21 Aralık 2013 Cumartesi

1201/ARTİSTLERE ROL DAĞITIMI REJİSÖRLERİN GÖREVLERİNDENDİR!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;21 Aralık 2013

                       ARTİSTLERE ROL DAĞITIMI!

                           REJİSÖRLERİN GÖREVİDİR!

Gazete almak için gittiğim gazete bayiinde güleç yüzlü bir zat elimi sıkarak:

         “Günaydın Sayın Osman Bey, size iki sorum olacak, izin verir misiniz?”Dediler.

         “Sorularınızın yanıtını bilemesem de hemen araştırır,öğrenirim!”Dedim.

         “İstanbul’da Cumhuriyet Başsavcılığının başında bir KADI MI VARDIR?”Dediler.”Soyadı Çolakkadı olan ve Kadı gibi davranan birisi vardır. Hazırlık soruşturmasını önlemek için asıl soruşturma Savcısının yanına iki Müdedihususi eklemiştir.Cumhuriyet Savcıları hazırlık soruşturmalarını Ceza Muhakemeleri Usul Kanununa göre yürütürler.Daha önceleri çatma suç dosyalarında,iki çatma hakim kanalı ile hukuk dışı kurallar uygulanmıştı.Aynı oyun tezgaha konulmuştur.”Dedim ve ikinci soruyu sordu:

         “Türkiye Cumhuriyetinde valiler arasında Üst Vali-Ast ya da Alt Vali diye bir ayırım var mıdır?”

         “Bir ilin valisini diğer ilin valisi emrine o ilin emniyet müdürü olarak atamak;bir rejisörün kıral rolündeki aktöre kapıcı rolünü vermesi ile eşdeğerdir.Emir kulluğunu kabul edenlerin kabul edemeyecekleri rol yoktur.Onları yeni görev yerine Başsavcımızın uçağı ile götürmek te onlara kişilik kazandırmaz.Ulusal Kurtuluş Savaşımızda,İkinci Ordu komutanlığa atanmak istenen Ali Fuat Cebesoy:”Ben cephe komutanlığı görevini  deruhte etmiş bir komutanım,alt kademedeki bir komutanlığı kabul edemem!”Demişti de.

20 Aralık 2013 Cuma

1200/PANDORANIN KUTUSU VE AYAKKABI KUTUSU!


         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;20 Aralık 2013/Lütfen, her iki öyküyü de aynı mantık ölçüsünde değerlendirir misiniz? Gerçek Ayakkabı kutusunu masallarla karıştırtmamalısınız? Sanık ördekler götleri ile dalmaya başladılar! HAZIRLIK SORUŞTURMASINDA CUMHURİYET SAVCISININ EMRİ GEÇERLİDİR.Polis ilk defa onurlu bir soruşturma yapmıştır!Panik te bundandır!

 

                             PANDORANININ KUTUSU= MASAL!

                                               VE

                                AYAKKABI KUTUSU!= GERÇEK!

HER İKİSİ DE İNSANLIĞI VE ULUSLARI YIKAR, ATAR! NAMUSLULAR VE YİĞİTLER HAPİSLERDE YATAR! BU NEDENLE DA SOYGUNCU KAHPE DÖLLERİ ORTALIKTA FİNK ATAR. KOYUNLAŞAN TOPLUM DA YALANCILARININ AĞZINA BAKAR!

“Zeus, Eski Yunan   uygarlığında en önemli tanrı olarak görülmektedir. Pandora ise, Zeus ile ilgili bir kapaavramdır. Eski Yunan Medeniyetindeki inanışa göre Zeus, kötülük yapan insanları cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı yaratmıştır.

Pandora kelimesinin anlamı ise, Tanırların hediyesini ifade eder. İnanışa göre Zeus’un insanoğlunu cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı neden yarattığı incelenirse Eger, Zeus’un ateşini Prometheus’un kardeşi Epimetheus kendisinden çalmıştır ve çalınan bu ateş Epimetheus tarafından insanlara verilmiştir. Zeus, bu duruma oldukça kızmıştır ve insanlardan intikam almak için Pandora’yı yaratmıştır. Yunan mitolojisindeki inanış bu şekilde kendini göstermektedir. Zeus tarafından intikam almak için yaratılmış olan Pandora’ya, ateşi Zeus’ tan çalan Epimetheus âşık olur. Kardeşi Prometheus kardeşini oldukça fazla uyarmıştır fakat bu uyarılara rağmen Epimetheus, Pandora ile evlenmiştir. Eski Yunan Medeniyetindeki bu efsane bu evlenmeyle başlamış bulunur ve aynı zamanda bu efsane binlerce yıl öncesinden günümüze Kadar gelebilmeyi başarmış durumdadır. Mitolojide Pandora'nın kutusu

Zeus Pandora'nın eline kapalı bir kutu verir ve onu Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderir.

Olacakları önceden görebilen kâhin Prometheus bunun üzerine kardeşi Epimetheus'u Zeus'tan gelecek hiçbir hediyeyi almaması hususunda uyarır. Fakat Epimetheus hediyeyi elinde tutan güzel Pandora'yı görünce kardeşinin nasihatlerini unutur ve bunun karşılığında insanlığa en büyük kötülüğü getirir. Epimetheus, Pandora'nın çekiciliğine karşı koyamaz ve yapacağı en son şeyi ilk sıraya koyarak onunla evlenir. O zamana kadar erkekler kötülüğü, hastalığı, sıkıntıyı, yalanı bilmiyorlardır. Yeryüzüne bütün kötülükler Pandora ile birlikte bu kutuyla gönderilmiştir. Tek yapılmaması gereken ise bu kutunun açılmasıdır.

Zeus'un eline tutuşturduğu kutuda ne olduğunu merak eden Pandora bu merakına daha fazla dayanamayarak bu kutuyu açar. Bu kutu açılınca ne kadar kötülük, dert, kıskançlıklar, hastalıklar, açlık, yaşlılık, delilik, ahlaksızlık varsa yeryüzüne yayılır. Pandora bu kutunun kapağını kapatmak istese de çok geç olmuştu artık yeryüzü bu kötülüklerle olumsuzluklarla çevrelenmiştir. Buna rağmen Pandora, kutunun kapağını son hamleyle kapatır. Kutunun içindeki tüm hastalıklar ve kötülükler dışarı fırlar,acele ile Pandora’nın kapattığı  kutunun içinde yalınız UMUT kalır!”Şimdi bu  Efsaneyi Rahmetli  Azra Erhat’ın MİTOLOJİK SÖZLÜK adlı eserinden okuyalım:

            PANDORA: Hesiodos’un/Foçalı Çok tanrılı dinlerin peygamberi, Ostüzü/  hem “Theogonia” hem de “İşler ve Günler” adlı eserlerinde uzun uzadıya anlattığı Pandora efsanesi Ortadoğu ve özellikle Samî kaynaklı olsa gerek; çünkü ilk kadının yaratılışı, yani adem’le Havva  Efsanesinin Yunan Mitosuna aktarılmış bir kopyasına benzer.Kadını her kötülüğün ,her dert ve belanın başlangıcında görmek Yunan görüşlerine pek uymaz.Nitekim Hesiodos’tan sonra bu efsaneyi işleyen pek olmamıştır.Yunan yazınında Homeros şiiri ve onun dile getirdiği iyimser,gülümser dünya görüşü ağır basmış,karamsarlığı olduğu kadar kadın düşmanlığını da silip süpürmüştür.Hesiodos’un yansıttığı akım başka çağ ve ülkelerin sanatını etkilediği içindir ki,Pandora Efsanesini buraya almayı uygun gördük.Aşağıdaki anlatım,”İşler ve Günler’deki anlatımdır,Pandora ve Prometheus efsanelerinin bir karışımını verir:

Tanrılar, yeraltına gizlemiş besinleri. /Yoksa insan bir  gün çalışıp rızkını sağlar,/ Sonra bir yıl sırtüstü yatardı,/ Asar bırakırdı sabanını ocak başında,/ Çözerdi çiftini, çubuğunu,öküzlerini./

Zeus kızınca Prometheus’a/Kendini aldatan o sivri akıllıya,/Sakladı varını, yoğunu insanlardan./O gün bugündür dertlere boğdu insanoğlunu./

         Zeus gizledi besini insandan,/Ama İapetos’un güçlü oğlu Prometheus/Çaldı Zeus’un ateşini insanlar için/Sakladı onu Narthes kamışının işçinde./kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona./”İapetos oğlu, sivri akıllı kişi seviniyorsun ateşi çaldın,beni aldattın diye,/Ama bil ki dert açtın kendi başına da:/Aldığın ateşe karşı bir bela/Öyle bir bela sokacağım ki insanlara,/Sevmeye,okşamaya doyamayacaklar bu belayı”/böyle dedi ve kah!kah güldü insanların ve tanrıların babası./Namlı,şanlı Hephaistos’u çağırdı hemen,/EK:Zeus’un topal oğlu Aphrodit’in  kocası ve Demirciler tanrısı.Ostüzü./”Bir parça toprak al,suyla karıştır dedi,/içine insan sesi koy,insan gücü koy,/Bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin./

 

“Bedenini güzelim genç kızlara./Athena, sen de ona elişlerini öğret dedi/Renk, renk kumaşlar dokumasını öğret./Nur topu Aphrodite, sen de büyülerini kuşat ona./İstekler,arzularla tutuştur gönlünü/yüz gözlü devi öldüren Hermales,sen de /Bir köpek yüreği,bir Tilki huyu koy içine./”Böyle dedi  Zeus,onlar da yaptılar dediğini/ :/Koca Hephaistos topal tanrı hemen/Bir kız biçimine soktu toprağı./Gök gözlü Athena süslü kuşağını sarıverdi beline.

 

“O canım Kharitler ve o güzelim Pettho/Altın gerdanlıklar taktılar boynuna./Horalar bahar çiçekleriyle donattılar saçlarını.

 

“Hermelas doldurdu göğsüne yalanı, dolanı,/Uzaktan gürleyen Zeus’un oluyordu isteği./Ses koydu içine o Tanrılar kılavuzu ve PANDORA adını taktı./PANDORA demek bütün tanrıların armağanı demekti,/Çünkü bütün Olimposlular insanların başına bela etmişti onu./Tanrıların babası kurunca bu düzeni,/Epimetheus’a gönderdi Pandora’yı kılavuz tanrı Hermelas’la ./Epimheteus unuttu Prometheus’un  dediğini:/Zeus’tan armağan alma demişti ona Ptometheus, alırsan ölümlüleri derde sokarsın demişti,/Armağanı aldı ve alınca anladı başına bela aldığını./eskiden insanoğulları bu dünyada dertlerden kaygılardan uzak yaşardı, bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları,/Pandora açınca kutunun kapağını, dağıttı insanlara dertleri,acıları./Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık,kapağı açılınca dert kutusundan./Umut tam çıkacakken Pandora kapamıştı kapağı,böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus./O gün bugündür insanların başı dertte,toprak bela doludur,deniz bela doludur,geceleri dert doludur,gündüzleri dert dolu,belalar başı boş dolaşır sessizce ölümlülerin çevresinde;Derin düşünceli Zeus ses vermedi onlara sessizce gelişlerini duymasın  diye insanlara,/Görüyorsun ya Zeus’un dilediğine karşı konmaz!”SGK.S.236/237.

         Burada anlatılan masaldaki  Pandoranın kutusu ile içinden milyonlarca Dolar ve Avro çıkan  Ayakkabı kutusunun kaderleri örtüşmektedir: Kutunun içine  konulan her türlü şerefsizlik,yalakalık,vatan hainliği Allah ve din ile aldatma,bir ulusu ve onun kurmuş olduğu onurlu devleti yıkma,içilen andlara ihanet suçları kutunun açılması ile dışarı çıkmıştır.Sayın Bay Recep Beyimizin kutuyu acilen kapatması ile de kendileri ve daha büyük ihanetler kutunun içersinde kalmıştır. Kutuyu bu hali ile unutulmuşluk lağımına gömmek murat edilmektedir,tıpkı Deniz Feneri ve ötekiler gibi.Ama,Türk toplumu uyanmamakta direnirse kutudan dışarıya akan pislik onu boğmaya yetecektir.Kutuyu yaratanın  da baş tanrı Fethullah ve Harici bedhahların olması düşünülebilir Garik!

 

 

/

1199/PANDORANIN KUTUSU VE AYAKKABI KUTUSU!


         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;20 Aralık 2013/Lütfen, her iki öyküyü de aynı mantık ölçüsünde değerlendirir misiniz? Gerçek Ayakkabı kutusunu masallarla karıştırtmamalısınız? Sanık ördekler götleri ile dalmaya başladılar! HAZIRLIK SORUŞTURMASINDA CUMHURİYET SAVCISININ EMRİ GEÇERLİDİR.Polis ilk defa onurlu bir soruşturma yapmıştır!Panik te bundandır!

                             PANDORANININ KUTUSU= MASAL!

                                               VE

                                AYAKKABI KUTUSU!= GERÇEK!

HER İKİSİ DE İNSANLIĞI VE ULUSLARI YIKAR, ATAR! NAMUSLULAR VE YİĞİTLER HAPİSLERDE YATAR! BU NEDENLE DA SOYGUNCU KAHPE DÖLLERİ ORTALIKTA FİNK ATAR. KOYUNLAŞAN TOPLUM DA YALACILARININ AĞZINA BAKAR!

“Zeus, Eski Yunan   uygarlığında en önemli tanrı olarak görülmektedir. Pandora ise, Zeus ile ilgili bir kapaavramdır. Eski Yunan Medeniyetindeki inanışa göre Zeus, kötülük yapan insanları cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı yaratmıştır.

Pandora kelimesinin anlamı ise, Tanırların hediyesini ifade eder. İnanışa göre Zeus’un insanoğlunu cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı neden yarattığı incelenirse Eger, Zeus’un ateşini Prometheus’un kardeşi Epimetheus kendisinden çalmıştır ve çalınan bu ateş Epimetheus tarafından insanlara verilmiştir. Zeus, bu duruma oldukça kızmıştır ve insanlardan intikam almak için Pandora’yı yaratmıştır. Yunan mitolojisindeki inanış bu şekilde kendini göstermektedir. Zeus tarafından intikam almak için yaratılmış olan Pandora’ya, ateşi Zeus’ tan çalan Epimetheus âşık olur. Kardeşi Prometheus kardeşini oldukça fazla uyarmıştır fakat bu uyarılara rağmen Epimetheus, Pandora ile evlenmiştir. Eski Yunan Medeniyetindeki bu efsane bu evlenmeyle başlamış bulunur ve aynı zamanda bu efsane binlerce yıl öncesinden günümüze Kadar gelebilmeyi başarmış durumdadır. Mitolojide Pandora'nın kutusu

Zeus Pandora'nın eline kapalı bir kutu verir ve onu Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderir.

Olacakları önceden görebilen kâhin Prometheus bunun üzerine kardeşi Epimetheus'u Zeus'tan gelecek hiçbir hediyeyi almaması hususunda uyarır. Fakat Epimetheus hediyeyi elinde tutan güzel Pandora'yı görünce kardeşinin nasihatlerini unutur ve bunun karşılığında insanlığa en büyük kötülüğü getirir. Epimetheus, Pandora'nın çekiciliğine karşı koyamaz ve yapacağı en son şeyi ilk sıraya koyarak onunla evlenir. O zamana kadar erkekler kötülüğü, hastalığı, sıkıntıyı, yalanı bilmiyorlardır. Yeryüzüne bütün kötülükler Pandora ile birlikte bu kutuyla gönderilmiştir. Tek yapılmaması gereken ise bu kutunun açılmasıdır.

Zeus'un eline tutuşturduğu kutuda ne olduğunu merak eden Pandora bu merakına daha fazla dayanamayarak bu kutuyu açar. Bu kutu açılınca ne kadar kötülük, dert, kıskançlıklar, hastalıklar, açlık, yaşlılık, delilik, ahlaksızlık varsa yeryüzüne yayılır. Pandora bu kutunun kapağını kapatmak istese de çok geç olmuştu artık yeryüzü bu kötülüklerle olumsuzluklarla çevrelenmiştir. Buna rağmen Pandora, kutunun kapağını son hamleyle kapatır. Kutunun içindeki tüm hastalıklar ve kötülükler dışarı fırlar,acele ile Pandora’nın kapattığı  kutunun içinde yalınız UMUT kalır!”Şimdi bu  Efsaneyi Rahmetli  Azra Erhat’ın MİTOLOJİK SÖZLÜK adlı eserinden okuyalım:

            PANDORA: Hesiodos’un/Foçalı Çok tanrılı dinlerin peygamberi, Ostüzü/  hem “Theogonia” hem de “İşler ve Günler” adlı eserlerinde uzun uzadıya anlattığı Pandora efsanesi Ortadoğu ve özellikle Samî kaynaklı olsa gerek; çünkü ilk kadının yaratılışı, yani adem’le Havva  Efsanesinin Yunan Mitosuna aktarılmış bir kopyasına benzer.Kadını her kötülüğün ,her dert ve belanın başlangıcında görmek Yunan görüşlerine pek uymaz.Nitekim Hesiodos’tan sonra bu efsaneyi işleyen pek olmamıştır.Yunan yazınında Homeros şiiri ve onun dile getirdiği iyimser,gülümser dünya görüşü ağır basmış,karamsarlığı olduğu kadar kadın düşmanlığını da silip süpürmüştür.Hesiodos’un yansıttığı akım başka çağ ve ülkelerin sanatını etkilediği içindir ki,Pandora Efsanesini buraya almayı uygun gördük.Aşağıdaki anlatım,”İşler ve Günler’deki anlatımdır,Pandora ve Prometheus efsanelerinin bir karışımını verir:

Tanrılar, yeraltına gizlemiş besinleri. /Yoksa insan bir  gün çalışıp rızkını sağlar,/ Sonra bir yıl sırtüstü yatardı,/ Asar bırakırdı sabanını ocak başında,/ Çözerdi çiftini, çubuğunu,öküzlerini./

Zeus kızınca Prometheus’a/Kendini aldatan o sivri akıllıya,/Sakladı varını, yoğunu insanlardan./O gün bugündür dertlere boğdu insanoğlunu./

         Zeus gizledi besini insandan,/Ama İapetos’un güçlü oğlu Prometheus/Çaldı Zeus’un ateşini insanlar için/Sakladı onu Narthes kamışının işçinde./kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona./”İapetos oğlu, sivri akıllı kişi seviniyorsun ateşi çaldın,beni aldattın diye,/Ama bil ki dert açtın kendi başına da:/Aldığın ateşe karşı bir bela/Öyle bir bela sokacağım ki insanlara,/Sevmeye,okşamaya doyamayacaklar bu belayı”/böyle dedi ve kah!kah güldü insanların ve tanrıların babası./Namlı,şanlı Hephaistos’u çağırdı hemen,/EK:Zeus’un topal oğlu Aphrodit’in  kocası ve Demirciler tanrısı.Ostüzü./”Bir parça toprak al,suyla karıştır dedi,/içine insan sesi koy,insan gücü koy,/Bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin./

 

“Bedenini güzelim genç kızlara./Athena, sen de ona elişlerini öğret dedi/Renk, renk kumaşlar dokumasını öğret./Nur topu Aphrodite, sen de büyülerini kuşat ona./İstekler,arzularla tutuştur gönlünü/yüz gözlü devi öldüren Hermales,sen de /Bir köpek yüreği,bir Tilki huyu koy içine./”Böyle dedi  Zeus,onlar da yaptılar dediğini/ :/Koca Hephaistos topal tanrı hemen/Bir kız biçimine soktu toprağı./Gök gözlü Athena süslü kuşağını sarıverdi beline.

 

“O canım Kharitler ve o güzelim Pettho/Altın gerdanlıklar taktılar boynuna./Horalar bahar çiçekleriyle donattılar saçlarını.

 

“Hermelas doldurdu göğsüne yalanı, dolanı,/Uzaktan gürleyen Zeus’un oluyordu isteği./Ses koydu içine o Tanrılar kılavuzu ve PANDORA adını taktı./PANDORA demek bütün tanrıların armağanı demekti,/Çünkü bütün Olimposlular insanların başına bela etmişti onu./Tanrıların babası kurunca bu düzeni,/Epimetheus’a gönderdi Pandora’yı kılavuz tanrı Hermelas’la ./Epimheteus unuttu Prometheus’un  dediğini:/Zeus’tan armağan alma demişti ona Ptometheus, alırsan ölümlüleri derde sokarsın demişti,/Armağanı aldı ve alınca anladı başına bela aldığını./eskiden insanoğulları bu dünyada dertlerden kaygılardan uzak yaşardı, bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları,/Pandora açınca kutunun kapağını, dağıttı insanlara dertleri,acıları./Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık,kapağı açılınca dert kutusundan./Umut tam çıkacakken Pandora kapamıştı kapağı,böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus./O gün bugündür insanların başı dertte,toprak bela doludur,deniz bela doludur,geceleri dert doludur,gündüzleri dert dolu,belalar başı boş dolaşır sessizce ölümlülerin çevresinde;Derin düşünceli Zeus ses vermedi onlara sessizce gelişlerini duymasın  diye insanlara,/Görüyorsun ya Zeus’un dilediğine karşı konmaz!”SGK.S.236/237.

         Burada anlatılan masaldaki  Pandoranın kutusu ile içinden milyonlarca Dolar ve Avro çıkan  Ayakkabı kutusunun kaderleri örtüşmektedir: Kutunun içine  konulan her türlü şerefsizlik,yalakalık,vatan hainliği Allah ve din ile aldatma,bir ulusu ve onun kurmuş olduğu onurlu devleti yıkma,içilen andlara ihanet suçları kutunun açılması ile dışarı çıkmıştır.Sayın Bay Recep Beyimizin kutuyu acilen kapatması ile de kendileri ve daha büyük ihanetler kutunun içersinde kalmıştır. Kutuyu bu hali ile unutulmuşluk lağımına gömmek murat edilmektedir,tıpkı Deniz Feneri ve ötekiler gibi.Ama,Türk toplumu uyanmamakta direnirse kutudan dışarıya akan pislik onu boğmaya yetecektir.Kutuyu yaratanın  da baş tanrı Fethullah ve Harici bedhahların olması düşünülebilir Garik!

 

 

/

1198/ETME VE EYLEME BEKR!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;19 Aralık 2013

         ALLAHIMA KURBAN OLAYIM; ŞAŞIRTTIĞI KULUNU BEYGİR GİBİ OSURTAN ALLAHIMA!

                                  ETME VE EYLEME BEKR!

                   “Kılıç çeken kılıçla ölür!”Hıristiyan atasözü!

                   “Ne ile suçlarsanız, onunla da suçlanırsınız!”Ostüzü.

                   “Efendim; bir soruşturmayı Başbakanımız Televizyon öğrenirse,bunun açıklanacak bir tarafı yoktur!”Bekir Bozdağ! Sayın Şaşkınlarımız; bizce ve hukuk sistemimizce de bu durumun  açıklanacak yanları çoktur! Ostüzü. Abdülhamit için söylenmiş bir tekerleme vardır:”Kendi sui tedbirimle bombok oldu her işim;/Hem ağzıma sıçtı Felek, hem sikildi geçmişim!”Polisi Fethullah Gülenin emrine vermek,Amerika Birleşik Devletlerinin emrine vermektir!

         Bendeniz ne acemi pehlivanlar bilirim; kendisine denk pehlivanlar beğenmezken, en alt kademede güreşen bir pehlivan adayına tuşla yenilmiş!

         Kolluk Kuvvetlerini Adli Kolluk ve Önleyici kolluk olarak iki gruba ayırırız. Önleyici kolluk kuvvetleri Mülki âmirlerin emirlerindedir.Adli kolluğa Cumhuriyet Savcıları hazırlık soruşturması görevini verdiklerinde,Adli Kolluk güçleri onların emir ve talimatlarına tabiidirler.Cumhuriyet Savcıları,hazırlık soruşturmasının hiçbir kimseye açıklanmamasını emrettikten sonra,hazırlık soruşturması çok gizli olarak yürütülür.Kendisini Türkiye Cumhuriyeti Başsavcısı zanneden kişiye de ifşa edilemez.Bekr Beyin beyanı da bir  şaşkınlık sayıklamasıdır.Sonracıma;”hazırlık soruşturması gizlidir,ifşa edilmesi de suçtur,ihbar ediyorum!”İtirafı da kendilerin açığa düşürmekten öte bir hukuki anlam ifade etmez!Çatma dosyalarla ülkemizin Kahramanlarına ve Aydınlarına yükletilmek istenen iftiralar her türlü yayın kuruluşlarına hemen yansıtılmadı mı?Hadi oradan bağırsakları boşaltılanlar,yettiniz gari!

        

19 Aralık 2013 Perşembe

1197/çÇOCUKLAR BABALARININ GENLERİNİ TAŞIRLAR!


               TC,

OSMANTÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;20 Aralık 2013

 

 

                              OĞULLAR BABALARININ GENLERİNİ TAŞIRLAR!

            Alman Cumhurbaşkanının beleş uçak biletiyle seyahati tepetaklak olmasına fazlası ile yetmişti. Küçücük bir Baltık ülkesinde bir alış-veriş marketinin çatısının çökmesi o ülkenin İş İşleri Bakanının istifasına neden olmuştu. İngiltere’de bir serserinin bir askeri öldürmesi İngiliz İç İşleri Bakanının istifasına yetmişti. Newyork eyalet valisinin Beş adet beleş bilet ile maç seyretmesi valilikten azledilmesine yetmişti.

         Ülkemizde soygun, rüşvet,talan,adam kayırma,çatma delillerle ulusal kahramanlarımızı ve aydınlarımızı tutuklattırıp,hainlerimizi de kahraman yerine koyma rezaleti yaşandığı halde,ülkemizin dinamik güçlerinin ve dahi halkımızın gıkı çıkmamakta.

         Ülkemizde her pislik deşildikçe; İleri Demokrasinin ve Açılımın bağırsakları boşaldıkça, Sayın Bay Recep Beyimiz mağduru oynamakta ve herkesi suçlamakta. “En iyi savunma, karşı taarruzdur!”İlkesini kullanmaktadır. Karşı taarruz için elde taarruza kaldırılacak kuvvetler gerekir. Recepkolar ancak ve ancak kendi halkına karşı İkinci Çanakkale Destanını  yazabilmekte. Kendi halkına biber gazı yedirtenler alabildiğine rüşvet yemekteler. Benim üzüldüğüm bir nokta var:14 Mayıs 1950 senesinde;Demokrat Parti iktidara geldiğinde,Oxfort’ta okuyan bir Türk öğrenci “demokrasi geldi” diyerek dans ederken bir İngiliz Profesörün söylediği sözün gerçekleşmesi:

         “Sayın Bayım, o kadar keyiflenerek sevincinden dans etme. İktidara oyla gelenler,oyla giderlerse sevincinden  oynayabilirsin.Şarkta oy ile gelenlerin dipçikle gittiklerini de hiç aklından çıkarma!”

         Deniz Fenerini söndürme taktiği başlatıldı bile: Soruşturmayı  yapanlar, görevlerini ihmal suçu işlemişler!?Bağlı oldukları makamlara bilgi vermemişler.Hani Erkler ayrımı vardı ve Yargı da bağımsızdı!Kendisini Başsavcı ilan edene neden bilgi verilmemiştir!İç İşleri Bakanına da bilgi vermek gerekirmiş!?

         Şimdi ne mi olcek? Soruşturmayı yapanlar ,rutinmiş gibi nakle tabi tutulacak,,Dört Bakan da Belediye Başkanı seçimlerine aday olma iddiası ile görevlerinden istifa edecekler.Kaptan gemimi kurtardım diye sevinirken, gemisi içindekilerle birlikte  kayalara çarparak batacak,halkımız da şehitlerinin arkasından ağlaşacak!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15 Aralık 2013 Pazar

1196- SAYGINLIK VE İTİBAR!


               TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
TV: İzmir,15 Aralık 2013
HAKSIZ OLARAK ELİNE GÜÇ GEÇİRENLERE SAYGI,
KÖLE RUHLU İNSAN MÜSVETTELERİNE AİTTİR. 
PADİŞAHLIĞI KOVDUK 550 PADİŞAH PEYDAHLADIK, HAİNLERİ DE BAŞTACI ETTİK!
                  “ Saygınlık ve İtibar!”
         “Bazı kişilerin davranışları nedeniyle Meclisin, Saygınlığı ve itibarı en alt düzeye indirildi!” Sağcı iktidarların si ne gu’a                                     non’su./ Olmazsa olmazı/ Bay Cemil Çiçek! Hadi yavv!
         Birinci İnönü Muharebesinde Milletvekillerimizden bazıları muharebeye er gibi fiilen katılmıştı. Bunların adlarının okunarak zapta geçirilmesi kabul edilmişti. Ateş hattından iki saat boyunca muharebeye katılan milletvekillerimizin adları:
         1-Ziya Hurşit; 30 yaşında Almanca öğretmeni telsiz astsubayı.
         2-Neşet, 39 yaşında, eski İzmit Mutasarrıfı, 2’inci ve 3’üncü dönemlerde de milletvekili seçilmiştir.
         3-Yusuf Ziya ( Eraydın), 35 yaşında ziraat memuru, Fransızlara karşı savaşta Mersin grubu müfreze komutanı.
         4-Memduh,30 yaşında Jandarma subayı.
         5-Rıza
30 yaşında Muşlu bir ağanın oğlu.
         6-Sabit,43 yaşında Eşraftan,2’inci dönemde de milletvekili.
         7-Sami,32 yaşında Silifke eşrafından.
         8-Hamdi Namık, 37 yaşında mülkiye memuru,Geyve kaymakamı.
         9-Operatör Emin(Erkul)39 yaşında,sonradan İstanbul Şehremini/Belediye Başkanı/
         10/Doktor Fuat,sonra Kırklareli milletvekili oldu.Çocuk esirgeme Kurumu kurucu başkanı.
         11/Doktor Abidin,41 yaşında 2’inci dönemde de milletvekili oldu. TBMM: Zabıt Ceridesi c.5,s.369/370.Sabahattin Selek,İstiklal Harbi 2’inci cilt,s.114.
         Milletvekillerimiz, askerlere tütün almak için maaşlarından yirmişer Lira kesilmesine oy birliği ile karar aldılar. Öğrenci yataklarında yatarak, öğrenci sıralarında oturdular ve karavanadan yemeklerini yediler, gaz lambasının ışığı altında çalıştılar, bir paltoyu iki kişi kullandılar.Daha sonra maaşları öğretmen maaşlarına göre düzenlendi,en sonunda da bir albay maaşı emsal alındı.daha sonra da Millet vekilleri maaşları Başbakanlık Müsteşarının maaşına endekslenmişti.Hazineye yardım için de her ay maaşlarından yüzer lira kesildi.Ankara Müftüsü Uşaklı Rıfat Börekçinin 1200Türk lirasını Meclis Başkanının emrine vermesi üzerine, ilk defa ve bir sefere mahsus olmak üzere, ETLİ BULGUR PİLAVI YEDİLER.ŞİMDİKİLERE BİR BAKALIM:Milletvekili maaşları:
         İki senesini milletvekili olarak parmak kaldırmak suretiyle dolduranlar kıyak emeklilik hakkına kavuşturulmuşlardı. Meclis Başkanı Bay Cemil Çiçek, milletvekillerinin Zam taleplerine bilimsel bir yaklaşımda bulunmuştu!”Milletvekillerimiz davet edildikleri nişan ve düğünlere çeyrek altın takmak üzere gitmektedirler. Bu da milletvekillerimizin saygınlığı ve itibarıyla bağdaşmamaktadır!”Milletvekillerimizin adetleri olduğu gibi parmaklarını kaldırmaları suretiyle bu zam isteği de yasalaşmıştı. Asgari ücretin SEKİZYÜZ TÜRK LİRASI olmasını da Bakan Çağlayan:”Sekiz yüz lira büyük bir paradır!”Diyerek tiye almıştı. ŞİMDİ GELELİM MİLLETVEKİLLERİMİZİN HAZİNE VURGUNUNA:
         “Milyonlarca işçi kıdem tazminatlarını bile kaybetmek endişesi yaşarken, milletvekilleri maaşları Ocak 2014 ayından itibaren YİRMİ BİN LİRAYI GEÇECEK!2014 bütçesine göre,milletvekili maaşları Ocak 2014 ayı itibarıyla  ONÜÇ BİN YEDİ YÜZ LİRAYI /13 700/geçecek.Milletvekillerimizin büyükçe bir bölümü de Emekli Sandığı,Bağkur ve Sosyal Sigortalar kurumundan emekli aylıklarını almaktadırlar.böyle olunca da Milletvekili maaşlarında ALTI BİN DOKUZYÜZYETMİŞ ÜÇ/6973/liralık bir artış olacak.bu da Yirmibin lira demektir.Bu arada,milletvekili maaşları 2013 yılbaşında Cumhurbaşkanlığı ödeneğine göre endekslenmişti.Bu endeks uygulandığı taktirde,Ocak 2014’ten itibaren Milletvekili aylıklarında ALTI BİN DOKUZYÜZYETMİŞÜÇ/6973/LİRADAN YEDİBİNDÖRTYÜZYETMİŞDOKUZ/7479/LİRALIK BİR ARTIŞ OLACAKTIR.”
         Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında; Samanpazarında bir halıcı dükkânına uğrayan Meclis Başkanı Mustafa Kemal, çok kıymetli bir halının satışa arz edildiğini görerek halıcıya bunun ederini sorduğunda şu yanıtı almış:
         “Paşam bu halı, milletvekili ŞEYH FALANA AİTTİR. Sıkılmış, Kırk liradan satılması için bırakıldı!”Dediğin de halının parasını ödeyerek ol halıyı katlatıp şeyhin evine bırakmıştır. biz tüm bu yaşanmış olan olayların kahramanlarına karşı hem saygılıyız hem de onlara şükran beslemekteyiz.Andından dönen döneklere ve sizlere saygımız yoktur bizim.
         Verdiği sözden ve yemininden dönmek, kişinin kendisini inkâr etmesidir. Kendisini inkâr edenlerin ne Saygınlıkları kalır ne de itibarları. Anayasamızın 2- Ant içme bölümünün 81’inci maddesindeki Milletvekili Andını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Şeref kürsüsünden tüm dünyaya duyuranların bu andlarına karşı tavır almalarının şeref ve itibarla bağlantısını bulmamız ne mümkündür. Okuyalım:
         “Madde 81-“Türkiye Büyük MİLLET Meclisi üyeleri,göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:
        “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalcağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
        Sayın Cemil Çiçek Beyimiz; Siz hukuk fakültesi mezunu olarak Anayasa Hukukunu iyi bilmek durumundasınız. Anayasalar bir ulusun dönüm noktasını belirleyen büyük olaylardan sonra Kurucu Meclislerce/Assemble Constitityonele/ Hazırlanır.Normal seçimle seçilmiş bir meclisin anayasa hazırlama yetkisi geleneği anayasalar tarihinde yoktur.1921/1924/1961 ve 1982 Anayasalarımızın hazırlanış biçimine bakar mısınız?Hem Anayasayı kollayıp koruyacağınız üzerine andiçeceksiniz,hem de BOL MAAŞLI VE MİLLETVEKİLİ SAYISININ İKİ KATI SUÇ DOSYALI MİLLETVEKİLLERİNİ KULLANARAK,ULUSAL BİRLİĞİMİİZİ VE TOPRAK BÜTÜ
NLÜĞÜMÜÜZÜ BOZACAK ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPACAKSINIZ.
        “Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, dokunulmazlık dosyaları konusunda TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşeceğini, siyasi parti liderleriyle görüşmek istediğini söyledi. Kuzu, “Cumhurbaşkanı ile görüşmeyeceğim” dedi. Kuzu’nun verdiği bilgilere göre, 869 dokunulmazlık dosyası var. AKP’nin 63,  CHP’nin 85, MHP’nin 21, 38’i bağımsız,  1’i KADEP ve 661 dosya  BDP milletvekilleri hakkında.  Adalet  Bakanlığı’ndan bir dosyanın gönderilmesi durumunda bu sayı  870’e çıkacak. Hakkında dokunulmazlık dosyası bulunan milletvekili sayısı 116. Bu milletvekillerinin 42’si AKP,  31’i CHP, 13’ü  MHP, 4’ü  bağımsız, 1’iKADEP ve 25’i  BDP milletvekili. Türk siyasi tarihi boyunca 3 bin dokunulmazlık dosyası  geldi. 42 dosya hakkında dokunulmazlığın kaldırılması kararı verildi. Bunlar,  Mehmet Ağar ve arkadaşları ile Leyla Zana ve arkadaşları hakkındaki dosyalar.”
        Suçluların da Duayenliği olmalıdır! Nasıl cezaevinde en çok adam öldüren en çok saygıyı görürse; Mecliste de en büyük suçu işleyen milletvekili de en büyük saygıyı görmelidir! Nasıl Almanya’da asrın en büyük soyguncuları sıfatını Alman adaletinden alanlar yüksek makamlara getirilmişse, Fors kullanılarak Forsa haline sokulmuş olan halkımızın saygısı da böylece sağlanmış olur Garik!
        SAYGINLIK: Saygı görme, güvenilir olma durumu, itibar, prestij. TDK, Türkçe Sözlük, c.2,s.1268,
        İTİBAR: A.İS. Saygı görme,güvenilir olma durumu,saygınlık göz önünde bulundurmak,dikkate almak,sayılmak,kendisine değer verilmek,aranmak,istenmek,hesaba katmak.
        İtibardan düşmek: Saygınlığını yitirmek, adam yerine konulmamak. TDK, Türkçe Sözlük, c.1,s.734.
        Sayın Bay Cemil Çiçek Beyimiz; son beyanınızda bu Meclise sizin de saygınızı yitirmiş olduğunuz anlaşılmaktadır. Masal anlatmayı siz de sürdürmemelisiniz. İçtiğiniz anddır, gazoz değil! 
Bizlerin, siz başta olmak üzere, topunuza saygımız ve güvenimiz kalmadı. 
SİZE DEĞİL DE, SİZE HÂLÂ İNANANLARA LANET OKUMAKTAYIZ...



14 Aralık 2013 Cumartesi

1195/TEMEL'E İKİ SORU VE TEMELDEN DE İKİ YANIT!


 

 


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;14 Aralık 2013


                                    TEMEL’E İKİ SORU

                                                 VE

                                      TEMELDEN DE   İKİ YANIT!

         Lise bitirme sınavında başarılı olamayan Bizim Temel’e Sosyal Bilgiler Öğretmeni:

         “Bak Temel, Sana iki soru soracağım, doğru yanıt verirsen liseyi geride bırakmış olacaksın. Sorular bu kağıtta yazılı, sana On dakika süre.Buyur yanıtlamaya başla!”Demiş.

         Temel birinci soruyu okumuş:”1-Rusya ile Türkiyenin biribirine zıt bir yönü nedir?”

         Temel hemen yanıtını yazmış:”Rusların Evrenin sırlarını çözmek için Soyuzları var.Türkiye’nin deTürklüğü,Türkü ve Türkiyenin üniter yapısını çökertmek için var güçleri ile çalışan Deyyusları var.”

         İkinci soru:”Afganistan ile Türkiyenin idari yönden benzerliği nedir?”

         Temel onun yanıtını da vermiş:

         “Afganistan’ın yönetim biçimine Taliban; Türkiyenin yönetim biçimine de Tayyiban denir.”Temele ne mi olmuş? Sille ve tokat sınav salonundan kovulmuş!

 

13 Aralık 2013 Cuma

1194/ALLAH VE DİN İLE ALDATAN MADRABAZLARIMIZA!


 

                                 TC.

                   OSMAN TÜRKOĞUZ

                  osmanturkoguz@gmail.com

                   TV.İzmir;06 Ocak 2013.SOYU BOZUKLAR ÖTTÜKÇE!

                     Kışlalarımız yetersiz olduğundan; İkinci Dünya Savaşı sırasında Askerlerimiz camilerimizde yatırılmıştı.3.000.000.000 Gencimiz silâhaltındaydı. Hatta İstanbul müzelerindeki tarihi eşyalarımız da Niğde’de bir camide koruma altına alınmıştı. Bezm’i âlem Valide Sultan camisine canlarını kurtarmak için sığınmış olan Türk Gençlerimize atılmadık iftira bırakılmamıştı. Boş bira tenekesi iftirası tutmayınca bu sefer de BOZDAĞ’IN BEKR’İ”CAMİDE ÖPÜŞME MASALINI ORTAYA ATTI. Nasrettin Hocayı mihrapta baldızını ş’aparken yakalayanlar,”Bre dinsiz! Bre imansız!”Diye çıkıştıklarında: Rahmetli Hocamız:”Dinsizlikten ve imansızlıktan değil,yersizlikten!”Demiş!Utanmazlık bu kadar olur.Politika gerçekten de ülkemizde yalan sanatı haline getirildi.

             ALLAH VE DİN İLE ALDATAN MADRABAZLARIMIZA!

            Soygunlar, vurgunlar, lüks içinde yaşantılar sürdürüldükçe;halkımıza bol miktarda dini masallar anlatılmaktadır.Osmanlı İmparatorluğu döneminde 13.000'i yurt dışında kalmak üzere,623 senede,20.000 cami yapılmıştır.Laik Türkiye Cumhuriyeti dönemindeyse 85,000 cami yapılmıştır.

           İkinci Dünya Savaş sınırlarımıza yaklaştığında İstanbul'daki müzelerde bulunan tarihi eşyalarımız Niğde'ye taşınmıştı. Şah İsmail'in tahtı ve diğer kıymetli eşyalar da bir camiye depolanmıştı. Buraları denetleyen cumhurbaşkanımız Rahmetli Mustafa İsmet İnönü; görevli subayımıza, bu eşyaların güvenli olarak korunduğunu sormuş ve sakın kimseleri Tahtın içinde bulunduğu bu camiye sokmayınız emrini vermiştir. Her büyük vurgun ortaya çıktığında; Atatürk’ten nefret edenler bir yalan ortaya atmışlardır: Efendim, Cumhuriyet Halk Partisi Seferihisar'ın bir dağ köyündeki camiyi ahır olarak kullanmıştır. Sonradan bu köyün camisini Yunanlıların tavla olarak kullandıkları VE CUMHURİYET HALK PARTİSİ Hükümetinin de Savaştan sonra camiyi tamir ettirerek ibadete açtırdığı anlaşılmıştır. Konfüçyüs, boşuna söylememiş:"Bir yerde dinden söz edildi miydi sıkı durunuz; ya malınızı ya da canınızı alacaklardır!"  Şimdi, bu din ve iman satıcılarının suratlarına bir belgeyi çarpmak istiyorum: 

        Garp Cephesi Komutanı Tümgeneral İsmet Paşa; Mudanya ateşkes antlaşmasından sonra;Dış İşleri Bakanlığına ve Lozan Konferansı başdelegeliğine getirilmişti. Bir gün; Ankara’dan ilginç bir şifre almıştı:"Bulgarlar, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra; Sofya’da bulunan Kırk beş caminin Kırk dördünü yıkmışlardı. Kırk beşinci camiyi de yıkacakları duyumunu alan Ankara Hükümeti Dış İşleri Bakanımız ve Başdelegemiz Tümgeneral Mustafa İsmet Paşa'ya şu telgrafı şifreli olarak çekmişti:

        "Hüseyin Rauf Bey'den İsmet Paşa'ya tel,30 01 1923:

        "Bulgaristan Sobranyası Sofya'daki camiin yıkılması için bir kanun lahihası kabul etmiş. Sofya’da yegâne kalan camiin yıkılması Bulgaristan'ın İslam unsuruna karşı hürmetkâr davrandığı iddiasına aykırı bir fiil teşkil edecektir. Buna yer kalmaması için girişimde bulunulmasını rica ederim!"Bilal N.Şimşir, Lozan Telgrafları 1,s.462,no=457.Bilal N,Şimşir, Lozan Günlüğü, s.402.

                            

12 Aralık 2013 Perşembe

1193/MABETLERİ KİRLETMEKMİŞ!HADİ CANIM SİZ DE!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;12 Aralık 2013

         İleti yazım: Mabetler; hırsızlar, yalancılar, din ve Allah ile aldatanlar ve vatan hainleri içlerine girdiklerinde ebediyen kirlenmiş olarak kalırlar.  Ostüzü.    

“Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır!”YTCK Madde21/1

“İdari Makamlar, Ceza kanununda belirtilen suçlar dışında başka suç düzenleyemez! Evrensel Hukuk kuralı.

         KAST, A.İs.Kasıd: AMAÇ, İstek; Maksat, Öldürme, yaralama ya da zarar vermek isteme, kötü niyet.

         Kasıtlı: S.İsteyerek, bilerek yapılan, maksatlı.

         Hukuki anlamda Kast/Kasd/:Fransızca İntention Criminelle, Suçun sübjektif unsurudur.HUKUKÇULARA GÖRE Kast,bilerek,yani iradi olarak bir şeyi yapma,bir fiili işleme,Kanunun suç saydığı bir şeyi  bir fiili işleme,yapma iradesidir.Bilerek,kurarak yapma,niyet.Haksız bir sonucun elde edilmesi için bilerek ve iradi olarak yapılan eylemler.

                  Mabedi Kirletmekmiş!

                    HADİ CANIM SİZDE!

      Mabet: ma-bed. A.Tapınak,ibadet yeri,ibadethane.Sözlük anlamı budur.Danıştay kararlarına göre de,içinde ibadet edilen Cami,Kilise,Havra gibi kutsal sayılan yerler.Cemevi Mabet,ibadethane, olarak kabul edilmemiştir.

         Gezi olayları olarak dünyada geniş ilgi ve yankı uyandıran tepki olayları anayasamızın 25 ve 26’ıncı maddelerindeki gösteri ve tepki hakkını kullanmaya yöneliktir. Nitekim Cumhurun Başı ve Başbakan Yardımcısı bu olayları anayasal bir hakkın kullanımı olarak görmüşler ve böylece de yorumlamışlardır. Kuzey Afrika gezisinden tersyüz olarak döndürülen Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan’ımız, ikinci Çanakkale Destanını vatandaşlarına karşı kazanan Recepkolarına, yalan ve iftiralarına güvenerek işin içine boş bir bira kutusunu da sokarak, Tomalarını ve biber gazlarını ve lastik kaplı demir coplarını da ateş hattına sürmüştü. Canlarını kurtarmak için Bezmi âlem Valide Sultan camisine sığınan yaralılarımıza ve onları tedavi etmek için camiyi revire çeviren Hipokrat yeminlilerimize de düşman olmuştu. Camide içki içtiler yalanı ve iftirası tutmadığı için de yeni bir suç oluşturulmuştu: İbadet yerini kirletmek! İbadet yerleri yalancı, dolandırıcı, soyguncu ve Allah ile aldatanların varlığı ile kirlenir. İnsanlar, canlarını kurtarmak ve zalimlerin savletleri ile almış oldukları yaralarını tedavi ettirmek kastı ile anılan camiye sığınmışlardı. Cami kutsal bir inanç için bağrını haksızlığa uğrayan insancıklarımıza açmıştı. Ne demek kirletmek? Yaralanma, tedavi görme manisi geldiğinde camiye ayakkabı ile girmek memnusu avdet eder.

         Birkaç sene önceydi; İda dağında hain avcıların yaralamış olduğu bir Geyik onca evlere karşın Jandarma karakoluna sığınmıştı. Jandarmalarımız, ol yaralı Geyiği avcılardan kurtararak koruma altına almışlardı.

         Ulusal Kurtuluş Savaşımızda; Sakarya Meydan Muharebesinde Karaca Dağı Yunan ordusunun elinden alan 190’ıncı piyade alayımız; dağın bir mağarasında,Yunan Asker Tabipleri  Tarafından ameliyat edilerek sağlıklarına kavuşturulmuş Üç yaralı Türk askerine ulaşmışlardı.Bu Yunanlı Tabipler vatanhaini miydiler,bu üç yaralı Türk askerini ölüme ve Yunan askerlerinin ellerine teslim etmediler!

         Kasıtsız suç olmayacağı Kanun hükmüdür, yoksa eski bir İmamın suçlama hükmü geçersizdir. Suçlu olan Türkü, Türklüğü ve Atatürk’ü inkâr eden hainlerdir ey uyuyanlar ve uyutulanlar!

10 Aralık 2013 Salı

1192/İÇ DÜŞMANLARIMIZ!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR,10 Aralık 2013


                                      “ İÇ DÜŞMANLAR”

         “İçimizde çok iç düşman var.İç düşmanlar dış düşmanlardan çok daha tehlikelidir!...”Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimizin aynaya bakarak halkımıza hitabıdır!

Romalı Ünlü Hukukçu ve devlet adamı Marcus Tullius Cicero’nın –MÖ:106/MÖ:43/İç Düşmanlar tanımını okuyalım:

“Bir ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerdeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve bayraklarını açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanla konuşur, onların çehresine bürünür ve onların tartışmalarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfuz eder, bütün kapılardan serbestçe geçer,sesi en üst düzey hükümet koridorlarından duyulur,ulusun ruhunu çürütür,politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır.Bir katil daha az korkutucudur!”Bu çeviri alıntıdır!”

“Amerika Birleşik Devletleri çok büyük ve çok ta güçlüdür. Çünkü biz, vatan hainlerini hemen öldürürüz. Başka ülkelerin başına da o ülkelerin vatan hainlerini getiririz.”Amerika Birleşik Devletlerinin ünlü Dış İşleri Bakanlarından Alman Yahudi’si Henry Ksınger!

Ünlü ve Rahmetli Marcus Tullius Çiçero’nun Hain tanımı, ulusal onur ve ulusal çıkar açısından yapılmış bir tanımdır. Başka ulusların çıkar/arı için ulusuna ve ülkesine zarar verenleri anlatmaktadır. Sayın Her Şeyimiz Bay Recep Beyimizin hain tanımı ise;ulusunu,ülkesini ve ilkesini savunanlara yöneliktir.Lozan Antlaşmasını yapan,Vatan hainlerini yok eden,Çağdaş devrimleri yapan,Arap Meddahlığına son veren,kadınlarımızı başımızın tacı yapan,cenneti genelevi durumundan kurtaran,Türk tarihinin görkemini ortaya koyan,Türkçemizi layık olduğu yere çıkaran,Kadınlarımızı cariyelikten,erkeklerimizi de kul ve kölelikten kurtaran,Tam Bağımsız ve onurlu bir devlet kuranlar içindir.Belçika’dan Yılbaşı tebriki atan Daniel Doumolin de bir haindir!:

“TURQUİE, TU DOİS ATATÜRK a DİEU ET LE RESTE a ATAÜRK!”(Türkiye; ATATÜRK’Ü Tanrıya borçlusun, geri kalan her şeyi ATATÜK’E!”Bu adam da Sayın Recep Beyimize göre haindir: Mademki Mustafa Kemal Atatürk’ü Allah gönderdi O’NUN yaptığı her eylem de Tanrısaldır. Böyle olunca da Sayın Recep Beyimizin her eylemi ve her sözü de Amerikansal ve Tarikatsaldır! Biz Kemalistlere göre de Hain; Anayasamızın 81’inci maddesine göre, kendilerini en yüksek mevkilere getiren, bu anayasamızı koruyup, kollayacaklarına dair yemin edip te yetkileri olmadığı halde anayasamızı değiştirmeye kalkan, kahramanlarımızı hain,hainlerimizi de kahraman yapan,çakma bir hukuki sistem yaratarak insan haklarını hiçe sayanlar,Türk’ü,Türklüğü ve Türk tarihini inkâr edenlerdir. Buyurunuz da okuyunuz ve isterseniz uyumayı sürdürünüz:

               “ BAY RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN YEMİNİ:”
  Türklüğü ve Türkü inkâr ederek Ulusalcılığa ayakları altına aldığını söyleyen Bay Recep Beyimiz, Kürt’ü ulus yaparak ülkemizin ve ulusumuzun üniter yapısını dağıtma savaşında. Şu iki belgeyi okuyalım da aklımızı dizi filimler den VE MEYDANLARDA, TARAF TELEVİZYONLARDA SÖYLENEN  YALANLARDAN  ayırıp, birazcık geleceğimizin felaketlerle dolu olduğunu düşünelim!    “Ben, Muhammet ümmetindenim. Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı, Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”
    DÜNYA üzerinde bulunan her devletin Milli Menfaatlerini gerçekleştirmek için Milli Hedefleri VE Milli Stratejileri vardır. Bu hedefler, Milli Güvenlik siyaset Belgelerinde açıklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, Ümmetçiliğe ve dış devletlerin önerilerine kilitlenmiş durumdadır. Bizi ilgilendiren ve bugünkü durumumuzu ve yarınımızı etkileyecek olan Tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Siyaset Belgesindeki 21’inci Yüzyıl Hedefleridir. Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Güvenlik Belgesinde iki önemli konu vardır, bizleri bugünkü karmaşaya ve dağınıklığa iten. Burasını iyi okuyup, aklımızı da başımıza almazsak yarın için de çok geç kalmış olacağımızı şimdiden söyleyebilirim:
1*“21’inci yüz yılda; hiçbir ülke ya da ülkeler topluluğuna STRATEJİK GÜÇ OLMA İZNİ VERİLMEYECEKTİR!”
2*”Bu hedefin sağlanması için önleyici güç kullanımı da dâhil her yola başvurulacaktır.”
Amerika Birleşik Devletleri’nin, Türkiye toprakları üzerinde ÜÇ temel, ÜÇ’Ü DE mümkünse ulaşılabilir nitelikte hedefleri vardır:
“1-Büyük İsrail’in oluşturulması,
“2-Büyük Ermenistan’ın oluşturulması,
“3-Büyük Kürdistan’ın oluşturulması.
Daha uzun vadede:
A-İstanbul merkezli Büyük Ortodoks devletinin kurulması,
B-Pontus Rum ve Yunan devletinin kurulması,
C-Konya merkezli HİLAFET devletinin kurulması!

Çok önemli bir haber: “Ankara-Cumhuriyet Bürosu.”
“Vali ve kaymakamlar Amerika Birleşik Devletlerine eyalet uygulaması stajına gittiler.”
“İş İşleri Bakanlığı Strateji geliştirme Başkanlığı bünyesinde, Amerikan yönetim sistemini görmek ve uygulamaları incelemek amacıyla 35 Kaymakam ve Vali Muavini, 1,5 aylık kurs için Amerika Birleşik Devletlerine gittiler.”
Gezi heyetinin başkanı Kadir Çakır:”Öğrendiklerimizi en iyi şekilde uygulayacağız!” Dedi.
Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in,06 Mart 1922 tarihinde Türkiye büyük Millet Meclisi Kürsüsünden tüm dünyaya seslenmişti:
“Efendiler,”
“Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlandırılmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”Gazi Mustafa Kemal.


                   TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI

                  MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN

         01KASIM 1922 TARİHLİ TBMMECLİSİNDEKİ KONUŞMASI

                   Sayın Ahmet Avcı iletti.

         Bir insanlık dünyasında en az Yüzeli Milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük Türk ulusu vardır. Ve bu ulusun kapsadığı toprakların alanı oranında da tarih alanında da bir derinliği vardır.

         Efendiler!

         Bu derinliği isterseniz ölçüte vuralım. Tarih öncesi çağlara ait ölçütüdür.Bu ölçüte göre Türk Milletinin en yüksek adları,Türk adındaki insan,insanların ikinci babası Nuh Peygamberin oğlu  YASEF’İN oğlu olan kişidir.Tarih döneminin belge toplama konusu,pek umursamadığı ilk evrelerine biz de anlayış gösterelim.Fakat en belirgin nesnelere ve en kesin tarihi kanıtlara dayanarak diyebiliriz ki,Türkler  Asya’nın göbeğinde çok büyük devletler kurmuş ve insanlığın her türlü yeteneklerine ortam yaratmış bir varlıktır!”Nutuk 264 sayılı ek belgeden.

M.T. Cıcero’nun Devlet Anlayışı ve Yönetim biçimi:

Devleti her şeyden üstün tutan Cicero, “Kişinin kendini kamu hizmetine adaması” şeklindeki eski Roma geleneğini canlandırmak amacıyla politikanın devlet adamlığının en üstün uğraş olduğunu savunur. Yurttaş kişisel çıkar ile kamusal çıkarın bir olduğu bilincine varmalı ve gerektiğinde kendini devlet için feda edebilmelidir

Devletin amacının toplumsal düzeni koruyup yurttaşların mutlu ve iyi bir yaşam sürmesini sağlamak olduğunu belirten Cicero, yine Platon-Aristoteles çizgisini izleyerek siyasal rejimleri yönetimde bulunanlara göre sınıflandırmaya gider: 

Yönetimin tek kişinin elinde olması Krallık (Monarşi); seçkin bir azınlığın yönetmesi Aristokrasi; kamusal işlerin halkın elinde bulunması ise halk yönetimi ya da Demokrasi adını alır. Bu yönetim biçimleri arasında Cicero’nun en az beğendiği demokrasi’dir. Çünkü ona göre yönetimi elinde bulunduran halk, özgürlüğü gerçekleştirmesine rağmen, bilgisizliğinden dolayı bunun sınırlarını bilemeyip adaletli ve disiplinli davranamaz. Dahası bu rejimde, eşitlik adına yukarı olana da aşağı olana da aynı önemin verilmesiyle eşitsizlik yaratılır. Eşitsizliğin, özgürlüğün aşırı boyutlar kazanması ile Demokrasi yozlaşır ve yığınların tiranlığına dönüşür. EK: Aynı görüşü MÖ.522 yılında Büyük Darius te dile getirmişti: “Timokrasi ayakların baş olması sonucunu doğurur!”Demişti. Aristokrasi’de bilge bir azınlığın ”Doğru-Orta” ilkesi doğrultusunda ılımlı bir yol izleyerek kamusal işleri yürütmesi bu rejimin olumlu yönünü oluşturur. Üçünün arasında en iyisi olan Monarşi’de ise Kral bir Baba gibi uyruklarını koruyup kollamaktadır. Ancak Demokrasi gibi diğer iki yönetim biçimi de olumsuz özellikler içermektedir. Nasıl ki Demokrasi yığınların tiranlığına dönüşüyorsa, Aristokrasi de Atina’nın yaşamış olduğu Otuzlar Tiranlığı gibi bir Oligarşi’ye, Krallık ise tek kişinin kan dökücü Tiranlığına dönüşebilir. Bu noktada Cicero, Platon gibi siyasetin mutlak özerkliği anlayışını benimseyerek “ Her devletin durumu onu yöneten kişi ya da kişilerin eğilimine ya da istencine bağlıdır.” diyerek, Siyasal değişim-dönüşümlerde belirleyici olanın yönetim kademesi olduğunu ileri sürmektedir…”

 

İzleyiciler

Blog Arşivi