23 Aralık 2014 Salı

1280/ALLAH'A VE RECEPTAYYİP ERDOĞANA ŞİRK KOŞMAK!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;23 Aralık 2014.

              RECEP TAYYİP ERDOĞANA ŞİRK KOŞMAK!2.

                   “Allahın tüm vasıfları Recep Tayyip Erdoğan’da toplanmıştır! O bizim peygamberimizdir, seve, seve onun Götkılı oluruz!”FACEBOOK’TA yayın YAPAN YALAKA bir  dinsiz! NEDEN BOK KOKTUĞUNUZ ANLAŞILMIŞTIR GARİ!

         “Recep Tayyip Erdoğan Peygamberimizdir!”Aydın AKP İl Başkanı, bu sözü söyledi ve istifa ettirildi!

         “Recep Tayyip Erdoğan’ı üzen Allahı üzmüş olur!”Fatma adlı Denizlili bir Götkılı, parasını kendisi ödeyerek, on bin adet yayınladığı şiir kitabından. Bu sıfata söz söylenmedi! Ben meraka düşmüştüm: Acaba, Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan’ımız Hz. Musa’nın yerine mi geçti derken, bu sefer de Allahlık Sıfatı geldi! O zaman, Mevlidin ve Kuran Ayetlerinin yeniden düzenlenmesi gerekecektir!

                  Allahın Rahman, Rahim ve Celal sıfatları yanında, yalaka ulema tarafından saptanan Doksandokuz güzel adı da vardır: Bunlara  “ Esma’yı Hüsna” Denir. Allah, Müslüman inancına göre, külli irade sahibi ve Kadiri Mutlaktır. Bireyler de Cüzi irade sahibidirler. Cüzi irade sahipleri her fiillerinden sorumludur, Allah’ın hiçbir şeyden, hiçbir zaman sorumluluğu yoktur!”Peygamber ve Allah mertebesine yükseltilen Sayın Bay Recebimizin de hiçbir sorumluluğu yoktur. Zaten Allahın yeryüzünde gölgesi kabul edilen soytarıların da hiçbir sorumluluğu yoktu:  Rahman sıfatının anlamı

               “Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kâfir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır. Kuran’da insanlar için hiç kullanılmayan er-Râhmân ismi, ilahî kelâmın elli yedi yerinde geçmektedir. Kuran’da bu isimle bir de sure vardır: er-Rahmân Suresi. Bu surede Allah Teâlâ; İnsanlar, Cinler ve Hayvanlar için rahmet olarak yarattığı nimetleri saymakta, İns ve Cinnin, bunların kıymetlerini bilip nankörlük etmemelerini defaatle vurgulamaktadır!”
Yani rabbimiz dünyada hiç kimseye ister inkâr etsin ister iman etsin, yarattığı nimetlerinden herkese bol, bol ikram eder.”

                   Rahim Sıfatı!

               Kur'an-ı Kerim'in 115 ayetinde büyük çoğunluğu çok bağışlayıcı anlamına gelen "gafur" sıfatı ile birlikte olmak üzere "Rahîm" sıfatı kullanılmıştır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu gösterir. Dört ayette de "erhamü'r-râhimîn (merhametlilerin en merhametlisi)" tamlaması kullanılmıştır.
Rahîm sıfatı daha çok ebedle ilgilidir. Bu yüzden Yüce Allah için dünyanın rahmanı, fakat ahiretin rahîmidir, denilmiştir.
Yani rabbimiz müminlere ahirette farklı bir muamele yapacaktır.
Rabbimizin rızasını kazanmak için dünyada çalışacaksın çabalayacaksın malından ve canından imtihan edileceksin, ama dünyada iman etmeyen biriyle aynı kefeye konulacaksın ayrı tutulmayacaksın. Tam işte burada Rabbimizin/ Rahim sıfatı devreye giriyor
Kulum! Sen üzülme, ben senin için Rahîmim de aynı zamanda. Benim Rahîm sıfatım da var. Bu sıfatımın gereği ve tecellisi olarak öbür tarafta sadece mü’minlere merhamet edeceğim diyor. Kulum, sen hiç endişe etme, öbür tarafta seni cennetime koyacak ve yalnız mü’minlere cemâlimi göstereceğim buyurur!”

"Tecelli eyler ol daim, cemal ü gâh celalinden
Birinin hâsılı cennet, birinden nar olur peyda
Cemali zahir olsa tiz, celali yakalar anı
Bakarsın bir gül açılsa yanında har olur peyda
Bu sırdandır ki bir kâmil zuhur etse bu âlemde
Kimi ikrar eder anı, kimi inkâr olur peyda"

Ve şiirin en can alıcı beyti:

"Veli ârif celâl içre, cemâlini görür daim
Bu haristanın içinde ana gülzâr olur peyda.”

              “Allah, Celil, Aziz, Azim, Kahhar, Müntakim, Cebbar, Kuddus, Kadim, Kayyum, Fert, Mümit, Hakem, Adl, Halık, Bari Fatır, Deyyan gibi isimler Celalî isimlerdir. Bu manalar doğrultusunda başka isimleri bulabilirsiniz. Fakat tekrar edelim ki, sıfatlar iç içedir. Allah’ın/TAYYİBİN/ azametinde şefkat, heybetinde hilm/yumuşaklık, izzetinde merhamet vardır. Kişilere göre de tecelliler farklı algılanır. Kimi, kahrından korkar, kimi de şefkatini suiistimal etmekten titrer.”

         Tüm bu sıfatlara sahip olan Bay Tayyip’in, bu sıfatlarını kullanması farklıdır:

         Hırsızlara, Hainlere, Türk, Türklük, Atatürk VE ÇAĞDAŞLIK DÜŞMANLARINA VE dahi bölücülere karşı RAHMAN VE RAHİMDİR.

         Her türlü yanlışlarına, soygunlara ve çağdışılığa karşı olmayı kendisine ŞİRK KOŞMAK KABULEDEREK, TANRISAL BİR GAZAPLA, ORTALIĞI KIRIP, GEÇEİRMEK İÇİN CELLALENMEKTEDİR. Celali sıfatını kullanmaktadır. Şimdi de Mevlidi Götkıllarının Peygamber! Kabul ettiğine uyarlayalım:

Veladet bahri  
Âmine hâtun Muhammed ânesi         
Ol sadeften doğdu ol dür dânesi    
Çünkî Abdullah'tan oldu hâmile
Vakt erişdi hefte vü eyyam ile
Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
Çok alâmetler belirdi gelmeden.

Allahın tüm sıfatlarını taşıyan, peygamber kabul edilen Sayın Bay Tayyip’e göre:

Havulİ hatun ol Tayibin ânesi,

Doğdu ol sedeften bir Rum dânesi.

Çünkü Bakatlıdan oldu hamile,                                                                 Vakt erişti hefte vü eyyam ile.

İndiler gökten melekler saf, saf,

Kaç-Ak Sarayı kıldılar1500 kere tavaf.

Tayyip adın zikredelim evvela,

Vacip oldu bu zaman Recep kuluna.

Hakta Âlâ çün yarattı Tayyibi,

Kırdı Tayyip COPLA, HAK ARAYAN ÂLEMİ.

Tayyip adın her kim ol evvel ana,

Her işi âsan olur bir anda
Bir kez Tayyip dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân
İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen
Her murâda erişür Tayyip diyen
Aşk ile gel imdi Tayyip diyelim
Dert ile göz yaş ile âh îdelim
Ola kim rahmet kıla ol pâdişah
Ol kerîm-ü ol rahîm-ü ol ilâh
Birdir ol
birliğine şek yokdürür
Gerçi yanlış söyleyenler çokdürür.                                              TAYYİBE ŞİRK KOŞANLAR ÇOKDÜRÜR!/                                                         Zebaniler de anları, Tomalarla süpürür!”

Prompersiz, GAİPTEN HABERLER!

Bunun aksini söylemek; hele, hele aksini ısrar etmek, Paralel Devlet mensubu olmanın yanı sıra, Bay Tayyip’e Şirk Koşmaktan, Makul Şüpheyi de aşmış olunur, bunu söyleyen Salaklar da! Karşısında, Türk Milletine karşı Destan Yazmış RFECEPKOLARI bulur!                 

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Zaferi'nin 932'nci yıldönümü törenlerinde yaptığı konuşmada, Bizanslılara top kullandırdı. Erdoğan, törenlerde yaptığı konuşmada şöyle dedi:
‘‘Tarih 26 Ağustos 1071. Yer Malazgirt Ovası. Bir yandan 200 bin askeriyle Romen Diyojen, diğer yandan 50 bin askeriyle Sultan Alparslan ve onun askerleri. Diyojen ve askerleri, batarya, batarya, gülle, gülle saldırırken, onun karşısında Sultan Alparslan ve askerleri ‘Allah Allah', ‘Vatan vatan' diye saldırıyordu. Olmaz denilen bir şey Malazgirt Ovası'nda oluyor ve Anadolu'nun kapıları bu aziz millete açılıyordu.’’Viyanada”ALLAH!ALLAH! Demedikleri için mi Rezil oldu Osmanlı! OSTÜZÜ.
Tarihçilere göre, Bizans'ın elinde o dönemde silah olarak ‘‘Grejuva’’ (Rum ateşi) bulunuyor ve kaleye saldıran askerlerin üzerine atılıyordu. Başbakan'ın ‘‘batarya batarya, gülle, gülle’’ deyişi topçu saldırısını akla getiriyor. Ancak bu dönemde top yok. Barut bu tarihten yaklaşık 250 yıl sonra toplarda kullanılıyor.”İlk top, MS:1232’de Çinliler tarafından Cengiz Hana karşı kullanılmıştır. OSTÜZÜ.
“Başbakan Erdoğan bugün Ak Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada gündeme dair önemli mesajlar verdi. Erdoğan TİKA aracılığı ile yurt dışında yapılan yatırımlardan örnekler verirken Yunus Emre Enstitüsü aracılığı ile yurt dışında binlerce kişiye Türkçe öğretildiğinden bahsetti. Erdoğan bu sırada Almanya ve İspanya’nın benzer enstitülerini örnek gösterirken yanlışlık yaptı. Başbakan, “Almanların Goethe Enstitüsü, İspanyolların Sokrates Enstitüsü var. Biz bunların karşısında Yunus Emre Enstitüsünü kurduk,” dedi. Ancak İspanya’nın yurt dışında İspanyolca dilini öğretmek için kurduğu enstitünün adı Sokrates değil Cervantes Enstitüsü olması gerekiyordu”Doğrusu da TAYYİBİN DEDİĞİDİR! Sen, sen ol da tarihin yazdıklarından geri dur! YALAKALAR!

 

 

 

 

 

21 Aralık 2014 Pazar

1279/RUMELİYİ TERKETMEK!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

Osmanturkoguz@gmail.com

TV. İZMİR;20 Aralık 2014.

Bir siyasi partiyi bölmek önemli değildir. Türkiyemizi ANADOLU ve RUMELİ olarak bölmek ihanettir. OSTÜZÜ.

                RUMELİYİ TERKETMEK!

             1958 Senesinde, bir grup Cumhuriyet Halk Partili milletvekili Cumhuriyet Halk Partisinden koparak  Hürriyetçi Partiyi kurmuşlardı. Rahmetli Mustafa İsmet Paşa, İstanbul’da kabul ettiği bunlara soğuk çay ikram etmişti. Antalya milletvekili Rahmetli Dr. Asım Okurun Babası, Ulusal Kurtuluş Savaşında, Kuvvayı Milliye karşı imiş. İsmet Paşa, önce onu haşlamış! Parmağını Dr. Asım Okur’un gözlerine uzatarak:

         “Asım; Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında, Gündoğdu müftüsü olan Senin babandan da çok çekmiştim’”Demiş.

         CHP milletvekili Sayın Emine Ülker TARHAN YCHP’DEN istifa ederek ANADOLU PARTİSİNİ KURDU. Emekli Tuğamiral Türker Ertürk ve bazı küsler de bu oluşuma katıldılar. Bölünme her oluşumun doğasında var olan bir olgudur. Ama benim gözüme batan çok önemli bir husus vardır: Ne Sayın Emine Ülker Tarhan Hanımın, ne ASKER KÖKENLİ YAZARIMIZ Emekli TÜM AMİRALİMİZİN ve nede diğer iştirakçilerin, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın tarihinden haberleri olmadığı meydana çıkmıştır. Şimdi yapacakları tek şey: Örgütlenmeleri tamamlandığında, bir genel kurul kararı ile BÖLDÜKLERİ ÜLKEMİZİ BÜTÜNLEŞTİRMEK, PARTİLERİNİN ADINI DA”ANADOLU VE RUMELİ PARTİSİ” OLARAK DEĞİŞTİRMEK.

        İŞTE ÖRNEK ALACAKLARI KONGRELERİMİZ:                                                                                                                                ŞARK VİLAYETLERİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ.

4 Aralık 1918’de İstanbul’da kuruldu.• Merkezi İstanbul’da bulunan bu cemiyet daha sonra Erzurum ve Elazığ da şubeler açmıştır.
• Doğuda bağımsız bir Ermeni Devleti’nin kurulmasını engellemek için kurulmuştur. Ermenilerin Doğu Anadolu'da nüfus olarak çoğunlukta olmadığını açıklamıştır.
• Cemiyet Ermenilerle mücadele etmek, Doğu illerinde Türklerin Ermenilere sayıca üstün olduğu kadar tarih, kültür ve uygarlık yönüyle de üstün olduğunu kanıtlamak için Fransızca Le Pays, Türkçe Hâdisât ve Albayrak gazetelerini çıkarmıştır.

• Cemiyet şu kararları almıştır: Kesinlikle Doğu Anadolu’dan göç edilmeyecek. Doğu illeri bir saldırıya uğrarsa birleşilecek. Bilim, din ve ekonomi alanında teşkilatlanılacak.
• Doğu Anadolu'da Türk ve Müslüman nüfusun fazla olduğunu belirtmiş ve Doğu Anadolu'nun bütünlüğünün korunmasını savunmuştur.”XV’ inci kolordu Komutanı Kazım Karabekir’in desteği ile 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında; Erzurum, Trabzon, Sivas, Bitlis ve Van illerinden
gelen 62 delegenin
iştiraki ile açılmıştır.
              Erzurum Kongresi'ni düzenlemişlerdir: Cemiyetin adı da,                         ANADOLU MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ OLMUŞTU.

                Erzurum Kongresinde alınan kararlar şu şekildedir:

Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.

İstanbul Hükümeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükûmet kurulacaktır. Bu hükûmet milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamış ise, bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.

Kuva-yi Milliye'yi etkili, milli iradeyi hâkim kılmak esastır.

Azınlıklara siyasi hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların canları, malları ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.

Manda ve himaye kabul olunamaz.

Mebuslar Meclisi'nin derhal toplanmasına ve hükümetin yaptığı işlerin milletçe kontrolüne çalışılacaktır.

Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik, sanayi ve ekonomik yardım kabul edilebilir.

              Erzurum Kongresi'nin alınan kararlar bakımından birçok özelliği bulunmaktadır fakat bunların en önemlilerinden biri manda ve himayenin kesin bir şekilde reddedilerek ilk kez ulusal egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmesi olmuştur. Ayrıca, Erzurum Kongresi’nde ilk kez milli sınırlardan bahsedilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı net bir dille açıklanmıştır.

              SİVAS KONGRESİ:

         4Eylül/11 Eylül 1919 tarihleri arasında son iştirakçilerle beraber 41 delege katılmıştır: Erzurum Kongresinin aldığı kararlar aynen kabul edilmiştir.

         Sivas Kongresi Kararları

1.   Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.
7.
Aynı gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.”

Hırs kapıdan girince akıl bacadan çıkmasın!

              




 

 

20 Aralık 2014 Cumartesi

1278/SAYIN BAY RECEBİMİZİN DİN VE ADALET ANLAYIŞI!



           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;20 Aralık 2014.Şekli din! DİNİ YATIRIM, CEHALETE YATIRILAN SERMAYESİ YALAN OLAN EN BÜYÜK KAZANÇ KAYNAĞIDIR!

ÇOK ZAMAN ÖNCE; BİR ERKEK ÇOCUĞUN IRZINA GEÇEN ADAMI JANDARMA DERE KENARINDA ABDEST ALIRKEN YAKALAMIŞ! OL ADAM JANDARMAYA ÇIKIŞMIŞ:"ULAN OLUM! SİZDE HİÇ DİN, İMAN YOK MU? BIRAKINDA ABDESTİMİ ALARAK DİNİ VECİBELERİMİ YERİNE GETİREYİM!"DEMİŞ. ADAM BİR BAKIMA HAKLI, OSMANLIDA ERKEK ÇOCUĞU DÜZMEK SUÇ DEĞİLDİ. ADAMIN KAFASININ İÇİ OSMANLI!

            SAYIN BAY TAYYİBİMİZİN DİN VE ADALET ANLAYIŞI!

         1-Önce kadınlarımızın başlarını kapatmak! Sonra daTüm Hırsızlıkların, Yağma ve Soygunların üstünü kapatmak,

         2-Tüm sahillerimizi, Pasta arsalarımızı kendisine ve yakınlarına kapatmak,

         3-Dinci Teröristlere gönderdiği silahların dosyasını kapatmak,

         4-17/25 Aralık soygunlarını Yandaş adaletle kapatmak,

         5-Kahramanlarımız, AydınlarımızYazarlarımızı, Gazetecilerimizi ve gösteri hakkını kullanan Gençlerimizi ve Halkımızı, Kahraman Ordu mensuplarımızı Kumpaslar kurdurarak Esaret Kamplarına kapatmak.

         6-Her şeyi aleni yaptığı halde, gözlerini gerçeklere ve çağdaşlığa kapatmak. Nerede pislikleri varsa kedilerden örnek alarak yalan ve iftira üstlerini ile kapatmak. Sonra da, korku içinde, KAÇAK SARAYINA KAPANARAK KAPILARINI SIKICA KAPATMAK.

         7-Bin koruma eşliğinde camilereye giderek TÜM SUÇ DEFTERLERİNİ kapatmak.

 

1277/İHANETİN KANITLARI?

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com TV. İZMİR;18 Aralık 2014. KANUNU ESASİ Kabul Tarihi: 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876) “MADDE 18.- Tebaai Osmaniye’nin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.” Osmanlı devletini sıkıştırmak için, İstanbul’da toplanmış olan Avrupa devletlerine bir açılma gösterisi olarak,1831 tarihli Belçika anayasası tercüme edilerek, alel acele 23 Aralık 1876’da kabul edilmiş; İkinci Abdülhamit,24 Aralık 1876ile ’da bir hattı hümayun ile de bunu yayınlamıştı. Bu yazımı, irdeleme ve sorgulama yetisini yitirmiş ya da hiç kazanamamış olanlar, beyhude okumasınlar. Önce Konfüçyüs’ den: “ Konfüçyüs’se sordular: Bir ülkeyi yönetmeye çalışsaydınız ilk iş ne oludu?” Büyük Filozof yanıt verdi: “Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım.” Ve dinleyicilerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam etti. “ Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler, doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamazsa töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” Dedi. Bu sözün üzerinde söz söylemek olur mu?A vatan ve Türklük düşmanlarımız?! İHANETİN VE VATAN HAİNLİĞİN İTİRAFI, DİRİLİŞ/ERTUĞRUL GAZİ/. “Diriliş,”Rahmetli Turgut Özakman’ın Çanakkale Destanımızı anlattığı tarihi Romanının adıdır. 12 EYLÜL 1683 Tarihinden sonra, Osmanlının arkasına bakmadan kaçtığı bir zillet çöküşünün, Türkoğlu Türk Erkân’ı Harp Kaymakamı Mustafa Kemalin önderliğinde ve Türkün kanı pahasına YARATILMIŞ OLAN BİR TÜRK DESTANININ ADIDIR DİRİLİŞ! ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZ VE ÇAĞDAŞLAŞMAMIZ DA TÜRKLEŞEN OSMANLININ HİÇ SAYDIĞI TÜRKÜN ŞAHLANIŞIDIR. BİR DİRİLİŞ TE, BİLGE KAĞAN VE İLBİLGE HATUN ZAMANINDA, ORTAASYADA YARATILMIŞTIR. 1-Flim konusu olaylar hep çadırda, Kadınların ve erkeklerin ortak yaşadıkları bir ortamda geçmektedir. Kadınları başları açık gibidir, saçları da gözükmektedir. 2-Üretken kadınları ve Üretim Çadırını Airet Beyi Süleyman Şahın eşi Hayme Hatun yönetmektedir. Kaç ve Göç yoktur, Aşiretin tüm erkekleri kadınlara saygılıdır. HERKES; KADIN VE ERKEK, fikirlerini korkusuzca söyleyebilmektedir. 3-Süleyman Şah boğulduğunda aşiretin yönetimini Hayme Kadın üslenerek Aşireti Anadoluya geçirmiştir. Haymana Adı, HAYME HATUNDAN OLMADIR! 4-Ertuğrul Gazinin Anası Hayme Hatun, Babası da Süleyman Şahtır. Ertuğrul Gazinin Eşinin adı da HALİME HATUNDUR! 5-Aşiret kadınlarının adları da Gökçiçek, Ayşe, Fatma, Halimegibi adlardır, içlerinde devşirme olan ve adı değiştirilen de yoktur. Aşirette tek eşlilik vardır. Aşiret Beyi de çadırda oturur. 6-Ertuğrul Gazi öldüğünde, Aşiret reisi olma sırasındaki DÜNDAR BEYİ, başına yay sopası ile vurarak öldüren Osman Aşiret Reisi olmuştur. Osman Beyin ilk eşi Anadolu Selçuklu Vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin kızı Kameriye Sultan, RABİA BALA Hatundur. Orhan Gazinin Anasıdır. Osman Beyin İkinci eşi de, Ünlü Alevi Şeyhi/Işıklı taifesinden/Edepli Ali EFENDİNİN KIZI/ÜDEBALİ’NİN/MALHUN HATUNDUR. Şehzade Alaaddinin anasıdır. Şehzade Orhan’ın Yarhisar Tekfurun kızı Holofira ile evlenmesine şiddetle karşı çıkmış, CENGİZ HANIN BİR SÖZÜNÜ İLERİ SÜRMÜŞTÜR: Türkü yenmek mümkün değildir, kanına başka kan karışmayınca!” 6-Orhan Gazinin eşlerinin adları:1-Asparça, Bizans imparatoru 3’üncü Anderinikos’un kızı,2-HolofiraYarhisar tekfurunun kızı,3-Theodora Kantakuzene, Bizans İmparatoru V1’ıncı Yannis Kantakuzenos’un kızı,4- Eftandise Kadın, Mahmud Alp’in kızı. Anası Bulgar Kıralı İvan Aleksandr’ın kızı Mariya. Takma adı Gülçiçek, olan yıldırım Beyazıt’ın karılarının adları: Angelina Hatun - 1372'de evlendiği Birinci eşi. (İkinci kocası Don Diego Gonzalez de Contreras olan Yunanlı bir Hanım.)erek 1. ............... Hatun - 1372'de evlendiği İkinci eşi. (Konstantin'in kızlarından birisi.) 2. Devlet Şah Hâtûn - 1378'de evlendiği Üçüncü eşi; İsa Çelebi, (Düzmece) Mustafa Çelebi ile Büyük Musa Çelebi'nin annesi. (Büyük Musa Çelebi, İkinci Rumeli Sultanı Musa Çelebi Han ile karıştırılmamalıdır.)[20] 3. Maria Hâtûn - Dördüncü eşi. (İkinci kocası Don Payo Gómez de Soto Mayor olan Macar Kontu János’un kızı.) 4. Anjelina Hatun - 1386'da Yenişehir'de evlendiği Beşinci eşi. (Bizans İmparatoru Manuel Paleologos'un kızlarından birisi.) 5. ........... Hatun - 1389'da evlendiği Altıncı eşi. (Bizans İmparatoru V. Yoannis Paleologos'un karısı Helena Kantakuzinu'dan olan kızlarından birisi.) 6. Hafize Hatun - 1390'da evlendiği Yedinci eşi. (Aydınoğlu Emir Fahr’ed-Dîn İsa Bey'in kızı.) 7. Karamanoğlu..........Hanım - Sekizinci eşi. 8. Sultan Hatun - Dokuzuncu eşi. (Dulkadiroğlu Emir Süleyman Şah Suli Bey'in kızı.) 10-Mileva Olivera Despina Hatun - 1390'da evlendiği Onuncu eşi. (Sırp kralı Lazar Hrebelyanoviç'in "Kraliçe Militza" ismindeki Hanımından doğan kızı. 11-Devlet Hatun - Onikinci eşi. (Mehmet Çelebi'nin anası…” Sayın Seyircilerimiz; /Muhterem Temaşacılarımız/tarih bilginiz yoksa sorgulama nedir bilmiyorsanız, Muhteşem Yüzyıl masalını da gerçeğin anlatımı kabul ediyorsanız, Ben ne yazsam beyhude. Oğlum Cansın Osmanlı üzerine bir değerlendirme yapmış:”Bursa’’nın zaptı ile Osmanlı çadırdan ayrılıp ta saraya geçtiğinde bitmişti! Ertuğrul Gazi, Kayının Tamgasını bir otlağa dikmişti! Filmde her sahne Kayının Türk Boyu olduğunu vurgulamaktadır. Osmanlı da Kayı boyundan olduğuna göre, Türkü ve Türklüğü de ortaya koyduğunuz halde, TÜRKÜ nasıl inkâr edersiniz, SOYU, SOPU VE Cibilliyeti Bozuklar! Türk ulusunun oluşumu: “Aileler (oguşlar) birleşerek urug (oymak)’ları, uruglar birleşerek boyları, boylar birleşerek bodunları, bodunlar da birleşerek elleri (illeri) oluşturur. Bu kelimenin baş harfi "i" ile "e" karışımı bir sesle okunmaktadır. Bozkırda en yüksek siyasal örgütlenme biçimi eldir. Bodun yöneticisine han, el yöneticisine kağan denilmektedir. Kayığ, Afşar, Bayat, Yazgır dört Oğuz boyları Reşideddin Fazlullah'a göre Bozoq boy (sağ kolu) birliğine, diğer on ikisi de Üčoq boy (sol kolu) birliğine uygundur. Cami’üt-Tevarih adlı kitabında iki grubun her biri oniki boyların Ordu'nun sağ ve sol kolundan oluştuğu aktarılmıştır.[3] Kaşgarlı Mahmud'a göre Divânu Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünün tamgaları, Kaşgarlı bu tamgaların davarlara, yılkı’lara vurulduğunu söyler.” “Bir millet, asli unsurun içinden çıkmayanlar tarafından yönetilirse izmihlal/çöküş ve yıkılış/ mukadderdir!”Mustafa Kemal Atatürk. “Benim Türk Milletinden istediğim yegâne şey, bağrından çıkararak başının üstüne yücelttiği insanların kanında ve ruhundaki cevheri araştırmaktan bir dakika tevakki etmesinler!:” ATATÜRK. Osmanlının yıkılış nedenleri: 1-Çadırdan Saraya geçmeleri, 2-Tek Eşlilikten, ÇOK EŞLİLİĞE VE CARİYE KULLANIMINA GEÇMELERİ, 3-Saray adabı olarak oğlancılığın yaygınlaşması, Nebbaşlığın tanınması, 4-TÜRK soyunun dışından eş seçmeleri, Türk geleneklerini terkederek Araplaşmaları, 5-Türk halkından ve Türk dilinden koparak, Arapça ve Acemce, isim ve sıfat tamlamaları kullanarak Kendilerine göre ucube bir konuşma sistemi yaratmaları, Ünlü dil bilimcimiz Gaziantepli Şemsettin Sami/1850-1904/ bu durumu şöylece tanımlamıştı: “Türke okusak anlamaz, “Arap’a okusak anlamaz, “Acem’e okusak anlamaz! “Öyleyse bu dil ne dilidir?” 6-“Türkten Yeniçeri alınmaya ve Türkten vezir olmaya!” 7-İktidarın tek elde toplanması, dinin iktidar için kullanılması, 8-Osmanlı Devlet kademelerinin Azınlıklar, Dönme ve Devşirmeler ile doldurulması, 9-Saray ile Ulema sınıfının birleşerek Alevileri yok saymaları, Mevlit yazarı Rahmetli Süleyman Çelebi, Şeyh Üdebali’nin torunlarındandır.M.1351-1422yıllarında Bursa’da yaşamıştır. Yıldırım Beyazıt kendisini Ulucami’ye imam olarak atamıştır.(1399),1409 yılında, Failatun failun vezninde”Vesileti’n Necat”adlı manzum eserini tamamlamıştır. Bu eser MEVLİT olarak anılmaktadır ve Günümüzden 605 sene önce Türkçe olarak yazılmıştır. “Allâh adın zikredelim evvela Vacib oldu cümle işte her kula Allâh adın her kim ol evvel anâ Her işi âsan eder Allâh anâ Allâh adı olsa her işin önü Hergiz ebter olmaya anın sonu Bir kez Allâh dese şevkile lisan Dökülür cümle günah misli hazan İsm-i pâkin pâk olur zikreyleyen Her murada erişir Allâh diyen Aşk ile gel imdi Allâh diyelim Dert ile göz yaş ile ah edelim.” “Yüreğim içinde eridi yağım, Âşık oldu görmeden bu kulağım!” Kemalpaşazade Sait ( 1850- 1921), bakınız neler yazmış: “ Arapça isteyen Urban’na gitsin, Acemce isteyen İran’a gitsin, Firengiler, Frengistan’a gitsin Ki biz Türk’üz, bize Türkçe gerek.” Karacaoğlanı dinleyelim. Kendisini Ortaasya Türk elleri de sahip çıkmaktadır: Mezarı da Mut’tadr. Kesin olarak yaşadığı zaman saptanamamıştır. Altı Türk ülkesi de kendisine sahip çıkmaktadır. Onyedinci asırda yaşadığı sanılmaktadır. Hâlâ ,Koca Yunus ile birlikte,TÜRK ULUSUNUN GÖNLÜNDE YAŞAMAKTADIR: “Çıkıp yücesine seyran ederken, Gördüm Akkuğulu göller perişan Bir fıkkat geldi de durdum ağladım, Öpüp kokladığım güller perişan. Hayal, hayal oldu karşımda dağlar, Eşinden ayrılan ah çeker, ağlar. Bozulmuş bağlar, Dökülmüş yapraklar, Bülbülün konduğu dallar perişan. Yıkılmış dilberin mamur elleri, Susmuş bülbül, söyler her dem dilleri, Dağılmış sümbülü, solmuş gülleri, Yüzüne dökülmüş telleri perişan. Karacaoğlan der, ben Toy avlamadım, Arap ata binip boylatamadım. Küstürdüm dilberi hoylatamadım, Dilberi küstüren diller perişan.” Yunus Emre,1230/1320 yılları arasında yaşadığı sanılan, Sorbonne Üniversitesine göre,”tüm çağların en büyük filozof halk ozanı” Buyurunuz bunu da okuyunuz Osmanlıca âşığı Türk, Türlük ve Türkçe düşmanlarımız. Aşkın Aldı Benden Beni “Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni Aşkın âşıklar öldürür aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşem Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler kulum göğe savuralar Toprağım anda çağırır bana seni gerek seni, Cennet dedikleri ne ki bir kaç köşkle birkaç huri İsteyene ver onları bana seni gerek seni Yunus-durur benim adım gün geçtikce artar ödüm İki cihanda maksudum bana seni gerek seni Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum bana seni gerek sen Aşkın âşıklar öldürür aşk denizine daldırır Tecelli ile doldurur bana seni gerek seni Aşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşem Sensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek bana seni gerek seni Eğer beni öldüreler kulum göğe savuralar Toprağım anda çağırır bana seni gerek seni Cennet dedikleri ne ki bir kaç köşkle birkaç huri İsteyene ver onları bana seni gerek seni Yunus-durur benim adım gün geçtikce artar ödüm İki cihanda maksudum bana seni gerek seni”. Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü, Yaratılına hoş gör, Yaratandan ötürü.” DADALOĞLU,1785/1868 YILLARI ARASINDA TOROSLARDA YAŞAMIŞ BİR YÖRÜK OZANIMIZ: ”Aşağıdan Yusuf Paşa'm geliyor Düşmanına karşı koyan merdolur Şahin kocasa da vermez avını Aslı kurt yavrusu yine kurdolur. Arap atlar yağma oldu arada Fitiller işliyor azgın yarada Bana derler ne gezersin burada Ölenece yüreğimde derdolur. Küheylânım yedim, yedim yederler Olanca malımı talan ederler Heves, güves yaptırdığım odalar Korkarım ki düşman konar yurdolur. Dadaloğlu der ki göründü dağlar Aşiret kavgasın görenler ağlar Ben öldüğüme kayırmam beğler Zalim düşman üstümüze merdolur.” “ Alaydım da cura sazım dizime Çekeydim sürmeler ala gözüne Cihan güzel olsa girmez gözüme Sende bir gümanım var Çiçek Dağı. Bu karşıki dağda yanar bir ışık Aldırmış sevdiğin ağlar bir âşık Bir ceren bakışlı zülfü dolaşık Sende gümanım var Çiçek Dağı. Dadaloğlu görülmüyor borandan Yıkılsın şu dağlar kalksın aradan Elbeyli’den geldim koru Yaradan Sende bir gümanım var Çiçek Dağı. Dadaloğlu Kalktı göç eyledi Avşar illeri Ağır,ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız Kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir Dadaloğlu yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice Koçyiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Avşar içinde ben güzel gördüm Kozar arasından çeker göçünü Kınalamış ayağını başını Sırma ile örmüş sümbül saçını Her sabah her sabah kendini över Attın saç bağları topuğu döver Sâde kaşı ile gözleri değer Acem ülkesinin tâc-ı tahtını Dadaloğlu al yanağın gülünden Misk kokuyor saçlarının telinden İnce belli nazlı yârin dilinden Birkaç sene bekleyelim Hacın’i Dadaloğlu. Kazak Abdal,17’İNCİ ASIRDA YAŞADIĞI SANILAN ROMANYA TÜRKLERİNDEN BİR OZANIMIZDIR. Eşeği saldım çayıra, Otlaya karnın doyura Gördüğü düşü hayıra. Yoranın da anasını Münkir münafıkın huyu, Yıktı harap etti köyü Mezarına bir tas suyu, Dökenin de anasını Dağdan tahta indirenin, Iskatına oturanın Mezarına götürenin, İmamın da anasını Derince kazın kuyusun, İnim, inim inlesin Kefenin diken iğnesin, Dikenin de anasını Müfsidin bir de gammazın, Malı vardır da yemezin İkisin meyit namazın, Kılanın da anasını. Kazak Abdal nutkeyledi, Cümle halkı ta'neyledi Sorarlarsa kim söyledi, Soranın da anasını. Ormanda büyüyen adam azgını Çarşıda pazarda insan beğenmez Medrese kaçkını softa bozgunu Selam vermeğe dervişan beğenmez Alemi taneder yanına varsan Seni yanıltır mes'ele sorsan Bir cim çıkmaz eğer kamını yarsan Camiye gelir de erkan beğenmez Elin kapusunda kul kardaş olan Burnu sümüklü hem gözü yaş olan Bayramdan bayrama bir traş olan Berber dükkanında oğlan beğenmez Dağlarda bayırda gezen bir Yörük Kimi timarlı sipahi kimi ser bölük Bir elife dili dönmeyen hödük Şehristana gelir ezan beğenmez Bir çubuğu vardır gayet küçücek Zu'mu fasidince keyif sürecek Kırık çanağı yok ayran içecek Kahveye gelir de fincan beğenmez Yaz olunca yayla, yayla gezen Ormanda büyüyen adam azgını Çarşıda pazarda insan beğenmez Medrese kaçkını softa bozgunu Selam vermeğe dervişan beğenmez Alemi taneder yanına varsan Seni yanıltır mes'ele sorsan Bir cim çıkmaz eğer kamını yarsan Camiye gelir de erkan beğenmez Elin kapusunda kul kardaş olan Burnu sümüklü hem gözü yaş olan Bayramdan bayrama bir traş olan Berber dükkanında oğlan beğenmez Dağlarda bayırda gezen bir Yörük Kimi timarlı sipahi kimi ser bölük Bir elife dili dönmeyen hödük Şehristana gelir ezan beğenmez Bir çubuğu vardır gayet küçücek Zu'mu fasidince keyif sürecek Kırık çanağı yok ayran içecek Kahveye gelir de fincan beğenmez Yaz olunca yayla ,yayla göçenler Topuz korkusundan şardan kaçanlar Meşe yaprağını kıyıp içenler Rumeli Yenicesi duhan beğenmez Aslında, neslinde giymemiş hare İş gelmez elinden gitmez bir kare Sandığı gömleksiz duran mekkare Bedestana gelir kaftan beğenmez Kazak Abdal söyler bu türlü sözü Yoğurt ayran ile hallolmuş özü Köyden şehre gelse bir Türkün kızı İnci yakut ister mercan beğenmez la göçenler Topuz korkusundan şardan kaçanlar Meşe yaprağını kıyıp içenler Rumeli Yenicesi duhan beğenmez. Aslında, neslinde giymemiş hare İş gelmez elinden gitmez bir kare Sandığı gömleksiz duran mekkâre Bedestana gelir kaftan beğenmez Kazak Abdal söyler bu türlü sözü Yoğurt ayran ile hallolmuş özü Köyden şehre gelse bir Türkün kızı İnci yakut ister mercan beğenmez.” OSMANLICA TÜRKÇE DEĞİLDİR’ Sayın Özdemir İnce. “Şeyhülislam Esad Efendi’nin 1725-32 yılları arasında yazılan Lehcet-ül Lugat isimli sözlüğünün önsözü, 18. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin özellikle rafine bir örneği olarak alıntılanmaya değer:” “Amed-i medid ve ahd-i ba’iddir ki daniş-gâh-ı istifadede nihade-i zanu-yı taleb etmekle arzu-yı kesb-i edeb kılıp gerçi irre-i ahen-i berd-i gûşiş-i bî-müzd zerre-i fulad-ı fu’ad-ı infihamı hıred edemeyip şecere bî-semere-i isti’daddan yek-bar-ı imkân intişar-ı nüşare-i asar-ı hayr-ül me’ad as’ab-ı min-hart-ül katad olup ancak piş-nigâh-ı ihvan ve hullanda hem-ayar-ı nühas-ı hassas olan hey’et-i danişveriyi zaharif-i tafazzul ile temviye ve tezyin edip bezm-gâh-ı sühan-gûyanda iksar-ı sersere ile ser-halka-i ihvab-ı hava-ayin olmuş idim.” (Wikipedi) /

17 Aralık 2014 Çarşamba

1276/YENİ TÜRKİYE VE ESKİ TÜRKÇE!



          TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;17 Aralık 2014

YENİ TÜRKİYE VE ESKİ TÜRKKÇE!                                                                       Bundan sonra, Türkiye Cumhuriyetine karşı olanların karşısına YENİ TÜRKİYE ÇIKACAKTIR!” Edi ile Büdü!

Bu anlatacağım öykü, Isparta’nın Büyük Findos köyünde,1950’li yıllarda gerçekten yaşanmıştır!”Ostüzü.

Üç sene önce karısı ölen Mehmet Bey, Bekârlık canına tak! Edince, Sekizyüz Lira başlık parası vererek, bir gözü görmeyen bir Dul kadınla evlenmiş. Evlilik gayetle güzel bir şekilde devam ederken, ceviz toplamalarında olan olmuş. Ceviz ağacının tepesine çıkan Mehmet Beyin sepetinden dökülen cevizler, Hatunun kafasına çarptığın da  ol zavallı hatuncuk delenmiş ve:”Allah belanı versin, sakar Herif!”Diye bağırarak köyü ayağa kaldırmış. Mehmet Beyin  de:”Ulan lanet Karı, Üçten-Dokuza şart olsun ki boşadım seni, bohçanı alda def olup git!”Diye bağırmasına tüm köylüler tanık olmuş. Mehmet Bey,evli olarak çıkmış olduğu ceviz ağacından Bekar olarak inmiş.

Mehmet Beyin Bekârlığı Üç sene sürmüş. o zamanlar televizyonlarımızda evlilik programları yapılmadığından Çöp çatanlara gitmiş. Müjdeli haber tez gelmiş,Taze Dul bir Kadın,düğün ve dernek yapılması koşuklu ve  Beşbin Lira  başlık parasına Mehmet Bey ile evlenmeye talip olmuş. Çift davullu düğün yapılmış ve. Perşembeyi Cumaya bağlayan gece, yatsı namazından sonra, Mehmet Beyi gerdeğe koymuşlar.

            Mehmet Beyimiz, heyecan içinde ve helecanla gelinin duvağını bin  lira vererek açtığında dehşete düşmüş!’Sekizyüz lira başlık parası vererek evlendiği ve sonra da kovduğu Eski Karısı karşısında durmaktaymış.”Ulan Allahın belası, şarap mısın seneler  üstünden geçtikçe kıymetlenecek? Diyerel ol zavallı Yeni Gelini pencereden sokağa fırlatmış! Bu öykü nereden mi aklıma geldi? Hep Eskiye özenenler, Osmanlıyı göklere çıkartanlar, Devrimlerimizi , Yeni Yazımızı ve Laikliğimizi  hiçe sayanlar, Yeni Türkiye masalı ile eskiyi getirdiklerin de Türk Halkı Mehmet Beyin durumuna düşecektir amma iş işten geçecek midir?!

 

 

 

 

 

1275/ALLAH VE BAY RECEBE SİRK KOŞMAK!



     TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;17 Aralık 2014.

“ALLAH’IN BÜTÜN VASIFLARI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DA TOPLANMIŞTIR.”İNTERNETTE YAYIN YAPAN MÜSLÜMAN! BİR SAPIK!

“SEN ALLAH’TAN BÜYÜKSÜN STALİN!”Jozef Stalin’e, sağlığında, SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİNDE METHİYE DÜZEN BİR KOMÜNİST!

                ALLAH’A SİRK KOŞMAK! Bu yorum, benim yorumun değildir. Önce bunu okuyalım sonra da benim yorumumu okuyalım: OSTÜZÜ.

        “1. Büyük Günah -Şirk- ALLAH'A Ortak Koşmak!”


“Kebair günahlarının en büyüğü Allah'a eş ve ortak tanımaktır, şirktir. Şirk iki çeşittir. Birincisi Allah'a ortak tanımak; taş, ağaç, güneş, ay, peygamber, şeyh, yıldız, melek veya başka bir varlık olsun, Allah'tan başkasına tapmaktır.

Allah-u Zülcelal bir kuran ayetinde şöyle buyurmaktadır;

''Allah kendisine eş tanınmasının (günahını) katiyen affetmez. Ondan başkasını dilediği kimse için affeder'' (Nisa: 116)

''Kim Allah'a eş tanırsa şüphesiz Allah ona cenneti haram etmiştir. Onun varacağı yer de ateştir'' (Maide:72)

''Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür'' (Lokman: 13)

Bu husustaki ayetler çoktur. Allah’a ortak tanıyarak ölen müşrik kimselerin cehennemlik olduğu kesindir.

Allah'a iman ederek ölen bir mü'min kimse ise azap görse de sonunda cennetliktir.

Sahih bir hadisi şerifte Hz Peygamber (a.s.v) şöyle buyurmakta;

''Size kebair günahlarının en büyüğünü söyleyeyim mi?

-Evet, Ya Resulullah dediler buyurdu ki;

 

-Allah'a ortak koşmak, ana-baba hakkına riayet etmemek, yalan söz ve yalancı şahitlik. Sonuncusunu o kadar tekrarladık ki keşke sussa dedik'' (Buhari, Müslim)

Bir Başka Hadiste ''Dinini değiştiren kimseyi öldürün'' (Buhari)

Şirkin ikinci çeşidi de amelde riya ve gösteriş yapaktır. Allah-u Zülcelâl ayeti kerimede şöyle buyurmakta;

''Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın'' (kehf: 110) yani ameliyle başkasına gösteriş (riya) yapmasın

Hz Peygamber (asv) buyurur ki ''Küçük şirkten aman sakının''

-Küçük Şirk nedir Ya Resulullah? Dediler

-Riyadır buyurdu. Kıyamet günü Allah-ü Zülcelal kullarının amellerini mükafatlandıracağı zaman riyakarlara şöyle der: ''Dünyada amellerinizle gösteriş yaptığınız kimselere gidin, bakalım onlarda bir şey bulacak mısınız? (Ahmed)

Bir hadis-i Kudsi'de Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmakta ''benimle başkasını da ortak ederek bir amel işleyenin ameli bana değil ortak ettiğine aittir ve ben ondan beriyim'' (Müslim)

bir Hadis-i Şerifte Şöyle Buyrulmakta ''Kim Salih amellerini başkalarına duyurursa yayarsa Allah da onu (günahlarını) teşhir eder''

Orucundan açlık ve susuzluktan başka kazancı olamyan oruçlular, gece namazından uykusuz kalmaktan başka kazancı olmayan gececiler de çoktur (Hâkim)

Yani oruç ve namaz Allah rızası için olmadığı takdirde sahibine sevap kazandırmaz. Nitekim başka bir hadiste şöyle buyrulur: ‘’Gösteriş için duysunlar diye iyi amel işleyenin durumu, kesesini taş doldurup sonra alış veriş için pazara giren kimsenin durumuna benzer ki satıcının huzurunda açtığı zaman taş olduğu anlaşılır ve onun yüzüne çarpar. Halkın ne dolu kesesi var demesinden başka bir kazancı yoktur. Ona bir şey vermezler’’

 

İşte riya ve duysunlar diye amel eden de böyledir. Amelinden halkın konuşmasından başka kazancı yok, ahrette de hiçbir sevabı olmaz. Çünkü Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmakta ‘’Onların yaptıkları herhangi bir amelin önüne geçip onu saçılmış zerreler yaptık (duman ettik)’’ (Taberani)

Adiy b. Hatem (r.a.) Hz Peygamber (a.s.v) şöyle bir hadis rivayet etmektedir: ‘’Kıyamet günü grupların insanların cennete götürülmeleri emrolunur. Tam cennete yaklaşıp kokusunu koklayıp saraylarını ve Allah’ın cennet ehli kimselere hazırladıklarını gördükleri sırada çağırılır ve onları cenneten geri çevirin onların cennette bir nasibi yoktur denilir.

Öyle bir hasret ve nedametle dönerler ki ne geçmiş mahluklar ne gelecek olanlar böylesine hasret ve nedametle dönmemişlerdir.

Bu arada: Allah’ım! (dostların için hazırladığın sevabı bize göstermeden önce ateşe koysaydın daha kolay olurdu) demeleri üzerine: Allah-u Zülcelâl ‘’Bunu ben istedim. Çünkü tek başınıza kaldığınız zaman büyük günahlarla bana meydan okurdunuz. İnsanlarla karşılaştığınız zaman ise itaatkâr görünürdünüz.’’

Hakikatte bana verdiğinizin aksine iyi amelinizle insanlara gösteriş yapardınız. Halktan korktunuz Hakk’tan korkmadınız. İnsanlara saygı gösterip bana tazim yapmadınız. İnsanların hatırı için bazı şeylerden vazgeçip ama benim için terk etmediniz.

Ben de bugün sizi büyük sevabımdan mahrum bıraktığım gibi en acı azabımı size tattıracağım’’ (Taberani)

Bir adam Hz. Peygamber (a.s.v.)’e ‘’Kurtuluş ne ile mümkün olur?’’ diye sormuş Hz. Peygamber (a.s.v.) de şu cevabı vermiş ‘’Allah’ı aldatmağa kalkışmamakla’’ Adam; Nasıl aldatılabilir?’’ deyince de Hz. Peygamber (a.s.v.) şu cevabı verdi ‘’Allah ve Resulullah’ın sana emrettiği bir şeyi yaparken Allah’tan başkasının rızasını aramakla olur. Riyadan da sakın. Çünkü Riya küçük şirktir. Kıyamet günü bütün mahlûkların önünde riyakâr kimse şu dört isimle çağırılır: Ey Riyakâr, Ey gaddar, ey Günahkâr, Ey Hüsrana uğrayan adam; amelin ziyan sevabın duman oldu. Bizde hiçbir ecrin yoktur. Hilekâr adam; ameli kim için yaptıysan, git sevabını ondan al’’ (İbn-i Ebi Dünya Zaif) 

İslam filozoflarından birine ‘’ihlâslı kimse nasıl olur?’’ demişler. İhlâslı kimse: ‘’Kötü yanlarını sakladığı gibi iyiliklerini de gizleyen kimsedir’’ demiştir.

Bir başkasına ihlâsın en yüksek derecesini sordukları zaman şöyle demiştir: ‘’ihlâsın zirvesi halkın mehdine övgüsüne sevinmemektir.’’

Fudayl b. İyad (r.a.) şöyle der: ‘’İnsanlar için ameli terk etmek riya sayılır. Onlar için yapmak da şirktir. İhlâs ise Cenabı Hakk’ın bu iki durumdan da seni muhafaza etmesidir’’

Allah-u Zülcelâl Cümlemizi korusun. Bizleri Affına mazhar eylesin. Rahmetiyle Yargılasın. Bizlere razı olacağı amel-i Salih işlemeyi nasih eylesin. Âmin…”NOT: Sayın Recep Beyimiz,”Allahlımızın tüm vasıflarını üzerinde taşıdığına göre”,ALLAH KELİMESİ GEÇEN AYETLERE RECEP YAZILMASI GEREKMEZ Mİ?!

 

 

 

16 Aralık 2014 Salı

1274/ÇOK MERAKTAYIM OSMANLICILAR İÇİN!



                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;15 Aralık 2014.

                     ÇOK MERAKTAYIM OSMANLICILAR İÇİN!

            Macar asıllı Fransız asilzadesi Kont de Bonivales Osmanlı Ordusunun Topçu sınıfını modernleştirmek üzere ülkemize 1737 yılında gelmişti. Daha sonra da onun yetiştirmesi Baron de Tot’da Osmanlı ordusunun Topçu ve İstihkâm subaylarını eğitmek üzere ülkemize gelmiş, Müslüman olarak ta Humbaracı Ahmet Paşa adını almıştı. Bu amaç içinde Mühendishane’yi Berri Hümayun/Kara Mühendislik Okulu/ kurulmuştu. Bu okula girmek isteyen öğrencilere çok basit sorular sorulmuştu: Bir üçgenin içaçıları toplamı kaç derecedir?”Bu soruya yalınız bir öğrenci yanıt vermişti:

            “Üçgenine göre değişir!”

            Şeyhülislam’dan fetva alınmıştı:”Mühendis Mekteplerinde toplama ve çıkarma öğretilmesine gerek yoktur!

            Bu Macar Asilzadesi, Fatih Sultan Mehmed’e en ağır topları döken Macar Urbanın aksine en hafif topları döktürmüş, SÜRAT TOPÇULARI” ADLI yeni bir topçu sınıfı kurmuştu. Kâğıthane’de, Osmanlı devlet erkânına bir gösteri sunmuştu. Ateş eden topların domuz kılı fırçalarla temizlenmesini gören Defterdar, AYAĞA KALKARAK VAR GÜCÜ İLE:”DOMUZ KILINDAN MAMUL FIRÇALARLA TOPLARIN TEMİZLENMESİ BİZİM DİNİMİZE AYKIRIDIR! DOMUZUN BİZİM DİNİMİZDE YERİ YOKTURRR!”Diye anırmış! Zavallı! Baron de Tot, Defterdara sormuş: Evinizi ne ile badana ediyorsunuz?”

            Sesi ve soluğu kesilen Defterdar:  Domuz kılından yapılan fırçalarla!”Demiş. Ve Baron de Tot adamın ağzına bir teneke uygarlık balı dökmüş!

            1829’da yenilen Osmanlı ordusunun Esir subaylarına Rus Çarı maaş bağlatmış. Maaşların dağıtıldığını öğrenmesi üzerine de maaş bordrolarını görmek istemiş, maaş bordrolarında hiçbir imza göremeyince de esir Osmanlı subaylarını toplatarak, hepsinin maaşlarını aldıklarını öğrenince:”Neden imza etmediniz?”Diye sorduğunda, Esirler arasında bulunan bir İmam ayağa kalkarak: “Çar Hazretleri hiçbirimiz imza atmasını bilmiyoruz!”Deyince Rus Çarı:”Bir devletin subayları okuma yazma bilmezse, tüm savaşları yitirir ve böyle esir düşer!”Demiş. Bendenizi derin düşüncelere düşüren olguyu anlatmak zorundayım: Toplama ve çıkarma öğretilmesi dinen zorunlu değil!Hazır”Fetvası olduğuna göre,Toplama ve Çıkarma öğrenmeden MEZUN OLACAK  BÜYÜKLERİMİZİN VE ÇOCUKLARININ ALDIKLARI RÜŞVETLERİN,YAPTIKLARI VURGUNLARIN,GEMİLERİNDEN VE VAKIFLARINDAN ELDE EDECEKLERİ KAZANÇLARININ HESABI NASIL TUTULACAKTIR!ALDI MI BENİ Bİ DÜŞÜNCE!?

 

 

           

           

 

İzleyiciler

Blog Arşivi