11 Eylül 2012 Salı

806/KIRMIZI HALIDA TÖKEZLEMEK!

         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;11 Eylül 2012.
                            İleti yazım:
         Her sözünde ve her davranışında tökezleyen,düz yola serilen Kırmızı halıda da tökezler.PS:Yeşile giden yola Kırmızı halı serilmez!Serenseniz Lider olan yerlere serilir

                              KIRMIZI HALIDA TÖKEZLEMEK!
         Ne zaman Sayın Devlet Bahçeli Beyimizi konuşurken görsem aklıma türlü şeyler gelir. Utancından basur tedavisi olamamış birisinin sıkıntılı yüzünü görürüm yüzlerinde! Bir de Yıldırım Beyazıt’ın en samimi arkadaşı Öfkeli Mustafa gelir gözlerimin önüne,her şeye karşı hep sinirli.
         Geçen gün; Kurtuluş için medet umdukları Osmanlının huzuruna çıkarlarken Kırmızı halıda ayağı takılarak yüzükoyun yuvarlanmıştı. Kendilerini Kırmızı renk çarpmış olmasın!Neden yeşil halı sermediler geriye giden yollarına!Hollywood yıldızlarına mı özendiler bilemem!
         Sayın RTE Beyimizle birlikte söyledikleri bir şarkı da geldi aklıma:”Beraber yürüdük biz bu yollarda!”
         Osmanlıya gitmenin,Osmanlı’dan medet ummanın sonucu düz halıda yuvarlanmaktır.Yakında,USA ‘YA ve Tüm yalakalarına karşın Osmanlıya giden yolda Sayın RTE DE tepetaklak yuvarlanacaktır.O zaman Sayın Bahçeli ile Sayın Recep beyimiz,şu şarkıyı terennüm edeceklerdir:”
         “Beraber yuvarlandık düz yoldaki halıdaaa!”

805/ORTADA OLANLAR!!

 OSMANTÜRKOĞUZ
İzmir;11Eylül 2012
                            ORTADA OLANLAR!
         Afyondaki mühimmat patlaması olayı nedeniyle  olay yerine gelen Genelkurmay Başkanı Sayın Necdet Özel Paşamız, gazetecilerin bir sorusu üzerine:
         “Konuşmayacağım,konuşmayacağım!Her şey ortada!” buyurmuştu.
         Evet Sayın Paşamız;Hediyeler, Halılar,sayenizde Türk Silahlı Kuvvetlerinin durumu ve 25 parçalanmış Şehidimizle sizin halleriniz ortadadır.Bu işlerin eğilerek selam vermekle çözülemeyeceği de gün gibi ortadadır.PS:Bendeniz hain değilim!Hainlerimizi görenlerdenim!

804/BİNDİĞİ DALI KESMEK!

OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;11Eylül 2012.
                       BİNDİĞİ DALI KESMEK!
         Bendeniz; Sayın Recep Tayyib Erdoğan’ın konuşmalarını dinlediğimde aklıma Büyük Findoslu Hakkı Kılıç’ın ölümü gelir.1957 senesindeydi; Isparta Savcısı Kemal Bey,telefonla aradı.Büyük Findos Köyünde bir vatandaşımız ağaçtan düşerek ölmüş.İlgilenmenizi rica ediyorum!”Dedi.Merkez Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Başçavuş Ahmet Beyin motosikleti ile olay yerine gittiğimiz de bindiği dalı keserek 15 metreden düşmüş olan rahmetli Hakkı Kılıç’ın cesedi ile karşılaşmıştık.tuttuğu dalın parçası hâlâ elindeydi.
         AfyonKarahisar’da bir mühimmat depomuzun patlaması ile 25 vatan evladımızı şehit vermiştik. Bu olay iktidar ile Muhalefeti karşı karşıya getirmişti.Konu çok boyutlu olarak basınımıza da yansımıştı.Bu konuda uzman olanlar da görüşlerini açıklamışlardı.İşin içine Afyon valisi ile Sayın Necdet Paşamızın hediye alış verişi de girmişti.Emekli askerlerimizin patlama olayına yaklaşımları Sayın Recep Tayyib Erdoğan Beyimizi çok kızdırmıştı:
         “Silahlı Kuvvetlerden ayrılmış olanlar,içinden çıktığı ocağa ihanet etmekteler!”Buyurmuştu.
         “Türk Silahlı Kuvvetlerinin en bilgili ve en kahraman komutanlarını uyduruk dosyalarla ve maskeli tanıklarla Esir Kamplarına doldurmak ve Beraber çalışmış olduğu,terörle mücadelesini tüm dünyanın bildiği Genelkurmay başkanını Terörist olarak tutuklatmak Adalet oluyor da bunları tenkit etmek neden ve nasıl ihanet oluyor!Ülkemizde ihanet eden mi ararsınız sayın RTE Beyimiz!Önce siz aynaya bakmalısınız.Anayasaya ve Atatürk devrimine bağlı kalacaklarına yemin edenlerin,19.000TL Maaş ile susanların ve sadece parmak kaldıranların  yüzüne bakmalısınız.
         “Biz Mahkeme ile de konuştuk!”Utanç verici bir itiraftır bence!Başbakan olarak mı? Uyduruk davaların Başsavcısı olarak mı konuştunuz Sayın RTE Beyimiz?
         Bendeniz bir jandarma subayı emeklisiyimdir. Masal ve Maval dinlemem.Olayın soruşturmasına Susığırlıktan başlarım.Sivil nakliye aracını da didiklerim.Gece nasıl Mühimmat depolanırmış!Onu da ele alırım.Sivil araca araç komutanı verilmiş midir?Gece mühimmat depolamanın Suriyeli Hainlere mi gönderileceğine de el atarım.Daha önceleri bu tarzda hazırlanan mühimmatın tren ile sevk edilmiş olması olasılığı üzerinde de dururum.Hediye cep telefonu alan olmuş mu,bu ihtimali de göz ardı etmem.İçinden çıkmakla övündüğüm ocağıma da ihanet etmedim ve de etmem.Suçluyu önce vicdanınızda aramalısınız derim.

9 Eylül 2012 Pazar

803/AFYON VALİSİNİN VE BELEDİYE BAŞKANININ TİCARİ DEHASI!

                                                    AFYON BELEDİYE BAŞKANINA
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;06 Aralık 2011
                                                AÇIK MEKTUP!
            Sayın Başkanım; önce selam ve dahi saygılarımı iletir, gerilerden ileriye dönük çalışmalarınızda da başarılar dilerim. Belki Türk ve Yunan toplumu unutmuştur, ama velâkin bendeniz bir önerinizi unutmuş değilim:
            İki sene kadar önce “Afyon’a bir Yunan Şehitliği! Kurmak istemiştiniz. Megalı İdea için Anadolu’muzu işgal için gelen ve burada vurularak ölen Yunan askerleri için bir mezarlık yapmak fikrinizin ekonomik boyutunu düşünen olmamıştı. Nasıl Gelibolu’daki İngiliz; Fransız ,Yeni Zelanda ve Avustralya askeri mezarlıklarına ziyaretler  yapılarak Şafak Ayinleri yapılırsa,aynı olayların Afyon Yunan Mezarlığında yapılması Afyon’a ve Ülkemize sayılamayacak kadar getiriler kazandıracaktı.Bir kere;Afyon Mermer ve mezarlıklar sanayi çok gelişecekti!Sonra;Avrupa Birliğinden,Amerika’dan ve Yunanistan’dan paralar akacaktı.Afyon kaymağı ve Afyon sucukları dünyaya açılacaktı.Bu öneriniz Devlet Büyüklerimizce de uygun görülmemişti.Şimdi;Türkiye Büyük Millet Meclisinde,tarih doktoru ve dahi Milletvekili Bay İhsan Şener’in aydınlatmasıyla kafam dank etti.Ya maazallah,Kapısında her dilde ve dahi Yunanca:”Yunan Şehitliği!Burada Anadolu’ya Turistik gezi için gelen ve yanlışlıkla öldürülen Yunan Askerleri yatmaktadır!”Yazısı bulunan Yunan Mezarlığı açılmış olsaydı,ne durumlara düşerdiniz?Bay İhsan Şener, Tarih Uleması ve Türk Milletvekili:
            “Yunanlıların Harp Tarihlerinde bir Anadolu Savaşı yoktur. Ulusal Kurtuluş savaşı,şehitlikler uydurma bir dümendir!”Buyurdular;hem de,Ulusal Kurtuluş Savaşı yapmış ve kazanmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin içinde! Hayali bir mezarlık için dünyanın parasını sarf edecek ve âleme de rezil olacaktınız: Bir dost olarak geçmiş olsun der; bir daha Tarih uleması Bay İhsan Şener’e danışmadan büyük işlere kalkışmamanızı öneririm.Kaygılarımla.”

            Afyon belediye başkanının zırvasını  yukarıdaki yazımla yanıtlamıştım.Bu sefer de Afyon valisinin Tiçarı dehası ve Sayın Necdet Özel Paşamızın savunması karşısında  kanım dondu.Bugünkü Saygın Gazetelerimizden iki resim ve iki başlık:
            “HEDİYEYİ NEDEN VERDİM?
            “ÇÜNKÜ POPÜLER BİRİ GELDİ KENTİN REKLÂMINI YAPTIM!”İrfan Balkanoğlu, Afyon’un AKP’Lİ valisi.
            “HEDİYEYİ NEDEN ALDIM?”
            “ÇÜNKÜ ANİDEN GELİŞTİ…REAKSİYON VEREMEDİM ÜZGÜNÜMM!”Genelkurmay başkanı Necdet Özel Paşamız!
            Sayın Orgeneral Necdet Özel Paşamız; Size bir sorum var:Bir muharebede aniden ortaya  çıkan ve beklenmedik bir gelişme üzerine REAKSİYON GÖSTEREMEZSENİZ YIKILDIK DEMEKTİR!
            Sizin yerinize bendeniz olsaydım;Size reklamına verilen hediyeden 24 adet daha alarak,bedelini cebimden şak!Diye öder,”bunları şehitlerimizin ailelerine takdim etmek üzere satın aldım!”Derdim.Ya da, önceden ziyaretimin saygı ziyareti olduğunu hediye falan verilmemesini ol AKP valisine duyururdum.Reklam figüranı olmazdım.
            Saygılarımla.

4 Eylül 2012 Salı

802/İNSANCA AĞLAMAK!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com                                                                           Çeşmealtı;04 Eylül 2012,İleti iletme yazım.
              Tanık olduğumuz bu anlattığım olayı basitçe şiirleştireyim dedim.Birisi;amma da yaptınız haa!Dedi."Kediler ağlar mı?"İnsanlar,biri birlerinin yüzlerine karşı köpek gibi havladıktan sonra,Kediler de neden ağlamasın ilk gördüğü insanlara  ve insanlığa!

                   İNSANCA AĞLAMAK!
         Küçücük bir kediyim;
         Sahilevler parkına terkedilmiş bir yetim.
         Kuşlar,ağaçlar,çiçekler
         Ve Çocuklar arkadaşım.
         Onlar verir,yemeğimi,suyumu,
Büyüklerse tekmelerler beni,                                                                                                        Bilmem beğenmezler hangi huyumu.
Bir Pazar günüydü;
Bir Genç Kızla bir Erkek
Ağacımın gölgesine yaygı serdiler;
Beni aralarına aldılar,okşadılar,sevdiler.
Sonra da kucak,kucağa oturdular,
İnsanca şarkılar söylediler.
Bir süre sonra, yaygılarını topladılar;
Ele, ele bilinmeze yöneldiler.
Arkalarından bakakaldım bir süre
Ve gönlümü de onlara bağladım.
İnanmazsınız belki de;
Bir kedi olarak ilk defa,
İnsanca ağladım.
Ben, küçücük bir kediyim,
Günlerdir ağzıma bir lokma koymadım.
Ben,insanların ekmeğine, suyuna,
İnsanların sevgisine muhtacım.

801//MESLEK SIRRI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;04 Eylül 2012.

                                                        MESLEK SIRRI!
                                      Temel; Dünya Güzeli bir kadınla,Bevliye Doktoru Tursun Dimdik’in muayenehanesinden içeri girmiş ve soluk almadan:
                                      “Sayın Doktor son umudumuz sizsiniz. Altı aylık evliyiz eşim hâlâ bakire. İntihara karar verdik ve son çare olarak ta size geldik!”Demiş.Doktor,gayet neşeli bir Tavırla:    
                                      “Kızım,siz şu odaya geçin.Sen de pantalonunu sıyır bakalım,bir hap ve bir iğne sorununuzu çözer!”Demiş.Temel’e kabadan bir iğne yaparak bir de beyaz bir hap içirmiş.Temel,yarım saat sonra,eşiyle bir olduğu odadan çıkarak:
                                      “Çaresi yok,kendi kendimizi! İntihar edeceğiz!”Dediğinde,kabadan bir iğne ve iki beyaz hapla yeniden eşinin yanına dönmüş.Üçüncü defa tekrar eden bu uyarıdan sonra;Temel ve eşi gülerek doktorun ellerine yapışmışlar.Doktor Kadını dışarı çıkardıktan sonra;vizite parasına gülerek almış ve:
                                      “Bu bir meslek sırrıdır. Sende hiçbir arıza yoktu.Üç aspirin içirdim ve kabadan  üç su şırınga ettim,sonuca ulaştık!”Deyince;Temel de gülerek:
                                      “Bizimkisi de bir meslek sırrıdır
Sayın Doktor; bu kadınla sahilde yeni tanıştık.Oteller de nikâh cüzdanı aradığından bu numara ile sizin muayenehanenize sığındık ve elli lira karşılığında,bir buçuk saat çılgınlar gibi seviştik!”Deyince,Doktor Mosmor Morarm

1 Eylül 2012 Cumartesi

800/PAŞA UNVANINI KULLANMAK!

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;01 Eylül 2012.
                            PAŞA UNVANINI KULLANMAK YASAKLANMIŞTIR!
                            Sayın Kartaltepe’ye; İletimi iletme yazım:
PAŞALAR, KONUŞMAZLAR, AMİRLERİNE SADAKATLA HİZMET EDERLER.Amerika Birleşik Devletleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral olduğu halde, Başkomutan Barak Obama'nın politikası aleyhinde ver yansın eder.Çünkü o, Amerika Birleşik Devletlerine ve Amerikan halkına hizmet etmektedir.Barak Obama’ya ve Onun Eşek sembollü partisine hizmet etmemektedir.
         İlgi:1961 Anayasamızın 154’üncü;1982 anayasamızın da 174’üncü maddelerinin güvencesi altında olan Cumhuriyet Devrimi Kanunlarından;
         “26 Teşrinisâni 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey,Paşa Gibi Ünvanların Kaldırıldığına Dair Kanun” da yürürlüktedir.
         Sayın  yazgıdaşım; Paşa kelimesini duyduğumda,öncelikle çiğnenmiş olan bir Anayasa hükmü aklıma gelmektedir.Sonra;Rahmetli Zeki Müren’e Paşa denilmesinin nüktesine gülerim.Boşa niyazlar için,”derdini Makro Paşaya anlat!”Önerisi aklıma gelir.Sonra,YEDİ-SEKİZ Hasan Paşayı hatırlarım:Şehzade Murat Efendi,5’inci Murat Sanı ile Osmanlı tahtına oturduktan Üç ay sonra delilik arazları gösterdiğinden tahttan indirilmiş,Meşrutiyeti getirme vaadinde bulunan Şehzade Abdülhamit te 2’inciAbdülhamit olarak Osmanlı tahtına oturmuş,5’inci Murat ta Çırağan sarayına kapatılmıştı.Sene de 1876 idi.Etrafına 100 kişilik bir Rumeli Göçmeni toplayan Şinasi Üsküdar’dan kayıklarla Çırağan iskelesine çıkmıştı.Maksadı,5’inci Murat’ı tekrar Osmanlı tahtına oturtmaktı.Beşiktaş Muhafızı YEDİ-SEKİZ Hasan Paşa yıldırım gibi Çırağan sarayına yetişerek elindeki kalım sopa ile Şinasi’nin başına vurarak onu öldürmüştü.Hasan Paşa(1831/23 Ocak 1905),erlikten yetişerek Müşir(Mareşal) olmuştu.Okuma yazması olmadığından v ve ters v yazarak,bunlar eski yazı da 7 ve 8 idi.aralarını birleştirerek imza diye kullanırdı amma Paşa ve Müşir olmuştu.Diktatörlükte vatana ve millete hizmetin önemi yoktu,yeter ki diktatöre hizmette  sadakatle bağlı olunsun yeterliydi.Aklıma bir de çok güzel bir fıkra gelir:
Temel, Trabzon valisi Peşkirci  Hüsmen Paşa’nın konağında aşçıbaşı olarak çalışmaktadır.Bir öğle vakti;Trabzonlu aşçılarla Ordulu aşçılar arasında çok sert bir kavga çıkmış.Kavganın nedeni de öğle yemeği için kızartılacak Levreklerin erkek mi,dişi mi olduğunun belirlenmesiymiş.Temel,yıldırım gibi mutfağa iner ve:”Kavgaya ne gerek var?Levreklerin cinsiyetini Vali  Paşamıza soralım!”Der.Kavgacılar,hep bir ağızdan:”Ula Temel,Vali Paşamız balıktan ne anlar!”Deyu bağırırlar.Temel hepsini susturduktan sonra:”Bileyrum Vali Paşamız bi boktan anlamaz;ama dediğim,dediktir”!Hiçbir şeye karışmadan PAŞA gibi oturmak ve susmak Paşalığın doğasındadır.Onun için TSK’DA General ve Amiral vardı.Saygılarımla.

        
          

31 Ağustos 2012 Cuma

799- BAŞLARI EĞİK PAŞAMIZA, DİMDİK YAZI!


         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         TÜRKİYE; 31 AĞUSTOS 1922

            
İletimi iletme yazım:
             Dimdik görev yaptığımız için, duruşumuz da, bu nedenle yazılarımız gibi dimdiktir. Çünkü ve dahi çünkü Biz Mustafa Kemal'in askeriyiz. Ne büyüklerimizin, ne   Atatürk düşmanlarının   önünde eğiliriz, ne de küçüklerimizin önümüzde eğilmesine izin veririz! Biz, haddimizi biliriz.
        
                    BAŞLARI EĞİK PAŞAMIZA, DİMDİK YAZI!
         Baş ile selam; geride dimdik duran Yaver gibi, dimdik durarak, başı sertçe öne eğmek suretiyle verilir. Bu, ”ben, kişiliğimi yitirmeden, size saygımı sunuyorum”, demektir.
Pizza Kulesi gibi; ya da İtalik Yazı gibi eğilmek, ”size biat kültürü” ile bağlıyım ve önünüzde eğilmem de, kişiliğim ve temsil ettiğim Türk Silahlı Kuvvetlerinin Onurunu size emanet ettim !” Demektir.
Bu eğiliş te, ordudan kayıt silme tekliflerini , ”mahkeme kararı yok!” Diyerek geri çevirenlerin emri ile Kırk Komutanımızın kaydını MGK’DE silmeye, Hasdal ve de Silivri’ye EVET! Demektir!
         Sayın Necdet Özel Paşa Hazretlerimiz; Türk toplumun lâkap verme geleneğine uymak durumundayım.
İzmir’in Yunan İşgaline göz yuman valisinin Halkımız nezdindeki adı, Kambur İzzettir.
Yunan işgalini destekleyen Girit asıllı Manisa Mutasarrıfının Hüsnü olan adı da halkımız nezdinde HÜSNÜYSADİS’TİR.
Maslup Miralay Arif Beyin adı da Ayıcı Ariftir.
Düşük gelir vergisi ödemek için Sahte/Naylon/faturalar yaratan Kemal Beyimizin, Maliye Eski Bakanlarımızdan ve Afganlı Dinci Hikmetyar’ın dizinin dibine, Sayın Erdoğan ile çökmüş olan Menkup kişinin adı da Naylon Kemaldir.
Mustafa Kemal’in Harp Akademisinde devre birincisi, Garp Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanı ve Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Asım Gündüz’ün lâkabı da Kel Asım’dır!
Lâkaplar asla unutulmaz.
Köyün birisinde, iftar yemeğini tıka, basa yiyen köy imamı, Teravi namazını kıldırırken CARTT! Diye yellenir ve utancından köyü yellendiği gece terk eder.
Onbeş sene sonra; halk unutmuştur düşüncesiyle köyünün yolunu tutar. Köye yaklaştığında, kuzularını gütmekte olan bir genç çocuğa rastlar, kimin oğlu olduğunu ve yaşını sorar.
Çocuk:
         “Vallahi Dede, babamın ve anamın anlattığına göre, İmamın Teravi namazında osurduğu Ramazan ayında doğmuşum!” Dediğinde; Hocamız yelken, kürek gerisin geriye yola koyulur!
         Kusurumuza bakmayınız; ”Paşa” yakıştırması nedeniyle, Sayın Recep Tayyib Erdoğan’ın emrine uyarak, bunca Generallerimiz içersinde yalınız ve dahi yalınız Sayın Bekir Coşkun hakkında siz dava açmıştınız.
Bu durumda ve aşağıdaki fotoğrafta görüldüğünüz gibi olmanız nedeniyle bizim ailede size “Eğik Paşa” diyoruz.
Size, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları için bazı şeyler anlatmak zorundayım.
Genelkurmay Başkanlığındaki 30 Ağustos kutlamalarına neden sonra, jandarma genel Komutanını da ilave etmiştiniz. Hem de
”Jandarma, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır,” söylemine karşın!
         2 Eylül 1922 tarihinde ve Uşak Kasabamızda; Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in huzurlarına getirilmiş olan Yunanistan’ın Küçük Asya Ordusu Başkomutanı Tümgeneral Trikopis ile O’NUN konuşmaları çok ilginçtir.
Meraklı olanlarımız Rahmetli Halide Edip Adıvar’ın ”Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabından bu sahnenin anlatımını okuyabilir.”
Tümgeneral Trikopis: ”Toplarımız ateşleyemiyorduk. Her tarafta parıldıyan süngüler üstümüze geliyordu… Siz, o zaman neredeydiniz?”
Mareşal Gazi Mustafa Kemal: ”Ben, işte o anda parıldayan süngülerin içindeydim!” Dediğinde şu yanıtı alır: ”Başkomutanı İzmir’de olan bir ordunun yenilmesi bu durumda elbet kaçınılmazdır!”
Ulusal Kurtuluş Savaşı böyle bir birlik ruhu ile kazanılmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanını, subaylarından, astsubaylarından ve eratından soyutlamak mümkün değildir.
Biz neler yaptık?
Kutlama törenlerine yalınız belirli kimseleri davet ettik ve Savaşı kazananları seyirci olarak bıraktık.
Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık.
Cumhuriyetin Ellinci Kuruluş yıldönümü törenlerine; Antakya’da 23’üncü Bağımsız Jandarma Er Eğitim Tabur Komutanı olduğum halde, bendeniz de davet edilmemiş, seyirciler arasında bırakılmıştım.
Mustafa Kemal’in Kara Harp Okulu Komutanı Zülüflü İsmail Paşanın, en soğuk günde, sobası yanarken okulun diğer sobalarının yandığını sanmasından bu durumların ne farkı ola ki!
“Efendim, Ulusal Kurtuluş Savaşını Başkomutan kazandığı için, 30 Ağustos kutlamasını 864 Rakımlı tepede oturan ve ”Ne mutlu Türküm Diyene!” Sözünün basitliğini vurgulayan kimse kabul etsin ve dahi o akşamki resmikabulü de o yapsın!” Önerisinin Genelkurmay Başkanlığından gelmiş olduğunu duyarak kahır olmuştuk.
Peki, bu kutlamada, Mustafa Kemal’in son süngü hücumunda bir ve beraber olduğu askerlerinin bulunma hakkı yok mudur!
Orduevlerinde verilmiş olan Resmi Kabûllere davet edilenlerin Hakkı Müktesepleri ne olmuştur!
Türk Ulusunun ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin en büyük ve en kutsal kutlama günü öncesinde, Mahkeme kararı olmadan, YAŞ! Kararı ile Kırk Yüksek Rütbeli Komutanının kaydının silinmesinde hiç Subay ve Komutan onuru yok muydu?  
Kasımpaşalı bir Bıçkını belinde tabancası ile yakalayan Polis: Sizi, cinayete teşebbüs suçundan tutukluyorum; belinizde tabanca var!” Dediğinde; pantolonun düğmesini çözen Bıçkın: Beni ırza geçmeye teşebbüs suçundan da tutuklayacak mısınız, burada ırza geçme aletim var da! Demiştir.
”Niyet var! Hani Eylem ve her hangi bir Eyleme teşebbüs!” Sayın Paşa Hazretlerimiz, sizin Ceza Hukuk bilginiz olmayabilir; bu gayetle doğaldır, boyun bükme bilgisizlere mahsus bir eylemdir
Sizin Hukukçularınız da yok mudur! En Cesurunun Esir Kampında tutulduğunu da bilmekteyiz de!
Daha önceleri; YAŞ. Kararları ile TSK’DAN kaydı silinenlere, AKP’Lİ yetkililerin aleyhte şerh verdiklerini size söyleyen olmadı mı?
         Bir Ordu, hiçbir savaşta bu denli yüksek sayıda Komutan yitirmemiştir. Yitirmiş olsaydı savaşı da yitirmiş olurdu.
Türk Silahlı Kuvvetleri, barış zamanı subay, astsubay ve Yüksek Rütbeli Komutan zayiatını hep politik ve iç kavgaları nedeniyle vermiştir.
Enver Paşa’nın 7,000 Alaylı subayın Silahlı Kuvvetlerle ilişiğin kesmesi doğru bir hareketti.
27 Mayıs 1960’ta da subay piramidi tersine dönmüştü: Kara Kuvvetlerimizde Binbaşı, Yarbay ve Albay sayısı 9.250 idi.
Yüzbaşı, Üsteğmen ve Teğmen sayısı da 5000 idi.
7500 subayımızın TSK ile ilişiği kesilmişti.
Eminsucu’lar olarak örgütlenen bu subayların durumları bir problem olarak uzun süre devam etmişti.
12 Eylül 1980’den sonra; jandarmamızın uğramış olduğu haksızlıkları ben yazmayayım!
Bir silahlı kuvvette, Komuta Kademesinin felce uğratılması o silahlı Kuvvetin etkinliğinin azaltılması olduğunu anlatan olmadı mı Sayın Paşa Hazretlerimiz!
Alıntıdır, Sayın Adnan Pelvanlar’dan.
Aşağıda isimleri ve rütbeleri yazılı Askerlerimiz 2012 Yüksek Askeri Şura karari ile 30 Ağustos 2012 tarihinden geçerli olarak  Özel Paşa'nın da imzasıyla emekli edilmişlerdir. Bu nedenle Tutuklu bulundukları Hasdal askeri cezaevinden Silivri Esir Kampına nakledileceklerdir. 


KORGENERALLER:
İsmail Hakkı Pekin, Nejat Bek, Korkut Özarslan, Mehmet Eröz, Tevtik Özkılıç, Yurdaer Olcan. Korcan Pulatsü. Ziya Güler.
TÜMGENERALLER:
Ahmet Yavuz, Gürbüz Kaya Salim Erkal Bektaş, Abdullah Dalay, İhsan Balaban, Berkay Turgut, Bekir Memis. Fehmi Canan, Beyazıt Karatas, Güngör Kurubaş. Halil Helvacıoğlu.
TUĞGENERALLER:
M. Ali Yıldırım, Kasım Erdem, Lokman Ekinci, Gökhan Gökay, Mustafa İlhan, Ali Aydın, Bulut Ömer Mimiroğlu.
KORAMİRALLER:
Mehmet Otuzbıroğlu, Kadir Sağdıç
TÜMAMİRALLER:
Mücahit Şişlioğlu, Cem Gürdeniz, Fikret Güneş.
TUĞAMİRALLER:
Abdullah Gavremoğlu, Ahmet Türkmen, İsmail Taylan, Nadir Hakan Eraydın, Serdar Okan Kırçiçek, Cem Aziz Çakmak, Levent Erkek, Mehmet Fatih Ilgar, Turgay Erdağ.
         Biz, siyasi masalları çok dinlemiş bir Mustafa kemal Nesliyiz.
Sayın cumhurumuzun Başkanı Kulaklarından çok rahatsız olabilir. Hatta hastanede de yatmış olabilir.
Hipodromdaki Geçit Törenine nasıl Cumhurun Başkan Vekili Bozoklu Sayın Cemil Çiçek onun adına ve onun yerine iştirak ettiyse, 30 Ağustos akşamı verilecek resepsiyon onun başkanlığında Türkiye Büyük Millet Vekilleri Meclisindeki kabul salonunda da verilebilirdi!
         Sayın Paşa Hazretlerimiz; hiçbir kılıf Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti değerlerinin üstünü örtmeye yetmez.
PS: Diyanet İşleri Eski başkanlarından Ömer Rıza Doğrul, Müslümanlığa yakışmayan bir davranışı nedeniyle şöyle bir ihtar almıştı: ”Aman Üstat doğrul!”
Askeri kurallara uymayan iş bu selamlamanız için size önerimiz: ”Aman Paşa Hazretleri doğrul!” Olacaktır.
Eğilip te bükülmeden; talimatlarımıza ve geleneklerimize göre, iyi ve doğru selamlar dileğimizdir!
                                          

30 Ağustos 2012 Perşembe

DÜŞMANLIĞIN VE MEZALİMİN SEBEBİ DİN VE DİN ADAMLARIDIR!

797/MALATYA GENELEVİNDEKİ KEZBAN!

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;30 Ağustos 2012

                   MALATYA GENELEVİNDEKİ KEZBAN!

                3. Yanıt, “Kezban, Senden Sonra Öyle Orospular Türedi Ki!”

       Rahmetli Bedia  Muvahhit, Ferdi Ştatzer ile evlenmesine üzülen Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’e, Ünlü bir Komediyenimiz, Rahmetli Hazım Körmükçü:”Vitamin meselesidir Paşam!”Demişti. Bu sözü merak eden Rahmetli Mustafa Kemal, gecyarısı  huzuruna getirttiği Rahmetli Hazım Körmükçüden  şu açıklamaya dinlemişti:

        “Sayın Cumhurbaşkanımız;vitaminler meyvelerin kabuğunda bulunur!”

         Sayın Meltem Cumbul’u az ve çok iyi tanımaktayız. Üniversite mezunu bir Aktristimizdir.Bunun dışında;”Uygarlık ve Kültürü “tanımlayan bir kitabından da haberdarız.Amerika’da da icrayı sanat ettiğini ve Amerikalı bir Erkek Aktör  ile boyalı basınımızda boy gösterdiğini de izlemişizdir.Çok seneler önce;daha henüz bu vadide acemi sayılırken,Ünlü bir Erkek Şarkıcımızdan Marmaris’te yediği tokatlar da basınımıza yansımıştı.Bu Kızcağız,günümüzün modası gereği kendisinden 12 yaş küçük bir Çıtır ile evlenmiş.Önce;kendisinden çok ve çok yaşlı Bir Evrenselimizle evlenen,Damadın  babası isyan etti.Sonra Ahmet Hakan adlı İmam-Hatip dünyasından  dönen bir yazarımız da bir söz ortaya attı:”kezbanlık!”Tüm toplumun düşünenleri!Mal bulmuş Deniz Fenercileri gibi Kezbanlık sözüne takılıp kaldılar.Erkekler ve hâttâ Kulaklarından rahatsız olan  Sayın A.Gül bile 14 yaşındaki Ortaokul öğrencisi bir Çocukla evlenmedim mi!İslam Peygamberi Hz.Muhamet,06 yaşında nişanlandığı Ayşe ile,54 yaşındayken,Ayşe de  09 Yaşındayken onunla  gerdeğe girmedi miydi!                                                                               30 Ağustos 2012 tarihli Vatan gazetesinde,”GÜNÜMÜZDE KEZBAN ALGISI” başlığı ile uzun bir tanımlama yazısı yayımlandı. Ol talihsiz yazı aynen şöyle:
         Kezbanın pek yakın arkadaşı olmaz; çünkü gerçek bir samimiyet kuramaz,” EK: Amerikalıların altına yatmaz.Türklük bilinci ileride Devlet Başkanımız olacaklardan çok ve çok öndedir!Ostüzü.
“hayatında her an kopması beklenen bir tezgâhın parıltısıdır.Çünkü;ancak kendisi gibilerin ya da bir nevi yancıya ihtiyaç duyarların çevresinde yer alır!”
         Bendeniz, Bloğumdan indirilen çok eski tarihli bir yazımı,Amerikalıların ve Yabancıların altına yatmayı yükselme aracı  sayanlarımızın suratlarına çarpıyorum.
OSMAN TÜRKOĞUZ
      osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;04 Haziran 2011.
                   MALATYA GENELEVİNDEKİ KEZİBAN!
         “Ulusal Bilinç”adlı yazımı yayımladıktan sonra, bu konuda birkaç yazı daha yazmamı isteyenler oldu. Fırsatı düştüğünde ve 12 Haziran’dan sonra ışığımız yanmasını sürdürürse neden olmasın!
         Şöyle bir düşündüm; Türk toplumu olarak ne Rönesanssı ne de Işıklar Yüzyılını yaşadık. Dondurulmuş Arabî kalıplar içersinde, her sene aynı geçmiş olayları anarak yaşatıldık. Ta ki 23 Aralık 1876 tarihinde, Belçika’nın 1831 tarihli anayasanın yürürlüğü koyana kadar bu durgunluğumuz sürüp gitmiştir. Tarih, Osmanlı tarihçilerinin Padişah’ı ruyuzemine taktim etmek için yazdıkları Padişahlara ait öykülerden ibarettir.. Roman, öykü ve tiyatro gelişmemiş. Kerem ile Aslı; Arzu ile Kamber; Ferhat ile
Şirin ortaya konulabilmiş. Öte taraftan; Türk halkı kendi Kahramanlarını yaratmasını bilebilmiştir. Köroğlu’nu ele alırsak, çeşitli Türk topluluklarında da yaşatıldığını görürüz. Egemenlerin sultası altında ezilen Türk toplulukları, bir eşkıyadan kendisini koruyan ve egemenlerle savaşan bir kahraman yaratmıştır. Keloğlan; kanımca Türk halkının kendisidir. Eşeğini değirmende kaybettikten ve anasından da bir iyice sopa yedikten sonra şehre iner; o gün, şehirde bir sınav vardır. Kim bu sınavı kazanırsa padişahın kızı ile evlenecek ve devleti de yönetecektir. Keloğlan tüm büyüklerin çocuklarını ve de Ulemayı mağlup ederek Padişahın Güzel kızı ile evlenir ve dahi devleti felaketten kurtarır. Darısı 12 Haziran’ın başına derim. Halkını ezenlerin kızlarını hep Keloğlanlar öpüp koklamaktadır!
         1639 Bağdat seferinde de bıyığı olmadığı için dudağına sapladığı taraklar orduyu hümayuna kabul gören Genç Osman vardır. Yeniçerilerden Kayıkçıkul Mustafa O’nun destanını günümüze taşımıştır.
         Türkülerimizden, içinden memleket ve yar özlemi fışkıran “Estergon Kalesi” beni çok derinden sarar. O özlemleri bir kenara bırakarak kupkuru bir tarih yaratmışız. Onun için de kupkuru bir toplum olarak Mustafa Kemal’e kadar gelebilmişiz.
         Namık Kemal’in “Vatan ve Silistire” adlı piyesi, Gedikpaşa tiyatrosunda oynatıldığı gece İstanbul’da yer yerinden oynatılmıştı. Menemen - Emirâlemli Çavuş Abdullah’ın:”Ben ölürsem kıyamet mi kopar!”Söylemi halkımıza bireysel fedakârlık olgusunu hatırlatmıştı. Ondan sonra da, her türlü edebiyat dalı ülkemizde gelişmişti. Anlatımlar, makro anlatımdan bireysel anlatıma dönüşmüştü. Amerikan filmlerinde en büyük toplumsal olaylar, bireysel öykülerin ve fedakârlıkların üstüne bina edilmektedir.”En uzun Gün”de, Amerikalı askerin tavuk ve yumurta ticareti,”Buradan Ebediyete Kadar “da, Astsubayın lakayt komutanının karısı ile aşkı.”Titanik’te de o ünlü aşk. Ağaçları anlatırken hep ormanı anlattık! Önemli olan, önemli bireylerden oluşmuş olan toplumdur.
         Yunanlıların İzmir’e çıkma dedikodularının çıkması üzerine, Rahmetli Parti Pehlivan silahlı bir karşı koymayı organize etmek için Manisa’nın dumanlı dağındaki köylerine gider. Halk: “Bizim Şeyhimiz izin vermeden biz silaha sarılamayız!” Der. Yemyeşil cübbeli ve Beyaz sarıklı, saçı, sakalı biri birine karışmış Şeyh gelir ve:
         “Bizim inancımızda silah ve mermi yoktur! Biz silahla karşı koymaya karşıyız!” Der. Hiç bir kimse de silaha sarılmaz. Teğmen Nuri’nin kurtarmaya çalıştığı 16 seri ateşli topu da ellerine geçiren MANİSA HALKI BUNLARI YUNANLILARA TESLİM EDERLER. O Şeyh, Menemen’de Asteğmen Kubilay’ın başını kör testere ile kesen Yobaz Mehmet’tir ve de Bülent Arınc’ın Dedesidir. Bülent Arınç, Türkiye Büyük Milletvekilleri Meclisi Başkanlığını yapmış Başbakan yardımcımızdır ve Bursa’dan AKP milletvekili adayımızdır.
         Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında; Türk Ordusu Bursa’yı terk ederken şehirde bulunan genelev sakinleri de, Ordumuzla beraber, şehri terk etmişlerdi.
         Yunan Ordusu Konak ve Pasaport’ta Türkleri öldürürken de, İzmir’in bazı minarelerinden, Rum suresi okunarak:
         “Yunanlılara sakın ola karşı gelmeyiniz. Kur’anı Kerim’de Rum suresi vardır. Bundan sonra bizi Yunanlılar yöneteceklerdir!” Diye vaazlar veriliyordu!
          Bu anlatacağım bu olay, aynen Malatya Genelevinde geçmiştir. Bir tatil günü, Amerikalıların Mihmandarı Kısa Boylu bir Türk vatandaşı, bir grup Amerikalı ile Malatya Genelevine gelirler. Genelevleri, kız beğenmek için dolaşırlarken, gramofonundan “Adananın Yolları Taştan” Türküsü dökülen bir Genelevin önünde dururlar. Adı Kezban olan bir Sermaye kadın, Allar içinde ve Şuh bir şekilde, gramofondaki Türküye eşlik etmektedir. Amerikalılardan birisi bu kızı beğenir, işaret eder. Keziban çalışmayacağını söyler. Kısa boylu Türk Mihmandar: ”Bunlar Amerikalı dostlarımız; hem de ücretini dolar olarak ödeyecekler!”Teminatını vermesine karşın, Kezban’dan yine de olumsuz yanıt alırlar. Münakaşaya dökülen olay polise intikal eder. Babayani bir Komiser’in neden bu müşteriyi kabul etmediğini sorması üzerine Sermaye Keziban patlar ve ortalığı çınlatan sesi ile:
         “BEN TÜRK OROSPUSUYUM, KOMİSER BEY. GÂVUR OROSPUSU DEĞİLİM. BANA NE CEZA VERİRLER Kİ, BURADAN BAŞKA GENELEVE SÜRERLER, BENİ YİNE DE GÂVURLARIN ALTINA YATMAM, ÇÜNKÜ BEN TÜRK OROSPUSUYUM!” DER.
         Yaşlı Polis Komiseri, rahatça ağlayabileceği tenha bir köşeye çekilir. Bu kısa boylu Amerikan Mihmandarı da Turgut Özal’dır.
         Sayın Emin Çölaşan’ın Ünlü kitabı—Hangisi ünlü değil ki!—“Turgut Nereden Koşuyor’’ da İzmir Genelevinde yaşanmış ve Polise intikal etmiş bir olayı da anlatmaktadır. O kısa boylu Türk Mihmandarla İzmir Genelevine gelen Amerikalı dostlarımız, kız beğenmek için evleri dolaşırlarken, bir Türk Genci Amerikalılardan birisinin arka cebindeki cüzdanını kapar ve kaçar. O kısa boylu Türk Mihmandar, kendisinden umulmayan bir çeviklikle hırsızın peşinden koşar. Bu kısa boylu Türk Mihmandarın adı da TUTGUT ÖZAL’DIR Sayın Seyircilerimiz.
         Kezbanlar, ayıplı işte çalışıyorlar diye de senelerce sosyal yardım kuruluşlarına kayıtlarını yaptırtmadığımız o Kezbanlar öldüler ve unutuldular. O elleri öpülesi Kezbanın mezarının yerini bulmak mümkün olsaydı, emekli maaşımla O’NA lâyık bir mezar yaptırır Türklük  borcumuzu da ödemiş olurdum. Zira O, Amerikalıların Genelev mihmandarı Devlet Bakanımız, Başbakanımız ve hatta Cumhurbaşkanımız olmuştu da.
         Senelerce önceydi; bir Fransız yazarının—Aklımda yanlış kalmadıysa Prosper Merime’nin—bir öyküsünü okumuştum. Öykünün adı:”Alayın Orospusu!” İdi. Bir Fransız hemşirenin çok ahlaksız ve ele avuca sığmayan Kardeşi Jan’dan çekmediği kalmamış. Bin bir rica ve bin mihnetle Jan’ı askere yazdırtmış. Jan çok başarılı bir süvari asker olmuş Birdenbire Birinci Dünya Savaşı başlayınca Hemşireyi de askeri hizmete almışlar. Bir saldırıda Jan vurulup ölmüş, Ablası Hemşire Françoise de vurulup ölmüş. Hemşire Françoise‘ı cennete almamışlar. O gün ölen askerler cennete giderlerken; Jan, ablasını cennete giden yolun kenarında ağlarken görmüş:
         “Neden ağlıyorsun ablacığım!” Diye sorduğunda:
         “Dinine çok bağlı, her Pazar kiliseye giden, her Hıristiyan yardım eden, eline erkek eli deymemiş bir Hıristiyan kadını olduğumu anlattığım halde:”Bu özelliklerin cennete girmen için yeterli değildir!”Diyerek cennetin kapısını suratıma kapattılar. Ben ağlamayayım da kim ağlasın?”Demiş. Jan:
         “Onun kolayı var, ver elini de atımın terkisine atla!” Demiş. Cennetin kapısına geldiklerinde, cennetin kapısın da duran Hz. İsa’nın Havarilerinden Aziz Yuhanna:
         “Bu Bayan kimdir?” Dediğinde; Jan, gayetle güler bir yüzle:
         “Alayımızın Orospusu, Aziz Yuhanna!” Demiş. Aziz Yuhanna:
         “O zaman, cennete hoş gelmişsiniz, buyurun içeriye!” Emrini vermiş.
         Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal,1923 senesinde Mersin’i ziyaretlerinde tanımış olduğu Dr. Reşit Galip’i çok beğenerek 1925 senesinde, milletvekili olmasını sağlamıştır. Dr. Reşit Galip 1893 Rodos doğumludur. Liseyi İzmir’de bitirmiş, Ağabeysi Hüseyin Ragıp Baydur Diplomatlığı seçtiği halde, O İstanbul tıp Fakültesini bitirir, çok çeşitli görevlerde bulunur.
         Bir akşam yemeğinde, Dolmabahçe sarayında Cumhurbaşkanı gazi Mustafa Kemal’in sofrasındaki yerini alır. Maarif vekili Mustafa kemal’in öğretmenliğini yapan çok yaşlı bir zattır. Kız öğrencilerin etek boylarını mesele yaptığında, Dr. Reşit Galip tarafından ağır tenkite uğrar. Duruma Gazi Mustafa kemal müdahale eder:
         “Bir Vekile böyle hitap edemezsiniz; sonra o benim de öğretmenliğimi yapmıştır!” Der ve beklemediği yanıtını da alır:
         “Bu Beyefendi Maarif vekilliğini yürütemez. Devrim aleyhinde siz bile bulunsanız tenkit etmekten çekinmem!”Der. Mustafa Kemal:
         “Öyle ise sofrayı terk ediniz!” dediğinde de daha sert bir tepki ile karşılaşır:
         “Milletin sofrasıdır terk edemem!”Çok zor durumda kalan Mustafa Kemal:
         “Öyle ise bir terk edelim!” Der ve hep birlikte sofrayı terk ederler.
         Sabahleyin erkenden çalışma salonuna inen Mustafa Kemal, orada çalışmakta olan Özel Kalem Müdürü Tevfik Bıyıklıoğlu’na sorar:
         “Dr Reşit Galip Bey, akşam ne yaptı?”
         “Sayın Cumhurbaşkanım, sabaha kadar pencerenin önünde sigara içerek denizi seyretti. Sabahleyin de benden 25 Lira borç para alarak Ankara’ya gitti.” Der. Mustafa Kemal, kendi, kendine yüksek sesle söylenir:
         “CEBİNDE BEŞ PARASI OLMAYAN BİR ADAM, İNANDIĞI DAVAYI BÖYLE SAVUNUR!” Der.
         Üç ay sonra da, Rahmetli Dr. Reşit Galip Milli Eğitim Bakanlığına getirilir. Darülfünun üniversite yapılmasını ona borçlu olduğumuz gibi, her sabah çocuklarımızın okudukları ANDIMIZI DA,23 NİSAN 1933’TE ONA BORÇLUYUZ. Sağlığı iyice bozulur. Tüberküloz olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığından ayrılır.05 Mart 1934’te aniden vefat eder. Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal, ölüm haberini aldığında; hıçkıra, hıçkıra ağlamıştır. Yaşadığı ve içinde son nefesini vermiş olduğu odada bir divan ve sayısız kitaplarla yüklü bir de kitaplık vardır.Bu odanın resmini yazıma eklemek isterdim.Bugünün vurguncuları acaba utanırlar mıydı?Sizlere Allah Rahmet eylesin ey Keziban ve ey Dr. Reşit Galip   
2 Cengiz
“Menderesi,Özalı örnek alarak ülkenin başında bulunanlar kendi avratlarını sık, sık ABD’YE  gönderiyorlar Özal bir verip üç alıyordu acaba onlar kaç verip kaç alıyorlar ?

3 Yanıt, “Kezban, Senden Sonra Öyle Orospular Türedi Ki!”

  1. 1 Türkan
“Ay bu Amerikalılara pezevenklik yapan Özal daha sonra tüm Müslümanları ABD’YE pazarladı. Ülkemizde dâhil ne demişti bir vereceğiz üç alacağız. ama hiç birini alamadığı gibi bütün Müslüman kadınlarını ABD’NİN  askerlerine peşkeş çekti tıpkı akp ve başkanı Tayyib gibi bölünmüş orta doğu projesi eş başkanı gibi.Özal l ve Tayyib severlere duyurulur.Ama nafile ki kurunun yanında yaşta yanıyor .Tayyib ne demişti ;”Menderes Özal devamıyım” diye oy almıştı; bunları sevenler ABD askerlerine peşkeş çekilen Müslümanlara ne oldu görsünler bir daha düşünsünler.”

 



Bir kaç  dolar  kazanabilmek  için,  yabancıların  önünde eğilen bütün  politikacılarımıza…

İş  adamlarımıza…

Bürokratlarımıza…

Medya  mensuplarına…

Ve  “keşke  İngilizlerin   idaresinde  olsaydık ” diyebilen  o  çok  namuslu  ( anım


İzleyiciler

Blog Arşivi