OSMAN
TÜRKOĞUZ
TV.
Çeşmealtı,05 Ekim 2015.
“Dini
kitapları okuyup anlayamayanlar dindar
olurlar.Okuyup anlayanlar da Ateist olurlar!?Nikola Tesla/1856/1941/Ünlü Hırvat
asıllı fizik bilgini.
İNSAN TANRILAR?!
“Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın göğe yansıması ALLAHTIR?Bir AKP’Lİ Sapık?! Burada bir yanlış anlatım
vardır:Sayın Bay Recep,göğe yansımamış, tanrı olarak yere indirilmiştir!
“Sayın
Recep Tayyip Erdoğan,son peygamberdir?”Bir AKP Sapığı daha?!
“AKP,Allah’ın
partisidir.Ona oy vermeyen,Mehti’nin gelişini engelleyen Kâfirlerdendir?!Mehmet
Metiner,AKP’NİN Yalaka Sapığı?!
“Sayın Erdoğan’a iktidarı Allah vermiştir?! AKP Sapığı
bir imam daha?!
“Allah
yetkilerini Tayyip’e vermiştir.Yağmurları o yağdırıyor,istese yağmur yağdırtmaz!?Urfalı
bir AKP Sapığı daha?!
“ALLAH
ölmeseydi,oyunu Recep Tayyip Erdoğan’a verirdi?!”Bir AKPE’Lİ SAPIK
DAHA.Yanıtım:Bir Sapık çıktı;Eski bir İmamı ALLAH/FİRAVUN/ yapmak için ALLAH’I
ÖLDÜRDÜ;bizim Allahımız,Mustafa Kemal’i Türk Ulusuna vererek insanlığın yüzünü
güldürdü?!Ostüzü.”Allah bir ulusa yardım etmeye karar verdiğin zaman,o ulusa
Mustafa Kemaller gönderir!?”İranlı bir gazeteci,1938,Tahran.
Mağaralarda
ve ağaç kovuklarında yaşayan maymunumsu insanoğlu, doğa olaylarına bakarak bir
nedensellik kuralı ortaya koymuştur. Ormanlar yanmakta, nehirler taşmakta,
gökten yıldırımlar ve buz parçalarları yağmaktadır. Öyle ise, tüm bunlar
görünmez güçlerin eserleridir. İnsanların başlarına bela olan tüm bunlar, bazı
insanların yapmış oldukları hataların eseridir. Bu belalardan kurtulabilmek
için bu görünmez güçlere kurbanlar sunmak,bu belalara neden olanları da
cezalandırmak gerektir!? Hükmüne
varılarak, insanlar kurban edilmiştir. Aztekler, tüylü
yılan/Guatzekuatıl/tanrısına senede 20.000İnsan kurban etmişleridir. Mayalar da
bu tanrının adı Kukul-kan olarak değiştirerek aynen alınmıştır. Değişik
toplumlar, diğer toplumların tanrılarını ya aynen ya da adını değiştirerek kabul
etmişlerdir. Dünyamızın çeşitli yörelerindeki toplumlar, birer tanrısal âlem
yaratarak bunları bir baştanrıya bağlamışlardır. Tanrıları, insanların yönetim
sistemi gibi bir sisteme bağlamışlardır. Önceleri soyut olarak düşünülen
tanrılar, sonraları heykelleriyle somutlaştırılmışlardır. Tanrı kavramı
soyutlaştırıldıktan sonra, ihtilafların, yağma ve katliamların kaynağı
olmuştur. Antik toplumların tanrı ailelerini görelim Önce,
Gılgamış Destanının Tufan anlatımında geçen bazı Sümer tanrılarının adlarını ve
evrensel görevlerini görelim:
ANULAN),Yukarıdaki Büyük tanrıların atası.
ENLİL: Yerin, yelin ve evrensel havanın tanrısı.
NİNURTA(NİN GİRSU):Savaş tanrısı.
EA(ENKİ):Anu’nun çocuğu, tatlı suların ve bilgeliğin tanrısı, sanat koruyucusu.
ŞAMAS: Güneş, Istar’ın hem kocası hem de kardeşi.
SULLAT: Fırtınanın ve kötü havanın habercisi.
HANİŞ: Fırtınanın ve kötü haberin göksel habercisi.
HERGAL: Yeraltının ve Vebanın tanrısı.
ANUNNAKİ: ANU’NUN soyundan gelen ÖLÜM YARGIÇLARI.
İŞTAR: Bereket, aşk ve savaş tanrısı, ANU’NUN kızı.
NİSİR DAĞI: Utnapiştim’in gemisinin Tufandan sonra karaya oturduğu dağın adı.
Kurtuluş Dağı.
UTNAPİŞTİM: Eski Babil’de Utnapiştim’in. Sümerlerde Ziusudra diye anılan Bilge
Kral ve Şurrupak Rahibi. Irmakların ağzı Mezopotamya.
URUK: İncil’de Erech olarak geçen Babil’in güneyinde Fara(Şurrupak) ve Ur
arasında, bugün Warka diye anılan şehir.
ENKİDU: Gılgamış’ın yoldaşı, Yabanıl ve doğal bir yaratık.
HİTİT TANRILARI: Her Hitit şehrinin bir
koruyucu tanrısı vardı.
1-Alalu,2-Anu,3-Aranza,4-Aştapi,5-EA,6-Erişkigal,7-Nin-Tu,8-Hepat,9-Hapantaliia,10-illusanka,11-Hedammu,12-:impaluri,13-inana,14-Kamnuşepa,15-Kaşku.16-Hepat,17-Siu,18-Hepatınu,19-Wurunkatte,,20-Şulunkatte,21-kamrusepa,22-Halki,23-İspant,23-Sıwat,24-Telepinu,25-İlluyanka,26-Papaya,27-Aya,28-Pirwaa,29-Ubelluri,30-KAŞKU,31-kummiia,32-Kumarbi,33-Kubabna,34-Katahzupuri,35-Tara-Teşup.
ASUR TANRILARI:
1-MARDUK,/Babil’den/Baştanrı,2-Sin,3-Nin-Urta,4-Adad,5-Nusku,6-Nina,7-İşara,8-Temmuz.
ATİNA TANRILARI:
1-Zeus,
Baştanrı,2-Poseidon,3-Hera,4-Afrodit,5-Athena,6-Ares,7-Apollon,8-Artemis,9-Hepaistos,10-Hermes,11-Dionizos,12-Hades.
ROMA TANRILARI
1-Jüpiter,
Baştanrı,2-Neptün,3-Juno,4-Venüs,5-Minerva,6-Mars,7-Apollon,8-Diana,9-Vulkan,10-Merkür,11-Baküs,12-Plüton,13Ceres,14-Vasta.
Sonunda, Hükümdarlar; Mısır’da Firavunlar, Roma’da
İmparatorlar tanrı sayıldılar. Bunlar, kız kardeşleri ile ve kızları ile de
evlenebilirlerdi.İmparator Kaligula,iki kızkardeşinin de ırzlarına geçmiş,atını
da Senatör yapmıştır.İmparator Karakalla,annesini odasına girdiğinde
çırılçıplak gördüğü annesine:”Anne,vücudun çok güzelmiş?!”Dediğin de;şu yanıtı
almıştır:
“İstersen
senin olur?!”15 yaşındaki Şaşkın İmparator;
“Unutma ki annemsin?!Dediğin de annesinin şu
yanıtı üzerine annesini oracıkta becermiştir:”Unutma ki sen bir
tanrısın.Annelik ve evlatlık insanlar
içindir?!Yedinci Kleopatra,14 yaşında iken 16 yaşındaki ağabeysi ile
evlenmiştir.Halikarnas Kraliçesi Semiramisin kocası da Ağabeysi Mozeledir.Osmanlı
Padişahları Allahlıklarını dolaylın yoldan ilan ederek topluma kabul
ettirmişlerdir.”ALLAHIN YERYÜZÜNDE GÖLGESİ?! MADDİ VE SOMUT ŞEYLERİN GÖLGESİ OLUR.
ALLAH’IN GÖLGESİ OLDUĞUNA GÖRE, ALLAH TA MADDİ BİR OLGU OLMAKTADIR. ALLAH’IN
bir tek can alıcısı/Azrail/variken,Yeryüzündeki
Gölgesinin 73 Cellâdı vardı! Halkı sürülerle otlarken hergün sarayında
1000 koyun kesilir, mutfağında 1000 kişi çalışır, yatağına girmek için 1500
cariye de sıra beklerdi. Bu nasıl Allah’ın gölgesi olur? Gök cisimleri yeri aydınlatır,
bu aydınlıktan da gölgeler oluşur.
Tek tanrı fikrini bulan
Mısır Firavunu Dördüncü Amenofis/Akheneton/’un Nefertiti’den altı kızı
olduğunda, oğlan çocuğu sahibi olabilmek için iki kızı ile de evlenmişti.
Semavi dinlerin dua olarak kullandığı bir metin de bu Firavuna aittir.
Üşenmeden aşağıdaki alıntıyı iyice okumalıyız. Cennetten arsa satan çok tanrılı
din adamları, bu Firavun’unu öldürmüşlerdir. Sonraları, Ortaçağda, Roma’daki
Hıristiyan papazları da ENDELÜJANS/Cennet tapusu /Günahlardan arındırma belgesi/satmışlardır.
18’inci ve 20’inci asırlarda da Indulgence, Indulgencis, Endulgans belgeleri
satılmıştır.Günümüzde de AKEPE’Lİ ÇAĞ DIŞI ALLAHSIZLAR, SAYIN RECEP BEYİMİZİ
ALLAH MERTEBESİNE ÇIKARTARAK CENNETİ SATMAKTADIRLAR.Cennete gitmenin tek yolu AKPE’YE OY VERMEK OLMUŞTUR?! SAYIN
RECEP BEYİMİZ,TANRI OLDUKTN SONRA,BAŞBAKANI NEBİ,BAKANLARI DA melekleri
olmaktadır.ULU TANRIMIZIN DÖRT BÜYÜK MELEĞİ VARDIR.ZEÜS’ÜN DE DOKUZ
KIZI/MUSALARI/ VARDIR?!ÜTFEN OKUYALIM DA TOPLUMUMUZU SALAK YERİNE KOYAN
NAMUSSUZLARIN YÜZLERİNE TÜKÜRELİM:
"Tanrı
uludur, birdir, tektir
Ondan başkası yoktur
Bir tanedir
O'dur her varlığı yaratan...."
Yok hayır... Ezan değil. Mısır hükümdarı (firavunu) Akhenaton'un (Amenofis'in)
yazdığı bir şiir.
Şiir şöyle devam ediyor:
"Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman."Azra Erhat tercümesi,
MÖ.
Sekizinci asırda yaşamış olan Çoban Şair Hesiodos’un “İşler ve Günler” adlı
yapıtından Baştanrı Zeus’u öven on dizelik bir şiir:
“Ey
dillere destan Piene Musa’ları,
Sözünü
etmeye gelin Zeus’un,
Övmeye
gelin babanızı.
Odur
ünlü kılan, ünsüz bırakan insanları.
Zeus
diledi mi şanslısın, dilemedi mi şansız.
Güçsüze
güç verir, güçlüyü ezer,
Eğiverir
mağrur başları, yükseltir alçak gönülleri.
Kamburu
dimdik eder, dimdiki kambur,
Yücelerde
oturan, göklerden seslenen Zeus.
Dinle
beni, gör beni, işit beni,
Dike’lerden
yana gitsin yargıların, Ben
Perses’e gerçekleri söylerken.”PERSES,Hesiodos’un kardeşi.Allah’ı neden
göklerde aramaktayız!?İşte nedenleri.Zeus Pére =Zeus baba.Latince
Deus=Tanrı.Dıes –Peter=Zeus baba.Latince Zeu—Dyeu-Tanrı. Ostüzü. Azra Erhat,
Mitolojik Sözlük, Zeus maddesi. ELİ, İLO, İlah=Allah=Helois Yahudice. La Mére
de Ciéle=Göklerin anası, Meryem ana.
Tek tanrılı dinlerin hakiki kurucusu Amenofis, her duanın sonunda
kendi adının zikredilmesi talimatı vermiş: 'Amen!'
Önce Tevrat'a oradan da İslamiyet sirayet eden 'âmin' de oradan.
Yani "Amen" kelimesi eski Mısır dili olan Koptça. (Kıpti kelimesi de
ordan gelir..) ve o devirde kıtlık nedeniyle Mısır'a göç etmiş olan Yahudiler
de o zamanki Mısır geleneğine uyarak böyle söylemeye başladılar.
Anlaşıldığı kadarı ile Yahudileri Mısır'dan çıkaran Hz. Musa bu geleneğe
dokunmamış ve bu gelenek Yahudilikten sonra Müslümanlıkta da iyice kök salmış.
Gariptir ki, gerek Tevrat gerekse Kuran’da Firavunlar en nefret edilen kişiler
olarak tanıtılmakta iken hem Yahudi ve Hıristiyanlar hem de Müslümanlar günde
birçok kere nefret ettikleri Firavunun adını anmaktalar...
TEK TANRILI dinlerin atası, öncüsü
AKHENATON..
Amenhotep IV (4’üncü Amenofis) 18’inci Mısır hanedanının 10’uncu firavunudur ve
Kraliçe Tiye ile Amenhotep III'un küçük oğludur, büyük kardeşi Thutmose'dir.
MO.1353-1336 yılları arasında hüküm sürdü. Eşi Nefertiti'dir.
İsimleri:
-Amenhotep (Doğumda verilen ismi)
-Amenofis (Doğumda verilen ismin Yunancası)
-Nefer-kheperu-Ré (Ön ismi ya da unvanı)
-Ankhenaten (Anlamı: Aten için çalışan, Aten'in hizmetkârı) Atenismi kurduğunda
aldığı isim.
-Ankhenaton: (Aten'in diğer bir söylenişi Aton'dur)
Diğer söylenişler: İknaton, İknaten, Akineton, Akenaton
Tahta geçişinin daha birinci yılında (başka bir bilgiye göre beşinci yılında 45
yaşında) Ra, Maat, Hathor, İsis, Neftis, Set gibi tüm Mısır tanrılarını terk
ederek tek tanrının Güneş Tanrısı Aton olduğunu ilan etti. Tapınaklardaki bütün
putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı isimlerinin kazınmasını emretti.
(Bunlar daha çok Tanrıların kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerini gösteren
resimlerdi)
Mısır’da o asırda halk tam 13 tanrıya inanıyordu (nitekim bu mesele daha sonra
Hıristiyanlığa uğursuzluk olarak girecektir).
Akheneton’un inandığı ve halkının da
inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil,
bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi. Güneş’i, Ay’ı, yıldızları yaratan
“O” idi.
Böylece dünyada ilk defa tek tanrılı din ortaya konulmuş oldu.
Araştırmacılara göre, Aten (Aton), Ra-Amon-Horus'un özelliklerinin bir
karışımını temsil etmektedir.
Akhenaton'un en bilinen özelligi AKROMEGALİ hastalığıdır. Sayısız aile içi
(ensest) özellikle kardeş evliliklerde bu genetik bozukluk ortaya çıkar.
Akromegali, hipofiz bezinin büyüme hormonunu aşırı salgılanması sonucunda
ergenlik çağında ortaya çıkar, Akhenaton'da olduğu gibi nadiren ergenlik
öncesinde de görülür.
Yüz öne doğru kafatası geriye doğru uzar. El ve ayaklarda aşırı uzama, kalp ve
solunum zorlukları görülür, ölüm riski 2 kat artar.
Akhenaton öfkelidir; NEDEN TANRILAR (!) ONU BÖYLESİ ACI DOLU BIR HASTALIĞA
MAHKÛM ETMİŞTİR? Yok sayacaktır hepsini ve kendisini tek sevdiğine inandığı tek
Tanrı olan ATON'UN hizmetine adayacaktır. Annesi Tiye onu herkesten ve her
şeyden korumaya çalışsa da o, bedensel bozukluğunun getirdiği aşağılık
duygusuyla haşin, mutsuz ve isyankârdır.
Bugün bile 'hâlâ' güzelliğin simgesi kabul edilen NEFERTİTİ ile evlenir ve
başkenti TEB’DEN 300 km. kuzeye, Kızıl Deniz'e yakın bir yere taşır, burada
kurduğu kente Ahet-Aton adını verir. (Günümüzde Tell el-Amarna)
Onunla birlikte göç eden tabası da ATON'A tapmaya başlar.
Rahipler kızgındır: Akhenaton, Aton dışındaki Tanrıları nasıl reddederdi? Ancak
Firavun'un gücüne karşı koymak mümkün olmadığından, onun başkenti taşımasına
karşı koyamasalar da onunla birlikte Teb'e göç etmeyi reddederler.
Akhenaton, Teb'de kendine yeni bir tapınak ve öldükten sonra içinde yeniden
doğacağı piramidi yaptırmaya baslar.
Tabası Akhenaton'u öyle çok sever ki, ondaki bedensel bozukluğun fazla göze
çarpmaması için kendileri de kafalarına geriye doğru uzatan tepelikler takıp,
üstlerini de bir örtüyle örterler.
Hatta Nefertiti'nin hiç bir fiziksel bozukluğu olmamasına rağmen onu da aynı
bedeni kusurla heykelleştirirler.
Ne yazık ki, Nefertiti'yle evliliğe rağmen bir çocuğunda da aynı hastalık
ortaya çıkar.
Halkı da aynı şekilde rölyeflerde üstü bezle kapatılmış uzatılmış kafalarla
resmederler.
Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak,
düzenledikleri bir komplo ile Akhenaton'u zehirleyip öldürürler.
Akhenaton'dan sonra başa asker kökenli Firavunlar geçer ve Akhenaton'un
duvarlara kazınan ismini sildirip, rölyeflerden resimlerini çıkarttırırlar.
O yüzden de Akhenaton'dan geriye çok az heykel ve rölyef kalır.
Kurduğu şehir tapınaklarıyla ve piramidiyle güneşe, yani yok oluşa terk edilir
ve yeniden çok Tanrılı dinlere dönülür.
Akhenaton’da başlayan bu tek tanrılı dönem, yaklaşık bir yüzyıl sonra Mısır
tarihinin en uzun süre hükümdarlık yapacak Firavunu II. Ramses döneminde ortaya
çıkacak başka bir kahramana kadar uykuya dalacaktır.
Kendi devrinde de fazla anlaşılamayan Akhenaton, yüzyıllar sonra bambaşka bir
coğrafyada hepten yanlış anlaşılacaktır...
Akhenaton'un inandığı ve halkının da
inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil,
bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi.
Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi. Günümüzdeki tasavvuf
inancına benzer bir inançla her şeyde Tanrı’yı görüyordu.
Ona göre Güneş Tanrı’nın bir görüntüsüydü.
Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır'ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,
Onlar tüm organlarını sende yıkarlar
Ve kollarını kaldırıp, Sen'i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hâkimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen'de yaşar,
Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.
Şiirde geçen ‘Mısır'ın her iki ülkesi’ Nil nehrinin doğu ve batı yakaları,
yaşam ve ölüm ülkeleridir.
Nil nehri, doğu ve batı ülkeleri ve Nil deltasından oluşan tepesi yuvarlak haç
biçimi, Aton veya Akhinaton Haçı adı ile bilinir.
Hıristiyanlar, ancak Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Akhineton Haçı
biçimini bırakıp ve düz haç modeline geçmişlerdir. Bu da ilk kez Ayasofya'da
kullanılmıştır. Ayasofya’nın yapımı 6. Yüzyıla denk gelir.
Akhenaton’un inandığı dinde erkekler sünnet
oluyorlardı. Domuz eti yemek günahtı.
Tapınağa girmeden önce el ve ayaklarla yüz belirli bir ritüele uygun olarak
yıkanıyor, yani abdest alınıyordu.
Cinsel ilişkiden sonra da günümüzde gusül abdesti dediğimiz biçimde mutlaka
baştan aşağı yıkanmak gerekiyordu.
Akhenaton’daki bu değişikliğin sebebi neydi? Neden geleneksel inançları
reddetmişti? Bunu bazı tarihçiler Asya’dan gelen bir eşe bağlıyorlar:
Nefertiti’ye!
Ailesi hakkında kesin bulgu olmasa da Mitannilerden gelme Asyalı bir prenses
olduğu düşünülüyor. Asıl adı Tadukhepa'ydı, fakat o kadar güzeldi ki, eski
Mısır dilinde 'güzel kadın geldi' anlamına gelen Nefertiti olarak anılmaya
başlandı.
Bunun şöyle bir etkisi var. Nefertiti için Asyalı olduğu söyleniyordu.
Akhenaton’un heykellerinden anladığımıza göre bizzat kendisinin gözleri bir
Asyalı gibi çekikti. Akhenaton’un çekik gözlü olmasını kimi yazarlar ensest
ilişkilere ve genetik bozulmaya bağlıyorlar. Ancak bu biraz spekülatif bir
yaklaşımdır. Daha sonra Firavun olan oğlu Tutankhamon’un ele geçen hazineleri
arasında bir kadın büstü bulunuyor. Bu büst de tartışma götürmez bir şekilde
çekik gözlüydü. Ayrıca üst düzey insanların gözlerine çekik gözlü imiş gibi
sürme çekme âdeti vardı. Bu bana göre –başkalarından farklı olduğu için- güzel
sayılan çekik gözlere bir öykünme idi.
Buradan çıkabilecek bir sonuç: Acaba
Akhenaton Asya’da yaşamakta olan Şaman dininden mi etkilenmişti. Bilindiği gibi
10000 yıl önce Asya’dan Amerika’ya geçen Kızılderililer de Şamandır ve tek
tanrıya, cennete inanırlar.
Tevrat'taki tarihlemeye göre Hz. Yusuf
Akhenaton’dan önce Mısır’da yaşamıştı. Firavun’un ondan etkilendiği düşüncesi
öne sürülmüştür. Ancak Yusuf'un tek tanrı inancında olduğunu gösterir ve hatta
Mısır'da yaşadığını gösterir hiçbir belge ve bilgi bulunamamıştır. Sadece
Tevrat'ın iddiası var ki, olaydan bin sene kadar sonra yazıldığı bilinen bir
kitap belge olarak bilim dünyasında kabul edilmemektedir.
Din kitapları Akhenaton’dan sanki hiç
yaşamamış gibi tek satır olsun söz etmez.
Akhenaton, acaba Tevrat'ta adı geçen LUT PEYGAMBER olabilir mi?
Tevrat’ta Lut peygamberin erkek evladı olmadığı için bir gün arayla iki kızıyla
-onlar tarafından sarhoş edilip (!) - ilişkiye girdiği anlatılır.
Akhenaton da, Nefertiti'den erkek çocuğu olmadığı için, erkek çocuk yapmak amacıyla
2 kızı ile evlenmişti.
Tevrat'ta Lut'un ailesini alarak Sodom ve Gomorra'yı terk ettiği yazılmakta.
Akhenaton da ailesi ve tebasıyla birlikte eski başkenti terk etmişti.
30. Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi
31. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna
göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur;
32. gel, babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla
yatar.
36. Lutun iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar
(Tevrat, Tekvin Bap 19 ayet 30-36)
Bu süre içinde Akhenaton’un tek tanrılı dini yok edildi gibi göründüyse de tam
bu dönemde Hz. Musa ve Musevilik ortaya çıktı.
Bir görüşe göre Hz. Musa Akhenaton’un ta kendisi; bir görüşe göre onun dinini
devam ettirmek isteyen bir Mısır Prensi. (Bak: Sigmund Freud, Musa ve
Tektanrıcılık)
Eski din geri gelince tek Tanrıya inananlar Mısır’da barınamadılar ve
Filistin’e göç etmek zorunda kaldılar.
Tevrat’ın Çıkış (Exodus) bölümünde şu şekilde anlatılır:
Adı verilmeyen bir firavun döneminde, Mısır toprakları üzerinde yaşayan
İbranilerin sayısı giderek artmıştır. Bu nüfus patlaması Mısır yönetimini
endişelendirir. Çünkü herhangi bir savaş durumunda İbranilerin düşmanla
birlikte olacaklarından kuşkulanırlar. Firavun yeni doğan İbrani erkek
çocuklarının hepsinin öldürülmesini emreder. Bu felaketten sadece bir erkek
çocuğu kurtulur. Bu çocuk Nil’de yıkanmaya giden bir prenses tarafından bulunup
evlatlık edinilir. Adını Musa koyar. Musa sarayda büyür. Musa "sudan çekip
çıkarma" anlamına gelen bir fiil kökünden türetilmiştir (Yani Musa
Yahudice değil, Koptça, Firavunun konuştuğu dilden) ve günün birinde herkesin
bildiği o malum olay gerçekleşir. Bir Mısırlı, İbrani kölelerden birine eziyet
etmektedir. Araya giren Musa Mısırlıyı öldürür ve artık burada kalamayacağı
için Sina çöllerine doğru, Midyan adıyla söz edilen bölgeye
gider ve Exodus, göç olayı gerçekleşir.
Büyük oranda mit izleri taşıyan bu hikâyeyle
ilgili olarak birçok tarihçinin kuşkusu vardır.
*Mısır kayıtlarında Musa adında birinin yaşadığına ilişkin hiçbir kayıt yoktur!
Mısır gibi kayıt tutmaya meraklı bir toplumda bu rastlanacak bir durum değildir
ve oldukça şaşırtıcıdır.
*Hikâyede
anlatıldığı gibi bir Mısır prensesi nedimeleriyle birlikte neden Nil nehrine
yıkanmaya gitsin? Zira Mısırlılar sağlık bilgisi konusunda çok titizdir. Hatta
sıradan halk bile, banyosunu filtre edilmiş suyla, hamamlarda alır. *Sarayın
himayesinde yetişmiş ve dolayısıyla soylu kabul edilen biri sıradan bir insanı
öldürdüğü için neden sıvışma lüzumu hissetsin bu olay pekâlâ örtbas
edilebilirdi... Yahudilerin Mısır'dan çıkıp Filistin'e, kutsal topraklara geri
dönüşü M.Ö. 1280-1250 yılları arası. Son araştırmalara göre M.Ö. 1264-1260
arası.
Musa isminde birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda bilgiye ulaşılamadı. Ne
Mısır, ne Yunan ne de diğer kayıtlarda böyle bir ad yok.
Akhenaton'un yeni kurduğu başkent için Kudüsten gelen grubun başında İbrahim
(Efraim) var ve tek tanrıdan habersiz pagan Akad dinine mensup. Sonradan
Akhenaton'un dinine girip tek tanrıcı oluyor. Acaba Tevrat'ta bahsedilen Hz.
İbrahim o mu?
Akhenaton sonrası yeni bir aile Mısır
yönetimini ele geçiriyor. I’inci Seti firavun oluyor. Ve eski Mısır dinine
dönülüyor. Akhenaton taraftartarları, onun dinine inananlar ise hor görülüyor.
Bunlardan II. Ramses zamanı Mısır'dan kaçan (veya kovulan) İbrahim'in
torunlarına yol gösteren Musa acaba Akhenaton'un büyük kardeşi Thutmose mi?
Sümerde Enki, Akatlara ismi EA olan bir tanrı var. bu yaratıcı tanrı değil.
Fakat tanrılar üst kurulunun en önemlisi. Halk arasında EA, yea olarak telaffuz
ediliyor. Binin üzerindeki tanrı sayısı nedeniyle isimler kimsenin aklında
değil, sadece önemli olanlar iyi tanınıyor. EA nın sıfatı diğerleri de her şeyi
ondan sorup öğrendikleri için her şeyi bilen, her şeye kadir. Tercümesi tam
böyle. Göç sırasında Akad dinini de tam bırakamayan Yahudiler bunun adını batı
dillerindeki var olmak fiilinin eril üçüncü tekil haline getiriyor. Yea oluyor
YAHVE. Yani He is. O vardır.
Ya diğer tanrılar, onları da melek yapıyorlar iklim, ölüm, insanlara tanrılardan haber getiren, Mikail, Cebrail, Azrail,
İsrafil, bunlar tanrılar üst kurulunun üyeleri.
Zaten isimlerinin sonundaki il eki onların önceden ilah olduğunu gösteriyor.
Diğer önemsizler ise, bildiğiniz melekler. Aradan 300 yıl geçince yeni din
geliştiriliyor, Sümer dininin yaratılış hikâyesi aynen alınarak Tevratın ilk
sayfası yapılıyor. Nuh da Sümer dininden alınma.
Sümer krallarının sırası ve ömürleri ile Tevrat'ta anılan ilk peygamberlerin
sırası ve ömürleri aynı. Ancak Sümer krallarının adı değişerek Yahudi adı
olmuş.
Tevrat M.S. 200 bazılarına göre 350 yıllarına kadar yazılıyor. Eski metinler
ile hepsi bir araya getirilip Yahudi tarihi kitabı çıkıyor ortaya.
Kutsal topraklara dönüş tarihi (M.Ö. 1280-1250 yılları arası) ile Akhenaton’un
hüküm sürdüğü tarihlere (M. Ö. 1355-1335 yılları arası) baktığımızda yalnızca
45 yıllık bir fark görürüz. Tarihler yaklaşıktır. Küçük tarihleri aldığımızda
bulunan 45 yıl, bir insanın yaşayabileceği bir süredir. Ancak büyük tarihleri
aldığımızda 95 yıl olur ki buradan –Firavun olduğunda en az yirmi yaşında
yetişkin biri olduğunu da katarsak- Akheneton ile Musa’nın aynı kişiler
olmadığını, buna karşılık Akhenaton’un dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır
prensi olma olasılığının güçlendiğini çıkarabiliriz. Çünkü tarih tam tek tanrı
dininin Mısır’da dışlandığı döneme denk gelmektedir.
Tevrat’ta ve Kuran’da Firavun Akhenaton’dan, Mısır kayıtlarında ise Hz.
Musa’dan, İbranilerden söz edilmemektedir.
Mısır’da olaylar yaşanırken taşlara kayıt yapıldığı, ama Tevrat’ın M.S. 200
yılına kadar (yani bin küsur yıl sonraya kadar) yazıldığı göz önüne
alınmalıdır. Bu noktada işin içine insan faktörü girer ve tarih ilerlemiş bir
dine hizmet edecek biçimde değiştirilmiş olabilir.
Zaten Firavun niçin kaçan Yahudilerin peşine
takılsın ve denizde boğulsun?
Velev ki böyle bir olay oldu, çevre ülkeler ve Mısır'ın rakibi olan Yunanlılar
bunu alay ederek yazmazlar mıydı?
Ne Mısır'ın ne de çevre ülkelerin tarih kayıtlarında Yahudileri kovalarken suda
boğulup ölen Firavun hikâyesi yok.
Mısır tarihini ve kayıtlarını inceleyen uzmanlar, İbrahim, Yusuf ve Musa'nın
izine rastlamadılar.
Mısır tarihi, Yahudilerden de tek kelime ile bahsetmiyor. Ne oraya dışarıdan
geldiklerini, ne de kitlesel halde kaçtıklarını anlatan tek bir satır yok.
Tevrat'a göre Yahudiler Mısır'da 430 yıl yaşamışlar. Mısır'da ne bir Yahudi
mezarı, ne bir yazı veya bilgi-belge var.
İki olasılık var: Ya bu Yahudiler çok küçük önemsiz bir topluluktu ki onları
yazmaya bile gerek duymadılar veya bunlar Firavun Ai'nin Mısır'dan sürdüğü
Mısırlılardı.
Kenan bölgesine yerleştikten sonra dilleri değişti.
Ayrıca, diyelim ki Yahudiler Mısır'a dışardan gelip 430 yıl sonra kaçtılar,
firavun da ordusuyla onları kovaladı.
Kaçtıkları Kenan bölgesi de, yani Sina ve kuzeyi de firavunun toprakları.
Oralara korkusuzca yerleşiyorlar. Nasıl oluyor?
Fransız araştırmacılar Mesud ve Roger Sabbah'a göre, Tevrat'ta
"Yahudilerin Mısır'dan göçü" diye anlatılan olay, Firavun Ai'nin
Ahet-Aton kentinde yaşayan ve Akhenaton'un kurduğu tek tanrılı dinden
vazgeçmeyen Mısırlıların Filistin'e doğru sürülmesidir. Böylece tek tanrılı inanış
Mısır'dan atıldı ve çok tanrılı Amon dinini tehdit eden bir şey kalmadı.
Musa'nın denizi yarması ve Yahudilerin geçmesinden sonra Firavun ordusu
geçerken denizin kapanıp Firavun ve ordusunun boğulması hikâyesi de, eski Mısır
mitolojisindeki "Anadeniz'in Firavun tarafından ikiye ayrılması" hikâyesinin
Mısır'dan göç eden halka uyarlaması. Çünkü Mısır efsanesi, Yahudi göçünden çok
daha eski.
Yahudiler veya kovulan Mısırlı Ahet-Aton halkı daha sonra sürgün gittikleri
Babil'de öğrendikleri Tufan efsanesini de "Nuh Tufanı" adı altında
değiştirerek Yahudi tarihi olarak yazdıkları Tevrat'a ekleyeceklerdi. (Bak:
Gılgameş Destanı)
Eski Sümer krallarının efsanelerdeki yaşam sürelerini de kendi cedleri olarak
uydurdukları ilk Yahudi peygamberlerine birebir uygulayacaklardı.”
Yani başkalarının efsanelerini isimlerini değiştirerek kendi tarihleri olarak
yazacaklardı. Aşırma uydurma bir tarih = Tevrat.
Son söz:
Müslüman Mısırlılar bugün bile ona "Akhenaton Aleyhisselam!" Derler. “
Şimdi,
bu durumda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan söz ederken,”RECEP ALEYHİSSELAM! Demek gerekir mi a Yalaka Hainler?