21 Aralık 2014 Pazar

1279/RUMELİYİ TERKETMEK!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

Osmanturkoguz@gmail.com

TV. İZMİR;20 Aralık 2014.

Bir siyasi partiyi bölmek önemli değildir. Türkiyemizi ANADOLU ve RUMELİ olarak bölmek ihanettir. OSTÜZÜ.

                RUMELİYİ TERKETMEK!

             1958 Senesinde, bir grup Cumhuriyet Halk Partili milletvekili Cumhuriyet Halk Partisinden koparak  Hürriyetçi Partiyi kurmuşlardı. Rahmetli Mustafa İsmet Paşa, İstanbul’da kabul ettiği bunlara soğuk çay ikram etmişti. Antalya milletvekili Rahmetli Dr. Asım Okurun Babası, Ulusal Kurtuluş Savaşında, Kuvvayı Milliye karşı imiş. İsmet Paşa, önce onu haşlamış! Parmağını Dr. Asım Okur’un gözlerine uzatarak:

         “Asım; Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, Gündoğdu müftüsü olan Senin babandan da çok çekmiştim’”Demiş.

         CHP milletvekili Sayın Emine Ülker TARHAN YCHP’DEN istifa ederek ANADOLU PARTİSİNİ KURDU. Emekli Tuğamiral Türker Ertürk ve bazı küsler de bu oluşuma katıldılar. Bölünme her oluşumun doğasında var olan bir olgudur. Ama benim gözüme batan çok önemli bir husus vardır: Ne Sayın Emine Ülker Tarhan Hanımın, ne ASKER KÖKENLİ YAZARIMIZ Emekli TÜM AMİRALİMİZİN ve nede diğer iştirakçilerin, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın tarihinden haberleri olmadığı meydana çıkmıştır. Şimdi yapacakları tek şey: Örgütlenmeleri tamamlandığında, bir genel kurul kararı ile BÖLDÜKLERİ ÜLKEMİZİ BÜTÜNLEŞTİRMEK, PARTİLERİNİN ADINI DA”ANADOLU VE RUMELİ PARTİSİ” OLARAK DEĞİŞTİRMEK.

        İŞTE ÖRNEK ALACAKLARI KONGRELERİMİZ:                                                                                                                                ŞARK VİLAYETLERİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ.

4 Aralık 1918’de İstanbul’da kuruldu.• Merkezi İstanbul’da bulunan bu cemiyet daha sonra Erzurum ve Elazığ da şubeler açmıştır.
• Doğuda bağımsız bir Ermeni Devleti’nin kurulmasını engellemek için kurulmuştur. Ermenilerin Doğu Anadolu'da nüfus olarak çoğunlukta olmadığını açıklamıştır.
• Cemiyet Ermenilerle mücadele etmek, Doğu illerinde Türklerin Ermenilere sayıca üstün olduğu kadar tarih, kültür ve uygarlık yönüyle de üstün olduğunu kanıtlamak için Fransızca Le Pays, Türkçe Hâdisât ve Albayrak gazetelerini çıkarmıştır.

• Cemiyet şu kararları almıştır: Kesinlikle Doğu Anadolu’dan göç edilmeyecek. Doğu illeri bir saldırıya uğrarsa birleşilecek. Bilim, din ve ekonomi alanında teşkilatlanılacak.
• Doğu Anadolu'da Türk ve Müslüman nüfusun fazla olduğunu belirtmiş ve Doğu Anadolu'nun bütünlüğünün korunmasını savunmuştur.”XV’ inci kolordu Komutanı Kazım Karabekir’in desteği ile 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında; Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis ve Van illerinden
gelen 62 delegenin
iştiraki ile açılmıştır.
              Erzurum Kongresi'ni düzenlemişlerdir: Cemiyetin adı da,                         ANADOLU MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ OLMUŞTU.

                Erzurum Kongresinde alınan kararlar şu şekildedir:

Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.

İstanbul Hükümeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükûmet kurulacaktır. Bu hükûmet milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamış ise, bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.

Kuva-yi Milliye'yi etkili, milli iradeyi hâkim kılmak esastır.

Azınlıklara siyasi hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların canları, malları ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.

Manda ve himaye kabul olunamaz.

Mebuslar Meclisi'nin derhal toplanmasına ve hükümetin yaptığı işlerin milletçe kontrolüne çalışılacaktır.

Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik, sanayi ve ekonomik yardım kabul edilebilir.

              Erzurum Kongresi'nin alınan kararlar bakımından birçok özelliği bulunmaktadır fakat bunların en önemlilerinden biri manda ve himayenin kesin bir şekilde reddedilerek ilk kez ulusal egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmesi olmuştur. Ayrıca, Erzurum Kongresi’nde ilk kez milli sınırlardan bahsedilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı net bir dille açıklanmıştır.

              SİVAS KONGRESİ:

         4Eylül/11 Eylül 1919 tarihleri arasında son iştirakçilerle beraber 41 delege katılmıştır: Erzurum Kongresinin aldığı kararlar aynen kabul edilmiştir.

         Sivas Kongresi Kararları

1.   Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.
7.
Aynı gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.”

Hırs kapıdan girince akıl bacadan çıkmasın!

              




 

 

20 Aralık 2014 Cumartesi

1278/SAYIN BAY RECEBİMİZİN DİN VE ADALET ANLAYIŞI!



           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;20 Aralık 2014.Şekli din! DİNİ YATIRIM, CEHALETE YATIRILAN SERMAYESİ YALAN OLAN EN BÜYÜK KAZANÇ KAYNAĞIDIR!

ÇOK ZAMAN ÖNCE; BİR ERKEK ÇOCUĞUN IRZINA GEÇEN ADAMI JANDARMA DERE KENARINDA ABDEST ALIRKEN YAKALAMIŞ! OL ADAM JANDARMAYA ÇIKIŞMIŞ:"ULAN OLUM! SİZDE HİÇ DİN, İMAN YOK MU? BIRAKINDA ABDESTİMİ ALARAK DİNİ VECİBELERİMİ YERİNE GETİREYİM!"DEMİŞ. ADAM BİR BAKIMA HAKLI, OSMANLIDA ERKEK ÇOCUĞU DÜZMEK SUÇ DEĞİLDİ. ADAMIN KAFASININ İÇİ OSMANLI!

            SAYIN BAY TAYYİBİMİZİN DİN VE ADALET ANLAYIŞI!

         1-Önce kadınlarımızın başlarını kapatmak! Sonra daTüm Hırsızlıkların, Yağma ve Soygunların üstünü kapatmak,

         2-Tüm sahillerimizi, Pasta arsalarımızı kendisine ve yakınlarına kapatmak,

         3-Dinci Teröristlere gönderdiği silahların dosyasını kapatmak,

         4-17/25 Aralık soygunlarını Yandaş adaletle kapatmak,

         5-Kahramanlarımız, AydınlarımızYazarlarımızı, Gazetecilerimizi ve gösteri hakkını kullanan Gençlerimizi ve Halkımızı, Kahraman Ordu mensuplarımızı Kumpaslar kurdurarak Esaret Kamplarına kapatmak.

         6-Her şeyi aleni yaptığı halde, gözlerini gerçeklere ve çağdaşlığa kapatmak. Nerede pislikleri varsa kedilerden örnek alarak yalan ve iftira üstlerini ile kapatmak. Sonra da, korku içinde, KAÇAK SARAYINA KAPANARAK KAPILARINI SIKICA KAPATMAK.

         7-Bin koruma eşliğinde camilereye giderek TÜM SUÇ DEFTERLERİNİ kapatmak.

 

1277/İHANETİN KANITLARI?

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR;18 Aralık 2014. KANUNU ESASİ Kabul Tarihi: 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876) “MADDE 18.- Tebaai Osmaniye’nin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.” Osmanlı devletini sıkıştırmak için, İstanbul’da toplanmış olan Avrupa devletlerine bir açılma gösterisi olarak,1831 tarihli Belçika anayasası tercüme edilerek, alel acele 23 Aralık 1876’da kabul edilmiş; İkinci Abdülhamit,24 Aralık 1876ile ’da bir hattı hümayun ile de bunu yayınlamıştı. Bu yazımı, irdeleme ve sorgulama yetisini yitirmiş ya da hiç kazanamamış olanlar, beyhude okumasınlar. Önce Konfüçyüs’ den: “ Konfüçyüs’se sordular: Bir ülkeyi yönetmeye çalışsaydınız ilk iş ne oludu?” Büyük Filozof yanıt verdi: “Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım.” Ve dinleyicilerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam etti. “ Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler, doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamazsa töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” Dedi. Bu sözün üzerinde söz söylemek olur mu?A vatan ve Türklük düşmanlarımız?! İHANETİN VE VATAN HAİNLİĞİN İTİRAFI, DİRİLİŞ/ERTUĞRUL GAZİ/. “Diriliş,”Rahmetli Turgut Özakman’ın Çanakkale Destanımızı anlattığı tarihi Romanının adıdır. 12 EYLÜL 1683 Tarihinden sonra, Osmanlının arkasına bakmadan kaçtığı bir zillet çöküşünün, Türkoğlu Türk Erkân’ı Harp Kaymakamı Mustafa Kemalin önderliğinde ve Türkün kanı pahasına YARATILMIŞ OLAN BİR TÜRK DESTANININ ADIDIR DİRİLİŞ! ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZ VE ÇAĞDAŞLAŞMAMIZ DA TÜRKLEŞEN OSMANLININ HİÇ SAYDIĞI TÜRKÜN ŞAHLANIŞIDIR. BİR DİRİLİŞ TE, BİLGE KAĞAN VE İLBİLGE HATUN ZAMANINDA, ORTAASYADA YARATILMIŞTIR. 1-Flim konusu olaylar hep çadırda, Kadınların ve erkeklerin ortak yaşadıkları bir ortamda geçmektedir. Kadınları başları açık gibidir, saçları da gözükmektedir. 2-Üretken kadınları ve Üretim Çadırını Airet Beyi Süleyman Şahın eşi Hayme Hatun yönetmektedir. Kaç ve Göç yoktur, Aşiretin tüm erkekleri kadınlara saygılıdır. HERKES; KADIN VE ERKEK, fikirlerini korkusuzca söyleyebilmektedir. 3-Süleyman Şah boğulduğunda aşiretin yönetimini Hayme Kadın üslenerek Aşireti Anadoluya geçirmiştir. Haymana Adı, HAYME HATUNDAN OLMADIR! 4-Ertuğrul Gazinin Anası Hayme Hatun, Babası da Süleyman Şahtır. Ertuğrul Gazinin Eşinin adı da HALİME HATUNDUR! 5-Aşiret kadınlarının adları da Gökçiçek, Ayşe, Fatma, Halimegibi adlardır, içlerinde devşirme olan ve adı değiştirilen de yoktur. Aşirette tek eşlilik vardır. Aşiret Beyi de çadırda oturur. 6-Ertuğrul Gazi öldüğünde, Aşiret reisi olma sırasındaki DÜNDAR BEYİ, başına yay sopası ile vurarak öldüren Osman Aşiret Reisi olmuştur. Osman Beyin ilk eşi Anadolu Selçuklu Vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin kızı Kameriye Sultan, RABİA BALA Hatundur. Orhan Gazinin Anasıdır. Osman Beyin İkinci eşi de, Ünlü Alevi Şeyhi/Işıklı taifesinden/Edepli Ali EFENDİNİN KIZI/ÜDEBALİ’NİN/MALHUN HATUNDUR. Şehzade Alaaddinin anasıdır. Şehzade Orhan’ın Yarhisar Tekfurun kızı Holofira ile evlenmesine şiddetle karşı çıkmış, CENGİZ HANIN BİR SÖZÜNÜ İLERİ SÜRMÜŞTÜR: Türkü yenmek mümkün değildir, kanına başka kan karışmayınca!” 6-Orhan Gazinin eşlerinin adları:1-Asparça, Bizans imparatoru 3’üncü Anderinikos’un kızı,2-HolofiraYarhisar tekfurunun kızı,3-Theodora Kantakuzene, Bizans İmparatoru V1’ıncı Yannis Kantakuzenos’un kızı,4- Eftandise Kadın, Mahmud Alp’in kızı. Anası Bulgar Kıralı İvan Aleksandr’ın kızı Mariya. Takma adı Gülçiçek, olan yıldırım Beyazıt’ın karılarının adları: Angelina Hatun - 1372'de evlendiği Birinci eşi. (İkinci kocası Don Diego Gonzalez de Contreras olan Yunanlı bir Hanım.)erek 1. ............... Hatun - 1372'de evlendiği İkinci eşi. (Konstantin'in kızlarından birisi.) 2. Devlet Şah Hâtûn - 1378'de evlendiği Üçüncü eşi; İsa Çelebi, (Düzmece) Mustafa Çelebi ile Büyük Musa Çelebi'nin annesi. (Büyük Musa Çelebi, İkinci Rumeli Sultanı Musa Çelebi Han ile karıştırılmamalıdır.)[20] 3. Maria Hâtûn - Dördüncü eşi. (İkinci kocası Don Payo Gómez de Soto Mayor olan Macar Kontu János’un kızı.) 4. Anjelina Hatun - 1386'da Yenişehir'de evlendiği Beşinci eşi. (Bizans İmparatoru Manuel Paleologos'un kızlarından birisi.) 5. ........... Hatun - 1389'da evlendiği Altıncı eşi. (Bizans İmparatoru V. Yoannis Paleologos'un karısı Helena Kantakuzinu'dan olan kızlarından birisi.) 6. Hafize Hatun - 1390'da evlendiği Yedinci eşi. (Aydınoğlu Emir Fahr’ed-Dîn İsa Bey'in kızı.) 7. Karamanoğlu..........Hanım - Sekizinci eşi. 8. Sultan Hatun - Dokuzuncu eşi. (Dulkadiroğlu Emir Süleyman Şah Suli Bey'in kızı.) 10-Mileva Olivera Despina Hatun - 1390'da evlendiği Onuncu eşi. (Sırp kralı Lazar Hrebelyanoviç'in "Kraliçe Militza" ismindeki Hanımından doğan kızı. 11-Devlet Hatun - Onikinci eşi. (Mehmet Çelebi'nin anası…” Sayın Seyircilerimiz; /Muhterem Temaşacılarımız/tarih bilginiz yoksa sorgulama nedir bilmiyorsanız, Muhteşem Yüzyıl masalını da gerçeğin anlatımı kabul ediyorsanız, Ben ne yazsam beyhude. Oğlum Cansın Osmanlı üzerine bir değerlendirme yapmış:”Bursa’’nın zaptı ile Osmanlı çadırdan ayrılıp ta saraya geçtiğinde bitmişti! Ertuğrul Gazi, Kayının Tamgasını bir otlağa dikmişti! Filmde her sahne Kayının Türk Boyu olduğunu vurgulamaktadır. Osmanlı da Kayı boyundan olduğuna göre, Türkü ve Türklüğü de ortaya koyduğunuz halde, TÜRKÜ nasıl inkâr edersiniz, SOYU, SOPU VE Cibilliyeti Bozuklar! Türk ulusunun oluşumu: “Aileler (oguşlar) birleşerek urug (oymak)’ları, uruglar birleşerek boyları, boylar birleşerek bodunları, bodunlar da birleşerek elleri (illeri) oluşturur. Bu kelimenin baş harfi "i" ile "e" karışımı bir sesle okunmaktadır. Bozkırda en yüksek siyasal örgütlenme biçimi eldir. Bodun yöneticisine han, el yöneticisine kağan denilmektedir. Kayığ, Afşar, Bayat, Yazgır dört Oğuz boyları Reşideddin Fazlullah'a göre Bozoq boy (sağ kolu) birliğine, diğer on ikisi de Üčoq boy (sol kolu) birliğine uygundur. Cami’üt-Tevarih adlı kitabında iki grubun her biri oniki boyların Ordu'nun sağ ve sol kolundan oluştuğu aktarılmıştır.[3] Kaşgarlı Mahmud'a göre Divânu Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünün tamgaları, Kaşgarlı bu tamgaların davarlara, yılkı’lara vurulduğunu söyler.” “Bir millet, asli unsurun içinden çıkmayanlar tarafından yönetilirse izmihlal/çöküş ve yıkılış/ mukadderdir!”Mustafa Kemal Atatürk. “Benim Türk Milletinden istediğim yegâne şey, bağrından çıkararak başının üstüne yücelttiği insanların kanında ve ruhundaki cevheri araştırmaktan bir dakika tevakki etmesinler!:” ATATÜRK. Osmanlının yıkılış nedenleri: 1-Çadırdan Saraya geçmeleri, 2-Tek Eşlilikten, ÇOK EŞLİLİĞE VE CARİYE KULLANIMINA GEÇMELERİ, 3-Saray adabı olarak oğlancılığın yaygınlaşması, Nebbaşlığın tanınması, 4-TÜRK soyunun dışından eş seçmeleri, Türk geleneklerini terkederek Araplaşmaları, 5-Türk halkından ve Türk dilinden koparak, Arapça ve Acemce, isim ve sıfat tamlamaları kullanarak Kendilerine göre ucube bir konuşma sistemi yaratmaları, Ünlü dil bilimcimiz Gaziantepli Şemsettin Sami/1850-1904/ bu durumu şöylece tanımlamıştı: “Türke okusak anlamaz, “Arap’a okusak anlamaz, “Acem’e okusak anlamaz! “Öyleyse bu dil ne dilidir?” 6-“Türkten Yeniçeri alınmaya ve Türkten vezir olmaya!” 7-İktidarın tek elde toplanması, dinin iktidar için kullanılması, 8-Osmanlı Devlet kademelerinin Azınlıklar, Dönme ve Devşirmeler ile doldurulması, 9-Saray ile Ulema sınıfının birleşerek Alevileri yok saymaları, Mevlit yazarı Rahmetli Süleyman Çelebi, Şeyh Üdebali’nin torunlarındandır.M.1351-1422yıllarında Bursa’da yaşamıştır. Yıldırım Beyazıt kendisini Ulucami’ye imam olarak atamıştır.(1399),1409 yılında, Failatun failun vezninde”Vesileti’n Necat”adlı manzum eserini tamamlamıştır. Bu eser MEVLİT olarak anılmaktadır ve Günümüzden 605 sene önce Türkçe olarak yazılmıştır. “Allâh adın zikredelim evvela Vacib oldu cümle işte her kula Allâh adın her kim ol evvel anâ Her işi âsan eder Allâh anâ Allâh adı olsa her işin önü Hergiz ebter olmaya anın sonu Bir kez Allâh dese şevkile lisan Dökülür cümle günah misli hazan İsm-i pâkin pâk olur zikreyleyen Her murada erişir Allâh diyen Aşk ile gel imdi Allâh diyelim Dert ile göz yaş ile ah edelim.” “Yüreğim içinde eridi yağım, Âşık oldu görmeden bu kulağım!” Kemalpaşazade Sait ( 1850- 1921), bakınız neler yazmış: “ Arapça isteyen Urban’na gitsin, Acemce isteyen İran’a gitsin, Firengiler, Frengistan’a gitsin Ki biz Türk’üz, bize Türkçe gerek.” Karacaoğlanı dinleyelim. Kendisini Ortaasya Türk elleri de sahip çıkmaktadır: Mezarı da Mut’tadr. Kesin olarak yaşadığı zaman saptanamamıştır. Altı Türk ülkesi de kendisine sahip çıkmaktadır. Onyedinci asırda yaşadığı sanılmaktadır. Hâlâ ,Koca Yunus ile birlikte,TÜRK ULUSUNUN GÖNLÜNDE YAŞAMAKTADIR: “Çıkıp yücesine seyran ederken, Gördüm Akkuğulu göller perişan Bir fıkkat geldi de durdum ağladım, Öpüp kokladığım güller perişan. Hayal, hayal oldu karşımda dağlar, Eşinden ayrılan ah çeker, ağlar. Bozulmuş bağlar, Dökülmüş yapraklar, Bülbülün konduğu dallar perişan. Yıkılmış dilberin mamur elleri, Susmuş bülbül, söyler her dem dilleri, Dağılmış sümbülü, solmuş gülleri, Yüzüne dökülmüş telleri perişan. Karacaoğlan der, ben Toy avlamadım, Arap ata binip boylatamadım. Küstürdüm dilberi hoylatamadım, Dilberi küstüren diller perişan.” Yunus Emre,1230/1320 yılları arasında yaşadığı sanılan, Sorbonne Üniversitesine göre,”tüm çağların en büyük filozof halk ozanı” Buyurunuz bunu da okuyunuz Osmanlıca âşığı Türk, Türlük ve Türkçe düşmanlarımız. Aşkın Aldı Benden Beni “Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni Aşkın âşıklar öldürür aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşem Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler kulum göğe savuralar Toprağım anda çağırır bana seni gerek seni, Cennet dedikleri ne ki bir kaç köşkle birkaç huri İsteyene ver onları bana seni gerek seni Yunus-durur benim adım gün geçtikce artar ödüm İki cihanda maksudum bana seni gerek seni Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum bana seni gerek sen Aşkın âşıklar öldürür aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşem Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler kulum göğe savuralar Toprağım anda çağırır bana seni gerek seni Cennet dedikleri ne ki bir kaç köşkle birkaç huri İsteyene ver onları bana seni gerek seni Yunus-durur benim adım gün geçtikce artar ödüm İki cihanda maksudum bana seni gerek seni”. Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü, Yaratılına hoş gör, Yaratandan ötürü.” DADALOĞLU,1785/1868 YILLARI ARASINDA TOROSLARDA YAŞAMIŞ BİR YÖRÜK OZANIMIZ: ”Aşağıdan Yusuf Paşa'm geliyor Düşmanına karşı koyan merdolur Şahin kocasa da vermez avını Aslı kurt yavrusu yine kurdolur. Arap atlar yağma oldu arada Fitiller işliyor azgın yarada Bana derler ne gezersin burada Ölenece yüreğimde derdolur. Küheylânım yedim, yedim yederler Olanca malımı talan ederler Heves, güves yaptırdığım odalar Korkarım ki düşman konar yurdolur. Dadaloğlu der ki göründü dağlar Aşiret kavgasın görenler ağlar Ben öldüğüme kayırmam beğler Zalim düşman üstümüze merdolur.” “ Alaydım da cura sazım dizime Çekeydim sürmeler ala gözüne Cihan güzel olsa girmez gözüme Sende bir gümanım var Çiçek Dağı. Bu karşıki dağda yanar bir ışık Aldırmış sevdiğin ağlar bir âşık Bir ceren bakışlı zülfü dolaşık Sende gümanım var Çiçek Dağı. Dadaloğlu görülmüyor borandan Yıkılsın şu dağlar kalksın aradan Elbeyli’den geldim koru Yaradan Sende bir gümanım var Çiçek Dağı. Dadaloğlu Kalktı göç eyledi Avşar illeri Ağır,ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız Kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir Dadaloğlu yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice Koçyiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Avşar içinde ben güzel gördüm Kozar arasından çeker göçünü Kınalamış ayağını başını Sırma ile örmüş sümbül saçını Her sabah her sabah kendini över Attın saç bağları topuğu döver Sâde kaşı ile gözleri değer Acem ülkesinin tâc-ı tahtını Dadaloğlu al yanağın gülünden Misk kokuyor saçlarının telinden İnce belli nazlı yârin dilinden Birkaç sene bekleyelim Hacın’i Dadaloğlu. Kazak Abdal,17’İNCİ ASIRDA YAŞADIĞI SANILAN ROMANYA TÜRKLERİNDEN BİR OZANIMIZDIR. Eşeği saldım çayıra, Otlaya karnın doyura Gördüğü düşü hayıra. Yoranın da anasını Münkir münafıkın huyu, Yıktı harap etti köyü Mezarına bir tas suyu, Dökenin de anasını Dağdan tahta indirenin, Iskatına oturanın Mezarına götürenin, İmamın da anasını Derince kazın kuyusun, İnim, inim inlesin Kefenin diken iğnesin, Dikenin de anasını Müfsidin bir de gammazın, Malı vardır da yemezin İkisin meyit namazın, Kılanın da anasını. Kazak Abdal nutkeyledi, Cümle halkı ta'neyledi Sorarlarsa kim söyledi, Soranın da anasını. Ormanda büyüyen adam azgını Çarşıda pazarda insan beğenmez Medrese kaçkını softa bozgunu Selam vermeğe dervişan beğenmez Alemi taneder yanına varsan Seni yanıltır mes'ele sorsan Bir cim çıkmaz eğer kamını yarsan Camiye gelir de erkan beğenmez Elin kapusunda kul kardaş olan Burnu sümüklü hem gözü yaş olan Bayramdan bayrama bir traş olan Berber dükkanında oğlan beğenmez Dağlarda bayırda gezen bir Yörük Kimi timarlı sipahi kimi ser bölük Bir elife dili dönmeyen hödük Şehristana gelir ezan beğenmez Bir çubuğu vardır gayet küçücek Zu'mu fasidince keyif sürecek Kırık çanağı yok ayran içecek Kahveye gelir de fincan beğenmez Yaz olunca yayla, yayla gezen Ormanda büyüyen adam azgını Çarşıda pazarda insan beğenmez Medrese kaçkını softa bozgunu Selam vermeğe dervişan beğenmez Alemi taneder yanına varsan Seni yanıltır mes'ele sorsan Bir cim çıkmaz eğer kamını yarsan Camiye gelir de erkan beğenmez Elin kapusunda kul kardaş olan Burnu sümüklü hem gözü yaş olan Bayramdan bayrama bir traş olan Berber dükkanında oğlan beğenmez Dağlarda bayırda gezen bir Yörük Kimi timarlı sipahi kimi ser bölük Bir elife dili dönmeyen hödük Şehristana gelir ezan beğenmez Bir çubuğu vardır gayet küçücek Zu'mu fasidince keyif sürecek Kırık çanağı yok ayran içecek Kahveye gelir de fincan beğenmez Yaz olunca yayla ,yayla göçenler Topuz korkusundan şardan kaçanlar Meşe yaprağını kıyıp içenler Rumeli Yenicesi duhan beğenmez Aslında, neslinde giymemiş hare İş gelmez elinden gitmez bir kare Sandığı gömleksiz duran mekkare Bedestana gelir kaftan beğenmez Kazak Abdal söyler bu türlü sözü Yoğurt ayran ile hallolmuş özü Köyden şehre gelse bir Türkün kızı İnci yakut ister mercan beğenmez la göçenler Topuz korkusundan şardan kaçanlar Meşe yaprağını kıyıp içenler Rumeli Yenicesi duhan beğenmez. Aslında, neslinde giymemiş hare İş gelmez elinden gitmez bir kare Sandığı gömleksiz duran mekkâre Bedestana gelir kaftan beğenmez Kazak Abdal söyler bu türlü sözü Yoğurt ayran ile hallolmuş özü Köyden şehre gelse bir Türkün kızı İnci yakut ister mercan beğenmez.” OSMANLICA TÜRKÇE DEĞİLDİR’ Sayın Özdemir İnce. “Şeyhülislam Esad Efendi’nin 1725-32 yılları arasında yazılan Lehcet-ül Lugat isimli sözlüğünün önsözü, 18. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin özellikle rafine bir örneği olarak alıntılanmaya değer:” “Amed-i medid ve ahd-i ba’iddir ki daniş-gâh-ı istifadede nihade-i zanu-yı taleb etmekle arzu-yı kesb-i edeb kılıp gerçi irre-i ahen-i berd-i gûşiş-i bî-müzd zerre-i fulad-ı fu’ad-ı infihamı hıred edemeyip şecere bî-semere-i isti’daddan yek-bar-ı imkân intişar-ı nüşare-i asar-ı hayr-ül me’ad as’ab-ı min-hart-ül katad olup ancak piş-nigâh-ı ihvan ve hullanda hem-ayar-ı nühas-ı hassas olan hey’et-i danişveriyi zaharif-i tafazzul ile temviye ve tezyin edip bezm-gâh-ı sühan-gûyanda iksar-ı sersere ile ser-halka-i ihvab-ı hava-ayin olmuş idim.” (Wikipedi) /

17 Aralık 2014 Çarşamba

1276/YENİ TÜRKİYE VE ESKİ TÜRKÇE!



          TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;17 Aralık 2014

YENİ TÜRKİYE VE ESKİ TÜRKKÇE!                                                                       Bundan sonra, Türkiye Cumhuriyetine karşı olanların karşısına YENİ TÜRKİYE ÇIKACAKTIR!” Edi ile Büdü!

Bu anlatacağım öykü, Isparta’nın Büyük Findos köyünde,1950’li yıllarda gerçekten yaşanmıştır!”Ostüzü.

Üç sene önce karısı ölen Mehmet Bey, Bekârlık canına tak! Edince, Sekizyüz Lira başlık parası vererek, bir gözü görmeyen bir Dul kadınla evlenmiş. Evlilik gayetle güzel bir şekilde devam ederken, ceviz toplamalarında olan olmuş. Ceviz ağacının tepesine çıkan Mehmet Beyin sepetinden dökülen cevizler, Hatunun kafasına çarptığın da  ol zavallı hatuncuk delenmiş ve:”Allah belanı versin, sakar Herif!”Diye bağırarak köyü ayağa kaldırmış. Mehmet Beyin  de:”Ulan lanet Karı, Üçten-Dokuza şart olsun ki boşadım seni, bohçanı alda def olup git!”Diye bağırmasına tüm köylüler tanık olmuş. Mehmet Bey,evli olarak çıkmış olduğu ceviz ağacından Bekar olarak inmiş.

Mehmet Beyin Bekârlığı Üç sene sürmüş. o zamanlar televizyonlarımızda evlilik programları yapılmadığından Çöp çatanlara gitmiş. Müjdeli haber tez gelmiş,Taze Dul bir Kadın,düğün ve dernek yapılması koşuklu ve  Beşbin Lira  başlık parasına Mehmet Bey ile evlenmeye talip olmuş. Çift davullu düğün yapılmış ve. Perşembeyi Cumaya bağlayan gece, yatsı namazından sonra, Mehmet Beyi gerdeğe koymuşlar.

            Mehmet Beyimiz, heyecan içinde ve helecanla gelinin duvağını bin  lira vererek açtığında dehşete düşmüş!’Sekizyüz lira başlık parası vererek evlendiği ve sonra da kovduğu Eski Karısı karşısında durmaktaymış.”Ulan Allahın belası, şarap mısın seneler  üstünden geçtikçe kıymetlenecek? Diyerel ol zavallı Yeni Gelini pencereden sokağa fırlatmış! Bu öykü nereden mi aklıma geldi? Hep Eskiye özenenler, Osmanlıyı göklere çıkartanlar, Devrimlerimizi , Yeni Yazımızı ve Laikliğimizi  hiçe sayanlar, Yeni Türkiye masalı ile eskiyi getirdiklerin de Türk Halkı Mehmet Beyin durumuna düşecektir amma iş işten geçecek midir?!

 

 

 

 

 

1275/ALLAH VE BAY RECEBE SİRK KOŞMAK!



     TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;17 Aralık 2014.

“ALLAH’IN BÜTÜN VASIFLARI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DA TOPLANMIŞTIR.”İNTERNETTE YAYIN YAPAN MÜSLÜMAN! BİR SAPIK!

“SEN ALLAH’TAN BÜYÜKSÜN STALİN!”Jozef Stalin’e, sağlığında, SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİNDE METHİYE DÜZEN BİR KOMÜNİST!

                ALLAH’A SİRK KOŞMAK! Bu yorum, benim yorumun değildir. Önce bunu okuyalım sonra da benim yorumumu okuyalım: OSTÜZÜ.

        “1. Büyük Günah -Şirk- ALLAH'A Ortak Koşmak!”


“Kebair günahlarının en büyüğü Allah'a eş ve ortak tanımaktır, şirktir. Şirk iki çeşittir. Birincisi Allah'a ortak tanımak; taş, ağaç, güneş, ay, peygamber, şeyh, yıldız, melek veya başka bir varlık olsun, Allah'tan başkasına tapmaktır.

Allah-u Zülcelal bir kuran ayetinde şöyle buyurmaktadır;

''Allah kendisine eş tanınmasının (günahını) katiyen affetmez. Ondan başkasını dilediği kimse için affeder'' (Nisa: 116)

''Kim Allah'a eş tanırsa şüphesiz Allah ona cenneti haram etmiştir. Onun varacağı yer de ateştir'' (Maide:72)

''Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür'' (Lokman: 13)

Bu husustaki ayetler çoktur. Allah’a ortak tanıyarak ölen müşrik kimselerin cehennemlik olduğu kesindir.

Allah'a iman ederek ölen bir mü'min kimse ise azap görse de sonunda cennetliktir.

Sahih bir hadisi şerifte Hz Peygamber (a.s.v) şöyle buyurmakta;

''Size kebair günahlarının en büyüğünü söyleyeyim mi?

-Evet, Ya Resulullah dediler buyurdu ki;

 

-Allah'a ortak koşmak, ana-baba hakkına riayet etmemek, yalan söz ve yalancı şahitlik. Sonuncusunu o kadar tekrarladık ki keşke sussa dedik'' (Buhari, Müslim)

Bir Başka Hadiste ''Dinini değiştiren kimseyi öldürün'' (Buhari)

Şirkin ikinci çeşidi de amelde riya ve gösteriş yapaktır. Allah-u Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmakta;

''Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın'' (kehf: 110) yani ameliyle başkasına gösteriş (riya) yapmasın

Hz Peygamber (asv) buyurur ki ''Küçük şirkten aman sakının''

-Küçük Şirk nedir Ya Resulullah? Dediler

-Riyadır buyurdu. Kıyamet günü Allah-ü Zülcelal kullarının amellerini mükafatlandıracağı zaman riyakarlara şöyle der: ''Dünyada amellerinizle gösteriş yaptığınız kimselere gidin, bakalım onlarda bir şey bulacak mısınız? (Ahmed)

Bir hadis-i Kudsi'de Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmakta ''benimle başkasını da ortak ederek bir amel işleyenin ameli bana değil ortak ettiğine aittir ve ben ondan beriyim'' (Müslim)

bir Hadis-i Şerifte Şöyle Buyrulmakta ''Kim Salih amellerini başkalarına duyurursa yayarsa Allah da onu (günahlarını) teşhir eder''

Orucundan açlık ve susuzluktan başka kazancı olamyan oruçlular, gece namazından uykusuz kalmaktan başka kazancı olmayan gececiler de çoktur (Hâkim)

Yani oruç ve namaz Allah rızası için olmadığı takdirde sahibine sevap kazandırmaz. Nitekim başka bir hadiste şöyle buyrulur: ‘’Gösteriş için duysunlar diye iyi amel işleyenin durumu, kesesini taş doldurup sonra alış veriş için pazara giren kimsenin durumuna benzer ki satıcının huzurunda açtığı zaman taş olduğu anlaşılır ve onun yüzüne çarpar. Halkın ne dolu kesesi var demesinden başka bir kazancı yoktur. Ona bir şey vermezler’’

 

İşte riya ve duysunlar diye amel eden de böyledir. Amelinden halkın konuşmasından başka kazancı yok, ahrette de hiçbir sevabı olmaz. Çünkü Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmakta ‘’Onların yaptıkları herhangi bir amelin önüne geçip onu saçılmış zerreler yaptık (duman ettik)’’ (Taberani)

Adiy b. Hatem (r.a.) Hz Peygamber (a.s.v) şöyle bir hadis rivayet etmektedir: ‘’Kıyamet günü grupların insanların cennete götürülmeleri emrolunur. Tam cennete yaklaşıp kokusunu koklayıp saraylarını ve Allah’ın cennet ehli kimselere hazırladıklarını gördükleri sırada çağırılır ve onları cenneten geri çevirin onların cennette bir nasibi yoktur denilir.

Öyle bir hasret ve nedametle dönerler ki ne geçmiş mahluklar ne gelecek olanlar böylesine hasret ve nedametle dönmemişlerdir.

Bu arada: Allah’ım! (dostların için hazırladığın sevabı bize göstermeden önce ateşe koysaydın daha kolay olurdu) demeleri üzerine: Allah-u Zülcelâl ‘’Bunu ben istedim. Çünkü tek başınıza kaldığınız zaman büyük günahlarla bana meydan okurdunuz. İnsanlarla karşılaştığınız zaman ise itaatkâr görünürdünüz.’’

Hakikatte bana verdiğinizin aksine iyi amelinizle insanlara gösteriş yapardınız. Halktan korktunuz Hakk’tan korkmadınız. İnsanlara saygı gösterip bana tazim yapmadınız. İnsanların hatırı için bazı şeylerden vazgeçip ama benim için terk etmediniz.

Ben de bugün sizi büyük sevabımdan mahrum bıraktığım gibi en acı azabımı size tattıracağım’’ (Taberani)

Bir adam Hz. Peygamber (a.s.v.)’e ‘’Kurtuluş ne ile mümkün olur?’’ diye sormuş Hz. Peygamber (a.s.v.) de şu cevabı vermiş ‘’Allah’ı aldatmağa kalkışmamakla’’ Adam; Nasıl aldatılabilir?’’ deyince de Hz. Peygamber (a.s.v.) şu cevabı verdi ‘’Allah ve Resulullah’ın sana emrettiği bir şeyi yaparken Allah’tan başkasının rızasını aramakla olur. Riyadan da sakın. Çünkü Riya küçük şirktir. Kıyamet günü bütün mahlûkların önünde riyakâr kimse şu dört isimle çağırılır: Ey Riyakâr, Ey gaddar, ey Günahkâr, Ey Hüsrana uğrayan adam; amelin ziyan sevabın duman oldu. Bizde hiçbir ecrin yoktur. Hilekâr adam; ameli kim için yaptıysan, git sevabını ondan al’’ (İbn-i Ebi Dünya Zaif) 

İslam filozoflarından birine ‘’ihlâslı kimse nasıl olur?’’ demişler. İhlâslı kimse: ‘’Kötü yanlarını sakladığı gibi iyiliklerini de gizleyen kimsedir’’ demiştir.

Bir başkasına ihlâsın en yüksek derecesini sordukları zaman şöyle demiştir: ‘’ihlâsın zirvesi halkın mehdine övgüsüne sevinmemektir.’’

Fudayl b. İyad (r.a.) şöyle der: ‘’İnsanlar için ameli terk etmek riya sayılır. Onlar için yapmak da şirktir. İhlâs ise Cenabı Hakk’ın bu iki durumdan da seni muhafaza etmesidir’’

Allah-u Zülcelâl Cümlemizi korusun. Bizleri Affına mazhar eylesin. Rahmetiyle Yargılasın. Bizlere razı olacağı amel-i Salih işlemeyi nasih eylesin. Âmin…”NOT: Sayın Recep Beyimiz,”Allahlımızın tüm vasıflarını üzerinde taşıdığına göre”,ALLAH KELİMESİ GEÇEN AYETLERE RECEP YAZILMASI GEREKMEZ Mİ?!

 

 

 

16 Aralık 2014 Salı

1274/ÇOK MERAKTAYIM OSMANLICILAR İÇİN!



                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;15 Aralık 2014.

                     ÇOK MERAKTAYIM OSMANLICILAR İÇİN!

            Macar asıllı Fransız asilzadesi Kont de Bonivales Osmanlı Ordusunun Topçu sınıfını modernleştirmek üzere ülkemize 1737 yılında gelmişti. Daha sonra da onun yetiştirmesi Baron de Tot’da Osmanlı ordusunun Topçu ve İstihkâm subaylarını eğitmek üzere ülkemize gelmiş, Müslüman olarak ta Humbaracı Ahmet Paşa adını almıştı. Bu amaç içinde Mühendishane’yi Berri Hümayun/Kara Mühendislik Okulu/ kurulmuştu. Bu okula girmek isteyen öğrencilere çok basit sorular sorulmuştu: Bir üçgenin içaçıları toplamı kaç derecedir?”Bu soruya yalınız bir öğrenci yanıt vermişti:

            “Üçgenine göre değişir!”

            Şeyhülislam’dan fetva alınmıştı:”Mühendis Mekteplerinde toplama ve çıkarma öğretilmesine gerek yoktur!

            Bu Macar Asilzadesi, Fatih Sultan Mehmed’e en ağır topları döken Macar Urbanın aksine en hafif topları döktürmüş, SÜRAT TOPÇULARI” ADLI yeni bir topçu sınıfı kurmuştu. Kâğıthane’de, Osmanlı devlet erkânına bir gösteri sunmuştu. Ateş eden topların domuz kılı fırçalarla temizlenmesini gören Defterdar, AYAĞA KALKARAK VAR GÜCÜ İLE:”DOMUZ KILINDAN MAMUL FIRÇALARLA TOPLARIN TEMİZLENMESİ BİZİM DİNİMİZE AYKIRIDIR! DOMUZUN BİZİM DİNİMİZDE YERİ YOKTURRR!”Diye anırmış! Zavallı! Baron de Tot, Defterdara sormuş: Evinizi ne ile badana ediyorsunuz?”

            Sesi ve soluğu kesilen Defterdar:  Domuz kılından yapılan fırçalarla!”Demiş. Ve Baron de Tot adamın ağzına bir teneke uygarlık balı dökmüş!

            1829’da yenilen Osmanlı ordusunun Esir subaylarına Rus Çarı maaş bağlatmış. Maaşların dağıtıldığını öğrenmesi üzerine de maaş bordrolarını görmek istemiş, maaş bordrolarında hiçbir imza göremeyince de esir Osmanlı subaylarını toplatarak, hepsinin maaşlarını aldıklarını öğrenince:”Neden imza etmediniz?”Diye sorduğunda, Esirler arasında bulunan bir İmam ayağa kalkarak: “Çar Hazretleri hiçbirimiz imza atmasını bilmiyoruz!”Deyince Rus Çarı:”Bir devletin subayları okuma yazma bilmezse, tüm savaşları yitirir ve böyle esir düşer!”Demiş. Bendenizi derin düşüncelere düşüren olguyu anlatmak zorundayım: Toplama ve çıkarma öğretilmesi dinen zorunlu değil!Hazır”Fetvası olduğuna göre,Toplama ve Çıkarma öğrenmeden MEZUN OLACAK  BÜYÜKLERİMİZİN VE ÇOCUKLARININ ALDIKLARI RÜŞVETLERİN,YAPTIKLARI VURGUNLARIN,GEMİLERİNDEN VE VAKIFLARINDAN ELDE EDECEKLERİ KAZANÇLARININ HESABI NASIL TUTULACAKTIR!ALDI MI BENİ Bİ DÜŞÜNCE!?

 

 

           

           

 

14 Aralık 2014 Pazar

1273/ALDI MI BENİ Bİ MÜTELAŞE!



                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İZMİR;14 Aralık 2014.

                        ALDI MI BENİ Bİ MÜTELAŞE!

Taliban İktidarının Darülfünunundan icazetli Şeyhülislamı Ekselan Müderris Mehmet Mercedes’imize bir adet Mercedes S500LONG’A hediye olarak satın alınmış ve bedeli de ölüsü salla taşınanlardan alınan vergilerle ödenmiş!Diyanetten büyük beklenti var demektir! Bendeniz bir temennide bulunmuştum:”Bu mübareğimizi ölüsünü de ol Mercedes S600 ile gömelim diye! Sonradan hatamı anladım! İslam inancına göre, her Müslüman kestiği kurbanın sırtına binerek Sırat Köprüsünden geçeceklermiş. Sırat Köprüsü kıldan ince ve dahi kılıçtan da keskin olduğuna ve iki ayaklı insanlar için yaratıldığına göre, DÖRT AYAKLI KURBANLIKLAR BU TEK TELDEN NASIL GEÇECEKLER! Sayın Mehmet, yapılan hırsızlıkları ve dini kullanmaları hiç Görmez, dört tekerlekli Mercedes S500 Long’a ile Sırattan geçemeyecektir.Eyvah ,ben nasıl da bir hata işlemişim?Bir paket makarna karşılığında sırtlarına binerek iktidara geldikleri Garibanların sırtlarında Sırat Köprüsünü BAL GİBİ GEÇERLERSE.ALDI MI BENİ Bİ MÜTELAŞE GARİ?

13 Aralık 2014 Cumartesi

1272/BİR HIRT VE KIRMIZILI KADINIMIZ!



   TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;13 Aralık 2014.

                        KURT VE KIRMIZI PABUÇLU KIZ!

            Bu bir çocuk masalıdır. Bunun, ülkemizde gerçek hayata yansıması mı?

                        BİR HIRT VE KIRMIZILI KADINIMIZ!                                                                                     Sayın Ceyda Sungur

            Sizler, Goya’nın ünlü tablosunu gördünüz mü?1808’de Napolyon’un Madrit’i işgâlinde, bir grup İspanyol vatanseveri kurşuna dizilmektedir. Işık, şahlanmış vatanseverlerin yüzünden tüm İspanyaya yansımaktadır. Bunun Gezi Olaylarında Türkiye versiyonu; dimdik, vakur Kırmızı elbiseli bir Türk Kızına, bir diktatörün kölesi tarafından Biber Gazı sıkılmasıdır. Dünya ayağa kalkmış, İtalyan Parlamentosunda Sekiz Parlamenter kadın kırmızı elbise giyerek Parlamentodaki yerlerini onurla almışlardır. Napolyon’un Moskova seferine katılmış olan Yüzbaşı Alfrete de Vingy’nin”Güvenlik Güçlerinin Kulluğu ve Büyüklüğü”,tanımı vardır. Bir güvenlik kuvveti kanlı bir diktatörün emrinde ve hizmetindeyse KULDUR: ULUSUNUN EMRİNDE VE HİZMETİNDE OLAN GÜVENLİK KUVVETİ DE BÜYÜKTÜR!” Bu hafta bu gaz sıkma olayının duruşması yapıldı. ANAYASAL HAKKINI KULLANMAK İSTEYEN, ÇAĞDAŞ VE KEMALİST BİR TÜRK KIZININ GÖZLERİNE BİİTİŞİK ATIŞLA BİBER GAZI SIKAN, İKİNCİ ÇANAKKALE DESTANI YAZICILARINDAN RECEPKO POLİSİ Fatih Zengin de öğretildiği biçimde kendisini savundu:

                        Asıl mağdur olan da benim. Sağ omuz kemiğim kırık olarak Gezi olayında görev aldım, Yanlış anlaşılmasın diye de rapor almamıştım!

.Amirlerim “SIK!!” Dedikleri için, O Kımızı Elbiseli Kadına Biber Gazını ben sıktım! GAZIN ETKİSİ İLE YERE DÜŞEN KADIN TEKRAR AYAĞA KALKMIŞTI2911 SAYILI Kanuna göre adli görevimi yaptım?”” Ulan olum, âmirlerin SİK deselerdi şapacakmıdın? O kadınlar, Mustafa Kemal Atatürk’ten beri hep ayaktadırlar, ey vicdanı ve anayasal bilgisi, kırık olan! Bizler senin ve senin gibilerinin neresi kırık olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Dünya tarihinde, Anayasal hakkını kullanan vatandaşlarına Bibsergazı sıkarak, fişek atarak ve demir coplarla saldırarak DESTAN YAZAN DİKTATÖR GÖREVLİLERİ GÖRÜLMEMİŞTİ. SİZLER, ORTAYA KOYMUŞ OLDUĞUNUZ BU DESTANIN MÜKEFAATINI, GAZ SIKTIKLARINIZIN ÖDEMİŞ OLDUĞU VERGİLERDEN DÖRDER MAAŞ OLARAK ALDINIZ. SEN VE SENİN GİBİLER, BU HARAM PARALAR İÇİN ASLAN KESİLMİŞTİNİZ. “İKİNCİ ÇANAKKALE DESTANINI YARATMAK!” DEYİMİ ÇOK UTANÇ VERİCİ BİR SALAKLIKTIR. BİRİNCİ ÇANAKKALE DESTANINI YARATARAK, VATANINI, ULUSUNUN GELECEĞİNİ VE ŞANINI KURTARANLARIN MÜKEFAATLARI, AÇ KARINLARINA DÜŞMAN KURŞUNLARI İLE ŞEHİT OLMAK VE YERLERİ BELİRLENEMEYEN MEZARLARA GÖMÜLMEKTİ. Unutmamak gerek, Cezayir ayaklanmasında; Fransız hükümeti, Müslüman öldüren Paralı askerlerine dolgun maaşlarının yanı sıra ikramiye ve nişan verirdi. CEZAYİR ŞİMDİ BAĞIMSIZDIR. Recep Bey, “Gezi darbedir,’” diyor!Evet,İhanete,Hırsızlığa,Soyguna ve  TİRANLIĞA vurulmuş bir darbedir.

 

                       

           

 

 

12 Aralık 2014 Cuma

1271/İKİNCİ ABDÜLHAMİT Mİ?ARAP UŞAĞI1



         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR.10 Aralık 2014.

OLACAKLARI YAZDIM, ÜLKEMİZDE TÜRKLÜĞÜ SİLMENİN ÇOK ALÇAKÇA BİR AMERİKAN VE DÖNMELER OYUNU TEZGÂHLANMAKTADIR. BÖYLE BİLİNE!

                     İKİNCİ ABDÜLHAMİT Mİ? ARAP UŞAĞI!

            “Sait Paşa, ELİMDE OLSA BU MİLLETİN DİLİNİ ARAPÇA YAPARDIM!”Osmanlının 34’üncü Padişahı ve İslamların Halifesi Zilullah’ı fil arz. Abdülhamit’i Sani.

            “O zaman da Padişahım küçük bir Arap Kabilesinin Reisi olurdunuz!”Eğinli/Kemaliyeli/ Sait Paşa.

                        "HAYATTA YEGÂNE VARLIĞIM VE SERVETİM, TÜRK OLARAK DOĞMAMDIR."
“BU MEMLEKET TARİHTE TÜRKTÜ, HÂLDE TÜRKTÜR VE EBEDİYEN TÜRK OLARAK YAŞAYACAKTIR.” NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

                                                                              MUSTAFA KEMAL

“Bir ulus, unsuru aslinin içinden çıkan kimseler tarafından idare edilmiyorsa, izmihlal(çöküntü, yok olma)mukadder ve yakındır!”Mustafa Kemal Atatürk.

“Amerika Birleşik devletleri neden mi dünyanın en güçlü devletidir? Çünkü biz, vatan hainlerini hemen öldürürüz; diğer ülkelerin vatan hainlerini de onları yönetmesi için başlarına yönetici olarak koyarız!”Henry Ksinger,Yahudi  asıllı Amerika Birleşik Devletlerini Eski Dışişleri B,akanı.

 

         İKİNCİ ABDÜLHAMİT HAN, EMANETİN EMİN ELLERDE!”Türk, Türklük ve Atatürk düşmanlarımız! Aklı başında ve Türklük bilincine ve Türk tarihi bilgisine sahip olanlar, bu sözün anlamını hemen kavramışlardır: KİNCİ Abdülhamit, Kürt hayranı olarak Kürt aşiretlerinden Hamidiye Alayları kurmuş, bu alayların başına da aşiret reislerini Mirliva ve Miralay olarak atamıştı. Ve Kürdistan deyimini de bir bölge anlamında, EGE BÖLGESİ GİBİ, kullanmıştı. Abdülhamit döneminde eyalet sistemi vardı. Büyük elçiliklerde de hep Türkten gayrı unsurlar vardı. İktidar, PKK’LILARI Aşayiş Birlikleri olarak Jandarmanın ve polisin yerine atayacak ve Kürdistan eyaletini de kuracaktır. Uyuyalım Bakalım!

1.KAŞKARLI MAHMUT ATA; Divan’ı lügat’it Türk’ün yazarı ve1072 yılında; Bağdat Abbasi Halifesi’ne :”Tanrımız; dünya’yı yönetmek için, Türk Ulusunu yarattı; TÜRKÇE ÖĞRENMEK, FARZ VE AYINDIR! Diyebilen Büyük Türk Bilgini.

2.“TÜRKLÜĞÜ YÜCELTMEK İÇİN YAŞA! TÜRK’E KILIÇ KALDIRAN ELİ KIR!”EMİR TİMUR.


BİZ Kİ MELİKİ TURANIZ, EMİRİ TÜRKİSTANIZ. BİZ Kİ, TÜRKOĞLU TÜRKÜZ. BİZ Kİ, ULUSLARIN EN KADİMİ VE EN ULUSU TÜRK’ÜN BAŞBUĞUYUZ!” EMİR TİMUR. İMZASINI TÜRKOĞLU TÜRK EMİR TİMUR!” YAZARAK ATARDI. ”KALK, KALK TA HER SATIRINDA KÖTÜLEDİĞİN MAĞLUP TÜRK’Ü GÖR!”

                                  Firdevsi’nin mezarında Emir Timur.

3.“Türk olarak doğmuş olmam her türlü övgüden üstündür ”EBU’LGAZİ BAHADIR HAN, Secereyi Terakime(Türk Şeceresi).

                                            

                       “SORMA BANA OYMAĞIMI, BOYUMU;

      BEŞ BİN YILDIR MİLLET GİBİ YAŞARIM.

                        DEME BANA OĞUZ, KAYI OSMANLI;

                  TÜRK’ÜM BU DA HER UNVANDAN ÜSTÜNDÜR!”

Ziya Gökalp(-1924) Diyarbakırlı.

İkinci Abdülhamid, Abdülmecit oğlu Ermeni asıllı Virjil’den /TİRİMÜJGAN/olma,22 Eylül 1842doğumluOSMANLI PADİŞAHI. Ölümü: 10 Şubat 1918. Ölümü üzerine şu dörtlük yazılmıştı: NE KENDİ EYLEDİ RAHAT/NE HALKA EYLEDİ HUZUR/YIKILDI GİTTİ CİHANDAN/DAYANSIN EHLİ KUBUR!”      Büyük kardeşi Beşinci Murat’ın aklını yitirmesi üzerine!? 31 Ağustos 1876 tarihinde Padişah oldu. Mithat Paşayı Sadrazamlığa getirdi./22 Nisan 1909’da halledildi/ Avrupalıların müdahalesinden kurtulmak için alelacele tercüme edilen Belçika’nın 1831 tarihli anayasası 26 Aralık 1876 tarihinde içten pazarlıklı, Arnavut, Kürt ve KENDİSİNE SUİKAST YAPAN VE İSYAN EDEN ERMENİLERİ, ANASI DANSÖZ VİRJİN’İN HATIRI İÇİNTEBAAYI SADIKA OLARAK ANAN AZILI BİR Ermeni hayranı, Yahudileri de sever ve taktir eder. Muhafız alayı, Arnavut, Kürt ve Ermenilerden oluşmuştur. Akıl hocası ve sır kâtibi Arap izzettir. İkinci Meşrutiyetin ilanı üzerine, edinmiş olduğu kara serveti ile Avrupa’ya kaçmıştır. Bahçıvanı olan Arnavut Müşir maaşı almaktaydı. Bir Osmanlı Müşirinin tayın bedeli Bir süvari bölüğün aylık masrafı kadardı. Altı-Yedi yaşındaki şehzadeler Mirliva/Tuğgeneral/yapılırdı.20 Mayıs 1876’BEŞİNCİ Murat’ı tahta geçirmek için,Yüzelli kişi ile  Çırağan Sarayı baskınını gerçekleştiren ALİ Süavi’yi , sopa ile öldüren Beşiktaş Muhafızı ZIR  CAHİL YEDİ-SEKİZ   HASAN Paşayı  MÜŞİR YAPMIŞTI.İMZASINI ARAPÇA YEDİ VE SEKİZ HARFLERİNİ ÜSTTEN BİR ÇİZGİ İLE BİRLEŞTİRDİĞİNDEN TARİHİMİZE YEDİ-SEKİZ HASAN PAŞA OLARAK GEÇMİŞTİ. VE Dini kitap basmamak koşulu ile 1727 senesinde Macar İbrahim Müteferrika tarafından açılan matbaada 1927 senesine kadar sadece 417 kitap yayınlanmıştı.1521 senesinde Köln’de100 özel matbaa vardı.1521’de Almancaya tercüme edilen İncil’den 5000 adet basılmıştı. OSMANLI’DAN DEVRALDIĞIMIZ 40.000 KÖYÜN 38.000’İNDE İLKOKUL YOKTU. ÜLKEMİZİN TÜMÜNDE 337 DOKTOR,136 EBE,52 TANE AZINLIK ECZANESİ VE 8 Türklere ait eczane vardı. MUSTAFA KEMAL’İN İSMET PAŞAYA ANLATIMINDAN. Yıldız sarayında günde 300 horoz kesilir, bunların billurlarından İkinci Abdülhamit’e yemek yapılırdı. Prusya Kıralı  İkinci Wilhelm, ABDÜLHAMİTİN   AŞÇIBAŞISI Mengenli Hakkı Efendiye:”Benim sarayıma gel, o iri fasulyelerden bana yemek yap!”Dediğinde, Hakkı Efendi:”Senin sarayında günde üç horoz kesilir,onlardan da altı horoz taşağı çıkar,benim Hünkârımın sarayında günde üç yüz horoz kesilir,onlardan da altı yüz taşak çıkar,fasulye dediğin şey horoz taşaklarıdır Ekselans!”Demişti.

 İstanbul gümrüğünün haftalık hâsılatı olan 17.000 altın Yıldız Sarayını masraflarını karşılamak için kullanılırdı. Bağdat demiryolunun yapımı sözleşmesi Almanların lehine hazırlanmıştı.Aslında, 1872 senesinde, Alman Mühendisi W.Pesel,Asya Osmanlı Demiryolları Genel Müdürlüğüne atanmış VE HEMEN ALMANLARIN ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA PLANLAMALARA BAŞLAMIŞTI.

, Senelik kâr garantisi ile birlikte demiryolunun sağ ve solundaki askari 20-45 km.lik şeritte her türlü madenlerin, ormanların ve taş ve kum ocaklarının işletme hakkı ve devlet arazisi de şirketlere verilmişti:

     Demiryolu imtiyazları kilometre garantisi ile sınırlı değildi, Kilometre garantisi yanında hattın geçeceği devlet arazisi şirkete bedelsiz devrediliyordu. Şirket hat boyundaki devlet ormanlarını ve taş ocakların

hiç bir bedel ödemeden kullanabiliyordu. Yine demiryolu yapımı, bakımı ve işletilmesi için gereken malzeme gümrüksüz olarak ithal ediliyordu. Demiryolunun kenarlarında bazen 40, 43 ve bazen 45 kilometrelik şeritler içindeki petrol de dâhil bütün madenleri işletme hakkına sahip oluyordu. Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti’nden demiryolu imtiyazı almak çok karlı ve avantajlı bir iş olmanın da ötesindedir.”Karabük Üniversitesi Senatosu, BU Abdülhamit’e Doktorluk unvanını vermişti! İkinci Abdülhamit, iktidara gelir,gelmez İstanbul,İzmir;Bursa ve Erzurum gibi büyük şehirlerde bir ispiyoncu örgütü kurmuştu.İspiyoncuların ihbarları sarayın Tütüncü başının adresine gönderilirdi,mektubun içeriği incelenmeden işleme konulurdu.Fehim Paşa Hafiyelerinin  başı yapılmıştı.Gezici gösteri yapan bir İngiliz topluluğundan Margareth adlı bir kadını zorla evine kapattığından adı da Margaret Fehim Paşaya çıkmışltı.Halkın nefretin kazanan bu hain,İkinci Meşrutiyetin ilanı üzerine kaçmış olduğu Bursa’da halk tarafından linç edilmiştir.

. “İkinci ve de Kinci Sultan Hamit; bir Ermeni Rakkasenin—Virjin’in-- oğluydu. Osmanlı-Rus Savaşını bahane eden Abdülhamit, Anayasayı yürürlükten kaldırarak Osmanlı Meclisini de kapattı. Mithat paşayı Hicaz Eyaletinin Taif kalesi zindanına attırdı. Mithat Paşa’nın Sultan Aziz’in katili olduğunu iddia ederek bir yüksek mahkeme kurdurdu. Mahkemenin başkanlığına da bir İngiliz ajanı olan Rum Hıristoforidis’i getirdi. Ünlü Müşir Osman Paşa da bu mahkemenin üyelerinden birisiydi. Oğullarını saraya damat ettirmenin yollarına ünün de kurban ettirmişti. Ve Rahmetli Mithat Paşa Taif zindanında Abdülhamit köpeği subaylarca boğdurulmuştur.

    “Daha 1800’lerde,Üçüncü Selim döneminden başlayarak, Londra Elçilerimiz,şu adamlardı:Yanko Aziropuda(1800-1802),Antonaki Ramadani(1818-1821),Mavroyani Efendi(1832-1843),Kalimaki Bey(1846-1848),Kostaki Musurus paşa(1851-1856),Kostaki Antopule Paşa(1895-1903),Stefani Musurus Paşa(1903-1908),

   Paris Elçileri: Panoyataki Efendi(1814-1817)Nikolaki Mano Efendi(1817-1821),Kalimaki Bey(1848-1852),Naum Paşa(1908-1911),

   Berlin Elçileri: Kostaki Bey(1850-1854) Aristaki Bey(1858-1876).Petersburg Elçileri: Komnimus Bey(1868-1870),Roma Elçileri: Yanko Potayadis(1870-1873),Serkis Efendi(1872-1874),Aleksandr karatodori Efendi(1874-1876),İstefaniki Musurus Bey(1881-1886),Yanko Potoyadis-ikinci defa—(1886-1889).Viyana Elçileri: Dibolto(1800-1808),Todoroviç Efendi(1826-1831), Mavroyani Efendi(1831-1835),Kostaki Paşa(1848-1850),Kalimaki Bey(1855-1865),Aleko Vagorides Paşa(1876-1877).Washington Elçileri: Blak Bey(1867-1873),Ligoraki Aristaki Bey(1873-1883),Mavroyani Bey(1886-1896).Madrid Elçileri: Vikont Kreckhore de Varent(1858-1862), Atina Elçileri: Musurus Paşa(1840-1848), Yanko Fotidis Paşa (1861-1879).Gayrimüslim Nazırları ve diğer Osmanlının devlet görevlilerini de ayrıca yazacağım.

             Ünlü bir Romalı:”Geçmişlerini doğru, dürüst bilmeyenler, yaşamları boyunca, hep çocuk kalırlar.”Demiş, doğru söze ne denir

               “Yıkı luptur bu cihan, sanma ki bizde düzele;

                Devleti, cerhi deni, virdi kamu müptezele,

İşimiz kaldı heman merhameti lemyezele,                                                                                                                                                yıkıluptur bu cihan sanma ki biz de düzele…”

Kuranı kerime göre,her Müslüman erkekin dört kadınla evlenmek hakkı iken,Hz. Muhammed’in 24 karısını,padişahlarımızın saysız Kadın,Cariye ve Civanlarını nasıl Halka yutturacağız?Cennet masalı ile.Bu dünyada şarap haram,ötede şarap ırmakları beleş.

              ABDÜLHAMİT’İ SANİNİN YATAK ARKADAŞLARI:

 “Kızı Ayşe Sultan'a göre, babası II. Abdülhamid'in 13 eşi olmuştur.[25] Kabul gören diğer kaynaklara göre ise, bu sayı 16'dır.

Kadın Efendileri

  1. Nazik-eda Baş Kadın Efendi
  2. Bedr-i Felek Baş Kadın Efendi
  3. Safi-naz Nur-Efsun İkinci Kadın Efendi
  4. Bidar İkinci Kadın Efendi
  5. Dilpesend Üçüncü Kadın Efendi
  6. Mezide Mestan Üçüncü Kadın Efendi
  7. Emsal-i Nur Üçüncü Kadın Efendi
  8. Ayşe Dest-i Zer Müşfika (Kayıhan) Dördüncü Kadın Efendi

İkballeri

  1. Saz-kar Hanımefendi: Baş İkbal
  2. Peyveste Hanımefendi: İkinci İkbal
  3. Fatma Pesend Hanımefendi: Üçüncü İkbal
  4. Behice (Maan) Hanımefendi: Dördüncü İkbal
  5. Saliha Naciye Hanımefendi: Dördüncü İkbal

Gözdeler

  1. Dürdane Hanım: Baş Gözde,
  2. Calibos Hanım: 2’inci Gözde,
  3. Nazlıyar Hanım: 3’üncü Gözde.

Erkek çocukları

  1. Mehmet Selim Efendi, Bedr-i Felek Kadın Efendi'nin oğlu
  2. Ahmet Nuri Efendi
  3. Mehmed Abdülkadir Efendi
  4. Mehmed Burhanettin Efendi
  5. Abdürrahim Hayri Efendi Peyveste Hanımefendi'nin oğlu
  6. Ahmed Nureddin Efendi
  7. Mehmet Bedrettin Efendi
  8. Mehmet Abid Efendi, Saliha Naciye Hanımefendi'nin oğlu

Kız çocukları

  1. Refia Sultan
  2. Ayşe Sultan, Ayşe Dest-i Zer Müşfika (Kayıhan) Kadın Efendi'nin kızı
  3. Şadiye Sultan
  4. Naile Sultan
  5. Fatma Naime Sultan
  6. Zekiye Sultan
  7. Ulviye Sultan
  8. Hatice Sultan, Fatma Pesend Hanımefendi'nin kızı
  9. Aliye Sultan (y.1900). Bebekken ölmüştür.
  10. Cemile Sultan (y.1900). Bebekken ölmüştür.
  11. Saliha Sultan.
  12. Ahlaki yönden de incelenmeye değer. Anası Ermeni Virjin öldüğün de on yaşında olan Abdülhamit, Abdülmecit’in Yirmi iki karısından birisi olan çocuksuz Pirisu Kadın tarafından büyütülmüştü. Delikanlı çağında, Amcası Abdülaziz’in cariyesi iki kız kardeşi Pirisu Kadının yardımı ile elde ederek dairesine kapatmış, Amcasına bu iki cariyenin öldükleri yalanını yutturmuştu.

“Osmanlı devleti zamanında İstanbul’da kurulan (65) yabancı okulun bir kısmı, Lozan Antlaşması ile Cumhuriyet dönemine intikal etmiştir:”1893 tarihinde, Zühtü Paşa tarafından, padişah’a sunulan bir raporda Osmanlı ülkesi içinde bulunan Protestan okullarının durumuna dair köklü bilgiler verilmiştir. Ülke içinde (392) Protestan ve Amerikan okulunun bulunduğu; bunlardan(108) tanesinin 17 yıllık süre içersinde açıldığı, buna göre de her yıl, yaklaşık olarak 7 okul’un açılmış olduğu anlaşılmıştır.33 okulun açılış ruhsatının Padişah tarafından, 7 okulun açılış ruhsatının Sadrazam tarafından, 11 okulun da Maarif Nezareti tarafından ruhsatlandırıldığı anlaşılmıştır. Buna göre; (341 okulun ruhsatsız ve mevzuat hükümlerine aykırı olarak açılmış olduğu anlaşılmıştır:”

1903 tarihli Maarif Salnamesi ile ve Amerikan milli arşivinde bulunan bir belgeye göre, çeşitli okullardan(1039 tanesi Osmanlı ülkesinin dört bir tarafında faaliyet göstermektedirler. Çeşitli devletlerin destek ve kontrolündeki okulları şöylece sıralayabiliriz:

1-Fransız okulları         72,

2-İngiliz okulları            83,

3-Amerikan okulları 465,

4-Avusturya okulları 7,

5-Alman okulları            7,

6-İtalyan okulları         24,

7-Rus okulları(Beyrut 44,

8-İran okulları                 2,

9-Yunan okulları(İzmir) 3.

Amerikan okullarının çokluğu, Ulusal Kurtuluş Savaşında, AMERİKAN MANDACILIK FİKRİNİN SİVAS’TA ORTAYA ATILMA NEDENİNİ DE BELİRLEMEKTEDİR.

OSMANLI NE YAPIYORDU?

1838 TARİHLİ Balta limanı Anlaşması, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanmıştı. İngiliz Dış İşleri Bakan’ı:”Tatlı iş,” diyerek, bu anlaşmayı değerlendirmişti. Bu anlaşma ile; Osmanlı İmparatorluğu, hem kendi ekonomisini hem de Mısır ekonomisini çökertmişti.1854 Kırım savaşı, ayakta zar, zor duran Osmanlı Maliyesini iflasa götürmüştü. Avrupa’nın seri üretimli fabrika ürünleri, Osmanlı’nın el tezgâhlarını da silip, süpürmüştü. Rusya'nın Balkanlar'da ıslahat için verdiği tekliflerin 12 Nisan 1877'de İbrahim Ethem Paşa hükümeti tarafından reddedilmesi üzerine 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Abdülhamid'in karşı olmasına rağmen[6] Mithat Paşa, Damat Mahmud Paşa ve Redif Paşa gibi devlet adamlarının ısrarlarıyla girilen savaşta Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini bir dizi yenilgiye uğratarak doğuda Erzurum'u, batıda ise Bulgaristan'ın tamamı ile Trakya'nın İstanbul surlarına kadarki kısmını işgal ettiler. Meclis-i Mebusan'da hükümetin savaş politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler üzerine Abdülhamit, meclisi 18 Şubat 1878'de tatil etti. Takip eden 30 yıl boyunca meclisi bir daha toplantıya çağırmadı ve bu süre zarfında meşrutiyet anayasası olan Kanun-ı Esasî'yi kağıt üzerinde de olsa muhafaza ederek, aldığı kararları yine bu anayasaya göre yürürlüğe koydu.

93 Harbi, 3 Mart 1878'de İstanbul surları dışındaki Ayastefanos'ta/Yeşilköy/ karargâh kuran Rus kuvvetlerinin dikte ettiği Ayastefanos Antlaşması ile sona erdi. Anlaşmaya göre; Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı, sınırları Tuna'dan Ege'ye, Trakya'dan Arnavutluk'a uzanacak bağımsız bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Bosna-Hersek'e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Kars, Ardahan, Batum ve Doğubayazıt Rusya'ya verilecek, Teselya Yunanistan'a bırakılacak, Girit ve Ermenistan'da ıslahat yapılacak, Osmanlı İmparatorluğu Rusya'ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti. Oldukça ağır şartlar içeren bu antlaşmaya, Rusya'nın aşırı derecede güçlenmesinden kaygı duyan diğer Avrupa devletleri karşı çıktılar. 13 Temmuz 1878'de Ayastefanos Antlaşması'nın yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Yeni antlaşmayla Rusya'nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Romanya ve Karadağ'a bağımsızlık verilirken, Bulgaristan'da Almanya ve Avusturya-Macaristan himayesinde özerk bir prenslik oluşturuldu.”Abdülhamit, bu savaşı Yıldız sarayından yönetmişti. Donanmayı da halice kapatarak çürütmüştü.4 Haziran 1878’DE Berlin Kongresi sırasında Kıbrıs’ı İngilizlere bırakmıştı.31 AĞUSTOS 1876/22 NİSAN 1909 Tarihleri arasında hüküm sürdüğü sürede 243.000 kilometre kare Osmanlı toprağını düşmanlara terk etmiştir.

 

 

 

 

 

 

 


                                    

 

           

 

İzleyiciler

Blog Arşivi