24 Mart 2013 Pazar

1014- HAİNLİK (İHANET) VE VATAN HAİNLİĞİ!


         OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                      İzmir; 23 Mart 2013

                           HAİNLİK (İHANET) VE VATAN HAİNLİĞİ!
         “Bir yerde küçük insanların gölgeleri uzuyorsa orada güneş batıyor demektir!” Konfüçyüs.
         “Kahramanı olduğu kadar; Gafili de, Haini de çok milletiz!” Başkomutan Mustafa Kemal.
        “Dünya üzerinde bizim kadar haini çok ulus yoktur!” Başbakan Mustafa İsmet.
          “Kız, köpekler bile vatanperver/ Vatanını sevmeyen neyi sever!” Atasözü haline gelmiş bir söylem.     
         İHANET: A.İ.(İHA:NET), İHÂNET1-HIYANET,HAİNLİK2/Sevgide aldatma,sadakatsizlik.3/Gerektiğinde yardımda bulunmama,bir kimsenin güvenini yok etme.Hıyanet etmek.1/Hainlik,kötülük etmek.2/Karı-Koca için aldatmak.Hıyanete uğramak:Aldatılmak,sadakatsizlik görmek.Türkçe Sözlük,TDK.C.1,s.685.
         VATAN HAİNLİĞİ, VATANA İHANET(HIYANETİ VATANİYE):Bir devletin ulusal ve toprak bütünlüğü aleyhine sonuçlanacak bir cürüm işlemek. Tanımı yasa ile yapılmıştır. YÜZÜNE KARŞI BİRLİK OLMAK, ARKASINDAN KUYU KAZARAK DÜŞMANLA BİRLİK OLMAK!
         Bendeniz,18 Aralık 2008 tarihinde;”VATAN HAİNLİĞİ SUÇLARI NEYİ BEKLİYOR?”Başlıklı bir yazı yayımlayarak, ol yazımı da çeşitli tarihle Müddeiumumîlerin dikkatlerine sunmuştum. Bu sefer de dünya tarihinde ve tarihimizdeki ünlü vatan hainlerini konu alan bir yazıya başlamıştım ki,  Oniki senelik can dostum bilgisayarım da Hainleştirildi ve çöktürüldü. Bu ihanette benim iki günümü ve bizi aybaşına yetiştirecek maaşımızın bir bölümünü aldı. Ne gam; biz, aç mide, dolu vicdanla ve yalınayak, süngüsüz süngü hücumu yapan bir neslin mirasçılarıyız. Yeniden yazarız, bir ölürüz bin diriliriz, biz Mustafa Kemaliz! Ünlü hatip, Avukat ve devlet adamı Marcus Tullius Cicero’nun  /M.Ö.106/43/İhanet ve hainlik üzerine Roma Senato’sunda yapmış olduğu ünlü konuşması:

“Hainlik Korkunç Bir Bulaşıcı Hastalıktır”
Bir millet içinde barınan aptalların, hatta hırsı aklını aşmışların vereceği zararlardan kurtulabilir. Fakat içinden kaynaklanan ihanetten kurtulamaz. Kapılara dayanmış düşman daha az korkutucudur çünkü kim olduğu bilinir ve bayraklarını açıkça taşıyarak kapılarınıza dayanır. Fakat bir Hain bu kapıların içinde serbestçe dolaşır, sinsi fısıltıları bütün sokakları doldurur, hatta devletin içinde bile kendisini duyurabilir. Hain; hain gibi gözükmez, Kurbanlarının dilinden konuşur, onların yüz ifadesini takınır ve onlar gibi giyinir ve bütün insanların kalplerinde yatan değerlere hitap eder. Böyle bir hain milletin vicdanını çürütür, devletin temellerini sarsmak için gizli ve bilinmez şekillerde çalışır, bütün bir siyasi bünyeyi zehirler bu sebeple devletin kurumlan artık düşmana karşı koyamaz. Bir katil bile bir hainden daha az korkunçtur. Hainlik korkunç bir bulaşıcı hastalıktır!”Romalı Ünlü Hatip ve Avukat
                                              Marcus Tullius Cicero(MÖ:106/43)

                                                                                   
                       DÜNYA TARİHİNDEKİ BÜYÜK HAİNLER!
         İhanet Âdemoğlunun mayasında, Genlerinde mevcuttur. Kabil, evlenme sırasındaki kız kardeşini Habil’e kaptırtmamak için onu öldürerek kardeşliğe ihanetini ortaysa koymuştur! Demek ki bedensel ve ruhsal bozukluklarımız akraba/kardeş /evliliklerine dayanmaktadır!  
         1/MalisliAfialtes: MÖ.490 tarihinde,1.000.000 kişilik bir ordu kurarak, Atina ve Isparta’yı cezalandırarak Peloponez yarım adasını işgal etmek isteyen Pers kralı Xerxes/Kserkes/ Çanakkale boğazına kurdurduğu köprüden Rumeli’ne geçmişti. Atina ile Isparta siteleri Isparta’nın başkanlığında birleşmişlerdi. Birlik için tartışmalar yapılırken, Ispartalı bir General tarihin en büyük Rüşvetçi hainlerinden birisi olan Atinalı amiral Temistokles’e/Pers kralından 280.000Talent Rüşvet aldığını Herodot yazmaktadır!/ elindeki asası ile vurduğun da şu tarihi cevabı almıştı:                                               ”VUR, FAKAT DİNLE!” 
ISPARTTA Kralı Leonidas, Üçyüz kişilik bir Isparta birliğinin başında, Termopil geçidini savunmaktaydı. Termopil’e dayanan Pers ordusu iki gün içinde Yirmibin ölü verdiği halde Termopil’i geçememişti. Malisli Efialtes adlı bir Vatan Haini, Pers kralına Termopil’in arkasına dolanacak gizli bir geçidi göstermekle, Isparta kralı çembere alınarak Muharebenin Üçüncü günü birliğinin başında ve birliği ile birlikte öldürülmüştü.
Maraton koyuna ulaşan Pers ordusu burada yapılan muharebede Ortak güçlere yenilmişti. Leonidas’ın Termopil geçidindeki mezarının taşında şu cümleler bulunmaktadır.
“Ey Lakedomyalılar; burada yasalarınıza saygının eseri olarak yatmaktayız!”Tarihe en büyük hain ile en büyük kahramanların adları bir ihanet sonucunda yazılmıştır. Maraton zaferini Atina’ya bildirmek için 42 Kilometre koşan Atinalı askerin de adı tartışmalıdır: Herodot bu Kahramanın adının Pheidippides olarak bildirdiği halde, başka bir tarihçi de bu Kahramanın adının Eucles olduğunu, Pheidippides’in yardım istemek üzere Isparta ya koşan askerin adının olduğunu yazmaktadır. Maraton-Atina arası gerçekte 42 kilometredir. İngilizler;1908 Olimpiyatlarında; Kral ailesinin Windsor Şatosunun penceresinden koşuyu rahat seyredebilmeleri için 195 metre daha ek yaptırmışlardır.
          2/Brütüs ve Gais Cassius Longinus.
GAİUS JULİUS CAESAR/JÜL SEZAR/Suikastı. Jül Sezar M.Ö12 Temmuz 100 yılında dünyaya gelmiş,15 Mart 44 yılında da senato’da üvey oğlu Brütüs ve Jül Sezar’ın atıfetine uğrayan Gais Cassius Longinus ve Atmış kişilik bir suikast ekibi tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. Üvey oğlu olarak yetiştirip, Senato’da da görevlendirdiği Brütüs, Jül Sezar’ı 23 yerinden bıçaklamıştır. Jül Sezar diplomat, Yazar ve çok yetenekli bir askerdir. Zile’de komutanı bulunduğu bir Lejyonu ile milyonluk ordusu bulunan Ermeni kralını yendiğini Roma senato’suna üç kelimelik bir raporla bildirmiştir: VENİ, VİDİ VİCİ!”Geldim, gördüm, yendim! Bir mermer levhaya kazınmış olan bu rapor, şimdi Zile’de bulunmaktadır Çok garip bir kişiliği de vardır:”Roma’da her kadının kocası ve her erkeğin de karısı”olarak adlandırılmıştır. Karısının namusu da dillere destandır. Bu Jül Sezar Üç defa evlenmiştir. İlk eşi Cornelia doğum sırasında ölünce ikinci eşi Pompeio ile evlenmiş, onun adı da bir taciz olayına karışınca onu boşayarak, Üçüncü ve son eşi Calpomia Pisonis ile evlenmiştir. Yedinci kleopatra’dan da bir oğlu olmuştur! Bıçaklanırken:”Sende mi Brütüs” ya da “Sen bile mi Brütüs!” dediği hususunda tarihe not düşülmüştür. ÖLÜM HABERİ DUYULDUĞUNDA Roma ordusunun tüm askerleri mataralarının ağızlarını ot ile tıkamışlardır! İhaneti beklenmeyenler için bu söz kullanılmaktadır. Örnek vermek için: Ülkemizin bölünmesi için Meclis başkanının da destek vermesine:”Çapanoğlundan sonra, sen demi Cemil Çiçek!”Denir! Brütüs ile Cassius birleşerek Yunanistan’da bir ordu kurmuşlar; Oktav-Antuvan ve süvari kuvvetleri komutanı Lepüdüs ile birleşerek bunları yenmişlerdir. Cassius intihar etmiştir. Roma imparatorluğunun yönetim bölgelerine ayıran Antonyüs ile Oktaviyanus Mısır’da hem denizde, hem de karada savaşmışlar savaşın galibi olan Oktaviyanus her iki hasmını da yenerek Roma İmparatorluğuna egemen olmuştur.
3/Hz.İsa’yaihanet, Yehudaİşkariyot
Hz. İsa’nın yaşam öyküsü de bir gizem altındadır. Köleler Lideri Edirneli Köle General Spartakus çarmıha gerildiğinde tanrıların onu göğe yanlarına aldığı efsanesi tüm çok tanrıları dinlere de yansımıştı. Kur’anı Kerimdeki öykü ise, Barnabas incilindeki anlatımın aynısıdır. Tanrı; Muhbir Yehuda’yı İsa şekline sokarak kendisini yakalamaya gelenleri aldatmıştır. Bu Barnabas’ın adı İncillerde 23 kez geçtiği halde İznik ve Efes Konsülleri/M.S325/450/ tarafından bu İncil de yasaklanmıştı.1946 senesinde; Filistinin Kumran köyünden bir keçi çobanının bir mağarada bulmuş olduğu belgelerde ise başka türlü bir anlatım vardır. İsa MÖ. Önce İkinci asırda yaşamış olan ve bugün kayıp Esenliler Yahudi aşiretine mensuptur. Hıristiyanlık ta bir Yahudi mezhebidir. Belgeler şimdi İsrail’de özel bir müzede saklanmaktadır. Her ne ise; Kanonik/Yasal/İncillerin ifadesine göre Havarilerden Yehuda İşkariyot, Otuz Gümüş para karşılığında Hz.isa’yı ihbar etmiştir. Son akşam yemeğinde bu durumu da bizzat Hz. İsa açıklamıştır. Hz.isa’yı yakalamaya gelenler, bulunduğu odaya girdiklerinde, anlaşma gereği, Yehuda Hz. İsa’nın boynuna sarılmıştır. Roma’nın Kudüs valisi Pontus Piladi tarafından
,kâhinlerin isteği üzerine çarmıha gerdirilmiştir. Hz.isa çarmıhta iken Romalı bir asker mızrak ucuna geçirilmiş bir süngerden bir içki koklatmıştır. Bunun üzerine de Hz, isa”Elois! Eleois lama sabaktani?”/Allahım! Allahım neden beni terk ettin?/Diye haykırarak ölmüştür. Matta incili, Bap:27,ayet.46,s.22.Markos İncili s.16,bap:15,ayet34.Bu ifade Tevrat’ın Mezmurlar bölümünde, s.551,Mezmur:22”Eli!Eli lama sabaktani?”/Allahım, Allahım beni neden bıraktın/terk ettin/ olarak geçmektedir! Cesedinin konulduğu yerde ertesi gün cesedinin bulunmayışı onun da göğe alındığı inancını yaratmıştır. Yehuda İşkariyot’un bu ihbar parası ile satın aldığı tarlaya” Kan Tarlası “denilmiştir.
         4/Binbaşı Vidkun Quisling, Norveç Nazi Partisi Lideri ve Başbakanı! Tüm dünya’da bu isim vatan haini olarak kullanılmaktadır. Norveçli emekli bir asker olan bu vatan haini, Nazi Alman istihbaratının beşinci kol ajanı olarak çalışmaktaydı.18 Mayıs 1887tariihinde doğan bu hainin asıl adı”Vidkun Abraham Lauritz Joonsson Quisling idi. kısaca Vidkun Quisling olarak ünlenmiştir. Norveç’te 1860’ta kurulmuş olan Afttenposten Gazetesi/Akşam Postası/Uzun yıllar İsveç egemenliği altında ezilmiş olan Norveçlileri Nazilerin yapabilecekleri kötülükler üzerine uyarmaktaydı.1940 yılında; Nazilerin Norveç’i istila etmeleri üzerine, bu gazetenin asansör görevlisi ve Vidkun Quisling’in Beşinci kol ajanı tarafından gazete ele geçirilmiştir. Norveç Nazi Partisi Başkanı Vidkun Quisling Adolf Hitler tarafından Norveç başbakanlığına getirilmiştir. Atmış gazeteci idam edilmiş, Üç bin/3.000/ gazeteci de Almanya’ya toplama kamplarına gönderilmiştir. Doymak bilmez bir seks manyağı olan bu hain, gözüne kestirdiği kadınların ırzlarına geçmişti. Norveç kurtarıldıktan sonra, ele geçirilen bu vatan haini; zimmetine para geçirmek, cinayet ve vatan Hainliği suçlarından idama hüküm giyerek hüküm hemen infaz edilmişti.
            5/Mareşal Pilippe Petain: Ünlü Fransız Mareşali, Verdün meydan muharebesini kazandığında rütbesi de Mareşalliğe yükseltilmişti. Adı Fransız bayrağı ile onur sembolü olarak anılırdı. En güçlü savaş gemisine onun adı verilmişti.1934 senesinde Savunma bakanı,1940 senesinde Başbakan ve Devlet başkanı seçilmişti. Paris işgal edildiğinden hükümet merkezi Vichi’ye taşınmıştı. Başbakan olarak yanına aldığı dönek Pierre Laval ile tam bir Nazi kuklası olmuştu. Fransız Ulusal Direnişçilerinin istifa etmesi çağrısına da kulak tıkamıştı. Hırsı ile yapışmış olduğu koltuktan vatan haini olarak kalkabilmişti! Almanlar yenildiğinde 1945 senesinde İsviçre’ye kaçmıştı. Geçmişinin kendisini kurtaracağına inanarak tekrar Fransa’ya döndü. Başbakanı Pierre Laval ile yakalanarak; Fransa’yı bölmek; Düşmanla işbirliği yapmak ve Vatan Hainliği suçlarından idama mahkûm oldu. General De Gaule tarafından cezası Yirmi yıla indirildi ve 1951 senesi kışında cezaevinde öldü. Cenazesi törensiz ve tabutunun üstüne Fransız bayrağı örtülmeden gömüldü. Fransız tarihine düşmanla işbirliği yapan bir vatan haini olarak yazıldı.
            6-Pierre Laval, Fransız tarihinin fırıldak politikacısı! Ne zaman sürekli iktidarda kalan bir Büyük! Politikacımızın adını duysam bu Pierre laval gelir aklıma! Ne zaman Pierre lavalı hatırlasam bu Büyük! Politikacımızı da hatırlarım! Politikaya çok erken başlayan;1914-1919 tarihinde sosyalist milletvekili olan bu kasaba avukatı;1931-1932 tarihinde Başbakan,1934-1936 tarihinde İçişleri bakanı olmuştu. Fransa yenildiğinde de Mareşal Pilippe Peten’in Vichi hükümetinin Başbakan vekili ve dış işleri bakanı olmuştu.1942-1944 yıllarında da başbakanlık yapmıştı. Nazilere karşı savaşan Fransız Özgür Birliklerini/Makileri/yakalatmak için Joseph Damond’a Milis Teşkilatı kurdurtarak yakalanan Nazi karşıtlarını Almanlara teslim etmişti.09 Ekim 1945 tarihinde yakalanarak; İşbirlikçi ve Vatan Hainliği suçlarından idama hüküm giyerek 15 Ekim 1945’te kurşuna dizilmişti. Adı, Fransız tarihine Fransız Tarihinin yüzkarası olarak geçmişti!
          7- İkinci Dünya Savaşından sonra; Yunanistan’da komünist bir devlet kurmak için ayaklanan bir Yunan Generali, General Markos, ELAS adlı bir ordu kurarak Beş senelik bir iç savaştan sonra Mareşal Papagos tarafından yenilmişti. Ne var ki kaçırmış olduğu 28.000yunan çocuğundan da bir haber alınamamıştı.1935’te Trakya’da yaptığımız büyük bir manevra esnasında Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal, yanındakilere:”Manevraya iştirak eden generallerden hiç birisini gözüm tutmadı. Bu Papagos anasının gözü, buna çok dikkat ediniz, bu general ileride Yunanistan’ı çok badirelerden kurtaracaktır!”Demiştir. Bunu bize; Manevraya iştirak eden bir komutanımız Kara Harp Okulunda anlatmıştı.
             8-LordHav! Hav! İkinci Dünya Savaşı sırasında; Berlin radyosundan Almanlar hesabına İngilizler aleyhine yayın yapan İngiliz asiline İngilizlerin vermiş olduğu asalet unvanı!                            
         Şimdi de gelelim Bizim hainlerimize ve Vatan Hainlerimize.
Saymakla ve yazmakla bitecek gibi değildir. Ben, en ünlülerini ve neden vatan Haini olduklarını yazmakla yetineceğim:
              1-Mehmet Vahdettin: Osmanlı padişahı ve tüm Müslümanların Halifesi ve Osmanlı Başkomutanı: SevAntlaşmasını Saltanat Şurasına onaylatmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşımız sırasında da; İngiliz altınları ve silahları ile Hilafet ordusunu kurarak Kuvvayı Millicilerimizin üstüne saldırtmıştır. Nemrut Kürt Mustafa Harp Divanının verdiği idam kararlarını infaz ettirmiştir. İç ayaklanmaları desteklemiş, at cambazı Aznavur Ahmet’e paşalık rütbesi vermiştir. İstanbul’daki İngiliz işgal komutanına sığınarak, Malaya adlı bir İngiliz savaş gemisi ile İngiltere’ye iltica ederek malta adasına kaçmıştır!
                2/Sadrazam Damat Mehmet Ferit Paşa: Abdülhamit’in bir çocuklu dul kız kardeşi Seniha Sultan ile evlenerek saraya damat olmuştur. Son derece Aptal ve Türklük haini bir zattır. İngilizlere kölelik yapmıştır! Paris’e kaçarak orada ölmüştür.
                 3/SAİTMOLLA: Danıştay Başkanı ve Adliye Nezareti Müsteşarıdır.”İngiliz Muhipleri cemiyetini”kurmuş, İstanbul’da bir de gazete çıkarmıştır. İngiliz Baş casusu Rahip Frew’in emrinde Anadolu’da birçok gerici ayaklanma çıkartmıştır. Rahip Frew’e yazdığı mektupları Yeğeni, Mustafa Kemal’e ulaştırmıştır. Boğazlayan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıfı Rahmetli kemalettin Bey, idam sehpası altında haksız yere ölüm cezasına çarptırıldığını söylerken; bugünkü İstanbul Üniversitesi binasının meydana bakan penceresinden:”Asın şu köpeği, konuşturmayın!”diye emirler yağdırmıştır. Dini Müslüman ve Vatansever Türkler aleyhine İngilizler lehine kullanmaktan çekinmemiş, birçok Müslüman Türk’ün kanını akıttırmıştır.
          4/Şeyhülislam Dürrizade Abdullah: Ulusal Kurtuluş Savaşını yapacak olan vatanseverleri öldürmenin cennetlik bir sevap olduğu hususunda fetva vermiştir. Arabistan’a kaçarak orada ölmüştür.  İstanbul’da kalan iki kızı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine başvurarak babasına bağlanacak emekli maaşından pay istemişlerdir!
            4,5-Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi: Sevr antlaşmasını onaylayan sadrazam vekili. Ulusal Kurtuluş savaşına karşı çıkmış, zaferden sonra da Mısır’a yerleşerek Mustafa kemal aleyhine kitaplar yazmıştır. Karısının Selanik’teki çiftliğinin hatırı için yapmadığı ihanet kalmamıştır:”Mustafa kemal idaresinde yaşamaktansa Yunan idaresinde yaşamak daha hayırlıdır!”Diyebilmiştir. Kahire’de 1953 senesinde ölmüştür.
          4,5-İskilipli Atıf Hoca; Ulusal Kurtuluş Savaşımıza karşı çıkmış, Mustafa kemal ve Kuvveyi Milliciler aleyhinde yazdığı fetvalar İngiliz ve yunan uçakları tarafından Türk mevzileri üzerine atılmıştır.1926 yılında Ankara istiklal Mahkemesi tarafından hıyaneti vataniye suçundan idama mahkûm edilerek Ankara’da saman pazarında asılmıştır. Bay Tayyip Erdoğan tarafından kutsanmıştır, adına İskilip’te eserler yapılmıştır!
           5/   Aznavur Ahmet; İngiliz silahları ve altınları ile donatılarak Milli Kuvvetlerimize karşı ayaklanmıştır. Bir takım küçük başarıları nedeniyle, İstanbul’a çağırılarak paşa Rütbesi verilmiştir. Adamları tarafından öldürülmüştür. 
          6-DelibaşMehmetKonya-Çumra’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine isyan etmiştir. İzmir’e giderek Yunanlılardan silah, para ve at almıştır. Silahlarındaki ve atlarının tırnaklarındaki numaralar Yunan ordusuna ait idi. Ayaklanma Konya’ya ve Bozkır’a İki sefer sıçramıştı. Bozkır’daki barut fabrikasını ayaklananlar yakmışlar, askerlik şubesi başkanı Albay ile Kaza Jandarma komutanı Yüzbaşıyı da bıçaklayarak şehit etmişlerdi. Dâhiliye Vekili Refet Pele, bir süvari alayı ile isyancıların üstüne yürüyerek ayaklanmayı bastırmıştı. Delibaşın ölümünü Onbaşı Halide edip’in başkomutana vermiş olduğu rapordan ve Sayın Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler adlı görkemli eserinin, s.411’den izleyelim:
         “HALİDE EDİP HANIM, her gece olduğu gibi bu gece de istihbarat raporunu özetleyecekti. Yüzündeki kaygı Mustafa Kemal Paşa’nın içine dokundu. Ümit ve güven verici bir açıklama yaptı. Her gün karargâhta en tehlikeli olasılık hesapları içinde ezilen Halide hanım’ın kaygısı geçmedi ama yüzünden silinip içine çekildi. Raporu okudu:”veliaht Abdülmecit efendi, İngiliz yüksek komiser’iyle bir görüşme yapmış. Edinilen bilgiye göre”Milliyetçilerin politikası deliliktir demiş.35”
           Mustafa Kemal Paşa yüzünü buruşturdu:”İstanbul’da böyle düşünenler az değil. Bu kafalar için akıllılık, bir büyük devletin sömürgesi ya da uydusu olmak, onlarca yönetilmek, yönlendirilmek. Adamların istiklal anlayışı, milli bilinç ve onur yok. İnsan bu anlayışı, bu bilinci, bu onuru içgüdü gibi içinde bulmaz. Bunlar eğitimle ve düşünülerek kazanılır. Bunların eğitimde ve düşünce dünyalarında bu gibi kavramlar yer almıyor. Neyse, devam edin Hanımefendi.”
         “Çetesiyle Konya’ya geçen Delibaş Mehmet adlı gerici eşkıya, dün gece Karaman’da adamları tarafından öldürülmüş.”
           Hepsi doğruldu:
           Oooo!”
           Kâzım Paşa meraklanmıştı:
           “Neye öldürülmüş?”
           “Din perdesi altında düşman hesabına çalıştığını anlamışlar.”36
             İsmet Paşa: Bu hain ve katil yobaz, geçen yıl köy, köy dolaşıp, yunan ordusu halife’nin emriyle geliyor, karşı durmayın1” diye telkinlerde bulunuyordu.”dedi…”Yazık ki etkili de olmuştu. Bu kez yanındaki Haydutları bile kandıramamış. Bu iyi bir gelişme.”
              Mustafa Kemal Paşa elindeki mendiliyle yüzünün terini aldı.
            “İleride halkımızın, bunca ibret verici tecrübeden sonra gerçek dindarlarla din tüccar ve aktörlerini birbirinden ayırt edeceğini ümit ederim. Yoksa böyle hep geri ve ezik kalırız. Başka?”Muzaffer Kılıç içeri girerek ismet Paşaya karargâhtan yollanan bir telsiz notunu verdi. Notu okuyan İsmet paşa ;”süvari grubu yarın akşam sol kanadımıza yetişeceğini bildiriyor” dedi. Kâzım İnanç Paşa’nın Esmer yüzüne bir Pembelik yayıldı.”
              “Şimdi General Andreas düşünsün!” Bu bölümü okuduktan sonra, lütfen biraz düşünür müsünüz? Necmettin Erbakan’ın ve avenesinin oynamış oldukları din oyununun Delibaş takımının oynamış oldukları oyundan ne farkı vardır? Bu din ve Allah oyununu oynayanların hepsi de birer Delibaş oldukları halde, halkımızın gafletine ne buyurulur?  1921’in okuma oranı %3 olan Türkiyesinde, eşkıya kızanları bile din ile kandırıldıklarını anladıkları halde, noluyoruz?
               Şimdi de yeni hainlerimizi saptamak için, Anayasamızın iki maddesine bir göz atalım:
               Anayasa madde 81”Türkiye büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde and içerler:
                “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma, toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma, büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
        Madde 103”Cumhurbaşkanı görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde ant içer.
         “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim”.
                 DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ GÖREVLERİ
      İ.Diyanet İşleri Başkanlığı
     Anayasa madde 136-“Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”
      Günümüze ve Anayasamıza ve laiklik ilkemize bomba gibi düşen bir haber:”Diyanet İşleri Başkanlığı, okunacak dualarda Atatürk’ün ve ulusal Kahramanlarımızın adını çıkartı!”Kepazeliğe bir bakınız lütfen: Mora elimizden çıktığında; Osmanlı şeyhülislamından fetva alınmıştı:”Mora’nın elimizden çıkmış olması İslami açıdan hiç te sakıncalı değildir!”Allah belanızı versin. Bu nasıl dini politikaya alet etmektir! Sizde akıl ve vicdan yok mudur? Namusları ve şerefleri üzerine etmiş oldukları yeminlerine ihanet edenlere hain denilir; onlardan da her türlü ihanet beklenir!
           “Dağlara ve taşlara “Ne Mutlu Türküm Diyene!”Basitliğini yazdılar!”Abdullah Gül.                         



                   “ VATAN HAİNLİĞİ SUÇLARI NEYİ BEKLİYOR?”
         Ben, bu yazımı18 Aralık 2008 tarihinde yazarak yayımlamıştım!
      “Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, Halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur!”Mustafa Kemal Atatürk                                                                                         “Sayın Recep Tayip Erdoğan, Vatan Hainliği suçundan yargılanabilir
                                İzmir Barosu’na kayıtlı BİR HUKUKÇU. Maalesef, kanserden o günü göremeden vefat etmiştir!
                                 “Cehenneme döşenen taşlar, iyi niyet eseridir!”Fransız atasözü.
         “Bin bir güçlükle; Adliye Bakanı Mahmut Esat (BOZKURT ) Bey’in gayretleri Sonunda; Cebeci semtinde, iki katlı eski bir binada 05 Kasım 1925 günü, Hukuk Fakültesi açıldı.
Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal; Hukuk Fakültesi öğrencilerine tarihi bir konuşma yaptı:
”Bugün, burada tanık olduğumuz açılış olayı, yüksek, memur, uzman yetiştirmek girişiminden daha büyük bir önem taşır. Yıllardan beri süregelen TÜRK DEVRİMİ, varlığını ve zihniyetini, toplumsal yaşamın dayanağı olan yeni hukuk kurallarıyla saptamak yoluna yönelmiştir.”
         1925 yılında; İstanbul Baro Başkanlığına, halifelik yanlısı ve cumhuriyet düşmanı Lütfi Fikri Bey seçilmişti. Mareşal Gazi Mustafa Kemal, eski kafa yapısına sahip hukukçulardan ve işbirlikçi din adamlarından, daha doğrusu, kutsal İslam dinini vatan ve millet aleyhine kullanan vatan hainlerinden çok çekmişti.
Nemrut Mustafa adlı bir VATANHAİNİ Divanıharp başkanı, Mustafa Kemal dâhil, birçok vatanseveri idam cezasına çarptırmıştı.
Eski hukukun gereksizliğini ve faydasızlığını anlattıktan sonra, şöyle dedi: “Öğrenci Efendiler, yeni Türk toplum yaşamımın kurucusu olmak savıyla öğrenime başlayan sizler, CUMHURİYET DEVRİNİN GERÇEK hukuk bilginleri olacaksınız,” .EK: Yeni hukukumuzun yeni uygulayıcıları da Nemrut Mustafa’yı aratmadılar!
Demişti, demesine; TERS CEPHE BİLGİNLERİ DE BU FAKÜLTEDEN YETİŞMİŞTİR!
         Başbakan İsmet Paşa da, 1930 yılı, Hukuk fakültesi mezunlarına, diplomalarını verirken güzel bir konuşma yapmıştı:
         “Başarı, arzu edildiği gibi kolaylıkla kapısından geçilir bir nitelik göstermez. Tersine, her defasında başarı yolunda rastlanan engelleri, insanların ancak çalışarak aşmalarıyla elde edilebilir.”
O.Türkoğuz, Atatürk Devriminin Temel İlkeleri Nedir ve Ne Değildir. S.1V-V111,
         Mareşal Gazi Mustafa Kemal ve Korgeneral İsmet, Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında eskilerden çok çekmişlerdi. Mademki devrim yapıldı; onun kurum ve kuruluşlarını da yeniden yaratmak gerekirdi.
İsyanların kışkırtılmasında temel amaç; dinle halkımızı kandırmaktı. Dünümüzde ve günümüzde olduğu gibi! Okullarımız yarınımızda, din ile ve Allah ile aldatılacak nesiller yetiştirmektedir!
”Din elden gidiyor!” Propagandası, ülkemizi kan ve gözyaşına boğmuştu.
23 Nisan 1920’de, TBMM toplandığında, normal düzenlemeler yapıldıktan sonra; ilk iş olarak, 29 Nisan 1920 tarihinde; 2 numarayla HIYANET’İ VATANİYE KANUNU ÇIKARILMIŞ ve 07 02 1920 TARİHLİ VE (1) sayıl Resmi Gazetede yayımlanmıştı.
En büyük tehlike, günümüzde olduğu gibi, ŞERİAT ESASINA DAYALI DİNİ BİR DEVLET KURMAKTI.
Bu kanunun 1’inci maddesi:
         “DİNİ KULLANARAK DEVLETİN ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRMEK VE BOZMAK İSTEYENLER, VATAN HAİNİ SAYILIR”, diyordu.
Kanunun (15)’inci maddesi de: ”Vaiz ve hitabet suretiyle alenen ezmine’i muhtelife de-muhtelif zamanlarda- çeşitli şahısları gizli olarak ve telkinle VATAN HAİNLİĞİNE tahrik ve teşvik edenlerle bunları himaye edenler de… Vatan haini sayılırlar!” Diyordu.
 Bu kanunu uygulamak için, TBMM üyeleri arasından seçilen kişilerle, İSTİKLAL MAHKEMELERİ KURULDU.
23 Aralık 1876 tarihli Anayasa-Teşkilat’ı Esasiye kanunu- yürürlükte olmasına karşın,  20 Ocak 1921 tarihinde, (85) sayılı kanunla Anayasa kabul edildi.
1908, 1909 ve sonraki ekleri ile birlikte 1876 anayasası 1924 tarihli ve 491 sayılı anayasanın (104)’üncü maddesindeki düzenlemeyle yürürlükten kaldırıldı.
29 Nisan 1920 tarihli “Hıyanet’i Vataniye Kanunu da” 25 Şubat 1925 tarihli ve 556 sayılı kanunla değişiklik yapıldı.
1945 senesinde; 1924 anayasası ve eklentileri, 4695 sayılı kanun İLE TÜRKÇELEŞTİRİLDİ.
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra; 24 12 1952 tarihli ve 5997 sayılı kanun ile eksiz ve eklentisiz olarak ve eski dil ile yazılmış, 491 sayılı 1924 anayasasını yürürlüğe koydu. Amaç 1924 anayasasına girmiş bulunan Atatürk ilkelerini ve çağdaşlığı ortadan kaldırmak ve yobazlığa çanak tutmaktı.
Ve de 05 Şubat 1937 tarihli ve 3115 sayılı yasa ile 1924 anayasasının 2’inci maddesi düzenlemesini yok etmekti:
Madde 2 şöyle idi:  “(5 2 1937–3115) TÜRKİYE DEVLETİ CUMHURİYETÇİ, MİLLİYETÇİ, HALKÇI, DEVLETÇİ, LÂİK VE İNKILÂPÇIDIR. DEVLET DİLİ TÜRKÇEDİR. BAŞKENTİ ANKARA’DIR.”
Anayasanın dayanakları başlığı altında, 102’inci Maddesi’nin dördüncü fıkrası: ”BU KANUNUN, DEVLET ŞEKLİNİN CUMHURİYET OLDUĞU HAKKINDAKİ BİRİNCİ MADDESİNDE DEĞİŞİKLİK VE BAŞKALAMA YAĞILMASI HİÇ BİR TÜRLÜ TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ.”
1924 ANAYASASININ (83)’ÜNCÜ MADDESİ, DOĞAL YARGIÇ İLKESİNİ DE GETİRMİŞTİ:
“Madde 83- Hiç kimse kanunca bağlı olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye verilemez ve yollanamaz.”
Rahmetli Adnan Menderes; 1955’ten ve özellikle 1957’den sonra, özel düzenlemelerle iktidarda kalma yollarına başvurmuştu.
”Ön Tedbirler”, yasası ile bu 83’üncü maddenin üstüne çıkarak, TBMM’den seçtiği 15 kişilik bir kurula yargılama yetkisi vererek, kanunda yazılı cezaların iki katını vermelerine ve verilen cezaların temyiz edilememesine yasal olanak verdiydi!
T.C.Kanunun 146’ıncı maddesini hesaba katmamıştı!
1 Mart 926 tarihli ve 765 sayılı TÜRK CEZA KANUNU, 1889 tarihli, İtalya’nın Zanerdelli kanunu olarak ünlenen ceza kanunundan alınmıştı. Bizim Ceza kanunumuza geçen, ünlü (125)’inci madde; Floransa’nın On sekizinci asırda düzenlenen ceza kanunundan, evrensel olarak, tüm devletlerce alınan bir maddedir.
 BÜTÜN DÜNYA DEVLETLERİNDE, BU MADDEDE DÜZENLENEN SUÇUN ADI: ”VATAN HAİNLİĞİ SUÇUDUR.” Bu suçu işleyenlere, her ülkede,”VATAN HAİNİ”, DENİLİR.
765 sayılı yasamızın 125’inci maddesi aynen korunarak, 26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen (5237) sayılı Yeni Ceza Yasamızın, Devletin Güvenliğine karşı suçlar başlığı altında ve “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” adı altında girmiştir.
 Bu maddeyi aynen alıyorum:
“Madde 302-                                 
(1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatma kamacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2)- Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.                                             
(3) Bu madde tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.”
1930 senesinde; Ünlü İtalyan hukukçusu ROCCO, KENDİ ADI İLE ANILACAK YENİ BİR SİSTEMATİKLE İtalyan ceza kanununu düzenlemişti.
Türkiye Cumhuriyeti, 1936 senesinde, bu kanundan aldığı üç maddeyi; 141–142 ve 163 numara sırası ile 765 sayılı ceza yasamıza eklemiştir.
Sonradan yapılan eklemelerle ”CEBİR UNSURU”, maddelerden çıkarılarak, maddeler bize özgü bir hale konulmuştur.
Türkiye’de, terör suçlarının artması ve şiddetin doruğa çıkması nedeniyle, yasalarımızda, önemli değişikliklere gidilmiştir.
12 Nisan 1991 tarihinde, “3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası”, çıkarılarak; dört önemli değişikliğe gidilmiştir:
1- HIYANET’İ VATANİYE KANUNU—VATAN HAİNLİĞİ YASASI—YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILNIŞTIR!
2-  141’inci madde yürürlükten kaldırılmıştır.
3- 142’inci madde, yürürlükten kaldırılmıştır.
4- 163’üncü madde, yürürlükten kaldırılmıştır.
12 Nisan 1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına bu maddelerde ki düzenlemeler alınmıştır!
Birçok tartışma sonucunda, bu kanunda da gerekli değişiklikler yapılarak, bugünün kapıları açılmıştır.
 Bu kanunun, değişik birinci maddesini görelim.
Madde 1- “Terör, cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüt mensubu kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”

Terör suçlusu.
 Madde 2-   (1) Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber ve ya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
                      (2)-Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.”
Şimdi de, bu yasanın üçüncü maddesini, hep birlikte okuyalım.
                  
TERÖR SUÇLARI
Madde3- 1 (29 Haziran 2006 tarihinde, 5532 sayılı yasa ile değiştirilmiştir) 29 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk ceza kanunun 302. 307. 309. 311. 312. 313. 314. 315 ve 320’ni maddeleri ile 310’nuncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçudur.
Çok uzun bir süreci, kısaca aktarmaya çalıştım.
Şimdi, vardığım hukuksal sonucu arz etmek istiyorum:
Yeni ceza yasamızda, 302–303 iyice okunursa, birçok yetkili kimseleri, söz ve eylemleriyle bu maddelerin kapsamına girdiklerini, dehşet içinde, görürüz.
”BEN, BÜYÜK ORTADOĞU PROCESİ AS BAŞKANIYIM”, DEMEKLE, Ülkemizden toprak koparmak isteyenlerin amaline hizmet etmek söz konusu olmuyor mu?
Cumhuriyet Savcılarımız bu kanuna uyan fiil ve eylemleri soruşturup, hiç olmazsa, FAİLLERİNİ, üç sahifelik bir iddianame ile adaletin pençesine niçin teslim etmezler?
Soruşturma ve kovuşturma için neyi beklemektedirler!
Anlamış değilim.
        

          


















21 Mart 2013 Perşembe

1013/SAYIN ÜMİT KABASAKAL'A AÇIK MEKTUP!

         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;21 Mart 2013

                   SAYIN ÜMİT KABASAKAL
                   HUKUK DOÇENTİ
                   İSTANBUL BARO BAŞKANI,
                                      TÜRKİYE
         Sayın Başkanım, İstanbul Barosundaki konuşmanızı okudum. Bilgisayarım yeniden çökertildiğinden hemen yanıt veremedim. Bağışlayınız:Sayın Bay Erdoğan Beyimizin Başsavcılığını ilan ettiği Türkiye Cumhuriyetinin Hâkim ve Müddeiumumilerine ile Müddei hususilerine Cesur olmaları ve hukuku tam uygulamaları  için seslenmişsiniz.Bolu ,Türkiye Cumhuriyeti,Yargıcının “Eşekli Adalet” adlı Dramatik kitabınızı okumadığınızı sanıyorum.Peki; bu adalet mensupları nasıl yükselecekler,Başsavcının emirlerine uymazlarsa!Saygılarımla.ortada örnekleri var iken:2 Mayıs 1938 Moskova Mahkeme çalışarak jozef Stalin’in tüm muhaliflerini ve Kızılordu’nun Generallerini ve alt rütbedeki astlarını kurşuna dizdiren Vyaçeslav Molotof,Andre Andreyeviç  Gromiko ve Andre Vişinski ’nin senelerce Bakanlık yapmaları boşuna mıydı!

14 Mart 2013 Perşembe

1012/MECELLE!






OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;12 Mart 2013

                                                       MECELLE!
MECELLE'İ AHKAM!I ADLİYE
OSMANLININ İLK MEDENİ KANUNU!
"Zaman değiştikçe,hükümler de değişir!"İslamın en büyük hükmü!
                                              "Aklı olanın dini vardır!"Hadis.
          "Fetvanı Müftüden değil aklından al!"Hadis.
"Bölük,bölük bölen bizden değildir!"Hadis.
"MANEVİ MİRASIM AKIL VE BİLİMDİR!Mustafa Kemal.
"Kahramanı olduğu kadar,Gafili de,Haini de çok milletiz!"Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
"Dünya üzerinde bizim kadar çok vatanhaini yetiştiren yoktur!"Başbakan İsmet Paşa.
Bilinen bazı televizyon kanallarımızda,kendinden menkul bazı tarihçilerimiz! ve Ulemalarımız! Mecelle'yi öve,öve bitiremektedirler.Hiç bir hukukçumuz ve hukuk tarihçimiz de ortaya çıkarak bunlara yanıt veremektedir.İhanet bu kadar şımartılır.Osmanlı İmparatorluğu tarihi boyunca ikili hukuk kullanmıştır:1*Şeri Hukuk,2*Örfi Hukuk.Fatih Sultan Mehmed'in "İbreti alem için karındaşın karındaşı öldürme "Fermanının asırlarca uygulanabilmesi için Şeyhülislamların vermiş olduğu fetvalar Şeri Hukuka uygun mudur?Masumları ve Günahsızları öldürmek hangi dine,hangi hukuka  ve vicdana yakışır!Örfe yakıştırılmıştır.Osmanlı İmparatorluğunda Moderinleşmenin önüne,Moderinleşmenin dinsizlik olduğu anlatılarak geçilmişti.Ateş eden topların  domuz kılından yapılan fırçalarla temizlenmesi bile dine aykırı sayılmıştı.Hem de atışı seyreden defterdar tarafından.Oysa tüm müslümanlar evlerini domuz kılından imal edilen fırçalarla badana etmekteydiler.Dünyamızda hiç bir din,onu ihdas eden peygamberin öğrettiği gibi değildir.Değişik toplumların değişik kültürleri ve araya giren çıkarcılar dinin özünü yok ederek bir şekil  ve hurafeler manzumesini din diye halka anlatırlar. Din adamlığı sıfatını takınarak,Moderinleşmeye ihanet ,Osmanlının sonunu getirmeye yakışmıştı! Bilim adamı sıfatını takınarak Türkiye Cumhuriyetine ihanet hainlere yakışmaktadır.Mustafa Kemal Halifeliği kaldırmıştır!Doğru,ama Sevr anlaşmasına göre Osmanlı Halifelikten zaten vazgeçmişti                
                 CEHALET, DİN VE DİN ADAMLARI KARANLIKLARDA SEMİRİR!
                “ Bir Fransız İş Müfettişibana;Sağcı iktidarlar cehalete ve dine dayalı olmak zorundadırlar. Bu nedenle de her sosyal olayı bu pencereden görürler ve tüm güçleri ile de cehaleti artırırlar. CEHALETİ VE Dini kullanmayı önleyemezseniz Atatürk Cumhuriyetinin işi bitiktir!”Demişti,sene de 1970'in sonlarıydı.Ve hiç unutamayacağım bir gerçeği de söylemişti:”Komünizm korkusu, komünizmden bin defa daha tehlikelidir. Bir ülkeyi bu korku sarmaya görsün tüm yenilikleri ve güzellikleri siler, süpürür!"Ülkemizi bir din dışılık söylemi ve korkusu sarmıştır.Bu defa Yobazlarımıza,hukukçularımız ve bazı tarihçilerimiz de katılmıştır.



               
Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet,Lozan'da Batı Hukukuna göre hukuki düzenlemeleri yapmak için söz verdikleri için Batı Hukuku uygulanmasına geçilmiş!Çüş! Desem eşeklere hakaret etmiş olurum.Önce bu ahlaksızlığı yanıtlamam gerekir:
BATI hUKUKU UYGULAMALARI OSMANLININ EN BÜYÜK PADİŞAHLARINDAN BİRİSİ OLAN iKİNCİ MAHMUT/1808/1839/ZAMANINDA BAŞLAMIŞTIR.Sıra ile görelim:
1*Memurların rütbe ve nişan işlerinin bir kurala bağlanması,
2*Memurların yargılanması ve terfi işlerine bakmak üzere"dar-üs-Şura-yı Bab-ı Ali'"nin kurulması.
3*1840 Fransa'dan ceza Hukukunda İdare kanunun alınması,
4*1846 Memurlar hakkında ceza kanunun alınması.
5*1850 Kanunname'i Tiçaret ,eşya hukuk alanında,Fransızların 1807 tarihli code de Commerce'nin tercümesidir.                                                                                                                           6*1858 tarihli Arazi Kanunnamesi.
7*1858 tariihli ceza Kanunu,1810 tarihli Fransız ceza Kanunun tercümesidir.Fransız ceza Kanununda birden ziyade evlilik suç sayıldığı halde,bu madde ceza Kanunnamesinden çıkartılmıştır.
8*1875 tarihli,Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ,Fransızlardan alınmıştır.
8*1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu,1879 tarihinde Osmanlıcaya çevrilerek;Usul-ü Muhakemat-ı Cezaiye Kanunu Muvakkatı olarak yürürlüğe konmuştur.Jandarma Komutanlarına Müddeiumumilik görevi de verilmişti.
9*1881 tarihinde Asar'ı Atika nizamnamesi ve daha sonra da Zabıta'yıSaydiye Nizamnamesi batı tarzında kabul edilmişti.Nizamname,Kanunu Muvakkat,Kanun Hükmünde kararname demektir.Asar'ıAtika Nizamnamesi, Eski Eserler Kanunu çıkartılana dek yürürlükte kalmıştır(1963).Bu nizamnamenede:"Aksine hareketlerde Babıali haberdar oluna!"Diye bir madde vardı.Bendeniz de Hınzırlığımdan eski eser bulunduğunda bilgi için Valikik Makamına ve Babıalye diye dağıtım yapardım.Antalya'nın emekli General olan valisinin bu dağıtım dikkatini çekmiş;beni Manavgat'tan aradı,"bu Babıali neyin nesidir?"Diye sorduğunda nizamnamenin  ol maddesini okumuştum ve valimiz de çok gülmüşlerdi.
10*23 Aralık 1876 tarihinde Avrupalı devletlerin İstanbul konferansında Osmanlıya baskısını önlemek için,alelacele tercüme ettirilen Belçika'nın 1831 tarihli anayasası yüürürlüğe sokulmuştu!
11*Bir tabur askerle altı ay tecrübeden sonra"Tayinat ve Yem Kanunu" kabul edilerek 1963 tarihine kadar yürürlükte kalmıştır.
Ne demek Lozan'ın zoru ile Batı Hukukuna yönelmek.Benim bildiğim bir şey varsa;o da sizlerin çıkar ve ihanete yönelik yalanlara sarılmanızdır.
Şimdi gelelim şu ünlü Mecelle'mize(Mecele'i Ahkam'ı Adliye'mize).
18'inci yüzyıla Işıklar yüzyılı denilmektedir.Pozitif ilimlerin yanısıra her alanda büyü sıçramalar yaşanmıştır.Jeaan mesliere adlı bir Fransız Papazı 1731'de le Bon Sens/Aklı Selim/ adlı bir eser yazarak ölümünden sonra üç makama bırakılmasını vasiyet etmişti.1763 senesinde de 23 yaşındaki bir İtalyan genci BACCARİA Suçlar ve Cezaları yazarak Avrupayı ayağa kaldırmıştı.Avusturya -Macaristan imparatorluğu ilk medeni kanunun yapmıştı.Büyük Fransız Devriminden sonra da Fransa 1804'de Code civil/Code Napoléon'u/Fransız medeni kanununu yürürlüğe koymuştu.Napolyon Bonapart;Waterlo'da yeildikten sonra:"Benim kazanmış olduğum Kırk meydan muharebesini bir Waterlo yenilgim silmiştir.Beni sonsuza kadar yaşatacak Code Naolyon'dur!"Demişti.
Avrupada ve dünyada hukuk bir bilim dalı olarak çok gelişmişti,Kamu hukuku,İdare hukuku ve Özel hukuk ayrılmıştı.Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemeleri Yargılama Hukuku,Medeni Hukuk ve Medeni Usul Hukuku,Devletler Hukuku ve Devletler Özel Hukuku sistemleştirilmiş her hukuk dalı için de mahkemeler kurulmuştu.Yargıç,Savcı ve Avukat kurumları dengelenmişti.
İslam ülkelerinde,1867 senesine kadar İslam Hukuk düzenlenmemişti/Tedvin edilmemişti/.3 Kasım 1839 Gülhane Hattı Humayunu ve 1856 Halepa Fermanı üzerine Avrupallıların Osmanlı üzerindeki baskıları da artmıştı.Nizamiye ve Şeriye mahkemeleri ihdas edilmiş,Gayrı Müslimler için de Nizamiye Mahkemelerine üye olma hakkı verilmişti.Daha sonrada,Konsolosluk Mahkemelerine izin verilerek,Osmanlı devleti Gayrımüslim vatandaşları üzerindeki yargılama hakkını da yitirmiştir.
Ali Paşa  Sultan Abdülaziz'e bir lahiha sunarak,gayrımüslim vatandaşlarının da haklarını korumak için Fransız Medeni Kanununun tercüme edilerek yürürlüğe sokulmasını istemişti.Ahmet  Cevdet Paşa ve destekçileri Sultan Abdülaziz'i etkilediklerinden,Sultan Aziz'in onayı ile 1867 senesinde Ahmet Cevdet Paşa'nın başkanlığında bie"MECELLE  KURULU" meydana getirilerek Dokuz senede,Hanefi,Şafi,Maliki ve Hanbeli içtihatlarından MECELLE meydana getirilerek,her bölüm bittiğinde padişaha onay için sunulmuştur.Hukuk toplumları ve bireyleri biribirine bağlayan sosyal düzen kurallarından birisidir.Ulusal birliği tek hukuk uygulaması sağlamaktadır.Osmanlı devletinin 1867/1876 senelerindeki nüfus yapısına bakarsak Alevi-Caferi Osmanlı tebaasının çok yoğun olduğunu görürüz.Sonra bu Mecelle diğer Müslüman ülkelerinde de uygulanacağından toplumu bütünleme yerine bölmeye yönlendirmiştir.Alevi vatandaşlarımız kendi halk mahkemelerini kurarak davalarını bu mahkemeler eli ile çözüme kavuşturmuşlardır.1978 senesinde,Rahmetli Ali Himmet berki'nin yazmış olduğu Açıklamalı Mecelle adlı kitabında onun bir sözünü 45 sene tekrar ettiği vurgulanmaktadır:"ALLAH KORKUSU OLMADAN MAŞERİ VE  MEDENİ TERBİYE OLMAZ!"Mecelle de korku üzerine bina edildiğinden Allah sevgisine dayalı olan Alevi inancının buraya alınmaması bir raslantı değildir."ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR!"Diye hükümler döktürürler;dini öne çıkarmak için de vecizeler uydururlar.Japon ulusunun Allah'ı var mıdır?Hayır,yoktur!Japon Ulusunun peygamberi var mıdır?O da yoktur.Japon Ulusunun kutsal din kitabı var mıdır?O dahi yoktur.Dünya'da Japon Ulusu kadar namuslu ve  bireylerinin biribirine,kurallarına ve  ve devletine bağlı bir ulus var mıdır?Ben bilemiyorum!Bakınız iki büyük bilgin bu konuda neler demiş:            
İNSANLIĞA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ DİN  VE DİN ADAMLARI YAPMIŞTIR!                    
                                                                                                                                                                                   “Kapitalizmin hakim olduğu ülkelerde aksi halde din adamlığı yapamazsınız zalimin ekmeğini yiyen zalimin kılıcını çalar
Din, asalaklaşmış toplumun itici ve uyuşturucu gücüdür.
Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır.
— Albert Einstein -
"Dünyaya en büyük kötülükleri din adamları yapmıştır! Çıkarları için utanmadan SIKILMADAN kardeşi kardeşine vurdurmusrur. Bunu en büyük ispati: Arap dünyasının unlu din adamı Yusuf al kardavwi Libya Suriye ve en son Lübnan’daki tüm o kanlı olayların tetikleyicisi kendisidir! Kimin adına? Amerika ve İsrail adına! Ya Allahın "iki Müslüman birbirlerine düştüğü zaman üçüncüsüne ayırmak düşer" Buyurugunu bir kenara atti ve Amerikanın dediğini yaptı.
Bir din diğerini kabul etmez o gerçek değil der, mesela Budizmi yok sayar..
Bir ülke diğer ülkenin gerçek dindar olmadığı konusunda ısrarcıdır. (Örnek:Afganistan-Türkiye)
Bir mezhep diğerinin yanlış olduğu konusunda da ısrarcıdır, doğru olduğunu düşünse zaten tek çatı altında olurdu.Cemaatlerde keza aynı şekilde biri diğerine çamur atar
Kişilere kadar iniyorsunuz ve sürekli biri diğerine gerçek dindar değil diyebiliyorsa gerçeği nedir diye sormak gerekmez mi?
Oysa Allah Ateist, peygamber mezhepsizdir.
Din; Aydınlar için yalan, cahiller için gerçek, iktidar için kullanışlıdır, demiş Fransız filozof.
Din; halkların uyutma aracı  Afyonudur...
Din ezilen halkları daha iyi sömürmenin aracı ve afyonudur;dolayısıyla egemen sınıfın tekelindedir.Çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçişte de bu böyle olmuştur.Din adına çıkan savaşlara bakın hep dini yayma adına halkların özgürlülerini ve ülkelerini yağmalamışlardır ve din kapitalizmin asla vazgeçmeyeceği köleleştirme aracı ve en iyi afyonudur.”
"Son Haham,son Papaz,son İmam öldüklerinde ,dünya yüzündeki savaşlar da biter!"Lev Tolstoy.

Dikkatimi çeken hususlardan birisi de;1950 yılında Mısır'a gidip dönen Rahmetli Ali Himmet Berki'nin Rahmetli Dr.Ekmeleddin İhsan Bey'in babasına yazmış olduğu mektuptur:
"Alim'i celli ve azizimiz Sabri Efendi Hazretlerini ziyaret fırsatı bulamadığımdan pek müteessirim."
Bu Sabri Efendi Sevr anlaşmasını Sadrazam vekili olarak onaylayan,Osmanlının Şeyhülislamı Tokatlı Mustafa Sabri hainidir.Mısır'a yerleşerek ordan Mustafa Kemal aleyhinde kitaplar yazmıştı.Karısının Selanik'teki çiftliğini kurtarmak için Yunanlılara çok köpeklik yapmıştı:"Mustafa Kemal yönetiminde bulunmaktansa Yunan yönetiminde bulunmak daha hayırlıdır!"Diye hezayanlar kusmuştu.1953'te Mısır'da ölmüştür.
Mecelle Alevi-Caferi içtihatlarını bir kenara bırakarak dört mezhebin içtihatlarına göre tedvin edilmiştir.Bu inancı taşıyan insanlar nasıl bir yasanın dışında bırakılır?Günümüz politikacıları da Alevileri saf dışında tutmaktadırlar.Halkın isteklerinin ve iradesinin kutsallığından söz edenler,Alevilerimizin ibadethane olarak kabul ettiği cem evlerini ibadethane dışı saymaktadırlar.Ulusal Kurtuluş
Savaşımızda ve iç ayaklanmalarda ve Kürt ayaklanmalarında Alevilerin kahramanlıklarını da yok saymaktadırlar.
Diğer yasalarımız toplumumuzun ihtiyaçlarına yanıt veremediklerinde değiştirilebilmektedir.İşte ceza ve diğer yasalarımız ve anayasamız.Mecelle,günümüğze göre çok ilkel ve çok ağdalı bir dile sahiptir.İsviçre'den aldığımız Medeni Kanunumuzun gerekçesinde şöyle bir saptama vardı:"1851 maddeden oluşan Mecelle'nin yalınız 300 maddesi günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilmektedir!"
Sonra;Mecelle'nin Miras ve Aile hukuk gibi bölümlerini Enver Paşa 1917 yılında eklemiştir.Mecelle;Usul hukukunu,Ceza Hukukunuilgilendiren konuları da kapsadığı gibi,bir çok tanımı da kapsamaktadır.
Uzun boylu eleştiriye kalkmam,Hukuk Allamelerimize hakaret olur.Bendeniz emekli bir jandarma subayıyım.Yalınız İslam Miras Hukuku hakkında bilgi vermek istiyorum.
İslamın  Miras Hukukuna İlmi Feraiz denilir.Kur'an'ı Kerim'in 4'üncü Nisa/Kadın/Suresinin 7,14,33 ve 175'inci ayetleri. Mirasçılar Üç gruba ayrılır:
1*Eshab-ül-Feraiz ya da Zevu'l Feraiz.
2*Asebe.
3*Zevu'l Erham
1-Ezab'l-ül Feraiz-Zevu'l Feraiz,Kur'an'ı Kerime göre,belirlenen payları almaya hak kazananlardır:Kız çocukları,ana-bab,;erkek ve kız kardeş ve karı-koca (4'üncü sure,11/12/175'inci ayetler)bu ad altıb-nda toplanmışlardır.Bunların ana-babayanından listesi çok uzundur:
1-Kız çocukları(rkek çocukların payları farklıdır.D ilçesinin kızıl köyünde erkek çocuğuna hamile bir kadın öldürülmüştü.Doğmamış erkek çocuğuna ödenen kan bedeli anasına ödenenden çok fazlaydı.
2-Ana,
3-Baba,
4-Erkak kardeş,
5-Kız kardeş,
6-Karı,
7-Koca,
8-1'e tanınan hak,oğlun kızına,
9-3'e tanınan hak,büüyük babaya,
10-2'ye tanınan hak,büyük anaya,
11-Ana bir,baba ayrı erkek kardeş,
12-Baba bir,ana ayrı erkek kardeş,Önce bunlar mirsatan pay alırlar;artrsa Asebe' dekiler pay alırlar.
2-Asebe:Murisin(Miras bırakanın)erkek yanından,miras almaya hakları olan erkek hısımları 4(ört gruba ayrılır:
1-1'inci grup-Murisin,erkek yanından,erkek artgelenleri,
2-2'inci grup-Murisin erkek yanından erkek ataları,
4-4'üncü grup-Murisin,babasının erkek yanından erkek ardgelenleri.
3-Zevu'l Erham:Murise bir kadın aracılığı ile kan hısmı olanlar. ya da öteki iki gruba giremeyenler.
1-Birinci grup:Murisin artgelenleri,(kızının oğlu,oğlunun kızı ya da oğlu)
2-İkinci grup:Murisin ataları(Anasının babası,babasının anasının babası).
3-Üçüncü grup:Murisin anasının ,ya da babasının artgelenleri(erkek kardeşinin kızı,ya da kız kardeşinin oğlu).
4-4'üncü grup:Muriisin babasının ya sa anasının atalarının art gelenleri(Amcanın kızı,hala,dayı).
Asebede olduğu gibi ;birinci gruptan birisi varsa ,ikinci gruptan olanlar,murise daha yakın olsalar bile  mirastan pay alamazlar.
Bir Müslüman adamın dört eşi varsa,çıkınız miras taksiminin içinden!Bendeniz;Türkiye Cumhuriyetinin modern Miras Hukuku ile neler kazandığımızı anlatmaya kalkmayacağım.Yalınız çok merak ettiğim bir konu var:Hukuk Fakültelerimiz devrimimiz aleyhinde çalışanlara avukat mı yetiştirmektedirler!
                                                                                                                                     




10 Mart 2013 Pazar

1011/KADINLLARIMIZIN AY HALİ/HAYIZ!



               OSMAN TÜRKOĞUZ                                                                                                                                                  osmanturkoguz@gmail.com
               İzmir;09 Mart 2013
                                                 
                                 KADINLARIN AYHALİ/HAYIZ!
"Hayızlı kadın oruç tutamaz,haramdır!"Ömer Nasuhi Bilmen,Büyük İslam İlmihali.Almanya'da; Diyanet Ateşesine gelen bir Alman kadını:"Ben müslüman olmak istiyorum,bu konuda yazılmış bir kitap verebilir misiniz?Dediğinde, bu Büyük İslam İlmihalini vermişler.Kadın üç gün sonra kitabı geri getirerek:"Ben eski dinimde kalıyorum.Bu kadar çetrefilli  dini anlamam mümkün değil!"Demiş.Bendeniz,her çağın felsefesini ve her dinin kitaplarını okudum,hepsini de anladım.Bu Büyük İslam İlmihalini okuyamadım.Bir din bu kadar çetrefilli anlatılır." Dini zorlaştırmayın,kolaylaştırın!"Hadisi bu Ulemalarmızın ağızlarında yalınız  bir sakızdır.
Bendeniz;65 yaşımda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini de bitirmiştim.Orada gördüm ki,koskocaman proflar:"Leon Duguvi şöyle demiş,Maurice Duvergere böyle demişli dersler anlatmaktalar.Ayağa fırladım ve sordum:"Sayın Hocam,onlar öyle demişler,bu konuda siz ne diyorsunuz?"
"Onlar,bu konuda söylenecek sözlerin hepsini söylemişler,biz de onları söylüyoruz!"Dediler.Dedim ki:"Bütün büyük komutanlar,harp sanatının bütün kuralları konulmuştur demelerine karşın Mareşal Mustafa Kemal:"Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa vardır!"Buyurdu;İkinci Dünya Savaşı da Satıh Savaşı olarak sürdürüldü.Bütün siyaset adamları asırlık mavalları okurlarken:"Yurta barış,dünyada barış!"Dedi,tüm uluslar barışa yöneldi."Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!""Ben sizlere İlim ve aklı miras bırakıyorum!"Dedi kadınlarımızın başları göklere değdi.Erkeklerimiz de kemale erdi.Demek ki söylenecek çok söz varmış!"Demiştim.
Kadınlarımızın Hayız olayı ve Rahim kanaması,İslam Peygamberi ve onun yorumcuları tarafından Hayız olarak anlaşılmış ve asırlardır,bu şöylededi,şu böyle dedi masalı günümüze kadar örnek olarak gelmiştir.Kanamanın nedenine inen de yoktur.Kadın hormanlarına ve rahim içi hastalıklarına dayalı olan bu kanamaları sanki Ulu Yaratan yaratmamış gibisine kadın için bir horlama ve aşağılama nedeni saymışlar!" Hastalık demişler!Hastalıkların mikroplara dayalı olarak ortaya çıktığı günümüzde de bazı Ulemalarımız bu hali hastalık olarak kabul ve telkin etmektedirler.Bu nasıl bir hastalıktır,yalınız erişkin kadınlara musallat olan.Menopoz döneminde de kendiliğinden kaybolan!Bazı kanamaların da ölüme kadar gitmesinin nedeni nedir?Eski kafalar için,olsun her kanama kadının üreme organından gelmiyor mu?
Bendeniz;önce hayız kanamasından sonra da Rahim içi kanamasından söz etmek istiyorum:Bu konuda,Kadın Hastalıkları ve doğum Uzmanı Profesör Dr.Sayın Bülent Berker Beye başvuruyorum:
"Menstruasyon ya da diğer ifadesiyle  adet kanaması bayanlarda ergenlik döneminden itibaren başlayan ve Menopoza kadar devam eden rahim iç tabakasını döşeyen endemetrium ismini verdiğimiztabakanın belirli periyotlarla atılması olarak tanımlanabilir.Adet kanamasının belirli bir düzen halinde olmasını belirliyen ana faktör kadınlardaki hormanol düzen  ve bu hormanol düzeni sağlayan yumurtalık faaliyetleridir ki bunların da en önemlisi,ovulasyon yani yumurtlama dediğimöiz olaydır.Ader dışı kanamalardan bahsetmeden önce,normal adet kanamalarını tanımlamamaız gerekir.Normal adet kanaması 25-35 günde bir tekrarlayan (ortalama 28 günde bir),3/7 gün süren,toplam ortalama 35-50 Mililitre miktarında olan kanamadır.Adet dışı kanamalar oldukça sık bir problem olup kadın doğum hekimine en sık başvut-ru nedenlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Şunu da özellikle belirtmeek isterim ki adet dışı kanama bir belirtidir,yani altta yatan bir problem yansımasıdır. Bu nedenle bu şikayetle bize başvuran kadınlar adet dışı kanamaya neden olabilecek nedenleri,özellikle içine girdiği yaş grubuna göre öncelikli nedenler başta olmak üzere detaylı bir şekilde araştırırıız.tırmaların sonucunda saptadığımız problemler hormonal düzensizlikten kadın üreme organlarının kanserlerine kadar oldukça geniş bir yelpazede değişkenlik gösterebilir.Adet dışı kanamalar nedenlerine göre 2 ana başlıkta toplanmaktadır:Bunlar; hormonların(anovulasyon) veya pıhtılaşmayla ilgili fonksiyonlarımn bozukluğuna(idyopatik trombositopenik purpura,von Willebrand)bağlı kanamalar ve organik yani kadın üreme organlarındasn gelişen gözle ya da mikroskobik incelem neticesinde ortaya konulabilen patolojilerin (myom,rahim iç zarının kalınlaşması ve kanserler) neden olduğu kanamalardır......."Adet dışı kanamaların en yoğun olarak yaşandığı dönem,reproduktif dönem yani üreme dönemi olarask tanımladığımız dönemdir......"Meraklı olanlarımız özellikle de Ay halini kadınlarımız için alçaltıcı gören salaklarımız bu makalenin tümünü okuyarak gerçeği görebilirler.Şimdi bu konu üzerine eline kalemi alarak
geçmişin masallarını bize aktaranlarımızın hünerlerini görelim.İmamıAzama ebu Hanife Onyedi hadis var demesine karşın,Hz.muhammed'in ölümünden 245 sene sonra;buharalı bir Türk İmamı 800.000 hadis toplamış,istihareya yatarak bunu 6000/8000'e indirgemiştir.Yahudilerin tevrat'ta inandıkları islama mal edilerek kadınlarımız alçaltılmıştır.Görelim:
"Bizim başımıza hayız olayı geldiğinde oruç tutmamız emredildi!"Hadis,Hz.Ayşe'den.Hz.Peygamber hayızlı olmayı bir hastalık saymadı."Hayızlı olmak senin elinde değil!"Buyurdu.
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Yahudilerin şöyle bir adeti vardı: İçlerinde bir kadın adet görmeye başlayınca, onunla beraber yiyip içmezler, evlerde beraber oturup kalkmazlardı. Bu durumu Ashab radıyallahu anhüm Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a sordular. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu ayeti inzal buyurdu. (Mealen): "Ey Muhammed! Sana kadınların aybaşı halinden sorarlar. De ki: "O bir ezadır. Aybaşı halinde iken kadınlardan uzak kalın. Temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah’ın size buyurduğu yoldan yaklaşın…" (Bakara 222) ayeti üzerine Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Kadınlarınızla nikah (zevciyat muamelesi) dışında her şeyi yapın!" Buyurdu. bu ruhsat Yahudilere ulaşınca: "Bu adam ne yapmak istiyor? Bize muhalefet etmediği bir şey bırakmadı!"Dediler. (Bu sözü işiten) Üseyd İbnu Hudayr ve Abbad İbnu Bişr radıyallahu anhüma gelerek: "Ey Allah’ın Resulü! Yahudiler şöyle şöyle söylüyorlar" diye haber verdiler. "Biz kadınlarla beraber oturup kalkmıyacak mıyız?" Dediler. Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın rengi öylesine değişti ki, biz onlara kızdığını zannettik. Onlar da hemen çıkıp gittiler. Derken onlar yolda Resûlullah’a gönderilen hediye sütle karşılaştılar. Resûlullah o sütü hemen bunların peşisıra içmeleri için gönderdi. Böylece anladılar ki, Aleyhissalatu vesselam kendilerine gücenmemiştir
Bu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "kim hayızlının fercine veya bir kadının dübürüne (arka uzvuna) temas ederse veya kahine uğrarsa Muhammed’e indirilenden teberri etmiş (yüz çevirmiş) olur."Bu Hüreyre,Hz.muhammed'in 23 senelik kölesiydi ve Hadis rivayet etmesi yasaklanmıştır.Ostüzü.
Tirmizi, Taharet 102, (135); İbnu Mace, Taharet 122, (639).
Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Bizden biri hayızlı olur, Resûlullah aleyhissalatu vesselam da onunla mübaşeret etmek dilerse, ona hayız olur olmaz izarını bağlamasını emreder, sonra mubaşeret ederdi. Sizden hanginiz, nefsine, Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın nefsine hakim olduğu kadar hakim olur?"
Ebu Davud’un bir rivayetinde, "fevr" (evvelinde -ki "hayz olur olmaz" diye karşıladık-) yerine "fevh" denilmiştir (ki bu da "çoğunda" ve "evvelinde" manasına gelir.)
Nesai’nin Cümay’ İbnü Ümayr’dan kaydettiği bir rivayette şöyle denmiştir: "Ben, annem ve teyzemle birlikte Hz. Aişe radıyallahu anha’nın yanına girdim. Onlar Hz. Aişe’ye: "Hayızlı iken, sizlerle Aleyhissalatu vesselam ne şekilde mübaşerette bulunurdu?" diye sordular. Aişe validemiz:
"Hayız olduğumuz zaman bize, geniş bir izar giymemizi emreder, sonra sine ve göğsümüze iltizamda (temasta) bulunurdu."
Nesai
Muvatta’nın rivayetinde şöyledir: "Ubeydullah İbnu Abdillah İbni Ömer radıyallahu anhüma, Hz. Aişe’ye göndererek -kişi, hayızlı olan hanımıyla mubaşerette bulunabilir mi?diye sordurdu. Hz. Aişe radıyallahu anha: "Kadının alt kısmınna izarını bağlatsın sonra onunla mubaşerette bulunsun" cevabını verdi."
Muvatta
Ebu Davud ve Nesai’nin bir rivayetinde şöyle denmektedir: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam zevcelerinden bir kadınla hayızlı olduğu halde mubaşeret ederdi. Yeter ki, uyluklarının ortasına kadar izarı uzanmış olsun veya dizleri örtülü bulunsun."
Buhari, Hayz 5; Müslim, Hayz 1, 4, (293, 295); Muvatta, Taharet 95, (1, 58); Ebu Davud Taharet 107, (267, 268, 273); Tirmizi, Taharet 99, (132); Nesai, Hayz 12, 13, (1, 189).
Zeyd İbnu Eslem radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam, Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a sordu: "(Ey Allah’ın Resulü!) Hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?" Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Üzerine izarını bağlasın, yukarısına istediğinde serbestsin."
Muvatta, Taharet 93, (1, 57).
Hz. Mu’az radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah’ın Resûlü! dedim, hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?" "İzar’ın yukarısı, ancak bundan da sakınsan daha iyi olur!" buyurdular."
Rezin tahric etti. Ebu Davud, Taharet 83, (212, 213).
İkrime, Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın zevcelerinden birinden naklen anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam, hayızlı hanımlarıyla bir mübaşerette bulunmak dileyince hanımının ferci üzerine bir şey örterdi.."
Ebu Davud, Taharet 107, (272).
İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kişi, hayızlı karısıyla cinsi münasebette bulunursa (hatasına kefaret olarak) yarım dinar tasadduk etsin."
Bir rivayette ise şöyle denmiştir: "Kişi hayızlı hanımına, hayız halinin başlangıcında, kan kırmızı renkte iken temas ederse bir dinar tasadduk etsin. Kanın kesilmeye yüz tutup akıntının sarardığı zaman temas eden, yarım dinar tasadduk etsin."
Tirmizi der ki: "Bu hadis İbnu Abbas radıyallahu anhüma’dan mevkuf (kendi sözü) olarak da rivayet edilmiştir."
Tirmizi
Ebu Davud’un bir rivayetinde hayızlı karısına temas eden kimse hakkında Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın: "Bir veya yarım dinar tasadduk etsin" dediği kaydedilmiştir.
Ebu Davud der ki: "Bu rivayet (yani İbnu Abbas’ın "bir veya yarım…" diyerek yaptığı rivayet) sahihtir, (diğer "…yarım dinar…" diyen rivayet bu kadar kavi değildir.)"
Ebu Davud
Bir rivayette şöyle denmiştir: "Kişi hanımına kanama halinde temasta bulunmuşsa bir dinar, kanın kesilme halinde temas etmişse yarım dinar tasadduk eder."
Tirmizi, Taharet 103, (136, 137); Ebu Davud, Taharet 106, (264, 265, 266); Nesai, Taharet 182, (1, 153); İbnu Mace, Taharet 123, (640).
Hz. Aişe radıyallahu anha "Ben hayızlı iken Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın başını yıkardım" demiştir.
Buhari, Hayz 2, İ’tikaf 2, 3, 4, 19, Libas 76; Müslim, Hayz 10, (297); Muvatta, Taharet 102, (1, 60); Ebu Davud, Savm 79, (2467, 2468, 2469); Tirmizi, Savm 80, (804); Nesai, Hayz 20, (1, 193).
Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam, ben hayızlı iken kucağıma yaslanır ve Kur’an okurdu."
Buhari, Hayz 13, Tevhid 52; Ebu Davud, Taharet 103, (260); Nesai, Hayz 16, (1, 191).
Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam, (bir gün) bana (kendisi mescidde iken) "Humre’yi bana getiriver!" buyurdular.
"Hayızlıyım" diye cevap verdim.
"Senin hayızın elinde değil ki!’ Dediler."
Müslim, Hayz 11, (298); Ebu Davud, Taharet 104, (261); Tirmizi, Taharet 101, (134); Nesai, Hayz 18, (1, 192).
Hz. Meymune radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam bizden biri hayızlı olduğu halde onun kucağına başını koyar, Kur’an okurdu. Bizden birimiz hayızlı iken Resûlullah’ın humrasını mescide taşır ve yayardı."
Nesai, Hayz 19, (1, 192).
İbnu Ömer radıyallahu anhüma’dan rivayete göre, "cariyeleri hayızlı oldukları halde ayaklarını yıkarlar, humrasını kendisine verirlerdi."
Muvatta, Taharet 88, (1, 52).
Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: "Ben, Resûlullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte kadife bir örtünün altında yatıyordum. Ay halimin başladığını farkettim. Hemen örtünün altından kayıp hayız elbisemi bulup giyindim. Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Hayız mı oldun?" buyurdular. "Evet!" dedim. Beni yanına çağırdı. Örtünün altında beraber yattık."
Buhari, Hayz 4, 21, 22, Savm 24; Müslim, Hayz 5, 296; Nesai, Taharet 179, (1, 149, 150)
Umare İbnu Gurab’ın anlattığına göre, bir halası kendisine Hz. Aişe radıyallahu anha’dan şöyle sorduğunu anlatmıştır: "Birimiz hayız olduğumuz zaman kocamızla ayrı yatmamız mümkün değil, tek yatağımız var."
Hz. Aişe şu cevabı vermiştir: "Ben sana Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın yaptığını anlatayım: "Bir gece eve girdi. Ben o sırada ay hali görüyordum. Mescidine geçti. -Ebu Davud der ki: "Bundan maksad evindeki namazgahıdır.- (Orada namaz kıldı), fakat bir türlü ayrılmadı. Derken benim gözlerim kapanmış, soğuk da onu üşütmüş. Gelip "Bana yaklaş!" dedi. Ben de: "Hayızlıyım!" dedim. Resûlullah aleyhissalatu vesselam: "Öyle de olsa! Uyluklarını aç!" dedi. Uyluklarımı açtım. Göğüs ve yanağını uyluklarımın üzerine koydu. Ben de üzerine eğildim. Isınıp uyuyuncaya kadar böyle durduk."
Ebu Davud, Taharet 107, (270).
Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Ben hayızlı iken su içer, sonra kabı Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a verirdim. O da ağzını, ağzımın değdiği yere koyardı."
Ebu Davud ve Nesai’de de şu rivayet gelmiştir: "Ben ay halinde iken etli kemiği dişleyerek yer, sonra da Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a uzatırdım. O da ağzını, tam ağzımı koymuş bulunduğum yere koyar(ak yer)di."
Ebu Davud
Nesai’nin bir diğer rivayeti şöyle: "Şureyh İbnu Hani, Hz. Aişe radıyallahu anha’ya: "Bir kadın hayızlı iken kocası ile birlikte yemek yer mi?" diye sordu. Hz. Aişe "Evet dedi, benim kanamam varken Resûlullah aleyhissalatu vesselam beni çağırırdı, ben de onunla birlikte yerdim. (Bu sırada) etli kemiği alır, (bana uzatır, önce benim başlamam için) bana yemin verirdi. Ben de onu alır ve bir miktar dişler (sonra Resûlullah’a uzatırdım). O da ağzını, kemikte tam benim ağzımı koyduğum yere koyar(ak yemeye başlar)dı. İçecek bir şey istediği olur, getirince ondan önce benim içmem için bana yemin verirdi, bunun üzerine ben de kabı alır bir miktar içer, sonra bırakırdım. Bu sefer onu Aleyhissalatu vesselam alır, kabın tam benim ağzımı koyduğum yerine ağzını koyarak içerdi."
Müslim, Hayz 14, (300); Ebu Davud, Taharet 103, (259); Nesai, Taharet 177, (1, 148).
Abdullah İbnu Sa’d el-Ensari radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam’a hayızlı kadınlarla beraber yemek hususunda sordum. "Onunla beraber yiyin!" buyurdular."
Tirmizi, Taharet 100, (133).
Hz. Aişe radıyallahu anha’nın anlattığına göre, bir kadın kendisine: "Temizlendiğimiz zaman kıldığımız mutad namaz bize yeter mi (hayızlı iken kılamadıklarımızın kazası gerekir mi?)" diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir:
"Sen Harûriyye (Harici)misin? Biz Resûlullah aleyhissalatu vesselam’la beraberken ay hali gördüğümüzde, tutamadığımız oruçları kaza etmemizi söylerdi, fakat namazların kazasını söylemezdi."
Buhari, Hayız 20; Müslim, Hayız 67, (335); Ebu Davud, Taharet 105, (262, 263); Tirmizi, Taharet 97, (130); Savm 68, (787); Nesai, Hayz 17, (1, 191, 192), Savm 64, (4, 191).
İsmi Müssetü’l-Ezdiyye olan Ümmü Büsse anlatıyor: "Hacc yapmıştım. Hacc sırasında Ümmü Seleme radıyallahu anha’ya uğradım. Kendisine, "Ey mü’minlerin annesi, Semüre İbnu Cündüb radıyallahu anh, kadınlara, hayız sırasında kılınmayan namazların kazasını emrediyor (ne dersiniz)?" diye sordum, şu cevabı verdi: "Hayır, kaza etmezler. Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ın kadınlarından biri, nifas sebebiyle kırk gece (namaz kılmadan) dururdu da, Resûlullah aleyhissalatu vesselam nifas namazını kaza etmesini emretmezdi."
Ebu Davud, Taharet 121, (312).
Hz. Aişe radıyallahu anha, kanama gören hamile kadın hakkında şunu söylemiştir: "Böyle bir kadın namazı bırakır."
Muvatta, Taharet 100, (1, 60). İmam Malik bu rivayeti belağ (senetsiz) olarak kaydetmiştir.
İbnu Ömer radıyallahu anhüma: "Ne hayızlı kadın ne de cünüp kimse Kur’an’dan hiçbir şey okuyamaz" buyurdu.İçki yasağını ve recm cezasını da Halife Ömer koydurtmuştur.Ostüzü
Tirmizi, Taharet 98, (131).
HAYIZLI VE NİFASLI KADINLARIN YIKANMASI İLE İLGİLİ HADİSLER
HAYIZ KANI HAKKINDAKİ HADİSLER!
SORU: Kur'ân kursu öğretmenliğini yapan bir kadın, kendisine adet gelirse nasıl görevini sürdürecektir? Adet halinde Kur'ân-ı Kerîm'i okuması ve okutması yasak olursa görevi aksar, yılda bir defa olsaydı buna katlanabilirdi ama bu iş her ayda tekerrür ettiği ve her defada beş altı gün devam ettiği için öğretim ve öğrenim işi aksamaktadır, bunun çaresi yok mudur?
CEVAP: Şafiî ile Hanefî mezhebinin kuvvetli görüşüne göre bunun hiç çaresi yoktur. Yalnız Hanefi âlimlerinden ve müctehid fil-mesail olan zevatlardan Tahavi'ye göre adet halinde bulunan muallime kadının yarımşar âyet okumak suretiyle öğretim yapmasında bir sakınca yoktur. Maliki mezhebine göre de adet halinde olan
muallime ile müteallime için zarurete binaen caizdir. Bunun için içtihadın üçüncü tabakasını işgal eden bu zatı taklit etmekte bir sakınca olmadığı gibi zarurete binaen Maliki mezhebini de taklit etmekte bir sakınca yoktur. Buna göre adet halinde bulunan muallime ve müteallimenin Kur'ân-ı Kerîm'i okumalarında bir beis yoktur."
Sizler ne buyuruyosunuzSayın Cumhuriyet Han'ımlarımız!

9 Mart 2013 Cumartesi

1010/AĞABEYLERE YİĞİT YALVARMASI!


OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir;08 Mart 2013

                          AĞABEYLERE YİĞİT YALVARMASI!” İki  evli adam; karılarını dövmek konusunda çok ciddi bir kavgaya tutuştukları sırada ol şehrin egemeni olan Hatun olaya müdahale ederek kavganın nedenini sormuş:
Genç evli adam :”Bu adam on senedir benim ablamı dövmektedir.İntikam almak için onun kız kardeşi ile evlendim,ben de onu dövmeye başlayınca;”Bana sen benim kardeşimi dövemezsin diyerek saldırdı.”Demiş.Öteki dayakçı koca da:”Bu konuda Allahımızın emri ve AKP İl Başkanının da izni var!”Deyince;tepesi atan Hatun kararını hemen vermiş:
“Ablasının öcünü almak için evlendiği kadını döveni hemen asın.Ötekileri de bir eyice düzün!”Fermanını vermiş.Kararın infazı için sanıkları aralarına alan güvenlikçilere düzülecek olan yiğitler:”Aman ağabeylerim bir yanlışlık yapmayınız,onu asacak bizi  de bir eyice şapacaksınız!Demiş.Dötleri sayesinde hayatını kurtarmışlar!

İzleyiciler

Blog Arşivi