25 Mart 2011 Cuma

339-NATO KAFA,OTAN DÖNER

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;24 Mart 2011.

NATO KAFA OTAN DÖNER!

“Nato’nun Libya’da ne işi varmış!”Sayın Recep Bey.
“Libya operasyonu Haçlı Seferidir!”
Putin ve Fransa dışişleri Bakanı.
“Libya operasyonuna Haçlı Seferi DEMEK DENSİZLİKTİR!”
Sayın AKP Başkanı Recep Beyefendimiz!

Efendiciğime söyleyeyim de sizler dahi okuyunuz:
1-*NATO, Fransızca OTAN, İkindi Dünya Savaşından sonra, Komünizm tehlikesine karşı kurulmuş bir SAVUNMA PAKTI İDİ.
2-*Rusya çöktükten sonra, Komünist ülkeleri de içersine alan “savunma ve işbirliği antlaşması “olarak, üye ülkelerine yapılacak haksız saldırıları ve terörü önlemek için yeniden yapılandırıldı.
3-*Afganistan’da milli hareket terör sayıldı ve oraya müdahale edildi.
4-*Türkiye’deki Terör 40.000 can aldı ve 10.000’e yakın görevli şehidedildi Teröre yardım edildi. Bölünmenin adına da açılım konuldu, Polislerimiz halkın içinde ve dünyanın gözü önünde tokat yedi. Bunu da yedikleri şeylerden saydılar.
5-*Libya petrolünün %38’i İtalyanların tasarrufunda. Ötekilere anafor yok. Fransız gizli servisi Vatan Hainlerini ayağa kaldırdı.”İnsan Haklamaları “ bahane edildi. Bunu anlayamayanların bu asırda ve dünyada yerleri var mıdır? Nato, Uygarlıklar çatışmasını beklemeden Zavallı Müslüman ülkeleri sıra ile ve bir plan dâhilinde yıkmanın yardakçısıdır. Nato Kafalar, Batı ve Amerika Libya’da PETROL ARAMAKTADIRLAR. Kuveyt’in 586 kuyusu ve Irak petrolleri 75 seneliğine Amerikalıların. Hâlâ Libya’nın yerini bilemeyenler ve Libya’yı Japonlara bombalatan Milli irademizin Cüzi iradeleri sizler uyumaya ve bulgur nimetlerinizden yararlanmaya devam ediniz.

24 Mart 2011 Perşembe

339-KADIN,KİRKİT VE BEN.

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir; 24 Mart 2011.

KADIN KİRKİT ve BEN!
Edebiyat galerimizde “Kirkit” başlıklı bir yazıyı okumamla birlikte çocukluğuma gitmem bir oldu. 

Hatundere köyünde, yemyeşil bir bahçenin köşesinde, iki katlı bir ev, o evin önünde ve sağ köşesinde bulunan karanlık bir odada, elindeki KİRKİT ile Rahmetli Anam Halime kadının başında oturduğu bir kilim ıstarı. 

Rahmetli Cennetmekân Anacığım, Kirkit ve Kilim Istarı! 
İşte sizlere anılarımın başlangıcının itirafı.
Emekli olduktan sonra ne işler ettiğimi anlatsam hem uzun sürer hem de sizleri ilgilendiremez.
Uşak ticaret Lisesinden Öğrencim Sayın Adnan Cengiz, işletmekte olduğu dershaneye müdür olmamı istedi, Kıramadım ve müdüriyet görevime şartlı olarak başladım: Hem o’nun hem de Milli Eğitim Bakanlığının temsilcisi olarak dershanenin yönetiminden yalınız ben sorumlu olacaktım. 

Düşüncelerim arasında aylık bir dergi çıkarmamız da vardı. Seçilmiş dershane öğrencilerden bir “öğrenci konseyi” oluşturmuştum. Onlar da bu fikrimi desteklediler. Dergimizin adın da bendeniz koymuştum:”KİRKİT”, asırlardır Türk Kadınları ile bütünleşmiş dilsiz bir kader ortağı tanık!
Kirkit’in önsözünün yanı sıra ilk yazıyı da ben yazacaktım. 

Kirkit’imizin ikinci sayısının o ilk yazısı da huzurlarınızda 
Sene, Ekim 1996.
“KİRKİT.”
“Görkemli bir yapıt ortaya çıkınca, hep o’na hayranlık duyarız. Hep ondan söz ederiz. Keops, Kefren ve Mikerinos’un piramitlerinden hayranlıkla ve övgü ile söz ederiz. 
Piramidinin masrafına fahişelik yaparak katkıda bulunan Keops’un kızından söz edenimiz de olmaz.
Piramidin inşasında; emeklerinin ortasında ve sonunda ölen işçileri düşünenimiz ve ananımız da yoktur.
Tüm insanın emeğinin ve göz nurunun eserlerinde de aynı mantık egemendir: Kilim, heybe, çuval, halı, çorap ve el işlerinde de aynı mantık egemendir.
İpi eğiren, boyayan, ıstarı kuran ve o güzelim eserleri yaratanları soranımız da yoktur.
Ben, bir kilim, bir halı ve bir heybe görsem, o karanlık odanın bir köşesinde, incecik görüntüsü ve elinde şimşir Kirkiti ile Rahmetli ANAMI görürüm.
Kıvrım, kıvrım şalvarıyla, kilim tezgâhının başındaki ANAM, KİRKİT olur da öyle gözükür gözlerime.
Ne zaman bir KİRKİT görsem; donuk, sessiz ve küskün, ANAMIN ELLERİNİ öper gibi öperim onun taraklı dişlerini.
Ne zaman bir halı, bir kilim, bir heybe, bir çuval ve bir çift çorap görsem; dünyasını dini dogmalarla kararttığımız, yaşamını da işkencelere döndürmüş olduğumuz Kızlarımız ve kadınlarımız gelirler gözlerimin önüne. O gece uyku da uyuyamam.
Halı, kilim ve çorap, onların sömürdüğümüz yaşamlarının ve bir türlü görüp te anlayamadığımız hayatlarının renkli öyküleridir.
Hep, yarattıklarıyla övünüp, kendilerini göremediğimiz, ruh cüceliğimizden ve onlara da lâyık olamamamızdan

23 Mart 2011 Çarşamba

338-SÖZSÜZ ZAMAN ŞARKISI

OSMAN TÜRKOĞUZ
Osmanturkoguz@Hotmail.com
İzmir;23 Mart 2011.

SÖZSÜZ ZAMAN ŞARKISI

Antakya’nın solgun akşamlarında;
Yokuştan aşağı iner geçerdin.
Doymamış mutluluklar dudaklarında,
Acı karanfiller gibi açmış;
Eteklerinde binlerce beste, Ellerinde tomurcukları gülün,
Yokuşta başlardı, yokuşta biterdi günün.

Özlemler göz ve göz seni beklerdi;
Köprüden geçince sağa sapardın.
Ağlayan tebessümlerin, gülen gözlerinle,
En içten arzular saman alevi,
Suskun özlemlerle bana bakardın.

Bilirdin, duyardın yürekten yana,
Yaşanmamış olurdu gelmezsen eğer.
Randevusuz bekleyişler seni beklerdi;
Seninle aydınlanırdı günler ve geceler.
Şarkılar, türküler söylenirdi üstüne;
Sahipsiz mutluluklar seninmiş meğer.

Saat bir çeyreğe gelmese derdin;
Gelirdi tıkırtısız.
Bir sızı, bir yürek buruntusu sanki
Sonra; sensizliği başlardı yaşamın yeniden.
Ah! Bir çeyrek olmasa zamanda derdim, olurdu.
O Armutlu Mahallesinde eminim, dur diyebilseydim zamana,
Zaman dururdu.

Belki bir gün, kimbilir belki;
Özlemlerle vuran yüreğim sustuğu zaman,
Köprüden geçeceksin sağa sapmadan.
Karıncalar gibi saracak anılarım seni.
“Aman, sende “diyeceksin ve
Acımasız yollarında yaşamın,
Karıncalarımı eze,eze yürüyüp gideceksin.

21 Mart 2011 Pazartesi

337-FAKİRLERE KAYNAK SORUN DEĞİLDİR.

             
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir; 20 Mart 2011

                                               FAKİRLERE KAYNAK SORUNU MU?

                        R- 10.000.00TL’YE aylığa kaynak sorun değil!
                         R- 5.000TL, Emekli aylığında da sorun değil!
                        R- 25.000 Avroluk iki bina kirasında da sorun yok.                                                              R- Araç, gereç ve gezilerde de sorun yok!
 K- Üniversite Harçları nasıl kalkar! Ödenek yok!
 K- Bedelli askerlik! Parasızlara da HAA!                                                         
R- Halk oyununu! Bizim çocuklara farklı uygulama.
 K- Emekliler için uyum yasası!                                                                          
R- Bırakalım da uyusunlar! Hangi ödenekle!
 K- Aile sigortası,600,00TL.Aylık! R-Ödenek yok! Hangi ödenekle!
 R- Yahu Kemal; Sen Mustafa Kemal misin yoksam? Nedir bu sizlerden çektiğimiz? USA da böyle söyleyo!

                        Birinci Süleyman; şu özelliğinden hatırlayacaksınız: İki oğlunu ve beş torununu boğdurtan, bir oğlunun fücceten ölümüne neden olan, tahtın bir Rus kızından olma Sarhoş Selime, ondan da (19) kardeşini boğdurtan ve (132) çocuk sahibi Üçüncü Murat’a geçmesine neden olan Padişah’ı Zülcelâl!
                        1535 senesinde Bağdat’a bir sefer yapar ve Bağdat’ı İranlılardan alır. Hz. Ali’nin Türbedarı Azeri asıllı, Azeri Türkçesinin en Büyük Şairi Rahmetli Fuzuli (1480-1556)Birinci Süleyman’a ve dahi anın paşalarına kasideler yazar.
                        Birinci Süleyman da Fuzuli’ye Bağdat evkaf gelirinden (9)—Dokuz—Akçelik aylık bağlar. Elindeki Fermanı ile kapı, kapı dolaşan Rahmetli Fuzuli bu maaşını bir türlü alamayınca da Nişancı Celal zade Mustafa Çelebi’ye ünlü şikâyetnamesini yazar. Evkaf memurlarıyla aralarındaki konuşmanın şiirsel bir anlatımıdır bu yazılan:
                        Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar. Hüküm gösterdim faidesiz deyü mültefit olmadılar. Eğerçi zahirde suret’i itaat gösterdiler; ama zeban’ı hal ile cem’i sualime cevap verdiler. Dedim,”ya eyyüh’el eshap! Bu ne fiil’i hata veçin’i ebrudur?”
                                    Dediler: ”Muttasıl bizim âdetimiz budur!”
                        Dedim: “Benim riayetimi vacip görmüşlerve bana berat’ı tekaüt vermişler ki, andan hemişe behrement olam ve padişaha ferağ’ı hal ile dua kılam.”
                                   Dediler: ”Ey! Miskin, senin mezalimine girmişler ve sermaye’i tereddüt vermişler ki, müdam faidesizdir. Cidal edesin ve namübarek yüzler görüp, namülayim sözler işidesin.”
                                   Dedim:  “Beratımın mazmunu ne için suret bulmaz?”
                                   Dediler: ”Zevaiddir, husulü mümkün olmaz.”
                                   Dedim: ”Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?”
                                   Dediler: ”Zaruriyat’ı Astane’den ziyade kalırsa bizden kalır mı?”
                                   Dedim: ”Vakıf malını ziyade tasarruf vebaldir.”
                                   Dediler: ”Akçamız ile satın almışız bize helaldir!”—O zaman da ağyara satış varmış! --Ostüzü.—
                                   Dedim: ”Hisaba alsalar bu sülükünüzün fesadı bulunur!”
                                   Dediler:”Bu hisap kıyamette alınır!”Demek ki hırsızlığa o zaman da dokunulmazlık var imiş! Ostüzü.
                                   Dedim:”Dünyada dahi hisap olunur işitmişiz!”
                                   Dediler:”Andan dahi bakimiz yoktur, kâtipleri razı etmişiz.”
                                   Gördüm ki, sualime cevaptan gayrı nesne vermezler ve bu berat ile hacetim reva kılmağın reva görmezler. Naçar terk’i mücadele kıldım ve me’yus’ü mahrum guşe’i uzletime çekildim.”
                                   Kayseri belediyesinde ve dahi diğer vurgun bölgelerimizde ve “Deniz Feneri “ ve “Kombasan” Din ile aldatmacıları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan soruşturma önergelerinin yanıtı bu şikâyet mektubunda da saklıdır.” Kâtipleri de razı etmek!”
                                   Üçüncü Mustafa’nın “Cihangir”mahlası ile yazmış olduğu manzum şikâyetnamesini yeniden yazmayayım:
                        “Yıkıptır bu cihan sanma ki bizde düzele,”
                        “devleti cerhi deni, virdi kamu müptezele. -Mutluluk kapısında hep müptezeller dolaşır-
                        “Şimdi ebvab’ı saadette gezen hep hezele”
                        “İşimiz kaldı heman merhamet’i Lemyezele.”
                           Efendim; Bu durumları sandığa gömerseniz işte size bol ve daha bol ödenek derim.
                       
           
           
           

                                                      

KAYNAK SORUNUNU AÇIKLIYORUM!

OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@hotmail.com
                   İzmir; 20 Mart 2011

                                   KAYNAK SORUNUN AÇIKLIYORUM!

                        Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal devrim niteliğindeki, Ulusal Pastanın hakkaniyetle dağıtılması programını açıkladığında; AKP’DEN tek bir ses yükseliyor:
                   “KAYNAĞI NEREDEN BULACAKMIŞ!”
         Bu Kemal’ler Çok Kamil insanlar, onların yerine ben yanıt versem:
         “Sizlerin, Deniz Fenercilerinin” ve dahi “Ucuza Kapatıcıların” ve “Hortumcuların ve Tarikatçıların” biran önce çekip gitmeniz en büyük kaynak değil midir?

20 Mart 2011 Pazar

337-FAKİRLERE ÖDENEK SORUNU!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;20 Mart 2011.

FAKİRLERE KAYNAK SORUNU MU?
R-*10.000.00TL’YE aylığa kaynak sorun değil!
R-*5.000TL,Emekli aylığında da sorun değil!
R-*25.000 Avroluk iki bina kirasında da sorun yok!
R-*- Araç, gereç ve gezilerde de sorun yok!
K**-Üniversite Harçları nasıl kalkar! Ödenek yok!
K**-Bedelli askerlik! Parasızlara da HAA! R-Halk oyununu! Bizim çocuklara farklı uygulama.
K**-Emekliler için uyum yasası! R-Bırakalım da uyusunlar! Hangi ödenekle!
K**-Aile sigortası,600,00TL.Aylık! R-Ödenek yok! Hangi ödenekle!
R-*-Yahu Kemal; Sen Mustafa Kemal misin yoksam? Nedir bu sizlerden çektiğimiz? USA da böyle söyleyo!
Birinci Süleyman; şu özelliğinden hatırlayacaksınız: İki oğlunu ve beş torununu boğdurtan, bir oğlunun fücceten ölümüne neden olan, tahtın bir Rus kızından oma Sarhoş Selime, ondan da (19) kardeşini boğdurtan ve (132) çocuk sahibi Üçüncü Murat’a geçmesine neden olan Padişah’ı Zülcelâl!1535 senesinde Bağdat’a bir sefer yapar ve Bağdat’ı İranlılardan alır. Hz. Ali’nin Türbedarı Azeri asıllı, Azeri Türkçesinin en Büyük Şairi Rahmetli Fuzuli (1480-1556)Birinci Süleyman’a ve dahi anın paşalarına kasideler yazar. Birinci Süleyman da Fuzuli’ye Bağdat evkaf gelirinden (9)—Dokuz—Akçelik aylık bağlar. Elindeki Fermanı ile kapı, kapı dolaşan Rahmetli Fuzuli bu maaşını bir türlü alamayınca da Nişancı Celal zade Mustafa Çelebi’ye ünlü şikâyetnamesini yazar. Evkaf memurlarıyla aralarındaki konuşmanın şiirsel bir anlatımıdır bu yazılan:
“Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar. Hüküm gösterdim faidesiz deyü mültefit olmadılar. Eğerçi zahirde suret’i itaat gösterdiler; ama zeban’ı hal ile cem’i sualime cevap verdiler. Dedim,”ya eyyüh’el eshap! Bu ne fiil’i hata veçin’i ebrudur?”
Dediler:”Muttasıl bizim âdetimiz budur!”
Dedim: “Benim riayetimi vacip görmüşlerve bana berat’ı tekaüt vermişler ki, andan hemişe behrement olam ve padişaha ferağ’ı hal ile dua kılam.”
Dediler:”Ey! Miskin, senin mezalimine girmişler ve sermaye’i tereddüt vermişler ki, müdam faidesizdir. Cidal edesin ve namübarek yüzler görüp, namülayim sözler işidesin.”
Dedim: “Beratımın mazmunu ne için suret bulmaz?”
Dediler:”Zevaiddir, husulü mümkün olmaz.”
Dedim:”Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?”
Dediler:”Zaruriyat’ı Astane’den ziyade kalırsa bizden kalır mı?”
Dedim:”Vakıf malını ziyade tasarruf vebaldir.”
Dediler:”Akçamız ile satın almışız bize helaldir!”—O zaman da ağyara satış varmış! --Ostüzü.—
Dedim:”Hisaba alsalar bu sülükünüzün fesadı bulunur!”
Dediler:”Bu hisap kıyamette alınır!”Demek ki hırsızlığa o zaman da dokunulmazlık var imiş! Ostüzü.
Dedim:”Dünyada dahi hisap olunur işitmişiz!”
Dediler:”Andan dahi bakimiz yoktur, kâtipleri razı etmişiz.”
Gördüm ki, sualime cevaptan gayrı nesne vermezler ve bu berat ile hacetim reva kılmağın reva görmezler. Naçar terk’i mücadele kıldım ve me’yus’ü mahrum guşe’i uzletime çekildim.”
Kayseri belediyesinde ve dahi diğer vurgun bölgelerimizde ve “Deniz Feneri “ ve “Kombasan”Din ile aldatmacıları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan soruşturma önergelerinin yanıtı bu şikâyet mektubunda da saklıdır.”Kâtipleri de razı etmek!”
Üçüncü Mustafa’nın “Cihangir”mahlası ile yazmış olduğu manzum şikâyetnamesini yeniden yazmayayım:
“Yıkıptır bu cihan sanma ki bizde düzele,”
“devleti cerhi deni, virdi kamu müptezele. -Mutluluk kapısında hep müptezeller dolaşır-
“Şimdi ebvab’ı saadette gezen hep hezele”
“İşimiz kaldı heman merhamet’i Lemyezele.”
Efendim;Bu durumları sandığa gömerseniz işte size bol ve daha bol ödenek derim.

236-KAYNAK YARATMAK!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;20 Mart 2011.
KAYNAK SORUNUN AÇIKLIYORUM!
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal devrim niteliğindeki, Ulusal Pastanın hakkaniyetle dağıtılması programını açıkladığında; AKP’DEN tek bir ses yükseliyor:
“KAYNAĞI NEREDEN BULACAKMIŞ!”
Bu Kemal’ler Çok Kamil insanlar, onların yerine ben yanıt versem:
“Sizlerin, Deniz Fenercilerinin” ve dahi “Ucuza Kapatıcıların” ve “Hortumcuların ve Tarikatçıların” biran önce çekip gitmeniz en büyük kaynak değil midir?

335-18 MART 1915 SABAHI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;18 Mart 2011.

18 Mart 1915 SABAHI!
Zaman durmuştu ÇANAKKALE’DE;
Mavi akıyordu o gün de BOĞAZIN SUYU.
Boğaz gerisinde yüzlerce gemi;
İçlerinde binlerce Aşağılık Soyguncu.

Tabiat bile uyanmamıştı; in ve Cin uykudaydı;
Boğazın suyu da ağır, ağır akıyordu;
Bataryalarının başında HASAN İLE MEVSUF;
Ellerinde batarya dürbünü, ufka bakıyordu.

Tüm uluslar bir arada;
Ufuk çizgisinde de yüzlerce gemilik bir Armada,
Topları gözü olmuştu da UYGARLIĞIN,
Öldürecek TÜRK ARAMADA.

İngiliz’i, Fransız’ı ve Zenci;
Başlıyordu şimdi Evrende, Ruhsuz Çelikle
Şehit mi olmuşlar HASAN İLE MEVSUF!
TÜRK ANALAR ne güne duruyorlar!
Bir TÜRK öldürülse, bin TÜRK doğuruyorlar.

Vinci mi kırılmış Ağır topun?
Sırtında mermisiyle SEYİT ONBAŞI VAR.
Akşamın ala karanlığında, batmıştır onlarca gemi;
Kazanmıştır bu son savaşı da TÜRK’ÜN ÇELİK DİRENCİ.

Şimdi, Anafartalar sırtından bir Güneş yükseliyordu;
“Türk köle olmaz, Ey!Avrupa duy”! Diyordu.
Ve Ulu Tanrımız, en sonunda;
O’NU İNSANLIĞA ARMAĞAN EDİYORDU.
O’NUN ADI MUSTAFA KEMAL İDİ;
O’NUN ile İNSANLIK KEMAL’E ERDİ.
O’NUN zamanında, kadınlarımızın başları GÖKLERDEYDİ!

19 Mart 2011 Cumartesi

334-SEN ÇIKIYORSUN


OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;08,Haziran.2009

            SEN ÇIKIYORSUN

Saniye, saniye; saat, saat bölüyorum kendimi;
Sonra da, bir araya topluyorlar, sen çıkıyorsun.
An, an bölüyorum kendimi;
Onları da topluyorlar:
Anılarımda sen çıkıyorsun.
Bir fotoğraf çektiriyorum,
Fotoğrafçının gözler faltaşı;
Fotoğrafta da sen çıkıyorsun.
Aynalara bakamıyorum, aynalarda da sen varsın.
Yakama, sen diyerek çiçekler takıyorum,
Çiçek bahçelerimde de sen çıkıyorsun.


18 Mart 2011 Cuma

334-ŞU JAPONLAR ÇOK APTALLAR CANIM!

OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;18 Mart 2011.
                            ŞU JAPONLAR ÇOK APTAL!
         Pazar’dan beri geç kalmamın nedeni ne insanlığa ihanet, ne de bir nükleer çözümü göz ardı etmektir. Haddim olmayarak BONANZA çiftliğindeki “kırık Testiden” bir işaret bekleyişimdendir! Bu ikinci Hicret sahibimiz, yıllarca önce bizleri uyarmıştı.”Üçüncü Hicret”,Merkez Efendi Mezarlığına olmuştu. Şimdi bomba çözümü patlatıyorum.-Bu pahalılıkta Şampanya patlatacak halimiz de yok ya!--
         Vatan gazetesinin 18 Ağustos 2007 Cumartesi günlü haberini veriyorum. Felaketi önlemenin formülü burada saklıymış! Benden duyurması!
         Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen, verdiği bir vaazda kuraklığın nedeninin küresel ısınma değil İNSANLARIN GÜNAHLARI olduğunu iddia etti. Türkiye’deki yağmur dualarının da yanlış yapıldığını savunan Galen’in vaazı Zaman gazetesinde yayınlandı. Gülenin sellere ve kuraklığa ilişkin yorumu şöyle: “Bugün dünyanın değişik yerlerinde ve ülkemizde—Ülkesi Amerika’dır! İş bu önemli ilahi sırrı orada bütün testide faşş! Etmiştir!----bir kuraklık yaşanıyor. Ve bu, umumiyetle bir şeye bağlanıyor. Küresel ısınma. Ama aynı zamanda diğer taraflarda birçok bölgede yağmur yağıyor, seylâplar oluyor. Orada da yağmur Allah’ın rahmeti olarak yeryüzüne iniyor; ama bir vesileyle Allah’ın  gazabına inkılap ediyor. Bence meseleyi götürüp te eriyen buzullara, küresel ısınmaya fatura etmemeli. Evvela fatura edilecek bizler varız¸maalesef GAFLET İÇİNDEYİZ! Bin türlü günah işleniyor, ama biz TEVBE          etmeyi düşünmüyoruz!”
         Amerika’yı neden seller bastığına aklınız erdi mi? Hani bir zamanlar, Mao Çe Tung,1.500.000.000Çinliyi hoplatarak Amerika’da yer sarsıntısı yaratacaktı ya; tüm Amerikalılar, hep birden cümbür cemaat “TEVBE!”Edince sel baskınları meydana gelmiş olmasın!
         Japon Kardeşlerimi uyarıyorum: Hemen Hoca Efendiye! Bonanza çiftliğine başvurarak gerçek yağmur duasını öğrenerek, hem soğutma hem de uyutma işini doğru dürüst öğrenerek “hep birlikte cümbür cemaat “TEVBE!” Etsinler de şu radyasyona duanın ve Kaçağımızın gücünü göstersinler! AMEN!=Japonca yağmur yağıyor demektir!

İzleyiciler

Blog Arşivi