlu,Zeki Çakan,Feridun Pehlivan,Necati Güllü,Rasim Zaimoğlu,Mehmet köstepen,Miraç Akdoğan,Mustafa Balcılar,Adem Yıldız,Mehmet Sağdıç,Yavuz Köymen,Abdullah Akarsu,Necmettin Cevher.”…….”Çetin,Başkanlık Divanı’nın  dün 5 saat süren toplantısında,göreve geldiği zaman iptal ettiği usulsüz kadroları bir formül bularak geri vermeyi önerdi.Oylama sonucu.marangoz,tertipçi,müze araştırmacısı,aşçı,mobilyacı gibi kadroların memur kadrosuna dönüştürülüp,aynı torpilli kişilere verilmesi benimsendi.CHP ‘Lİ İdare Amiri Önder Kırlı,bu teklife karşı çıktı ve:”Yaptığımız Osmanlı dönemindeki gibi hile-i şerriyedir.”Tepkisini gösterdi.Kırlı,Çetin’e,”Mecliste  hiçbir  iş yapmadan boş gezen 300 personel var.bunları ya kurumlarına geri gönderelim,ya da işten çıkaralım”,dedi.Ancak Çetin:”Nasıl çıkarırız,bunların arkasında bin torpil var”,yanıtını verdi.Divan’ın Çetin’e verdiği yeki gereğince bu kadrolar,önce memur kadrosuna dönüştürülecek ,ardından da eski torpilli sahipleri bu kadrolara memur olarak atanacak.””TELEFON BORÇLARI.”

“TBMM Başkanlık Divanı196 milletvekilinin toplam 39 milyar 535 milyon liralık fazla konuşmadan doğan telefon borcunu da gözaltına aldı.Başkanlık Divanı ,bir yandan fazla konuşma yapan milletvekillerinin telefon paralarını kendilerinden alma uygulamasını sürdürürken,diğer yandan mevcut 39,5 milyarlık borcun üç taksitte ödenmesini benimsedi…?” ŞABAN SEVİNÇ/ANKARA.”

         Neyi ne ile kimi de kiminle temizleyeceğiz? O zaman Koca Heraklit’e dönelim, o ne diyor bakalım:

         “Kanlı kurbanları kutlamak, bizi arıtmaya hizmet etmez; zira çamur kendi oluşturduğu lekeyi temizleyemez.””Kötü de hükmet götürürü, dinlendirir; daha tecrübeli yap getir…”İşte Şark…Yunanlılar bunun için Batılı…Sadrazam Sinan Paşa,rüyamda bana çok ciddi bir şey söylemişti:”Egemenlik,kayıtsız ve koşulsuz ulusta ise,neden doğruca,Meclisinizdeki hırsızlıklara onun eli il önce uzanmaz?!”Hakimiyet bila kaydı şart ulusundur!”Denildiğinde TBMM’Sİ Ulustaydı.Acep o semt mi kastedildi diye de düşünmedim değil?!İmdadıma yine Aristoteles geldi ama beni huzura kavuşturamadı. Aristoteles,Heraklit’i tiye almıştı:”Çelişkiler aynı özneye ait olamazlar!”Demişti…Parçalardaki hastalık bünyenin tamamına ait değil midir?!Ünlü devlet adamı ve komutan Jülyüs Sezar için tarihe geçmiş bir söz vardır:”ROMA’DA HER KADININ KOCASI VE HER ERKEĞİN DEKARISI?!”DEMEK Kİ ÇELİŞKİ AYNI ÖZNEDE DE OLABİLİYORMUŞ?!Büyük Dariüs/1’inci Dariüs MÖ:549—485/,Pers tahtını ele geçirdikten sonra,Heraklit’i ülkesine davet eder.Davet etmesine davet eder amma,şu zılgıtı yanıtı da alır:”Yeryüzünde yaşayan insanların tümü,gerçekten ve adaletten uzaklaşmışlardır.Onlar,ruhlarının ahmaklık ve bozukluğu oranında,hırsa ve övünmeye dikkat ederler.Fakat,bozukluğun ne olduğunu bilmeyen ve sürekli olarak kıskançlığı davet,debdebeden kaçınan,aynı zamanda  kibirden de çekinmek isteyen ben,İran’a gidemem ve benim zevkimi kandıran azıcık aşımdan da memnunum”.Der…

  İnsanların çoğunun yaratılışında,gelecek korkusu ile birlikte,zenginleşmek,lüks içinde yaşamak tutkusu karşıtlardan birini diğeri aleyhine güçlendirmektedir.Diyalektiği bozan,çevreyi yaşanmaz hale koyan bu çarpıklıkla niçin savaşmayalım?!Kadını,Mustafa Kemal mantığı ile savunarak,erkek egemenliğini yıkarak,BİR’DEKİ yerini eşit olarak alması için savaşmıyor muyuz?!”ULUS,KANUNU İÇİN SINIRLARI İÇİN DÖVÜŞTÜĞÜ GİBİ DÖVÜŞMELİDİR.”HERAKLİT.Romalılar,bu nedenle rüşvetçilerin boğazlarına,rütbelerine göre,eritilmiş altın ve kurşun akıtmışlardır.Cezalar,tutkular oranında çabuk,şiddetli ve kesin olmalıdır.Yaşadığımız ortam Baykal gölünün 50 metre dibi görülebilen suyu gidi temiz ve duru olmalıdır…Biz insanlar ve Allah adını kullanarak halkı ve toplumu soyan köpek balıkları,bu ortamda dengeli olarak yaşamalıyız…Öyle olunca da Sayın Kadir Ceylan Bey;bendeniz bu aşağılık heriflerin çok aşağılık eylemleri ile birlikte yaşamasına katlanamayacağım.Her yerden ve her zaman kovulsam bile…Kovdularda ne oldu;kovanların hepsi de öldüler,bendeniz Mustafa kemalin ışıklı yolunda,hâlâ karanlıklarla savaştayım.Son olaylar,benim tanımladığım yükselebilme yasasınınvarlığınıda kanıtlamıştır:”KIYAFET,ZİYARET,ZİYAFET.ÖNÜNÜ MADAMA,KIÇINI DA BİR BÜYÜK ADAMA DAYARSAN YÜKSELİRSİNELBET.”SAYGILARIMLA.                                                          KAYNAKÇA:

1-Hesiodos eseri ve kaynakları, Ç.Azra Erhat—S.Eyüboğlu,

2-İlyada, Homeros, Ç.Azra Erhat—A.Kadir.

3-Herodot Tarihi, Ç.Perihan Kuturman.

4-Türk Mektupları, Bousbecg, Ç.H.Cahit Yalçın.

5-Osman Gaziden Atatürk’e, Cumhuriyet gazetesi eki.

6-Hiciv ve Mizah Antolojisi, Hilmi Yücebaş.

7-Türk Edebiyat Tarihi, S.Kemal Karaalioğlu.

8-Yakın Tarihimizde Yolsuzluk ve Rüşvet Olayları, K.Zeki Gençosman.

9-Yüzbaşı Selahattin’in Roman, İlhan Selçuk.

10-ATATÜRK DEVRİMİNİN SOSYOLOJİSİ, Kurt Stanhaus.

11-Hz.Muhammet ve Hadisleri, A.Gölpınarlı.

12-Moltke’nin Türkiye Mektupları. Ç.Hayrullah Örs.

13—Devlet, Eflatun/Platon/.

14-Rüşvet, Prof.Dr. S.H.El--ATTAS.

15-Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet ve Sabah, Meydan, Tercüman gazeteleri.

16—İslam Ansiklopedisi, C.9,s.801.

17-Peçevi Tarihi, Prof.Dr. Bekir Sıtkı Baykal.

18-XVIII. Yüzyılda Osmanlı Kurumları, Osmanlı Toplum Yapısı, Doç.Dr. Yücel Özkaya.

19-Von Hammer, Osmanlı Tarihi c.3,s.448-449.2,Heraklit maddesi.

20—Cemil Sena Ongun, Filozoflar Ans. C.2,Heraklit maddesi.

21—Şahin Yenişehirlioğlu, Felsefe ve Diyalektik, Heraklit Felsefesi.

22-Prof.Dr. Muazzez İlmiye Çığ, Sümerli Lüdingirra’nın Anıları.

 


         

 

 

 

 

 

21 Ağustos 2016 Pazar

2046/RÜŞVETİN ANATOMİSİ,7'İNCİ BÖLÜM.


 

          TC.                                                                                                                                                                                              OSMANTÜRKOĞUZ                                                               osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                   TV.Çeşmealtı,15 Ağustos 2016.

                            RÜŞVETİN ANATOMİSİ:7’İNCİ BÖLÜM.

                   BİREYLERİN VE TOPLUMUN ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜ!?

         “Yolsuzluk olgusunun, tarih boyunca tekerrür edip duran iki temel kaynağı: Kötü kanun ve kötü insan tarafından büyük ölçüde etkilenmiştir.”Çinli Wang An Shih/MS.1020-1086/Toplumların Çöküşü, RÜŞVET S.23.Prof.Dr. Seyyid Hüseyin El—Attas.

         DGMAHKEMELERİNDEKİ Rüşvet olayına tepkiler kıyasıya sürdürülmektedir. Gazetelerimizden örnek yazılar: 

                   “RüşveteAdaletTokatı.”                                                                                                                                 Hürriyet Gazetesi,14 Nisan 1998.

         “ANKARA—Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu /HSYK/ İtirazları İnceleme Kurulu, İstanbul DGM’DEKİ rüşvet skandalına karışan bir Savcı ve bir Hâkimin,”meslekten ihraçlarını dün reddetti. Bu karar üzerine, İstanbul DGM deki Hâkimi Saim Ekinci ile Savcı İsa Geyik’in rüşvet aldıkları gerekçesiyle meslekten ihraçları kesinleşti. İstanbul DGM’DE bazı sanıkları tahliye ederek menfaat sağladığı iddia edilen Ekinci ve Geyik hakkında, iki yıldan az olmamak üzere hapisle dava açılacağı öğrenildi”.     

                  “RÜŞVETDAVASI.”                                                                                                                              “İZMİR(CumhuriyetEGEBürosu.)”                                                                         Cumhuriyet Gazetesi,17 Nisan 1998.

          “Buca hattında çalışan minibüs şoförlerinden rüşvet aldıkları öne sürülen trafik polisleriyle, rüşvet veren değnekçi ve şoförlerin yargılanmalarına devam edildi. Yedisi tutuklu 34 sanıklı davada tutuklu sanıklar tahliye olunca, davada tutuklu kalmadı. İzmir 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün yapılan yargılamaya tutuklu polis memurları Ercan Şakir Ekrem Çakmak, Ahmet Özgüven, Hasan Belet ile Minibüs şoförleri Kemalettin Führer, Fuat Koyuncu, İbrahim Gacar ile tutuksuz yargılanan sanıklar katıldı. Mahkeme Başkanı Adnan Ersoy, sanıklarla ilgili belgeleri okudu. Sanıklar, aleyhlerine olan belgeleri kabul etmediler. Olayın bir komplo olduğunu, poliste işkence gördüklerini öne süren tutuklu sanıklar tahliye isteminde bulundular. Mahkeme başkanı, ara kararında, tutuklu sanıkların tahliyelerine kar ar verdi…”

                 “RÜŞVETHERYERİSARDI?!”                                                          OLAYTAN---SEDEF ŞENKAL.

         “İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki (DGM) bazı hâkim ve savcıların, uyuşturucu sanıklarını rüşvet karşılığında serbest bıraktığının Adalet Bakanlığının müfettişlerinin raporuyla belgelenmesi, adalet sisteminin ne kadar yozlaştığını gözler önüne sererken, İstanbul barosu Başkanı Yücel Sayman da “rüşvetin” adaleti nasıl sardığıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu:”Yargıda rüşvet söylentileri çok yaygın.Yargı sistemi işlemiyor…..””Yargının bağımsız olmadığı bir yerde rüşvet iddialarının üzerine gidilmesi kolay değildir…”” Kamu oyunun adalete karşı bir güvensizlik duyduğunu belirterek şöyle dedi:”Kamu oyunda yargının tam işlediğine dair yaygın  bir kanı var.Bu nedenle yargıya gidecek kişi,iş bitirici avukat arıyor.Özellikle kara para ve uyuşturucu suçlarında yargılanacak kişiler avukata soruyor:”Hangi hâkimi,hangi savcıyı tanıyorsun?!Hangi bakanla dostluğun var?Siz,bu tekliflerle gelenleri hemen büronuzdan çıkartıyorsunuz.Ancak çıkarmayan avukatlar var.Halk buna inanıyor.Bu da sistemin işlemediğini gösteriyor.Rüşvet söylentileri son zamanlarda çok yaygınlaştı.Bunun için yargı reformu yapılması ve adalet sisteminin baştan düzenlenmesi lâzım…””Yargı sistemi sadece  hâkimin eline bırakılmaz.Yargılama faaliyetinin süreci yalınız yargıcın tekelinde…..”Yargıçlarda,günümüzde iktidar partisinin tekelinde?!.

           “Rüşvetle suçlanan Japon milletvekili ölümü              seçti.”Hürriyet gazetesi,20 Şubat 1998.

   “Japonya’da iktidar Partisi milletvekili Skokei Arai dokunulmazlığının kaldırılması görüşmeleri sırasında kaldığı otel odasında intihar etti.Nikko Securities’den 41.000.000 Yen (Yaklaşık 75.000.000.000) haksız kazanç elde ettiği iddiası ile Arai’nin dokunulmasının kaldırılması isteniyordu….”

        “Norveç’te eski bakanın yolsuzluk intiharı.”                                                        Hürriyet gazetesi,24 Aralık 2002.

        “Norveç’te, yolsuzlukla suçlanan eski sağlık bakanı Tore Toenne intihar etti. Norveç İşçi Partisi ve polis kaynaklarından yapılan açıklamada, Mart 2000 ile Eylül 2001 arasında görev yapan İşçi Partili Toenne’nin, Oslo dışında geçen Cuma akşamı otomobilinde ölü bulunduğu belirtildi. Polis, İngiliz—Norveç şirketi Kvaerner’deki danışmanlık görevinden 16 Aralık’ta istifa eden Toenne’nin intihar ettiğini, olayın bir cinayet olmadığını düşündüklerini açıkladı.54 yaşındaki Toenne, mali polis tarafından, 2001sonbaharında 215 euroluk danışmanlık gelirini belirtmemek ve şirkette çalışırken aynı zamanda üç ay boyunca bakanlık ödeneği almakla suçlanıyordu. Medya’da eski bakanın bu yolsuzluklarının üstüne gidiyordu…”!

             İzmir Birinci İktisat Kongresi/17/23 Şubat 1923/Açılış Konuşmasından.CumhurbaşkanımızGaziMustafaKemal.                                                                         Hürriyet gazetesi,18 Haziran 1997.                                           “Bence halk devri, İktisat devri kavramı ile belirtilir. Öyle bir iktisat devri ki, ondan memleketimiz bayındır olsun. Bu noktada, ir felsefeyi size hatırlatıyorum: Elinizde olanlarla yetinmek bitmez, tükenmez bir hazinedir. Yetinmeyi tükenmez hazine saymak, yoksulluğu fazilet bilmek felsefesine de artık iktisat devri son versin. Eğer, vatan denilen şey kupkuru dağlardan, çorak düzeylerden, taşlardan, çıplak ovalardan ibaret olsaydı, onun zindandan hiçbir farkı olmazdı. Oysa bu vatan çocuklarımız için cennet yapılmaya değer, en çok değen bir topraktır.” Buradan rüşvetin tanımını da çıkarabiliriz:”ELİNDEKİLERLE YETİNMEME ÇILGINLIĞI,İNSANLIK ONURUNU PARA İLE SATMAK?!

               “DÜNYA BANKASI: RÜŞVET ÇARKINDA MECLİS TE VAR?”                                Hürriyet Gazetesi,22 Eylül 2001.

         “TÜRKİYE’NİN IMF’YE verdiği Niyet Mektubu’nda yer alan “Yolsuzluk Mücadele Konferansı’na sunulan Dünya bankası raporu, çarpıçı rüşvet çarkını ortaya koydu.26 ülke ve 4.000 şirketi kapsayan ankete göre, Türkiye’deki rüşvet çarkında meclis bile payını alıyor.”                                                                                                                          “Rüşvet anketinden çıkan sonuçlar:”                                                                                              “Türkiye özel çıkar için kamu gücünü kullanmada birinci.”                                                                                                                “Kamu ihalelerinin %5 büyüklüğünde rüşvet dönüyor.”                  “Şirketler, gelirlerinin %2,5’ini rüşvete harcıyor.”                                   “Rüşvet vermede 4.000 şirket arasında Türkiye Dördüncü.”                                                                                                                       “Büyük yolsuzluk yapan şirketler daha çabuk büyüyor.”               “Rüşvetle yargı kararları bile etkileniyor.”                                               “Şirketler, en fazla rüşveti, lisans kazanma, gümrük işlerini kolaylaştırma ve ihale kazanmada veriyorlar…”

                          “GÜMRÜKÇÜNİŞANI”                                                                                               Hürriyet gazetesi,11 Mayıs 1998.

       “İpsal’nın 150.000.000 maaşlı Gümrük Müdürü Hasan Yılmaz, kızına İstanbul’un 5 yıldızlı otelinde 6.250.000.000luk süper nişan yaptı.”

                 “500 kişi davet etti.”

       “Hasan Bey, biricik kızı Müge’nin nişanı için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Ataköy Holiday Inn Oteli’nde öncekin gece yapılan nişana 500 kişi davet edildi. Nişan açık büfe kokdeyille başladı, dört dörtlük yemekle sürdü.”

                 “Canlı müzik ve içki,”

       “İçkinin su gibi aktığı nişanda davetliler, canlı müzik eşliğinde dans edip, halay çektiler. Nişanda davetliler de gelin adayına İKİ kilogramağırlığında altın takı taktılar. Altınlar, ancak bir torbaya konularak taşınabildi.”

                 “Bu çeşmenin suyu nereden?”

                 “657 sayılı yasaya tabi bir devlet memuru olan ve ayda 40.000.000 ödenekle birlikte sadece 150.000.000 lira maaş alan Hasan Bey’in,5 yıldızlı otelde yemekli-içkili nişan yapmak için parayı nereden bulduğu da anlaşılamadı.”Tam 3,5 yıllık maaş:”Hasan Bey’in sadece otele ödediği 6.250.000.000luk fatura, devletten ancak 3.5 yılda alabileceği maaşa eşit. Üstelik Hasan Bey’in bu parayı ödemesi için 3,5 yıl boyunca başka bir kuruş harcamaması gerekir.”

                 “ALAYLI—MEKTEPLİ” “ALAYLI KİTAAP”.                                                                                                                                                                            Güneri Cıvaoğlu, Sabah Gazetesi,15 Ocak 1989.

       “Yolsuzluğun ve Rüşvetin, ekonomiye, sosyal yapıya, siyasete yararlarını! Sıralayan bilim adamları var. İşte bunlara örnekler: Jose Veloso Abueva’ya göre:”Az gelişmiş ülkelerde değişik toplumsal grupların, birbirinden çok farklı isteklerini, siyasi iktidarlar aynı potada birleştiremezler. O nedenle, bu tür istemlerin—yolsuzluklar—aracılığıyla, parça, parça doyuma ulaştırılması, hem siyasal durulmayı sağlıyor… Hem de ulusal bütünleşmeye yardımcı oluyor”…Political Corruption, s.634—539.BAŞKA… BAŞKA…

       “Bir başka örnek David H.Bayley….”Siyaset etki yolları bazı çıkar gruplarına  kapalı olabilir.Bu durumda –yolsuzluk—doğal bir siyasal etki yolu olmaktadır.—şiddet unsuru taşımaması nedeniyle,yönetimi katılımı sağlaması açısından –yolsuzluk—fonksiyoneldir.Western Political Quartterly—Aralık1996,s.728-729.”Nathantel H.Leff’e göre:”Az gelişmiş ülkelerin gelişiminde en önemli engellerden biri olan –siyasal iktidarsızlığı—yolsuzluklar,azaltmaktadır.çıkar ilişkileri,siyasi iktidarın ömrünü uzatmaktadır.Az gelişmiş ülkelerde siyasal iktidarsızlığın maliyeti ya çok zarar,yolsuzlukların maliyetinden çok daha yüksektir.””Amerikan Beharvioral Scientist –Kasım 1964,s.8/14.”Martin Needler anlatıyor:”Meksika devrimini izleye dönemde,iktidara gelen Meksika Devrim Partisi’nin yerel önderlerin,kendisine direnişlerini ve yöresel şiddet eylemlerini önlemek için bulduğu yöntem,o önderlerin yolsuzluk yapmalarına imkân vermekti.Böylece devrim sonrası bunalımlar büyük ölçüde azaltılabilmişti.”Amerikan Political Science Review—Haziran 1961,s.199-210.                                                                                         ”DAHANELER.”                                                                                          “Daha ne görüşler yok ki!Örneğin..”Devletin katı plancılığına,saplantılarına dayalı sakağı  bir ekonominin –rüşvet—ile saptırılmasının ,olumlu sonuç verebileceği,” iddiası…Örneğin…”Üst düzeylere verilen yüklü –rüşvetlerin—sermaye birikimi yaratacağı ve yatırımlara dönüşeceği,”iddiası…Örneğin…”vergiden düşülemeyen rüşvetin,önemli bir maliyet unsuru olduğu….Ve firmaların bu önemli maliyet unsurunu karşılayabilmek için çok daha verimli,yeni teknoloji kullanımlı ve yaratıcı yenilikçi üretim ve hizmetlere yönelecekleri” iddiası…Örneğin…”Rüşvet alanın yetenekli bir kişi olabileceği ve eğer bu musluk kesilirse o yetenekli kişinin devletten ayrılıp çok daha yüksek ücret veren özel kesime geçeceği,böylece devletin çok zayıf ve yetersiz kişilerin ellerinde kalacağı”,iddiası.                                                                    “HİZMET”

       “Evet, yolsuzluk ve de rüşvet iddialarının oluk, oluk aktığı 1989 başlarında, bu “kara sektörün” alaylıların elinde teorisiz kalması yazık olurdu! O sektörün teorisinin yapıldığı “kitabi”,yaklaşımları da sunayım dedim. O adamlar biraz kitaplı! olsunlar…Ayrıca*….Sayın savcılara,”yasanın suç saydığı bir fiili methetmediğimi  ve yolsuzlukların,rüşvetin karşısında olduğumu …Sunduğum bu satırların bilim adamlarının bilimsel incelemeleri olduğunu özenle ve önemle belirtirim.”                                                                                                                                          “VE BİZDEN”

       “Bu sıraladığım görüşler, sadece bilim adamlarının bilim adına savları. Bir de bizim alaylıların ürettiği teori örneğini vereyim. Gazetecilik yaşamımın ilk yıllarıydı. Muhabirdim. Kumarhane çalıştırdığı için yakalanmış bir baba ile röportaj yapıyordum. Adam, kendini sapına kadar milliyetçi olarak görüyor, kumarhanecilik işini de bir milli hizmet olarak savunuyordu. İşte sözleri.”Bizim memlekette kumar yasak mı? yasak… Ben kumarhaneyi açıp çalıştırmazsam, bu adamlar, bu kadınlar devletten döviz toplayacaklar, gidecek Avrupa’da, Amerika’da, İsviçre’de kumara yatıracaklar. Ben, Monte Carlo’da, Les Vagas’ta savrulacak dövizlerimizi Türkiye ekonomisinin hizmetinde tutuyorum. Kumara gidecek paralar, fabrika yapımına dönüşüyor. İşte milli ekonomiye benim hizmetim…”Bu da bizim alaylının teorisiydi! Görüyorsunuz ki,adamlar hiç te yüzkızartısı içinde değiller….Millete siyasal istikrara,ülke bütünlüğüne ,milli ekonomiye katkılarının gururunu duyuyorlar.Ve ey namus erbabı…Onlara göre sizin katkınız nedir?Neredeyse mahcup musunuz?”

                  “RÜŞVETE414.000.000 DOLAR ÖDEDİK!”                                                             Hürriyet Gazetesi,23 Eylül 2001.

    “Türkiye Sosyal Etüdler Vakfı’nın/TESEV/ anketine göre, Türk halkı 1999-2000 yılında, devlet hastaneleri, mahkemeler, belediyeler, gümrükler, trafik, okul yönetimleri ve vergi daireleri olmak üzere 414.000.000 Dolar rüşvet ödemiştir.”NEDİM ŞENER.”Türk halkı,1999-2000 yılında  toplam 414.000.000 Dolar tutarında rüşvet ödedi. En fazla sayıda rüşvet,trafik polislerine,en yüksek tarifeden gümrükçülere,parasal olarak en fazla miktarda rüşvet ise devlet hastanelerine ödendi.Türkiye Sosyal ve Ekonomik  Etütler  Vakfı/TESEF/ tarafından yapılan yolsuzluk anketinin sonuçlarına göre,Türk halkı rüşvet vermeden işini yapamıyor.Boğaziçi  Üniversitesi’sinden Prof.Dr.Fikret Adaman ,Doç.Dr.Ali Çakıroğlu ve Bilge Üniversitesi’nden Burhan Şenatalar tarafından hazırlanan  ve hangi kurumda  ne kadar rüşvet  ödendiğini belirleyen  ankete göre,Türk halkı,bu iki yılda toplam 198,5 trilyon lira,(1999 Kasım ayı  dolar kuruna göre 414.000.000Dolar)rüşvet ödedi.Bugünkü kurlara çevrildiğinde ödene rüşvet miktarı 621.000.000.000.000 liraya ulaşıyor.Türkiye’nin 17 ilde,18 yaş ve üzeri 3021 kişi ile görüşülerek yapılan ankete göre,en rüşvetçi kurum trafik polisleri.Rüşvet tarifesi en yüksek kurum ,168.000.000 lira ile gümrükler.Ancak toplam rüşvet ödemeleri en büyük miktarı devlet hastaneleri alıyor.Devlet  hastanelerine giden her 100 kişiden 7.2’si ortalama 58.00.000 lira ödüyor.Okula rüşvetle başlıyoruz:Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden birisi de okullarda verilen rüşvet.Çocuklarını istediği okula yazdırmak isteyen ailelerin okul yöneticilerine rüşvette ortalama tarife 30.000.000 lira.ankete katılanların %44’ü ilk ve orta öğretim sistemiyle ilişki içinde.Bunun %12’si rüşvet verildiğini belirtiyor…      

SON İKİ YIL İÇİNDE TOPLAM RÜŞVET VE HEDİYE MİKTARI.

işi için rüşvet%  Ort. Mk.TL   Top.Miktar  Top.Mik.ABD DOL.ORAN %

Dev. Has.     7,2 58.07 823     35.404.711.664938 73755816     17.8

Mah.Hu Sis. 7,1  156.025.025   25.536.629.900.261 53.201.312  12.9

Belediyeler 6.1  67.851.674    25.264.534.046.152 52.634.446  12.7

TapuDaire. 10.6  59.091.846.  23.695.340.974.168. 49.365.294. 11.9

Gümrük 19.5  167.506.265. 21.984.986.917.414. 45.802.056. 11.1

Tr.dışıPol.  12.7 77.567,170.   21.264.838.106.420. 44.301.746.  10.7

  Okul.     12.0 29.839.077.  19.535.057.940.251.40.698.037.         9.8

Tra.Pol. 23.05. 15 475 009.15.196.777.205.789. 31.659.953.        7.7

VergiDa.6.1     37.869.581. 10.691.753.102.637. 22.274.486.       5.4. 

TOPLAM:                   198.574.629.858.030 TL.413.697.146S  100.00.

         Endonezya’nın kuruluşunun 20’inci yılında, Başkent Cakarta’da ONBEŞ BANKANIN Müdürlerinin çok yüksek rüşvetler karşılığında kredi verdikleri anlaşılarak bu bankaların işlemleri bloke edilmişti. Gümrük memurlarının Mercedes ve BMW markalı arabalarına binerek memuriyet mahallerine gittikleri gerçeğini görebilen iktidar partisi, Endonezya gümrüğünü bir İsviçre firmasına vererek gümrükçülerin  saltanatını önleyebilmişti. İngilizler,Kıbrıs adasına el koyduklarında,maaşlarından memnun olan polisleri işten çıkartarak,geçinemediklerini söyleyenlerin maaşlarına zam yapmışlardı.Üç karılı gümrük müdürüne üç katlı bir konak ile bol maaş verdiklerinde bir mucize gerçekleşmişti.Osmanlı döneminde bir senede yakalanan gümrük kaçağı malların çok üstündeki kaçak mallar bir ayda yakalanmıştı.İstanbul Bankası adlı bir bankanın genel müdürü Özel Uçuran Çiller idi.Eşi Prof.Dr.Tansu Çiller de ol bankanın baş danışmanıydı.Süleyman Demirel’in çok yakını bir iş adamına 13.000,000TL.kredi vererek ,almış oldukları 1.000.000TL.Rüşvetle Boğazda,YENİKÖY’DE  yalı aldıkları çok yazılmış ve söylenmişti.Kırma Özal’ın Prenslerinden Bülent Şemiler,Emlak Kredi Bankasındaki rüşvet olayından sonra,Başbakan yardımcısı Kaya Erdemin baskısı nedeniyle,Özal tarafından feda edilmişti.Kaya Erdem Maliye bakanı iken Dünya Bankası müzakerelerinde,kızı bu Bankayı temsilen BABASININ  karşısına,Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı  oturmuştu?!1995 senesinde,evimin balkonunda çok önemli bir kitabı okumaktaydım:Toplumların Çöküşünde RÜŞVET.PROF.DR.S.H.EL—ATTAS.”Kokuşmuş bir toplumda yolsuzluklar,gülük yaşamımıza öylesine sık,sık girerler k,artık onun bir parçası olup çıkıverirler.Çocuklar,daha henüz ilkokulda iken yolsuzlukların kemirici dişlerine ruhlarını teslim etmişlerdir.yolsuzluklar  artık elle tutulur,gözle görülür bir hale gelmiştir.Genç kuşaklar yolsuzluk olaylarının gölgesi altında yetişmektedirler.Bu durumun kişilikler üzerinde yapacağı tahribat korkutucu boyutlara ulaşmıştır.Yolsuzlukların yiyip,bitirdiği bir toplumun genel betimlemesini vermek için,içinde yaşanılan kokuşmuş ortamın  atmosferini   koklayıp,vahametinin derecesin anlamamıza yardımcı olması bakımından faydalıdır.Hindistanlı bir gözlemci şunları söylemektedir:”Hindistan’ın her köşesinde var olan bir tek eleman varsa o da yolsuzluktur.Doğumevinden mezarlığa kadar uzanan tüm yollar yolsuzluklarla yüklüdür.Yolsuzluklardan bağımsız  bir tek birey,bir tek alan bulabilmek mümkün değildir…”S.114.”Pakistan Örneği.”Pakistan’da, yolsuzlukların   din sahasına da sirayet etmiş olması,kokuşmuşluğu daha da iğrençleştirmekteydi.Ülkesinin içinde  bulunduğu hüzün verici durumu gören Pakistanlı bir gözlemci,ülkesinde İslamiyetin yalınızca teoride,dualarda ve ibadette  kalıp,günlük yaşamı biçimlendiren ahlak ölçülerinde varlığını hissettiremediğinden yakınmaktadır.Üst tabakaların olumsuz etkileri,iki yüzlü dini liderler,düzenbaz politikacılar,aç gözlü doymak bilmez  iş adamları ve zorba bürokratlar,Pakistan’da yolsuzlukların hızla artmasına neden olan faktörlerdir.Pakistan’ın yolsuzluk öyküleri,Hindistan’ınkine pek benzemektedir…”S.116.

         Endonezya ordusunda, izine gönderilen askerlerin maaşlarını ve iaşe paralarını komutanları paylaştığı gibi, silahlarını da suç örgütlerine yüksek rüşvetler karşılığı vererek buradan elde ettikleri kazançları paylaştıkları da anlaşılmıştır.

        EK:Bugün,ülkemizin gelip,içine düştüğü durum aynen anlatılanlar gibidir.Yanmaz kefen satımı,peygamberin sakal suyu satımı,Bay Recebe verilen ULUHİYET UNVANLARI?!                       BAKARA/MAKARA diyerek Kuranla dalga geçen rüşvetçilerin aç gözlü utanmazlıkları… Pakistan’da yalınız Taahhütlü mektuplardan rüşvet alınmazmış?!

         “Bir entrikaya kurban gidip 1717 senesinde idam edilen Boşnak Sarı Mehmet Paşa, Osmanlı İmparatorluğunun maliye bakanı idi. Yolsuzlukla ilgili olarak yaptığı uyarı son derece çarpıcıdır. Dinleyelim.”Rüşvet, her türlü kanunsuzluğun ve zulmün hem başlangıcı ve hem de kaynağıdır. Her türlü çarpıklığın, fitne ve fesadın anası rüşvettir. En büyük felaketlerin, dayanılmaz acıların kökünde rüşvet vardır. Müslümanlara, dine ve devlete zarar verebilecek unsurlar içinde rüşvetten daha tehlikeli olanı yoktur. Kanunsuzlukları, adaletsizliği, zulmü üreten bir makinadır rüşvet. İnancı ve devleti kökünden yıkar.”S.172. DFTERDAR SARI MEHMET PAŞANINÖĞÜTLERİ.                                                                                        Devlet Adamlarına Öğütler (Defterdar Sarı Mehmet Paşa)

Derleyenveçeviren
HüseyinRagıpUğural.
Kitap. :
18.yüzyıl devlet adamlarımızdan Defterdâr Sarı Mehmed Paşa (1655-1717) tarafından yazılan "Nesâyıhü'l-Vüzerâ ve'l-Ümerâ" (Kitâb-ı Güldeste) isimli eser, 1935'te W. L. Wright tarafından "Ottoman Statecraft" başlığı altında İngilizce'ye tercüme edilerek Amerika'da yayımlanmıştır. Sonra H. Rağıb Uğural tarafından sadeleştirilerek 1969 yılında Kültür Bakanlığı tarafından neşredilmiştir. Çağımızda başta ekonomi ve eğitimde ortaya çıkan problemleri halletmek için, geçmiş toplumların durumlarını incelemek akıllıca bir iş olacaktır. Nitekim bu gerçeği fark eden Wright; Sarı Mehmed Paşa'nın bu eserini, eski ve modern milletlerin tarihlerinin tetkikiyle, bunların gerileme, bozulma ve yok olma sebeplerinin meydana çıkarılması amacıyla tercüme ettiğini ifade etmiştir.
Defterdar Mehmed Paşa'nın, "Nesâyıhü'l-Vüzerâ ve'l-Ümerâ" isimli eserinden bazı örnekler:
Hayat programı
Yazar, "Her biri bir hidâyet yıldızı ve insanların en iyi ve hayırlıları olan eshâb-ı güzîn..." ifâdeleri ile eserine başlar. Hz. Peygamber (sas)'in ashâbının, kendilerinden sonra gelenler için model insanlar olduğuna işaret ettikten sonra, "Her yaşlı ve genç tarafından anlaşılmıştır ki bu aldatıcı dünya kalıcı olmayıp, devamına ve yerinde durmasına itibar edilmemelidir." sözleriyle de, hayatın gâyesinin âhireti kazanmak olduğuna dikkat çekmiştir.
Maddî-Manevî sorumluluk
Mehmed Paşa, yüksek rütbeli devlet adamlarına önce büyük bir sorumluk altında olduklarını, "Hepiniz yöneticisiniz ve yönettiğiniz kimselerden sorumlusunuz." Hadîs-i şerîfi ile uyarıda bulunur. "Allah emanetleri ehil olanlara vermenizi emrediyor..." (Nisa, 4/54) ilâhî emri ile kendilerine görev verilenlerin bu konuda ihtisas sahibi olmaları gerektiğini hatırlatır. Mehmed Paşa, "Allah'ın emâneti" olarak tanımladığı halka karşı, idârecilerin başlıca görevlerinin, "dar gelirliler ve Allah'ın bütün kullarının güven ve rahatını, dirlik ve düzenini koruma, halkın durumunu iyileştirerek, doğruluk ve adaleti su gibi akıtıp, haksızlıkları ortadan kaldırmaya, bozukluk ve zulümleri gidermeye çalışmak" olduğunu belirtir. İdarecilerin sahip oldukları makamları; servet toplamak ve hazinelere sahip olma vasıtası kılmayıp, memleketin gidişatında kendini gösteren düşkünlük ve bezginliğe çare bulmak için, akıl kullanma ve yapılan hizmetlerin karşılığında da, dünya ve ahiret saadetinin kendilerine yeteceğini düşünerek, sonradan gelenlerin kendilerinden "rahmetle anılacak insanlar" olarak bahsetmelerinin kâfi olacağını ifade etmiştir...”

             Osmanlı’da ilk sağlam bütçeyi yapan/1652/ Sadrazam Tarhuncu Ahmet Paşa da,öldürülmeyeceğine güvence verildiği halde,çıkar çevrelerinin baskısı ve saray giderlerinin çoğunu kesmesi  sonucu,4’üncü Mehmedin emri ile boğularak  öldürülmüştü.Bir devlet kolay mı yıkılır?!”Yolsuzluk dalgası bir toplumu kaplamaya başladığında,yolsuzluklara bulaşanların sayısı,diğer adi suçları işleyenlerin sayısını katlayarak artar.toplumun tehlike arzeden sağlıksız öğelerinin sayısı,kanun gücü ile önü alınamayacak bir şekilde hızla artar.Yönetim çarkı sağlıklı bir biçimde işleyemez olur.Samimi,dürüst çalışan devlet memurlarının şevki kırılır.Kamu çıkarları gözetilmez olur.Ülke,gemisini kurtaranın kaptan olduğu insanlar ülkesi haline dönüşür.Sonuçta,tüm ülkeyi kaplamış yolsuzlukların verdiği ıstırap,krizlere,ihtilallere,hatta iç savaşa neden  olur.Tüm ülkeyi kaplamaya aday yolsuzluklar,genellikle,devletin üst kademelerinde bulunan bürokratlar ile iş adamları tarafından başlatılır.Fiyatlar yükselir,yönetim çarkının dönüşü aksamaya başlar,günlük gereksinimleri karşılayabilmek başlı başına bir sorun olmaya başlarken,bir de bakarsınız ki,alt kademelerde bulunan memurların olağan gelirleri arasına yolsuzluk yoluyla temin edilen paracıklar da dahil oluvermiş.Üst kademelerde başlayan yolsuzlukların neden olduğu sorunlar,alt kademelerde yolsuzlukların başlamasını sağlayan bir kaynak görevini ifa etmektedir….”S.184.Bu Profesör 40 sene önce,ülkemizi anlatmaktadır.

         Zonguldak’ta yayımlanan Uyanış adlı haftalık gazetede yazılarım yayımlanmaya başlanınca, haftalık 900 olan baskı sayısı 10.000’e çıkmıştı.”Rüstem Paşa, Özür Diliyorum” ve “Sinan Paşa,”başlıklı yazım da iyi ses getirmişti. Osmanlı’ya rüşveti sokan Hırvat kökenli Damat Rüstem Paşa, Birinci Süleyman’ın damadıydı. Onun kardeşi olan Sinan Paşa da İkinci Beyazıtın damadıydı. Bu Hırsız ve Damat Paşalara yüklenince Paşalar rüyama girmeye başlamışlardı.1995 Senesinde bir öğle vakti, evimin balkonunda RÜŞVET adlı çok görkemli bir kitabı okurken biraz dalmışım. Gerisini hep birlikte okuyalım:” Kitabın içinden Sinan Paşanın çıktığını gördüm. Elimdeki bu dehşetengiz kitap, sanki Alaaddinin sihirli lambası olmuştu. Kendisini daha önceleri  tanıtmadığım halde nasıl tanıyabildiğimi  ben de anlayamadım?!Hemen yerimden fırlayarak,”hoş gelmişsiniz Paşa Hazretleri,evimizi onurlandırdınız.”Dedim.Paşa çok hiddetli ve dahi şiddetliydi.”Bire Daltaban,bre nevbekâr,bunun neresi evdir?Aslında,bu yükseklikte ve ihtişamda konak ta olmaz.Bre, her kul taifesi böyle evlerde mi oturur?”Aman  Paşam,bu apartmanın bir katı benim,emekli maaşıyla geçinmeye çalışan eski bir Çeriyim.Allah, millete ve devlete  zeval vermesin,”dedim.”Bre,ötekiler de mi senin olacaktı.Her tekaüt fakir kul,böyle hanelerde mi oturur?Şehir dışında bir kuşak halinde dizilmiş küçücük binacıklar,sizlerin kümesleriniz midir?!”Hayır Paşam,onlar kendi emekleriyle geçinmeye çalışan kimselere aittir.”       Yani Paşaların ve Beylerin kölelerine mi aittir*!”Hayır, Paşam; Paşalık, kölelik ve Beylik kanunen yasaklanmıştır. Her vatandaş, kadın ve erkek olarak özgür ve eşittir?”Der demez, Paşa hiddetle ayağa kalktı:”Madem ki her vatandaş eşit,oturdukları evler neden eşit değil?!Devrin padişahı bunları göremez mi?” Paşam,padişahlık yıkıldı,yerine de Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.?”Bu ülkede yalınız daltaban Türkler mi kaldı,nerede dönme ve devşirme kulları padişah’ı zişhanımızın?!” “Şimdi de onlar iktidardadır Paşam?!Dedim.”Ol kümeste oturanlar,emekli olduktan sonra mı bu kaşanelerde oturacaklar?”Söyleyecek söz bulamadım.Paşa birden hiddetlendi:”Bre Yeniçeri bozması,neden susarsız,beşyüz sene önceki sorulara şıp cevap verirsiz.Sizi kuşatan kuşaktaki yaşananlarla ilgili sualler karşısında gömüden çıkmış akçeye dönersiz.Askerliğini hangi ortada ve hangi sınıfta yaptıydınız?”Paşa Hazretleri,büyük bir şehrin Subaşı ve  alay beyiydim?!””Desenize rüşvet ganiydi?!”Hâşa Paşa Hazretleri,Osmanlıya karındaşınız Damat Rüstem Paşayla birlikte soktuğunuz rüşveti Türkiye Cumhuriyeti miras olarak alarak çok yaygınlaştırmıştır.”KEH,KEH,KEH…Geçen gün Kanuninin Damadı ve dahi Sadrazamı Rüstem Paşaya ver yansın etmiştiniz.Orada Osmanlının kullarını kazanç gruplarına ayırmıştınız,nasıldı?!”Buyurdular.Devletlü Paşa Hazretleri arzedeyim:Üç gelir grubuna ayırmıştım:1-Varlıklı sınıf:On bin Akçeden yukarı geliri olanlar,Osmanlı nüfusunun %15,2-Orta sınıf:Bin-onbin Akçe arası geliri olanlar.%58.4,3-Fakir sınıf:Bin akçeden daha az geliri olanlar,%25,7 sini oluşturur.”Deyince,Sinan Paşa,kıs,kıs gülerek elime bir tomar gazete küpürü tutuşturdu ve:       Bunları oku ve yaz.Padişahın servetini geçen zenginlerinizin servetlerini de yaz?Neden susuyorsunuz?!Buyurdu.”Paşa Hazretleri,dedim,yazmasına yazarım da,yaşayan hırsızlarımız iktidarların korumasındalar,çalanların,çarpanların ve halkımızı soyanların çok güçlü kaleleri ve korunakları var.Bunların maddi ve manevi  tazminat davası   açma hakları var.Bu listedeki bilgileri,sizin adınıza yazacağım yazının sonuna koyacağım…””Yahu,sen şimdi Hırsızlara Hırsızsın diyemediğinizi mi söylüyorsun?Bu adamlar kimler oluyor?”Hani imtiyazsız sınıfsız bir toplum yaratmıştınız*!””Sistem Paşa hazretleri,sistem siyasi çıkar dengeleri nedeniyle işleyemiyor.Mustafa Kemal’in gönlünde yatan buydu.Osmanlıyı yıkan ümmetçiliğin EZAN,NAMAZ,CAMİ VE HAÇ şekillerini alarak İslamın özünü ve ulusal bilincimizi de yitirdik…Günümüzde,ülkemizde türk toplumu Üç kesimden oluşmaktadır:1-Alt kesim,2-Orta kesim,3—Üst kesim/Mutlu azınlık/.Toplumlar,Orta kesimin üzerine bina edilmektedir.Orta sınıf ortadan kalktığında da iç savaş kaçınılmaz olur.Günümüzde,Orta tabakanın para ve şöhret düşkünleri,her türlü manevi değerlerden soyutlanarak, siyasi partilere yalakalık yapıp, üst kesime geçmektedirler.Gerçek inanç sahipleri ve şükürcüler de alt tabakaya düşmektedirler.Orta tabaka da ortadan kalkmak üzeredir…  Dediğimde,””sistemi neden değiştiremiyorsunuz?!”Dedi…Sustum… Osmanlıyı nasıl değiştirerek Cumhuriyeti kurdunuz?!””O zaman Mustafa Kemal vardı,şimdiyse demokrasi oyunu var!”Sinan Paşa ayağa kalkarak,beni iyi dinle,dedikten sonra eğdirdi:”Osmanlıda her yöneticiyi Padişah seçerdi,amma işin sonu da padişaha kalırdı.Şimdiyse,Sadrazam dahil tüm yöneticilerinizi AVAM seçmekte,AVAM dahil toplum AVAMIN seçtiğinin eline kalmaktadır.Bu değişikliğin farkı nerede?!Sizler,geçmişi anlatırken,ya birkaç iyiyi ve güzeli ele alarak anlatıyorsunuz,ya da 623 sene boyunca yaşanmış birkaç olumsuz olayı ele alarak genelleştiriyorsunuz.iyi ve güzeli anlatanlar,iyiymiş yıkmakla yazık etmişiz hükmünü veriyorlar… Kötü taraflarını anlatanlar:”Çok kötüymüş, iyi ki yıkmışız,”hükmüne varıyorlar.GEÇMİŞE HAYRAN,GEÇMİŞE DÜŞMAN İKİ GRUP OLUP ÇIKIYORSUNUZ?!Aynı tarihi olayı,aynı adam,çeşitli tarihlerde doğan çocuklarına apayrı kanılarla anlatıyor.Siyasi partilileriniz de bu konularda havanda tarihi dövüp duruyorlar.Bu nedenle,aptalca bağırarak çarpışıp duruyorsunuz.Hayat,iyi ve kötü Taraflarıyla kesintisiz bir uğraştır.Anlattıklarınız da o uğraşın önünüzden  geçen olayların genelleştirilmesidir.Irmak nasıl üzerine atılan her şeyi taşırsa,hayat ırmağı da yaşadığımız tüm olayları taşır.Bir toplumda,dün ne idiyse,bugünde odur,yarında böyle olacaktır…Osmanlıyı kıyasıya eleştirirken,623 senedeki padişahları,kendine becerikli,devlete beceriksiz devletluları,aynı zaman ve mekan boyutunda topluyorsunuz.Günümüzde,aynı zaman ve mekan boyutunda her türlü kötülükleri sergileyenlere ses çıkartamıyorsunuz.Tek otorite padişaha da verip veriştiriyorsunuz.Padişah haline soktuğunuz devletlu hırsızlara da sesiniz çıkmıyor.Sesiniz çıkamaz,çünkü bizlerden yarar görmüyorsunuz,sizi alenen soyan devletlu  hırsızlardan yararlar umuyorsunuz.Her hırsızın önünde,o hırsız padişahmış gibi dilsizi oynuyorsunuz.Hiç bir yetkisi , sorumluluğu ve otoritesi  e dahi çalıp,çarpması  olmayanlara da ver yansın ediyorsunuz.Çalıp,çarpan ve sürekli olarak toplumu aldatan sahtek3arlara da alkış tutuyorsunuz.”İnsan hakları” diye de palavralar atıyorsunuz.Hakları yendiği için ilaç alamayıp ölenler,Meclisinizin çatısından düşüp ölenler ve onların geride bıraktıkları insan değiller mi?!Onlara gelindiğinde insan hakları n’oluyor?!Siz,padişahı kovmuşsunuz,padişahlığı deği.Padişahların bir sarayı gözünüze battı,binlerce saraylı padişah yarattınız…Mezheplere ve tarikatlara bölünen islam dininde,Kuran unutularak,mezhepler ve tarikatlar savaşa tutuşmuşlardı.Sizler de aynı batağa sürüklendiniz.Anayasanıza göre kurulmuş siyasi partilerinizin başkanları ve üst görevlileri,anayasanızı koruyacaklarına and içtikleri halde,anayasanızı değiştirmek için var güçleri ile çalışmakta,biri birlerine de savaş açmaktalar…OSMANLIDA uyutulduğunu söylediğiniz Türk halkı,GAFLET,DALALET VE İHANET İÇERSİNDE…”      

DEVAM EDECEK.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

                           

İzleyiciler

Blog Arşivi