19 Nisan 2011 Salı

363-YALINIZ BENİMSİN SEN

                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;19 Nisan 2011.

                        YALINIZ BENİMSİN SEN!
            Seni görünce tanrı, doğa ile elele,
            Çiçeklerle bezenmiş bir ilkbahar yaratmış.
            Sonra karşına çıkmış güzellik budur diye.
            Üç ay dayanabilmiş bahar güzelliğine.
            Sonra çiçekler solmuş tanrıyı utandırmış.
            Yaz bile teslim olmuş sendeki güzelliğe.
            Denizler kucak, kucak hemcinsine açılmış;
            Tabiat kapandıkça güzeller hep saçılmış.
            Sonbaharda dökülmüş yapraklarla çiçekler;
            Tanrı güzelliğinin müşterisi böcekler,
            Bembeyaz karda, kışta yenilmiş, ölüvermiş.
            Sen solmayan güzellik mevsimler ötesinde,
            Bir ozanın gönlünde tanrıyla yarış eden;
            Sen o çağda olsan da, ben bu çağda olsam da,
            Yalnız bana aitsin, yalınız benimsin sen.
      

18 Nisan 2011 Pazartesi

362-HEP SANA YANMAK

                                                                   
            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            İzmir;18 Nisan 2011.

                                   HEP SANA YANMAK!
            Seninle biz,
            Hatırlar mısın şimdi bilmem?
            Birlikte olamadığımız günlere,
                                   Aylara ve yıllara yanardık.
            Şimdi senin uzağında ben,
                                   Sensiz geçen aylara,
                                               Günlere ve yıllara;
            Aylarla, günlerle ve yıllarla beraber yanıyorum.
            Günün sensiz doğuşuna günle,
            Ayın sensiz batışına ayla,
            Yaprakların sensiz düşüşüne,
            Güllerin sensiz açısına,
            Yapraklarla ve güllerle beraber yanıyoruz.
            Kelebeklerle ve kuşlarla hep seni anıyoruz,
            Hep seni arıyoruz, sensizliğe yanıyoruz.
           

17 Nisan 2011 Pazar

361-DÜNYADAKİ EN İYİ DİN HANGİSİDİR?

             OSMAN TÜRKOĞUZ                                       
            osmanturkoguz@hotmail.com
             İzmir;17 Nisan 2011.

                        “DÜNYADA EN İYİ DİN HANGİSİDİR!”
                        Din Bilgini Leonardo Bogg’un Dalay lama’ya sorusu.
“Düşünce özgürlüğü için temel sav, bütün inançların kuşku götürür olmasıdır!”Bertrand Russıll.
“Korku, temel inançların ilham kaynağıdır. Korkuyu fethetmek bilgeliğin başlangıcıdır.”Bertrand Russıll.
“Bu sahna yedi bin senelik Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk, tabiat yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk, tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu, TÜRK OLDU!” M.Cemal Kutay, Türkçe İbadet, C.1.S.48-49-Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal’in Prof.Dr. Eujen Piccart’ın “Türk Nedir”tezine yanıtıdır. Tüm insanlarda başlangıçta, doğa güçlerine karşı derin bir korku vardı. İşte, tanrı kavramının ve din’in en derin kökleri. Uzun boylu anlatmaya gerek var mıdır?

            Biz, bu sorunun yanıtını almadan önce insanoğlunda din ve tanrı kavramının gelişmesinden kısaca söz edelim diyorum.
            Ayrı kıtalarda yaşamış olsalar da insanlar tarih boyunca aynı idrak ve zekâ çizgisi üzerinde hareket etmişlerdir. Muhakeme+ Zekâ= Akıl çağına erişme dönemi. Ne olduğunu ve nedenini bilemedikleri doğal güçler dikkatlerini çekmişti. İnsanlığın yücelişini incelersek çok ilginç bir çizgiyi buluruz.                                                                   Mağara dönemi, göl evleri dönemi, çamurları işleme dönemi, ağaçları kullanma dönemi, en yumuşaklarından başlayarak en sert metalleri kullanma dönemi, en yumuşak yaratılıştaki hayvanlardan başlayarak yabani hayvanları ehlileştirme dönemi, yazıyı bulma dönemi, kâğıdı ve camı bulma dönemi, sıfırın ve tekerleğin keşfi ve bugüne geliş. Ama bir tek şey değişmemiştir: İnsanoğlunun, KENDİİSİNİ ÇOK GÜÇSÜZ VE ZAVALLI KABUL EDEREK BİR YÜCE VARLIĞA İNANMA. YAN GELİP YATARAK HER ŞEYİ DE ONDAN DİLENME! Bu Yüce varlığı kullanan Madrabazlara  kul ve köle olma sürüp gitmektedir..
            MÖ.20’inci yüzyılda Sümer ülkesinde yaşadığını; Arabistan’a, Mısır’a ve Lübnan şeridine göç ettiğini bildiğimiz Hz. İbrahim—Abraham—konusunda Tevrat’ta ve Kur’anı Kerimde anlatılar vardır. Güneş’i tanrı kabul ettikten sonra gerçek Tanrıyı bulmuş olduğu rivayet edilmektedir. Tevrat’ta da başka özellikleri açık ve seçik anlatılmaktadır. Karısını önce Firavun’a sonra da durum anlaşılınca kaçmış olduğu Filistin Kıralına “Kız kardeşim” diyerek armağan ettiği anlatılmaktadır. Kur’anı Kerim Müslümanlığa” Hz. İbrahim’in dini” demektedir.          Mısır Firavunları tarihi ise daha başka şeyler anlatmaktadır.

15 Nisan 2011 Cuma

359-TÜRK DİLİ İLE İBADET-2

                                                                     
OSMAN TÜRKOĞUZ
                  osmanturkoguz@hotmail.com
                  İzmir;10 Ocak 2010

                                               TÜRK DİLİ İLE İBADET:2

                  İLGİ: 03 Ocak 2010,tarihli birinci bölüm.

Bir ulusun bireyleri ancak bir eğitim görebilir; iki türlü eğitim, bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise; fikir, his ve birleşme duygularına temelden aykırıdır”. 03 Mart 1924/430 sayılı Eğitim Birliği—Tevhidi Tedrisat ---kanunun gerekçesi.
“Yunanlılar; İzmir’e çıktıktan sonra, her türlü tecavüzlerini ve melanetlerini yaparlarken; İzmir camilerinde bazı imamlar; SURE’İ RUM’U okuyarak: ”Bundan böyle bizi Rumlar yönetecektir. Kur’an’da yeri vardır. Sakın ola ki Rumlara elleşmeyin!” Diye vaazlar vererek, tahtaları dövmüşlerdir.” Besim Atalay, Türk Dili ile İbadet. S.14.
“FATİHA SURESİ: ”Hamd evrenler sahibi yüce ALLAH içindir,/ ALLAH ki acıyandır, koruyandır, sevendir,/Günü gelince ancak,/O’DUR hesap soracak./Tek sana tapar, senden medet umarız biz,/sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,/Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”
“Sait’i Nursi dinlenseydi sonuç böyle olmazdı.” Tevhidi Tedrisat kanunun sonuçlarıdır tüm bunlar! MEB. Doç.Dr. Hüseyin Çelik.
“Gaflet, dalalet ve hatta ihanet içersinde bulunanlara,”Allah ve din ile insanları aldatanlara, dış ve iç destekli hainlere, bir tas çorbaya vicdanlarını satanlara, oyları ile bu dünyada mutlu kıldıklarının öteki âlem masallarının peşinden gidenlere, TÜRKLÜĞÜNDEN UTANANLARA ne söylesem, neler anlatsam inanmaları ve doğru yolu da bulmaları mümkün değildir. Bendeniz; inançlarını ve imanını da aklın erdemli emrine verenlere Mustafa Kemal’den selamlar getirmişem.” Ostüzü.

Bakınız, Mısırlı bir Din Bilgini,1909 yılında ne demiş:
“”Çok kere, Müslümanlar, gerçek olmayan şeylere, evliyaların olaylarda etki yaptıklarına inanmaları ve Allah’ın yarattığı kanunları bilmemeleri yüzünden geri kalmışlardır. ”Dünyada Müslümanların Hali ”S.9. Mısırlı Bilgin Şeyh Raşit Rıza, tercüme Vizeli Rıza-Besim Atalay, Türk Dili İbadet, S.108.

14 Nisan 2011 Perşembe

358-TÜRK DİLİ İLE İBADET

                                                                 

         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@hotmail.com
         İzmir; 03 Ocak 2010

“Fatiha’nın Farsça okunmasını Selman’ı Farisi sağladığı gibi; Fars dilinde ibadeti de Ebu Yusuf, rüşvetle sağlamış ve (125) hadis uydurmuş olduğunu da itiraf etmiştir!” Ebu Yusuf, Ebu Hanefi’nin öğrencisidir. Ostüzü.

                             TÜRK DİLİ İLE İBADET!
Ben, bu yazımı el ile yazarak bazı arkadaşlarıma iletmiştim. Hatır için alanların, kalkıp gittikleri masalarında yazıyı unuttuklarına da tanıklık etmiştim. İşlemiş olduğum konu; yüksek öğrenim görmüşlerce bile iyi karşılanmamıştı!
Sonradan;12/19 Ocak1998 tarihlerinde; Zonguldak’ta yayımlanan UYANIŞ adlı haftalık gazete iş bu yazılarımı yayımlamıştı.
Günümüzde bile; camiye gidenlerle ve hiç namaz kılmayanlarla bile bu konuyu konuşmak mümkün olmamaktadır.
 Bir toplum, bu denli kendi ana diline neden düşmandır; bunu anlamak gerekmektedir. Yazımın ortalarında; bu konuya da değineceğim.
“Hürriyet gazetesi yazarlarından Sayın Emin Çölaşan, 02 Kasım 1997 tarihinde; ”Bu kitaba sahip çıkalım!” Başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Sözünü etmiş olduğu kitap, Sayın-Şimdi Rahmetli-Mithat Cemal Kutay tarafından yayımlanmıştı. Adı da çok ilginç olan bu kitap, yazarımızın 173’üncü kitabıydı:

12 Nisan 2011 Salı

357-İKİ DOĞAL AFET VE İKİ TÜRLÜ YORUM.

                                                                  
            OSMAN TÜRKOĞUZ
             osmanturkoguz@hotmail.com
             İzmir; 12 Nisan 2011

                                                İKİ DOĞAL FELAKET
                                                              VE
                                                 İKİ TÜRLÜ YAKLAŞIM!

“Japonlar, Hıristiyan olmamasına karşın nasıl bu kadar ahlâklı olabiliyor!”Hıristiyan Batı dünyası!
“BU SORUYU SORSAK BİZ SORARIZ!” Müslüman dünyası!
“Ahlâklı olmak için asgariden bir adet peygamber, bir adet te din kitabı gerekir!” Temel gerekçe sayan din ulemaları!
1999 Zelzelesi, 28 Şubat içinde hazırlandığı için Donanma Komutanlığını vurmuştur!” Cenneti geneleve çeviren bir Sakallı Ulema’nın yaveleri.
Nevyork şehrinde, senelerce önce, bir gece elektrikler kesildiğinde (15.000.000.000)Dolarlık soygun gerçekleştirilmişti!
            1732 senesinde Fransa’da bir papaz ölüyor. Ölmeden önce yazmış olduğu “le bon Sense—Aklı Selim—adlı eserinin üç kopyasını belirli makamlara teslim ettiriyor. Bu papazın adı Jean Meslier’dir.
Bu kitap ilk defa İstanbul İl sağlık Müdürü Dr. Abdullah Cevdet Bey Tarafından Türkçeye tercüme edildikten sonra da çok aranılan bir kitap oluyor. Rahmetli Papaz Jean Meslier özet olarak insanlığa şöyle sesleniyordu:
            “Ey! Hıristiyanlar, Hahamın Yahudileri, İmamın da Müslümanları aldattığı gibi elli sene sizleri aldattım. Ne varsa yeryüzünde var. Rahmet gökten yağmaz; yerden yükselen şeylerin tekrar yere düşmesidir. Kurtuluş için AKLISELİMİNİZİ KULLANMALISINIZ!”
 Bu kitap, günümüzde de yeniden ve günümüz Türkçesine uyarlanarak yayımlanmıştır.

7 Nisan 2011 Perşembe

256-HÂLÂ ANLAYAMAMAK!

                                                               

                                   OSMAN TÜRKOĞUZ
                                   osmanturkoguz@hotmail.com
                                   İzmir;07 Nisan 2011.

                                                           HÂLÂ ANLAYAMAMAK!
“Biz Jandarmadan genel arama istedik, bunu değil!”
Rahşan affının mucidi Proff! Dr. Sayın Hikmet Sami Türk.
Biz de sizden hukuka dayalı af istemiştik böylesine rezaleti değil! Ostüzü.
Korkmayınız Sayın. S.Türk, Genel Sekreteriniz olan Baldızınız lehinizde ifade verir. Ostüzü.
        “…hal böyle iken 163 personelin tutukluluk halinin devamını anlamakta güçlük çekiyoruz.”Orgeneral Sayın Işık Koşaner.
Karanlıklar ve ihanetler ülkemizi kaplamak üzere sizler de hâlâ Işığa mı koşuyorsunuz!
                        Rahmetli la Fontaine’nin “Kurt ile Kuzu” öyküsünü yeniden mi yazayım!
                        Kurt suyun baş tarafındadır.
                        Kuzu da suyun alt tarafındadır.
                        Kurt’a göre kuzu kasten Kurt’a bulanık su içirtmektedir!
                        Kuzu meseleye doğru tarafın yaklaşır:
                        “İyi amma kurt kardeş siz suyun üst kısmındasınız, su da aşağı doğru akmaktadır:”
                        Kurt çok sinirlenir:                                                                                                                      ”Altı ay önce de sen bana kirli su içirtmiştin!”Kuzu:
                        “iyi amma kurt kardeş ben daha beş aylığım!”Kurt daha da çok sinirlenir.
            “Dört ay önce de anan olacak o koyun bana kirli su içirtmişti! Kuzu doğruyu söylemekte ısrar eder:
                        “İyi amma Kurt kardeş benim anam beni doğururken ölmüştü.
                          Kurt sonunda baklayı ağzından çıkartır:
                        “Valla, der bahane bulamasam de ben seni yiyeceğim!” Ve Kuzuyu yer.
            Cezaevlerine devlet ve  o devletin kanunları giremezken,
            Cezaevleri tam bir terör ve işkence yuvası haline getirilmişken,
            Cezaevlerinin içersinde her türlü suç aletleri var iken,
            Siz, Sayın Menkup Bakan ve Sayın İktidar sahipleri ve sayın adalet mensupları içeriye nasıl girerek nasıl arama yapardınız ve devletin yasalarını nasıl cezaevlerinin içinde yeniden yürürlüğe koyardınız?
            O zaman, Ulusal Kurtuluş Savaşındaki Hainlerin neden öldürüldüğünü de sormak istemez misiniz?
            O zaman:”Yunanlıları Ülkemizden kov emri verilmişti. Neden onca düşman genci öldürülmüştü demez misiniz?
            Sizler, bölücü ve vatan haini çetelerinden ülkemizi temizleyin dediniz. Bunca teröristleri ölü olarak yakalmış olan Kahramanları cezaevlerine tıkmakta Haklı değil misiniz?
            Bir masal ile uyutamadıklarınıza başka masallar söylemeyiniz! Suyun başında uyutulmak istenen bu Milletin olduğunu da unutmayınız Sayın Orgeneralimiz!
            Rahmetli Avni Doğan’ın bir saptamasını unutmamız ne mümkün:”Bir ülkede her türlü sosyal problemlerin çözümünü bir jandarma onbaşısının sırtına yükleyerek, sonunda da:”Neden bu problemi çözemedin!” Diyerek O’NU mahkemelerde süründürmekle bir yere gelinemez, ancak bugünlere gelinir!”
            Bugünün Jandarma teşkilatında görevli tüm Jandarma mensupları yüksek bir vatandaşlık,            çağdaşlık ve Atatürkün ışıklı ilkeleri ile dopdolu Aydın kişilerdir. Bendeniz; açıklamak durumundayım: Emekli olduktan sonra; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş bir JANDARMA SUBAYIYIM. Para kazanmak için değil, halkıma emeklilikte de doğru bildiğim yolu gösterebilmek ve Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in Yüksek huzurlarına:
            “Sizin açmış olduğunuz Ankara ÜNİVERSİTESİ Hukuk Fakültesini de bitirmiş ve O FAKÜLTEDE HUKUK OKUMUŞ OLARAK GELDİM !”DEMEK İÇİN. Sayın Madrabazlarımız!
           

5 Nisan 2011 Salı

355-Mezarda ilk Sorgulama

                                                          
OSMAN TÜRKOĞUZ
  İzmir;05 Mart 2011.

                                       MEZARDA İLK SORGULAMA!
            Tabutunun üzerine Nebati harfleri ile yazılmış bir bez örttüren OL Kimesne, mezarına iner, inmez karşısında Sorgu melekleri Tekir ile Mekir’i bulur. 
Mekir söze başlamadan önce; Tekir’e ses kayıt cihazını hazırlamasını isteyince, Mücahit Erbakan  huysuzlaşarak:                                                                                                                                “Şükürler olsun, sonunda hak ettiğim cennete geldim derken, bu ses kayıt cihazı da nereden çıktı?”! Deyince, Mekir adlı sorgu meleği:
             “Hop! Hop! Dur bakalım, hiç kıpırdamadan yatırılmış olduğunuz yerden sorularımıza cevap vereceksiniz! Biz Şark politikacılarını iyi tanırız, ötede sorguya çekildiğinizde bizim sorgumuzda söylediklerinizi inkâr edersiniz” Demiş ve eklemiş:
            “Yüce Tanrımız insanları birçok uluslara mensup olarak yaratmıştır. Siz hangi ulusa mensuptunuz?”
            “Bendeniz dünya değerlerinden sıyrılmış olarak ve Haç farizasını da otuz kez yerine gerirerek ve İslamın Mücahidi sıfatını da kazanarak tabutumun üstüne Muhammet ümmetine! Ters gelen bir bayrağı da örttürmeyerek gelmiş bulunuyorum.” Sorgu nedir anlayamadım. Ben uzun süre milletvekili ve dahi Başbakanlık yapmış, her türlü sorgu ve sualden azade yaşamış bir devlet adamı ve islamın da baş mücahidiydim. Bir zamanlar da …”Mekir de:
            “Madem ki Müslümanım diyorsun, Muhammed Peygamberin:                           “Ben Arap’ım dediğini ve Eşi Ayşe’nin hırkasından bir bayrak diktirdiğini de bilmelisiniz! Evet, anladık müslüman olduğunu. Hangi millettensiniz ve bayrağınız nasıl? Senin hakkında verilecek karar bayraklıların bulundukları yere göre olacaktır!” Dediğinde, Erbakan celallenerek:

3 Nisan 2011 Pazar

354-HEM GÜLÜYORUM,HEM DE ÜÜZÜLÜYORUM

OSMANTÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İZMİR; 03 MART 2011

HEM GÜLÜYORUM HEM DE
ÜZÜLÜYORUM.
Uzun yıllardan beri, şu beş olguyu izliyorum, şaşım, şaşım şaşırdığım gibi, bazen çok üzülüyorum da. Anlatayım:
Şu yüzü yamalı, kahrından bir Obezleşen bir de Leylalaşan Ay’ın hallerine bir bakar mısınız? Bağımsızmış gibi dolanıp duruyor. Günleri eskitiyor, dünyanın keyfine bağlı döndüğünden enayice habersiz.
Ya bizim uğruna birbirimizi öldürüp durduğumuz şu amorf suratlı dünyamız! Peşine enayı Ayı takmış, Libya’yı bombalayan Amerikalılar gibi afili, afili dolanıp ta duruyor. Mevsimleri eskitiyor, eskiyecek mevsimler üretiyor, Güneşin kölesi olduğundan da habersiz, sözde bağımsız.
Ya şu gözleri perdeli dolap beygirleri,”ammada yol kat ettim!” diye böbürlendiklerinde bahçıvanın kölesi olarak bir dairede döndüklerinden habersizler.
Bir statta, önlerine uzatılmış olan sırığa bağlı Tavşanı yakalamak için stadı fır dönen köpekler?
Gözleri bağlı olarak, vatanına ihanet eden hainler? Bir uydurma diskin içinde uydur Allah uydur, kayırıl Allah, kayırıl. Sonra da kullanıldığından habersiz unutulmuşluk çöplüğüne kütt!Salaklık çok zor bir kölelikmiş diyorum.

353-KULAKLARINA GÖRE YORUM YAPANLAR

                                                                     
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            İzmir;03 Nisan 2011

                                    KULAKLARINA GÖRE YORUM YAPANLARA!
“Atomu parçalamak mümkündür, insanların peşin hükümlerini parçalamak mümkün değildir.
                       Albert EİNSTEİN
“Develerin ve fillerin de elleri olsaydı, tanrılarını kendileri gibi resmederlerdi!”Efesli Ozan Ksenophon .
“İnsanlar yedi yaşına kadar ne öğrenirlerse ömürleri boyunca onları silmek mümkün değildir.”J.A.Comennus(1529-1570)
            İnsan yoksa yeryüzünde, ne Tanrı inanışı ne de sosyal düzen kuralları vardır! “Tanrı yoksa ahlâklı olmak neye yarar! İnanışına karşı vermek istediğim geniş kapsamlı bir yanıtın özü olarak yayımladığım yukarıdaki başlıktaki yazıma olumlu tepkiler aldım.
            Kurallar genellikle egemenler tarafından konulur, devirler değiştikçe de halkın mutluluğu ve çağa uygun olarak gelişmesi için de geliştirilir ve değiştirilir. Bazılarına göre de kalıbı ve içeriği konulduğu zamana ve ilk uygulanmış olduğu aşirete göre konulmuş olan DİNİ KURALLAR DEĞİŞTİRİLEMEZMİŞ!”Hele, hele kadınları bu dünyada ve cennette seks kölesi sayan ve Tanrısal inanca da bağlanan uyduruk masallar hiç değiştirilemezmiş! İnsanları bedenen, fikren ve ruhen değiştiren ve geliştiren Tanrımız olduğuna; Zaman değiştikçe hükümler de değişir’”İnancına göre insanları çok dar ve kıpırdayamaz bir cendereye sokmanın mantığını anlamak mümkün değildir. Bölgesel ve yöresel ve de gelişmişliklere ve o kesim insanların ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş kuralları evrensel olarak uygulamak insanlığın ölümüne neden olmak demek değil midir? Penguenleri soğuk bölgelerden alarak Arabistan çölünde yaşatmaya zorlamanın sonuçları nasıl olur dersiniz?
            İlk evrensel ve tüm insanları kapsayacak dini inancın temellerini ANEKNETHON-İHNETON-AMANOFİS4-Atmıştı. İnançta evrenselliği tüm canlılara ortak yapmıştı. Sonraları Hz. Musa geldi. Hz.Musa’nın tanrısı Yehova—Yahve-yalınız Yahudilere hitap ediyor, yalınız Yahudileri kucaklıyordu. Tüm kavimler her türlü malları ile İsrail kavminin emrindeydi. Savaş ganimeti olarak getirilen insan sürüsünün içindeki erkek eli değmiş Kadınları, sırf beslememek için, Hz, Musa bir emirle ve hemen oracıkta öldürtmüştü. Yehova, AMON-RA rahibi ve Dayısı İkinci Ramses’in de muhafız alayı komutanı, “Suyla Galen’in—MOŞE-- kavminin rüzgâr tanrısıydı. Yahudi ırkını da tam kucaklayamamıştı. Bugün bile, Yahudiler, biri birine çok ters iki dine dayalı akımın pençesindedirler.

İzleyiciler

Blog Arşivi