7 Kasım 2011 Pazartesi

456- YÜZ YILLIK ÖYKÜ ATATÜRK'TEN

OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir; 04 Kasım 2011.

ŞİİRLER
YÜZ YILLIK ÖYKÜ ATATÜRK’TEN
(1881-1980)


İrfan Konur TÜRKOĞUZ --  Osman Zeki TÜRKOĞUZ

Şimdilerde; Emekli Hava Albayı olarak Antalya’da yaşayan Küçük kardeşim İrfan Konur Türkoğuz, elinde bir uzun şiir taslağı ile bana geleli çok uzun zaman olmuştur. Bir bölümünü yazarak dosyayı kendisine iade etmiştim. Aradan seneler geçti; bendeniz emekli edildikten sonra, bu şiir dosyasını önüme açarak bazı eklemeler yaptım. Sayın Ali Bahadır’ın Uyanış adlı haftalık gazetesinde de yazılar yazıyordum.1999 senesinde Kardeşime haber vermeden, Zonguldak’ta Uyanış Gazetesi sahibi Sayın Ali Bahadır’ın yardım ve desteği ile kitabı yayımladım. Her isteyene verdiğim ol kitaptan elimde tek nüsha kalmıştı. Bir Liseli Kızımız ol nüshayı ve başka bir tek kalmış kitabımı, okuyup, iade etmek koşulu ile alalı üç sene geçmesine karşın, hâlâ iade etmediğine göre okuyamadığına karar verdim ve dahi çok üzüldüm. Yeğenim Ata Türkoğuz, İnternet’ten bu kitabımla beraber başka kayıp kitabımı satın alarak bugün bana getirmiştir. Bendeniz de bu destanımızı bilgisayarıma yükleyerek Sayın Yazı arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Sayın Ata Türkoğuz’un süper zekâlı ve Atatürkçü iki kızı, bu kitapla edebiyat öğretmenlerini tanıştırarak kitaptan bazı bölümlerin ev ödevi olarak verilmesini sağlamışlardır. Şimdi İlköğretim Okulu yedinci sınıf öğrencisi olan Fulya Türkoğuz, Atatürk ve Devrimlerimiz üzerine yazılar yayımlamaktadır. Çok tutulan şu benzetme onundur:
“Kuduz köpekler suyu görünce kudururlar! Yobazlar da Atatürk resmini gördüklerinde kudururlar!” Kitabımıza şöyle başlamıştık:
“GAFLET,
DALALET,
İHANET!”
Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
SELAM!
Kör karanlıkların Tutsaklığından,
Onurlu aydınlıkların Efendiliğine!
LANET!
Onurlu Aydınlığın efendiliğinden,
Bağnazlığın,
Köleliğin,
Dogmaların tutsaklığına!
İHANETE DUR!
Küme, küme bölünemez Ulusum ve Ülkem;
Ne sağ, ne sol;
Ne de dogmatik bir yol.
KEMALİZM, her iki elin
Yürek doğrultusunda birleştiği tek kol.
YOL BELLİ—IŞIK TA BELLİ!
Kemalizm, tek ışık, tek önder, tek yol.
Başka ışık, başka yol, başka Önder aramak:
GAFLETTİR, DALALETTİR, İHANETTİR.
TÜRKOĞLU!
Sen Türkoğlu Türksün;
Bayrağının rengi Al,
Gelinin dudağı, Şehidinin kanı da Al.
Bakma âlemin Sarısına, Moruna;
Renklerden Al’ı kayır.
Sen, Türkoğlu Türk!
Kırmızıdan Kızıla,
Yeşilin her tonuna hayır!
YOLUMUZ ATA YOLU
Biz, Yiğit oğlu Yiğit; yüreği sevgi dolu;
Hak olan Halkımızın bükülmez çelik kolu!
Dört köşeyi tutsa da çıkarın köpekleri,
Yolumuzdan dönmeyiz, yolumuz Ata yolu.
YÖNÜMÜZ!
Övün, Çalış, Güven.
Yönün hep ileriye dönük olmalı,
Geriye dönme sakın sen!
Toprak olan, etten kemikten Mustafa Kemal;
Tüm sıkıntılarında Atatürk olarak
Süreklice ben varım yalınızca ben.
Güvendiğim tek şey:
Yalınız sensin Ey! Türk Gençliği,
Yalınızca SEN.

YÜZ YILLIK ÖYKÜ ATATÜRK’TEN!
SUNU
Ben Mustafa Kemal;1881 Selanik doğumlu;
Ben, Türk Kızı Türk Zübeyde Kadın’ın;
Soyak ruhlu, Özgür soylu;
Türkoğlu Türk Rıza Efendinin oğlu.
Soruyorsanız hangi gün doğduğumu;
Mevsimlerden bahar deyin,
Aylardan Samsundan Gündoğuşu.
Ben, bir tarihin derinliklerinden uzanan,
Üçoklar’ın, Bozok’ların, Oğuz’ların,
Fatihlerin, Yavuzların,
Bükülmeyen, erimeyen çelik kolu.
Ben Mustafa Kemal;
Doludizgin aşıp ta gelmiş,
Tarihin Anadolu kalesine uzanan beşbin yıllık bir yolu.
Ben, İzmirli, Sivaslı, Erzurumlu, Vanlı,
Edirneli, Ardahanlı.
Damarlarında ulus akan,
Yüreğinde Anadolu vuran,
Kanında, Bozkırların tozundan, toprağından
Yaylaların rüzgârından bir parça olan.
Ben, göller gibi durgun,
Gerekince ırmaklar gibi coşkun akan.
Ben, Türk’ün Özgür soyundan bir simge,
Asker Mustafa Kemal, Yurttaş Mustafa Kemal,
Asyalı, Avrupalı, Makedonyalı ve Tüm Anadolulu.
Sana sözüm olacak benim soylu ulusum:
Dağıldık dünyanın dört bucağına;
Su olduk, ırmak olduk, bazen coştuk, bazen da durulduk                 Anadolu’yu yurt ettik Türklüğümüze bağladık.
Çok dinleri denedik, Gök anaya da taptık;
Onaltı devletimizi Cumhuriyetimizi bayrak yaptık.
Ne zaman ki Türklüğümüzü unuttuk,
Başımıza dertler  açtık.
SEZİ.
Bir burukluk vardı ana sütümde,
Bir tasa vardı, ezinç vardı, sızı vardı.
Beni kollarına aldığında bilmem neden,
Gözyaşları yanağıma damla, damla damlardı.
Derin, içli bakardı Mavi çocuk gözlerime,
“Tanrı, seni ulusa bağışlasın!” Derdi.
Çocuk usum düğüm, düğüm düğümlenirdi;
Anamın benden bir beklediği vardı.
Daraldı Selanik yolları, daraldı,
Küçük adımlarıma yetmez olmuştu.
Bilmediğim bir güç çekiyordu beni
Çocuk düşlerim Anadolu’ya uzanıyordu.
Kulaklarımda da bir yardım çağrısı çınlıyordu.
Yollar biri birini izliyordu,
Durmuyordu evrende zaman.
Yollar genişliyor, yollar aydınlanıyor,
Yollar Anadolu’ya uzanıyordu.
Uzundu yollar ama ne çıkar,
Yollar, inançlı adımlarıma yetmiyordu.
YOLCULUK ANADAOLU’YA
Yıl 1893,Ben asker Mustafa Kemal;
Çözülüyor bir, bir usumdaki düğümler,
Ana sütümdeki burukluk nedenmiş anlıyorum.
Tasa, ezinç, sızı yediğim lokmalara geçiyor,
İvecen adımlarım sabırsız,
Anadolu’ya doğru biri birini izliyor.
Yıl 1895,Mevsimlerden Manastır;
Zaman çarkında dönüyor Evren.
1896-1897-1898…
Savruluyor yıllar bir, bir nasıl geçerler derken.
1899 Martına varıyor zaman,
Ipılık, çiçek, çiçek açan bir umut
İstanbul gözüküyor yolun sonunda,
Açılıyor kapılar, bir, bir Anadolu yolunda.
Bir yürek Anadolu Osmanlı vücudunda
Yanıyor, tütüyor ve çırpınıyor,
Bitiyor Osmanlı, Anadolu bitiyor.
Kocaman gövdede bir tek yürek,
Yarı canlı Osmanlı vücudunda atıyor.
Yıl 1902,ben Teğmen Mustafa Kemal,
Bir sınavdan geçiyorum besbelli.
Soru: Ulus, Vatan, Özgürlük
Ulusal sınırlar içinde bütünlük;
İnsanca yaşamak, uygarlık ve Türklük.
Özünde duman var, ateş var,
Kan ve can var.
“Al” diyorlar,”yoğur bunları”;
Sonunda ölmek te var, yaşamak ta var
Yıl 1905,Aylardan Ocak;
Ben Yüzbaşı Mustafa Kemal.
Ben bir parça Anadolu’dan, harç olup karılmış,
Acısından, dumanından, ateşinden, kanından.
Ben, yürek Anadolu’yum artık,
Dost bildiği ellerce hançerlenmiş sırtından.
Kan sızıyor Anadolu’dan kan;
Acı içinde Ulus, acı içinde Vatan.
Yedi başlı bir ejderha olmuş ta dünya,
Türklüğü yutmak için çırpınan.
Gün geçtikçe kararıyor Anadolu’da gökyüzü,
Dünya daralıyor, evren daralıyor,
Güneş te doğmak bilmiyordu bir türlü.
“Vatanın böğrüne Düşman dayamış hançerini”,
Kim demiş “yok” diye*
Kuşku duymak yaraşır mı Türk’e?
Bu Ulus ölmedikçe;
Bu yurt üzerinde en son ocak sönmedikçe,
“Bulunur kurtaracak bahtı Kara Maderini”.
AYRILIK ANADOLU’DAN,
Yıl 1906;sıcak bir Şam gecesinde;
Yıllar sonra yine, Anadolu için uzaklardayım
Anadolu’mdan.
Bir yürek gibi çarpıyorum orada ve burada,
Kurtuluş umuduyla için, için yanan.
1908’de Selanik’teyim,
Birdim, on olduk, binler olacağız.
Bir umut kıvılcımı var avuçlarımızda,
Vatanımızın dört bir yanına taşıyacağımız.
Aşacağız tüm engeller, tüm zincirleri de kıracağız;
Kurtulacağız kölelikten ve karanlıklardan.
Yıl 1911;Trablusgarp’tayım;
Ejderhanın bir kolu buralara uzanmış
Sokulmak için Anadolu’muza.
Üşüşecekler  hepsi birden biliyorum,
Yine iş düşecek Anadolulu Ulu anamıza.
Yıl 1913; ateş yaklaşıyor;
Yanıyor Balkanlar alev, alev.
Yedi başlı ejderha ateş kusuyor;
Dağılmış bir avuç Türk Dört bir yanından,
Anadolu’ya göğsünü siper tutuyor.
Yıl 1914’te Yarbayım;
Yine daralıyor yollarımız, daralıyor alanlar.
Cepheler ekleniyor uçuca,
Büyüdükçe büyüyor adımlar.
ANADOLU DUMAN, DUMAN
Yıl 1915; Dünya tarihi yanıyor bu kez;
Yedi başlı ejderha sardı Anadolu’yu.
Tek vücut olmuş karşımızda
Dünyanın en sapık soyu.
Soğuktur Çanakkale’nin suyu;
Martın onsekizi göz, gözü görmez,
Düşman acımasız kurmuş pusuyu.
Üç adım ötemizde Düşman duruyor;
Siperlere dalmış Mehmedlerimiz
Vuruyor ve vuruluyor.
Bir yanda Mehmet oğlu Seyir Onbaşı,
İkiyüzdört okkalık mermisi kucağında;
Top arabasının merdivenlerine tırmanıyor.
Gözlerinde öfke, gözlerinde öç,
Analar Yiğitler yağdırıyor Çanakkale’ye.
Yer yarılıyor, gök deliniyor,
Kar yağıyor, ölüm yağıyor;
Çanakkale’de iman Medeniyeti durduruyor.
Gelibolu, Conk Bayırı, Anafartalar;
Böyle bir savaşa Tanrımız tanık olmadı
Bugüne kadar.
Başlar gövdeden ayrı, savrulmuş kollar ve bacaklar:
Benzeri cepheler her yerde, ölen de öldüren de;
Yer yerinden oynuyor;
Geçilmiyor Çanakkale, geçilemiyor.
Güneşten önce doğmuştur yurdumun üstüne Mehmet;
Düşman geliyormuş diyorlar,
Gelsin, görürüz elbet.
Boğazın suları mavidir, boğazın suları coşkun akar;
Topunun başındadır Hasan’la mevsuf,
Batarya dürbünüyle ufka bakar.
Saz olmuş Mehmed’imin Mavzeri,
Koynunda yavuklusunun işlemeli mendili,
Bir eli Anadolu, bir eli Rumeli.
Ulusunun derdiyle uyanan, ulusunun derdiyle yatan.
Geliyor ufuklardan,
Geliyor İnsafsız bir Armada;
Topları gözü olmuş medeniyetin,
Öldürecek Türk aramada.
Başlıyor insanla çeliğin cengi;
İngiliz’i, Fransız’ı ve Zenci,
Ölüm olmuşlarda yağmada.
Siperlerden kopan kollar, siperlerden kopan başlar,
Gökten Bolayır’a yağmada.
Akşam güneşinin battığı yere
Batmıştır Haşmetli bin gemi.
Medeniyet denilen çeliği, yenmiştir etten kemikten,
Yenmiştir imanın, Yenmiştir Türklüğün azmi.

BEN, MİRALAY MUSTAFA KEMAL.
Yıl 1915 sonları; yayılıyor Ejderhanın kolları,
Her baş bir başka yörede şimdi;
Sarılmak için fırsat kolluyor.
Anadolu bittikçe, Anadolu eridikçe;
Düşman taze kuvvetler yolluyor.
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar”
“Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.”
“Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış Canavar?”
Şimşek çakıyor, gök gürlüyor,
“Bu sese kulak ver Ey! Türkoğlu Türk, diyor.
“Tarih sonlanır sen tutsak olursan,”
“Düşün geçmişini, güç al, eğer zorlanırsan.”
Çanakkale destanı senin olsun ey tarih;
Biz, bize düşeni yaptık.
Tamı tamına yarım milyon insanımızı,
Vatan toprağımıza kefensiz bıraktık.
Kan verdik, can verdik yıllarca,
Türklüğümüzü geri aldık.
Yıl 1916; aylardan Nisan;
Ben Mustafa kemal Generalliğe adım atan.
Ben Çanakkale’de doğan, yıldırım ordularına uzanan.
Adana’da, Diyarbakır’da, Bitlis’te, Van’da,
Ve Kafkaslarda bir kalkan gibi duran;
Ben hâlâ Anadolu yüreği gittikçe güçlü vuran.
SAMSUN’A DOĞRU.
Dünya dönüyor, geçiyor evrende zaman,
Yıl 1919, aylardan Mayıs ayı.
Güneş yok gökyüzünde;
Yayılmış Anadolu ufuklarına bir kara duman.
Bir kol uzanıyor Batıdan, bir haber ulaşıyor
Acımı acı; Yunalı ayak basmış İzmir’e;
Saplandı Anadolu bağrıma bıçak gibi bir sancı.
15 Mayıs sabahı, sisli bir hava;
Tanrımız bilmez mi, karartmaz mı gökyüzünü.
Yeni bir güneş doğacaksa sonunda
“Eskisine ne gerek? Sana sevinç Türk ulusu,
“Yıkılacak saltanata dert.
Efsun adımlarına patladı Hasan Tahsin’in silahı;
Konak Meydanında bir Yiğit, yere diz çökmüş
Yaşlı bir Türk Kadınına esleniyordu:
“Mermim bitti Ana, gidiyorum”,
“Tanığım ol yarın Mahşerde”; diyordu.
İzmir coşmuştu kurtuluşun müjdesiyle,
İzmir, kurtuluş bayrağında dalgalanıyordu.

EJDERHANIN KOLU İSTANBUL’DA.
Kanlı ağızları Dolmabahçe’ye dönük,
Sisli dağlar gibi dalgaların üstünde.
Her yeri Düşman çizmeleri eziyor;
Düşman çizmeleri eziyor,
Dayanabilirsen dayan gel de.
Onlar da bir gün elbet, geldikleri gibi gider de.
Gel Bandırma vapuru, gel;
Varsın pusulan bozuk,
Dümenin kopuk olsun.
Durulmaz artık İstanbul denilen bu yerde.
Yol ver bize Karadeniz,
Lacivert sularınla kucakla bizi.
Özgür soylu, soyak ruhluyuz ikimiz de;
Anlarız, severiz birikirimizi.
Söyleyin ey dalgalar, Samsun uzak mı?
Samsun’da konutlar hep denize mi bakar?
Açılın önümüzden yüce dalgalar,
Bir dert taşıyoruz yüreğimizde, Cehennem kadar.
Bir bilseniz Bu dert, Türk ulusu gibi
Sizi de taa can evinizden yakar.
Doğa da dinledi sesimizi,
Yankı verdi yürekten.
“ya istiklal, ya ölüm” sesi yükseldi
Bir nur gibi yürekten.
Güneş doğuyor Samsun’a;
Umutlar üç mızrak boyu yüksekte;
Anadolu’nun yüreği samsun’da çarpıyor,
Umutlar alev almış tetikte.
ANADOLU BAŞTANBAŞA.
Yürüyün Samsunlular, yürüyün;
Amasya’da bayram var.
Vatanımızın tümü üzerin gerin kanatlarınızı,
Göksel buyruklar sızmasın aşağılara.
Ulusumuzun yazgısını öz yargısı kurtarmalı,
Bu düşünceyle gidelim Erzurum’a.

Amasya, Erzurum, Eylül’de Sivas;
Dağılıyor dertlerimiz güvenle biraz.
“Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür!”
Tarih değişse bile Anadolu Türkündür.
Yazın ey tarihler, kazınmaz biçimde bunu,
Toplanmıştır buralarda,
Dünün Göktürk’ü, Uygur’u ve Hun’u.
Öyle bir ulus ki devlet oldu her başa,
Söz geçirdi, denize, çeliğe ve de taşa.
Gelin artık Yiğitler Ankara’ya,
Yol verin Seymenler
Bir adım ötenizde egemenlik duruyor.
Gelip te görün Ey! Uygar geçinenler,
Egemenliği bilen onu nasıl kuruyor.
Yıl 1920; günlerden 23 Nisan;
Ancak böyle hür doğar, hür yaşar
Tarihinden ders alan.
“EGEMENLKİK, KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”.
Budur Türk Milletinin temeli,
İşte ulusun kendisi, Yine kendisinin Efendisi.
İnönü, Eskişehir, Dumlupınar, Sakarya,
Başladı hesap günü peş peşine sırayla.
Bir ordu olmuştu da tarih şimdi,
Bozkırın şafağından geleceğe bakıyordu;
Bir hınç olmuştu da Türk Ulusu,
Karanlıklardan aydınlığa akıyordu.
Durulur muydu bu selin önünde
Böylesine tarihi bir sınav gününde?
Baştanbaşa hınç olmuş, intikam olmuş
Öyle bir ulus ki çağlıyordu bin hırsla,
Dost bildiği ellerce sırtından vurulmuş.
Kolay değildi bu;
Kız kirletmek, kadın kirletmek kadar zevk vermiyordu.
Kirlettiği kadının oğlu, Gelinin kocası
Hınçtan bir ordu olmuştu da dimdik,
Karşı tepelerde duruyordu.
Samsun’dan Ege’ye uzandı yolumuz;
Bir başka aydınlıktı, bir başka görkemliydi,
Yolumuzun sonundaki OTUZ AĞUSTOSUMUZ.
Şimşekler çakıyor; top ve tüfek sesleri
İnletiyordu gökleri ve yeri.
BEN, BAŞKOMUTAN MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL,
“ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ”!
Bir çığ gibiydik, geçtik dağları aşarak,
Ulaştık Samsun’dan Akdeniz’e;
Bazan uçarak, bazan koşarak.
DOKUZ EYLÜL sabahı İzmir’de,
Şafakla birlikte dumanlar tütüyordu.
Deniz azmıştı, deniz
İnsan denilmeyecek mahlûkları yutuyordu.
Kuşluk vakti Kadifekalede;
Bir ayyıldız gülümsüyordu konaktaki bayrağa.
Güneş dumanlar arasında parlaktı şimdi;
Deniz yatışmıştı, denizdekilerle birlikte
Mareşal Gazi Mustafa Kemal’i selamlıyordu.
Güçlü bir yürek olmuştu ANADOLU   
İzmir’de vurulan Kars’ta duyuluyordu.
Acılı çehrelerden, sızılı yüreklerden eser yoktu.
Kime baksanız coşkulu, kime baksanız kabına sığmıyordu.
Bana Mareşal unvanı vermişler, umurumda mı?
Ulusumun mutluluğunu görmekten öte
Bundan daha ulu unvan var mı?
Yıl 1923;Ekim’in yirmi dokuzu,
Yeni bir bayrak altında topladık ulusumuzu.
Haykırın dünya’ya duysun Yeni Türk devletini;
Selamlasın bayraklar TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ.
Bir ulus olarak gene devlet olduk, baş olduk,
Yarım yüzyıl boğuştuk, kanla ateşle yoğrulduk.
Ey! Ulusum yetmiyor seni övmeye sözüm,
Gel bakalım tarihlere, nerede başlamış
Nereye uzanmış özün.
İNSANLIK İÇİN
Savaşlarda payın var, zaferlerde tüm pay senin,
Soylu bir ulusun çocuklarıyız,
İleriye, uygarlığa dönmeli adımlarımız.
“YURTTA BARIŞ, DÜNYA’DA BARIŞ”,
Yaymalıyız bunu tüm evrene,
Gezerek karış, karış.
Kin gütmeyiz biz,
Barış isteyenle kucak, kucağa yaşarız.
Bir karış toprağımız için
Dünya’yı kökünden sarsarız.
Merhamette üstümüze söz söyletmeyiz,
Budur bizim son sözümüz.
İLKELERİM.
Yıl 1924; anayasa’dan başlamalıyız işe,
Sonra devrimlerimiz gelmeli bir, bir,
İlkelerimin ışığında aydınlık ve duru.
Dosdoğru yollar gösterecek ulusuma,
Öğretecek insanca mutluluğu.
Senin özünden gelen, ruhuna uyan
İlkelerimi iyi tanı,
Birbirini tamamlayacaktır onlar da
Anlatmalısın, bilmeyip te sorana
CUMHURİYETÇİLİK, İLK İLKE.
Senin soylu ruhuna uygun,
Yaraşacak bu tek yönetim Türk’e
Tarih boyunca, senden aldığı güçle
Kendi kendini yönetti ülke.
Demokrasi diyoruz buna;
Halkın yönetimidir anlamı,
Değişmez bir yasa olarak tanıdık ve tanıttık.
EGEMENLİK KAYITSIZ VE ŞARTSIZ MİLLETİNDİR;
Unutma bu ulu kavramı;
Sakın ola vermeyesin ülkünü
Ve bu kutsal kavramı.
MİLLİYETÇİLİK, BİR BÜYÜK İLKE;
Başına sorun olur onu yanlış anlarsan.
Seni baş sayan,
Gücünü ve kudretini tanıyan ve senden kuvvet alan
Ulusal sınırlarımız içinde hür,
İnsanca yaşamak isteğiyle çırpınan,
Dünya uluslarına saygılı,
Onları kendisine saygılı kılan,
Üstün ırk düşüncesinden ırak.
Yalınca vatandaşlık bağıyla sana bağlanan
Herkesi almalısın bu bayrak altına.
Bir Ulu inançtır bu;
Güç doğar, mutluluklar doğar birlikten.
Sana dosttur tut elini,
Kim haykırabiliyorsa,
NE MUTLU TÜRKÜM diyerek yürekten.
HALKÇILIK senin ilken;
Yine senin özünden gelen.
Seveceksiniz birbirinizi
Zengin ve Fakir ayırımı gözetmeden.
Çalışınız birlikte;
Halk için ve cumhuriyet için çalışınız var gücünüzle.
Herkese mutluluk, herkese varlık
Bir avuç vurguncu yerine.
Bundan güzel duygu olur mu dünyada?
Güven içinde ve dayanışma içinde yaşamak;
Tüm engelleri birlikte aşarak.
LAİKLİK İLKEM
Laiklik ilkesinde bulacaksın gerçeği;
Din sanma ki yobazlaşmayı.
Öğreneceksin din neymiş, devlet neymiş.
İnançlarını özgürce yaşayaraktan;
Ayıracaksın din ve devlet işlerini,
Yüceleşeceksin bağnazlığı aşaraktan.
Aklın eline vereceksin imanı
Ve erdemin elinde olacak akıl.
İmanın eline düşerse yargı,
Arabistan’da kılıç olur,
Paris’te giyotin,
Moskova’da ve Berlin’de kurşun olur,
Ölüm, insanlara mutluluk ve din diye sunulur.
Yönümüz ileriye dönük; geçmiş bize dündür;
Bruno Giardano’yu Roma’da yakan,
Hallacı Mansur’un derisini yüzen de dindir.
Din midir kadınları yok saymak?
Cenneti de erkeklerin maslahatına bağlamak?
Tanrısal dogmalar silinmeli, aklın ve bilimin önünde.
Bazan içilen kandır şarap,
Bazan cennette Kevser’dir;
Dünya’da içilmesi de haramdır.
Tanrısal buyruklar; hep fakiri ve cahili vurur,
Dogmalar tutsağı insanlık
Toprak olur, çakıl olur, öylece dondurulur.
Mumyalanmış Ramses ölüsüdür
Dini dogmaların elinde bir santim ilerleyemez insanlık
Zamanın koynunda öylece durur.
İnsan sevgisi ve yurt sevgisi ve
İnsan onuru belirler kuralları.
İnsan çaresizliğinin sınırıdır yasaklar.
Yaratanın yarattığını onun adına
 Ve onun buyruğiyle Kesmek, koparmak ve cezalandırmak
Ve değişmez kurallarla yazgıları
Çağları ve insanlığı aklamak.
En büyükleri ve peygamberleri doğuran,
Her derdimize derman olan Kadını hor görmek,
Aşağılayarak kara bezlere ve kara yazgılara sarmak.
Ekmek çalanların elini
En büyük hırsızların emriyle kesmek!
Din midir tüm bunlar? Asla.
Laisizm insan aklı ile bağnazlıkla savaşmak,
Laisizm, Tanrı adına yapılan soytarılıklara dur demek.
LAİSİZM; bir onurlu yürek ve beyinle
Durduran, körleten, tutsak eden
Göksel buyruklarla savaşmak,
LAİSİZM, Tanrı yazgısını aşmak.
DEVLETÇİLİK.
Devletçilik İLKESİNE İYİ KULAK VER;
Boş yere kapılma kuşkuya.
Gücünün yettiği yerde sen,
Yetmediği yerde, devlete öncelik versen,
Çözümlenir sorunlar, ona güvenirsen.
Yatırım yapsın, iş bulsun sana,
Yalınızca Jandarma değildir devlet ana.
Deş yurdun toprağını, dök madenlerini ortaya,
Çıkar yaşamanın keyfini sen de doya, doya.
Yardımlara güvenmeden ayakta duracaksın;
Her sorunun çözümünü kendinde bulacaksın.
Devletçilik budur, ne var bundan korkacak?
İlk devletçi sen değilsin, sonuncusu da sen değilsin,
Bu kuralla ayakta kalacak.
DEVRİMCİLİK.
Devrimcilik son ilkemiz;
Kötünün yerine iyiyi,
Yanlışın yerine doğruyu koymalısın
Ve güzele yönelmelisin sürekli.
Kan dökmek, geriye gitmek değildir devrim;
Yakıp yıkmakla ve inkârlarla sonuca ulaşılmaz.
Akılcı ve mantıklı olmalısınız en az,
Ancak böyle sağlanır evrimden sonra devrim.
Her esen rüzgâra kapılma;
Hangi yönden gelirse gelsin.
Sen beşbin yıllık köklü ağaç,
Engin denizler gibi süreklisin.
DEVRİMLER.
Çıkalım artık yola doludizgin,
Yüzyıl geriyiz çağdaş uygarlık düzeyinden.
Önce öğretimden başlamalıyız işe,
Çözmeliyiz güçlükleri ana düğümünden.
Yollar boyunca okullar, fabrikalar, tarlalar
Verim dolu topraklar,
Altın sarısı başaklarla yüklü,
Verim dolu olsun gencecik başlar.
Yıllardır kapatılmış gözleri ve kulakları
Açıyor teknik, açıyor ilim.
Değişiyor kurallar bir, bir,
Gerçek söz çağdaş bilimin.
Öğrenmek için birlikte, kimmişiz;
Nerelerden geçerek gelmişiz buralara?
Kaç kola ayrılmışız dünyayı sarmak için?
Öğrenelim diyerek yansızca doğrusunu
Türk Dil Kurumunu ve Türk Tarih Kurumunu
Armağan ettim size.
Düşüncelerimizle giysilerimizle
Bizler de uygarız bundan böyle.
Kadın ve Erkek eşittir yasalar önünde;
Özgürüdür Kadınımız, seçer de seçilir de.
Çağdaş ilimler okunur, çağdaş sorunlar tartışılır,
Özgür üniversitelerimizde.
AYRILIŞ.
Onbeş yıldır birlikteyiz Cumhuriyet’te,
Onüç milyonduk, onyedi milyon olduk.
Kimimiz köylerde yaşıyoruz, kimimiz kentlerde
Mutluyuz hepimiz, yurdun efendisi olduk.
Yıl 1938, aylardan Kasım;
Ben de sizler gibi bir insanım.
Ülkeme ve Ulusuma
Görevlerim vardı yaptım;
Gecelerimi gündüzlerime kattım.
Çocuk Mustafa Kemal’dim,
Yıllar geçti, büyüdüm asker oldum.
Yıllarca Ulusumun sorunlarıyla yoğruldum.
Bazan dopdolu oldum sizlerle,
İnandım ve güvendim sizlere,
Başlatmak için Kurtuluş Savaşı’nı,
Soydum sırtımdan üniformamı,
Ben de Yurttaş Mustafa Kemal oldum.
Yoruldum artık soylu Ulusum,
Birlikte büyük işler başardık.
Bir yanda düşmanlarımızla
Bir yanda da cehaletle savaştık.
On Kasım; bugün saat sıfır dokuz;
Artık sizlerden ayrılıyorum.
Onyedinci Türk devletini,
Onyedi milyon Türk’e,
Ve Genç Cumhuriyetini
SOYLU TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET EDİYORUM.
Saat sıfır dokuz beş, vakit tamam,
Artık gözlerimi yumuyorum.
EY! TÜRK GENÇLİĞİM, SOYLU Varlığım;
Temelim sensin, güvencem sen;
Gene sırtımı sana dayardım,
Dünyaya yeniden gelsem ve
Yeniden bir savaşa girsem,
Senin yardımınla, cehaletin gözünü oyardım.
Yücelmelisin sürekli yarışta,
Başta götürmelisin ulusunu barışta ve savaşta.
Başka bir güç arama, aldanma kimselere,
Sana senden yakın dost yoktur.
Unutma ey soylu Gençliğim, sana son öğüdüm,
Muhtaç olduğun kudret
Damarlarındaki Al kanda mevcuttur.
YIL 1980 SONLARI
Hazırsınız yüzüncü doğum yılımı kutlamaya;
Ne iyi.
Kırk beş milyon olmuşsunuz görmeyeli;
Başlamışsınız sağa ve sola sapmağa.
Geliniz araştıralım, görelim neymiş nedenleri.
Neden ulaşamadınız başarıya?
Silah sesleri geliyor sokaklardan;
Savaş mı var, kiminle!
Kardeş, kardeşi mi boğazlıyor, buna sebep ne?
Sorunlar mı kısaca? Öyleyse ne duruyorsunuz?
Çözümleyin.
NEREDE Cumhuriyetin bekçisi Gençlik?
Nerede benim özerk üniversitelerim?
Nerede Meclislerim, nerede vekillerim?
Yer, yerinden oynuyordu Cumhuriyeti kurarak
Zincirleri kırdığımızda.
Tüm sorunlarımızı Mecliste çözerdik bir zamanlar;
Dünya boyun eğerdi yargımıza,
Güçlü yumruğumuzu ulus adına vurduğumuzda,
Dünya âlem gelirdi ayağımıza.
İlkeler bıraktım sizlere, yolunuzu aydınlatsın,
Sorunlarınıza ışık tutsun diyerek.
Gereksiz gördünüz bunları,
Daldınız kendi bildiğinize;
Yarım yüzyıl geçip gitmiş boş yere.
Düşman oldunuz sonunda, düştünüz biri birinize.
Ne yapalım istiyorsanız söyleyin;
Nereden başlayalım işimize*
Bir çözüm bulmalıyız ivedi;
İş, işten geçmeden.
Girmeden dönüşü olmayan yola;
Son vermeliyiz yalpalamaya sağa ve sola.
Yurttaş olmak gerektiğince,
Devleti yönetmek kolay iş değil.
Bir kez daha uyaracağım Ulusum,
Usumun erdiği ve dilimin döndüğünce,
Aç kulaklarını bu kez çok iyi dinle.
UYARI ULUSUMA.
Anlattım uzun, uzun nasıl ulaştık Cumhuriyete;
Sizlerle vererek elele.
Gerektiğinde yemeden, içmeden
Yıllarca didinip durduk.
Yeryüzünde yeni bir Türk devleti kurduk.
Utandırdık bizden umut kesenleri,
Kötü çıkan tüm sesleri susturduk.
Çok övündünüz geçmişinizle;
Biraz da çağa uymalıydınız.
Övün, Çalış; Güven dedim sizlere,
Yalınız birinciye uydunuz.
Bayramlar yaptınız günlerce süren,
Söylevler verdiniz benim üzerime,
Hani benim devlet adamlığım?
Örnek yurttaşlığım nerede?
Nerede ilkelerim?
Devlet yönetimiyle ilgili kurallarım nerede?
Laik bir ülke olun dedim;
Saygınlık gösterdim inançlarınıza.
Yürümez böyle, din ayrı,  ayrıdır devlet işi,
Göremediniz aradaki ayrıcalığı ve yüceliği;
Artık anlamalısınız bu soylu işi.
Gerçek ilime yönelin,
Çağdaş bilimleri okuyun okullarda.
Bilinçsiz yurttaş kalmasın ülkemizde.
Ben ortak bir tutku olmalıyım sizler için,
Ortak düşünmeli, çağdaş düşünmeli herkes;
Tarladaki çiftçi dağdaki çoban,
Okuldaki Öğretmen, camideki imam.
Okullara adımı vermek yetmez,
Köprüler ve yollar bensiz de geçilir.
Sorarsanız herkes Atatürkçü,
Mustafa Kemalsiz kimseler su içmez!
Yobazı ve hırsızı da Atatürkçü geçinir.
Böylesine düşkünseniz bana,
Böylesine bağlıysanız ilkelerime,
Neden geçersiz çağdaş kurallarım?
Ülkemiz neden yükselmez?
Bani sevmek, beni anlamak,
Şiirle ve destanla olası değil.
On Kasımlarda yas tutmayın sakın;
Bir hesaplaşma günü sayın kendinize.
Nasıl yaptınız, nerede yanıldınız?
Benimseyin açık yüreklilikle.
Göreceksiniz nasıl olurmuş şahlanmak,
Gerçeği yadsımanın sırası değil.
Beni seviyorsanız gerçekten;
Benimle kıvançlanın, beni övmeyin.
Alın, güncel yaşamınıza sokun beni,
Ben de sizlerden biriyim.
Toprak oldum artık, aslıma döndüm,
Bunu siz de benimseyin,
Benden ölümsüzmüş gibi söz etmeyin.
Özgürlükten sakın ödün vermeyin;
Aç kalınır, susuz yatılır da,
Özgür olunduğu sürece,
Onun da doyumsuz bir tadı vardır.
Yollarla örün yurdumuzu,
Balık ağları gibi sık olmalı.
Işık girmemiş köy kalmasın sakın;
Tüm beyinler aydınlanmalı.
Bir yarış başlatın kaldığımız yerden,
Karadan, havadan ve denizden
Nasıl yararlanıyorsa dünya ulusları,
Alın payımıza düşeni siz de.
Koparın ekmeğinizi taştan ve demirden.
Budur yaşamanın en güzel yanı,
Güçlü bir ulus olmak ve güçlü devlet kalarak
Yaşamak tarihin sonsuzluğunda.
Yer yerinden oynasa, yıkılsa cihan;
Özgür yaşamak, özgürce ölmek insan gibi
Bunu gerektirir Türklüğün soylu kanı.
EY! TÜRK GENÇLİĞİ.
Ey! Türk Gençliği, gözümün bebeği,
Senin için vermiştim hitabemi.
Kulaklarını aç ta bir daha dinle beni:
“EY TÜRK GENÇLİĞİ,”
“Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini
İlelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek,
Dâhili ve harici bedhahların olacaktır.
Bir gün istiklal ve cumhuriyetini,
Müdafaa mecburiyetine düşersen,
Vazifeye atılmak için;
İçinde bulunacağın vaziyetin, imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.
Bu imkân ve şerait çok na müsait
Bir vaziyette tezahür edebilir.
İstiklal ve cumhuriyete kastedecek düşmanlar,
Bütün dünya da emsali görülmemiş
Bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile
Aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş,
Bütün tersanelerine girilmiş,
Bütün orduları dağıtılmış
Ve memleketin her köşesi bilfiil
İşgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim
Ve daha vahim olmak üzere;
Memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar
GAFLET, DALALET  VE HATTA
İHANET içinde bulunabilirler.
Bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini
Müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakrü zaruret içinde,
Harap ve bitap düşmüş olabilir.
EY! TÜRK İSTİKBALİNİN EVLADI,
İşte;
Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen;
TÜRK İSTİKLALİNİ VE CUMHURİYETİNİ kurtarmaktır.
Muhtaç olduğun kudret,
DAMARLARINDAKİ AL KANDA MEVCUTTUR.
FORMÜL!
GAFLET=Tüm toplum,
DALALET=Aydınım diyenler,
İHANET=İktidara sahip olanlar, Dâhili ve Harici Bedhahlarımız.
YANITIMIZ
VE
FORMÜLÜMÜZ:
UĞUR MUMCU
Namus derdin, onur derdin,
Yiğitliğine de yiğittin.
Bakmazdın paraya ve pula;
Atatürk derdin, cumhuriyet derdin.
Öldürdüler seni güya;
Ölümle ölümsüzlüğe erdin.
Birleri bin ettin, yüz binleri de bir.
Katiller her zaman korkaktır,
Korkaklar da her zaman katil.
UĞUR’LARLA dolu ülkemiz;
Yaşarken ölüyor hırsızlar.
Seni biz biliyoruz, bizi sen de sen bil.

UĞUR MUMCU
Sayende aydınlıktayız,
Onurluyuz sayende.
Seninle dopdoluyuz,
Seninle gururluyuz.
EN BÜYÜKLERİMİZ.
Herkesin bir büyüklük ölçüsü vardır. Bunun için de büyüklük görecelidir. Benim değer ölçülerime göre de Türk tarihindeki en büyüklerimizi şöylece sıralayabiliriz:
1*BİLGE KAĞAN.
19 Yaşında,19 kişiyle Çinlilere başkaldırmış,19 yıl onlarla savaşmıştır. Bilge Kağanın babası İlteriş Kağan ile Annesi İlbilge Hatun ve onları izleyen 17 kişilik Türk ekibi Çin ile savaşı başlatmışlardır. Bilge Kağan, koymuş olduğu ilkelere bağlı kalmayarak, bir Çinli kızla evlenmesi nedeniyle gerdek gecesi bıçaklanarak öldürülmüştür.
2*KAŞKARLI MAHMUT.
Yazmış olduğu Divan’ı Lügat’it Türk’ü; Bağdat’taki Arap Halifesine, Türkçeyi öğrenmesi maksadıyla sunarken:
“Edebiyata meraklı olduğunuzu duydum; edebiyat bu dil ile yapılır!”,Tanrımız, ulusları gütme yularını Türk’e vermiştir!”Demiştir. Bir toplumun dili varsa o toplum ulustur, gerisi de boştur.
3*YUNUS EMRE
Selçuklunun aydın ve yöneticilerine ve fars hayranlarına bir teki olarak Ortasyaca görevlendirilmiş, Karaman’da bir çiftlik sahibidir. Mevlana Celalettin’i Rumi’nin 26,618 beyitlik mesnevisini bir beyite indirmiştir:
“Etten kemiğe büründüm,
Yunus oluben göründüm.”
4*KARAMNLI MEHMET BEY.
5*Dedem Korkut. Dede Korkut masallarını Türk edebiyatına kazandırmıştır.
6*İKİNCİ MAHMUT.
Sosyal bünyemizde ve devlet yönetimimizdeki hastalıkları ve çarelerini görmüş bir ulu padişahımızdır. Fransız asıllı anasının ve Üçüncü selim’in etkisi yadsınamaz.
6*-EN BÜYÜK KÖKENİMİZ OĞUZ HAN.
OĞUZ ATA, MAHMUT ATA, KORKUT ATA VE KEMAL ATA.
Hepsinin de toplamı Mustafa Kemal ATATÜRK’TÜR.
Mevlana Farsça gazellerini ve Mesnevisini Farsça yazarken, Türkçeyi resmi devlet dili yapmıştır.
Dilimize, dinimize ve ulusal bütünlüğümüze düşman bir hain ve ruh hastasını ermiş yapıp çıkan bazı soytarılara verilecek yanıtımız çoktur. Apaçık Kur’an ayetlerinden medet uman bu gafiller ihanetlerinin büyüklüğünün farkında bile değildirler.
SAYILARIN KUTSALLIĞI 3.7.9.12.18.19.40.41 ve 52 sayıları, bazı inanç gruplarınca kutsal sayılır. Bazı sa­pık dini akımlarda;  bazı ruh hastası hainlerimize, cifir ve ebcet hesaplarıyla kutsallık yakıştırılmaktadırlar.
Ayetlerin harflerinin sayılarını toplayarak; onlardan yardım ummaktadırlar. Tek sayısal uyum ATATÜRK’TEDİR. Bunu mistik sayıklama yapmayız.
Sayılar kutsalsa; o kutsallık, hiçbir zorlamaya, sapkınlığa başvurmadan Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN yaşamında vardır. Doğumu 1881'dir. Bunun Arapça yazılışı (IAAI’’ DİR.
Bir erkeğin sağındaki kadınıyla elele tutuştuğunu görelim; erkeğin sağ eli, kadının sol eli yine (!AA!) eder. Erkeğin sağ elinde (lA), kadının sol elinde (AI) yazılıdır.
Efendim; kadın solda olur, denilirse; kadının sağ elinde (lA), erkeğin sol elinde (AI) birleşince yine de (IAAI) oluşur.
        Bu ellerin aynen birleştiğini düşünüp sayıları toplayalım:
lA + AI = 18
1881 eder.
AI + lA = 81

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK = 19 (Ondokuz) harflidir.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE = 19 (Ondokuz) harflidir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:
1881'de doğmuştur,
19’Uncu asırdır,
19’Uncu Asrın bitimine 19 yıl vardır.
19 Mayıs 1919'da SAMSUN’A çıkmıştır.
19 + 19 + 19 = 57 eder.
SAMSUN’A çıktığında 38 yaşındadır. 57 yaşında da aramızdan ayrılmıştır.
1915'de 19’Uncu Tümen Komutanı olmuştur. 19 +15 = 34 eder. O tarihte 34 yaşın­dadır.
1920'de T.B.M.M. açılmıştır.
19 + 20 + 39 eder. O tarihte 39 yaşındadır.
3 Mart, 1924'de Hilafeti kaldırmıştır. 19 + 24 = 43 eder. O tarihte 43 yaşındadır.
25.4.1915'de ARIBURNU’NDA düşmanı; önce geri çekilen, 19 jandarma erine süngü taktırarak mevzilendirmiş ve durdurmuş, sonra da 57’İnci Alayı koşar adımlarla savaş alanına sürmüştür. Mustafa Kemal olarak bu 19’Uncu Tümen'in 57’İnci Alay'! İle doğmuş, 57 yaşında hayata gözlerini yummuştur.
Sicil Numarası: 317/8 = 19 eder.
1915'de 19 + 15 + 34 yaşındadır.
İsmet İnönü’nün, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ölüm gününde söylediği söylevi 19 cümledir.
Bismillahirrahmanirrahim'in Arapça yazılışı 19 harften oluşmaktadır.

ATATÜRK:
19 Yaşında Harp Okulu'na girmiştir.
19 yıl askerlik yapmıştır.
19 yıl da devletimizi yönetmiştir.
19 Eylül 1921'de Mareşal olmuştur.
        19 Kasım 1938'de cenazesi ANKARA’YA getiriliştir.
        1919 içinde 101 adet 19 vardır.
       Sayılar kutsalsa bu kutsallık Tanrısal ise; ATATÜRK’ÜN çıkışı, devrimi, ölümsüz önder­liği, Türk ulusu için kutsallığı da Tanrısaldır...

29 Ekim 1975 Osman TÜRKOĞUZ
J. Yarbay
117’İnciSınır. J. A.K.V. Kızıltepe/MARDİN

       BİLGE KAĞAN:

19 SENEDE YETİŞMİŞ
19 SENE ÇİN’LE DÖVÜŞMÜŞ
19 SENE DEVLET BAŞKANLIĞI YAPMIŞ
19 KİŞİYLE ÇİN’E BAŞKALDIRMIŞ
57 YAŞINDA ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR

ATATÜRK, Samsun’a 19 kişiyle çıkmıştır.
Kuran’ı Kerim’de büyük ölçüde 19 uyumu vardır.

Bilge KAĞAN’IN babası, İlteriş KAĞAN ile Annesi İlbilge Hatun, 17 kişiyle, Çin'e başkaldırmıştı
1976'dan sonra, Kur-an'ı Kerim'in 19. sayısıyla ilgisi üzerine araştırmalar yoğunlaştırılmıştı.
Londra'da Ahmed Deadat, bir dernek ve yayınevi kurdu. Sonradan bu araştırmadan vazgeçti. Libya asıllı, Mısırlı Ziraat Mühendisi Reşat Halife, A.BD giderek 19 ve Kuran’ı Ker­im üzerine çalıştı. Kur'anda fazla ayet olduğunu savundu ve sonra da peygamberciğini ilan et­ti ve öldürüldü.
Karacan Yayınlarından, Bilinmeyenler Ansiklopedisinde, bu konuda makale yayınlandı
       Sonunda: ünlü Sunucu Cenk KORAY, 19 ve ATATÜRK adlı bir kitap yayımlayarak satış rekorları kırdı.
“Elinde tek bir asker, tek bir silah bile bırakılmamış devleti, mezardan hayata kavuşturmadı mı? Sakarya zaferinden sonra millet ona “GAZİ” unvanı vermedi mi?
Şimdi adı bir ayet büyüklüğünü taşıyan bu zatın ismini “Gazi Mustafa Kemal’i ebced hesabıyla hesaplayınız. Zaferinin tarihini yani(1338–1922) i bulursunuz. Gâvur dediğiniz adama Allah bu nimeti nasip etmez.

Bu uzun yazıyı ona Protestanlığı isnat edecek kadar İslamlığı bilmeyen ve böylece Nahl suresinin 125. ayetini inkâr eylemiş bulunan Müslümanlara Enfâl suresinin 24. ayetini okumalarını ve onun Devlet ve Millete hayat veren davetine icabet ediniz” sözünü tekrarlayarak son vermek istiyorum.>>
Av.Dr A.ALTUNSU, Osmanlı Şeyhülislamları S.XXXV. Prof. DR. Vasfi Raşit SEVİG’İN Önsözü 74.
Sözlüğe göre Hurufilik.
Huruf= (A.i) Harf. çğ. Harfler
ilm'i Huruf = Harflerden mana çıkarıp, yorumlama bilgisi çğ. Hurufat.
Hurufat, (A.i) = Huruf'un çoğulu, Harfler.
Hurufi, (A.S), Huruf bilgisi ile ilgili olan (Tas).
Tanrı'nın kelam suretinde tecelli ve harflerle belirtilmesine inanan. M.N. Ozon, S.g.e. s. 340
İFTİRALARLA, KARALAMALARLA VE KAHRAMANLARIMIZIN ESİR KAMPLARINA TIKILDIĞI, İRTİCA İLE DOLU GÜNÜMÜZDE; bu üç şiirimi, TÜRK ASKERİNE, MEHMETÇİK’E ARMAĞAN EDİYORUM.-Bu şiirler kitabımızda d vardır--

SINIRLARDA MEHMEDİM.
Yüreğini yastık yapmışta arkasına,
Gözleri, ellerinde dürbün;
Yağmurla, rüzgârla, karla beraber,
Gecelerin arkasında,
Mevzidedir, benim MEHMEDİM.
Kaçakçı kurşunları gelir ziyaretine;
Katık yapar da kuru ekmeğine,
Ulusunun tüm sevgisini katar.
Geceler boyu sınırdadır MEHMEDİM,
Ayla beraber,
Güneşle yatağına yatar…
Silah sesleri böler geceyi,
Bazen üçe, bazen de dörde.
Kırk milyon olurda MEHMEDİM
Öyle vurulur, öyle ölür,
Öyle düşer, düşerse derde…
Ne bir Ana bulunur,

Ne de bir Bacı yanında.
Kırk milyon Türk uyur,
Mışıl, mışıl
MEHMEDİNİN ardında.
Vurulur MEHMEDİM,
Kış ortasında, yaz ortasında.
Vurulu, vurulur MEHMEDİM,
Yıldızların ve Ayın tanığında,
GECELER AYDINLANIR KANINDA,
TOPRAK VATAN OLUR CANINDA…
Bir sigara gibi tüttürür,
Upuzun kış gecelerini.
Yalınızdık ta çekilir mi hiç,
Kar olmasa, yağmur olmasa;
Kaçakçı kurşunları da olmasa.
Tespih yaparda MEHMEDİM,
Sabır, sabır çeker, ya teskeresini,
Ya da izinini.
Vurulur ölür MEHMEDİM,
Bazen gecenin ortasında.
BİLİR AMA MEHMEDİM, BİLİR,
KIRK MİLYON TÜRK UYUR GECELERİ,-1976--
MIŞIL, MIŞIL,
Uykusuz MEHMEDİMİN ARKASINDA.
Su uyur,
Taş uyur,
Düşman uyur da,
UYUMAZ SINIRLARDA BENİM MEHMEDİM…
Yâr mektupları sarar
Sigara diye, içer, içer de,
Hasret giderir.
VURULUR, ÖLÜR DE BENİM MEHMEDİM,
AK GÜVERCİNLER GİBİ RUHUNU,
SELAM, SELAM, SELAM DİYEREK,
ULUSUNA GÖNDERİR. 23Ocak.1976 Kızıltepe.

MEHMETÇİK
Çağları değiştiren, yüreğindeki kandır,
Zaferleri kazandıran ruhundaki imandır.
Hangi görevi alsan, ölür dönmezsin geri,
Sen, çağların en yiğit, en yürekli askeri
SANCAĞINDIR ELİNDE, ATATÜRK’ÜN İLKESİ,
ÖLÜMSÜZDÜR SAYENDE, TÜRK’ÜN ŞANLI ÜLKESİ,
Yolunu aydınlatan, senin ölmez ATANDIR,
Uğrunda öldüğün şey, ölümsüz bu VATANDIR.
Her çağda öndesin sen, yiğitlikte, mertlikte,
Senin ölümsüz Pirin, Malazgirt’te yatandır.
SANCAĞINDIR ELİNDE, ATATÜRK’ÜN İLKESİ,
ÖLÜMSÜZDÜR SAYENDE, TÜRK’ÜN ŞANLI ÜLKESİ.

Yiğitlik destanlaşır, senin yiğit özünde,
Şüphe yok, yalan da yok, verilmiş her sözünde;
Sen en kutsal varlıksın, ulusunun gözünde,
SANCAĞINDIR ELİNDE, ATATÜRK’ÜN İLKESİ,
ÖLÜMSÜZDÜR SAYENDE, TÜRK’ÜN ŞANLI ÜLKESİ.
Sırpsındığı, Kosova, Sakarya, Dumlupınar,
Her meydan savaşında, senin ölmez adın var.
Ortaasya’dan çıkıp, Manş Denizine kadar,
Her kıta’da adın var, her destan’da yâdın var.
SANCAĞINDIR ELİNDE, ATATÜRK’ÜN İLKESİ,
ÖLÜMSÜZDÜR SAYENDE, TÜRK’ÜN ŞANLI İLKESİ.
FEDAKÂRLIK KANINDA, ATALARDAN MİRASTIR,
ÜLKENE CAN BAĞIŞIN YALNIZCA SANA HASTIR.
SANA DÜŞMAN GÜÇLERİN, KADERİ DERTTİR VE YASTIR;
İTAAT BAYRAK GİBİ, ELİNDE TEK MİRASTIR.
SANCAĞINDIR ELİNDE, ATATÜRK’ÜN İLKESİ,
ÖLÜMSÜZDÜR SAYENDE, TÜRK’ÜN ŞANLI ÜLKESİ.

ATATÜRK JANDARMASI.
Anafartalar senin, Conk bayırları senin,
Namususun ulusun, namususun ülkemin.
Tarihlerde şan senin, zaferlerde kan senin,
Namusluya dostsun sen, kötüye kelepçesin.
ÜLKEM SENİNLE MUTLU, ULUS SENLE İLERİ,
MEŞALDİR GÖNLÜNDE, ATATÜRK İLKELERİ…

Kanun, nizam yolunda nice şehitlerin var,
Barışa egemensin, savaşlarda adın var.
Anafartadan çıkıp, Beşparmaklara kadar,
Kanınla çizilmiştir, bu kutsal haritalar.
ÜLKEM SENİNLE MUTLU, ULUS SENLE İLERİ,
MEŞALENDİR GÖNLÜNDE, ATATÜRK İLKELERİ…
Sınırlara dikmişsin bedenden kaleleri,
Kitabında durmak yok, ileri, hep ileri.
Siz destan varlıkları, ATATÜRK’ÜN ERLERİ,
ÜLKEM SİZİNLE MUTLU, ULUS SİZLE İLERİ,
MEŞALENDİR GÖNLÜNDE, ATATÜRK İLKELERİ…
Nöbetin var denizde, ovalarda ve dağda,
Barışta savaşın var, kötülerle her çağda.
VATAN, MİLLET DENİNCE, IRMAKLAR GİBİ ÇAĞLA,
KİTABINDA DÖNMEK YOK, İLERİ, HEP İLERİ.
ÜLKEM SENİNLE MUTLU, ULUS SENLE İLERİ,
MEŞALENDİR GÖNLÜNDE, ATATÜRK İLKELERİ.
Kitabımızın arka kapağında şu bilgiler de mevcuttur:
OSMAN TÜRKOĞUZ: 15 Mayıs 1931 Hatundere köyü/Menemen doğumlu. İlkokul’u Helvacı Köy’de tamamladıktan sonra, Menemen Ortaokulunu, Kuleli Asker Lisesini ve Kara Harp Okulunu bitirerek, 30 Ağustos 1953’te Jandarma asteğmeni olarak mezun olmuştur. Piyade Okulu, Jandarma Subay Okulu, Ordu Yabancı Diller Okulu, Besançon Üniversitesi –Fr--CLA. Dil Okulu, Komando Kursu ve Cenevre’de Keyif Verici Maddeler üzerine iki aylık seminer. 02 Eylül 1985 tarihinde, Albay rütbesiyle Resen! Emekli edildikten sonra; Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Yayımlanmış eserlerinin yanı sıra çok sayıda eseri daha vardır.
İRFAN KONUR TÜRKOĞUZ: 10 Haziran 1942 Hatundere Köyü/Menemen doğumlu. İlkokulu köyünde, Ortaokulu da Menemen’de bitirdikten sonra; İzmir Hava Lisesini ve30 Ağustos 1965’te  Hava Harp okulunu bitirmiştir. Hava Lisan Okulu İngilizce Dil kursu, Hava Savunma Okulunda Meslek Kursu gördükten sonra, aynı okulda yedi sene öğretmenlik yapmıştır. ABD’de Hava Savunma Öğretmen Kursunu tamamladıktan sonra; yine Amerika’da İngiliz Dili Temel ve Tekâmül Kurslarını görmüştür. Hava Lisan Okulunda 12 sene İngilizce öğretmenliği ve şube müdürlüğü yapmıştır. Genelkurmay Başkanlığı Tercüme Şube Müdürlüğünden istifa ederek ayrılmıştır. İki defa da mümtazen terfi etmiştir. TRT repertuarında 18 şarkısı vardır. Yayımlanmış romanları ve şiir kitapları mevcuttur.

Hiç yorum yok:

İzleyiciler

Blog Arşivi