3 Nisan 2013 Çarşamba

1021/HA SALTANAT ŞURASI HA RECEBİN KURRASI!






         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;03 Mart 2013

                            AKİL ADAMLAR VE MADAMLAR!
         Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz, Atatürk’ten Korkanlar Partisi adına kendilerine yarayacak Adil kimesneleri seçmişler? Ama,geliniz ve görünüz ki bunlar Türk Ulusu ve Ulusal Birlik ve Bütünlüğümüz için AKİL BALİG değiller!Tıpkı Damat Mehmet Ferit Paşa’nın Sevr heyeti!

2 Nisan 2013 Salı

1020/BİZ,HER İKİ ÂLEMDE DE TÜRKÜZ!



         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com        
         İzmir;31 Mart 2013

BİZ Kİ, TARİHİN BAŞINDAN BERİ TÜRKOĞLU TÜRKÜZ!
                            BİZ Kİ, HER İKİ ÂLEMDE DE TÜRKÜZ!
Selçuklu, Acemleştiği için tarihin çöplüğüne gömüldü!
Osmanlı; Araplaştığı, Ümmetleştiği ve Türklüğünü yitirdiği için asırlarca süründü, zelil bir biçimde de tarihin çöplüğüne gömüldü! Ostüzü.
“Türklüğü yüceltmek için yaşa! Türk’e kılıç kaldıran eli kır!”Timur Han. Barlas Türk boyundan ve özbeöz Türk soyundan.
“Biz ki, Melik’i Turan, Emir’i Türkistan’ız;
Biz ki, Türkoğlu Türküz;
Biz ki, milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!”Timur Han,”1336/1405).
.”Ben, Sultan Beyazıt Han oğlu, Sultan Selim Han’ım, sen ki eşek Türk!”Birinci Selim’in Şah İsmail’e yazdığı mektup, Prof.Dr. Şahabettin Tekindağ.
“Benim için en büyük onur; Türk olarak dünya’ya gelmiş olmamdır!”Ebul Gazi Bahadır Han, Hive Han’ı(1605/1663),Şecere-i Terakime (Türk Şeceresi)-Sagara-i Türkî./ zamanında Sayın Kapkıner./"Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin çocuklarına
kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır: "Benim Türk
milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim
bitmemişti, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere
benim sözümü tekrar ediniz. Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk
Milleti duygusunun ifadesidir". Bunu, her Türk bir parola gibi
kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini
verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti'nin nefesinin
sönmeyeceğini onun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk,
 senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur!  (1935).
             MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
"HAYATTA YEGÂNE VARLIĞIM VE SERVETİM, TÜRK OLARAK DOĞMAMDIR."
"BU MEMLEKET TARİHTE TÜRKTÜ, HÂLDE TÜRKTÜR VE EBEDİYEN TÜRK OLARAK
YAŞAYACAKTIR."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
                         

         İstanbul’un fethinden sonra; İtalya’ya kaçan Bizanslı bilginler, İtalya’da yeniden doğuşu/Rönesans’ı/ yarattılar.Osmanlı battıkça dine ve din bilginlerine,hurafelere sarılarak geriledikçe geriledi.Kurtuluş reçetesi olarak Arnavut Koçi Beyin Dördüncü Murat’a yazmış olduğu raporlar çok önemlidir.Koçi Bey Risalesi olarak ta yeni yazımızla yayımlanmış olan bu Risaleden bir bölümü sunmak istiyorum:
         “Her zümreye,adı geçen tarihten beri milleti ve mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı,Türk,Çingene,Tatr,Kürd,Ecnebi,Laz,Yörük,Katırcı,Deveci,Hamal,Ağdacı Yolkesen,Yankesici ve diğer çeşitli kimseler katılıp usul ve kaideler bozuldu.Kanun ve kaide kalktı..”Koçi Bey Risalesi,s.43,Zuhuri Danişment
         “Türkten vezir olmaya!”Osmanlının Fermanı.
         “Türk’ten Yeniçeri alınmaya!”Osmanlının Fermanı.
         “Kapını Türk’e, sırtını da kürke alıştırma!”Osmanlı devşirme ve dönme döllerinin nasihati!
         “Türk değil mi Marsıvanın/Merzifon/ eşeği; eşek değil eşekten de aşağı!”         Timur Han; Iranı işgal ettiğinde Firdevs’inin kabrine gider. Firdevs’i Şehnamesinde Türkleri hep aşağılamıştır.Mezarın başına dikilerek:
         “Kalk! Kalk ta her satırında kötülediğin mağlup Türk’ü şimdi gör!”Der. Birinci Dünya Savaşında;İngiliz Generali Allenby,Selahhatin’i Eyyubi’nin kabrine çizmesinin burnu ile vurarak;”Kalk bak,biz yine geldik!”Demişti!                                                  Osmanlını Türk’e verdiği değer. Bazı öyküler anlatmak durumundayım:
         Rahmetli Ahmet Vefik Paşa, Bursa valisi iken ilçeleri denetlemeye çıkar. O dönemde Osmanlı toplumunda bulunan kimseler, milliyetlerini açıkça söyledikleri gibi Osmanlıyım diyerek te geçiştirirlerdi. Osmanlı İmparatorluğunu asli ve kurucu öğesini oluşturan Türkler, suçmuş gibi, Türklüklerini saklarlardı. Paşamız;uğramış olduğu her yerde karşısındakinin milliyetini sorarak sohbet ederdi.Herkes,göğsünü gere,gere Boşnak’ım,Lazım,Kürdüm,Çerkezim,Rumum diyerek kendisini tanıtırdı.Sorma sırası bir kenarda duran yaşlı ve soluk yüzlü bir ihtiyara geldiğin de;İhtiyar adam gayetle kısık bir sesle:”Türküm Efendim!”Der.Ahmet Vefik Paşa gür bir sesle:”niçin sıkılıyorsun öyle?Türk olmak kabahat mi? Bak ben de türküm!”Dediğin de ihtiyarın gözleri ışıldar ve:
         “Sahi Paşa; sen de Türk müsün? Demek Türk’ten de Paşa olurmuş haa!”Der. Ahmet Vefik Paşanın gözleri dolar:
         “Paşa da kim oluyormuş! Türklerden Padişah çıkar, padişah! Anladın mı?”Der ve rahatça ağlayabilmek için bir kenara çekilir.”Halifelik, Osman Türkoğuz, s.58/59.
         “Beşiktaş Tramvay Garajının karşısında karşısına düşen büyük iki katlı bir Selanik Kahvesi vardı.Bu Kahve,Harbiye talebesinin toplandığı yer gibi olmuştu.Rahmi Beyin arkadaşlarından bazılarıyla ben de arkadaş olmuştum.Bir gece,Rahmi Selanik kahvesinde bana sordu:
         “Sen nesin?”
         “Harbiye talebesiyim!”
         “Başka?    “
         “Bilmem!”
         “Düşün bakalım?”
         “Osmanlıyım!”
         “Başka?”
         “Müslümanım!”
         Sonunda,Rahmi bana;”Hayır,sen her şeyden önce Türksün!”Dedi.
         “Bilemem, şimdilik Osmanlıyım!”Dedim.Rahmi bana bir saat süren  bir konferans verdi.Biz,çok büyük bir milletmişiz!Biz,Asya’nın ortalarından gelmişiz,biz bir zamanlar dünyayı zaptetmişiz,sonra işi tembelliğe vurmuş, her şeyi unutmuşuz.Şimdi Türklüğe çalışarak çalışmamız lâzımmış!” Gök Bayrak
         “Ben, Rahminin konferansına bayıldım. Eve geldim, bir hafta bu sözlerin etkisinde kaldım. Ertesi gün Cuma; Rahmi ile buluştuk; Rahmi beni fındıklıda bir eve götürdü.Kozanlı bir Türk olduğunu söyleyen bizden çok yaşlı bir zata  beni taktim etti:
         “Size bir Türk daha getirdim!”Dedi, oturduk, Adam Fransızca bir kitap çıkardı. Önce Fransızcasını okudu, sonra Türkçeye çevirdi. Ne güzel ve saf bir Türkçe ile konuşuyordu. Okuduğu kitabın adı Gök bayrakmış. Cengizin muharebelerine ait kahramanlıkları yazıyormuş. Günler böyle devam etti; yavaş, yavaş Türk olmaya başladık!”Ben de bir yandan okuyordum, bir yandan Türklük propagandasını yapıyordum. Fakat kime bundan bahsetsem, kafasını çeviriyor:
         “Güle, güle sen Türk ol! Benim aptal ve sersem olmaya niyetim yok!” Diyordu. Tam bu sırada yani 1911 senesi İlkbaharında…””İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, s.39-40,Fransız İhtilalı yapılıp,dünyayı aydınlattığı halde,Osmanlı devletinin Harp Okulunda Türklükten
 söz edilmemesi Osmanlının yıkılmasının en büyük etkenlerinden birisidir.
         “Fransız Başbakanı Mithat Paşaya sordu:”
                   “SİZ SONRADAN MI TÜRK OLDUNUZ?”
         Fransa’nın ünlü Başbakanlarından, politikadan çekildikten sonra tarih yazarlığı yapan ve daha da çok ünlenen Alfons Troyer, sürgüne gönderilen Mithat Paşayla görüşmek istemiş.İlk görüşmesinden sonra da,bu ilginç ve bilgili sürgünün dünya sorunları hakkındaki görüşlerinden çok hoşlanmış olmalı ki,daha sonra da paşayı birkaç kez yemeğe çağırmış,uzun söyleşilerde bulunmuş.Son görüşmelerinde de ayrılırken Mithat Paşaya sormuş:
         “Siz, sonradan mı Türk oldunuz?”
         Paşanın şaşırması ve duraksaması üzerin de sözlerini sürdürmüş:
         “Yanlış anlamayınız. Daha sonra Osmanlı Devletine büyük hizmetler yapmış Kont de Bönöval, Baron de Tod gibi kişiler din ve ad değiştirdikleri için sizin de acaba aynı şekilde Türkleşmiş olup olmadığınızı öğrenmek istedim!”
         Mithat Paşa bu soru ve açıklama üzerine şu cevabı vermiş:
         “Hayır, benim yedi ceddim Türk’tür ve Müslüman’dır. Eğer, zat’ı devletlerinin zerrece ilgisini çeken özelliklerim olduysa bunu da milletime borçluyum.”
         Oradan ayrıldıktan sonra da Mithat paşa, yanındaki damadı Vefik Bey’e gözyaşları içinde şöyle demiş;
         “görüyor musunuz?Kendi anlayış ve görüşlerine göre değer taşıyan hiçbir şeyi bizlere yakıştıramıyorlar..”Milliyet gazetesi,01 Şubat 1983.Ama,Kont dö Bönöval yayımladığı anılarında,Türklerin aptallığının çok ağır Osmanlıcadan meydana geldiğini anlatmıştı!Yıldız mahkemesinde de Bir Silivri olayı yaşanmıştı.Ermeni asıllı Virjin’in oğlu olan aşağılık Abdülhamit,Plevne kahramanı Osman Paşa’nın da üstün gayretiyle ve Hıristiyan Müddeiumumi sayesinde Mithat Paşayı idama mahkûm ettirtmişti.Fizanâ sürülen Mithat Paşanın ayağına takılan prangalara rağmen iç
Çamaşırları öylece değiştiriliyordu. Bir kaç aşağılık Jandarma subayı tarafından bu büyük devlet adamımız boğdurulmuştu. Osman Paşa da bu yiğitliğinin! Armağanını almıştı;oğulları saraya damat olmuştu.
         “Hatta bir gün; kabalığından dolayı Türk unvanı verilen Vaiz Ahmet’e…”J.Von Hammer, Osmanlı  Devleti Tarihi,53’üncü kitap, s.9,satır.15,
         “Zaman oldu ki, Türküm! Demek ayıp sayıldı, Çünkü Türk hakaret makamında ve bizzat Türkler tarafından birikirlerine karşı kullanılır olmuştu. Şehzade başında; çarşaflı bir anne, on yaşlarındaki oğlunun kolundan tutmuş, onu sürükleyerek zorla okula götürüyordu. Topaç gibi yavrucak tepiniyor, çantasını yerlere atıyor,ağlıyor,okula gitmek istemiyordu.Çocuğuna kızan anne onu:
         “Kaba Türk! Geri Türk!”Diye azarlıyordu.Bu anne ve çocuk Türk idiler,çocuk ise annesi tarafından Türk diye tahkir ediliyordu..”  
         “Namia gibi  Osmanlı devletinin resmi bir tarihçisi bile, tarihinin bir çok yerlerinde, Türk’ten söz ederken “Etrab’ı bi idrak!”/İdraksız,anlayışsız Türk/ diye söz ediyordu.Bir ulusun ulusal duygusu bundan daha mükemmel nasıl yok edilebilirdi?Ve Osmanlı padişahları bu gibi Türk ‘e hakaret dolu kitapları zevkle okuyorlar ve yazarlarını da altınlara boğuyorlardı.Yozlaşmanın bu derekesi nerede görülmüştür? Zaman oldu ki, Rum’u, Ermeni’si ve Yahudi’si bile Osmanlılığı benimsemedi. Ne oldukları sorulduğu zaman; Rumum, Ermeniyim,Yahudiyim ve hatta Çingeneyim demekten çekinmediler,fakat,ulusların en arı soylusu olan Türk,Türküm diyemiyordu.Sadece”Osmanlıyım,Elhamdülillah Müslüman’ım!”Diyebiliyordu.Araplar ise”Kavm’i Necib’i Arap” sanını taşıyorlardı.”Mahmut Esat Bozkurt,Atatürk İhtilali,s.328/330.
         Türk adı Tarihten beri vardır ve her Türk, bu adı övünçle de kullanmıştır. Buyursunlar vatan ve Türklük hainlerimiz:
         “Karahanlıların devlet dili olan Türkçeyi Bağdat Arap halifelerine öğretmek amacıyla MS,1072 yılında, DivanüLügat’it Türkî’yi yazan Kaşgarlı Mahmut Arap halifeye kitabını sunarken:
         “Tanrı, Türkleri yeryüzüne ilbay kıldı,dünya uluslarının yönetim yularını onların eline verdi.Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur!”Rahmetli büyük Türk Kaşgarlı Mahmut,kitabının başına da şöyle yazmıştı:
         “Yüce Tanrı’nın devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu,onların ülkeleri üzerinde göklerin bütün dairelerinin döndürüldüğünü gördüm.Tanrı,onlara TÜRK adını verdi.Onları yeryüzüne ilbay kıldı..”Kaşgarlı Mahmut,Türk maddesine de şu şekilde yazmıştı:”Türk,Tanrı yarlıgayası Nuh’un oğlunun adıdır.”
         İngiliz Tarihçisi wels biz Türkleri şöyle vasıflandırmıştı:
         “Türklerin memleketinde her Türk,
Efendidir, Beydir. Bunun için aralarında geçimsizlik eksik değildir. Çünkü hiçbir Türk kendini başkasından aşağı tanımaz. Türkler, kendi memleketlerinden çıkıp ta yabancı ellere vardıklarında padişah olur. Tıpkı denizin dibindeki incilere benzerler. Bunlar, denizin dindeyken bir şey değildirler. Denizden çıkınca da en yüksek değeri kazanırlar.”Osman Türkoğuz, Halifelik, tüm örnekler anılan bu kitaptan alınmıştır.
           Bir gün Arap Halifesi Memun, şairleri huzuruna toplayarak övünmelerini emretmiş! Sözü ilk alan Arap asıllı şair, Hz.Muhammed’in Arap olduğunu, Kuranın Arap dilinden indirildiğini ve Arap asilliğinden söz etmiş. İkinci olarak söz alan Acem şair, Kisraların saraylarının görkeminden, Acem ihtişam ve zenginliğinden söz etmiş. Sıra Rum asıllı şaire geldiğinde, Rum şair de, Eski Yunanın sanat ve edebiyatta büyüklüğünü anlatmış, Aristo, Sokrat ve Platon’u göklere çıkartmış. Sıra Türk asıllı Ozana geldiğin de, Memun:”Hadi, sen de övün bakalım!” diyerek gülümsemiş.Diğer şairler de şaşkın,şaşkın Türk ozana bakarak,içlerinden bunun övünecek nesi var düşüncesini geçirmişler.Türk Ozan’ı sesini bir perde daha yükselterek:
         “Benim doğduğum Türk illerinde; gerçi ne Arabın, ne Acemin ne de Rum’un övündüğü şeyler yoktur. Fakat Türk ellerinde Tanrı köle yaratmaz!”Demiş!
            Göktürk anıtları Türkçe yazılmıştır ve Türk ulusuna Türk adını kullanarak yönlendirilmiştir.”Ben tanrı gibi gökten doğmuş Türk Bilge kağan…””Ey Türk Ulusu..”Üste Mavi gök,altta Kara yer yaratılınca,ikisi arasında insanoğlu yaratılmış.İnsan oğulları üzerine de atalarım(babam ve dedem)Bumin Kağan ve İstemi Kağan tahta geçmişler(oturmuşlar)oturarak Türk ulusunun ülke ve kanunlarını düzenlemişler…”Yukarıdan Türk Tanrısı.Türkün mukaddes Yir-Subları böyle dediler:”Türk ulusu yok olmasın,tekrar hür bir ulus olsun “diye babam Elteriş Kağanla anam İlbilge Hatunu göğün tepesinde tutup yükseltmişler…”karamanoğlu Mehmet Beyimizin 13 Mayıs 1273 tarihli fermanını benim amentümdür.Ülkemizi “Darül Harp bölgesi” olarak ilk defa ilan eden Dolandırıcılıktan hükümlü Necmettin Erbakan’dır.İlkel çöl Arabının devletler Hukuku iki deyimden ibarettir.Dünya yüzünde;kendi devletine,kendi ulusuna ve kendi ordusuna savaş ilan etmiş tek devletin bir örneği daha var mıdır!Bu hainlerin yapmış oldukları reklam aklıma bir fıkrayı getirmektedir:Cehennem ile cennete insanlar kendi istekleriyle girerlermiş.Bunun için de geniş bir reklam kampanyası başlatılmış.Cennetin reklamında,ırmak kenarında gölgeliklerde yatan bir yığın insan görüntüsü yansıtılmış.Cehennemin reklamında,dünya güzeli kızlarla dans eden delikanlılar ve her türlü müzik gösterilmekteymiş.Temel ile Tursun,Cehennemi tercih ederek içeriye girmişler,reklam panosunun arkasında kazanlarda kaynayan insancıkları görünce geri dönmek istemişler!Baş Zebani,”buradan geri dönmek yoktur,kazanlarınızı seçmek hakkınız da saklıdır!”Demiş.İşte İran ve işte Taliban ve gelmekte olan Tayyiban!
           Kaşgarlı Mahmut:”Erdemin başı dildir!”Demişti.Halifelik,s.48
           Bakınız Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te ne buyurmuş:
            “bugün Sovyetler Biriliği dostumuzdur,müttefikimizdir.bu dostluğa ihtiyacımız vardır.fakat; yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.tıpkı Osmanlı gibi,tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir,ufalanabilir.Bugün elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler.dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.İşte o zaman Türkiye devleti ne yapacağını bilmeliyiz.Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir,inancı bir,özü bir kardeşlerimiz vardır.onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız..Hazır olmak,yalınız o günü susup beklemek değildir.Hazırlanmak lâzımdır.Uluslar buna nasıl hazırlanır?Manevi köprülerini sağlam tutarak.Dil bir köprüdür.İnanç bir köprüdür.Tarih bir köprüdür…Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.Onların(dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz.Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir”.Anayasa,Eyalet,Ümmetçilik hepsi de masaldır.Amerika Birleşik Devletlerinin Türkü silme ve sindirme politikası dahili Bedhahlarımızın ve Ulemalarımızın!Yardımı ile sürdürülmektedir.

30 Mart 2013 Cumartesi

1019/YENİ ANAYASAYA MANİFESTO!



                   OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com  
                   İzmir;29 Mart 2013
                  
                   YENİ ANAYASAYA MANİFESTO!
         Hükümet programları ile genel seçime giren siyasi partilerin seçim sonucunda oluşturacakları TBMM’İNİN anayasa yapma yetkisi kesinlikle yoktur.Uzlaşma,Âkil adamlar safsatadan ve kandırmacadan ibarettir.Anayasa Hukuku tarihinde böylesine bir kavram yoktur,Anayasa Hazırlama Komisyonu deyimi vardır.Anayasaları ancak ve ancak Kurucu Meclisler yapar! Bol maaşlı ve ağır suç dosyalarının ithamı altındaki partili milletvekilleri ancak ve ancak yağcılık yapabilirler! Buyurunuz okuyunuz!
                   “Je suis L’éta=Devlet benim!14’üncü Louis.14 Mayıs 1643/1 Eylül 1715.
         “Yüce iktidar yalınız bendedir.Yasama gücü kayıtsız,şartsız yalınız bendedir.Toplum düzeni tamamıyla benden doğar,ulusun hakkı ve menfaatleri tabii ki bende toplanmıştır ve yalınız benim elimdedir!”15’inci Louis,13 Mart 1766’daki konuşması.”Benden sonra tufan!”15’inci Louis.Ve Bay Recep Beyimiz!Sene mi?2013!
         “Devletin yapılanması kuvvetler ayrımı ilkesine göre olmalı!”Montesguieu. Asıl adı: Charles-Louis de Secondat, Baron de la Bréde et de Montesguieu.18 Ocak 1689/10 Şubat 1755.17 ve 18’inci asır!
         Yasama, Yürütme ve Yargı erki bende toplanmalıdır;devlet ben olmalıyım!”Sayın Bay Recep Beyimiz.21’İNCİ ASIR!
         Fransız siyasi tarihinde çok önemli bir hüküm vardır:”1743’ten sonra Fransa, Kralların metresleri tarafından yönetilmiştir!”18’inci asırda Fransa’da büyük yazarlar ve büyük filozoflar ve basın vardı.15’inci Louis’nin metresinin kaldığı sarayın kapısına:”
         “Kıralın Fahişesinin Evi!”Yazılı tabela asılmıştı! Bence; bizim siyasi tarihimize de şöyle bir hüküm yer alacaktır:
         “12 Eylül 1980’den sonra; Türkiye’yi dâhili ve harici bedhahların yönlendirmeleri yönetmişti.2003’ten sonra da ihanet yönetmektedir!”
         14’üncü ve 15’inci Louis’lerin bu denli kendilerinden menkul değerler üretmelerinin bir dayanağı vardır.1530/1596 tarihleri arasında yaşamış olan bir Fransız Hukukçusu, Tarihçisi, Toulouse Hukuk Fakültesinde Hukuk Profesörü  ve parlamenteri Jean Bodin altı ciltlik bir eser yazmıştı:Six Livres de la Répupligur,Cumhuriyetin Altı Kitabı olarak dilimize çevrilebilirse de aslında Devletin Altı Kitabı anlamında olması gerekmektedir.Kral iradesinin tanrısal olduğunu,bölünemeyeceğini ve devredilemeyeceğini ve paylaşılamayacağını savunmaktadır.Bizim yağcılarımızın dedikleri gibi,”kral Tanrının yer yüzündeki vekilidir/Gölgesidir/!”Tüm iradesini ve yönetim gücünü de Tanrıdan alır.Herkes, kralın iradesine boyun eğmek zorundadır.Amerika’nın keşfi,topçuluğun geliştirilmesi merkezi otoriteler dönemini başlatmıştır.Jean Bodin’in eseri de Fransız Krallığının varlığını tanrıya dayamıştır.Fransa bu durumdayken;Işıklar Yüzyılında,çok güçlü Filozoflar ve yazarlar Fransız halkını uyandırmıştı.14 Temmuz 1789, günü Paris halkı Bastil hapishanesini   basmıştı.Hapishanede Beş hükümlü ve bir Deli olmasına karşın Bastil baskını Fransız Devriminin sembolü olmuştur.Güçlü bir basını,halkının okuma isteği,uyanma içindedir Fransa.Çok ilginçtir;1683 seferinde,Osmanlı Devleti ;İkinci Viyana kuşatmasına 40.000 yağmacı ile gitmişti.Viyana’yı savunan General’in Avusturya kralına yazdığı mektubu aklıma geldikçe utanmaktayım:”Majeste;halkımız Türk kuşatmasına alıştı.Yalınız haftada bir gün opera olmasına çok kızmaktadır!”İngiliz Filozoflarının da etkileri evrensel boyutta olmuştur.Halkının,ırzını ,canını ve malını koruyamayan yöneticilere karşı ayaklanmanın gerekliliği Amerikan Kolonilerinin ayaklanmalarını yaratmıştır.Bu yaklaşım  Fransa’yı da derinden etkilemiştir.16’ıncı Louis’nin asırlardır toplanmayan Etats Généraux’yu 5 Mayıs 1789’da  topladığında;sağcılar Kralın sağına,solcular da Kralın soluna oturmuşlardı.Asiller ve Rahipler Üçüncü sınıfı aralarına sokmayınca bunlar da Serment du jeu Paum/Top oyunu salonunda/toplanarak,anayasa kabul edilene kadar bu salondan ayrılmamaya ant içmişlerdi.1788 kışı çok sert geçmişti,halk açlık içindeydi,köylüler de emeklerinin karşılığını alamadıklarından büyük şehirlere ve Paris’e akın etmekteydiler.İhtilal sonrası Paris’te 75.000 Fahişe olduğu  saptanmıştı.Bir İhtilal yargıcının bir fahişeye sorusu ve aldığı yanıt tarihe not olarak düşmüştü:                                                        
”Bayan ne ile geçiminizi sağlamaktasınız?”
“Siz geçiminizi nasıl giyotin ile sağlamaktaysanız ben de mamımla sağlamaktayım Bay Yargıç!”Bütün konu sömürü düzeninin sürdürülmesiydi. Rus ihtilalinde de aynı amaç vardı. Osmanlı’da da aynı amaçla ihanetler olmuştu. Günümüzde de Allah ve din ile aldatarak yükselmek ve mutlu yaşamak amaçlanmaktadır. Fransızların,insanları  giyotine göndermeleriyle Bay Başsavcımızın mahkemelerinin de Kahramanlarımızı ve aydınlarımızı  Silivri esir kampına göndermeleri
 aynı despotluğun işaretleridir.
         Toplanmış olan “Yasama Meclisi”yeni bir anayasa yapmak üzere Otuz/30/kişilik bir Anayasa komisyonu oluşturmuştu. Fransız toplumu:1*Asiller Sınıfı,onlar da Kılıç ve Elbise Asili olarak ikiye ayrılmıştı.2*Rahipler Sınıfı,bunlar da üç gruba ayrılmıştı,3*Tiers Etat/Üçüncü Sınıf.Diğer iki sınıfa giremeyenlerin tümü.400 senelik bir gelişmişliği olan Burjuva sınıfı en güçlü sınıf olarak kendisini göstermiş ve Fransız devrimini de bu sınıf yaratmıştır.Yasama Meclisi,” Ancien Régime”/Eski Rejim/’i değiştirmek üzere toplanmıştı.Meclisi oluşturan sınıflar arasında anlaşmazlık çıktığında,16’ıncı Louis Yasama Meclisini  dağıtmıştı.Serment de jeu de paume!”/Elma oyunu/ salonunda toplanan Meclis,Kralın tutumu nedeni ile birleşmişti. Yasama Meclisi de Assemble Constitityonel/Kurucu Meclis/ olarak adını değiştirmişti.09 Temmuz 1789,28 Ağustos 1789’da;Kurucu Meclis; İnsan ve vatandaş hakları bildirgesini yayımlayarak tüm insanlığı uyandırmıştı. Fransız devrimi,dünya’ya Özgürlük,Eşitlik,Kardeşlik ve Milliyetçilik fikirlerini yaymıştı.Osmanlı’nın yıkılma süreci de böylece başlamıştı.
         İki senelik bir çalışmadan sonra, Kurucu Meclis’in ortaya koymuş olduğu anayasa 14 Eylül 1791 tarihinde16’ınci Louis tarafından onaylanarak yürürlüğe konmuştur. Ulusal Egemenliğe dayalı olarak kabul edilen bu meşruti anayasaya göre; Kral, yürütme gücünün başında yer almaktaydı. Anayasayı yaptıktan sonra, Görevi sona eren Kurucu Meclis kendini feshederek, yeni seçimlere gidilmiş;745 üyeli Yasama Meclisi oluşturulmuştur.
         Prusya ve Avusturya’nın Fransa’ya saldırmaları üzerine Verdün ve Valmy muharebeleri yapılmıştı.16’ıncı Louis Prusya’ya kaçarken kendisini tanıyan eski bir Muhafız askerinin ihbarı ile yakalanarak Paris’e getirilmişti. Kralın ihanetlerinin ortaya çıkması üzerine de, 1792/1804,Meşruti Krallığa son verilerek Birinci Fransız Cumhuriyeti ilan edilmiştir. İşçilerin giymiş oldukları Üç renkli pantalonlardan örnek alınarak Kırmızı; Beyaz ve Mavi renkli Fransız Cumhuriyeti bayrağı oluşturulmuş; bunun Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşliği temsil ettiği de vurgulanmıştı.16 Louis ve Kraliçe Marie Antuvanet vatana ihanetten Giyotinde can vermişlerdi. Fransa uzun bir süre karışıklık,İmparatorluk ve Restorasyon dönemlerini yaşadıktan sonra da,İkinci Dünya Savaşı sonunda tekrar cumhuriyet yönetimine dönmüştü.Fransız “Milli Kurucu Meclisinin” 29 Eylül 1946 tarihinde kabul ettiği Dördüncü Cumhuriyetin anayasası,13 Ekim 1946 tarihinde de Fransız halkı tarafından referandum ile kabul edilmiştir.
         Anayasa hukukunda; anayasaların Kurucu Meclisler tarafından yapılması öngörülmektedir. İkinci Dünya Savaşından yenik çıkan Japonya’nın anayasasını da Dokuz Amerikan subayı ve bir Japon’dan oluşan özel bir komisyon hazırlamıştır. Amerikan anayasasını da İngilizlere karşı ayaklanmış olan Kolonilerden seçilmişler yapmıştır.
                   5’inci Fransız Cumhuriyetinin Anayasası.
         Bu Anayasaya General Charles de Gaulle/1890-1970/ Anayasası da denir. Fransız Ulusal Kurucu Meclisinin hazırlamış olduğu bu anayasa da 04 Ekim 1958 tarihinde kabul edilerek Fransız halkının kabulü ile yürürlüğe girmiştir. Başlangıç kısmı, bizim anayasamıza da örnek olmuştur. Görelim:
         “Başlangıç, Fransız halkı 1789 Beyannamesinde tanımlanan, 1946 anayasasının başlangıç kısmında teyit edilip tamamlanan insan haklarına ve milli egemenlik ilkelerine ,aynı şekilde /ek/2004 Çevre Şartında belirtilen hak ve ödevlere bağlılığını ihtişamla ilan eder.Bu ilkeler ve hakların kendi kaderini serbestçe belirlemesi esası gereğince Cumhuriyet,kendisine katılma iradesini beyan eden denizaşırı ülkelere özgürlük,eşitlik ve kardeşlik ortak idealine dayanan ve bu ülkelerin demokratik gelişmelerini sağlayacak yeni kurumlar sunar.
         Madde1-“Fransa, bölünmez, laik, demokratik sosyal bir Cumhuriyettir. Köken, ırk veya din ayrımı yapmaksızın, tüm vatandaşların yasa önünde eşitliğini garanti eder.Her inanca saygılıdır.                                                                                              İdare yapısı yerinden yönetim esasına dayanır. Kadınlar ve erkeklerin seçimle gelinen görev ve mevkilerin yanı sıra mesleki konumlara
 ve sosyal sorumluluklara eşit şekilde erişebilmeleri, kanunla teşvik edilir.”
         Başlık I,
         Egemenlik
         Madde-2”Cumhuriyetin dili Fransızcadır. Ulusal simge, mavi, beyaz ve kırmızı renklerden oluşan üç renkli bayraktır. Ulusal Marş Marsillaise’dir. Cumhuriyetin veciz ifadesi”Özgürlük, Eşitlik, kardeşliktir.”Cumhuriyetin ilkesi;”Halkın, halk tarafından ve halk için yönetimidir,”
         Madde-3-“Ulusal egemenlik halka aittir, bunu temsilcileri aracılığıyla ve halk oylaması yoluyla kullanır. Halkın hiçbir kesimi veya hiçbir fert egemenliğin kullanılmasını kendisine mal edemez. Anayasada öngörülen koşullar dâhilinde seçimler tek dereceli veya iki dereceli olabilir. Fakat daima genel, eşit ve gizlidir. Yasanın belirlediği koşullar çerçevesinde, reşit olan, medeni ve siyasal haklarını kullanabilen kadın-erkek her Fransız vatandaşı seçmendir.”
         Madde-4-“ Siyasal parti ve siyasal gruplar oy vermenin tecellisine katkıda bulunurlar. Bunlar, serbestçe kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar. Ulusal egemenlik ve demokrasi ilkelerine saygı göstermek zorundadırlar. Şartları yasayla belirlenen 1’inci maddenin ikinci fıkrasında belirlenen ilkenin uygulanmasına da katkıda bulunurlar. Farklı fikirlerin ifade edilebilmesi ve siyasal partilerin ve siyasal grupların Ulusun demokratik hayatına eşit şekilde katılabilmesi kanunlarla garanti edilir”.
                            TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASALARI:
         Hangi İslam ülkesi anayasa ile yönetilmiştir ki Osmanlı Devleti de anayasa ile yönetilmiş olsun?1808 senesindeki Sened’ittifakı 03 Kasım 1839’daki Tanzimat fermanı izlemişti. Avrupa devletlerinin baskısı üzerine de 1856 Islahat Fermanı iyileştirme yönünde atılmış bir adımdı. Osmanlı devleti, 23 Aralık 1876 tarihine kadar Mutlak bir Despotlukla yönetilmiştir.Halbuki İngiltere, 15 Haziran 1215 tarihinden beri anayasal bir metne sahipti! “Magna Karta libertatum!”Her türlü yeniliğe yöneliş büyük saydığı Hıristiyan devletlerin baskısı ile olmuştur. Dinin başında bulunan Şeyhülislam Padişahın kafasını kopartacağı devlet adamlarının öldürülmesine dair fetvalar vermekteydi!Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki tüm anayasalarımız dış baskı üzerine değil de Egemen güçlerimizin ileriye dönük iradeleri üzerine hazırlanarak kabul edilmiştir.Bünyelerin böbrek taşlarını yaptığı gibi;derin uykularını sürdürmekte olan halkımızın vurdumduymazlığı da Kabakçı Mustafaları ve Damat Mehmet Ferit Paşaları  yaratmaktadır.
         Mirliva Mustafa Kemal, bir Osmanlı görevlisi olarak Anadolu’ya çıktıktan sonra, Ulusal Kongreler ve Genel seçim sayesinde de Juris konumuna geçerken İstanbul’daki Padişahlık yönetimi de İhanetlerin ve İşgalcilerin desteğinden güç alan de facto durumuna düşmüştü. İstanbul’dan kaçan milletvekilleri ve yeni seçilenlerle Ankara’da bir Parlamento da açılmıştı. Başkanlığına seçilmiş olan Mustafa kemal’in.”Salahiyeti Fevkaladeye Malik Bir Meclistir! Olarak adlandırmış olduğu bu Meclis bir Kurucu Meclisti. İlk olarakta Yeni bir Teşkilatı Esasiye Kanunu ile Hıyaneti Vataniye Kanununu yasalaştırarak yürürlüğe koymuştur. İstanbul Hükümetinin ekleri ile birlikte 23 Aralık 1876 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu da zımnen yürürlükten kaldırılmıştır.
         “Teşkilatı Esasiye Kanunu”
         Cerideyi Resmiye:1-7 Şubat 1337(1921)
         Kanun numarası:85
         Madde 1-Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.”
         Madde 2-İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve
Hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder”.
         Madde 3-“Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi hükümeti ünvanını taşır.
                            İKİNCİ ANAYASAMIZ
         Lozan Antlaşmasından sonra; Birinci Büyük Millet Meclisi kendisini lağvederek İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi teşekkül ettirilmiştir. Tabii Hukuk prensiplerine göre hazırlanmış olan yeni anayasamız da 491 numara ile 24 Nisan 1340/1924/ tarihinde kabul edilmiştir. R.G:24 Nisan 1340(1924),Düstur No:Tertip 3,Cilt 5,s.576.105 maddeden oluşan bu Anayasamızın 104’üncü maddesiyle de Osmanlı Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 85 numaralı Teşkilatı Esasiye Kanunu  sarahaten yürürlükten kaldırılmıştır:
“Made104-“1293 tarihli kanuni esasi ile mevaddı muadelesi ve 20 Kânunisani 1337 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ve müzeyyelât ve tadilâtı mülgadır.”
         İkinci Dünya Savaşından sonra dünyamız bloklara ayrılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti de Batı Bloğunu seçmişti. Çok partili genel seçimler yapıldıktan sonra; demokrasi vaadi ile iktidar olan DP. İktidar hırsı ile diktaya yönelmişti. Anayasamız da Türkiye Cumhuriyetine dar geldiği halde anayasaya bakan da yoktu.27 Mayıs 1960’tan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri yeni bir anayasa yapmağa koyuldu. Yasama Yetkisi Milli Birlik Komitesinde olduğu halde; anayasa yapmak için evrensel anayasa hazırlama yoluna girildi. Prof.Dr. Turhan Fevzioğlu bir Kurucu Meclis mevzuatı hazırladı, Kurucu Meclis seçimleri yapıldı.

     TBMM 1961 Kurucu Meclisi

Vikipedi, özgür ansiklopedi
ALINTIDIR!
TBMM 1961 Kurucu Meclisi, 27 Mayıs Darbesi sonrası başta 1961 Anayasası'nı yapmak için 6 Ocak 1961-24 Ekim 1961 tarihleri arasında toplanmış özel yasama meclisidir. Başkanlığını Em. Orgeneral Kazım Orbay yapmıştır.
6 Ocak 1961'de toplanan Kurucu Meclis aynı zamanda yeni inşa edilen üçüncü Meclis binasının açılışını yaptı ve buradaki ilk oturumu gerçekleştirdi. Bu meclis binası 1998'de yapılan düzenleme ile günümüzde de kullanılmaktadır.

Konu başlıkları

Kuruluşu                                                    

Yeni anayasayı yapmakla görevlendirilen "Kurucu Meclis", MBK ile Temsilciler Meclisi'nden oluşmaktaydı. Temsilciler Meclisi genel oya dayalı bir seçimle kurulmuş olmamakla birlikte, temsil niteliğinin geniş tutulmasına çalışılmış bir organdı. İllerin, siyasi partilerin ve çeşitli kuruluşların (barolar, basın, esnaf ve gençlik kuruluşları, sendikalar vb.) MBK müdahalesi olmaksızın doğrudan seçtiği üyeler bu meclis içinde çoğunluğu oluşturmaktaydılar. Anayasa yapımı süreci içinde Meclisin her iki kanadı arasında anlaşmazlık çıkması halinde de ağır basacak olan Temsilciler Meclis’iydi. Ne var ki, Kurucu Meclis yasasında yer alan bir kural uyarınca mahkeme kararıyla kapatılmış olan DP üyelerinin bu mecliste temsil edilmeleri engellenmişti. Böylece ülkede önemli bir gücü temsil eden siyasal kadrolar Temsilciler Meclisi'nden dışlanmış olmaktaydılar. Bu durum demokratik anlayış açısından bir sakınca oluşturmakla birlikte, Temsilciler Meclisi'nin CHP eğilimli bir kentli-aydın üstünlüğüne sahne olmasına da olanak vermiştir. Mecliste CHP dışında temsil edilen öteki parti ise Osman Bölükbaşı liderliğindeki Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisiydi.
Temsil eksikliğinin anayasa bakımından ortaya çıkarabileceği sakıncayı önlemek için, Kurucu Meclisin kabul edeceği anayasa metninin bir de halkoyuna sunulması düşünülmüştü. Anayasanın belli bir tarihe kadar tamamlanamaması ya da halkoyunda reddedilmesi halinde ise, bu kez genel seçimle oluşacak bir Temsilciler Meclisi'nin göreve çağrılması öngörülmekteydi. 9 Ocak 1961 günü seçilen Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun hazırladığı tasarı üzerindeki görüşmeler yeni anayasanın 27 Mayıs 1961 günü Kurucu Meclisçe kabul edilmesi ile tamamlandı. Tasarının Temsilciler Meclisindeki görüşmelerinde hayli gergin tartışmalar yaşandı. Aşağı yukarı aynı görüşleri paylaştığı düşünülen bu meclisin üyeleri arasında, ekonomik ve sosyal konularda önemli görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Özellikle çiftçinin topraklandırılması ve ormanların devletleştirilmesi gibi amaçlarla özel mülkiyetin sınırlanması konusu ateşli tartışmalara konu oldu. Bir başka deyişle, 1960 sonrası Türkiyesinde görülen sol-sağ kutuplaşmasının, yani toplum yapısını değiştirmek isteyenlerle istemeyenlerin birbirlerinden ayrılmaya yönelmelerinin ilk ipuçları Temsilciler Meclisi'nde yaşandı. İki meclis, anayasa mahkemesi, yargı bağımsızlığı gibi kurumsal çözümlerde ise görüşler birbirine çok daha yakındı. Anayasa çalışmaları sırasında Kurucu Meclisin iki kanadı arasında önemli sayılacak görüş ayrılıkları da ortaya çıkmadı. Bir başka deyişle, bir askeri müdahale sonucu yapılmış olmasına karşın, 1961 anayasasına damgasını vuran "sivil" güçler olmakta, Kurucu Meclisin "askeri" kanadının da bu güçlerden farklı bir çizgide bulunmadığı gözlemlenmektedir.[1]

Üye Listesi[2]

Devlet Başkanı Temsilcileri

Milli Birlik Komitesi Temsilcileri

Bakanlar Kurulu Üyeleri

CHP Temsilcileri

CKMP Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Barolar Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Basın Temsilcileri

Eski Muharipler Birliği Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği
Veysel Soyer (Üyeliği YSK iptal edilmiştir)

Gençlik Temsilcisi

Milletvekili
Temsil Ettiği

İşçi Sendikaları Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Odalar Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Öğretmen Teşekkülleri Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Tarım Teşekkülleri Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Üniversite Temsilcileri

Yargı Organları Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

İl Temsilcileri

Milletvekili
Temsil Ettiği

Anayasa Komisyonu Üyeleri

Sadık Aldoğan
Nurettin Ardıçoğlu
Hazım Dağlı
                          

Danışma Meclisi

12 Eylül 1980,TSK’NIN Anayasa hazırlatması

Vikipedi, özgür ansiklopedi, Alıntı.
Danışma Meclisi (DM), 12 Eylül 1980 Darbesi'nden sonra, Milli Güvenlik Konseyi'yle (MGK) birlikte, 1982 Anayasası'nı hazırlamak için kurulan Kurucu Meclis'i oluşturan iki organdan biri.
Milli Güvenlik Konseyi'nin (MGK) çıkardığı 29 Haziran 1981 tarihli ve 2485 sayılı Kurucu Meclis Teşkili Hakkında Kanun'a göre, Kurucu Meclis iki ayrı organdan oluşuyordu; MGK ve DM./DANIŞMA MECLİSİ/ Yasama organı işlevi taşıyan DM'NİN, doğrudan yasa önerme yetkisinin yanı sıra, MGK'NİN gönderdiği yasalar üzerinde değişiklik yapma yetkisi de vardı. Ama kabul ettiği yasa ve kararların kesinleşmesi MGK'nın onayına bağlıydı. MGK ayrıca DM'NİN tatilde olduğu sürelerde ve "gerekli görülen hallerde" yasama yetkisini doğrudan kullanabiliyordu.
160 üyesi olan DM'NİN üyeleri iki gruptan oluşuyordu. Her ilde vali o ilden DM'YE girecek üye sayısının üç katı sayıda aday saptıyor. MGK'NİN bu adaylar arasından seçtiği 120 üye DM'YE katılıyordu. İkinci grup, MGK'nın atadığı 40 üyeydi. DM'YE üye olmak için, yükseköğrenim görmüş, 30 yaşını bitirmiş ve 12 Eylül 1980'den önce herhangi bir siyasal partiye girmemiş olmak gerekiyordu. Ama MGK'NİN doğrudan atadığı üyeler için yükseköğrenim kaydı yoktu. 15 Ekim 1981 tarihinde üyeleri belirlenen DM'NİN en yaşlı üyesi Sadi Irmak (77), en genç üyesi Pamak’tı (31), yaş ortalaması da 52 idi.[1]
DM, 23 Ekim 1981'de açıldı ve başkanlığına Sadi Irmak seçildi.[2] Danışma Meclisi'nin önemli görevleri arasında, yeni bir anayasa ile siyasi partiler ve seçim yasalarının hazırlanması bulunuyordu. 20 Kasım 1981'de iç tüzüğünü hazırladıktan sonra anayasa hazırlama çalışmalarına başladı. Yeni anayasanın hazırlanması için DM İstanbul üyesi olarak görev alan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında 15 üyeden oluşan bir Anayasa Komisyonu oluşturuldu.[3] 8 aylık çalışma sonunda komisyonun hazırladığı anayasa tasarısı 17 Temmuz 1982 tarihinde Danışma Meclisi Başkanlığı'na sunuldu.[4] Meclis bu taslak üzerinde yaptığı görüşmelerden sonra 23 Eylül 1982'de bir anayasa metni hazırladı. Bu anayasa metni MGK'YA sunuldu. MGK’NİN yaptığı değişikliklerden sonra 7 Kasım 1982 halkoylaması ile kabul edildi.
DM üyelerinin geleceğe yönelik siyasal girişimlerde bulunmasını önlemek amacıyla ileride siyasi parti kurucusu olamayacakları hükme bağlanmıştı. Ama sonradan bu hüküm kaldırıldı. DM üyelerinin birçoğu, yeni siyasi partilerin kuruluşuna katıldılar ve önemli görevler üstlendiler. Anayasa'nın geçici 3’üncü  maddesi gereğince 6 Kasım 1983 genel seçimlerinden sonra yeni parlamentonun göreve başlaması ve başkanlık divanını seçmesiyle DM'NİN hukuksal varlığı sona erdi (1 Aralık 1983).
         1961 anayasası, Büyük Hukukçu Ordinaryüs profesör Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun eseridir. Medeni hukuk Profesörü olduğu halde; daktilosunu alarak Uludağ’a çıkmış ve o görkemli anayasamızı hazırlamıştı. Bu anayasamıza göre Anayasa mahkememizin içtihat kararları 1982 anayasamızla etkinliğini yitirmişti.1961 anayasamızın hazırlanışı ve hürriyetler bakımından taşıdığı özellikler çağ üstü bir değerdeydi.Bu Anayasamızla ikili Meclis sistemi de kabul edilmişti:Millet meclisi,2-Cumhuriyet senatosu.Türkiye Büyük Millet Meclisi ,”yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir”(md.5).Türkiye Büyük Millet Meclisi,Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosundan kuruludur(md.63).Cumhuriyet senatosu;seçimle gelen senatörler,atama ile gelen senatörler ve daimi senatörlerden kuruludur.Hiç bir siyasi partiye üye olmamış Milli birlik Komitesi üyeleri Cumhuriyet Senatosunun tabii üyeleridir. Cumhuriyet Hükümeti eylemlerinden Millet Meclisine karşı sorumlu tutulmuştur.Bu anayasamızın Başlangıç kısmı da anayasamıza dâhil edilmişti. Anayasamızın Başlangıç kısmı coşkulu ve lirik bir ifade taşımaktadır.”Kuvvetler Ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;”Vurgulanmıştı.
         “Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği  ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının ,devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağını;”
         Başlangıcın bu bölümlerini Hâkimlere, Müddeiumumîlere, yeminlerine ihanet eden parmakçı milletvekillerimize ve Aydınlarımıza! Armağan ediyorum!
                            BİRİNCİ KISIM
                            Genel Esaslar
         I.Devletin şekli
         Madde 1-“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”
         II. Cumhuriyetin nitelikleri
         Madde 2-“Türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru
,milli dayanışma ve adalet anlayışı  içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan ,demokratik,lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

        ııı. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

        Madde 3-Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

        Milli marşı “İstiklal Marşı’dır.

        Başkenti Ankara’dır.

        IV. Değiştirilemeyecek hükümler

        Madde 4-Anayasanın 1’inci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’inci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

        Tabutunun üstüne nebati yazılı bir bez örttüren Erbakan, yalınız bu dördüncü maddenin kaldırılması için çok uğraşmıştı; ama cenazesi kaldırıldı.1961 anayasamızın 154’üncü maddesinde düzenlenen İnkılâp kanunlarının korunması aynen 174’üncü maddeye alınmıştır.

            Yeni Anayasalarımızla Kazanılmış Haklarımız. Hiç tarih okumamışların tarih üzerine;hiç anayasa okumamış ve anayasa metnini de görmemişlerin anayasalar üzerine tartıştıklarına çok tanık olmuştum.

Fikren ve kişilik olarak gelişmemişlerin” gelenlerin keyifleri üzerine geçmişe sövdükleri ülkemizin ezeli en gerçek bir gerçeğidir.1961 ve 1982 Anayasalarımıza; Yargıtay, Danıştay,Yüksek İdare Mahkemeleri, Askeri Mahkemeler tek,tek girmişlerdir.

        1-Siyasi Partiler,56-57 Maddeler.

        2-Kanun Hükmünde kararname,64’üncü madde.Osmanlı Döneminde bunlara kanun’u muvakkat” ya da Nizamname denilirdi.Asar’ıAtika Nizamnamesi gibi.

        3-Milli Güvenlik Kurulu Md:111

        4-Bakanlıkların yönetmelik çıkarma yetkileri,

        5-Üniversitelerimiz md.120 Özerkliğe kavuşturulmuştur.

        6-TRT: md.121,

        7-Kalkınma planı ve devlet planlama teşkilatı. md.129,

        8-Doğal zenginliklerimizin araştırılması, md.130,

        9-Ormanlar ve orman köylülerinin korunmasıi131,

        10- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, md.159.Daha önce HYK. Md.143-144 idi.                                                                     11-Anayasa Mahkemesi,145-152

        12-Devlet Denetleme Kurulu,

        13-Yüksek İstatistik Kurulu,

        14-Yüksek Seçim Kurulu.

           

    



 





İzleyiciler

Blog Arşivi