17 Nisan 2012 Salı

690- UYGARLIĞIN ÖLÇÜLERİ ÖNEMLİDİR!


                         
Osman TÜRKOĞUZ
İzmir; 04 Ocak 1999
E.J.Kd. Alb.-Hukukçu

             UYGARLIĞIN ÖLÇÜLERİ ÖNEMLİDİR! 
                                 (TEKRAR)

         Bizler;  “demokrasi, düşünce hürriyeti, milli ve manevi değerler” diye, diye, kendimizi aldatırken; ATATÜRK devriminin düşmanları var güçleriyle çalışmaktadırlar.
Siyasi partilerimizin oy deposu olarak gördükleri kalabalıkları, birileri eylemci, iyiye güzele ve çağdaşa saldıracak düşman olarak telkinlemektedir.
Geçen yazımızda; Fazilet Takvimi’nden örnek vermiştim. Hitlerle ATATÜRK’Ü kitap yakma ve ulusal kültürü yok etmede özdeşleştirmişlerdi.
Aynı konuya, Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Sayın Fatih Altaylı da değinmişti.
Şimdi; sürekli olarak Arap alfabesini terk edişimizin yanlışlığı! Savını ortaya atıyorlar.
Bendeniz bu konuda bir yazı yazmak için gerekli dokümanları topladım.
6 Kasım 1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesine bir göz attım. Sayın Deniz Som da, Vaziyet’te bu konuya vaziyet etmiş. Arap Elif-Ba’sında, Elif’i saymazsak ünlü harf yoktur. Türk alfabesinde sekiz ünlü harf vardır. Sessiz harflerden ve genizden gelen seslerden oluşan Arap Elif-Ba’sını gelinizde Türkçeye uydurunuz.
Sayın Murat Bardakçı fi tarihinde yazmıştı. Kapıtanı Derya’ya bir istek yazısı gelmiş. Kapıtanı Derya Karpuz Kelleli Hüsnü Paşa, istek yazısını okumuş ve dellenmiş:
         “- Bre kethüda, bu kalyoncu başı deli midir, bizden kırk kör keçi ister!” Deyu bağırmış. Korkuyla yüzüne fırlatılan istek yazısını yerden alıp, üç kere okuyup alnına götüren kethüdanın gözleri fal taşı gibi açılmış ve eydirmiş:
         “-Devletlû Paşa Hazretleri, Kapıtan-ı Kalyon, kırk kürekçi istemektedir.”
         Koskoca Kapıtanı Derya, kırk kürekçiyi, kırk kör keçi olarak okumaktadır.
         Doğuda çok dinlemişimdir. Mardin istasyonuna, Siirt için ekmeklik buğday gelmiştir. Mardin Valisi; Siirt Valisine tel çeker:   
         “- Döryüz ipli hamal gönderiniz.” Telgrafı alan Siirt Valisi küplere biner. Elindeki telgrafı okur, okur, barbar bağırır:
         “- Döryüz ipne hamalı nerden bulacağım!” Diye. Arap Elif-Bası’nı Türkçeye uygularsanız; kırk kürekçi kırk kör keçi; dört yüz ipli hamal da dört yüz ipne hamal okunur. Bakınız; Deniz Som, Vaziyet’te neler yazmış:
         “ŞBNKRHSR
        Araplar gibi ünlü harfler kullanmasaydık Şebinkarahisar’ın yazılışı başlıktaki gibi olurdu. Araplarla Şebinkarahisar’ın ne alakası var derseniz
        Efendim, Giresun’un bu güzel ilçesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarından ziyade Arapların şeriat hükümleri geçiyor da ondan! Özellikle öğretmenler arasında…
Milli Eğitim’in okullarında öğretmenlik yapan Zeliha İşlek, Nurgül Şahin, Derya Dikilitaş, Süheyla Çakın, Dilek Aksu derslere türbanla giriyor; İstiklal Marşı törenlerine türbanla katılıyor; bu yıl Atatürk’ün Şebinkarahisar’a gelişinin kutlandığı 11 Ekim’deki Cumhuriyet yürüyüşünün yapıldığı 25 Ekim’deki ve Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı 29 Ekim’deki törenlerde de yine türbanla boy gösteriyor. Hem de yanlarındaki boy, boy türbanlı kız öğrencilerle birlikte. Şeriatçılar, bugün Türkiye’nin çeşitli yerlerinde türban eylemi yapacakmış… Önerimiz Şbnkrhsr’a gitsinler; orada türban serbest!”(1)
        Fazilet Takvimi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan, Sakarya’dan söz ederken ne ATATÜRK’TEN ne de diğer ulusal kahramanlarımızdan söz etmemekte. Hep ATATÜRK devrimi aleyhinde, hep köhnemişliklerden övgüyle söz etmektedir. 3-4-5-Kasım-1998 tarihli takvim yapraklarını bir iyice okumalısınız:
         TARİHÇİ İBRAHİM HAKKI KONYALI’DAN BİR HATIRA(1)
        Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Dil ve Tarih Kongresi bitmiş, bu münasebetle açılan sergi gezilmişti. İtalyan müsteşriklerden Prof. Rossi yanıma geldi ve:
        “Sizin Akdeniz hakkında yazdığınız yazıların hepsi İtalyancaya çevrilmiştir. Topkapı kütüphanelerini çok iyi tanırsınız, birkaç kitap inceleyeceğiz. Vaktimiz çok dar, bize yardım eder misiniz?”Dedi.
        Bunu memnuniyetle kabul ettim. Yanındaki bir başka İtalyan profesörle beraber Saray’a gittik. Kütüphane memuru Latin harfleriyle kargacık, burgacık yazılmış kocaman bir fihrist defterini önümüze koydu. Bu fihriste birçok kitap ve müellif isimleri yanlış yazılmış, adeta uydurulmuş gibiydi. Saray kütüphanelerinde bulunan Arapça, Farsça, Türkçe birçok kitabın ve müelliflerinin isimlerini doğru okuyup yazacak kimsenin Türkiye’de sayıları maalesef iki elin parmakları kadar azdır. Arapların dilimize, “ Bütün cahiller cesurdur!” mealinde çevirdiğimiz pırlanta bir sözleri vardır. Saray’ın o zamanki memurlarının tarih ve kitabiyatamüteallik bilgileri sıfırın altındaydı. Bunlar, pek çoğu yazma olan ecdat yadigârı eserlerin Latin harfleriyle fihristini yapmışlardı.
        Birlikte oraya gittiğimiz bu yabancı Profesör Türkologlar, bu fihristin sahifelerini açtılar. Sonra birbirlerinin yüzlerine baktılar. Prof. Rossi kulağıma eğilerek:
        “ İbrahim Bey! Dedi. “ Siz harf inkılâbı yaptınız, Latin harflerini kabul ettiniz. Eski yazınızla yazılmış fihrist defterleri varsa, onları istesek bir suç işlemiş olmayalım!
        “ Hayır!” Dedim.
        Hafız-ı kütüpten İslam harfleriyle yazılmış fihristleri istedim. Gitti, getirdi. Profesörler on beş dakika aradıkları kitapları buldular. Prof. Rossi:
        “ Kuzum İbrahim Hakkı Bey! Dünyanın en güzeli olan yazınızı niye attınız; o gayet kolay yazılan, çiçek gibi yazı atılır mıydı? Garbın seçkin otoriteleri, ilim adamları kolay yazılır ve güzel bir yazı arıyorlar. Hendesi ve çirkin Latin harflerini niçin kabul ettiniz… Ben Latin’im Latin harfleri de bizim milli harflerimizdir. Fakat onunla köklü bir ilim yazısı yazılamaz!
        Bunları Latin asıllı bir profesör söylüyordu!”
                        “BU NE GÜZEL YAZIYMIŞ!  
        İkinci meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Avusturya-Macaristan imparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında bilhassa Taşlıca havalisi hakkında ihtilaflar vardı. Avusturya-Macaristan Hükümeti bazı toprakları ülkesine katmak istiyordu. Bu maksatla imparator bir basın toplantısı yapmıştı. Bu toplantıya, dünya matbuatının belli başlı mümessilleri katılmışlardı. Türk basınını da Hüseyin Cahid-Yalçın- temsil ediyordu. Fransızca konuşan imparatorun beyanatı, daha ziyade Osmanlı Devleti’ni ilgilendirdiği için, Hüseyin Cahid’in, beyanlarının hepsini tespit etmesini istiyordu. Konuşması bittikten sonra Hüseyin Cahid’e:
        —Söylediklerimi siz de aynen kaydedebildiniz mi? Meslektaşlarınız sahifeler doldurduğu halde, sizin elinizde bir tek sahifecik var! Dedi. Hüseyin Cahid Bey:
        “ Evet, Majesteleri, söylediklerinizin hepsini kaydettim. Dinlerken seri bir surette Türkçeye çevirerek yazdım. İsterseniz Türkçe olarak yazdıklarımı Fransızcaya çevirerek okuyayım!”Demiş.
        Hüseyin Cahid iyi Fransızca bilirdi. Yazısını da çok ince yazardı. İmparatorun beyanlarından Osmanlıca tuttuğu notları Fransızcaya çevirerek ifade edince, imparator, onun elindeki bir tek yapraktan ibaret kâğıdı almış, yazıya bakmış ve hayretle:
        “ Bu kadar laf, şu kadarcık küçük kâğıda nasıl sığdı! Bu ne güzel yazıymış…” Demiş ve kâğıda uzun, uzun bakmıştır.
        Hüseyin Cahid, bana bu hatırayı naklettikten sonra: “ Biliyorum, biz de Latin harflerini terviç ediyorduk. Büyük günah işlemişiz! Bu harflerle yazı yazamıyorum; elime kalemi alınca, Latin harfleri fikri insicamımı bozuyor.”Demişti. ( Tarihçi İ. Hakkı Konyalı, Zafer Dergisi, Ekim 1996, Sayı 238).” (2)
        ATATÜRK’ÜN getirdiği yazı ile her türlü kitapları basan bir yayınevi kurar, yüz binlerce takvim çıkartır ve satar. Aklı parada, bunları okuyanları kandırıp, gerisin geriye inişi sağlayacaklar.
         Bütün dünya insanları ATATÜRK’E övgüler yağdırır, hakkında binlerce kitap yayımlanır, bunların gözleri ve dahi vicdanları bu tarafa kapalıdır. Bu denli kepazelik, bu denli alçaklık olmamalıdır.
         Efendim, Japonlar alfabelerini niçin değiştirmemiş! O alfabe, onların ulusal alfabesidir. Sonra, üzerinde yalnız Japonca yazan bir Japon malı gösterebilir misiniz?  Arap’ın kâğıt Riyalinde İngilizce yazının işi nedir, a geri zekâlılar! Arapların kullandıkları Elif-Ba, kendilerine ait değildir. Nebatilerden alınmış bir Elif-Ba’dır. Bakınız Besim ATALAY’A ne diyor:
         -“Türklerin de Orta Asya’da bu şekilde bir yazı sistemleri varmış. Bugün “Orhun Yazısı” dediğimiz yazı, başka eski yazılara nispetle daha kullanışlı imiş. Bu yazının eksikliği hakkında şimdilik bir bilgi verilmeyecektir.
        Her ne ise, artık bugün ne Sümer yazısı ne Hiyeroglif, ne de Orhun yazıları, kullanılır.(2) bugün medeni milletlerin kullandıkları yazılar seslere işaret eden bir takım şekillerden ibarettir. Bu şekillerin ve bu yazının temelini atan Kenanlılardır; daha doğrusu Mısırlılardır. Bu yazı Doğu ve Batı kolu olmak üzere iki kola ayrılır. Doğu kolu Aram, Nabat, İbran, Süryan yazılarıdır; daha sonra bu koldan Arap harfleri çıkmıştır. Batı kolu, Yunan, Latin, Rus yazılarını doğurmuştur.
        Arap yazısının temeli Nabat yazısıdır. Onun da temeli söylediğimiz üzere Kenan yazısıdır. Nabat yazısının da harfler ayrı, ayrı yazılırmış. Araplar Nabatlar’dan yazıyı aldıktan sonra bitişik olarak yazar olmuşlar.
        Şeklinde yazmışlardır. Arapların Nebat harflerindeki tasarrufları bundan ibarettir. Aşağıdaki cetvel Arap Nabat ve Yahudi yazıları arasındaki yakınlığı pek güzel göstermektedir:

 
         Araplar Nabatlar’dan yazıyı aldıkları zaman kendi ağızlarına uydurmak için bir takım harfler katmışlar ve bir takım harflerin yerlerini değiştirmiştir.
         Arap yazısı Nabatçadan alınmıştır. Çünkü Nabatlar Sam soyundan olup Arap ülkesine yakın otururlardı. Alış veriş için Kuzeye gelen Araplar ilk önce Nabatlar’la buluşurlardı; bu yüzden onların medeni etkilerli altında kaldılar.
Nabatça’da bulunmayan harflerini Araplar kattılar ve dillerinde sesleri birbirine yakın olan harfleri yan yana getirdiler. Daha sonra Süryan yazısına uyarak bazı harflere nokta koydular. Araplar noktayı aldıkları zaman ayrılığa düşmüşlerdi. Harfinin noktasını hicretin birinci ve ikinci yüz yıllarında kâh üstüne kâh altına koyarlardı. (2) Nabat yazısının Arapçaya tatbiki İsa’nın doğumundan sonra yedinci yüz yılları başlarında olmuştur; çok eski bir zaman değildir.”(3)
         Kenanlılar Nabatlılar’dan daha önce kuzeye gelmişler, medeni âleme yaklaşmışlar, Yunan ve Mısır medeniyetinin etkisi altında kalmışlardır. Kenanlıların Arap Yarım adasından kuzeye göçmeleri, bundan (4500) yıl önce olmuştur. Nabatlılar daha sonra göçmüşlerdir. Kenanlıların seslere işaret koymak suretiyle kullandıkları sistemi Mısırlılardan alarak kendi zevklerine uydurmuş olmalıdırlar.
         Doğuda başka Sami bir koldan gelen Asurlular ile Babilliler Sümer yazısını kullanmakta idiler. Eski İranlılar da bu yazıyı kullanmışlardır. Yarım adadan kuzeye göçen Samlılar ilk önce aylıklı asker olarak Sümer ordusuna giriyorlardı. Yarım adada sıkılan Samlılar zaman, zaman kuzeye doğru taşıyorlardı. Kuzeyde askerlik ve göçmenlik suretiyle çoğalan Samlılar, nihayet Sümerleri ezdiler. Daha medeni ve daha ince olan Sümerler bu kaba ve sert çöl adamlarının saldırışları altında silinip gittiler. (Hamurabi) zamanına kadar (1) Sümer dili ve Sümer kanunları devam etmiştir. Çok milliyetçi olan Hamurabi bunları değiştirdi. Fakat yine temelleri Sümer kanunlarından aldı. (1) 
         Sözün kısası, Arap yazısı köklü ve başlı başına bir yazı değildir; açıkçası, Araplar tarafından icad edilmemiştir. Başkasına ait bir yazı sisteminin az çok biçim değiştirmiş bir şeklidir. Asıl olan Kenan-Finike yazısıdır.
         Araplar bu yazıyı aldıktan sonra (2) zaman, zaman değişiklikler yapmışlardır. En büyük değişiklik İslamlıktan sonra yapılmıştır. İlk sıralarda harflerin kılıkları çok çeşitli olmuş, adeta başka, başka yazı sistemleri ve şekilleri halini almıştır. Her şehir, her bölge kendi zevkince yazmıştı. Emeviler zamanında büyük bir değişme olmamış. Fakat Abbasoğulları zamanında ve hele Me’mun devrinde, başka bilgi ve sanat kollarında olduğu gibi, yazı işlerinde de büyük himmetler harcanılmıştır. Bu yüzden yazı güzelleşmiş ve yazı yazmak ince sanatlar arasına girmiştir. Bu yolda da çok değerli adamlar yetişmiştir. Küfe, Basra, Kahire gibi şehirlerde ve Endülüs’te ayrı, ayrı şekiller üstatların himmetleriyle bir parça düzelmiş ve birleşmiş ise de hala kuzey Afrika yazısı ile doğu yazısı arasında hayli ayırtılar vardır.(1)
         İslamlıktan evvel güneyde, Yemende “Müsned” adıyla başka bir yazı sistemi kullanılmış ise de bu yazı bütün Araplarca kabul olunmamıştır. Nabat aslından gelen yazı öbürünü unutturmuştur. “ Kufi yazısı” denilen yazı da çok yaşamamıştır. İslamlığın ilk yıllarında din kâtipleri kufe yazısı ile yazılır, devlet işlerine ait şeyler Nabat yazısı ile yazılırmış. Sonraları her ikisi de Nabat esasından gelen sistemle yazılır olmuştur. (2)
(1) Yalnız yazı değil Kuzey Afrika’da dil bile bambaşka bir durum almıştır. Berbercenin karışması oralarda asıl Arapçayı da hayli bozmuştur. Elde Kuran-ı kerim olmasaydı Arapça daha büyük bozulmaya uğrardı.
(2) Bir takım hayali geniş esrara meyleden kimseler ve bazı taşkın tasavvufçular, harflere manevi birer şahsiyet verir olmuşlardı. Her harfle bir takım       kıymet takmışlar ve rakam koymuşlardır: böylelikle “ Ebcet hesabı” denilen nesne meydana gelmiştir. 

Aslı Yahudilerden gelen bu uydurmanın ilimce hiçbir değeri yoktur. Yüzlerce yıl Doğunun, İslam âleminin uğraştığı “Ebced hesabı”, “ Ebced Harfleri” ve itibar edilen kıymetleri önem kazanmıştı. Buna en çok önem verenler tasavvufçular ve tarih düşünmek isteyen şairlerdi. Bunu üfürükçülerle büyücüler de ellerinde yanılmaz bir kılavuz gibi kullanmış.”
                   1974 yılında; Kıbrıs doğumlu büyük Dilci Pars Tuğlacı 160.000 Türkçe kelimeyi içeren üç ciltlik OKYANUS’U yayımladı. Aynı yıl; 400.000 kelimelik İngilizce bir sözlük yayımlayarak, İngiltere Kraliçesinden asalet unvanı aldı. Okyanus 1. Cilt S. 123 bakalım da, Arap alfabesi neymiş görelim. (4)
                   AŞAĞIDA ÇEŞİTLİ ALFABE FOTOKOPİLERİ VARDIR.
1-   Rik’a (rika). “Türk yazısı” diye tanınan, Arapların sevmediği, genel hayatta ve resmi evraklarda kullanılan bir yazıydı.
2-   İcaze (icaza). Hattat Hamdullah ve Hattat Hafız Osman’ın kullandığı yazıdır.” S.505.

“ Bugün Afrika’da Magribi yazısının dört çeşidi kullanılmaktadır:
Tunus yazısı,
İnsanda bir parça akıl ve muhakeme varsa; Arap alfabesini terk etmekle ne büyük felaketten kurtulduğumuzu anlaması gerekmez mi?
                   Açıklamadan önce, şu fotokopilere vicdan gözüyle, akıl ve çağ gözüyle bakmak gerek.(5)



İslam Ansiklopedisi 2. Cilt S. 875’te Arap harfleri verilmiş. Elif (A)’ dan başka sesli harf var mı? (6)


                                       
             “ATATÜRK kültürümüzle organik bağımızı koparttı.” Diyenlere söyleyecek çok sözümüz vardır. Kültür-Ekin özdür, içeriktir. İstediğiniz kalıba dökebilirsiniz. Arap alfabesinden kurtulmakla aptallıklarınızı besleyen gayrı milli göbek bağınızdan kurtuldunuz. Niçin Orhun Kitabelerindeki 33 harfli Türk alfabesine özlemle sarılmıyorsunuz.  Birisi kültürün, birisi uygarlığın simgesidir. ATATÜRK uygarlığı seçmiştir, uygarlığı. Arap’ın her şeyini kendinden say, kendi kendinden soyutlanıp, kendini de Arap’tan say.  Cennette Arapça konuşuluyormuşta, Arapçayı sevmek farzmış. Arkadaşlar, Türkçe konuşulmayan yerlerde ben yokum. Türkçe nerede konuşulursa, benim cennetim orasıdır. Benim İslam’dan önceki dedelerim neredeyse ben de onların yanındayım. İsteyen gitsin, soyguncu Arapların yanına. Arap yazısı için, İsl. Ans. C. 1 S. 503-513’e başvuralım: (7)
                   “ Bu yazılara, Nebatilerin memleketi olan Medyen’den çıkmıştır… İslamiyet zuhur etmeseydi, Arap yazısı Arabistan’a münhasır kalacaktı. Yeni din, fethettiği yerlerdeki milletlere Arapçayı ve Arap yazısını kabul ettirdi. Arap yazısının, bazıları kendisinden daha mükemmel olan, diğer yazıların yerine kaim olması, işte ancak bu sebeptendir. Arap yazısı, bu suretle Irak, Suriye, Filistin’de Süryani ve Yunan yazılarının, İran’da Pehlevi yazısının, Mısır’da kıpt ve Yunan yazılarının, Şimali Afrika’da, eğer o zamanlar hala mevcut idi ise, hayli ilkel bir yazı sistemi olan Berber yazısının yerine geçti.” S.503.
                   “Hala reyhanî (rihani) namı ile ünlü olan yazı, Ali b. Ubayda al- Rihani namında bir hattatın icadıdır. Kendisi Abbasiler döneminde yaşamıştır.
                   “ İbn Mukla (885–940), kardeşi Abu Abd Allah al-Hasan (881-924M) Arap yazısının en büyük reformcularındandır.         
                   Kufi yazıyı şimdiki yazıya dönüştürmüşlerdir. “ S. 504. Abbasiler devrinin en büyük saray hattatı Yakut-al Mustaşimi, Yakuti adı verilen yazısıyla 1290-1291’de iki adet tam Mushaf yazmıştır.” S. 504.
                   Memluklar döneminde altı çeşit Arapça yazı kullanılmıştır:
1-   Al-tümar al-Kamil, birçok türleri vardır. Hükümdarların resmi yazışmalarında kullanılır.
2-   Muhtasar al-tümar, iki türlüdür: Muhakkak ve Şuls
3-   Al-Şuls, iki türlüdür: al-şekil ve al-hafif.
4-   Al-tavki, üç türlüdür.
5-   Al-rika, üç türlüdür.
6-   Al-gubar, yalnız bir türdür.”

Memlukluların yıkılmasından sonra, tüm İslam ülkeleri, İranlıların izinden giden Osmanlıları örnek aldılar. Harf devrimi yapılana kadar (1928) yalnız beş çeşit Arap yazısı kullanılıyordu.
3-   Divani eski tavkiden yaratılan birisi büyük, diğeri küçük divani olarak iki türlü vardı. , Büyüğü Divanı Hümayunun yazısı olup, bununla muhadeler, fermanlar ve beratlar yazılırdı. Büyük divaniye “ Celi divani de” denilirdi. Küçük divani ile Şer’i mahkeme tutanak ve kararları yazılırdı.
4-   Sülüs (Şuls), tezyinat yazısı olarak kullanılırdı.
5-   Talik (ta’lik)
6-   Nesih ilmi eserler yazmak için, ta’lik te şiir yazmak için kullanılırdı. Dini metinler yazmak için nesih kullanılırdı.
1-   Rika,
2-   Cezayir yazısı,
3-   Fas yazısı,
4-   Sudan yazısı.” S.509.
Bizdeki Arap bülbülleri, “ Kur’an yazısı” diye türküler söyleye dursunlar, “ kur’an yazısı” şekilden şekle sokulmuş, haberleri yok.      Önlerine konulan yazı, ister çivi yazısı olsun, isterse kargacık burgacık olsun, onlar için, o şekiller kutsaldır.
         Yaratan kafa kemiklerini diş, diş geçmeli yapmış. Eh! Arapçaya çok benzediği için enayilerimiz “ Alın yazısı” deyip, işin içinden çıkmışlar.
         Kısa not tutulmak isteniyorsa, Evrensel yazı olan Steno kullanılsın.
         Türkiye’de, tarihinin en büyük gerici hazırlıkları sürdürülmektedir. Devrimler ve ATATÜRK Devrimcileri Meşru Müdafaa haklarını kullanmalıdır, hem de vakit geçirmeden.
KAYNAKLAR
1-  6 Kasım 1998 Cumhuriyet Gazetesi.
2-  3.4.5 Kasım 1998 Fazilet Takvimi.
3-  Besim ATALAY, Arapça ile Türkçenin Karşılaştırılması S.56-61.
4-  Okyanus C. 1. 123.
5-  İslam Ans. C. 1 S. 566.
6-  İslam Ans. C.2. S. 875.
7-  İslam Ans. C. 1. S. 503-513. 
              
          
        
 

  

1 yorum:

Gülsev Eyüboğlu dedi ki...

SAYIN KOMUTANIM,
SİZİN ARAŞTIRMA,İNCELEME VE İÇİNE ÇOK USTACA KENDİ DÜŞÜNCELERİNİZİ VE APAÇIK ELEŞTİRİLERİNİZİDE İĞNELİ İĞNELİ DOKUNDURARAK YAZDIĞINIZ YOĞUN BİLGİ DOLU YAZILARINIZI,BEYİNLERİ GÜDÜMLÜ
BİLİM ADAM(CIK)LARI,AYDIN(CIK)LARI VE ONLARIN KÖR ALICILARI OKUSUNLARDA YÜZLERİ KIZARSIN !ANCAK ONLARDA O YÜZ YOK Kİ !!!..
EN DERİN HÜRMET VE SAYGILARIMLA EFENDİM..........

İzleyiciler

Blog Arşivi