21 Kasım 2012 Çarşamba

866/YİNE SANA TAPARDIM!


            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            İzmir;14 Kasım 2012     
            Aşkı, bir gecelik vücut kiralaması sanmayanlara!                          

            YİNE SANA TAPARDIM!

            YAŞASAYDIN KARACOĞLAN ÇAĞINDA,
            ÂŞIK OLUR, DİYAR, DİYAR GEZERDİM.
            YAŞASAYDIM CENNET İREM BAĞINDA,
            VARLIĞINI DUYARAK, YİNE SANA GELİRDİM.

            ÇİÇEK OLSAN, ARIN OLUR GELİRDİM,
            ÖLÜM OLSAN, SENİ YAŞAM BİLİRDİM.
            TABİB OLSAN, HASYTAN OLUR GELİRDİM,
            GÖZ KIRPMADAN, BIÇAĞINA YATARDIM.

            BALIK OLSAN, SANA DENİZ OLURDUM,
            YANGIN OLSAN KOYNUNA SOKULURDUM.
            YOLCU OLSAN, YOL OLUR SERİLİRDİM,
            ÇARMIH OLSAN ÜSTÜNE GERİLİRDİM.

            YAĞMUR OLSAM, TOPRAĞINA YAĞARDIM,
            YILDIZ OLSAM, GÖZLERİNE AĞARDIM.
            ÖZLEMİNLE HEP AĞLADIM, SARARDIM,
            KIYAMETTE, YİNE SANA GELİRDİM.

            IRMAK OLSAM SANA DOĞRU AKARDIM;
            ORMAN OLSAN, ATEŞ OLUR YAKARDIM.
            GÜNEŞ OLSAN, GÖZ KIRPMADAN BAKARDIM,
            TANRI OLSAM, YİNE SANA TAPARDIM.


           
           
                       

                       

                       

20 Kasım 2012 Salı

865/YENMEK VE YENİLMEK!


            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir; 20 Kasım 2012
                                                                  
            ENVER PAŞA VE CUMHURİYET PAŞALARI NEDEN YENİLDİLER!
                      MUSTAFA KEMAL PAŞA NEDEN KAZANDI?
                        “Bir devleti yıkmaya karar verdiklerinde, onun elinden önce jandarmasını alırlar!”Napolyon Bonapart.NOT:Bu sözü; 1960 ve 1982’de jandarmayı perişan eden büyük Komutanlarımıza armağan ediyorum.Teğmen Aliihsan kalmazın öldürülmesini/ bile;bile ve/ bile jandarmaya yıkanları lanetliyorum.Ulustaki büyük postane önünde nöbet tutan Muhafız J.Alayının İkinci taburunun 4’üncü bölük erlerinden iki askerimizin   ellerinden 7,9 mm. Piyade tüfeğini almak isteyen Teğmen Aliihsan Kalmaz,arkadaşlarının ateş ettikleri 7,62mm.mermi ile sırtından vurularak ölmüş,aynı mermilerle 7 ve 9 yerinden vurulan iki erimiz de kurtarılmıştı..Başbakanlığın iç avlusunda nöbet tutan Çankırılı j.eri Mehmet Bozkurt ta sırtından vurulmuş öldürmek istedikleri halde maalesef!kurtarılmıştır.Ostüzü.

            PAŞA: Miralay’dan sonraki asker rütbeleri  için kullanılan bir unvandı, Yüksek dereceli Devlet memurlarına da Paşa denildiği gibi,Mısır Eyaletinin en büyük yöneticisine de Paşa denilirdi.Hıdiv İsmail Paşa, Abbas Hilmi Paşa gibi.Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa,Barbaros Hayrettin Paşa.Osmanlı Sadrazamlarından Talat Paşa, Edirne’de gezici bir posta dağıtım memuruydu. Osmanlı devletinde Makamları ve Devlet ve saray görevlilerinin unvanlarını da bir yazımda anlatmak istiyorum. Yalınız,burada PAŞA kelimesinden söz etmek durumundayım:
            PAŞA:Beşe,Erkek evlat,Baş,Ağa,kelimelerinden oluşturulmuş bir Türkçe kelimedir.1961 Anayasamızın 154’üncü ve 1982 Anayasamızın da 174’üncü maddesinde yer alan İnkılâp Kanunlarının korunması hükmünde de yer alan 26 Teşrinisâni/Kasım/1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi,Bey,Paşa  gibi  lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına dair Kanun hükümlerine göre; Paşa yerine Askeri unvan olarak,Albay rütbesinden sonra,Tuğgeneral,Tümgeneral,Korgeneral,Orgeneral ve Mareşal unvanları kullanılmaktadır.Denizde de Amiral unvanı kullanıldığı gibi Mareşal Unvanı yerine de Büyükamiral unvanı kullanılmaktadır.Osmanlıda Paşa olmak için tahsile ve okuma yazma bilmeye de gerek yoktur.Yedi-Sekiz Hasan Paşa,Müşirliğe kadar da yükselebilmiştir.Çırağan baskınını yapan Suavi’nin kafasına vurarak onu öldürmüş olması kendisine Mareşallik yollarını açmıştır!Osmanlı Çadırgâhında Avusturyalılarla yapılacak bir anlaşma için,Avusturyalı Komutan bir harita istediğinde,Osmanlı Paşası hiddetlenerek :”Biz Burakları haritaya bakarak: değil,kılıcımızla aldık!”Deyu gürlemişti.
Bir de ;Türkiye Cumhuriyeti’nin Başsavcısı Sayın Recep Tayyib Erdoğan Beyimiz de “Generallerimiz”için.”Paşalar!”Sözünü kullanmaktadır. Bu beyanını yalınız, Recep Beyimizin önünde Piza kulesi gibi eğilen Sayın Necdet özel Paşamız kabullenmişti!
            Fransız İhtilalini anlat deseler damdan düşer gibi ,14 Temmuz 1789 Bastil Zindanından asla başlamam.Çok gerilere giderek Burjuvazinin oluşumdan başlarım.Enver Paşa Zuhuratını anlatmak için de Osmanlının  değişme sürecindeki toplumsal çalkantılarından başlarım.En Büyük Osmanlı Padişahı İkinci Mahmut’tan;03 KASIM 1839 Tanzimat Fermanından,Fransız yasalarının tercümesinden,Kırım Savaşından,1856 Islahat fermanından,Mecelle’den ve Muharrem kararnamesinden de söz ederim.İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluş gayesini anlatırım.   İkinci Abdülhamit’in tahta çıkışını ve Berlin Kongresinde,04 Haziran 1878’te Kıbrıs adasını kaybedişimizi;23 aralık 1876’da;İstanbul’da toplanan Avrupalı devletlerin baskısından kurtulmak için,Belçika’nın 1831 tarihli anayasasını ilan edişimizi;31 Mart olayını anlattıktan sonra,İsmail Enver Zuhuratını anlatmaya başlarım.
               Osmanlı aydınlarının kurtuluşumuzu meşrutiyet anayasasının getireceği Hürriyet ortamında aradıklarını da anlatırım. En önemli bir olayı da anlatmadan geçmem:            
            13 Eylül 1859 günü;Serasker Rıza Paşa,Sultan Abdülmecit’in huzuruna telaşla girerek,bir darbe hazırlığını haber verir.Hüseyin Daim Paşa başkanlığında,içinde Erzurumlu Muhallebici,Süleymaniyeli bir Şeyhinde bulunduğu darbeci grup Kılıçali Paşa camisinde toplanarak bir ayaklanma başlatacaklardır.Ayaklanma girişiminin nedeni”Gayrımüslimlere tanılan eşiklik haklarıdır!”. Din elden gidiyor!”Sloganıdır. Cuma selamlığında Abdülmecit’e yapılacak bir suikast ile darbe gerçekleştirilecektir.İmamlar,din elden gidiyor!”Diyerek ellerindeki Kuranları yere atacaklardır. O zaman; İktidar dini özgürlükleri ve Tebaa eşitliğini savunmaktadır. Ayaklanmacılar da,bugünkü iktidarın yaptığı gibi,dini kullanmakta;Laikliği ve Çağdaşlığı savunan aydınları da çatma delillerle esaret kamplarında toplamaktadır.
            İsmail Enver;Arnavut kökenli küçük bir devlet memurunun çocuğu olarak 11 Kasım 1880 tarihinde İstanbul’da doğmuş;Damad’ı Şehriyari ve Osmanlı Başkomutan Vekili olarak 04 Ağustos 1922 tarihinde;Tacikistan’da Kızılordu tarafından öldürülmüş bir macera adamından başka bir şey değildir.
            İttihat ve Terakki cemiyetine dahildir.Balkanlarda çete savaşlarında başarılar göstermiş ve Trablusgarpte İtalyanlara karşı savaşmıştır.Harp Akademisinden kurmay Yüzbaşı olarak mezun olmuştur.05 Mart 1909 tarihinde;Berlin’e askeri ateşe olarak atanmıştı.Daha önceleri,Rumeli’nde eşkıya müsademelerinin yanı sıra bir hükümet darbesini de planlamışlardı.Manastır Postanesinde,Teğmen atıf’ın şemsi paşayı tabanca ile vurarak öldürmesi ittihat ve terakki’nin planının bir gereğiydi.Resneli Yüzbaşı Niyazi ve Binbaşı Enver,hürriyet Kahramanı olarak ortaya konulmuştu.İkinci meşrutiyetin ilanından sonra;23 temmuz 1908, Cemal Bey/Cemal Paşa/tarafından,halka:Hürriyet kahramanı Binbaşı Enver Bey yaşasın!” Avazeleriyle tanıtılan  Enver Bey;halka şöyle sesleniyordu:
            “Vatandaşlar!Hakkımda lütfen gösterilen eser’i muhabbete teşekkür ederim.Ben buna layık olmak için bir şey yapmadım.her Osmanlının seve,seve ifaya koşacağı bir vazife bir talih eseri olarak bana verildi.Eğer bunu hakkıyla  ifa edebildiysem ,bu mükâfat kâfidir.Hamdolsun meşrutiyeti istihsal ettik
.hürriyetimizi aldık…”
            Cemal Bey; bu yolculuk sırasına ona:
            “Enver,sen artık Napolyon oldun!” Diyordu.Ş.S.Aydemir,Enver Paşa,1’inci c.s.17.Binbaşı Enver Bey:İkinci meşrutiyetinin ilanı için:”Hastayı tedavi ettik!”Diyordu.
            Ülkemizi terk ettikten sonra; Moskova’da;Kızıl Meydana bakan  konuk evinde,Bir dergideki Napolyon resminin üzerine,kırmızı kalemle:”Beni Napolyon’a benzetmişlerdi;kabul edemem.Çünkü ben . İkinci Adam Olamam!”Diye yazmıştı. S.G.E. S.19 ,Napolyon Bonapart’ın kaşında bulunan üç beyaz kıl Enver Beyin kaşında da varmış,Enver Bey bunu başarı şansına yorarmış.Rahmetli tarihçi Ziya Şakir:”Enver Paşa kaşında bulunan üç Beyaz kıla güvenerek tarihe birkaç süngü hücumu bıraktı ve gitti!”Diye yazmıştı.
            Enver Bey;Cemal Bey,Muallim Naci ve  Yakup Cemil;23 Ocak 1913 Perşembe günü;Babıali’yi basarak,Yaver Kıbrıslı Tevfik Beyi,Komiser Cemal Beyi ve İki nöbetçi askerimizi şehit ederek,altı kişiyi de öldürerek  binadan içeriye daldılar.Cemal Bey;koruma bölüğünü başka bir yere nakletmişti. Odasından fırlayan Harbiye Nazırı Nazım Paşayı da Yakup Cemil tabanca ile vurarak öldürmüştü.Bir grup subay,ellerinde tabancalarla Maz’ûlin kıraathanesine girerek:
            “Ulan tu! Ne duruyorsunuz vatan elden gidiyor,din elden gidiyor!”Diyerek kıraathane halkını sokağa dökmüşlerdi.Elli kadar insan da ellerinde bayraklarla:Yaşasın Enver bey!Yaşasın millet!”diye bağırarak propaganda yapıyorlardı.84 Yaşındaki Sadrazam Kamil Paşayı tehdit ederek almış oldukları istifasını Binbaşı Enver Bey,Dolmabahçe sarayına götürerek Padişah Mehmet Reşat’a sunmuştu.
            Edirne’ye giren Türk ordusunun önünde de Beyaz atının üstünde Hürriyet kahramanı Binbaşı Enver Bey vardı.Tabur ve Alay komutanlıklarında bile bulunmayan Enver Bey,Paşa yapıldığı gibi Harbiye Nazırı ve başkomutan vekili olmuştu.Türk milleti de, derin uykusunda başına bela olacak bir hayalperest Arnavut’u bulmuştu.Mareşal Fevzi Çakmak,Enver Paşanın tabur ve alay komutanlıklarında bulunmadan yükselişinin endişesini:”Ben,Kırk yaşını geçmeyen subaylara tabur komutanlığını teslim etmem!”Diyerek ortaya koymuştur.
            Berlindeki Sarışın Alman kızları ve Almanların pohpohları bir megaloman yaratmıştı. Almanlar,Türkiye kelimesi yerine Enverland demeye başlamışlardı.
            1876 anayasasında 1909 değişiklikleri de yapılmıştı.Askeri bilgisi çok noksan olan Enver Paşa;Fransız İhtilalini de iyi kavramış değildi.14 temmuz 1789 günü,ellerinde dirgen,yaba,sopa olan ve yalınız bir külüstür topları bulunan, çoğu kadından oluşan bir grup,içinde bir deli ile beş hükümlü bulunan Bastil zindanını basmışlardı.karşılarında;Büyük ve güçlü bir ordusunun yanı sıra 1500 kişilik İsviçre asıllı Muhafız alayı bulunan 16’ıncı Louis’nin devleti vardı.
            Enver Paşa; Osmanlının egemenliğinde bulunan Hıristiyan ülkelerin halklarını o ülkelerin papazlarının ulusal kültürlerini ve egemenlik özlemlerini ateşlediklerinden de habersizdi.Din ve Osmanlı egemenliği yanlısı bir Osmanlı damadıydı.”Emredersem kanundur;emretmezsem kanun değildir!”Sözü ve mantığı onundur.Körü körüne bir Almanya bağımlılığı. “Ateşemiliterlerin kurmay subay olması gerekir” talimatına; Genelkurmay başkanı Orgeneral Cemal Tural,kurşun kalemle:”Kurmay subay olması gerekmez!” yazarak bir muhabereci albayı,Waşington’a ateşe olarak atamıştır.Bugünde aynı mantıkla ve kulluğuna Amerikan bağımlılığı ve her istediği kanun ve anayasa olan bir dikta uygulaması egemendir.İki askeri elkoymada da aynı mantık işlemiştir.papazların tam aksi yönünde,ulusal bilincimizi çökerterek bizleri Arap emperyalizminin  tutsağı yapmak için çalışan din adamlarına meydanlar boş bırakılmıştır.Onun nazarında halk bir hiçti.Güçlü bir ordu egemenlik için yeterliydi.Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal,Çanakkale ziyaretinde bir Yahudi vatandaşımızın:”Paşam bu halk beni istemiyor,buradan kovuyor!”Şikayetine şu karşılığı vermişti:
            “O halk,isterse beni de kovar!”
             İsmail Enver Paşa,Alman askeri ıslahat heyeti mensubu Alman subaylarını bir üst rütbe vererek ülkemize  kabul etmişti.Emekli Süvari Tümgenerali Liman Von Sanders’i de Mareşal rütbesiyle Gelibolu’daki 5’inci orduya komutan olarak atamıştı.Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en fırtınalı günlerinde;Mustafa Kemal; Afgan ordusunu eğitecek Türk subaylarını bir üst rütbe ile Afganistan!’a göndermişti.İsmail Enver Paşa;Arabistan’dan getirtmiş olduğu yazlık donanımlı 90,000 kişilik tam teşekküllü iki kolordumuzu kışın en şiddetli anında Allahuekber dağlarında dondurmuştu./Bir kolordumuzdan 135 kişi,diğer kolordumuzdan da 2.000 kişi kurtulabilmişti/Bu nedenle de Ulusal Kurtuluş Savaşımız asker yokluğundan dolayı uzun  bir uğraştan sonra kazanılmıştır.49 kişilik bir ekiple, Samsun’a çıkan Mustafa kemal’in dayandığı tek güç, Türk Halkının ulusal vicdanıydı.Amasya Genelgesi ile de O,Göksel İradeyi yere indirmiş,Beşeri iradeyi egemen güç olarak dünyaya duyurmuştur.
                        AMASYA GENELGESİ(22 Haziran 1919)
            1*Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir.İstanbul Hükümeti;yenen devletlerin etkisi altında bulunduğundan yüklendiği sorumlulukların gereğini  yerine getirememektedir.Bu durum ulusumuzu yok olmuş tanıttırıyor.Ulusun  bağımsızlığını yine ulusun azmi ve kararı kurtaracaktır.Ulusun durumunu saptamak ve haklı sesini dünyaya işittirmek için her türlü etki ve denetimden uzak bir ulusal Ulusun kurulun varlığı şarttır.Bunun için haberleşme yolu ile her taraftan gelecek ulusal öneri ve istekler üzerine ,Anadolu’nun en güven verici yeri olan Sivas’ta  ulusal bir kongrenin acele  toplanması kararlaştırılmıştır.Bu amaçla bütün Osmanlı illerinin her livasından,parti anlaşmazlıkları göz önünde tutulmadan yetenekli ve ulusun inancını sağlamış,üç kadar kişinin hızla yola çıkarılması gerekmektedir.Her ihtimale karşı bunun  ulusal bir   sır olarak saklanması,dağdağaya yer verilmemsi ,gerekli görülen yerlerde yolculuğun gizli tutulması..”İşte size bireysellikten toplumsallığa,tüme varım!Bir iken bin;bin iken de tüm ulus olmak!Bizansın  ve Müslümanlığın içine düşürmüş olduğu  kurtarıcı beklemek miskinliğinden, kurtarıcı olmak erdemliliğine götüren,hakla inanmış ve Halka güvenmişlerin onurlu yolu!
            İsmail Enver Paşaya bir göz atalım:02 Kasım 1918 tarihinde;bir Alman denizaltısı ile Ülkemizden kaçan Enver Paşa,bin bir zorluklarla Türk ellerine varabilmişti.Lakay İbrahim adlı bir mütegallibe tarafından konukluk kısvesi altında 49 gün hapsedilmişti.Türk halkına ineceği yerde,70.000 bin kişilik Basmacılar diye adlandırılan silahlıların başına geçmişti.Halk ta ne oluyormuş!Yalınız Enver Paşanın kaşında üç beyaz uğur kılı vardır!Enver Paşa devletleri yıkmak için dünyaya gelmiş bir Megalomandan başka bir şey değildir.Harbiye Nazırı ve Fiilen  Başkomutan olduğu halde,askerin başlına Enveri adlı bir başlık geçirmiş,Mecellenin eksik kalan Aile ve Miras hukuku kısımlarını tamamlatmıştır.Osmanlının Haberalma teşkilatı olan “Teşkilatı Mahsusa da” onun eseridir.Osmanlı devletini yıktırmış olması,Mustafa Kemal’in tarih sahnesine egemen olmasını sağlamıştır.
            Türk subayları;ne Atatürk devrimini,ne de Fransız devrimini anlayamamışlardı.Atatürkçülük,Mustafa Kemal’in yaptıklarını anlatmak,heykellerini dikmek ve her yere Atatürk adını vermek olarak anlaşılmış ve anlatılmıştı.Ulusal kültürlerine dayanmayan toplumların ya Komünizmin ya da Müslümanlık emperyalizminin  tutsağı olacağını da kavrayan kimse çıkmamıştı.Ümmetçilik,bu olguya sarılan ,Arap’tan gayrı ulusların ölümü olduğunu yalınız ve yalınız     Mustafa Kemal anlayabilmişti,Arap,Araplığıyla ve Arap tarihi ile övünürken,Ümmetçilik batağına saplanıp kalmak ulusal bir ihanettir.İyice incelenirse;Mustafa kemal’in bir sözüne dayanan Atatürk ve Çağ düşmanlarının Atatürkçülüğü nasıl yıkacakları da anlaşılmış olur:”Biz,batıyı,Batının silahları ile yeneceğiz!”Atatürk’ten korkanlar da,halkı onun elinden alarak O’NU yenme yolundadırlar. 27 Mayıs 1960’ta;Çürümüş ve kokuşmuş Demokrat Partisi iktidarını yıktığımız da,DP’YE oy vermiş olan 5.000.000.Kişiye Kuyruk dedik ve küstürdük.aynı hatayı 12 Eylül 1980’de işlemekten çekinmedik.Adnan Menderes;Jandarma Zulmü” masalı ile nasıl iktidar olmuşsa,onu devirenler de Jandarmanın aleyhinde bulunmaktan çekinmemişlerdir.Jandarma öcü yapılmıştır.Atatürkçülük masal gibi anlatılacak şey değildir.Atatürkçülük yaşanacak ve özümsenecek bir sosyal olgudur.Bir ulusun var oluş sebebidir.Ben,hiç doğru yanıt almadan hep sormuşumdur:”Atatürkçülük bir amaç mıdır?Yoksa bir araç mıdır?
             Hürriyet Gazetesinin18 Ağustos1986 Pazar ekinde, Sayın Murat Bardakçı,Enver Paşanın Mustafa Kemal’e,1921 İlkbaharında  yazmış olduğu bir mektubu yayımlamıştı:
                        “Seni Aldatmalarına İzin Verme!”
            “Komünist olmayalım.Anadolu’ya imdadın o anda ancak Rusya’dan geleceğini anlayarak Rusya’ya hareket ettim.Bir yıl içinde iki defa yakalanmak,Beş ay boyunca hapsedilmek  ve altı defa tayyareden düşmek suretiyle nihayet Moskova’ya ulaştım….Kazım Karabekir Paşa ve siz  komünistliği kabul eder görünmüşsünüz!Ankara’dan aldığım mektuptan ve üçüncü enternasyonal’e gelen delegelerden sizin,Çerkez Ethem’in ve diğer bazı arkadaşların Ankara Komünist Fırkası’nı kurduğunuzu anladım..EK:Şerif Manatov,Baytar Mektebi, Müdürü Binbaşı Salih  veÇerkez Ethem gibilerin. Kurmuş oldukları Gizli Komünist Partisine karşı,Politika gereği çatma ve yasal bir komünist partisi komutanlar düzeyinde kurulmuştu.Bu konuda da geniş bir yazı yazacağım beklenmelidir!Ostüzü.
            “Bunu değil sizin gibi uzun seneler  birlikte çalıştığımız Ferit Paşa gibi haris bir ihtiyar yapabilseydi ona da aynı hürmeti besler yardım ederdik. ALLAH’IN size yaver kıldığı talihe biz de hürmet ederiz.Yalınız sizden bir ricam var.Bir kardeş gibi rica ediyorum..Mevkiinize bakarak sizi aldatacak olanlara memleketi bir şahsın  veya bir kısmın tahakkümüne bırakmayın.,..beşbin tüfek sağladım”..”
            “Seni Aldatmasınlar!””Şimdi bütün bunlara rağmen ,siz karşınızda hasmınız varmış gibi hareket ediyorsunuz.Evvelce de dediğin gibi ben ve arkadaşlarım iki seneden beri memleketin ve İslam’ın kurtarılması emelini güdüyoruz.Eğer,zat’ı âliniz  bizi rakip sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Bizce esas olan memleketin kurtarılmasıdır..”:Ek:Yazdıkları tamamen yalandır.Adamlarına  milis alayları kurdurtarak iktidarı ele geçirme projelerini yürürlüğe koymuştur.Mustafa Kemalin Cumhuriyet kuracağını ve hiçbir rütbe ile doymayarak Padişahlığı bile isteyeceğini Sadrazam Talat Paşaya bile söylemiştir.”
.           Baskıyagerekyok.,,senin başarın Anadolu’nun başarısı demektir.Ama şimdiden kanunsuz hareketlere  ve lüzumsuz şiddetlere giderseniz ,korkarım ki hayırlı netice vermez.Millet,Sultan Hamid zamanındaki millet değildir,artık tahakküme dayanamaz.Bak,seni bütün arkadaşlarım namına  temin ederim :benim hiçbir mevkide ve memuriyette  gözüm yoktur!”…
            “Mutlaka geleceğim!”
            “Şimdi sen,başta ben olmak üzere arkadaşların memlekete gelmesini istemiyorsun değil mi?Sebeb te güya bizim gelmemizle ikilik çıkacak diyorsun,öyle mi?Halbuki ben ve arkadaşlarım memlekette bulunsaydık ,bugün devam eden lüzumsuz baskılara hiç hacet kalmayacaktı.Şunu da itiraf etmemiz lâzım:Memleketten hiçbir kanuni sebebe dayanmadan sürülmemiz yolundaki arzunuza ilelebet tahammül etmek ,bize hakikaten pek ağır,sefilane geliyor.Dolayısıyla,dışında kalmamızın başta Türkiye olmak üzere kurtarmaya çalıştığımız İslâm âlemi için gereksiz ve tehlikeli olduğunu hissettiğimiz an  memlekete geleceğiz!İşte,bu kadar.Yine hürmetle gözlerinden öper,Cenâbı Hakdan senin için yücelikler,İslam’a ve vatana faydalı büyük başarılar dilerim kardeşim,Efendim.”

13 Kasım 2012 Salı

864/NEDEN AGAMEMNON'DA İMZA!

            OSMAN TÜRKOĞUZ                                                        
            osmanturkoguz@hotmail.com
           İZMİR; 20 Ekim.2 008/Görülen lüzum üzerine 10.11.12.Yüz yılda bir ve Pir gelene ithaf!

NEDEN AGAMEMNON’DA İMZA?
“Taşlardır beka, taşlardır ebediyet;
  Taştan aşka tarihe ne bıraktı medeniyet!”
Toprağının altına ve tarihine sahip olamayan toplumların uluslaşmaları da çok zordur!Ostüzü.
         Bir Rus yazarı, dünya üzerindeki Türk İzlerini, taşlara kazılan Runik yazılarımızı belgeleyerek dünyamıza duyurmuştur.Akılları ve gönülleri,Arapların kemik ve deri üzerine yazmış olduğu tüm yazılara takılan ve bunlara tanrısallık yükleyenlere bunları anlatmak ne mümkün!Hakkari’de 12.000/Oniki bin/yıllık taş yazısı,Ankara’da 10.000/Onbin/yıllık Türk dedelerimizin taşlarımıza kazımış oldukları  yazılardan haberi olmayanlar,hâlâ mı hâlâ Güneyin kumlarına sokmuş oldukları başlarını Anadolu’muza döndürememişlerdir.Bizler;Anadolu’ya 1071’de gelmişsek Fuzuli İşgalci sayılırız ve bizi Sevr’de boğamayanlara boynumuzu da uzatmış oluruz!Eninde ve sonunda ülkemizi ve ülkümüzü yitiririz!
            Benim bu yazımı “Sayın Cumhuriyet Dedemiz “yayımlamıştı.Malatya İnönü Üniversitesi, bana ulaşarak, yazımı Atatürkçü Gençlerin çıkardığı bir dergide yayımladılar.Yazımın yayımladığı dergiyi bana ulaştırmak için adresimi istediklerinde,şu adresi vermiştim:
            Osman Türkoğuz
            Atatürk Mahallesi, Mustafa Kemal Bulvarı,1919 numaralı apartmanın 19 numaralı dairesi/İzmir-Türkiye. Bu adres, bizim ilelebet oturmak için kanımızı döktüğümüz,severek canımızı verdiğimiz en  kutsal adresimizdi.Tarihten önce var olduğumuz adresimizdir.Bizler Gök Tanrıya inanmış bir Yiğit Ulusun evlatlarıyız.Güneş ve Ay bizim için Kutsaldır.biz,güneşi izleyerek hep batıya gitmişizdir.İstanbul’un Vatan ve Din hainleri Sevr’i kabul ederek ülkemizi sattıklarında da; Erzurumdan başlayarak Batıya doğru,kanımızı ve canımızı vererek yürümüştük.Güneşli ve Aylı Albayrağımızı en büyük silah kabul edenlerin gayretleri boşunadır.Bu sefer Kuzeyden,güneyden,doğudan ve Batıdan Anıtkabire yürüyerek batıya yönelmek için Ulusal andımızı içmişiz!Bu ant;bol para ve suç dosyaları karşılığında unutulan antlara hiç benzemez!
            Tarihlerini bilmeyenler,hep çocuk kalırlar,bir paket makarnaya ve cennet masallarına her şeylerini;onurlarını ve ulusal kimliklerini verirler!
                                     
ANADOLU’NUN ALTINDA DA,                                                     ÜSTÜNDE DE, TAŞINDA DATÜRK VARDIR!
1071’DEN SONRA ANADOLU’YA GELMİŞ OLMAK;                                                                                                                                  VATAN HAİNLERİNİN UYDURMASIDIR
            Benim Küçük Kardeşim İrfan Konur Türkoğuz; Hava albaylığından emekli Şair ve Yazardır.”100 Yıllık Öykü Atatürk’ten(1881/1980/ adlı ortak destanımızı,ağırlık ona aittir, 1999 yılında kişisel gayretimle yayımlatabilmiştim.Bu destanın tamamını Bilgisayar’a aktararak bendeki yazılı  adreslere de iletmiştim.Destana şöyle başlamıştık:
                               “YÜZ YILLIK ÖYKÜ ATATÜRK’TEN”(1881/1981)
                                               SUNU!
          İrfan Konur Türkoğuz                  Osman Zeki Türkoğuz
                                   Ben Mustafa Kemal,
                                   1881 Selanik doğumlu.
                                   Ben, Türk kızı Türk Zübeyde kadının,
                                   Soyak ruhlu, özgür soylu;
                                   Ben, Türkoğlu Türk Ali Rıza Efendi’nin oğlu.
                                   Soruyorsanız hangi gün doğduğumu;
                                   Mevsimlerden bahar deyin,
                                   Aylardan Samsun’un gün doğuşu.
                                   Ben, bir tarihin derinliklerinden uzanan;
                                   Üçokların, Bozoklar’ın, Oğuzların,
                                   Fatih’lerin, Yavuz’ların
                                   Bükülmeyen, Erimeyen Çelik kolu.
                                   Ben Mustafa Kemal;
                                   Doludizgin aşıp gelmiş
                                   Tarihimizin Anadolu kalesine uzanan
                                   Beşbin yıllık bir yolu.
                                   Ben, İzmirli,Sivaslı ve Vanlı,
                                   Edirneli, Ardahanlı.
                                   Damarlarından Ulus akan,
                                   Yüreğinde Anadolu vuran,
                                   Kanında,
                                   Bozkırların,tozundan ve toprağından,
                                   Yaylaların rüzgârından bir parça olan,
                                   Ben, göller gibi durgun,
                                   Gerekince ırmaklar gibi coşkun akan;
                                   Ben,Türk’ün Özgür soyundan bir simge;
                                   Asker Mustafa Kemal, Yurttaş Mustafa Kemal,
            Asyalı,Avrupalı Makedonyalı ve Tüm Anadolulu.


            Osmanlı İmparatorluğu,(3.159.220)  Şehit ve (130.000) yaralı verdiği, Birinci Dünya Savaşanından yenik olarak çıkmıştı. Enver Paşa’nın,”memurlara maaş ödemek için girdik”, dediği, bize ait olmayan bu Savaş, Osmanlı’nın da son savaşı olmuştur.30 Ekim.1918 tarihinde; Limni Adası’nın MONDROS Limanında, AGAMEMNON adlı küçük bir savaş gemisinde, Osmanlı İmparatorluğunu teslim alan bu uğursuz anlaşma; Bağlaşık Devletler adına, İngiltere Akdeniz Donanması komutanı Amiral Sir Arthur Galthorp ile Osmanlı devletini temsil edenler arasında imzalanmıştır. Tarihimize, MONDROS MÜTAREKESİ/ ANLAŞMASI adı ile geçen bu ünlü anlaşmanın (7)’inci maddesine dayanan Bağlaşık Devletler, ülkemizin en önemli kilit noktalarını ve stratejik kesimlerini işgal etmişlerdir. Yunanlılar bile, bu 7’inci maddeye dayanarak, İzmir’e çıkıp, Anadolu içlerine kadar tecavüzlerini sürdürdüğü gibi, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ermeniler ve iç hainler de, ülkemizde tecavüz etmedikleri bölge bırakmamışlardı. Bahriye Eski Nazırı Emekli Albay Hüseyin Rauf Orbay; Amiral Sir Arthur Galthorp’un sert tutumu nedeniyle, sunulan anlaşma taslağı üzerinde konuşamadan, anlaşma imzalanmıştı.
                        İngiltere’nin Akdeniz Donanması’nın amirallik gemisi Quen Elizabeth, devrinin en güçlü ve en gösterişli savaş gemisiydi.(800.000.000)Sterlin’e mal olan bu korkunç gemi, her tetiği çekilişte, Türk siperleri üzerine(8.000) kilogram mermi yağdırmaktaydı. İngilizler çok gururlu ve gösterişi seven bir ulus olmalarına karşın; teslim anlaşmasını niçin bu görkemli gemide; ya da karada, görkemli bir sarayda imzalattırmadılar? Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri, koskoca Alman İmparatorluğu’na teslim anlaşmasını bir vagonun içinde imzalattırmadılar mıydı? İkinci Dünya Savaşında;Fransızların savaşı kaybetmeleri üzerine; müzeden çıkartan  bu vagonda Hitler,kayıtsız ve şartsız  teslim anlaşmasını burada  Fransızlara  imzalattırmamış mıydı!Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda;Yunan Delegelerini gemiden çıkartmayıp, İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine ,MUDANYA’DA ve  bir Rus Tüccarı’nın konağında, ateşkes antlaşmasını imzalattırmadık mı!
                        Bu AGAMEMNON OLAYI, oldum olası benim ilgimi çekmiştir. Kendi, kendime sorduğum sorunun, kendime göre, yanıtını bulduktan sonra; inadına, çok bilenlere sordum. Beni ikna edecek bir yanıt ta alamadım. Yüzümü tarih’e çevirdim. Bu Agamemnon denilen Kralın, Balçova’da yaşamış olan Agamemnon ile hiçbir bağlantısı da yoktur. Sorumun yanıtının Yunanistan’ da ve TRUVA’DA olabileceğini kestirerek, bu taraflara yöneldim. İnceledikçe de, yanılmadığımı gördüm. AGAMEMNON; M.Ö. 1200 TARİHİNDE, TRUVA’YI KUŞATAN BİRLEŞİK HELLEN ORDULARI’NIN BAŞKOMUTANI OLAN BİR AKHA KRALIDIR. Bu komutan ve Kral, Yunan Mitolojisi’nin, adından en çok söz ettiren Kahramandır. Truva’yı,(1) 
dokuz sene kuşatmış,  Kalhas adlı bir komutanın TAHTA AT OYUNU İLE, TRUVA’YI DÜŞÜREREK
 yağmalamış ve yakıp, yıkmıştır. Kendisi, tanrılarla bir tutulur ve adı da tanrı adları ile bir ve beraber geçer. Argoslu’dur; kardeşi Menelaos ta, Isparta Kralıdır. Atresoğlu diye de anılır. Pelops ve Tantalos’un soyundandır. Anası Aerope tarafından, Girit’teki Minos soyu ile bağlantısı var kabul edilir. Zeus ile Evropa’nın soyundan indiği kabul edilir.
                        Çok hovarda olan, (23) karılı Zeus; bir gölde yıkanan Leto ile birleşmesinden doğan kızları, Klytaimetre, Agamemnon ile öteki kızı Helen de Menelaos ile evlidirler. Bu dönem Truva’sında Priyamos adlı bir Kral hüküm sürmektedir. Yunan Mitolojisine göre; Truva’nın ilk Kralı, Zeus’un Elektra’dan olan oğlu Dardanos’tur. Kral Priyamos’un, Kraliçe Hekabe’den olan çocuklarının en ünlüleri, HEKTOR, KASANDRA VE PARİS’-ALEKSANDROS- TiR.
Kassandra, olacakları önceden bilmesine karşın; Apollonla sevişmediği için, Apollon ağzına tükürdüğünden, kendisine kimseler inanmamaktadır.
                        Truva Kralı Priyamos’un, tanrı soylu bir yakın akrabası vardır; adı da Ankhisestir. İda Dağında-bugünkü Kaz Dağı- sığırlarını güderken; Tanrıça Afrodit tarafından görülür ve dahi çok beğenilir. Güzeller Güzeli Afrodit, bin bir türlü işve ve naz yaparak, Ankhses’i baştan çıkartır. Kekik kokulu,”canavarların anası ve bin pınarlı”, diye anılan İda Dağında, bir pınarın başında sevişirler. Bu sevişmenin vermiş olduğu ilham ile İda Dağındaki tüm yabanıl hayvanlar da çiftleşirler. Mitoloji bu, insanın yaptığını her canlıya yaptırır. Bu sevişme sonrasında; Ünlü Yiğit Aineais –Aeneas- doğar. Ankhises, aynı zamanda; Dardanie şehrinin de yöneticisidir. Priamos’un, Hekabe’den olan Yiğit Oğlu ile birlikte, Truva Savaşının tüm yükünü, tanrı soylu bu yiğit Aineais omuzlarında taşırlar.
                        Paris, dünya’ya geldiğinde, Kassandra:”Bu çocuk, Truva’yı felakete sürükleyecektir; mutlaka ölmesi gerekir”, diyerek cümle âlemi uyarmasına aldıran olmamıştır. Her ihtimal düşünülerek, Paris, İda Dağına bırakılmıştır. Bir ayı tarafından büyütülen Paris, yakışıklılığı ile ortalığı kasıp, kavurmuştur. Kaz dağının İslam anlatımında da çok önemli bir yeri vardır. Edremit körfezinin kuzeyine düşen bu dağı ilk gördüğümde, beni tarihin derinliklerine çekip, götürmüştü. Hafif sisli ve derinden derine etkileyen mitolojik bir görüntüsü vardır. Tarihlerin derinliklerinde; nice aşk öykülerine, nice ihtiraslara sahne olmuş olan bu dağ, ne yazık ki, günümüzde, SİYANÜRLE ALTIN ARAMALARINA KONU OLMAKTADIR.
                        Peleus ile Thetis’in olimpostaki düğünlerine çağrılmayan tanrı Eris, üzerinde,”en güzeline” yazılı bir altın elmayı ortaya fırlatmıştır. Tanrıca Hera, Athena ve Afrodit’in de hazır bulunduğu bu olayın hakemliğine Baş tanrı Zeus tarafından Paris seçilmiştir. Paris’i kandırmak için, Kaz Dağına koşan üç tanrıça, Paris’i kandırma yarışına girişmiştir. Tanrıça Hera; Paris’e, Asya krallığını; Athena, sonsuz akıl ve başarıyı, Afrodit te, Güzel Helana’nın aşkını vaat etmiştir. Isparta Kralı Menelaos, Girit’e, büyük babası Katreus’un cenaze törenine gittiği bir sırada; Iskartadaki sarayında misafir bulunan Paris te, güzel Helena’yı, tüm çeyizi ile birlikte, Truva’ya kaçırır. Bu kaçırışın intikamının almak ve Truva’yı cezalandırmak üzere, Agamemnon komutasındaki birleşik ordu, Argos’tan Aulis’ e hareket eder.Üç gün boyu, deniz rüzgârlarının esmemesi üzerine, Agamemnon, Kızı İfijeni’yi kurban eder.Sonunda, Truva kuşatılır.On sene süren Truva kuşatması, iki taraf yiğitlerini bitirme noktasına getirir.Anadolu, Truva’nın yardımına koşar. Patroklas, Sarpedon’u; Hektor, Patroklas’ı öldürür. Aşil doğduğunda; anası, topuğundan tutarak, ölümsüzlük ırmağına –Styks ırmağı-batırdığından, parmaklarının tuttuğu yere su değmediği için ölümcüllük buralarda saklıdır. Paris bir okla, Aşil’i topuğundan, su değmeyen yerinden vurarak öldürür. Aineais, aslanlar gibi savaşırken, bir taşla ağır bir şekilde yaralanır. Annesi Afrodit, yıldırım hızı ile yetişerek, oğlunu mutlak bir ölümden kurtarır. Aslında, tanrı Poseidon da, Aineas’ın ölümünü istememektedir. Kalhas’ın yarattığı, Ünlü Tahta at oyunu ile Truva düşürülür. Filoktodos’un attığı bir okla, kasığından yaralanan Paris ölür. Oğlu Prens Askanios’un elinden tutan Prens Aineas(ENES), 80 yaşındaki gözleri görmeyen babasını sırtına alarak İda dağına kaçar. Oradan, İtalya’ya geçer. Yanında,  Truva’dan kaçırdığı kutsal heykel Palladion vardır. Tiber nehri kenarındaPallantea şehrinin bulunduğu yere varır, Roma şehrinin kurulacağı Pallantinus tepesini geçer. Burada, yerli Krallarla ve Yunanistan göçmeni krallarla savaşır. Ünlü Vergiliyüs-Virgil- bu Yiğidin öyküsünü destanlaştırır.”Aenais” adını verdiği destanını tamamlayamadan ölür. Bu destan, Roma edebiyatının şaheseri sayılır. Efsane bu ya; bu Yiğit Aineias, İngiltere’ye geçer, İngilizlere göre; İngiliz ulusu bu Yiğidin soyundan gelmektedir.18’inci asra gelinceye kadar; İngilizler bu inançlarına dört elle sarılmışlardır. Truva savaşı, Anadolu halklarını ve Krallarını birleştiren Truva’ya karşı birleşen Yunan yarımadası devletlerinin ve bağımsız şehirlerinin yaptığı bir savaştır. Bu savaşta; Anadolu birliğinin ekseni HEKTORDUR. HEKTOR, BİR BAKIMA MUSTAFA KEMALDİR. Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in, Büyük taarruzumuzun geliştiği bir zamanda söylediği;”HEKTORUN İNTİKAMI ALINMIŞTIR”, SÖZÜ BU BAKIMDAN ÇOK ANLAMLIDIR. İşin en ilginç yanlarından birisi de; Fatih Sultan Mehmed’in, Papa ikinci Pius’a yazdığı mektuptur:”Bizler, sizlerle akrabayız.Biz, Truva’nın intikamını Rumlardan alırken onlara yardım etmenizi anlayamıyoruz.”Çanakkale’ye, Osmanlı İmparatorluğunu yıkmağa gelen batılı emperyalistler,Haçlı güçlerine ek olarak,Anadolu ve Atina mitolojisini de beraberlerinde getirmişlerdir.Yahudi Peygamberi Davut’un bir sapan taşı ile öldürmüş olduğu Golyat isimli devi de, bir savaş gemisi yaparak onu da Çanakkale önlerine, Gelibolu’nun karşısına getirmişlerdir.BU TÜRK ASKERİNE ÖLÜM KUSAN  GOLYAT’I DA BİR TÜRK TORPİLİ BATIRMIŞTIR. Truvalı Prens Aineas’ın torunları olan İngilizler! Fatih Kral Agamemnon’un mirasçıları olarak, GELİBOLU’YA VE ANADOLU’YA GELMİŞLER!   
                        TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN VATANSEVERLİĞİ VE YİĞİTLİĞİ KARŞISINDA tası ve tarağı toplayarak, bir gece yarısı firar eden İngilizler ve bağlaşıkları, Truva’yı da, Aineas efsanesini de bizlere bırakıp, çekip gitmişlerdir. Şimdi de, üzerinde binlerce senedir yaşadığımız bu vatanımızda, BİZLERİ FUZULİ İŞGALCİ YERİNE KOYMAK İÇİN; BU, AGAMEMNON’DA TESLİM ANLAŞMASINI İMZALATMA YOLUNU SAHNELEMİŞLERDİ.
                        TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI VE BAŞKOMUTAN MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL; ULUSALKURTULUŞ SAVAŞI SONUNDA; yendiği yunanlıları, Agamemnon’un veletlerini, Mudanya limanında demirli bulunan gemilerinden indirmeden, AİNEAS’IN VELETLERİNE VE ÖTEKİ YARDAKÇILARINA ATEŞKESİ İMZALATTIRMIŞTIR. Böylece, mağlubiyetimiz sonunda, başımıza geçirilmek istenen Mondros ve Sevr yularını parçalayıp, atmıştır. Mondros’ta imzacı yalınız İngiltere iken, Mudanya’da; Fransızlar ve İtalyanlar da, yenilgilerini onaylamışlardır. Mudanya Ateşkes Antlaşması, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın değil, Birinci Dünya Savaşı’nın ateşkes antlaşması olmuştur. Onun için Lozan’a başımız dimdik yürümüştük. Kimler ne derlerse desinler, kimler ne sentezlerle uğraşırlarsa uğraşsınlar, BİZLER, ATATÜRK’ÜN VE DOLAYISI İLE ANADOLU’NUN MİRASÇILARIYIZ Bizler, Anadolu yarımadası üzerinde yaşamış olan uygarlıkların mirasçısıyız. Yoksa Osmanlının başkalarına hovardaca peşkeş çektiği Anadolu’yu ve Rumeli’yi anlımızın akı ve kanımızın pakı ile yeniden geri almadık mı? Bizler; Osmanlıdan öncekilerin mirasçısıyız.
                        1915yılında; Gelibolu’ya çıkarma planlarını Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı hazırlayarak İngilizlere sunmuştu. İngiltere kraliçesinin Kocası; Sakarya Meydan Muharebesinde yenmiş olduğumuz, Yunan Ordusunun ikinci kolordu komutanı korgeneral Prens Andrea idi. İspanya Kralı Juan Karlos ta, Ulusal Kurtuluş Savaşımıza Yüzbaşı rütbesinde katılan ve sonradan Yunanistan Kralı olan Prens Paul’un kızı Prenses Sofia’nın kocasıdır.Bizler, Asya bozkırlarından gelenlerle, Anadolu’da kalanların Kızları ve Oğulları olarak, ANADOLU UYGARLIK GELENEĞİNİ SÜRDÜRMEYE KESİN OLARAK KARARLIYIZ.
                        Truva’yı yakıp, yıkarak ve dahi yağmalayarak ülkesine dönen Kral Agamemnon, Priamos’un akıllı kızı, Kassandra’yı da kapatma olarak sarayına götürür. Isparta Kralı Menelaos ta, bir manastıra sığınan karısı Güzel Helena’yı öldürmek için kılıcına davranır. Helena’nın çıplak memesini ve dahi çıplak vücudunu görünce, öfkesi geçer ve O’nu öldürmekten de vazgeçer: eski karısını yanına alarak, sarayına döner. Kral Agamemnon bu kadar şanslı değildir. Agamemnon’un karısı ve Kraliçe Helena’nın kız kardeşi olan Klytaimestre; Kral Agamemnon’un öz amcaoğlu Aigistihos ile sevişmekte ve kızı İfijeni’yi kurban ettiği içinde, Agamemnon’a içerlemektedir. Bu nedenle de, Kral Agamemnon’u ve Kassandra’yı, gözünü kırpmadan öldürür. İtalya’da, bir tren yolu geçidinin adı Kassandra’dır.
Bu nedenle ve Aineais destanı nedeniyle, İtalyanlar da, Türkiye’den pay istemektedirler. Fransızlara ne oluyor dersiniz? Ölü soygunculuğu, bizi öldü sanmalarından dolayı yanılma.  
            KARILARINA BİLE SAHİPOLAMAYAN Yiğitlerin! Veletleri, TÜRK’ÜN VATANINA NASIL SAHİP OLABİLİRLER?       
30 Ekim 1918 tarihli Ateşkes teslim anlaşması, Agamemnon’un sarayında imzalansaydı bile, MUSTAFA KEMAL PAŞA VE TÜRK ULUSU İÇİN NE YAZARDI? İsimlerden ve masallardan yarar umanların varlığı ortadayken, başkalarının masallarından yarar umma düşümüzü anlayabilmiş değilim. PARİS adı, Fransa’nın başşehrine verilmiş! Siirt İlimizin PARİS adlı köyüne ne denilir? MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL, HİTİTLERDEN VE SÜMERLERDEN BAŞLAYARAK, ANADOLU’NU GERÇEK TAPISINI ARARKEN; TÜM TARİHİMİZİ 400 ÇADIRLIK BİR KAFİLEYE BAĞLAMAK, AKLIN VE VİCDANIN ALACAĞI İŞ MİDİR?400 çadırla başlayan işgâl öykülerine, Türklüğün kökünü ve kökenini bağlamak, iş değildir. Elin oğulları, Hititçedeki, SU VE ekmek ANLAMINA GELEN WATER, NANNEA kelimelerine ve bir Latin Ozanının yazdığı AİNEİAS DESTANINA SARILARAK HAK VE HUKUK İDDEASINDA BULUNURLARKEN, KENDİ KENDİMİZİ İNKÂR, DUYULMUŞ VE GÖRÜLMÜŞ BİR ŞEY DEĞİLDİR. Üstündeki ve altındaki değerlere sahip olamadığımız VATANIMIZA, O’NUN, BUNUN VE DAHİ ŞUNUN DESTEĞİYLE Mİ SAHİP OLACAĞIZ?
                        Kenarından ve köşesinden ÜLKÜMÜZÜ VE ÜLKEMİZİ KEMİRENLERE TANRIMIZ AKIL VE VİCDAN VERSİN.
                                  

KAYNAKÇA
1-     Azra Erhat, Mitolojik Sözlük,
2-     Çanakkale Muharebeleri, çeşitli kaynaklar.
3-      Prof.Dr. Pierre Renouvin ,Birinci Dünya Savaşı,
4-     Ali Naci Karacan, Lozan ve İnönü,                             
           
                              

12 Kasım 2012 Pazartesi

863/LÜTFEN ÇOK DİKKAT!BÜYÜK OYUN VAR!



                                                   LÜTFEN ÇOK DİKKAT! BÜYÜK OYUN VAR!                               OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;11 Kasım 2012.

                                   DİKKAT VE DAHİ ÇOK  DİKKAT!
            TAHTEREVALLİNİN İKİ BAŞINDA İKİ KAFADAR VAR!
            “Politika yalan sanatı ve halkı,radyo,nutuk ve gazetelerle  aldatmaktır!”Onbaşı Adolf Hitler.
            “Düşman bize bir armağan verirse Puştluk bizdedir!”Fidel Castro.
            “Düşman cephesini yaran bir ordunun içeriye girmesi için, yarığın iki  omuz başını da tutması başarı için nasıl   taktik bir şartsa; ırzına geçilecek bir kadının iki omuz başını da tutmak ırzına geçmek için şarttır!Yasal bir siyasi ve toplumsal rejimi de yıkmak isteyenler ;bu rejimi taraftarlarını  ikiye ayırarak,iki omuz başını da kendileri tutarlar!”Laikliği ve Cumhuriyeti savunanlar; her siyasi partide görev başındadırlar!İktidarlar değişse de biz iktidar olarak Dini savunur gözükenler.Toplumun her iki omuz başını da aynı ellerin tutması başarı için temel şarttır!”Her şart altında aynı kimseler kazanmış olurlar.  AKP=Bay Erdoğan Beyimiz; Türk toplumunu bilinçli olarak  iki kampa bölmüştür.Her iki kampın başında da Türkiye Cumhuriyeti’nin 2000.000.000.000/İki Trilyon/Lirasını dolandırmaktan hüküm giyen Necmettin Erbakan’ın ve Hikmetyarın öğrencileri vardır.Her iki başta bulunan,sertliği ve yumuşaklığı oynayanlara verilecek oy;Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için kullanılacaktır.Oy deposu aynıdır,yalınız oy olukları değişmiştir.
           27 Mayıs 1960 senesinde ;Demokrat Parti Milletvekili Halis Öztürk  Ağa/Kendisi 11 jandarma öldürdüğü halde TBMM.’SİNE girebilmişti/Bana demişti ki:”Türkiye’de  hangi Siyasi Parti iktidara gelirse gelsin,biz yine de iktidarda oluruz.Adamlarımız kalırız ve bizim istediğimiz olur”
Önce, az bilinen bir fıkra ile başlamak istiyorum:Ramazan mevsiminde,bir köye gelen altı Genci köy halkı güler yüzle karşılamış!Yedirmişler,içirmişler,hamama sokarak iyice yıkadıktan sonra da;cümbür cemaat,dış geziye gidenler gibi,bir odaya sokmuşlar.Gençler çok memnun olarak şükranlarını bildirmişler.Gelenlerin ne beklediğini köyün muhtarı açıklamış:”Kusura bakmayınız; bizim köye gelenleri en sonunda,sıra ile  biz Şaparız!”Deyince,can ve namus havliyle Gençler pencerelerden atlayarak kaçmışlar.Gençler önde,tecavüzcüler arkada bir yarış başlamış ki deyme koşuculara parmak ısırtmış.Namuslarını kurtaran Gençler Sahur vakti bir köye gelebilmişler.başlarına gelenleri anlatmışlar.Köyün İmamı:”Onlar çok namussuz insanlardır!”Dedikten sonra;gençleri hamama sokmuşlar,yedirmişler ve içirmişler,pencereleri demirle kapalı bir odaya soktuktan sonra kapıyı da kilitleyip gülmeye başlamışlar!Gençlerden birisi:
“Hayır ola, neden gülüyorsunuz? Diye sorduğunda; köyün imamı, sakalını sıvazlayarak:”Şansımıza gülüyoruz, o namussuz köyün kaçırdıklarını biz şaparız da ona gülüyoruz!”Demiş ve sıra ile gençlere yapışmışlar.
Sayın Recep Tayip Erdoğan ile Sayın Abdullah Gül’ün tutmuş oldukları karanlığa giden yol aynıdır. Her ikisi de ,Türkiye Cumhuriyetini Darül Harp bölgesi sayan ,halkımıza yalan söylemeyi de takiyye ile açıklayan  ve Laik sisteme candan düşman olan bir düşüncenin eyleme geçirilmiş adamıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türklüğü incitici olarak söylemiş oldukları sözleri tekrarlamaktan da hiç çekinmemişlerdir.Sayın A.Gül;bir İngiliz gazeteciye:”Ne Mutlu Türküm Diyene” öz deyişini basitlik olarak yorumladığında, Anayasamızı koruyacağına da ant içmişti! 29 Ekim 2012’de oynananmış olan politik oyun bir büyük taktiğin uygulanmasıdır. Tahterevallinin iki başında da AKP’NİN iki taktisyeni, Dış ve Tarikat destekli iki adamı vardır.Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Ulusal Bayramımızı ellerindeki Türk Bayrakları ile kutlamak isteyenlerin üzerlerine biber gazlı,çelik gövdeli coplu, ve panzerli Recepkolarını şiddetle saldırtması ve Sayın Abdullah Gül’ün de yumuşak davranılması için Görevlileri uyarması, Büyük Ustamız ve  Büyük Ağabeyimiz Sayın Erdoğan’ın iki başlılık masalı, Safları uyutarak aldatıp oylarını almak için yapılmış olan bir şark kurnazlığıdır!
Sayın Recep Beyimizin 10 kasım 2012 günü dışarıya,441.000 nüfuslu bir devlete kaçması, Sayın A.Gül’ün da Anıtkabire gelerek Atatürk’ü ve Cumhuriyeti methetmesi bir büyük oyunun parçalarıdır.Atatürkçü ve Çağdaş ,insanlarımızı kandırmaya yönelik bir şark kurnazlığıdır.
Sayın Büyük Ağabeyimiz ve En Büyük Ustamız;Yasama,yargı,Yürütme Erklerini sahibi ve Türkiye’mizin Başsavcısı bunca olaylardan sonra,11 Kasım 2012 tarihinde:”Sayın Cumhurbaşkanımız ile uyum içersinde çalışmaktayız!”Deyişi bir gerçeğin itirafıdır..Türkiye Cumhuriyetini,Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün yaratmış olduğu Türklük bilincini ve üniter yapımızı çökertmek için “uyum içersinde çalışmaktadırlar”.Buna Kayıkçı ve Balıkçı kavgası denilir.Bunlar Takiyye içersindedirler.Mekke döneminde;çok zayıf ve güçsüz olan Müslümanların dağılmasını önlemek için,En-Nahl/Hurma/suresinin 16/106’ıncı ayetine sığınılmıştı.Takiyye için iki önemli şart vardır:1*Ölüm korkusu,2*Hayat için büyük tehdit olması gerekmektedir.Bu ayet o zamanlar için muteberdi.İslamın en önemli kuralı,ölüm pahasına doğru olmaktır.Takiyye sahiplerinin hiçbir sözüne inanmamak gerekir.

11 Kasım 2012 Pazar

862/TÖRENLE VE TÖRENSİZ UĞURLAMAK!





OSMAN TÜR KOIĞUZ!
İzmir;11 Kasım 201


                        TÖRENLİ VE TÖRENSİZ UĞURLAMAK
Vatanımız, Türklük onurumuz, ulus bütünlüğümüz,bayrağımızı, için şehit düşenler
Mezarlıklara Törenle uğurlanır!Kahramanlarımız ve Aydınlarımız da Çatma hukukla Esir kamplarına depolanır
                Orta yaşlı bir Bey, yolumu kesti ve:”Beni adam yerini koyup dinlerseniz,         size iki sorum olacak!”Dedi
            “Bildiğim sorularsa hemen yanıt veririm!”Dedim.
            Birinci sorum: Silivri’de neler oluyor!”Dedi.
            “Affedersiniz dedim;siz ömrünüz boyunca hiç komşunuzun nikâhlı  karısını baştan çıkararak sevişmek için planlar yaptınız mı?”
            “Doğru söyleyeyim ki doğru yanıt alayım.
Hâlâ planlar yaparım ve onlar için şiirler bile yazarım.Şiirlerimi bazı arkadaşlarıma da okuduğum olmuştur!”
            “Sakın bunlardan kimseye bahsetmeyesin.Evli bir kadını baştan çıkartarak ırzına geçmeye ,kutsal aile birliğini yıkmaya tam teşebbüs suçundan ,eviniz basılarak tutuklanırsınız.maskeli tanıklar da çıktığında,doğru Silivri esir kampına kapatılırsınız.Kanser gibi bir derdiniz varsa yakınlarınızla vedalaşmanız gerekir!”dedim.Güldü ve ikinci sorusunu sordu:”
            “Ülkemizde neler oluyor?”
            “Vatanımız,ulusal birliğimiz,ulusal onurumuz ve bayrağımız için Şehit düşen kahramanlarımızın cenazelerini,devlet töreni ile mezarlıklara uğurlayan AKP iktidarı;kahramanlarımızı ve Aydınlarımız,Silivri,Hasdal ve Sincan esir kamplarına törensiz uğurlamaktadır!”Dedim,elimi sıktı “tamamen anladım!”Dedi.







                                                                                                                                      

861/MET VE CEZİR/GEL VE GİT/İŞİ Mİ?

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir;10 Kasım 2012                      

                                    MET VE CEZİR/GEL-GİT/ İŞİ Mİ?
                        “Amerika Birleşik Devletleri neden mi güçlüdür? Biz, hainleri öldürür,öteki milletlerin başına hainlerini getiririz.Amerika bunu için kuvvetli ve güçlüdür!”USA Eski Dışişleri Bakanlarından Alman Yahudi’si   asıllı Henry Kissinger.
            Deniz geldiğinde balıklar karıncaları yerler. Deniz gittiğinde de karıncalar balıkları yerler!”Kızılderili atasözü.
            Ülkemizde Vatan Hainleri iktidara geldiğinde; Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey; Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey, Dıramalı Rıza asılır ve Edremit kaymakamı Köprülü’nün Taşakları burularak işkence ile öldürülür.Kürt nemrut Mustafa Paşa Divanı Harbi ,yalancı  ve Ermeni tanık masalları ile  Milliyetçi Türkler hakkında Gıyabi ve Vicahi idam cezası verir.Ülkemizin Sevr’de paylaşılması kabul edilir.Ülkemizde tüm Türkler işkenceye uğratılır ve haksızca öldürülür.Kuvayı Milliyeci Yahya Kaptan da ,İstanbul Hükümetinin Jandarması tarafından öldürülür,ünlü Türk Devlet ve Siyaset adamları da Malta adasına sürülür.
            Kuvvayı Milliye devreye girince de, Mustafa Sagir Ulus Meydanında asılır, İstiklal Mahkemeleri İstiklalimize ve İstikbalimize kast eden vatan hainlerine ve asker kaçaklarına gerekli cezaları verir.İskilipli Atıf Hoca gibi Hainler de asılır.Reisicumhur Mareşal Mustafa Kemal’e yönelik gerçek suikast sanıklarına layık oldukları cezalar verilir.Benim en çok hoşuma giden bir cezalandırma olayı var:Kirmasti’yi/Mustafa Kemal Paşayı/ele geçiren Aznavur hainleri,Üç Kuvvayı Milliyeciyi yakalayarak İstanbul’dan özel olarak görevlendiren Üç Kişilik deniz subayının huzuruna çıkartarak Üçünü de ölüme Mahkum ederler.Tam boyunlarına yağlı ilmek geçirilirken,Kuvayı Milliye güçleri yetişirler,idam sehpasından indirilen Üç Kahramanımızın yerine,o üç hain subayı asarlar.Şimdi Adalete sarılanlar Partisi geldiğine göre,cezalandırılma sırası Bizimkilerde!
            Silivri’nin Özel Görevli Mahkemesinde Beş PKK’LI Hain,maskeli ve gizli tanık olarak dinlenmiş ve onların iftiraları delil olarak vatansever Subaylarımızın aleyhlerinde kullanılmış.Böyle,ülkemizin Üniter yapısını bölmek gibi parça,parça işlem yapılacağına,İmralı’daki Sayın! Öcalanı, Karayılanı, karadulu ve Tüm haşaratı Silivri’ye toplayarak huşu ile dinledikten sonra; tüm Kahramanlarımızın ve Aydınlarımızın ve TSK’NIN hesabını tam olarak kapatalım. Adı üstünde Sayın! Abdullah Öcalan da, diğer Vatan Hainlerimiz ve Üniter yapımızı parçalamak isteyenlerimiz de Öçlerini almış olurlar!Nasıl olsa öldürmüş oldukları ölmüştür.Önemli olan Açılım ve dahi İleri demokrasidir.Canım,
Çatma belgelerle boğuşan Hükema sınıfını bu denli yormak ta olmaz yani ya!PS:Tüm insanlarımıza kurşun atanlar,askerimizi,polisimizi ve hatta bebelerimizi öldürenler kahramanlarımız iftira atmazlar mı?Hukuk Adamlarımız  bu kadarının farkında değil midir!
                                   

İzleyiciler

Blog Arşivi