21 Mayıs 2012 Pazartesi
726/MATRAKLA SPOR BAYRAMI AMMA DA MATRAK OLDU HAA!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;20
Mayıs 2012.
MATRAKLA
SPOR BAYRAMI!
AMMA DA
MATRAK OLDU HAA!
Önce şu Matrak
denilen ve ilk defa 19 Mayıs Atatürk’ü Anma,Gençlik ve Spor Bayramımızda kullanılan
Osmanlının bir savaş sporundan söz etmek istiyorum.Bu Matrak denile savaş aletinin
tanımı, Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünün 2’inci cildinin 996’ıncı
sahifesinden bir öğrenelim:
MATRAK: A.İ.Mitrak.
Eski. Kalın sopa, değnek.2.S.Arp. Eğlenceli,gülünç,hoş.Matrak Adam:Cavcav gibi
Matrak oğlan var mı yahu!”
Matrak
Geçmek:Argo,alay etmek,eğlenmek.
Matrağa Almak:Alaya
almak.
Matrakçı:
İ.tar.Osmanlı ordusunda Acemilere Matrak denilen silahla savaşmayı öğreten
USTA.
En büyük Ulusal Bayramımızda, Osmanlının savaş oyununu gençlerimize spor diye
oynattıran BÜYÜK USTA! Ustam;bu hareket
Militaristlik olmuyor mu!Mademki bu savaş oyunu ile Viyana’ya kadar gittik,bu
oyunun ivedilikle Asker okullarında, haftada her gün olmak şartı ile üçer saat
oynatılmasına ferman!Ayrıca okullarımızda Hıristiyan işi resim sanatı öğretmeye
de son verilerek Matrakçı Nasuh/ölümü 28Nisan 1564/ örnek alına!Matrak
kullanmakta çok usta olduğu gibi matematikte de ilim sahibi bir Minyatür
ustasıdır. Kendisine SilahÎ/Matrakî denilirdi. Ferman Büyük Ustamızındır.Futbol
dahi yasaklana!Ulemanız Hz.Ali’nin başı ile oynamak buyurmuştu da!
18 Mayıs 2012 Cuma
725/TSK'DA YALINIZ BİR PAŞA MI VARMIŞ!
TSK’DA BİR PAŞA MI VAR!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;18 Mayıs 2012.
İş bu kanun Sayın Murat Binzet bey’den alınmıştır.
Türkiye cumhuriyetine adı ve tutumu ile lâyık oluşunu saptırmadan sürdüren CUMHURİYET GAZETESİNİN Usta kalemlerinden Sayın Bekir Coşkun “Kurt ve Köpek” üzerine Lafonten’den bir harmanlama mizah yazısı yazdı. Önce; kendinden menkul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Recep Tayyib Erdoğan Beyimiz indifa ettiler.”Paşalarımız kaleminden pislik akan bu yazarı dava etsinler!”Buyurdular. Hiç farkında değillermiş, koruyarak, hasıraltı ederek, aklayarak depoladıkları pislikler yiğitlerin kalemlerinden dünya kamuoyuna mutlaka akacaktır. Nitekim öyle de oldu.Margaret Fehim Paşa,Damat Mehmet Ferit Paşa,Nemrut Mustafa Paşa!,Aznavur Ahmet Paşa!Ben, tüm bu gibi paşaların anasını ve avratlarını şapam!Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinde kıçtan dolma paşalar yoktur!Generaller ve Amiraller vardır.Onlar da yalınız ve dahi yalınız, İftira dosyaları ve maskeli tanıklar aracılığı ile Müddei Hususiler, ki Başsavcıya bağlıdır, kanalı ile Hasdal’da Üsera kampındadır.Ne paşası!Son paşaları Zeki Müren de ölmedi mi?
Aşağıdaki kanun,19.500TL.Maaş karşılığı parmak kaldıranlar kanalı ile kabul edilmemiştir.Özellikle duyurulur!
KANUN: Efendi -Bey - Paşa gibi lakap ve ünvanların kaldırılmasına dair Kanun;
KANUN NUMARASI: 2590
KABUL TARİHİ: 26 / 11 / 1934
YAYIMLANDIĞI RESMİ GAZETENİN TARİHİ - SAYISI: 29 / 11 / 1934 – 2867
MD–1: Ağa - Hacı - Hafız - Hoca - Molla - Efendi - Bey - Beyefendi - Paşa - Hanım - Hanımefendi ve Hazretleri gibi Lakap ve Ünvanlar kaldırılmıştır.
Erkek ve Kadın vatandaşlar, Kanun karşısında ve Resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar
MD- 2: Sivil ve Rütbe ve Resmi nişanlar ve Madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harb Madalyaları bundan müstesnadır.
Türkler yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.
MD- 3: Askeri rütbelerden, adın başına gelmek üzere Kara ve Havada, Müşirlere
Mareşal, Birinci Ferik - Ferik ve Livalara "GENERAL", Denizde Birinci Ferik - Ferik
ve Livalara, "AMİRAL" denilir. Generallerin ve Amirallerin derecelerini gösteren
ünvanlarla Deniz Müşirleri ünvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları,
Ali İcra Vekilleri heyetinin tasdiki ile konulur.
MD- 4 : Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
MD- 5: Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.)
NOT: TÜRK POLİSİNİN EN BAŞARILI UYUŞTURUCU MADDE BULUCUSU KÖPEĞİN ADI DA”PAŞA’DIR. Anadolu’ muz’da iri çoban köpekleri de “Paşa!Paşa!”Diye çağırılır.
17 Mayıs 2012 Perşembe
724/ÇOBAN OLMUŞ SARIGÜLÜM!
SARIGÜLÜM ÇOBAN OLMUŞ!
Masaldan,destandan,gerçekten öte;
Kaz Dağında kaz güdermiş Sarıkız.
Gönlünde bin iftira acısı,
Kazlarıyla paylaşırmış hayatı.
Şimdi semada dolaşan kuşlar,
Çoktan ölmüş Sarıkızı ararlar.
Hepsinin kanadında alın yazısı
Yaşar gönlümüzde sonsuza dek
Kaz dağında Sarıkızın anısı.
Masmavi göğümüzde bulutların altında,
Elinde yanık sevda kavalı,
Bunca sessizlikten sonra
Bir sürüye çoban olmuş Sarıgül.
Kavalında yanık sevda türküleri
Yüreğinde yarım kalmış sevdaları.
Karşı tepelerde bir kurt olsaydım;
Kapıp ta götürürdüm Sarıgülümü,
Mağarama, inime sevdalı yüreğime.
Sürüsünü ve kavalını onsuz bırakırdım,
Yüreklerini de yaralı.
15 Mayıs 2012 Salı
723/DİN İLE ALDATAN SAHTEKÂRLAR!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;15 Mayıs 2012
DİN İLE ALDATAN SAHTEKÂRLAR!
Amerikalı Karı-Koca iki gök bilgini;Jüpiter Gezegenine yedi gök cisminin 1994 Ağustos ayının ilk haftasında, peşi peşine çarpacağını,günü ve saatine varana kadar,dakikası dakikasına aylar önce bildirmişlerdi.Dedikleri gün ve saatte bu gök cisimlerinin Jüpiter’e çarpmalarını televizyonlardan izlemiştik.Müslüman’ı ve dahi diğer din mensupları şaşırıp ta kalakalmışlardı.Jüpiter’deki insanların günahlarına karşı Ulu Tanrımızın bir gazabıydıysa bu cezalandırma,bunu ta dünyadan iki kişi nasıl önceden bilebilirdi!Gaybı Tanrıdan başka bilen olamayacağına göre.Sonradan tüm insanlar öğrendiler ki Jüpiter’de yaşam yokmuş!Peki bu gözdağı Jüpiter’de kimlere dersiniz?O iki insan olmasaydı bu gök olayını da bilen ve izleyen olmayacaktı.Uzayda ve dünyamızda tüm göksel olaylar bağlı oldukları değişmez yasalarına göre olmaktadır. Şimdi,taa!Amerika’da Bonanza çiftliğinde Amerikalıların esiri olarak yaşayan, oradan zavallı insanların beyinlerine çimento akıtan bir zavallının bilimsel!Nitelikteki uyarısını okuyalım da ne mal olduğumuza kendimiz karar verelim:Vatan Gazetesinin 18 Ağustos 2007,Cumartesi günlü bir haberi:
“KURAKLIĞIN NEDENİ GÜNAHLARIN ARTMASI!”
“Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen,verdiği bir vaazda kuraklığın nedeninin küresel ısınma değil insanların günahları olduğunu iddia etti.Türkiye’deki yağmur dualarının da yanlış yapıldığını savunan Gülen’in vaazı,cemaatine yakınlığı ile bilinen Zaman gazetesinde yayınlandı.Gülen’in sellere ve kuraklığa ilişkin yorumu şöyle: Bugün dünyanın değişik yerlerinde ve ülkemizde bir kuraklık yaşanıyor ve bu,umumiyetle bir şeye bağlanıyor:Küresel ısınma.Ama aynı zamanda diğer taraflarda bir çok bölgede yağmur yağıyor,seylâplar oluyor.Oralarda da yağmur Allah’ın rahmeti olarak yeryüzüne iniyor;ama vesileyle Allah’ın gazabına inkılâp ediyor.Bence meseleyi götürüp de eriyen buzullara,küresel ısınmaya fatura etmemeli.Evvela fatura edilecek bizler varız,maalesef gaflet içindeyiz.Bin türlü günah işleniyor,ama biz tevbe etmeyi düşünmüyoruz.”
“Hürriyet’in haberi de ilginç. İran’da; iki kafalı, üç elli bir çocuk dünyaya gelmiş. Dini bütün Tanrı’nın mucizesi adamlarla, İslami kurallara göre yönetilen; kadınlarını, kızlarını çarşafa sokan bir ülkede, bu olay, neyin işaretidir.
22 Eylül 1995 tarihli Cumhuriyet gazetesinde iki ilginç haber var. Aynı tarihli Hürriyet gazetesinde de ilginç bir haber var.
Tarihten üç ay önce; Senirkent İlçemizde, şiddetli yağışlar sonucu, büyük bir felaket yaşandı. Dini bütün, pırıl, pırıl 74 fakir insanımız öldü. Sellerin sürüklediği kaya, moloz ve çamurun altında kalıp öldüler. Genç bir jandarma subayıyken oralarda görev yaptım. O dağları, kesilen ormanları, içim yanarak gördüm. Senirkent faciası denilen; bir şişe şarapla tezgâhlanan oyunun iç yüzünü de öğrendim. Bu yüzden cezalandırılıp, meslekten atılan, Eskişehir’de kömür satan jandarma astsubayına ve yedi masum jandarma erine çok yandım. Ne ise.
R.P. Yerel bir gazetede, bu facianın sebebini kamuya duyurmuş. 2000’e 5 kale. Senirkent’te içki ve fuhuş varmış. O yüzden bu felaket olmuş! Felakete uğrayanların içki ve fuhuşla ne ilgisi var. Tanrı ,yapanları bırakacak, masumları öldürtecek. Hadi canım sende. Bosna paralarını iç edenler, paralarını marka ve dolara yatıranlar, her türlü sosyal pisliğin nedeni ve anası değiller mi? Askerine her gün 750 gr. şarap veren Fransa’da; içkiyi su diye içen; karılarını ve kızlarını bir çift naylon çoraba devreden ülkelerde bu felaket niye olmaz! İlle de; Bangladeş, Hindistan, Çin ve fakir ülkelerde olur?
Yeni Asya gazetesinin sahibi Mehmet Kutlular ne yaptı da bu felakete uğradı. ATATÜRK’E saldırdı da ondan mı?
İran’da ki olaya gelince:
Çocuğun anası ve babası; geceleyin küllüğe işemiş olmasınlar! Cünüp olarak gezmiş olmasınlar!
Yehova şahitleri de; Müslüman mahallesinde, salyangoz satıyorlar. Fuhuş ve içki yüzünden bu felaketler oluyormuş!
Şimdi; çağın dışındaki bu yaratıklara soruyorum.
1994 yılı yazında; çok önemli bir gök olayı oldu. Amerikalı karı-koca bilginler, bu olayın gününü, saatini ve dakikasını, aylar önce bildirdiler.
Jüpiter gezegenine, peşi peşine belirli aralıklarla, yedi yıldızın çarpacağını duyurdular insanlara. Çarpma, Tanrı’nın bir cezalandırma olayıysa, insanlar bunu nasıl bilebilirler. Bilince de; uçağa, füzeye atlayıp tüymezler mi?
Tanrı’nın Nuh Tufan’ı gibi; bir cezalandırma olayı olduğunu var sayalım.
Jüpiter’de hayat ta yok insan da yok. Yani; içki ve fuhuş yok. Sahi bu yedi yıldız, Jüpiter’e niçin çarptı dersiniz?
Doğal olaylar, kendi yasalarına göre işler. 65 milyon yıl önce, Dinozorların ortadan kalkışı, Mamutların soyunun tükenmesi fuhuş ve içkiye mi bağlı? O zaman insanlar yoktu; içki ve fuhuş ta yoktu. Şimdi; Dünya’nın başına bela ve Dünya’ya fazlalık olan insanı Dünya’dan silsek doğal felaketler şıp diye kesilecek mi?
Hz. Davut; uzaktan gördüğü çıplak kadının subay kocasını öldürtür.—Hititli General Uria,karısı Sitti yüzünden-- Hz. Musa; bir oğlakla gelinini kandırır hiçbir şey olmaz.
Doğal felaketler insanların günahı nedeniyle olsaydı; insanları kandırıp sömüren; cennet vaat ederek gerçek cennette yaşayanların başında patlardı tüm doğal yıkımlar!”Ostüzü. Nurculuk.
Kalahari çölüne beş senede bir yağmur düşermiş!Bu fukara zenciler ne günahı işlerler acep!Deniz Feneri,Kombasan,yalan ve dolan ile insanları aldatarak soymak günahtan değil midir acep!
Besançon şehrinin dağlarında 19’uncu asırda çam ormanları yetiştirilmiş.Her Allahın günü;sabahleyin yağmur yağmazsa öğleden sonra mutlaka yağmaktaymış.Bunun sebebini soranlara şu yanıt verilmektedir:”Her gün yağmur,yağmur yağmazsa kar yağar!” Ağaçları kes, ormanları yok edenlere 2B yasasını uygula,denizleri fosseptik çukuruna çevir, çocukların ırzına geç,ondan sonra da zavallı insanları masallarla korkut!Bunun adına ahlaksızlık derler!
722/İNKÂRA TAPMAK!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;15 Mayıs 2012.
İNKÂRA TAPMAK!
“Evvel onlardandı,şimdi bunlardan;
Renkten renge giren Bukalemunlardan!”Darbımesel!
Sayın Recep Tayyib Erdoğan Beyimiz,her yurt dışına çıkışını çok acayip bir demeçle tarihlendirmektedir.Daha önceleri taa!İspanyadan ses vermişti.Laiklik aleyhine.Ondan önce de Laikliğin dinin ve özgür inancın teminatı olan bir Anayasal güvence olarak beyanı fikirde bulunmuştu,hem de laikliğin yıldönümünde, Bay Bülent Arınç ile beraber!!
Mısır’daki dıştan körüklü ayaklanmaya da Laik bir anayasa önerisinde bulunmuştu!İnsan her gün elbise değiştirir amma,sık,sık fikir değiştirmek ne insanlığa ne de bir Büyük liderlere yakışır!Neyin ne olduğunu anlayamayan Milli İrade!Sahipleri bu önerileri dinlemekte ve hemen de unutmaktadır.Halkın kendi deyimiyle:”Bi gulağımdan girdi,öteki gulağımdan çıktı!”Kıçına giren kazıklardan haberi olmayanların neden haberi olur ki!
Bu sefer de bir Arap ülkesine giderken, politik gündemimize ışık tuttu:
“Yeni anayasanın yazılmaya başladığı bu günlerde,Başkanlık sistemini tartışmakta yarar vardır!”Dedi.Bunun nedeni ikidir kanımca:
1-Delikten aşağıya süpürülmemek!
2-Amerikan emperyalizminin emrine ve dahi güdümüne girmek!
“AYDINLARI KORKAK OLAN MİLLETLER, EZİLMEĞE MAHKÛMDUR.”
"Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi
gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir
Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk
bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir.
Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamı
giderilmesi olanaklı olmayan Zararlar verebilir."
Mustafa Kemal Atatürk.”En iyi yönetim şekli Cumhuriyettir. Seçilmiş olan milletvekilleri ve hatta Cumhurbaşkanı hırsız çıkarsa, halkın bunları seçimle değiştirmek imkânı daima mevcuttur!”Mustafa Kemal Atatürk.
İtalya’da, Almanya’da ve Rusya’da tek adama gidiş sürerken, Mareşal Gazi Mustafa Kemal:
“BENİM EN BÜYÜK ESERİM TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİDİR!”Diyordu.
Onun övündüğü en büyük eseri, bugünkü TBMM’Sİ değildi. Her şeyden önce kendilerini düşünen, Memurlarına, Emeklilerine ve Çalışanlarına 2012 Yılı maaş artışlarını ödeyemezken kendilerine 19.500TL,maaşı ve 5000TL.Emekli maaşını hemen alan Meclis hiç te değildir.Atatürk’ün getirmiş olduğu Cumhuriyet sayesinde seçilen,yemin ettikleri anayasayı hiçe sayan meclis te hiç değildir!
Başkan ve seçtiği adamlar hırsız,vatan haini ve bugün gözlemlediklerimiz gibi olursa onları kim ve nasıl değiştirecektir.Buyurunuz Deniz Fenerini,buyurunuz Danıştay Başkanının söylemlerini.Bizim Danıştay’ımızın 4584 yürütmeyi durdurma kararı verdiği sene Fransız Danıştayı 52 adet yürütmeyi durdurma kararı vermişti.Bunun nedenini sorduğum da Arkadaşım J.F.Pifelman durumu aynen şöyle açıklamıştı:
Fransa’da bir bakan istese de haksız ve yanlış bir karar veremez. Bakanlar politik kişilerdir. Bakanlıklarda Fransa’nın Müsteşarları ve Genel Müdürleri vardır.Onlar haksızlığa ve yanlışlığa izin vermezler!” Bizim Osmanlı yüzüklü ve Osmanlı kaftanlı Danıştay Başkanımızım söylemi beni derinden yaraladı:”Durdurmak, bozmak yok artık!”
Önceden kurulan Bay Bekir Bozdağ da,Başkanlık Sisteminin faydalarından yazılı ve sözlü basınımıza beyanat üstüne beyanat verdi.
En sonunda da:” Başkanlık Sistemi dışındaki diğer sistemler bocalamaktadır. Sonunda ülkemiz Başkanlık sistemine gidecektir!”Duru görüsünü söyledi!
Ünlü fıkradır. Padişahı Ruyu zeminin Soytarısı da yanında seyretmekteyken,Padişah Patlıcan aleyhinde konuşunca Soytarısı da:
“Gıda olarak beş para etmez Hünkârım!” Demiş. Biraz sonra, Padişah,”Canım bir patlıcan yemeği istedi,ne mükemmel gıdadır şu patlıcan!”Deyince,Soytarı:”Çok mükemmel bir nimettir, karnıyarığına, imambayıldısına ve közlemesine doyum olmaz Hünkârım!”Demiş.Padişah,eyerinin üstünden aşağıya bakarak:
“Bire daltaban! Biraz önce kötülediğin patlıcanı şimdi de methedersin!Bu ne densizliktir!”Deyu kükreyince Zavallı Soytarı:
“Devletlü Hünkârım, ben patlıcanın değil sizin soytarınızım!” demiş.Önemli olan da budur!Kim,kimin ve kimlerin soytarısıdır!
Şimdi, Sayın Bay Recep Erdoğan’ın 1993 tarihindeki Başkanlık Sistemi değerlendirmesini Bay Bozdağa’a söylesek bozarır mı dersiniz!Sayın Recep Tayyib Erdoğan,1993 senesinde Refah Partisi İstanbul il başkanı iken şöyle buyurmuşmuş:”
“Türkiye henüz başkanlık sistemine hazır değil. Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı,bir özentinin sonucu ya da Amerikan Emperyalizminin bire bir tavsiyesidir!”Bay Recep Beyimiz bu kanısını söylediğinde,delikten aşağıya süpürülme tehlikesi yoktu!Bay Bekir Bozdağ burada kimin meddahı olmaktadır?Bekir Bozdağ’ın dağında ne ot bitmiş ne de Cumhuriyet’in nimetleri bitmiş.Buna rağmen haklı olduğu taraflar da yok değildir!Başkanlık sisteminde kararlar hemen alınır: Irak’ta atom silahları üretilmektedir yalanı üzerine Irak hemen işgal edilerek,milyonlarca Müslüman öldürülür ve milyonlarca Müslüman kadın ve kızın hemen ırzına geçilir.Adolf Hitler;83 muhalif milletvekilini Rayştag’a polis zoru ile sokmaz,tek adam seçilir,milyonlarca Yahudi hemen yakılır,60.000.000 insanın ölümüne hemen neden olunur.Jozef Stalin,1198 arkadaşının 1130’unu hemen kurşuna dizer,bir tek emri ile de 3 Mareşal,210 General,208 Amiral ve 30.000 Subay hemen kurşuna dizilir.Benito Mussolini tek adam seçilir;bir tek tahta kanatlı uçağı olan Habeşistan’a iperit gazı atılır,Arnavutluk’a ve Yunanistan’a hemen girilir ve dünyaya rezil olunur.Saddam Hüseyin Başkan seçilir,ülkesinin ırzına geçilir. Hamit Karzai Afganistan’a başkan seçilir, ülkesi anında Amerika’ya peşkeş çekilir.Türkiye’ye Başkanlık Sistemi gelirse ne mi olur?Hâlâ anlayamadınız mı?Önce tutuklanmayan Generaller ve Subaylar,Aydınlar ve Yazarlar tutuklanır.İnsanlar, başkanın dar açısından dünyaya baksınlar diye beyinleri kilitlenir vatandaşlıktan köleliğe yatay geçiş sağlanır,üniter yapımız ve ülkemiz parçalanır.Çok zor kazanılmış olan hürriyetimizin elden kolayca çıkarılışına ağlamadık kimse kalmaz!
13 Mayıs 2012 Pazar
721/BAŞKANLIK YOLU TAKLA ATMAKTAN GEÇER!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;13 Mayıs 2012.
BAŞKANLIK YOLU, TAKLA ATMAKTAN GEÇER!
Adnan Menderes Başbakan olduğunda;bir gece Ulus Meydanındaki bir lokantanın garsonunu dövmüşlerdi.Ol garson Hemen Adnan Menderes’e telefon ederek olaya polisten önce el koymasını sağlamıştı.İlk Askeri Şura toplantısına başkanlık ettiğinde de Adnan Menderes:
“Sayın Genelkurmay Başkanım,gündemimiz nedir?” Dediğinde,şu yanıtı almıştı:
“Nasıl emrederseniz,gündemimiz odur!”
Adnan Menderes’i tutana aşk olsun! İmara açacağım diye de İstanbul’u neden yıkmasın!Hastalık büyümeye görsün bir kere!
Şimdi iyice bir bakarsanız,Rahmetli George Orwell’in 1984 adlı romanını Ülkemizde hayata geçirilişini de görürsünüz.1947/1948 yıllarında;İskoçya’da bir Verem hastanesinde yatmakta olan George Orwell adlı İngiliz,Korkuya,Beyin Yıkamaya ve Propagandaya dayalı tek siyasi parti eksenli bir yönetimde her şeye egemen olan ve her şeyin ona danışıldığı bir Büyük Şef üzerine kurgulanmıştır.”Big Brother/Büyük Birader/.Kitap 8 Haziran 1949’daİngiltere’de yayımlanmıştı.Dünya çapında da bir büyük üne kavuşmuştu.1984’te de filmi çekilmişti!
İstanbul’da Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları arasındaki son karşılaşmayı Galatasaray Futbol takımı kazanmıştı.İşte kepazelikler,kişisiliklikler bundan sonra sahaya egemen olmuştu.Bundan önce bir gelenek olarak kupa, maçı kazanan takıma oyunun oynandığı sahada verilmekteydi.Usul ve gelenek te böyleydi.Fenerbahçe,kazanmış olduğu tüm kupaları da,sıcağı,sıcağına maçın yapılmış olduğu sahada almıştı.Önceden,şampiyonluk kupasının maçın yapıldığı sahada verileceği de ilan edilmişti.Efendim,Fenerbahçe,kupanın sahada verilmesini istememiş.Bu konuda müzakerelerden bir sonuç çıkmayınca da konu İstanbul valisine onun kanalı ile de Sayın Recep Tayyib Erdoğan’a aksetmiş!Kupanın maçın yapıldığı sahada verilmesi Fermanı çıkmış!Bu konuda atılmış olan taklalar Sayın RTE’YE kadar ulaştırılarak onu tek seçici durumuna getirmiş!Büyük Birader,taklacılar tarafından yaratılmıştır!Bu konunun ipuçları İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin tarafından tüm dünyaya gösterilmişti.Belki harırlayamayanlarımız bulunabilir.Güneydoğu’da öldürülen katırın hesabının sorulacağını ilan eden,iri ön dişli Sinoplumuz.
Kendisini karşılayanlar arasında,huzurlarında manevi bir sevgi taklası atan yaşlı bir Çilekeşimize:
“Nereden bileyim sevdiğini,hadi bir takla at,ya da oyna da görelim!” Emrini vermişti.
Bu emrin verilmesinin iki nedeni olabilir:
1-Oynayarak ve bin bir takla atarak yükselmenin tek yol olduğunu göstermek!
2-Ben buralara takla atarak geldim şuuraltının emrine uymak! Takla Atmanın yasal ve vicdani bir yükselme aracı olduğunu göstermek, Takla Atmanın hıncını halktan çıkartmak!Denizlili bir kadın da:”Recep Tayyib Erdoğan’ı sevmemek,Allahı sevmemektir’”Diye ilahi bir karar ortaya atmamış mıydı?Hastalıklar bu ortamda boy atarlar,sayın Seyircilerimiz!
Diktatörleri taklacılar ve şakşakçılar yaratır!
720/ANALAR VE BABALAR!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;13 Mayıs 2012.
ANALAR VE BABALAR!
Bir erkek,bir kadınla bir olduğunu ömrü boyunca övünerek anlatır ve bir anı olarak taşır!
Bir erkekle bir olan Kadın da bunun yükünü ve sorumluluğunu ömrü boyunca taşır:İşte o Anadır!Anamızıdır!
11 Mayıs 2012 Cuma
719/CUMHURİYET,LAİKLİK VE BAŞKANLIK SİSTEMİ!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;12 Nisan 2012
CUMHURİYET,LAİKLİK VE BAŞKANLIK SİSTEMİ’
Budur Ustamızın son istemi!
“06.Şubat.2007 tarihli Milliyet Gazetesi, laiklik tartışmasını çok ilginç bir şekilde verdi. Sayfa’nın başına, Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’in, ”70. Yıl uyarısı” başlığını koyduktan sonra; daha büyük harflerle, ”LAİKLİK GÜVENCEDİR.” BAŞLIĞINI KOYDU.
Bunların hangi gün söylediklerinin TAKİYYE olduğunu kestirmek mümkün değildir. Sayın Arınç, o gün için şöyle buyurmuştu: ”Laiklik, vatandaşlarımıza vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlükleri konusunda en büyük güvenceyi sağlamıştır.
5. Şubat. 1937 ‘de Anayasa hukukumuza giren laiklik ilkesi ile tüm inançlar teminat altına alınmıştır. Laik düzende herkes, dini inanç ve düşünme özgürlüğüne sahiptir. Bu nedenle, laiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin vazgeçilmez ilkeleri arasındadır.”Sayın R.T.E de, şöyle buyurmuştu: ”BİRLEŞTİRİCİ OLSUN.” Mutlulukla söyleyebilirim ki, milletimiz, cumhuriyetin temel niteliklerini benimsemiş, laiklik gibi hukukun üstünlüğü ilkelerini de içselleştirmiştir. Bütün diğer kurumlarıyla, cumhuriyetimizin de, demokrasimizin de, en büyük güvencesi, işte bu itibarla aziz milletimizdir. Anayasamızda yer almasının 70. Yıldönümünde, bugün laiklik ilkesinin, farklı inanç ve yaşam biçimleri için özgürleştirici bir güvence olarak ne kadar hayati öneme sahip olduğunu çok daha görüyoruz. Laikliği, ayrıştırıcı değil, birleştirici bir ilke olarak yaşatıp, gelecek kuşaklara taşımalıyız.”
Bunların hangi gün söylediklerinin TAKİYYE olduğunu kestirmek mümkün değildir. Sayın Arınç, o gün için şöyle buyurmuştu: ”Laiklik, vatandaşlarımıza vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlükleri konusunda en büyük güvenceyi sağlamıştır.
5. Şubat. 1937 ‘de Anayasa hukukumuza giren laiklik ilkesi ile tüm inançlar teminat altına alınmıştır. Laik düzende herkes, dini inanç ve düşünme özgürlüğüne sahiptir. Bu nedenle, laiklik Türkiye Cumhuriyeti’nin vazgeçilmez ilkeleri arasındadır.”Sayın R.T.E de, şöyle buyurmuştu: ”BİRLEŞTİRİCİ OLSUN.” Mutlulukla söyleyebilirim ki, milletimiz, cumhuriyetin temel niteliklerini benimsemiş, laiklik gibi hukukun üstünlüğü ilkelerini de içselleştirmiştir. Bütün diğer kurumlarıyla, cumhuriyetimizin de, demokrasimizin de, en büyük güvencesi, işte bu itibarla aziz milletimizdir. Anayasamızda yer almasının 70. Yıldönümünde, bugün laiklik ilkesinin, farklı inanç ve yaşam biçimleri için özgürleştirici bir güvence olarak ne kadar hayati öneme sahip olduğunu çok daha görüyoruz. Laikliği, ayrıştırıcı değil, birleştirici bir ilke olarak yaşatıp, gelecek kuşaklara taşımalıyız.”
Aynı Recep Tayyib Erdoğan Beyimiz, bu sefer de başka türlü konuşmuş:”Referansımız İslam. Tek hedefimiz İslam Devletidir!”
Taa! İspanya’dankükremiş: BİR TUTTURMUŞLAR LAİKLİK ELDEN GİDİYOR DİYE! MİLLET İSTERSE TABİİ GİDECEK BE!””SONRA NEDİR BU LAİKLİK ALLAH AŞKINA? BU NE MENEM ŞEY!”Gömlek değiştirmek önemli değildir, yeter ki karakter değiştirilmesinkardeşim!Ostüzü.
Profesör Dr. Maurice Düverger söylemiş: ”POLİTİKACI, GELECEK SEÇİMLERİ DÜŞÜNÜR. DEVLET ADAMI DA, BİR ULUSUN GELECEĞİNİ, YARINLARINI DÜŞÜNÜR.”
Attıkları oyları, milli irade sayılan, evlerinde bir tas çorba kaynatmaktan mahrum bırakılıp, İFTAR ÇADIRLARININ DMİRBAŞI YAPILAN, KENDİLERİNİ BU HALLERE DÜŞÜRENLERİ BAŞTACI YAPAN, MİDESİNİ VE DAHİ TAKIM TAKLAVATINI DÜŞÜNEN KALABALIKLAR DA, BİR KİLO BULGURU, BİR KİLO NOHUDU DÜŞÜNÜRLER.
Sayın Bülent Arınç: ”Anayasamızın ikinci maddesine atıfta bulunarak: ”Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir. Laikliğin tanımı dendiği zaman ben bunu anlıyorum.” demiştir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer de: ”Laiklik, Türkiye’nin ümmetçilikten ulusçuluğa, kulluktan yurttaşlığa, bağnazlıktan çağdaşlığa yönelişini simgeler.” dedikten sonra, laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez ilkeleri arasında yerini aldığını “, vurgulamıştır
23.Aralık.2003 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde; Fransa’nın Eski Cumhurbaşkanlarından Sayın Bay Jacgue Chirac’ın laiklik ilkesi ürerine yapmış olduğu konuşması, tam metin olarak, birinci sayfa’da yayımlandı. ”LAİKLİK’İN SINIRLARI DEĞİŞTİRİLEMEZ”.
“Kamusal alanda, türban’ın yasaklanmasını destekleyen Chirac: ”Laiklik, cumhuriyetçi kimliğimizin merkezinde yer almaktadır. Artık, laikliğin sınırlarını değiştirmek söz konusu olamaz demiştir.”OsmanTürkoğuz; Tüm İnsanları Kucaklamak.11
Profesör Dr. Maurice Düverger söylemiş: ”POLİTİKACI, GELECEK SEÇİMLERİ DÜŞÜNÜR. DEVLET ADAMI DA, BİR ULUSUN GELECEĞİNİ, YARINLARINI DÜŞÜNÜR.”
Attıkları oyları, milli irade sayılan, evlerinde bir tas çorba kaynatmaktan mahrum bırakılıp, İFTAR ÇADIRLARININ DMİRBAŞI YAPILAN, KENDİLERİNİ BU HALLERE DÜŞÜRENLERİ BAŞTACI YAPAN, MİDESİNİ VE DAHİ TAKIM TAKLAVATINI DÜŞÜNEN KALABALIKLAR DA, BİR KİLO BULGURU, BİR KİLO NOHUDU DÜŞÜNÜRLER.
Sayın Bülent Arınç: ”Anayasamızın ikinci maddesine atıfta bulunarak: ”Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir. Laikliğin tanımı dendiği zaman ben bunu anlıyorum.” demiştir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer de: ”Laiklik, Türkiye’nin ümmetçilikten ulusçuluğa, kulluktan yurttaşlığa, bağnazlıktan çağdaşlığa yönelişini simgeler.” dedikten sonra, laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez ilkeleri arasında yerini aldığını “, vurgulamıştır
23.Aralık.2003 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde; Fransa’nın Eski Cumhurbaşkanlarından Sayın Bay Jacgue Chirac’ın laiklik ilkesi ürerine yapmış olduğu konuşması, tam metin olarak, birinci sayfa’da yayımlandı. ”LAİKLİK’İN SINIRLARI DEĞİŞTİRİLEMEZ”.
“Kamusal alanda, türban’ın yasaklanmasını destekleyen Chirac: ”Laiklik, cumhuriyetçi kimliğimizin merkezinde yer almaktadır. Artık, laikliğin sınırlarını değiştirmek söz konusu olamaz demiştir.”OsmanTürkoğuz; Tüm İnsanları Kucaklamak.11
Şimdi de tutturmuşlar Başkanlık Sistemi! Hadi canım sen de! Tüm erkleri şahsında toplamanın başka adı mı var?
Sayın Kemal Kara Bey’in liselerde okutulan şimdilerde de ortadan kaldırılmış iki ciltlik kitabının adı: Kemalizm/Atatürkçülük idi.O kitapta Mustafa Kemal’in bir öngörüsü de yer almıştı:
“En iyi yönetim şekli Cumhuriyettir.Milletvekilleri ve hatta cumhurbaşkanı hırsız olursa onları vatandaş eliyle,seçimle değiştirmekmümkündür!”Korkulan nokta bu mudur!
718/ŞURA-YI DEVLET,DANIŞTAY VE YANDAŞTAY!
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;11 Nisan 2012.İletiyi gönderme yazım!
Karakullukçuluk temizlikte kullanılan devlet görevlisinin unvan ve sıfatıymış! Bunu böyle bilerek kızmamamız gerek.Herkes üzerine düşen görevi ifa etmekle sorumludur.Kirli ve bulaşık kaplar ve dahi kazanlar ortada mı kalsın Kardeşim!
ŞURA-YI DEVLET,DANIŞTAY VE YANDAŞYAY!
Danıştay Başkanlığına seçilmiş olan Başbakan Yardımcımız Bay Bülent Arınç’ın sınıf arkadaşı Hüseyin Karakullukçu adlı kimesne Danıştayın 144’üncü ve Yandaştay’ın da birinci kuruluş yıldönümünde bir fikir beyan etti ki,tam Adaleti kullananlara özgü!
“Danıştayın 144’üncü kuruluş yıldönümünde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın huzurlarında başkanlık sistemini desteklediklerini açıklamıştır!”Ve şöyle buyurmuşlardır:
“Başkanlık sisteminin tartışmaya değer ve demokratik bir yönetim modeli olduğu KANISINDAYIZ!”Bu, bir Danıştay Başkanının açıklaması olmayıp,Danıştay üyelerinin oybirliği ile almış oldukları bir karardır!Vay anam vay!İkinci Mahmud’un ve Sultan Abdülaziz’in ve eski Danıştaylıların kemiklerini sızlatmaz mı bu haksız,hukuksuz ve taraflı konuşma.
Bendeniz;”Atatürk Kültür ,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,Türk dil Kurumunun Türkçe sözlüğünün Karakullukçu maddesine bir bakayım dedim.İkinci cilt,sahife 793. “Kara Kullukçu:İ.Ta.Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarında ,odaları ve odalara gelen konukların ayakkabılarını temizlemek,yemek kaplarını yıkamak gibi işlerde görevli yeniçeri eri!”
Bu konuda sözü uzatmaya da gerek kalmadı sanırım.Uzun boylu olarak ta Danıştay’ın tarihinden söz edecek te değilim.Yalınız bir olguyu vurgulamak istemekteyim:
Yeni binasına taşınan ve yepyeni bir başkanına da kavuşan bu Anayasal Kurumumuzun adının YANDAŞTAY olmasını önermekteyim.Saygılarımla.
Nereden nereye geldiğimizi göstermek amacı ile Şimdiki YANDAŞTAY’IMIZIN kısa bir öz geçmişini veriyorum:
Şura-yı Devlet
Vikipedi, özgür ansiklopedi: ALINTIDIR!
Şura-yı Devlet (Osmanlıca: شوراى دولت) Osmanlı Devleti'nde günümüzdeki Danıştay'a karşılık gelen yüksek yargı kurumudur. 1868-1922 yılları arasında görev yapmıştır.
Şura-yı Devlet'in temelleri II. Mahmut tarafından 1837 yılında kurulmuş olan Meclis-i Vâlây-ı Ahkâmı Adliye adındaki yüksek mahkemeye dayanır. Bu mahkeme günümüzdeki Danıştay ile Yargıtay’ın temelleri olan bir kurumdur. Daha sonra 1839 yılında Gülhane Hattı Hümayunu ile Osmanlı halkının din ve mezhep farkı gözetilmeksizin can, mal, ırz ve namus gibi tabi haklarının kanun teminatı altına alınacağı devletçe vaat edilmiş, böylece yeni bir hukuk devletinin temel prensipleri ortaya konmuş, idarenin (devletin) de hukuk kurallarına uyması gerekliliği Osmanlı’da kabul edilir bir fikir haline gelmiştir.
1868 yılında padişah Abdülaziz döneminde Meclis-i Vâlây-ı Ahkâm-ı Adliye ikiye ayrılarak Danıştay işlevini yapmak üzere Şura-yı Devlet, Yargıtay işlevini yapmak üzere ise Meclis-i Ahkâmı Adliye adıyla iki kuruma ayrılmış, böylelikle, yargı ve yürütme birbirinden ayrılmıştır. Bu iki yargı organından Şura'yı Devlet'e hem kanun tasarılarını hazırlama hem de idarî uyuşmazlıklara çözüm getirme şeklinde hem "kanun tasarı hazırlama" hem "yargı" görevi olarak iki görev verilmiştir. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'ye ise yalnızca "yargı" görevi verilmiştir.
Padişah Abdülaziz'in 10 Mayıs 1868 günlü nutkuyla fiilen çalışmaya başlayan Şura-yı Devlet'in[1] görevi "Kavanin ve nizamat layihalarını tetkik ve tanzim, mesalihi mülkiyeyi tetkik, hükümet ile eşhas beyninde mütehaddis deaviyi rü'yet ve memurini devletin tahkik ahvaliyle, muhakemelerini icra" olarak ifade edilmiştir. "Hükümet ile eşhas beyninde mütehaddis davaları" görmek ve çözümlemek görevi, 1876 Kanuni Esasisi ile genel mahkemelere bırakıldığından, Şura-yı Devlet'in yargısal görevi çok sınırlı kalmıştır.
Osmanlı döneminde 54 yıl görev yapan Şura-yı Devlet, 4 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’daki bütün merkez kuruluşlarının TBMM Hükümetinin yönetimine geçmesiyle sona erdi[2]. 669 sayılı Kanunla Şura-yı Devlet'in yerine Danıştay kurulup, 6 Temmuz 1927 tarihinde çalışmaya başladı.
- ^ II. Meşrutiyet Döneminde Danıştay (Şura-yı Devlet), Erkan Tural, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, V:13, 2006, sayfa: 79-89
- ^ 1868'den 1922'ye Şura-yı Devlet Reisleri, Fethi Gedikli.
- Ülkemizde hâlâ hukukçu olduğuna inanan Milli İrade mensuplarımıza armağan edilmiştir iş bu yazımız!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İzleyiciler
Blog Arşivi
- ► 2016 (202)
- ► 2015 (162)
- ► 2013 (239)
- ► 2012 (385)
- ► 2011 (300)