18 Eylül 2015 Cuma

2087/KEDİLER ÜZERİNE!



                 TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,13 Eylül 2015.

KEDİLER ÜZERİNE BİR İNCELEME?!

SEMAVİ DİNLERDE;DİN ADAMLARI KADINLARI AŞAĞILAMAK İÇİN HER NAMUSSUZLUĞU DİNE VE ALLAHA YÜKLEMESİNİBİLMİŞLERDİR.SANKİ ONLARI BABALARI DOĞUTMUŞÇASINA.BENCE BU DAVRANIŞ İPNELİKLERİNİ GİZLEMEYE YÖNELİKTİR.?!ŞEYTANIN KIZI GİLDA!RİTA HAYWOORT--ALDO RAY,1946,FİLM

          Mayıs ayında, kiralık evimizin bitişiğindeki, ceviz dallarının örttüğü çatıda bir kedi üç yavru doğurdu. Hemen süt alarak yavruları beslediğim gibi, ana kediye de kıyma verdim. Önlerine içi su dolu bir tas ta koydum. Yavrular büyüdüler, onları mama ile beslemeye başladım. Diğer kediler de mamaların başında toplandılar. Haftada iki kilo kedi maması yemeğe başladılar. Her sabah, kedilerimin mamalarını ve taze sularını verdiğim gibi ağaçları ve çiçekleri de sulayarak güne başlamaktayım. Komşularımız, kedilerin bahçe duvarında uyumalarından tedirgin oldular. Kedilerin ve yılanların olmadığı bir dünyada fareler hükümdarlık kurarlar. Aslanların olmadığı yerlerde çakallar da Aslan kesilmektedir. Namusluların sustuğu ve pustuğu yerlerde de hırsızlık egemenliğini sürdürür. Kahramanların olmadığı yerlerde de hainler kahraman olurlar. Doğada büyük bir denge vardır. O dengeyi de, felaketlerini düşünmeden insanlar bozmaktadırlar. Sayın Feriha Çelik Han’ım, bir akşam yemeğinde, sırtına patisi ile dokunarak,yemek isteyen bir Tekir kediden söz edince,ben de Gelin Gözlü Kedi adlı yazımı yayımlamıştım.Sayın Sili Özerdim Han’ım da bir Orfozu anlatmıştı.Bodrum’da su altı araştırmaları için dalış yapan ekipten Amerikalı bir Bayan,bir Orfoza yiyecek vermekteymiş.Yiyecek vermediğinde de Ol Orfoz Ol Bayanın saçlarını ısırarak çekermiş?! Kediler üzerine bir yazı yazmak isteyince önce fareden söz etmenin uygun olacağını düşündüm:

Fare türleri: Aslında 500’den fazla fare türü vardır. Bir çift fare üç senede 20Milyon fareye ulaşır. Mücadele edilmezse hububatın ¾’ünü yerler. Tavşan büyüklüğünde, kedilerin de korktuğu fare türleri de vardır.


·         Ak ayaklı farecik,

  • Avurdu keseli fare,
  • Bandikut faresi,
  • Çekirge faresi,
  • Çeltik faresi,
  • Dikenli fare,
  • Fırça kuyruklu fare,
  • Hamster,( Kuş gibi kafeslerde beslenir cambaz fare türüdür).
  • Hasat faresi,
  • Huş faresi,
  • Kanguru faresi,
  • Orman faresi,
  • Pamuk faresi,
  • Sıçrayan fare,
  • Yeleli fare,
  • Kum Faresi. Fareler en hızlı üreyen ve çoğalan kemirgen hayvanlardandır. Bir fare senede Dört—Altı defa doğurur. Yavru fareler bir ay sonra çiftleşmeye hazır hale gelirler. Hesaplanmıştır; bir fare, bir sene içinde 9223 fareye ulaşmaktadır. Fareler, hububatın en azılı düşmanlarından birisidir. Tarlada, ambarda, kilerde ne bulursa yerler. Kemirgendir, çok zeki bir yaratıktır. Veba mikrobunu taşırlar. Gemi halatlarından limanlara inerler. Avrupa’yı kırıp, geçiren Veba/TAUN/ salgının Failidirler. Bizim köy evimizin bahçesindeki en gelişmiş narları bizden önce yerlerdi. Suni fildişinin mucidi de faredir. Bir İngiliz bilgini kahvaltı yaparken, deney faresi oksijen şişesini beyaz peynirin üzerine devirerek suni fildişini yaratmıştır

 

 


                                                                                                                                                                                                                                    Kedi ailesinin tarihine baktığımız da,gerisinde 20 Milyon yıl olduğunu görürüz.Evcil kedilerin,en eski kayıtlara göre 5000 yıl önce ortaya çıktığını da görebiliriz.İnsanlar,20.000 yıl önce köpeği ehlileştirdi.İnsanoğlunun ehlileştiremediği tek yaratın YOBAZLARDIR!? Mısırlılar, Yunanlılar gibi tanrılar sistemine inanmışlardı.  Tanrıları arkalarına alan kıralların, kıral olmaktan öte başlıca ayrıcalıkları, önce yarı tanrı, sonra da tam tanrı olmalarındadır. Kedilerin tek özellikleri fare ve haşerat yakalamalarında değildir, Firavuna ait olmalarındadır. Kedileri incitmek ve öldürmek en ağır suçlardandı. Kedi öldürenler asılırlardı. Bir evde yangın çıksa önce kedi kurtarılırdı. Çünkü insanlar sadece insan oldukları Halde, kediler önce yarı tanrı, sonra da tanrı olarak kabul edilmişlerdi. NİL Vadisi insanları, kediyi neşe ve müziğin, kıvrak dansların, güzel şarkıların temsilcisi kedi kafalı Tanrıça Bastet(Bast) ile bütünleştirmişlerdi. Mısırlılar,  Her sene uzun mesafeler katederek kedilerin tapınağına hacı olmak için giderlerdi. Mısırda,evlerin içinde kediler miyavladıkça,evin içi tanrıça Bastet’in armağanı olan neşe ile dolarmış!?Bastet,başlarda doğurganlık ve cinsellik tanrıçasıymış.Daha sonra,ölüleri koruma,yağmur yağdırma,hastalara ve çocuklara şifa verme,müzik,dans ay,analık ve aşk tanrıçası haline getirilmiştir.  Yunanlı tüccarlar, kaçak olarak kedileri Avrupa’ya taşımışlardır.  Kilise toplumlara egemen olduğun da kediler şeytan tarafından kadınlara cin olarak verildiği kabul edilmiş,kadınların kedileri memelerini emzirerek kanları ile beslediği inancı yüzbinlerce kadının cadı olarak yakılmasına neden olmuştur ?! Kedilerin fareleri yok ettiği anlaşıldığından, Rönesans’tan sonra Avrupa’da kediler yeniden itibarlarına kavuşmuştur.

  “CADILIK MI KÖTÜ YOKSA İNSANLIK MI? : AVRUPA’DA CADI (KADIN) AVLARI?!

“Üst tarafları kadındır onların ama alt tarafları hayvandır; bellerinden yukarısı tanrılarındır ama aşağısı şeytanın malıdır. Cehennem, zulmet, kükürt kuyuları, alev, alev ateşler, kaynar sular, pis kokular hep, hep oradadır…”

Yukarıda okuduğunuz mısralar, Shakespeare’nin Kral Lear adlı oyunundan. Peki, böylesine kötü olarak betimlenen kimler mi? Cadılar. Şu bizim masal ve filmlerden aşina olduğumuz sevimli cadılar ya da çirkin, süpürgesiyle uçan cadılardan değil de bir dönem diri, diri yakılan ya da asılan kadınlar!”

       Kraliçe Viktorya döneminde, kediler, güzellik sembolü haline getirilmiştir. Kedilerin dokuz canlı olduğuna inanılır. Kediler yüksekten atılanınca dört ayak üzerine düşmektedirler. Müslüman Ulemasına! Göre, Nuh’un gemisinde pislikleri yemeleri için domuzun burnuna sopa ile vurmak suretiyle burundan bir çift fare düşürmüşler?! Mısırlılar, kedilerin de yeniden dünyaya geleceklerine, REKRAASYON’A inanırlardı.

    Japonya’da kediler Kraliyete aitti.14’üncü asırda ipek endüstrisi fareler tarafından tehdit edildiğin de kedilerin değeri de artmıştı. Japonlar, kedi katillerinin yedi kuşak boyunca lanetlendiklerine inanmaktadırlar.Evcil kediler M.Ö.210 yılında Çin’e gelmiştir.Çinliler,kedilerin belli bir yaşa geldiğin de başka bir canlıya dönüştüklerine inanmaktadır.Hintliler göre de insanlar öldükten sonra,dünyaya kedi olarak yeniden gelmektedir.Siyam’da, kendilerin başındaki ve kuyruğundaki renk değişimi kutsal sayılmaktadır..

   AŞAĞIDAKİ               YAZI, SAYIN TURGAY TUNA’NIN                                                Cumhuriyet Gazetesi pazar eki;14 02 1999.ALINMIŞTIR:

     “Tarihte kedileri en çok yüceltenler Mısırlılar olmuş. Firavunlar döneminde kediye tekme vuranlar ağır cezalara çarptırılmışlar. Kedi öldürenler ise idam edilmişler.
Tanrıça katına yükselen kediler bile var eski Mısır'da... Öykülere, efsanelere konu olmuş; tanrılık katına çıkartılmış bir varlık kedi. Hz. Muhammed bile hırkasının üzerinde kendinden geçmiş mışıl, mışıl uyuyan kediyi rahatsız etmemek için hırkasının bir ucunu kesmeyi yeğlemiş. EK: Anlatım doğru ama kişi yanlış: Ezan okunduğun da eteğinde uyuyan kediyi uyandırmamak için eteğini kesen Hanbeliye mezhebinin kurucusu İmam Ahmet b. Hanbeldir. Ostüzü. Kedi eski Mısırlar için kutsal bir hayvan. Nil vadisinin eski insanları kediyi neşe ve müziğin, güzel şarkıların, kıvrak dansların temsilcisi kedi kafalı tanrıça Bastet'le özdeşleştirmişler. Eski Mısır'daki hemen her evde kedi beslenmiş. İnanışa göre, bu güzel yaratık miyavladıkça evlerin içi tanrıçanın insanlara hediyesi sayılan neşeyle
dolarmış.
Kedileri tekmeleyip kovalayan kedi düşmanları eski Mısır'da dünyaya

gelmediklerine şükretmeliler. Zira eski Mısır'da kediye vuran, tekmeleyen, kötü davrananlar en ağır şekilde cezalandırılmışlar. Hele, hele kedi öldürenler! Onların cezası da idammış. Tarihi kaynaklara çok

ilginç anlatılar var. İsa'dan sonraki devirlerde Romalıların Mısır'a egemen oldukları sıralarda, İskenderiye sokaklarında
dolaşan iki Romalı askerin önlerine çıkan, uğursuz saydıkları kara bir kediyi öldürmeleri üzerine, bütün bir mahalle halkı, Romalı askerleri linç edip, cesetlerini paramparça etmişler. Mısır mitolojisine göre Bastet, tanrılar tanrısı Ra'nın kızıdır. Ne olmuş, nasıl olmuş
bilinmez; bu güzel kız bir gün babasına kazarak, Mısır'ın güneyindeki Nubia çölünde inzivaya çekilerek korkunç bir aslana dönüşmüş. Gel zaman, git zaman Ra kızını Assuan yakınlarındaki Philae adasının kıyılarında Nil sularına giderek yıkanmış ve hemen

affedip, Mısır'a geri çağırmış. Bunun üzerine aslan görüntülü Bastet, orada sevimli bir kediye dönüşerek, üzerine bindiği bir kayıkla Mısır'ın kuzeyindeki Bubastis'e kadar gelip, bu bölgede tanrısal yaşamını devam ettirmeye başlamış.
Gözleri yaşlı, kırgın ve kızgın kız; neşe dağıtan, uysal, sevimli yaratığın simgelendiği güzel bir tanrıça olup çıkıvermiş?!

Gene eski Mısır tarihinde kedinin kutsallığını en güzel şekilde yücelten
anekdotlardan biri de, İÖ 525 yılında, Mısır'ın kuzeyindeki Peluz bölgesine ait. Pers Kralı II. Kambis askerleriyle Mısır'ın kapılarına dayandığında, Peluz'da bekleyen Mısır ordularının çetin direnişi ile karşılaşmış. Ancak, kurnaz Pers kralı Kambis, Mısırlıların hassasiyetlerini göz önüne alarak, ne kadar kedi

varsa askerlerine toplattırıp bunları birer kalkan olarak kullanmış. Bu durum karşısında, Mısırlılar, tanrıça Bastet’in temsilcisi kedilere bir zarar gelmemesi için silahlarını bırakarak teslim olmuşlar. EK:1881 Senesinde, Hindistan’da İngilizlere karşı çıkan bir ayaklanmayı,İngilizler,”Fişeklerde kurşunun üstüne  inek yağı konulmuştur?!Sözü ile bastırmışlardı.Hiç bir Hintli ateşli silah kullanamamıştır?!Ondokuzuncu asırda,fişeklerde  kurşunun  üstüne domuz yağı konulurdu.Yağlı kurşun sözü de buradan kaynaklanmıştır?! Anadolu muz’da  bir beddua vardır:”Yağlı kurşunlara gelesice?!Ostüzü.Böylece, Mısır tarihinde Pers krallarının hüküm sürdüğü yirmi yedinci hanedanlık dönemi başlamıştır. İÖ. 2000 yıllarına tarihlenen en antik Mısır'ın ilk piramidi basamaklı piramidin bulunduğu sürdüğü yirmi yedinci hanedanlık dönemi başlamış bulunuyor.

Arkeozoologlar için eşsiz bir laboratuar. Geçen yüzyıldan beri burada yapılan kazılarda gün ışığına çıkartılan kedi mumyalarının büyük bir kısmı Kahire müzesinin depolarında korunduğu gibi; bir o kadarı da Paris'te Louvres,
İngiltere'de British Museum, Amerika’da Metropolitan Museum ve İtalya'daki Torino müzesi gibi müzelerini süslüyor. Beraber olabilmek için kutsallaştırmış oldukları sevgili kedilerini mumyalamışlar. Eski Mısırlılar, inanışa göre öteki âlemdeki yaşamda tekrar Çok güzel bir örnek de, Dünyanın beşinci büyük kenti Kahire'nin 32 km güney batısında yerdeki arkeoloji müzesinde bulunuyor. Mısır'da, geçen yüzyıldan beri Sakkarah'tan başka birçok kedi mezarlığı ortaya çıkartılmış Aralarında bronzdan, ahşaptan, granitten yapılmış olanları var. Eski Mısırlılar,  ülkelerinin dört bir yanından kilometrelerce yol katederek, kedi tanrıça Bastet'in
Bubastis'teki tapınağına gelip kendilerine farz olan hac ziyaretlerini yerine getirirmiş. Kedinin gizemli bakışları, gözlerindeki çekicilik, antik Mısır'da bu hayvana verilen kutsal değerin en önemli nedenlerinden. Evinizde kedi besliyorsanız onu kızdırmayın!. Kedi tanrıçayı kızdırıp gazabına gelebilirsiniz. Şaka bir yana, eski Mısır dilinde kedinin adı "Myeou" imiş. Herhalde, miyavlama kelimesi de oradan geliyor.”

     Kedilerin yön bulma yetenekleri güvercinlerden daha gelişmiştir. Senelerce önceydi. Etimesut’ta oturan bir aile, yazı geçirmek üzere, eşyalarını ve kedilerini alarak Marmaris’teki evlerine giderler. Kedi,önce marketlerden sonra da komşulardan başlamak üzere hırsızlığa başlar.Aile ne yapsalar,kedilerinin hırsızlıklarını önleyemezler.Yaz mevsimi sonunda,kedilerini Marmaris’te bırakarak Etimesut’a dönerler.Üç ay sonra;kedileri çok zayıflamış,kuyruğu ve tüyleri yanmış olarak Etimesut’taki eve gelir.Köpeklerde bu huy yoktur!Kim fazla kemik verirse o kapıya bağlanır.Asıl sahibini de hemen unutur?!
















 




 

 

 

10 Eylül 2015 Perşembe

--2085-BU VATANIN SAHİPLERİ NEDEN DEĞİŞMİŞTİR?!





OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı;10 Eylül 2015.

                      BU VATANIN SAHİPLERİ NEDEN DEĞİŞMİŞTİR?!

         Çünkü Mustafa Kemal ölmüştür?!İhanetler de geri gelmiştir?!

Atatürk ömründe tek bir soruya cevap veremedi?!
Soru şuydu:
Mustafa Kemal, Mersin gezisindeyken şehirde gördüğü büyük binaların kimlere ait olduğunu sormuş.
- bu köşk kimin?
- Kirkor'un!?
- Ya şu koca bina kimin?
-Yorgo'nun?!
- Ya şu?
- Salomon'un?!
Atatürk Sinirlenerek sormuş:
' Onlar bu binaları yaparken siz neredeydiniz !? '
Toplananların arasında bir köylünün Sesi duyulur:
- Biz; Yemende, Tuna boylarında, Balkanlarda
Arnavutluk Dağları'nda, Kafkas'larda, Çanakkale'de savaşıyorduk, Paşa’m!?”Atatürk bu hatırasını anlatırken 'Hayatta cevap veremediğim yegâne insan bu aksakallı ihtiyar olmuştur.”'
demiştir.”Bizim bu soruya onurlu bir yanıtımız var:
Ey Rahmetli Gazimiz;hiçbir şeyi olmayan siz Gazilerimiz ve Şehitlerimiz,bize üzerinde kadınının ve erkeğinin özgürce yaşadığı bir vatan,bir dil ve Türklüğü miras bıraktınız?!İşte şiiriniz:
           BU VATAN KİMİM?!
        Orhan Şaik Gökyay(16/07/1902.İnebolu/02/12/1994,İstanbul)
“Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
 
Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutlarda gaza bayraklarından,
Alnına ışıklar vuranlarındır.
 
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
 
İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir.
 
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir.”
Zaman değişti, ol şiirin anlamı ve yazılışı da değişti:
BU VATANIN YENİ SAHİPLERİ KİMLERDİR?!
                 Osman Türkoğuz, Mustafa Askerlerinden!
Bu vatan toprağın kara bağrına                                                                                         Sıra apartıman kuranlarındır.                                                                                         Allah’ın adına, İslam yolunda,                                                                                       Halkı camilerde soyanlarındır.
 
Tutuşup kül olan viranelerde,                                                                                                          Hergün şehit gelen berhanelerden,                                                                  Hudutlarımızda ölen her erden                                                                                                                                                           Oy artmasını bekleyenlerindir.
 
Şehitlere bakmadan çalmaya Koşan,
Çaldıkça köpüren, çaldıkça Coşan,
Sıkıştığı her anda yalana Coşan,
Hainleri baş tacı edenlerindir.
 
İleri atılır erkekçesine,
İhanette liderdir gerçekçesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Kaç-ak saraya girenlerindir.
 
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Hırsızlar baş tacı, Millet perişan.
Asker olan, Şehit olan Fakirdir,
Çalanın, soyanındır bu vatan.
Şimdi ise benim ve bir vatanseverimizin  cevap bulamadığım bir soru var?!
-Bu şeker fabrikası kimin?
-İsrailin!
-Tekel kimin?
- İsrail’in!
-Sümerbank kimin?
-İngiltere’nin!
- Seka kimin?
-Yunanistan’ın!
-Pektim kimin?
- Amerikanın!
- Peki ya tüpraş kimin?
- Amerikanın!
-Telekom?
-Amerikanın!
-Limanlar kimin?
-Yunanistan’ın!
Peki onlar bunları alırken siz neredeydiniz Türk halkı !?
Hangi cephelerde savaşıyordunuz da bunları kaybettik?
Susma Lan! Susmaa!
Birşey söylee. Vatanım için şunu yapıyordum da kaybettim de!
O aksakallı dedemin söylediği gibi birşey söyle!
Mustafa Kemalden sonra neden satıldı bu vatan?!
Şu Şehit kanlarıyla sulanmış toprağa girmeye yüzün olsun!
Sen yaa elleri titreyen. Sen evett. Yazık yaa.
Ata'm bu yaşananları görse kalpten giderdi.
Ata'sını sadece belirli günlerde anan zavallı Türk Gençliği?!
“Türkiye’yi bölmek ve İslam’ı yok etmek için Kürt-Türk savaşı çıkarmalıyız. Böylece kazanan İsrail olacaktır.”David ROCKFELLER.
ŞİMDİ ANLADINIZ MI OLAYLARIN NEDENLERİNİ A AKLI KULAĞINDA OLANLAR?!
 

“”

 

 

2084/ALDATMAK VE ALDANMAK BOŞANMA NEDENİDİR?!



              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,09 Eylül 2015.

               ALDATMA VE ALDATILMA, BOŞANMA NEDENİDİR.

      ALDATILDIM DEMEK;

BİR ÇARESİZLİK İTİRAFI DEĞİLDİR, HALKI VE BİREYİ GÖZÜ VE KULAĞI İLE DÜŞÜNÜR HALE KOYARAK, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ VE KEMALİZMİ YIKMA METODUDUR. UYUYALIM BAKALIM. 

      “Bir defa  aldatılırsam ,kabahat aldatandadır,ikinci defa aldatılırsam kabahat bendedir?”Büyük bir Bilgin?!

      Aldatmak ve aldatılmak boşanma nedenidir. Bir erkek, evleneceği kadında ilk olmasını; bir kadın da evleneceği erkekte son olmasını ister ve bekler. Bırakınız aldatılmayı, aldatıldı diye adı çıkan kadının evlenme şansı da kapanmış demektir.

      Usta ve Büyük bir lider düşününüz. Tüm uyarlara karşın sürekli suç oluşturacak hatalar ve gaflar yapan Büyük bir lider düşününüz.Her girişimi fiyasko ile sonuçlandığın da,aynı masalı okumaktadır:”ALDATILDIM?!”

      -Açılımda fiyasko?!”Özür=ALDATILDIM!

      -Eşkiya ile pazarlık yapma!?Yanıt:EŞKİYA İLE PAZARLIK YAPAN ŞEREFSİZİDİR!Sonuç fiyasko ve yanıt:ALDATILDIM!

      -Amerika’ya pek güvenme?!”Ben ,BOP’UN as başkanıyım?!Sonuç yine de fiyasko ve yanıt:ALDATILDIM!

      -Cemaatleri ve Fethullah Gülen’e bu kadar yüz verme!Sonuç fiyasko?!”Ne dediler ve ne istediler de yapmadık?!”Parelel devlet kurmuşlar?!

      --“Ben kumpas! Davalarının başsavcısıyım?”Bu suç nereye kadar giderse oraya kadar gidilecektir?!”Uyarı,Silahlı kuvvetlerle ve aydınlarla uğraşma?!Sonuç tam bir fiyasko!Yanıt:”ALDATILDIM!Bu bahaneler bir itiraf değil,beyin yıkama metodudur.Şoklarla halkın aklını karıştırmak,karıştırılan akıllara yeni sanık adlarını yerleştirmektir.Toplum ve birey,kulağı ve gözü ile düşünür hale sokulduğun da asıl suçlu masum sayılır.Et yüzüne hasret kalan ve tahılla beslenen toplumların hafızalar anlık ve günlüktür.Etle beslenen Beş Aslan,otla beslenen Bin tane boğanın içinden birisini öldürürken,999 Boğa bu olaya sadece bakar ya da tabana kuvvet kaçar.

Bir toplumun hafıza ve zekâ durumu yediği besinlerle doğru orantılıdır. Uygulamaya konulan bir yeminle anlatılanlardır. Okuyalım:

         RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN ŞERİAT YEMİNİ! İŞTE O YEMİN:
"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma. Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime. Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan. Şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah'ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.'
'

      Her makamında aldatıldığını itiraf eden  o makamlara da layık olmadığını itiraf etmiş demektir.BU KADAR ÇOK ALDATILAN KADINLARA:YATIK DENİLMEKTEDİR.Bu aldatılma hastalığına müptela büyüğümüz derhal devlet hizmetlerinden boşandırılmalıdır.YOKSA,ŞEHİTLERİMİZE AĞLAMAYINIZ?!Mısır’da öldürülen Rabia için ve Myemmar’deki öldürülenler için ailecek ağlayanlar, Türk şehitleri için neden ağlamazlar?!Bu denli aptal olmayı nasıl beceriyorsunuz ey Yavşaklar?!

 

 

9 Eylül 2015 Çarşamba

2083-DİN ADAMLARININ YERİ?!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,04 Eylül 2015.

                   DİN ADAMLARININ YERİ,SARAYLARIN SOFRALARIDIR?!


“Emeksiz zengin olanın / Kitapsız bilgin olanın,

Sermayesi din olanın/ Rehberi şeytan olmuştur!”Yunus Emre(1240-1320,Eskişehir-Mihalıççık).

“Son Haham,son Papaz ve son İmam öldüğün de insanlık sonsuz barışa kavuşacaktır?!Lev Tolstoy/1808-1910/.”Sadelik,iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur?!”Herkes,insanlığı değiştirmeyi düşünür,amma hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez!?”Bir insan bulunduğu yerle değil,göz koyduğu mevki ile ölçmek gerekir!?” Lev. Tolstoy.

Üsküdar Müftüsü İhsan Özkes’i herkes bir cenaze töreninde tanıdı, hemen çağdaş olduğuna hükmetti.İstanbul’dan,Cumhuriyet Halk Partisi  milletvekili bile seçildi?!Bir zamanlar da,Mardin’de şehit düşen Jandarma albayımızın şizofrenik eşini Cumhuriyet Halk Partisi başına taç yaparak parti meclisine seçmenin  acısını çok yaşamıştı.İhsan Özkes,bir çıkışla daha yükseklere çıkma girişimini başarısızlıkla kapatınca Kapağı KAÇ—AK Sarayda aldı.Nisan 2015’te,Türkiye Büyük Milletvekilleri Meclisinde pankart açmıştı:”Hz.Muhammet kaçak saraya girmez?!”Gibisinden.Sonra da gerçek karakterini ve çağdışı kişiliğini sergilemekte gecikmedi:

        “Hz.Muhammet ve Atatürk yaşasalardı ,bugün SARAYA giderlerdi?!30 AĞUSTOS 2015.

Burada çok önemli bir sosyal gerçeği ortaya koymuştur:”BAŞKALARININ KÖLELİĞİNDEN KURTARILAN KÖLELER,YENİ EFENDİLERİNİN EMİRLERİNİ UYGULARALAR?!Mustafa Kemal’in  bir paşa kızından 20.000TL’YE satın aldığı ve Türk ulusuna devrettiği mülküne tecavüz eden mi,Onları oraya davet edecek?!Şimdi neden Hz.Muhammet ve Atatürk,KAÇ—AK SARAYA girerlermiş?Çünkü orada artık dönek İhsan Özkes vardır,onun hatırını kırmazlar!Osmanlı saraylarında,Şamar Oğlanları ve Şaklabanlar vardı,bunların görevleri padişahları  rahatlatmaktı?!Bunlar,uğradıkları padişah saldırısına göre önceden kararlaştırılan  hak ediş paralarını Osmanlının devlet hazinesinden alırlardı!?Bu gün için değişen bir şey yoktur,örtülü ödenekte de bu gibiler için para çoktur.

    Acem kıralları, KİSRALAR saraylarda otururlardı. Tüm yöneticiler de saraylarda otururdu. Hz.Muhammet ise, kerpiçten yapılmış, üzeri hurma dalları ile örtülü, penceresinde cam olmayan tek odalı  bir kulübede yaşardı. “Peygamberimizin doğduğu binanın yerinde bugün bir 'halk kitaplığı' bulunuyor. Suudi Arabistan yönetimi Hazreti Muhammed SAV'İN dünyaya geldiği mekânın ziyaret yeri yapılmaması için buraya işte bu kitaplığı inşa ettirdi.

Peygamberimizin dünyaya geldiği evin bulunduğu arazi, 20’inci yüzyılın ilk çeyreğine kadar muhafaza edildi ve herkesin büyük saygı gösterdiği bir mekân oldu. Arazinin bakımıyla 'Mekke Şerifleri' denilen ve Hazreti Muhammed SAV'İN soyundan gelen Mekke'nin idarecileri sorumluydular. EK: Hz. Ali’nin oğlu Hasan ile İran şahının kızından inenlere ŞERİF--ŞERİFE, Hüseyinin soyundan inenlere de SEYİT/SEYYİDE denilir. Ostüzü. Bu mekân hemen her hac ve umrede mutlaka ziyaret edilir, hacılar Mekke'den Medine'ye geçmeden önce buraya mutlaka uğrarlardı.

Arap yarımadasının 1925'te Abdülaziz bin Saud'un eline geçmesinden ve Vahhabi geleneklerine uyularak Mekke'deki Cennetu'l-Muallâ ve Medine'deki Cennetul-Baki mezarlıklarında bulunan türbelerin yıkılmasından sonra sıra İslâmiyet'in ilk günlerinden kalan diğer mekânların da ortadan kaldırılmasına geldi. Hazreti Muhammed SAV'NİN doğduğu evin arazisi dümdüz edildi ve üzerinde eski devirlerden kalma ne varsa kaldırıldı. Sonraki senelerde buraya bir bina inşa edildi ve yapılan bu yeni bina halk kütüphanesi haline getirildi.

İşte, Hazreti Muhammed SAV'İN doğduğu evin bugünkü hali. Bu ev şimdi Mekkelilerin günlük gazetelere göz gezdirmelerine ve arada bir, bir kitabın sayfalarını çevirmelerine yarıyor. “

Suudiler, tüm kutsal yerleri, mezarları ve Hz. Muhammed’din doğduğu Evi yerle bir etmişlerdi. Hz.Muhammedin mezarının yıkılmasını da Mustafa Kemal önlemişti. Hz.Muhammedin doğduğu evin arsasına resmini verdiğim halk kütüphanesi yapılmıştı. Hz.Muhammedin evleri tek odadan ibaretti. Üzeri de hurma dalları ile örtülüydü. Mutfağı, banyosu olmadığı gibi helâsı bile yoktu. Hadislere ve anlatılanlar göre yeniden düzenlenen Hz.Muhammedin evinin içi görüldüğü gibiydi. Herkes aptesini dışarıda yapardı, Üç&Beş taşla da temizlenirlerdi. BU konuda hadis te vardır. Ostüzü.


“12 Sene kirada oturdum, sesini çıkaran olmadı!”Sayın Recep Beyimiz         MUSTAFA KEMAL ATATÜRK,19 SENE Bağevinde oturdu, şikâyetini duyan olmadı!”OSTÜZÜ.

          İLK YAPILAN MESCİD.

“Resulullah (s.a.s)'in ilk işi devesinin çöktüğü arsayı sahiplerinden satın alarak buraya bir mescit inşa etmek olmuştur. Mescid-i Nebî adı ile anılan bu mekânın İslâm devletinin oluşumu ve yönetilmesinde gördüğü fonksiyon oldukça büyüktür.

                                                        MESCİDU'N-NEBEVİ

Resulullah (s.a.s)'ın Medine'ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği mescit. Bu mescit, Mescid-i Resul, Mescid-i Şerîf, Mescid-i Saadet ve Mescid-i Nebevî adlarıyla da anılmaktadır. Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa'dan sonra yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir.

Resulullah (s.a.s), Hicret yolculuğunda kısa bir müddet Medine'nin dışında bulunan Kuba köyünde kalmıştı. Bu esnada Kuba mescidi adıyla bilenen mescidi inşa ettirmişti. Buradan yola çıkıp, Medine'ye girdiği zaman, Resulullah (s.a.s), misafir edip ağırlama şerefine nail olabilmek için herkes birbiriyle yarışa girmişti. Kendisini davet edenlere Resulullah (s.a.s); "Bırakın deve serbestçe yürüsün. O bizi Allahın razı olacağı bir yere kadar götürecektir" diyordu. Deve bir süre yürüdükten sonra, iki yetim kardeşe ait boş bir arsaya çöktü. Buraya evi en yakın olan Ebu Eyyub el-Ensarî, Resulullah (s.a.s)'ın eşyalarını alıp sevinçli bir halde evine taşıdı (bk. Hicret mad.).

Resulullah (s.a.s)'ın devesinin çöktüğü bu arsa sahipleri olan Neccaroğullarından Sehl ve Suheyl hibe etmek için ısrar ettilerse de Resulullah (s.a.s) bunu kabul etmedi ve on dinar gibi sembolik bir meblağ karşılığında burayı satın aldı. Bu bedeli Hz. Ebu Bekir (r.a) ödedi.”Şimdi,dönek Müftü eskilerinden birisi:”Kaçak sarayın camisinde namaz kılmak şerefine eriştim!?Buyurmuştu.Ulusun arsasına izin alınmadan Ulusun parası ile yaptırılan KAÇAK camide namaz kılmak mı şerefli;kerpiçten,arsa bedeli ödenmiş ve elbirliği ile inşaa edilmiş,üstü hurma dalları ile örtülmüş camide namaz kılmak mı şerefli ey şerefini dışarılarda arayan Fırıldaklar?!

           Yunan kıralları Atina’daki Tatoi sarayında yaşarlarken, Mustafa Kemal Ankara garındaki yönetim binasındaydı. İngiliz Kıralı Buckingham sarayında keyif çatarken, Mustafa Kemal yine de Çankaya’daki Bağ evindeydi. İtalya kıralı Roma’daki sarayındayken, Mustafa Kemal yine Çankaya’daydı. Yunan ve İtalyan kıralları memleketlerinden kovuldular; İngiltere’de sorumlu olan Başbakan Lloyd George da iktidardan düşürüldü.

           Vahdettin Dolmabahçe’de, Damat Ferit Paşa da Balta limanındaki sarayında ihanet çetelerini yönetirken; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Müşir Gazi Mustafa Kemal yine de Bağ evindeydi. Padişah Mehmet Mahvettin ve diğer saray sahibi hainler, ülkemizi sessizce terk ettiler.

           Saraylara sığınmak yıkılmanın işaretleridir. Bir devlet adamının onuru içinde yaşadığı sarayın heybeti ile ölçülmemektedir.”Öküzü saraya soksan,öküz hükümdar olmaz,saray ahır olur?!”DÜNYANIN TÜM DEVLET ADAMLARI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ÇANKAYADAKİ BAĞ EVİNDE ZİYARET ETMİŞTİR.BAY RECEP BEYİMİZ DE TÜM DÜNYA DEVLET ADAMLARINI AYAKLARINA KADAR GİTMEK SURETİYYLE ZİYARET ETMİŞTİR.İŞTE,BAĞ EVİNDE YAŞAYAN   İLE KAÇ—AK SARAY’DA OTURANIN  ONUR FARKI?!


         BAĞEVİNDEN DÜNYAYA DİZ ÇÖKERTMEK!

“Binayı bina yapan içindeki adamdır. İçinde adam yoksa saray bile bir damdır!”OZAN ARİF.Muhafız Tugayından kaçmak mıdır!?

“Cumhurbaşkanı/Şerdoğan/, yeni ‘saray’la ‘tüm merasimlerin artık concepts içerisinde gerçekleşeceğini, ‘söyledi. “Biz, dünyanın her tarafını dolaşıyoruz, geziyoruz, buralar itibar makamları” diyen Erdoğan, sarayın görkemli halini de “Herkes buralara bakarak kararını verir,” diyerek olağan göstermeye çalıştı.”Ek: Size bakıp ta olumlu karar veremeyenler, Görkemli KAÇ-AK VE İZİNSİZ binanıza bakarak, Alman basınının yazdığı gibi size “Megalomaniac” derler. Ostüzü.

Büyük zaferden ve Cumhuriyetin ilanından sonra, Bağevi, basit bir değişime uğratılmıştır.Sonraki değişikliler sağ iktidarların Cumhurbaşkanlarınca gerçekleştirilmiştir.Buyurunuz resmine bakınız:

 

SONRAKİ H b

BAĞ EVİNİN ZAFERDEN SONRAKI HALİ?!

      

 

İzleyiciler

Blog Arşivi