4 Ocak 2012 Çarşamba

523/GELİN GÖZLÜ KEDİ.

                                                                                         
OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;04 Ocak 2012

                   GELİN GÖZLÜ KEDİ!
“Ne zaman hatırlasam ateşlere yanarım,
Amasra’da gördüğüm gelin gözlü kediyi.
Ne zaman hatırlasam hüzünlerle dolarım
Gözlerinde gördüğüm o insanca sevgiyi.”OTO, devamı yazımın sonunda.
           1964 senesindeydi; jandarma yüzbaşısı rütbesinde   Manavgat ilçe Jandarma komutanıydım. Sokakta bulduğum ufak bir kedi yavrusunu evime getirerek ellerimle beslemeye başladım. Yavru biraz büyüyünce bizimle berber sofraya oturmaya ve her sabah beni merdivenin alt basamağına kadar uğurlamaya öğleyin ve akşamları da eve gelişimde aynı yerde karşılamaya, kucağıma atlayarak mırıldanmaya başlamıştı. Yazın Side’ye göçerken onu da birlikte götürmüştük. Bendeniz; zıpkınla balık avlamada çok iddialıyımdır. Her Çarşamba günü, Manavgat ilçe merkezindeki ve Side jandarma karakolundaki erlerim için balık ziyafeti verirdim. O kedi de; benim denize girdiğim yerdeki bir kayanın üzerine çıkar, Kopenhag limanındaki kayanın üstündeki denizkızı heykelinin kedi versiyonu olur da beni beklerdi. Eylül ayında, Manavgat’a dönerken, askerlerden ürken kedi ormana kaçmıştı. Üç gün sonra da, Side Jandarma karakolunun bahçesinde oturan İstanbullu bir Bayanın kucağına gelip te oturmuş. Çocuğu olmadığını söyleyen bu kadın kediyi götürmek isteyince Jandarma erleri;”bu kedi komutanımın sevgilisi, onun izni olmadan kediyi götüremezsiniz”,diyerek engel olmuşlar. Kadın, yanında silahlı bir jandarma askeri ile Manavgat’taki kiralık evimize gelmiş. Kedi, eşimi görünce onun kucağına atlamış. Kadıncağız:”Ne kadar para isterseniz vereyim, bu kedi benim olsun!” Dediğinde, Eşim Sayın Hamret Han’ım:”Eşim Gazipaşa’ya gitti. Bu kedi ile onun arasında derin bir sevgi bağı var. Bu kediyi size veremez. Para teklifinize de çok kızar!”Demiş. Uzatmayayım, Komando kursuna tayinim çıktığında, kedimi emekli öğretmen arkadaşım Rahmetli Ahmet Bey’e emanet etmiştim. Dönüşümüzde, kedim bana küsmüş, yanıma hiç sokulmadı ve bir taksi altında kalarak öldüydü.
         İzmir’e yerleşince de bir Muhabbet kuşu yavrusu satın almıştım. O kuş ta büyüyünce benden başkasına gitmez olmuştu. Burnumun üstüne konarak ne şarkılar söylerdi ve sonra da orada uyurdu. Göz ameliyatı için ede bulunmadığım üç gün yemeden kesilmiş.   Eve döndüğümde de dünyalar onun olmuştu. Burnumun üstüne tüneyerek ameliyatlı gözümü adeta öperdi. Bir gün deneme yapasımız geldi. Eşimin boynuna sarıldığımı gören kuş, açık pencereden uçarak kaçtı. Oysa her zaman kapı ve pencerelerimiz açıktı, bizimle sofraya gelir, evimizin odalarında dört dönerdi. Torunum Cangül’ün yatağında onunla uyurdu, yatağa kim otursa gagası ile onu paçalardı.
         Sonra da iki kumru ile iletişim kurmuştuk. Sabahın saat 0700’sinde oğlum Tansın’ın odasının camını tıklatarak onu uyandırırlardı. Biz Çeşmealtına taşındığımızda, balkondaki ilaç kutusunun üstüne yaptıkları yuvada iki yavru büyütmüşlerdi. Bir akşamüzeri eve geldiğimde, yuvanın boş olduğunu görmüştüm. Ortalık ta iyice kararmıştı. Birden üç kumru tuttuğum demir korkuluğa ellerimin arasına konuverdiler. Sayın Figen Özer Han’ımın bana ulaşan iletisindeki Rahmetli Orhan veli’nin dizelerini o zaman bilmiyordum:
         “Duyduğum yoktu ne vakittir,
         Güvercin sesi, kumru sesi pencerede.
         İçime gene
         Yolculuk mu düştü nedir?”Ve inanmalısınız anlattıklarıma;26 Ekim 1985’den beri bizim evin pencerelerinde ne güvercin sesi ne de kumru sesi eksik değildir.
Akşam eve gelen Eşime ve oğluma bunu anlattığımda, inanamadılar ve bana güldüler. Balkon kapısı açıktı, birden içeriye yavru kumrulardan birisi girerek salonu boydan boya arşınlayıp, çekip gitmişti.Üçümüzün de adeta dili tutulmuştu.Şimdi bunların yavruları da bizi gözetlemekteler.Oturma odasına geldiğimizde odanın penceresinin önünde türlü numaralar yapmaktalar,öpüşüp,koklaşarak bitlenmekteler.Karınlarını doyurduğumuz halde,mutfağa geçtiğimizde de mutfağın penceresine gelerek bizi seyretmekteler.
         20 Haziran 1984 tarihinde, Kurucaşile’de yaptırtmış olduğum tekneyi almak için Amasra’ya gitmiştim. O gece Amasra’da kalıp, Bartın’dan gelen Kurucaşile arabasına binecektim. Amasra’da görevli jandarmalar beni tanımışlar. Ben, bir ayak oyunu ile Zonguldak İl Jandarma Alay Komutanlığından Konya’ya sürülmüştüm. Deniz kenarında bir lokantadan yer ayırtmışlar, lokantacıya da sakın para almamaya kalkma diye de tembih etmişler. Biz yemek masasına oturduk, masamızın etrafını altı kedi ile bir köpek çembere aldılar.Beş kedi ile köpek yemek kavgasına tutuştukları halde, sürekli ağlayan ve Yeşil gözlerini gözlerime diken bir kedinin yemek telaşı yoktu.Şaşırdım kaldım.Benim de gözlerim yaşardı.Utanmasam ağlayacaktım.İşimi bitirip Konya’ya döndüğümde o yeşil gözlü kediyi unutamadım.Emekli olduktan sonra da dört sene kaldığım Amasra’da o kedinin izine rastlayamadım ve altaki şiiri yazdım.
                            “GELİN GÖZLÜ KEDİ!”
         “Ne zaman hatırlasam ateşlere yanarım,
         Amasra’da gördüğüm gelin gözlü kediyi.
         Ne zaman hatırlasam hüzünlerle dolarım
         Gözlerinde gördüğüm o insanca sevgiyi.
         Kedi de gözlerini, gözlerinde kediyi,
         Ve orada anladım SENİ çok sevdiğimi.
         İri Yeşil gözleri yaşlarla ışıl, ışıl,
         Dilsiz bir anlatımla hep bize bakıyordu.
         İri yeşil gözleri gözlerime deyince,
         Yüreğimde bilmediğim ateşler yakıyordu.
         Bir İri köpek vardı, derdiyse hep yemekti;
         Benim için Amasra ve güzelim o üç gün
         Yeşil gözlü kedinin dertlerini bilmekti.
         Şimdi içimde yanan o kedinin gözleri,
         Aşk demek,sevgi demek,dert ve Hüzün demekmiş.
         Kanayan bir yaradır içimde hiç dinmeyen;
         Gelin gözlü kediyle kedigözlü gözlerin.                                    Benim olsun tüm bunlar,                                                                                                     Tanrıma son dileğim.

        

524/EŞEKLER VE EŞEKLİK ÜZERİNE SERENAT.

                                                                          
           OSMAN TÜRKOĞUZ
            İzmir,28.Haziran.2008
osmanturkoguz@hotmail.com                                                      
                                  
 İletiyi gönderme yazımdır!BENCE;2011 YILINI VE 2012 YILINI KATIR VE KAÇAKÇI YILI İLAN ETMELİYİZ. BU ÇIĞIRI İÇ iŞLERİ BAKANIMIZ ÖN DİŞLERİ ÇOK İRİ BİR BÜYÜĞÜMÜZ AÇMIŞTIR:"O katırın hesabı sorulacak!"Şehit edilenlerimizin hesabı da öteki âlemde sorulacağı anlamı çıkmıyor mu bu büyük ve hayvan haklarını savunan beyandan!
Şimdi de Öldürülenlerin katırların yerine akp hükümeti birer katır verecekmiş. Pekiyi 1957'den beri öldürülen atların ve katırların ve dahi kaçakçıların bedellerine ne olacak!
EŞEKLER VE EŞEKLİK ÜZERİNE.
İş bu yazım; Atatürk devrimini kötüleyen AKP Genel Başkan Yrd. CISI Bay M.Mir Dengir Fırat’ın,”bu konuda herkesle sınava girmeye razıyım. Sınavı kaybedersen TBMM’İNDE Eşek gibi anırmaya razıyım!”Demesi üzerine yazılmıştı. Bana gelen bir iletide:”Öldürülen katırlar yerine Hükümetin birer katır vereceği! Bildiriliyordu. Bendeniz de düşündüm ki; açlıktan öldüğü halde; iftar çadırlarına gitmeyen, yardım paketlerine ve dahi kaçakçılığa ülfet etmeyenlere de neden birer EŞEK verilmez! Ve aklıma bu yazım geldi. Saygılarımla.
            Bir yayın kuruluşunda yayımlanan  “Yalan ve İftiralara suçüstü”; yazımı okuyan Hanımlar, sabah kahvesine geldiler. Benim eşim dâhil, hepisinin yüzlerinde çapkınca bir gülüş vardı.
”Bu işte bir iş var,” diye düşünerek, sesimi çıkaramadım.”Hangi kahraman erkek, dört kadının yanında, sesini çıkarabilir”, diye de, kendimi haklı çıkarmaya çalıştım.
İlk sözü Eşim aldı: ”Osman Bey, dedi.” Hemen yanıtladım. ”Hanımefendi, kendinize geliniz, Efendi, Bey sıfatları kullanımdan kalktı “, dedim. Dört tiz ve kararlı ses kulaklarımda çınladı: ”Unutmayınız ki, Hanımefendi sıfatı da kullanımdan kalktı!” Dediler ve Şeyhi’nin Harname Şiirini önüme koydular.
Niyetlerini hemen kavradım: ”Yazamam, olmaz,” diyecek oldum; itirazım oy birliği ile reddedildi. Benim Eşim: ”Niçin olamazmış? Fatih Sultan Mehmet Devrinde; EŞEK, ÖKÜZLERE ve ÖKÜZLÜĞE imrenirmiş. Türkiye Cumhuriyeti’nin DEMOKRASİ DÖNEMİ’NDE de, BÖYYÜK DEVLET ADAMLARI EŞEKLİK’E özeniyorlar.
Çok konuşup ta, YALANLARINI VE İFTİRALARINI örtmek isteyen fırıldaklara benzeme” dedi.
Ne yapabilirdim; Sayın ASA Çalışanları. Kekemeler gibi, tek parmakla yazmaya başladım:
Şeyhi, 1371–1439 tarihleri arasında yaşamış, bir Osmanlı Kadısıdır. Görev yerine, Trabzon’a giderken, yolda soyulmuş ve Harnâme’yi yazmıştır.                                                                                                              

“Bir eşek var idi zaif ü nizar,
 Yük elinden kati şikeste vü zar.
 Gâh odunda vü gâh suda idi,
 Ol kadar çeker idi yükler ağır,
 Ki teninde tüy komamıştı yağır.
 Kargalar derneği kulağında,
 Sineğin seyri gözü yağında.
 Arkasından alınınca Palanı,
 Sanki İT artığıydı kalanı.
 Bir gün ıssı eder himayet ana,
 Yanı gösterir niayet ana:
 Aldı Palanını vü saldı ota;
 Otlayarak eşek yürüdü öte,
 Gördü otlukta yürür Öküzler,
 Odlu gözleri, ger’li göğüsler.
 Sömürüp öyle yerler OTLAĞI,
 Ki kılın çekicek damar yağı.
 Boynuzu kimisinin Ay gibi,
  Kimisinin halka, halka yay gibi.
 Yöğrüşüp çün vururlar avaze
            Yankulanırdı dağ u dervaze.
                 Harı miskin ederiken seyran,
                 Kaldı görüp sığırları hayran.
                  Ne yular derdi, ne gem’i Palan,
                Ne yük altında hasta vü nalân.
                  Acebe kalır ü tefekkür eder,
                   Kendi ahvalini tasavvur eder.”
            Bendeniz, Şeyhi’in mirasçılarından izin alamadığımdan, öykünün tümünü yazma iradesine sahip değilim Öykünün gerisini ben anlatayım: Bizim zavallı Eşeğimiz, Gök Ekinlerle dolu tarlaya girer ve ne varsa silip, süpürür. Tarla sahibi tarlasının bu halini görünce, Eşek’i dövmeye başlar. Yüreğini bu dayak soğutmayınca da:
            “Bıcağını çekti, kodu ayruğunu,
             Kesti kulağını vü kuyruğunu,
             Kaçar eşek acıyarak canı,
             Dökülüp yaşı yerine kanı.
             Uğrayıp geldi Pîr Eşek nagâh,
             Sordu halini, kaldı derdi ile ah.
             Yalvarıp, inleyip dedi:-Ey Pir!
             Hari rubah bigi pür tezvir,
                        Batıl isteyip haktan ayrıldım,
                        BOYNUZ UMDUM KULAKTAN AYRILDIM.”
            Burada, uzun, uzun açıklamaya gerek yok. Milyarları çalıp, çırpıp götürenlere imrenerek, beş on kuruş çalanların uğratıldığı cezalar ortada. İngiliz Maşası Şeyh Sait, asılmağa götürülürken bir laf etmiş:”Boynuzlutekelerin intikamı, boynuzsuzlardan alınır.” Demiş. Ziya Paşa da:”Milyon çalan izzeti serefraz/Bir kuruş çalanın cezası cayı kürektir.”demiş. Hanımlar, gelip yazıyı okudular; Şiir’in tümünü yazmadığım için biraz buruktular. Hanımların sözcüsü olduğunu anladığım bir Bayan:”Sayın Bay Osman; dedi, sizinle bir pazarlık yapalım. Yol masrafınız, devlet harcırah hesabı üzerinden bizden. Siz, ilk uçakla Ankara’ya uçun. Önce; bizim hazırladığımız çiçekleri ANITKABİR’E Mustafa Kemal Paşa’nın Kabri ‘nin üstüne koyup, saygılarımızı yüksek sesle arz edin.”
“-E, sonra ne yapacağım?” diye sordum. Aslında, kararlarının mahiyetini anlamıştım.
Eşim, öne çıktı:”-Dosdoğru, Türkiye büyük Millet Meclisi’ne gideceksin:” der demez:
“-Ben, ATATÜRK DEVRİMİ dâhil, tüm devrimlerden sınava hazırım. Ancak, T.B.M.Meclisi’nde, hiç kimseyi EŞEK gibi anırtmayacağımı KAMUOYUNA açıkladım. Dedim. Bayanlar itiraz etti:” Biz, buna da çözüm bulduk. Sınavı T.B.M.Meclisi’nin bahçesinde yaparsınız”.Dediler.
“-olmaz, yapamam “, diye bağırdım.”Niçin yapamazmışsınız?”Dediler“-Hırsızların, soyguncuların ve tüm ATATÜRK DÜŞMANLARI’NIN cezadan kurtulmak için kapağı attığı T.B.M.Meclisi’nin Bahçesinde EŞEK ANIRTISINI duyan Tüm EŞEKLERİN orayı da doldurmalarına neden olamam”, deyip, konuşmayı noktaladım. Bunlardan kurtuluş yok; bunu, kadınlarımızı köle haline sokmak isteyenler, bir bilebilselerdi. Önüme, Seyranî Destanı’nı koydular:” Bunu yaz ve tüm adreslerine de ilet”, dediler.

            “Asırda acaip işler çoğaldı,
            Bilmem bu işleri kimler ediyor.
            Dünya’yı hep rezil KÖPEKLER aldı,
            Gelen ATATÜRK’E karşı gidiyor.
            Biraz bahsedeyim ehli zamandan,
            Yahşılar aşağı düştü yamandan,
            Temmuz İTLERİ olmuş kumandan,
            Uyuz İT Kurtlara kumand’ediyor.
                             
            Buğday unu beğenmiyor enikler,
            İplikten aşağı düştü İpekler,
            Hep sedire geçti İtler, köpekler,
            Hanedan ayakta hizmet ediyor.
            Koltuk kılı fark etmiyor sakaldan,
            Tüçcarlar aşağı indi Bakkaldan,
            Aslanlara çoban düşmüş çakaldan,
            Şimdi Aslanları Çakal güdüyor.
            Sarhoşlar çoğaldı, kalmadı ayık,
            Bu asır böylece hallere lâyık,
            Müzevirin adı Muhbiri sadık,
            Şimdi kişiyi ABD. Güdüyor.
            Şahinler yurdunu tuttu Yarasa,
            Baklava yerine geçti Pırasa,
            Şimdi rağbet BÖLÜCÜ’YE, Terese,
           Zamane bunlara rağbet ediyor.
            Şeriatçı, Bayanlara TÜRBAN giydirir,
            Tatlıyı insana acı yedirir,
            SEYRANÎ zamana böyle dedirir,
Şimdi kişiler GERİ GİDİYOR.                                                                                            Ben, yazıyı bitirdim. Bilgisayarımın başına Bayanlar oturdu.
Ne yaptılar bilemeyrum!
                                  
           

           
           
           
           
                 
           



3 Ocak 2012 Salı

522/BİR OLMAKTIR MURADIMIZ

                                                                            
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;04 Ocak 2012,

                   BİR OLMAKTIR MURADIMIZ.
         Yardan ayrı yollarımız, cennete erse istemem,
         Huri,Gılman kullarınız  billahi de istemem.
         Bir olmaktır son duamız, bu dünyada ve de orda.
         Tanrıya son niyazımız, söz dinlemez oldu O’DA.

         Bahçemizde Mor sümbüller, kelebekler yâri özler;
         Geçti nice yazlar, güzler, bir olmaktı muradımız.
Tada çevirdik acıyı, koyduk anayı, bacıyı;
Hayattaki kör sancıyı bal eylemek muradımız.

Gece, günü bir eyledik, ham gönülü pir eyledik,
Yâr konuştuk, yâr söyledik,kâm almaktı muradımız.
Çıktık vardık sonsuz yola,yârın kapısında mola.
Sevenlere selam ola, yârla olmak muradımız.

Yâr adını dua bildik, hor görüldük ve sevildik;
Yâr tırnağın Kâbe bildik, ibadetti muradımız.
Söyler Ozan, durmaz söyler; yandı içimizde közler;
Üstümüzdeki gök gözler çatlasınlar muradımız.

        


  

521/İKİ ŞİİR.

                                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;03 Ocak 2012.

                            SEVDAN TAMAMLAR!
         Geçmişten bir sızısın dinmeyip, sürüp giden;
         Yüreğimde gönlümde yanan son ateşsin SEN.
         Ruhumu öyle sardın, öyle yaktın ki BENİ;
         Ölsem de, yaşasam da ille SEN, ille de SEN.
         Geçmek nedir bilmiyor uzağında zamanlar,
         Eksik olan sevdamı SENİN sevgin tamamlar.
         Öyle tutulmuşum ki SANA can ve gönülden,
Uzağında asırdır, SENSİZ geçen zamanlar.

                   DEĞER Mİ A CANIM!
Değer mi gözyaşın bunca kederle,
Bu Fakir sevecen yüreğe canım?
BEN, çölde yaşayan garip bir Ozan;
SEN BENİM yağmurum, anım ve canım.

Sınırsız sevgiler mi böyle umutlu,
Sevmeden ölenler daha mı mutlu!
Bir şey ki gönlümde BENDE çok mutlu,
Değer mi anılar acıya canım?

Kollarımda dünya SENİN, zevk SENİN,
Mutluluktan pespembedir gül tenin.
Bu dünyada BEN SENİNİM, SEN BENİM;
Değer mi bu sevgi çileye canım?

Yaş olur özlemler gözümden akar,
SENSİZLİK kor olur gönlümü yakar.
Özlem nehirlerin gönlüme akar;
Bu sevgi bu derde değer mi canım!
  

517-HİÇ KİMSE BİZİ APTAL YERİNE KOYAMAZ!


OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir; 31 Aralık 2011

                                      HİÇ KİMSE BİZİ APTAL YERİNE KOYAMAZ!

Yeni Demokrasi Paketini Açıklayan AKP’Lİ Bay Mehmet Metiner: “Devletin yarattığı Kürt meselesini çözdük!” Buyurmuş!
Hadi canım sen de!
Siz; kendiniz için ayarlamış olduğunuz ballı ve börek yasasını bile çözemediniz! Kürt meselesini Devlet yarattı buyurmuşsunuz!
Devlet, sürekli ve durmadan kendisini yenileyen ve yönü de ileriye yönelik bir tüzel kişiliktir.
Osmanlıdaki Kürt meselesine ne buyurulur? Bilmiyorsanız buyurunuz, öğreniniz!
Yoksa bizi de ebleh yerine koyamazsınız.

              Osmanlı Ve Cumhuriyet Dönemi Kürt İsyanları.—Alıntıdır--



”Türkiye Cumhuriyeti Devleti, artık Kürt sorunu diye bir sorunu tanıdığını Başbakanının ağzından açıklamıştır. Bu, Batı emperyalizmi ve onun güdümündeki Kürt ayrılıkçıları için önemli bir başarıdır.
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcındaki Kürt isyanlarından bugüne Ankara’ya Kürt sorununu tanıması için baskı yapılmaktadır. 1920 yılından 1938’e kadar gerçekleşen ondokuz Kürt isyanının ve 1978’den bugüne yaşanan PKK terörünün hedefi aynıdır: Türk Devletine bir Kürt sorunu kabul ettirip, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının parçalanması.
Atatürk döneminde Kürt isyanları en sert şekilde bastırıldı. Sorun Kürt sorunu olarak değil, İngiliz ve Fransızların Türk Milleti ve devletini parçalamak için yaptığı kışkırtmalar ve aşiret düzeni olarak ele alındı.
1980 sonrası yaşanan PKK terörü de Kürt sorunu olarak ele alınmadı ve sorun askerî açıdan çözüldü. Ancak AB ve ABD’nin baskılarıyla zayıf düşen Türk Devleti artık terörden ayrı olarak bir Kürt sorunu tanımaktadır.
Mütareke döneminden bugüne kadar emperyalizmin Ortadoğu’da planı değişmemiştir: Bölgede ajan bir Kürt devleti kurdurarak Türk, Arap ve Fars uluslarını parçalamak. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Kürt isyanlarının ortak özelliği, yabancı devletlerin Türk Devletini zayıf düşürmek için bu isyanları desteklemesi ya da bizzat organize etmesidir. İkincisi, şehirleşememiş Kürt kitlelerin uluslaşma sürecine direnen aşiret şeyhleri ve beylerinin güdümüyle hareket etmeleridir.
Osmanlı Döneminde Kürt İsyanları:
1800’lerden itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda 30 civarında Kürt ayaklanması olmuştur. Bunların tamamına yakını aşiret beylerinin devlet otoritesiyle egemenlik paylaşımı mücadelesinin sonucudur. Bu yüzden isyanların milli bir karakterinin olduğunu söyleyemeyiz. Ancak Batılı dinî ve siyasî misyonerlerin 1850’lerden itibaren Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yaptığı faaliyetler sonucu, bu hareketlerde Kürtlük öğesinin de kullanılmaya başlandığını görüyoruz.
Osmanlı İmparatorluğu Kürtlere bir çeşit özerk beylikler verilmişti. Aşiret düzeni içinde yaşayan bu topluluklar dinsel yönden Sünnî, Şafiî ve Alevî olmak üzere üçe ayrılmışlardı. Osmanlı, Sünnî ve Şafiî Kürtlerle ilişkileri iyi tutmaya gayret etmiştir. II. Abdülhamit, bu Kürtlerden Hamidiye Alaylarını kurarak Ermenilere karşı kullanmıştır. Bu alayları İstanbul’da açılan, beş yıllık hizmet veren “Aşiret Mektepleri” izlemiştir. II. Abdülhamit bu okullarda kendisine bağlı Kürt asker ve sivil bürokratları yetiştirmiştir. Buraya alınan çocukların tamamı aşiret reisi, bey ve ağaların çocuklarıydı. Buralarda yetişen çocuklar ileride Kürt isyanlarının başında yer alacaklardır.

1. Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı (1806–1808, Süleymaniye)
2. Babanzade Ahmet Paşa İsyanı (1812, Süleymaniye)
3. Zaza Aşiretleri İsyanı (1818–1820, Dersim)
4. Revaduz Yezidi İsyanı (1830–1833, Hakkari ve çevresi)
5. Mir Muhammet İsyanı (1832–1833, Soran)
6. Kör Mehmet Paşa İsyanı (1830–1833, Erbil, Musul, Şirvan)
7. Garzan İsyanı (1839, Diyarbakır)
8. Bedirhan Bey İsyanı (1843–1847, Hakkari ve çevresi)
9. Yezdan İzzettin Şer İsyanı (1855, Bitlis)
10. Bedirhan Osman Paşa İsyanı (1877–1878, Cizre ve Midyat)
11. Şeyh Ubeydullah İsyanı (1880, Hakkari, Şemdinli)
12. Emin Ali Bedirhan İsyanı (1889, Erzincan)
13. Bedirhani Halil ve Ali Remo İsyanı (1912, Mardin)
14. Molla Selim ve Şeyh Şehabettin İsyanı (1913–1914, Bitlis)

Cumhuriyet Döneminde İsyanlar

Cumhuriyetin ilanından 1984’e kadar 18 Kürt ayaklanması çıktı. Bu ayaklanmalar tarih sırasına göre şöyledir:

1. Nasturi (1924),
2. Şeyh Sait (1925),
3. Raçkıtan ve Raman (1925),
4. Sason (1925),
5. Ağrı (1926),
6. Koçuşağı (1926),
7. Mutki (1927),
8. İkinci Ağrı (1927),
9. Bicar (1927),
10. Asi Resul (1929),
11. Tendürük (1929),
12. Savur (1930),
13. Zeylan (1930),
14. Oramar (1930),
15. Üçüncü Ağrı (1930),
16. Pülümür (1930),
17. Dersim (1937–1938
18-PKK BÖLÜCÜ İHANETİ(1984--)

520/İÇİM YANDI,TUTUŞTU

                                                                    
OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        İzmir;20 Nisan 2011.

                        İÇİM YANDI, TUTUŞTU!
            Eridi buz dağları, küller yandı tutuştu;
            Anılar birer, birer gözlerimden uçuştu.
            Seni gördüğümde ben, düşlerim gerçek oldu;
            Senin için ısınmış, içim yandı tutuştu.
           
            Uçsuz engin denizler çıkıp ta bana geldi,
            Seni gördüğüm anda geçmiş bana bir eldi.
            Gözlerinden gönlüme akıttığın duygular,
            Coşkun ırmaklar gibi sevgiden birer, seldi.
           
Ovalarım dağ oldu, dağlarım cüce kaldı,
Varlığından gözlerim sınırsız zevkler aldı.
Gönlüm hülyaya daldı, ruhum erdeme vardı;
Seni gördüğüm de ben içim yandı tutuştu.
           

2 Ocak 2012 Pazartesi

519/İNSANLAR UTNMYA GÖRSÜNLER.

                                                                  

            OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;03 Ocak 20120

                            İNSANLAR UTANMAYA   GÖRSÜNLER!
         Tevhidi tedrisat kanunumuza ateş püsküren ve Sait’i Kürdi dinlenmiş olsaydı bugünlere gelinmezdi diye ahkâm kesen Doçent Dr. Bay Hüseyin Çelik buyurmuşlar ki:”Öldürülenler anarşist değil kaçakçılarmış. Kaçakçılara ne yapılacağı kanunlarda yazılıdır!”
            SİLAH KULLANMA YETKİSİ YASALARLA DÜZENLENİR:
            Silah kullanma yetkisi mevzuatımızda aşağıdaki kanun maddeleri ve yönetmeliklerde düzenlenmiştir:
  • 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (madde 16)
  • Polis Vazife ve Salahiyetleri Tüzüğü (madde 17)
  • Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği (madde25/c)
  • 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun (madde 11)
  • Gümrük Kanunu (madde 7)
  • 1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkındaki Kanun (madde 1)
  • 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu (madde 4)
  • 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu (madde 23)          
  • Jandarma Teşkilat ve Vazife Kanunu.
  • i. Ülke içinde rastlanan kaçakçılar "dur" emrini dinlemez ve havaya ateş açılarak yapılan uyarıya da aldırmaz ise kaçakçıları ele geçirmek için.
  • “Ekşiye karşısı düşman karşısıdır.” Askeri Ceza Kanunu.
  • 1881 Muharrem Kararnamesiyle Osmanlı Devleti iflasını ilan etmişti. Osmanlı devletinin birçok gelirine, örneğin tütün ve tütün mamullerine Genel Borçlar İdaresi—Düyun’u umumiye-- el koymuştu. Kendi Kolluk kuvvetlerini de kuran bu Borçlar İdaresi, Osmanlı Devletinden Kaçakçılara karşı ihtarsız silah kullanma yetkisini de almıştır.1901 senesine kadar,20.000 Türk insanı Bu Kolcular tarafından öldürülmüştür. Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni(Dün-Bugün-Yarın) 1969 basımı.-S.66
  • “Yirmi yıla yakın bir süre tütünlerin alış fiyatında bir artış olmamıştır. Alış fiyatında artış 2,5 –iki buçuk--kuruş,satış fiyatında artış ta 9 ---dokuz--kuruş olmuşturçBu da kaçakçılığı körüklemiştir.Her hangi bir köylü,kendi yetiştirdiği tütünden yarım okka bir yana ayırsa,reji kolcusu tarafından alnından küt diye vurulmaktaydı.Düyun’u umumiye idaresinin hazırlamış olduğu taslak Osmanlı devleti tarafından kanunlaştırılarak Reji idaresinin emrinde bir jandarma örgütü oluşturulmuştu..”
  • Utanmasam bu Düyun’u umumiyenin Osmanlıyı içine düşürmüş olduğu utanç verici durumu tüm çıplaklığı ile yazardım.
  • Sayın Baylar, Osmanlı hayranı Baylar, Kaçakçılara imrendiğiniz ve övündüğünüz devlet eliyle neler yaptırılmış, utanmadan okuyunuz. Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarından izinsiz giriş ve çıkışlarda sizler ne yapardınız! Turgut Özal, Malatya ve İzmir Genelevlerine Amerikalı dostlarını götürürken üstleri aranmadı mı sanıyorsunuz!

İzleyiciler

Blog Arşivi