22 Mayıs 2015 Cuma

2038/HAİNLER VE MÜNKİRLER

BİR YALAKA SATILMIŞ,CANLI YAYINDA:"ENVER PAŞA SEKSEN MUSTAFA KEMAL EDER?!DİYE HAVLAMIŞ!ASLINDA MUSTAFA KEMALİN TAŞAKLARINDAN BİRİSİ,YÜZ ENVER PAŞA SALAĞINI EDER.SARIKAMIŞ'TA 90.000 ŞEHİT,ALMANYA'YA KÖPEKLİK,ORTAASYAYA GİDEREK ORASINI DA BATIRMAK VE KAÇMAK?!GALİÇYAYA VE KANALA  ALMANLARA UYARAK ASKER GÖNDERMEK,TÜRKİYEDE GÖREV ALACAK ALMAN SUBAYLARINA BİR ÜST RÜTBE VERMEK,EMEKLİ SÜVARİ TÜM GENERALİNİ MAREŞAL YAPMAK/LİMON VON SANDERS/,OSMANLI ORDUSUNUN KOMUTA SİSTEMİNİN BAŞINA ALMAN GENERALLERİNİ OTURTMAK!BİR ARNAVUTTAN BEKLENENLERİN TÜMÜNÜ YAPMAK.OSMANLI İMPARATORLUĞUNU BATIRMAK. 

21 Mayıs 2015 Perşembe

2037/ANITKABİR AĞLAMA YERİ DEĞİLDİR?!



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.ÇEŞMEALTI,20 Mayıs 2015.

            2005 Yılında;BENDENİZ,UZUN BİR ŞİİRİME AŞAĞIDAKİ KANIMI EKLEMİŞTİM:BUGÜN,DAHA İLERİ GİDEREK ŞU ÖNERİLERİMİ SUNUYORUM:ANMITKABİRDE ULUSAL VE BAYRAM GÜNLERİMİZDE,ŞİİR VE MÜZİK ŞÖLENLERİ,DEFİLELER,TİYATRO OYUNLARI,ZEYBEK OYUNLARI,DANSLAR, VE HATTA DEFİLELERLE GÜZELLİK MÜSABAKALARI DÜZENLEYELİM.ATATÜRKÜN TÜRK ULUSUNA VERDİKLERİNİ SAHNELEYELİM.?!O ŞİİRDEN SON BÖLÜM:

 

          İstedikleri istasyonlarda indirtmeyin,
            özel amaç güden YOLCULARI!
            Şam’da, Amman’da gördünüz,
            Peygamber gelinini ve Suriye gelinini.
            ONURLU, Sade ve
Şık, şaçları rüzgâr’da DALGALI!

            İleriye, güzele ve bilime yönelin,
         Önünüzde, ÇAĞ
DAŞ TÜRK KIZLARI olmalı ;                                                                                              Devrimlere aykırılık, HAK ve HÜRRİYET olamaz...
         Hürriyet ve hak söylemi ile DEVRİMLER BOĞULAMAZ!
         Her sene, yeniden, yeniden, BENİ
SAMSUN'A çıkartmayın.
         Devrim düşmanlarına karşı kavgada,
         HER KÖY;
              HER
ŞEHİR,
                              HER KÖŞE; HER BUCAK,
         RER SAMSUN OLMALI,
         Ulusal günlerimizde, ANITKABİR'İN bahçesinde,
         Sergiler açın, oyunlar oynayın,
         Müzik şölenleri düzenleyin.
         MOZAİK”! Masallarına da kanmayın;
         Bir bütün halinde BİRLEŞTİRDİK ANADOLU'YU.
         ÖNCE, HALKLA BÜTÜNLE
ŞTİK;
         SONRA DA VATAN'I BÜTÜNLEDİK.
         Akı
lları sıra; GAFLET, DALALET ,
         Ve hatta HIYANET'İ
oynuyorlar.
         Kanla ve imtihanla bütünleşti TÜRK ULUSU;
         KAN ve KILIÇLA çizildi VATAN'IN SINIRLARI.
         Unutulması
n ki; hiç te söylemedi demesinler;
           
Kanla kurulan, kılıçla çizilen,
         OYLA VE OYUNLA BOZULAMAZ!
         Gayrı
benden söylemesi.
 

            YABANCILARIN öğ
ütleriyle,
            Testiler ve küpler su ile dolmaz.
            Unutursanı
z ULUSAL HAFIZANIZI;
            On senede bir,
            Ba
şınıza gelmedik FELÂKET kalmaz!
            Ne yapsalar, neyleseler, nitelerde
            Kölelikten bir türlü kurtulamazlar.
            Kadı
nlarımıza, kızlarımıza SON SÖZÜM:
            lık, kıyafetle namuslu olunamaz.
            Her çağda, her yerde ve her kılıkta,
            En yiğit, en efendi, en fedakâr senidin.
            At ba
şından TÜRBAN'I, Arap işi çarşafı,
            Tesettürü at, kaldır gül yüzünden peçeyi.
            At ba
şından bezleri, başından SIKMABAŞI;
            Ne çabuk unutuluyorsun, GÖNLÜ YÜCE TÜRKKIZI,
            SENİ
NLE KAZANDIK BİZ; KURTULUŞ SAVAŞINI...

 

 

 

 

18 Mayıs 2015 Pazartesi

2036/İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK.



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;18 Mayıs 2015.      

                                                                                                                                                                İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK!?

         “Cehenneme döşenen taşlar, iyi niyetin eseridir!”Fransız Atasözü.

         “Fırat nehri kenarında oğlağını kaybeden beni sorumlu tutmaktadır!”Halife Ömer(MÖ:634-644).

         “Yetmiş sente muhtacız!?”Süleyman Demirel.

         İktidar, tüm dünyayı kapı, kapı gezerek borç dilenciliğine çıkmıştı. Bizim orta boy bir ilçemiz kadar olan Liechtenstein/Lihtenstayn/’ından bile Bir milyon dolar borç için kapısını çalmıştık?!Bu Prensliğin  toprağı sadece 160 Kilometre kare,nüfusu da 2013 sayımına göre, 39.926 idi?!.Bu Avrupa’da borç almak için kapısını bir bakanımızın çaldığı genel müdür düzeyindeki bir görevli,sözü uzatan bakanımıza,kapısını göstererek:”Konuşma bitmiştir!?”Diyebilmiştir.

         Sayın Burhan Savaş’tan bir değerlendirme:

         Elleri dert görmesin Ali Nejat Abimiz.”

           “11 Eylül 1980 akşamı bile Demirel ve Ecevit geri zekâlılığı bırakıp koalisyon kursa idi,

Hatta ‘’sadece’’tek bir kez adam gibi buluşup cinayetleri ‘’beraberce’’ kınamış olsalardı,

Haziran 1980’de bile Ankara sokaklarında ihtilâl konuşlanmasını bitirmiş olan TSK

İktidarı şutlamazdı.

Haziran 1980’de Ankara’da 5 dakika tur atan İhtilâl’ı görürdü.

Asker aylarca bekledi bu lider maskotlarını.

Ben Haziran başında  1980’de KMO kongresi için Ankara’ya gittim.

Otobüsten gece indim önemli ANKARA SEMTLERİNİ GECE 3’E KADAR GEZDİM.

Ertesi günkü Kongre’de konuşmalarımı iptal edip İstanbul’a döndüm.

Kongre’ye hükümet komiseri bile gelmemişti.

Haziran’da, biraz zekâsı olan, vaziyeti okur, askerin yönetimi geri zekâlılardan alacağını yüzde anlardı.”SORUNLARIN VE KAVGALARININ içinden çıkamayan iktidar ve muhalefet, İhtilalin gelmesine adeta çanak tutmuştur. Gerisi Şark tipi politika yapmaktır.

         Dünya üzerinde hangi ulusun ordusu darbe ile gelerek kendiliğinden, seçimleri tarafsız olarak yaptırarak,kışlasına dönmüştür?!Siyasi iktidarlar,her türlü  kepazeliği yaparak ülkeyi çıkmaza soktuklarında susanlar, her şeyin hesabını Türk     Silahlı Kuvvetlerine sorarak demokrasi kahramanlığı yapmaktadırlar?!Terörü sonlandıran kim,terörü azdıran kim?!Ey Masa Başı Eyyamcıları,sizleri acıyarak okumaktayım.Günümüzdeki rezaletlere ne buyurmaktasınız?Ordunun ortaya koyduğu hukuktan yararlanarak iktidara gelenlerin, bu hukuku yaratanları zamanaşımına bakmaksızın yandaş mahkemelerde süründürmeleri Türk Demokrasisi için utanılacak bir durum değil mi?!İzin almadan gösteri ve tepki hakkınızı verenlere yükleniniz bakalım?

         “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır!”Mustafa Kemal Atatürk.”TEK ADAMIN DİKTATÖRLÜĞÜNDE, TÜM GÖREVLİLERİ DE DİKTATÖRDÜR!”Bunu çok yaşadık ve fiilen öğrendik. VOİLA! OSTÜZÜ.Parola değiştirilmiştir:”Söz konusu iktidar ve SOYGUN İSE geri tarafı,Vatan,Cumhuriyet ve Türklük söz konusu bile değildir!?”

         Benim ortanca Teyzemin Kocası Rahmetli Abdullah Siper, Mustafa Kemal Atatürk ve Mustafa İsmet İnönü hayranıydı. Menemen piyade alayı kışlasının tam karşısındaki bakla tarlasına bu alayın iki katırının girmesi,onu deliye çevirmiş,İnönü’ye ve hatta Mustafa Kemal’e düşman etmişti.Sene 1948 idi.Bu düşmanlığı ölene kadar sürmüştü.Katırların verdiği zarar için konuştuğu Onbaşı da onu terslemiş!?Katırların bağlı olduğu bölük,tabur,alay komutanlıklarına da başvurmamış.Başvuru makamlarını saydığımda da”.Onların hepsi de İsmet Paşanın has adamlarıdır!?”Diyerek İsmet Paşaya ilenirdi.?!Atatürk,İsmet İnönü’yü değerlendirmeseymiş,o katırlar  da onun bakla tarlasına zarar vermezmiş.Hz. Ömer’in, yukarıda yazdığım bir sözünü  hatırlarım.Türkiye’de insanların değerlendirilmesi hep olumsuzluklara sarılarak yapılmaktadır.yüz çeşit iş yapan birisinin bir tek işi beğenilmezse,o kişi o işinin hükmü ile değerlendirilmektedir.Silahlı kuvvetlerde de bu ölçü egemendir.Atatürk:”Benim niyetlerim, yaptıklarım ve yapamadıklarım ortada,buna göre değerlendirin!”Demiş. Çok kimse,”Selanik’i neden almamış?!”Demektedir.İsmet İnönü bizi İkinci Dünya Savaşı yangınından kurtardı ve ülkemize de demokrasiyi getirdi!”Dediğimizde de:”Oniki adayı neden almadı?!Diye değerlendirilmektedir.oniki adayı Osmanlı Uşi Antlaşması ile İtalyanlara devretmişti!?Dediğimizde,”olsun,iki adamlık yer,alabilirdi!?”Denmektedir.Sonra;Mustafa Kemal’in emrinde savaş gemisi de yoktu?Dediğimizde de,aldığımız yanıtlar bizi fıtık ettirmeye yetmektedir:”Ne demek savaş gemisi?Cennetmekan Süleyman Paşamız,70 kişi ile ve salla Trakya’ya geçmedi mi?””Tam araştırma yapılmadan,tam bilgilere ulaşılmadan kişilerin aleyhlerinde ve lehlerinde hüküm vermekteyiz.İçimizde oluşmuş olan sabit fikre göre verdiğimiz kararları da beğenmekteyiz.Başımdan geçen iki önemli olayı yazmak zorundayım:

         26/27 Mayıs 1960 gecesi Başbakanlık Jandarma Koruma bölüğünün nöbetçi subayıydım. Bölüğümüz, Başbakanlığın sığınağında kalmaktaydı. Harp okulu öğrencileri, Başbakanlığı ve bölüğümün bulunduğu yerleşim alanlarını ateş altına aldılar. Çankırılı jandarma askeri Mehmet Bozkurt’u da sırtından vurdular. Bölük, bakanlıkların, Toprak Mahsulleri ofisinin ve Yeni TBMMECLİSİNİN dış güvenliğin Simith Wesson tabancalarla korumaktaydı. Nöbetçi subayının emrinde, imal tarihlerine göre tasnif edilmiş, 860 adet 7,9 piyade fişeği vardı. Benim soğukkanlılığım ve basiretimle Öğrencilerle anlaştık. Radyo evinin yayın emniyetini bildiğim için, bir Kurmay Binbaşı ile radyoevine gittik. Bölüğüme geri döndüğümde, bölüğümün esir alınarak Harp Okuluna götürüldüğünü öğrendim. Yıldırım gibi yetişerek, bölüğümü kapatıldığı Harp Okulu kütüphanesinden kaçırarak, koşarak Başbakanlığa getirdim. Neden sonra; Gaziantep Jandarma Hudut Tümen Komutanı Başbakanlığa geldi. Kendisi Kara Harp okulundan öğretmenim olduğu için karşıladım. Tanımadığın bir öğrenci; benim öğrencileri, bir buçuk saat makineli tüfek ateşine tuttuğumu söylemesiyle, bir görev yaptığını kanıtlayarak yer kapmak isteyen Sayın Tüm General, hiçbir yetkisi olmadığı halde, beni tutuklatarak, bir tanka bindirdi ve Harp Okuluna sevk etti.Oraya vardığımda da apoletlerimi kopardılar,Roma Hukuku terimlerini yazdığım küçük not defterimi de şifre kitabı diye aldılar.NEDEN GÜLDÜĞÜME DE ÇOK ŞAŞIRDILARDI!? Akşam, Üç asker yargıç geldi,

Herkesin suçlarını yazmağa başladılar. Bana kısmet olan suçu hemen kabullendim: Adnan Menderesin akıl Hocalığı ve Onsekiz makineli tüfekle Harp Okulu öğrencilerine Bir buçuk saat ateş ettirmek. İtirafnamemdeki imzamın üstüne:”Beşinci Jandarma koruma bölüğünde bir tek makineli tüfek yoktur. Jandarma Üstteğmeni rütbemle de Başbakanın akıl hocalığını da onurla kabul ediyorum. Beni, tam Onbir gün içeride tuttular. Askerlerim, iki Komite üyesini bölüğe indirerek, Çift

Camlı pencerelerdeki dıştan atılan mermilerin duvardaki izlerini göstererek tutanak tutturmuşlar. O sırada,  Milli Birlik Komitesi Başkanı Orgeneral Rahmetli Cemal Gürsel’in traş olmak için berber aradığını duyan bölük berberimiz, şimşek gibi huzuruna çıkarak ve ağlayarak O gecede yaşananları anlatmış. Çok üzülen Rahmetli Cemal Gürsel, telefonla benim hemen bırakılmamı emretmiş. Ben, hakkımda soruşturma açılmadan ve anlatacaklarımın da mahkeme tutanaklarına geçirilmeden dışarı çıkmayacağımı bildirince bir asker yargıç ifademi aldı. İfademin altına, Sanık, Tanık ve Şikâyetçi yazarak imzaladım.Yalınız Sanık yazmamı emrettiler?!Kabul etmedim ve zoraki razı oldular! Hemen başka bölüğe nakledildim.Dosyalarım işleme konulmayınca da,yazdığım dilekçeyi Korgeneral Cemal Madanoğlu’nun önüne koydum.Dilekçeme bir göz attığın da masasından zıpladı:”27 Mayıs 1960 günü uğramış olduğum haksızlıklara ait şikayet hakkımdan feragat ediyorum.Çünkü,Türk Ordusunda,alt rütbelerin üst rütbelilerinin  ve âmirlerinin işlemiş oldukları suçlarını örtmek için ihdas edildiğini anlamış bulunmaktayım....”Dosyalar tamamlandı ve  113 sayılı kanuna da bir madde eklendi:Madde.13:”27 Mayıs 1960 tarihinde işlenen tüm şahsi suçlar affedilmiştir.Sıkı bir soruşturmadan sonra,”meni muhakeme kararını aldım:”Jandarma Üstteğmeni Osman Türkoğuz,26/27Mayıs 1960  gecesi Başbakanlık jandarma Koruma bölüğüne ateş ettirmediği gibi ateş emrini de vermemiş kendisi de ateş etmemiştir…” Bu kararı çoğaltarak dağıttığımın haftasında 122’inci seyyar jandarma alayı karargâh ve servis bölük komutanlığına naklim çıktı. Emeklilik furyasından sonra bu alayın komutanlığı bana kaldı. Sonra da ek görev olarak alay levazım müdürlüğünü bana verdiler.”Şunu öğrenmiş oldum: Bir tek otoritenin egemen olduğu ülkelerde her görevli ve her rütbeli kişi de tek otoritedir. Bunların tüm kanunsuz ve namussuz olarak yaptığı işlemler de  o,tek otorite olduğunu sanan Saf Zavallıya  fatura edilir?!”

         19 Şubat 1979 tarihinde, Alaşehir Lisesinde polisleri kafalarından yarayanları, CEHAPE ilçe binasına saklanmaları üzerine yakalayarak mahkemeye sevk ettim. Acele naklim Zonguldak il jandarma alay komutanlığına çıktı. Mücadele ettim, yılmadım ve yıkılmadım. Sıkıyönetim ilan edildiğinde de gece, gündüz çalıştım. Sorgu yargıcı gibi, düzenlenen dosyalara gözetim kararı ya da salıverilme kararına göre işlem yaptım. Hakkında soruşturma yapılan, hastaneye sevk ederek hastane raporları ile Sıkıyönetim mahkemesine ya da

 Adliye mahkemesine sevk ettim. KÖMÜR VE KUM KAÇAKÇILIĞINI DA ÖNLEDİM. Bazı gözaltı kararları nedeniyle, kararlarda Sıkıyönetim komutan yardımcısının imzası olmasına karşın benim üzerime geldiler. Çünkü soruşturma dosyalarını inceleyerek kararları ben hazırlıyordum. Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığından iki kurmay Binbaşı T.K.ve O.K.Birisi Zonguldaklı, aleyhimde rapor yazarak,--Komünistmişim/ jandarma Genel Komutanlığını direnmesine rağmen, KKK İST. Başkanı Korgeneralin ısrarı üzerine beni Konya Jandarma Bölge komutanlığı emrine kış ortasında sürdürdüler.Aile harcırahı olarak bana 27.000 TL.Verilirken;bir gün sonra,Zonguldak il merkezinden  Konya il merkezine nakledilen bekar  bir Astsubay Çavuşa da  harcırah olarak, 73.000Tl.Ödediler.Benim suçum da Hz. Ayşe’ye sövmekmiş!?Soruşturma açtırttım ve:”Zonguldak il jandarma alay komutanı j.Kd.Albay Osman Türkoğuz,hiçbir suçtan sanıklanamaz!” Mahkeme kararını alarak o iki kurmay subay hakkında dava açtım, dava dosyasının Kenan Evren’de olduğunu öğrendim.1978 senesinde, TSK’YA “Askerin, Jandarma ve Polis gibi görevlendirilmesi kitabın da, Kenan Evren’in emri üzerine ben yazmış, Ülkemiz genelindeki büyük karargâhlarda da Konferanslar vermiştik: Ben; Konya, Adana, İskenderun, Diyarbakır, Elazığ ve Malatya’da konferanslar vermiştim. Biz, jandarma subayları, her iki darbeyi bizzat yaşayarak, en küçük görevlilerin bile darbenin başı gibi davrandığın görmüştük. Darbecilerin bundan haberleri bile yoktu?!Yapılan haksızlıkları ve kanunsuzlukları,Konsey Üyesi Nurettin Ersine anlatan Zonguldaklı bir vatandaş,”YALAN SÖYLEYEK İFTİRA ETME,ANAYASAYI DEĞİŞTİRDİK,HER ŞEYİ DE DÜZENE SOKTUK!”Azarı ile kovulmuştu.Bizim komutanlar,Anayasayı değiştirmek ve yasaları yapmakla her şeyin düzeleceği inancındaydılar;bu inanç Tanzimattan beri süregelmekteydi.Alt tarafın uygulamalarına bakan da yoktu,Mustafa Kemal’den başka.Sobası gürül,gürül yanan Harp Okulu komutanı tüm sınıfların sobalarının da yandığını sanmaktaydı?!Rumeli’nde eşek ve inekle çift süren köylünün öyküsünü bilen de yoktu.Türk toplumu,ata benzemektedir,at nasıl binicisine göre kişnerse;Türk toplumu da yöneticine göre davranmaktadır:Mustafa Kemal yönetirse şaha kalkar,

Dağları devirir,Recep Tayyip Erdoğan yönetirse,Bayrağımıza ve kendisine düşman Ettirilir!1946 senesindeydi;bir adamın 300 koyunu,Kösem koyuna uyarak, bir uçurumdan atlayarak ölmüştü de Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun çıkartarak adamın zararını Hazinemize ödetmişti.Acaba bu hasletimizi nereden ve nasıl kazandık?!Müslüman olalım derken,Araplaştırıldık ve Arabın aşağılık hasletlerine de sahip olduk.”ZALİM OLSA DA ULULEMRE İTAAT ET!”Batı,büyük filozofların uyarısına uyarak,ulusallaştığı gibi,zalim yöneticilerin de boyunlarını vurmuştu.”Osmanlı erkeklerinin cepkenlerinin yakasız olması,kafaları kesilirken zalimin işini zora sokmamak içindi!” Der bir batılı filozof.Bizim komutanlarımızın politika ve ekonomik bilgileri yoktur.iyi niyetle hareket etmektedirler,yani çok ta saftırlar.Platon’un-MÖ.447-329/ Devlet adlı eserini,ilk defa Kuleli Asker Lisesinin ikinci sınıfında okumuştum ve bugüne kadar da Sekiz defa okudum.Orgeneral Kenan Evren,1981 tarihinde ve Antalya’da,elinde Devlet adlı kitapla televizyona çıkmıştı.Özal’a rest çekerek İstifa eden Genelkurmay Başkanlarımızdan Emekli Orgeneral Rahmetli Necip  Torumtay,Mavi sitedeki yazlık evinde, sürekli kitap okur ve,”bu cehaletle nasıl Genelkurmay başkanlığını yönetmişim?!Diye itirafta bulunurmuş.Komşusu Emekli Kurmay Albay Necdet Elkır,bu itirafa çok şaşırdığını anlatmaktadır.Evini soyanı yakalayacağımıza Nasrettin Hocayı suçlamakla nereye varırız.Pencereni kapatsaydın,kapını dayaklasaydın,uyumasaydın,hırsızın geleceğini hesaplasaydın?O kadar da çok ve çeşitli eşya almasaydın?!Biz zamanlar,Zonguldak—Kozlu’da bir jandarma taburu vardı.Bölük komutanlarından Rahmetli j.Üstteğmeni Kemal Bozkurt’un da terzilikten anlayan Fikri adlı bir hizmeteri vardı.12 Eylül’den önce;Terzi Fikri binlerce silahlı militanı ile Ünye’ye egemen olmuş.Çatışmalar,Ünye—Çorum—Kahramanmaraş—İskenderun çizgisi üzerinde şiddetlendi ve yoğunlaştı. Emekli Oramiral Bülent Ulusu’nun deyimi ile “sınır muharebeleri verilmekteydi!!?Jandarma Albayı Rahmetli Mehmet Ayhan,Çorum Ulu caminin köşesinden ateş eden birisine neden ateş ettiğini sorduğunda:”Komutanım,Ulu camiyi yıkmışlar,neden ateş etmeyeyim?!Yanıtını almış.Aynı olay,aynı soru ve aynı yanıt Kahramanmaraş Ulu camisinin köşesinden ateş edenden de alınmış.İkinci Ordumuz,Balıkesir’den Konya’ya nakledilmişti.Alelacele neden Malatya’ya nakledildi?!Uzunyayla kuşağı düşerse,Anadolu’muzu savunmak mümkün olmaz da ondan?Sovyetler birliği henüz dağılmamıştı.Sovyetlerin Dağlık Doğu Anadolu için lastik tekerlekli tanklar ürettiği öğrenilmişti.İzmir’de Tariş’in dokuma fabrikası tahrip edilerek şişleri silah olarak alınmıştı.Soma’da ve Seydişehir Aliminyüm fabrikasında durum aynıydı.Fabrikalarımızda çalışmakta olan Çek mühendisler:”Eyvah!Çekoslovakya da böyle yıkılmıştı!”Diyerek alenen ağlamaktaydılar. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN elinde, idareye el konulduğunda ülkemizin nasıl yönetileceğine dair bir talimatname bile yoktu. Amerika Birleşik Devletleri, işgal ettikleri ülkeleri, kendi adamları ile değilde, o ülkeden seçtikleri adamlarla yönetmekteydiler. Ben, Zonguldak’ta bu sistemi uyguladım. Her dairede oluşan olayları o daireden çok önceden seçtiğim o dairedeki görevliye incelettirdim. Tüm ülkemizde, askerler tarafından, ortak bir kurala bağlanmaksızın,  alaminüt ve terörü önlemeye yönelik soruşturmalar resen yapıldı. İncelemeyi bizzat yapan asker, itham eden aynı asker,karar veren de aynı asker.Kuran mantığı.İtham et,karar ver ve kanıtı da içinde ara?!Türk Silahlı Kuvvetleri;TERÖRÜ VE BÖLÜNMEYİ ÖNLEMEK,KARDEŞ KANI AKITILMASINA DUR DEMEK,SİYASİ PARTİLERİN DAYATMASINI ORTADAN KALDIRMAK,SULH ORTAMI YARATACAK MEVZUATI HAZIRLAYARAK DEMOKRASİYE DÖNÜŞÜ SAĞLAMAK AMACINDAYDI.Konsey Üyelerinin ve üst rütbeli komutanlarımızın hiç birisi de Ekonomist değillerdi.Askerliğin dışında da,diğer silahlı kuvvetlerde olduğu gibi,bir dal üzerinde ihtisasları da yoktu.Atatürkçülükleri de statikleşmiş,öykücülüğe dönmüştü?!Yeni fikirlere de açık değillerdi, kışla kapısı gibi yeni fikirlere kapalıydılar.İhtisas isteyen konularda, bürokratlara muhtaçtılar.İşte teklemeler burada başlamış oldu. Her şeyi askerden bekleyen Bizim masa başı Entellerimiz, vay şunu neden böyle yapmadınız, vay şöyle yapabilirdiniz saldırısına hazırdılar. Başlık parası vererek, evin büyük oğluna alınan geline sıra ile yapışmaya başladıklarında, sırası gelen evin babası:”Sızlanma da yat,  askerde daha üç oğlum var!”Demiş.                                                                                

          “Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay'ın “Hoşana’nın Son Sözü” adlı kitabı çıktı. Kitapta 12 Eylül darbesinden 6 gün sonra, 18 Eylül 1980 tarihinde Oral Çalışlar'ın Kenan Evren'e yazdığı bir mektup da yer alıyor:

O dönemde Aydınlık gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Oral Çalışlar’ın darbe yönetiminin yayın durdurma kararının kaldırılması için Kenan Evren’e gönderdiği mektupta şu ifadeler yer alıyor:

Aydınlık Gazetesi ilk çıktığı 20 Mart 1978 tarihinden bu Yana yayınını şu ilkeleri temel alarak sürdürmüştür;

1-Özellikle Sovyetler Birliği’nden gelen dış tehdit, sızma ve yıkıcılığa karşı milli bağımsızlığı savunmak, savaş tehlikesine karşı hazırlıklı olmak, milli savunmayı güçlendirmek.

Aydınlık Gazetesi, bugüne Kadar ki yayını ve mücâdelesi ile Milli Güvenlik Konseyinin liân ettiği bu amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve, seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır. “                                                                                        27Mayıs1960 Devriminin ülkemize kazandırmış olduğu önemli kurumlar:                                                                                                                                              DÜNYANIN EN MODERN ANAYASASI?!Bunu da beğenmeyen,Türk Toplumuna bol geldi diyenler neden utanmazlar?!

·         Anayasa Mahkemesi: 22 Nisan 1962'de Anayasa Mahkemesi Kanunu kabul edilmiş ve 20 Aralık'ta çalışmalarına başlamıştır. Kurucu Meclis; yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemek üzere bir Anayasa Mahkemesi kurulmasına karar verdi.

·         Yüksek Hâkimler Kurulu,

·         Devlet Planlama Teşkilatı,


·         Cumhuriyet Senatosu,



·         Milli Prodüktivite Merkezi,

·         Hürriyet ve Anayasa Bayramı.İzin almaksızın her türlü gösteri ve tepki?! Anayasa,25/26 MADDELERİ.

OLAĞANÜSTÜ HAL KANUNU

 

          Kanun Numarası: 2935

          Kabul Tarihi: 25/10/1983

         göstermek hakkı?! Yayımlandığı R.Gazete: Tarih: 27/10/1983 Sayı: 18204

          Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5 Cilt: 22 Sayfa: 815

Bu Kanun ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren

yönetmelik için, "Yönetmelikler Külliyatı" nın kanunlara göre

Düzenlenen nümerik fihristine bakınız.

Bu Kanunun yürürlükte olmayan hükümleri için bakınız, "Yürürlükteki bazı kanunların mülga hükümleri Külliyatı”nın kanunlara göre düzenlenen nümerik fihristine

Cilt: 2, Sayfa: 1335.

 

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

                           Amaç:

             Madde 1 – Bu Kanunun amacı,

             a) Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım,

             b) Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması,

             Durumlarında olağanüstü hal ilan edilmesi ve usulleriyle olağanüstü hallerde uygulanacak hükümleri belirlemektir.

             Kapsam:

             Madde 2 – Bu Kanun; olağanüstü hal ilanına tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde ilan edilen olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile olağanüstü hallerin her türü için ayrı ayrı geçerli olmak üzere, temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağına, halin gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretle alınacağına, kamu hizmeti görevlilerine ne gibi yetkiler verileceğine, görevlilerin durumlarında ne gibi değişiklikler yapılacağına ve olağanüstü yönetim usullerine ilişkin hükümleri kapsar.

             Olağanüstü halin ilanı:

             Madde 3 – Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu:

             a) Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinden birinin veya birden fazlasının görülmesi durumunda,

             b) Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü de aldıktan sonra;

             Yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.

             Olağanüstü hal kararı Resmi Gazete'de yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir. Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.

            

 Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince ilanından sonra; süreyi uzatmaya, kapsamını değiştirmeye veya olağanüstü hali kaldırmaya ilişkin hususlarda da karar almadan önce Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü alır.

             Olağanüstü hal kararının hangi sebeplerle alındığı, bölgesi ve süresi, Türkiye radyo ve televizyonuyla ve Bakanlar Kurulunca gerekli görülen hallerde diğer araçlarla ilan edilir.

             Kanun hükmünde kararname:

             Madde 4 – Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda Anayasanın 91 inci maddesindeki kısıtlamalara ve usule bağlı olmaksızın, kanun hükmünde kararnamemeler çıkarabilir. Bu kararnameler Resmi Gazete'de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.

İKİNCİ KISIM

Yükümlülükler ve Alınacak Tedbirler

BİRİNCİ BÖLÜM

Tabii Afet ve Tehlikeli Salgın Hastalıklarda Yükümlülükler ve

Alınacak Tedbir.

             “HERKESIN BUGÜN AÇIKCA BILDIGI BIR KONUDUR BU. BU BİR KÖTÜLÜK DEĞİL MİDİR?

 BÖYLE BÜYÜK BIR DARBE YAPMADAN  BIR OLAGANUSTÜ HAL ILAN EDILEREK ÜLKEMIZI AMERIKA'NIN YARATTIGI KENDILERINE SAGCI VE SOLCU DIYEN TERÖRIST VEYA ANARSISTLERDEN TEMIZLEMEK VARKEN DARBE YAPARAK ÜLKENIN  ALTINI  USTUNE GETIREREK SON DERECE GEREKSIZ BIR DARBE  YAPTIGINDAN DA  BAHSETMEMISSINIZ.

BU DARBENIN AÇTIGI YOLLARIN  BIZI OZAL'IN VE ARKASINDAN TAYYIP 'IN ELINE DUSURDUGUNDEN VE ULKENIN YAVAS ,YAVAS KÖKTENDİNCİ ANLAYISIN ELINE DÜSTÜĞUNDEN DE BAHSETMEMİSSİNİZ…”Olağanüstü Hal Kanunu ,25 Ekim 1983 tarihinde kabul edildi.Türk silahlı Kuvvetleri Yönetime 12 Eylül 1980’de el koydu?!Saygılarımla.kişilerin hatalarını kuruma mal etmek Türk Aydınının!Tek savunma ve itham yoludur’?

 

17 Mayıs 2015 Pazar

2035/BEDDUALARIMIZI İSMEN YAPALAIM



    TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TVÇeşmealtı,17 Mayıs 2015.

             BEDDUALARIMIZI İSİM ÜZERİNDEN YAPALIM!

             Durup,dururken Rahmetli Cumhurbaşkanımız Kenan Evren öldü.Cumhurbaşkanlarımızdan Sayın  Süleyman Demirel de   öleyazdı?!Onu,ölümden 1965 Genel Seçimlerinde seçtirmiş olduğu Onbeş  Nurcu Milletvekilinin ve bir zamanlar Köprü Dergisinde göklere çıkartmış olduğu AKLIN,MÜSLÜMANLIĞIN VE TÜRKLÜĞÜN DÜŞMANI SAİT’İ NORSİ’NİN DUALARI DÜNYAMIZA GERİ DÖNDÜRDÜ?!BİR DAHA Beddua edeceksek, ismen beddua edelim.Sıfata ve unvana beddua edersek o sıfattakilerin iyileri ölmektedir.Sahteleri de saltanatlarının yanı sıra ihanetlerini de sürdürmektedir.

2034/NEYLE VURURSANIZ ONUNLA DA ÖLDÜRÜLECEKSİNİZ?



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.Çeşmealtı,17 Mayıs 2015.

                   BEN BEŞ KERE ORUÇ TUTTTUM,

                 ARADA BİR DE İÇERİM?A  SAPIK?!       

                     Bilgisi sakalından ve din ile aldatmasından menkûl bir Satılmış Hokkabaz,televizyona çıkarakak,ALLAH adına ahkâm kesmiş!”İçki içen,oruç tutmayan bir kişiye,”Selamünaleyküm”,diye selam vermeyin,aksi halde siz de Tanrının emirlerine karşı çıkıp,içki içenle aynı suçu ve günahı işlemiş sayılır,aynı gazaba uğrarsınız?!”ÇÜŞŞ!”Bölük,bölük bölen bizden değildir!”Hadis.Aptallığın,ihanetin ve insanları biribirine düşman etmenin bu dereke aşağılık yolu yoktur.”Selamünaleyküm!”Yahudice bir esenleme sözünden Arapçaya uyarlanmıştır.Bu esenleme sözünün Yahudice aslı:”Şalom Aleküm!”DEMEKTİR.Veda haccındaki Hz. Muhammed’in son vaazından da habersizdir bu Gafil BÖLÜCÜ VE HAİN*!Kaval dinlemeye alıştırılmış Sürü,ÇOBAN NE ÇALSA HUŞU İLE DİNLER!Anasının,Bacısının,Eşinin kızının ve kız torununun  her iki dünyada seks kölesi  olmasına göz yuman,halkı yalanlarla kandırarak soyan,iftiralarla insanları karalayan, bir Alyansla iktidara  gelerek Karunu zenginlikte geçenlere selam verenler,neden aynı suç ve günahı işlemiş kabul edilerek Allahın gazabına uğramazlar?!A SATILMIŞ?!

 

15 Mayıs 2015 Cuma

2033/N'OLCEK ŞİMDİK?




                     TC.

          OSMAN TÜRKOĞUZ                                              

         osmanturkoguz@hotmail.com                                                                           

        TV.İzmir, 07 Temmuz 2008/Bu öyküyü neden mi yazmıştım: İki olay bana,         görevlerimde yön vermişti: Büyük İskenderin babası Filip, çok sarhoş birisiydi, MÖ.338’de,Horena muharebe meydanındaki Atinalı ölü askerlerin üstünde dans etmişti, İşte bu Hükümdar, bir sabah Tahtına oturup içerken, Yaşlı bir kadın şikayete gelmiş, kadına hakaretler yağdırarak kovduğun da, kadın parmaklarını Filipin gözlerine sokarak:”Seni yarın şikayet ederim Sarhoş Filip!”Deyince, kahkahadan

  tahtından yuvarlanan Filip,”Kocakarının zoruna bak, Ben Makedonya Kıralı Filip’im, sen beni yarın kime şikayet edeceksin?”Deyince şu görkemli yanıtı almış:”Seni, yarın Ayık Filip’e şikayet ederim, Ey Sarhoş Filip!”Kanuni Sultan Süleyman,Belgrat önlerinde Otağını sürdüğü gece,yaşlı bir kadın huzura  girerek:”Padişahım,dün gece benim evimi soydular?”Deyince,Kanuni Azametle tahtından kalkarak:”Sen uyursan,evini tabi ki soyarlar!”Deyince şu tarihi yanıtla kıçının  üstüne zınk diyerek oturmuş:”Biz,devletimiz uyumaz sanarak uyurduk.Madem ki devletimiz uyurmuş,bundan kelli bizler de uyumayız!”Hırsızlar Yirmidört saat içinde yakalanmış.Bugün bu mümkün değil,çalanlar takipçi gari?! 15 Mayıs 2015.KÜMESLERİNİ TİLKİLERE TESLİM EDENLER,TAVUKLARIMIZ ÇALINDI DİYE BOŞUNA AĞLAYARAK ŞİKAYETÇİ OLMASINLAR?!

 N’OLACAK ŞİMDİ?

 

                        Sabahın kör böğründe; telefonum acı, acı çaldı. ”Hayırdır inşallah”, deyip pencereden sağa ve dahi sola baktım. Yukarıya bakma huyum yoktur. Çünkü yukarıda biz varız. Telefonu açtım. Telefonda tanıdık bir ses: ”Komutanım, benim, ben Çaycı MEMİŞ, “ dedi.

            -“Hayrola, rüya falan mı gördün? Sabahı bekleseydin olmaz mıydı?”Diye takıldım.

            -“Sorguyu bırakınız komutanım; sorgudan yeni çıktım. Tamı, tamına (32 saat, 159 Dakika, 63 saniye, sorgulandım.)

            -“Ne ile itham ettiler?” Dediğimde de.

            -“Sizin yazılarınızı internet’ten izlettiriyorum.” “Laik Cumhuriyet Biz’de kalır,” yazınızın son kısmı başıma işler açtı. Biliyorsunuz, ama bir kere kerem edip de gelmediniz. Benim Kıraathane’nin adı “SON DEM KIRAATHANESİ. Eski Davavekillerinden Bülent Karıştırıcıgiller, yazınızın son bölümünü okuyunca kıyametler koptu: ‘Efendim, yellenmek te ne demek? Midesi ve bağırsakları boş olan GARİBANLAR ve KORKAKLAR yellenirler. Allah razı olsun, son dağıtılan NOHUT, FASULYE ve BULGUR sayesinde, cümle âlem, gürül, gürül osuruyor. Bir krala yelleniyor, YELLENDİ demek, o’nu küçültmeye yöneliktir. Krallar yellenmezler, krallar OSURURLAR! Bu yazarı protesto ediyorum ve gerekli yerlere suç duyurusunda bulunacağım. Krallara sarhoş ta denilemez. Bu yazar müsvettesi SUÇ VE CEZA’YI okumamış mı? Suç ve suçluluk basit insanlar içindir. Sonra, dikkatinizi çekerim: ”Naîma, Çadırı Humâyun yerle yeksan oldu!” Diye yazıyor,” diyor.

            Oradan birisi seslendi: ”Benim de dikkatimi çekmişti, Koskocaman Kanunî “Osurdu da Çadırı Humâyun ondan yıkıldı! “ Demek istiyor. Sorgudan korkusundan şifreli konuşuyor. Devlet uyuyor mu?” Diye bağırdı. Başka birisi; İsmail Nem kapar:”

            -“Arkadaşlar, durum açığa çıktı: Yaşlı KOCAKARILARA, Kralı ve PADİŞAHI ZÜLCELALİ Osurturuyor. Kadınların gençlik maskesiyle gizlenmiş genç terörist olmadıkları ne malûm? Deyince, işler iyice karıştı. Muhbiri Sadık Cenabettin Bey, Terör Şubesine telefon etti: ”Komiserim, dedi. Son Dem kıraathanesinde çok önemli bir terör olayı var!” Deyince, karşı taraftan:

            -“Kısaca olayı anlat, Emekli ve memeklilerle uğraşıyoruz. Adamlar, sır saklar bir meslekten geldiklerinden susma haklarını kullanıyorlar.”

            “-Komiserim, aynı zamanda, devlet sırrını açıklama suçu da var. Kralın ve Padişahı Zülcelâlin yellendiğini, pardon Osurduğunu da FAŞ ettiler. Bir Kocakarı Sarhoş Filip’i yellendirtmiş. Bir Kocakarı da Kanunî ‘yi Osurtarak, Çadırı Hümayunu yıktırtmış.” Telefondan fırlayan bir ses ödümüzü ısıttı:

            “- Tüyü bitmedik yetimin hakkı ile yaptırılan Çadırı Hümayun’da yırtık falan var mı?”

            “-Tanrımıza bin şükür, yırtık falan yoktur, komiserim.”

            “-Mesele anlaşılmıştır. Siz, Kanunî’yi Dolmabahçe sarayına, kral Filip’i de, Makedonya Elçiliğine teslim edin. O iki Kocakarıyı da çok iyi muhafaza edin. Durumu Ankara’ya bildirip, yeni bir müfreze hazırlayarak oraya geleceğim. Terörle mücadele kolordusu yepyeni terör suçları ile uğraşıyor!”Dedi.

Hemen Bülent Karıştırıcıgil, ortaya yeni bir konu attı: ”Kral Filipin Osurduğunu ARİSTO yazmış. O’nu da sorgulamak gerekmez mi? Dedi.

Birisi ortaya çıktı:”hangi kitabında yazdı ise o kitabı da bulup, YURTAŞLIK görevimizi yapalım”, dedi.

Kemal’in ERİ isimli bir genç te: ”Politika adlı kitabının BEŞİNCİ CİLDİNDE yazmış. Ancak, destekleyici bulamamış. ”Üç kere yellendi olmaz. Osurmasını tek sayıya indirirseniz. SİPONSOR oluruz”, demişler. T.H. Yollarına başvurmuş. Oradaki bir görevli:

            “-Bak ARİSTO Bey; Apronda kesilen DEVE’Yİ beleşten mi kestiğimizi sanıyorsun? Oraya para, buraya para ve dahi şuraya para. Şimdi de, SAİT’İ NORSİ’YE SPONSORLUK YAPIYORUZ”, demiş. ARİSTO: ”Şu Türklük ve Müslümanlık düşmanı Norslu Sait’e mi?”  Deyince.

            -“Zamanla hükümler ve kahramanlar değişir. Hıyaneti vataniye kanununa göre, dine dayalı devlet kurmayı Mareşal Gazi Mustafa Kemal: ”Vatan hainliği olarak kabul etmişti. Rahmetli cennetmekân! Özal, bu kanunu yürürlükten kaldırttı.” Demiş. ARİSTO bu, durur mu hiç:

            “- Kanun kalkmış olsa bile HAİNLİK SIFATI KALKMAZ”, demiş. Şimdi sorguda”. Dedi.

            -“Muhbiri Sadık Cenabettin Bey; telefonda öyle bir bağırdı ki, ödümüz kopa yazdı: ”Komiserim, saraylarda yeni saraylılar oturuyorlar. Padişahlara saraylarda yer mi kaldı.” Dedi.

            -“Bir polis ekibi, yıldırım gibi Kahvehaneme geldi. Komiser:

            “-Kocakarılar nerede? Diye sordu. Bülent Karıştırıcıgil, ileri atılarak:

            -“Bıraktılar, komiserim”, deyince; Komiser Şakır Bey:

            “- Ben âmirlerime ne söyleyeceğim, bunlar delilleri karartırlar”; diyerek beni NEZARETE aldı. Büyük Paşalar gözaltına alındığından, benim gibi garibanları NEZARET’E aldılar. Kocakarıların yerlerini söyletmek için çok sıkıştırdılar. Yemin ettim, kasem ettim: ”Dağıtılan NOHUT; BAKLA VE FASULYE gözüme ve genzime dursun,” diye yemin edince biraz yumuşadılar. ”Susma hakkımı kullanıyorum”, dedim. Gencecik bir komiser:” Aklını başına al da sorularımızı yanıtla. Buradan, KANSER olup ta çıkamayan var!”Dedi.

            -“Babacığım, başını ağrıtmayayım. Terör Şubesinin anonsunu banda aldım. Dinletiyorum”, dedi.

            “DİKKAT; DİKKAT; Terör Şubesinden bildirilmiştir. Sarhoş Filip’i ve Kanunî’yi Osurtan iki Yaşlı Kocakarı firar etmiştir. Maske takmış olabilirler. İkisi de sarışın, orta boyda ve sırım gibi zayıf kimselerdir. Görenlerin ve yerlerini bilenlerin TERÖR ŞUBESİ’NE bildirmeleri bir vatandaşlık borcudur.”

            Yatağıma kendimi zor attım. ”İktidar sahibi olabilmek ne zor bir işmiş”, diye düşünürken, Hamret Hanım, elinde cep telefonu ile telaşla beni uyandırdı.

”Ne mutlu uyandırıcısı bir kadın olana ,” diye, içimden, yüzüne karşı konuştum. Telefonda dinlediğim Memiş’in sesi ile kendime geldim:” Ev telefon’u ile konuşamadım. Dinlerler, mimlerler diye korktum. Yenge Hanımın telefonundan arıyorum. Beni bıraktıklarında, Bülent Akyürek Bey’i Osuruk uzmanı olarak getirdiler. Ellerinde, bu yazarın yazmış olduğu  “Yılgın Türkler”, adlı bir kitap vardı. Duyduğuma göre, Sayın Bülent Akyürek, Osuruğun ANALİZ, SENTEZ ve YORUMUNU yazmış. Genç bir Komiser: ”ÇILGIN TÜRKLER” var iken bu “Yılgın Türkler de” nereden başımıza musallat oldu”, dedi. Daha Genç olanı: ”İşi bitince O’nu da Beşiktaş’a yollarız” , dedi.

Ben, şeker hastası olduğum için, sık, sık Helâ’ya gidiyordum. Yaşlı bir Polis: ”Ulan Memiş, Helâ’ya gide, gele; Helâ’nın adını MEMİŞHANE yaptın,” diye bir espri patlattı. Tüm sorgucuları kahkahaya boğdu. Bu gidiş, gelişlerimde, bir şeye tanık oldum: Yüzü gelin duvağı ile örtülü birisi;” benim elimi, yüzümü ve dahi cinsiyetimi değiştirtip, beni TANIK KORUMA ‘YA alırsanız, sizlere çok önemli bilgiler veririm. Şu kadarını söyleyeyim. NAÎMA, aslında NAİM AĞA adlı bir çiftlik sahibidir ve GENEL DESTEKLİYENDİR. İç bağlantıyı NAİM AĞA, dış bağlantıyı da ARİSTO sağlamaktadır. Eski yazı ile yazılmış şu belgeyi alın da okuyun. ”EDRABI Bİ İDRAK”, İDRAKSIZ TÜRK DEMET’TİR, deyince, Genç bir Polis, ayağa kalkarak:”
            -“Vay! Komünist vay, diye bağırarak, O’nu bir elime geçirirsem, Tanrı yarattı demem,” diye kükredi. Hemencecik, Ankara’yı aradılar. Ankara’daki Büyük Adam’ın sesi tüm bina’nın içinde çınladı: ”Sağ olasınız Evlâtlarım, ŞİMDİ DARBE’NİN DAMARINA GİRDİK;” dedi.
Ben, telefonu kapatıyorum,” diyerek ayrıldı. Siz, siz olarak uyuyabilirseniz uyuyunuz. Ben de, ben olarak bu kepazelik başladığından beri uykusuzum.

                       
                          TC.
 OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkouz@hotmail.com
           TV. Çeşme altı, 07 Haziran.2008

 

           

           

 

İzleyiciler

Blog Arşivi