26 Ağustos 2012 Pazar

792-ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZDA, ULUSAL GÜÇLERİN KARŞILAŞTIRILMASI! BİRİNCİ BÖLÜM


Osman TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı; 01 Haziran 2010/25 Ağustos 2012/”

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZDA, ULUSAL GÜÇLERİN KARŞILAŞTIRILMASI!-1. BÖLÜM                                                

Yunanlılar Anadolu’yu istila etmemişlerdir. Şehitliklerimiz de çatmadır! Diyen ve bu Milletin 19.000Türk Lirasını her ay yiyen GAFİL, AYMAZ VE HAİNLERİMİZİN suratlarına!

İLETİMİ İLETME YAZIM:

“Yunanlılar Anadolu’ya gelmemişler!” Diyen Türklük hainlerimize soruyorum: Manisa’da Tiyatro seyreden Yunan tümeni, içindeki sarıklılarla Kubilay’ımızın başını kesen Vatan Haini//Bülent Arınç’ın Dedesi/ Derviş Mehmet’e Yunanca piyes seyrettirmek amacıyla ve pasaportla mı Manisa’ya Gelmişlerdi!

Yunanistan’ın Küçük Asya Orduları Başkomutanı Korgeneral Anastasios Papulas’ın üniformasının ve Başkomutan Tümgeneral Tirikopis’in tabancasının bizim askeri müzemizde işi ne!

Ulusal Kurtuluş Savaşımıza dair, Yunanlı komutanların anıları ve Yunan Harp Tarihi Yayınları damı yalan?

Sizler, bunca yalanlarınıza ve ihanetlerinize rağmen çocuklarınızın yüzlerine bakabiliyor musunuz, EY! Ayna kaçkınları sizi!'

Ulusal Kurtuluş savaşındaki kahraman Yiğitlerimizin
Tanrısal öykülerinin anısına.

KAHRAMANI olduğu kadar GAFİLİ’DE, HAİNİ DE çok milletiz!” BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.555.

“İzmir işgali, Mayıs 1919” İşgal olaylarının anlatımı alıntıdır! Ostüzü.

Ayrıca bakınız: İzmir'in İşgali ve Urla Olayları


Yunan askerlerinin İzmir'e gelişi
İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris'te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs ta İngiltere, ABD ve Fransa, Yunan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar.
İzmir'in işgali kansız başladı. Hatta İzmir'in işgalini 1 gün önceden bildiğinden İzmir'deki Osmanlı Ordusuna karşılık vermemesini emretmiştir. Böylece İzmir'deki Osmanlı Ordusu hareketsiz kaldı ve Yunanlılara teslim oldu.
İşgal günü Yunan ordusunun en yaman birlikleri olan Evzon askerleri şehirde zafer turu attılar. Bu zafer turu sırasında Türk subayları sahil şeridine dizdiler. Aziz Nesin bu olayı daha sonra araştırmalarına dayanarak kitabında anlatacaktı: Bir Türk Subayı Evzon askerinin "Zito Venizelos" diye bağırmasını istediği halde yapmadığı için öldürüldü. (Miralay Süleyman Fethi Bey süngülendi) Evzon askerleri şehri her gezdiklerinde ve subaya geri döndüklerinde bir kez süngüleniyordu. Bu Türk Subayı 22 kez süngülendi ve şehit oldu. Yunanlılar daha ilk gün birçok Türk asker ve vatandaşı öldürdü. Böylece işgal daha ilk günde 400 kişiye mal oldu.”
İzmir'in işgali ile Türk halkında var olan fakat yetersiz komutanlar yüzünden kullanılamayan mücadele yeteneği tekrar uyandı ve İzmir'deki bir kısım asker istifa ederek Milli Mücadele'ye katıldı. Aynı zamanda İzmir'de kalan Türkler de işgalin getirdiği huzursuzluğa dayanamadı ve Anadolu'ya göç etti. Kalmakta ısrar eden Türk ailelerse Yunan askerinin tavırlarına ve yaptıkları eziyetlere daha fazla dayanamayıp Anadolu'daki milli mücadeleye destek vermek amaçlı olarak göç ettiler.”


Yunan işgal askerleri Anadolu'da.
"Türk asker ve subayları dipçiklenerek, süngülenerek öldürülüyor, üzerlerindeki kıymetli eşyalar zorla alınıyordu. İşgale karşı boyun eğmiş bulunan Ali Nadir Paşa yerde sürüklenerek tekmeleniyordu. Türk subayları "Zito Venizelos" diye bağırmaya zorlanıyor, ağır hakaretlere uğruyorlardı. Bağırmayı reddedenler ise süngüleniyordu. Reddedenlerden Albay Fethi Bey de süngülenerek şehit edildi. Şehrin diğer yerlerinde de olaylar, yağma, öldürme ve tecavüz olayları başladı. Türkler'e ait evler ve işyerleri Rumlar tarafından yağmalanıyor, canını, malını, namusunu korumak isteyen Türkler öldürülüyordu. Bütün bu olaylar "uygar ulusların temsilcilerinin" gözleri önünde, "uygar devletlerin" izniyle yapılıyordu. Lord Curzon'un 18 Nisan 1919 tarihli bildirisinde "Selanik kapılarının 5 mil dışında asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Aydın Vilayeti'nde (İzmir o tarihte Aydın Vilayeti içinde idi.) barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini" uygun görmediğini açıkladığı Yunanlılar ilk gün 400 Türk öldürmüşlerdi. Çevre köy ve kazalardaki olaylarla bir iki gün içinde 5.000 kadar Türk öldürüldü."[16]
“İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Sevr Antlaşması ile İtalyan bölgesi olarak kabul edilen Manisa, Uşak, Denizli, Balıkesir, Bursa şehirlerini de işgal etmiştir. Bu sebeple Yunanistan ile arasında ihtilaf çıkan İtalya ise bu işgalden sonra Kurtuluş Savaşı müddetince Ankara hükümetini desteklemiş ve askeri yardım da yapmıştır.”

Örgütlenme Dönemi, Mayıs 1919 - Mart 1920.


Yunan Ordusunun Panormos (Bandırma)'a girişi




Sivas Kongresi Delegeleri toplu halde
“Paris'te toplanan uluslararası Barış Konferansı, o günlerde açıklanması beklenen Türk Barış Antlaşmasını, 1919 Mayıs başlarında belirsiz bir geleceğe erteledi. 15 Mayıs'ta Yunan kuvvetleri, müttefik devletlerin kararıyla İzmir'i işgal etti. Ulusal bir felaket olarak görülen bu olay, Türkiye çapında müthiş bir ulusal tepkiye yol açtı. 23 Mayıs'ta Fatih ve Sultanahmet'te Türk siyasi tarihinin o güne kadarki en büyük kitle gösterileri düzenlendi. Direniş fikri, İttihat ve Terakki yandaşlarının görüşü olmaktan çıkarak tüm ülke sathına yayıldı.”
“21 Haziran'da Mustafa Kemal, Anadolu'daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Rauf Bey ile Amasya'da buluşarak Amasya Tamimi'ni yayımladı. Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun "azim ve iradesi" ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi.(Beşeri İrade Göksel iradenin yerini almış, aşağılanmalar, yenilgiler de böylece sona erdirilmiştir’”Ostüzü. Kâzım Karabekir'in öncülüğünde Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Kongresi, askeri görevlerinden istifa eden Mustafa Kemal'i kongre başkanı seçti. Kongre, Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi olasılığına karşı direnme kararı alırken, Türkiye'nin kalkınması için Amerikan mandası fikrine açık kapı bırakmamaktaydı.”
“4 Eylül 1919'da Türkiye'nin her yanından gelen delegelerin katılımıyla Sivas'ta toplanan kongrede, genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükümetiyle tüm resmi bağların kesilmesi kararlaştırıldı. Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu.”
“Kasım ayında Adana, Maraş, Antep ve Urfa'nın Fransızlarca işgali üzerine, Heyet-i Temsiliye tarafından yönlendirilen direniş hareketi başlatıldı. Direniş umulmadık bir hızla başarıya ulaşarak 1920 Mayısı'nda Fransızları ateşkese zorlandı.”
Ulusal Kurtuluş savaşındaki kahraman Yiğitlerimizin
Tanrısal öykülerinin anısına.
KAHRAMANI olduğu kadar GAFİLİ’DE, HAİNİ DE çok milletiz!”BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.555.
Efendim, bendeniz bu başlık altında bir kitap yazmayı amaçlamıştım. Bu işin zorluğundan yılmadım ve yılmam da. Yazmış olduğum kitaplar raflarda, ya da alanların elinde kaldı.
Ulusumuzun kahramanlıklarını ilgilendiren konularda sürekli konuşanları dinlediğimde, bunların üç grupta toplanmış olduklarını gördüm:
1*Hiçbir gerçekçi bilgisi olmadan; yalan ve yanlış, kulak dolgunluğunun vermiş olduğu cesaretle konuşanlar;
2*Hainler ve Ajan Provokatörler!
3*Yunanistan’ı hafife alanlar;
4*Türk Ordusunu ve Türk Ulusunu bugünkü seviyesinde sananlar. Atatürk devrimine inanmayanlar.
GENEL DURURUMUZ!

30 Ekim 1918 tarihinde; Limni adasının Mondros Limanında; Agamemnun savaş gemisinde, zorla imzalamış olduğumuz Ateşkes antlaşmasının 7’inci maddesine göre ülkemiz işgal edilmişti.
İstanbul, İzmir, Aydın, Antalya, Konya, Ayıntap, Urfa, Mersin; Adana; Mardin, Maraş, Samsun; Ankara, Eskişehir, İzmit, Balıkesir, Bursa, Bandırma ve çok sayıda kasaba ve köylerimiz, İngiliz, Fransız, İtalya ve Yunanistan tarafından işgale uğramıştı.
Doğuda da Ermeniler Kars’ı işgal ettikleri gibi, Doğu vilayetlerimizde de egemendiler. Karadeniz kıyılarında da Rum-Pontus işgali vardı.
Güneyimizde de Fransız kontrolünde, Ermeni Milisleri katliamlar yapmaktaydılar.
Yaralı bulunan Yavuz savaş gemimiz İzmit körfezinde bağlıydı. Donanmamızı oluşturan gemiler de Haliç’e çekilmişti.
Bütün denizlerimiz; İngiliz, Fransız, İtalyan ve yunan donanmasının kontrolü altındaydı. Elimizde sağlam bir gemi yoktu. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra; Saman pazarındaki bir kiralık binada, 22 deniz subayı toplanarak TÜRK DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞINI OLUŞTURMUŞTU!
Teşkilat’ı Mahsusa dağıtılmıştı. İstanbul’da birbirinden bağımsız haber alma grupları oluşturulmuştu.
İlk resmi ve yasal, Haber alma grubumuz 6 kişiden oluşuyordu. Savaş boyunca da bu sayı 22 kişide kalmıştı. ”Milli Emniyetin Tarihçesi”. Lütfederek bana göndermişlerdi.
Eskişehir’den çekilen İngilizler, (13)lokomotif ve (100) vagonu da beraberlerinde götürmüşlerdi. Ayrıca işletmenin kasasında bulunan (20.000)TL’yi de almışlardı.
Elimizde demiryolu olarak şu hatlar kalmıştı:
1-Osmaneli-Eskişehir:118 KM.
2-Eskişehir-Ankara:268 KM.
3-Konya-Ulukışla: 237 KM:
Sakarya Meydan Muharebesinin sürdüğü her gün için, cepheye (320) ton malzeme taşınmıştır.
MONDROS’TAN SONRA ELİMİZDEN ALINAN VE ELİMİZDE KALMIŞ OLAN SİLAHLAR!
Ağır top: Elimizden alınan: 1099; Kalan:82.
Sahra topu:” “ : 606. Kalan: 200.
Piyade Tüfeği: “ “ :667.983. Kalan: 123.191.
Ağr. Mk. Tüfek. “ “ : 3.108. kalan: 1370.
——————————————————————————
Çeşitli cephelerde kalan:300.000 Asker ve 300.000 Piyade tüfeği.
Geri teşkillerde: 2000 Mk. Tüfek ve 700 Top.
Geri teşkillerde Asker ve Jandarma:150.000 ve 150,000 Piyade tüfeği.
Toplam olarak: 450.000 Asker ve 450.000 Piyade Tüfeği.
2000 Ağır Makineli tüfek ve 700 adet çeşitli cins ve çapta Top.
Birinci Dünya Savaşında: 2.805.534 kişi silâhaltına alınmıştır. Bunlardan:
Şehit olanlar: 325.O8O.
Yaralananlar: 400.000,
Esir düşenler: 250.000 kişidir. Genelkurmay kaynakları, Şehit sayısını: 3.159.200 olarak vermektedir.
Genel nüfus sayımız: 1914’te 18.520.534 olarak saptanmıştı. Tüm gençler silâhaltına alınmış olduğundan, üretim kadınlara ve yaşlılara kalmıştır.
Bozkır ayaklanmasında; Bozkır askerlik şubesi başkanı Albay ile İlçe jandarma komutanı J.Yüzbaşı şehit edilmiş ve ilçede kurulu bulunan barut fabrikası yakılmıştır.
İstanbul’daki silah ve mühimmat depolarına, İngiliz ve Fransızlarca el konulmuştur. Zeytin burnundaki, Almanların kurmuş olduğu topçu mühimmat fabrikasına da el konulmuştur.
Yunan işgali başlarken, İzmir’de bulunan 65 topa ve Menemen’deki 7.000.000 Piyade tüfeği fişeğine el konulmuştur.
Manisa halkı, Teğmen Nuri Beyin kaçırmak istediği 16 otomatik ateşli topun kaçırılmasına engel olmuş, bu toplar da Yunanlıların eline geçmiştir.
Balkan Savaşlarından bu yana, Osmanlı Ordusunun düşmanlara terk etmiş olduğu şehirlerdeki, bankalarda ve çeşitli sandıklardaki paralara da düşmanlar el koymuşlardır.
Kepazelikler saysam sahifelerim dolar!
Taraflara da bir göz atmakta yarar var sanırım.
TARAFLAR
KARŞI TARAF:

1-DIŞ GÜÇLER:
A-İngiltere,
B-FRANSA,
C-İtalya, FİİLEN!
D-Yunanistan,
E-Ermenistan,
F-Manevi destek: USA.
Bağlaşık devletlerin tüm müstemlekeleri:
1-Avustralya,
2-Yeni Zelanda,
3-Hindistan,
4-Suriye, Arabistan, Cezayir, Irak ve Senegal.
2-İÇ GÜÇLER:
1-Devletlû ve Şatafatlı Padişahı Zülcelâl,
2-Halifeyi Ruyu zemin!
3-Anadolu ve Rumeli Rum Vatandaşlarımız!
4-Ermeniler, Osmanlı vatandaşları ve HINÇAK VE TAŞNAKSUTYUN cemiyetleri ve Ermeni devleti.
5-Rum Ortodoks kilisesi,
6-Kürt Teali Cemiyeti,
7-Magri Mira ve Etniki Eterya,
8-Fiili başkanı Rahip Frew ve Sait Molla; Fahri Başkanı da Devletlu ve Haşmetlû Padişahı Zülcelâl Altıncı Mehmet Vahiddettin,
9-Tüm Hain ve Çıkarcı yobazların altına dayalı ihanetleri ve dahi VATAN HAİNLERİNİN çıkarmış oldukları, irili, ufaklı (63) ayaklanma! EK OLARAK:
A-Yokluk,
B-Cehalet ve sefalet,
C-Din ve Tarikat Şeyhleri ile aldatma, iç ve Dış sömürü,
Ç-Araçsızlık ve gereçsizlik,
D-Yenilgiler ve işgaller,
E-Uzun savaşların yıktığı harap bir ülke, yorgun, bitkin ve umutsuz bir yığın halk,
F-Tüm eyaletlerini ve egemenliğini yitirmiş bir devlet!
G-Osmanlı ordusunun terhisi ve tüm silah ve mühimmatının da elinden alınmış olması.
B-TÜRK ULUSAL GÜÇLERİ!
1*Mirliva Mustafa Kemal,
2*Hukuku Milliye,
3*Kuvvayı Milliye,
4*Kongreler,
5*Türk halkı(başta Alevilerimiz)
6*Filiz Erenerol’un dedesi Rahmetli Papa Eftim ve Türk Ortodoks kilisesi.
7-Ulusal bilinçlenme,
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyüklüğünü, Türk ordusunun ve bu orduyu yaratan Türk toplumunun onurunu, şan ve şerefini küçültmek; Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in dehasını ve yaratmış olduğu destanın görkemini de hafife almak için, akıl ve vicdanla bağdaşmayan öyküler anlatırlar. Kötü niyetli, Türklük ve çağ düşmanı dinleyenleri de bu masalları fısıl, fısıl akılları ve de muhakemeleri gelişmemiz kişilere aktarırlar.
Bu gibi beyinsizlerle çok karşılaşmışımdır ”Mustafa Kemal Paşayı niye büyütür durursunuz? On paralık Yunan’ı yenmek te lâf mı yani!
On paralık bir işi, deha ürünü yapıp, çıktınız!” Gibisinden söylemleri çokça dinlemiş, bu gibi akıl dışı zavallılara, uzun, uzun laf anlatmışımdır. Sonunda da patlayarak küfürü yapıştırmışımdır.
Sonra da; ilk önce yazılı basında; tarikatlar ve dış güçler egemen olduktan sonra da sözlü basında olumsuz eleştiriler boy göstermiştir:
“Yok; İngilizlerin asker kanadı, Lort Kürzon’un temsil ettiği siyasi kanadın aleyhine, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı kazanmamızı için, el altından biz yardım edesiymiş! Anadolu’daki ihanetleri sanki İngilizlerin asker kanadı çıkartmamış? Mustafa Sagir’in Anadolu’yu kandırması için, İnsizlerin asker kanadı, İstanbul’da numaralar çevirmemiş gibi! Sanki Mustafa Sagir’in İngiliz gizli haberalma örgütünden bir İngiliz Albayına bağlı değilmiş gibi!
Türk’ün ve Türklüğün kara yazgısını tek başına silip atan bu Büyük Türk Kahramanına hep, hayâsızca saldırmışlardır.
Bugünkü hainler de aynı ihanetin içersindedirler.
Tüm olumsuzluklara karşın; can çekişen bir ümmet güruhundan çağdaş bir ulus yaratmış olan bu Ulusal Kahramanımıza ve onun onurlu silah ve devrim arkadaşlarına hayâsızca saldırılmış ve saldırılmaktadır.
Din adına, tarikatlar adına ve Müslümanlığı TÜRBANA bağlamak adına; bir sürü sürünen ve sürüngen yaratık; iç ve dış desteklerinin gölgesinde, alçakça saldırılarını sürdürmektedirler. Tüm bu saldırıların amacı:
Çağdaş, akılcı ve evrensel bilime dayalı, demokratik, LAİK ve sosyal HUKUK devleti olan TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ yıkmak, ŞERİATÇI, GERİCİ, ÇAĞDAŞLIKTAN nasibini alamamış, tamamen dışa bağımlı bir yönetim getirmeye yöneliktir.
Tüm bu saldırılar; bağımsızlığımıza, toprak ve ulusal bütünlüğümüze ve KADIN VE VATANDAŞ HAKLARIMIZA DA yöneliktir. İran ve Afganistan ve Suudi Arabistan modelidir ağızlarının suyunu akıtan!
Türkiye’nin İran; Türk ulusunun da İran ulusu olmadığını bu sersemlere anlatmak, hem de sürekli bir biçimde anlatmak gerekmektedir! Toplumsal Beyin yıkama, Toplumsal Şizofreniye döndürülürse vay halimize!
Aydınıyla, yöneticisiyle, kolluk kuvvetleriyle, adliyesiyle, ordusuyla Türk’ün bu anlatım işini yapması; Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e lâyık olmanın baş şartıdır. O: ”BU COĞRAFYAYA LÂYIK BİR ULUS OLDUĞUMUZU GÖSTEREMEZSEK, BİZİM KARA GÖZÜMÜZÜN HATIRI İÇİN BU COĞRAFYA DA TUTMAZLAR!” Demişti!
Londra konferansında, Fransız Generali Gouraud, İngiliz Başbakanı Lloyd George: ”Elimizdeki güçlerle Türkleri Anadolu’dan sürüp çıkartmamız mümkün değildir!” dediğinde; her yerde zıpçık gibi çıkan Yunanlı Kurmay Albay Sarıyani:
“Biz Türklerin huylarını biliyoruz. İyi başlarlar ve sonunu getiremezler. Yunan ordusu Fransız ordusu gibi değildir!” Buyurmuştu.
Sakarya’ya taarruz planını da bu Albay yapmıştı. Güney kanadımızdan, geniş bir yayla sarmak! Bu enayice plan, Mustafa kemal’e bir hafta kazandırmıştı. Olay bu, amaç bu, hedef te bu. Yalınız uygulanacak strateji değişik.
Bir zamanlar; Çetin Altan adlı bir yazarımız ortaya bir fikir atmıştı:
“Bulgar subayları ve havacıları, Ulusal kurtuluş savaşımızda, bizim tarafımızda katılarak savaşmak istemişlerdi. Bu gerçeği niçin saklarlar?”
Bu istekler yıllarca önce, devletimizin en yetkili kurullarınca, resmi belgelere dayalı olarak, yayımlanmıştı!
Genel Kurmay Başkanlığı, Harp Tarihi daire Başkanlığının yayımlamış olduğu, Türk İstiklal Harbi 2’inci cilt, 5’inci kısım,1’inci kitabın 177’nci sahifesini birlikte okuyalım:
“Sıralarda Sofya’da bulunan Bolu milletvekili Cevat Abbas—Gürer—tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen yazıda, Sofya’da pek çok Bulgar subay ve havacılarının Anadolu Milli Türk Ordusunda hizmet ve görev almak istedikleri ildiriliyordu. Buna verilen karşılıkta, Bulgar subaylarının ordumuzda kullanılmasının şimdilik uygun görülmediği bildirilerek, Bulgarların başvurmaları halinde, uygun şekilde durumun idare edilmesi istenmiştir.”
Hem “üç buçuk Yunanlıyı yenmek marifet mi!” Buyur; hem de” Bulgar ulusunun subaylarının ulusal kavgaya hizmet beyanlarını “reddettiğimiz yalanlarını uluslar arası boyuta taşı!
Ulusal Kurtuluş savaşımız ne İspanya iç savaşıdır, ne de bu savaşa katılmış olan uluslar arası mavi Tugaylardır!
12 Eylül 1980 öncesi; kendisini milliyetçi, kendisinin dışındakileri Gomünist ,”Kemalizm’e de renksiz ot gibi” diyen bir siyasi partimiz, sırf devlet güçlerine yardım amacıyla! Silahlı bir güç kurmuştu!
Devlete ve devletliye yardımın kurallarını düzenleyen yasaları görmezlikten görerek dâhice bir buluş!
Onbaşı Adolf Hitler de İkinci Dünya Savaşından önce; aynı numarayı çekmişti! SS’LERİ, Gestapo’yu, sırf, Alman Ordusuna yardım etsinler amacıyla! Kurmuştu.
Homoseksüel ve dahi Alman Milliyetçisi Yüzbaşı Ernest Röhm’ün kurmuş olduğu SA’LARI, Adolf Hitler, bir gece baskınında, aynı yatakta şoförü ile yakaladığı Yüzbaşıyı öldürmüş, sayıları 400,00’e varan SA’LARI da SS’ LERE katmıştı.
Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan ve Kemalist insancıl bir temel üzerine kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyetini silahla korumak, bu vazifeyle yasal olarak görevlendirilmiş olan güçlerimizin görevi olduğunu hep savunmuşuzdur.
Şimdi oturduk, bu dünyada ilk defa bir Türk’ün yarattığı, hem de yoktan var ettiği Ulusal Kurtuluş Savaşındaki dengesizlikleri yazalım dedik.
Yarınların araştırmacısı Atatürkçü kuşakların, geniş kaynakları taramak suretiyle, epik destanları gölgede bırakacak gerçekleri ortaya koyacaklardır.
Türk çocuklarının beyinleri çağdışı safsatalarla yıkanırken; aydını, doktoru, politikacısı ve din adamları geçinenleri, Türklük ve din düşmanı bir ruh hastasını veli ve ulema ilan ederken, oturup ta ağlamamız mı gerekirdi!
Milliyetçiliğin ne olduğunu ve ne olmadığını bilmeyen; ümmetçiliği ve Arapçılığı Din ve Milliyet olarak yutturmaya çalışan; ulusal dilini ve ulusal kimliğini de inkâr eden bazı çağ dışılar da bambaşka bir destekli uğraş içersindeler.
Mustafa Kemal’in karşısına kendi emrindeki silah arkadaşlarını ve vatan hainlerini çıkarmaya çalışmaktalar.
Bu uğraşın başlangıç tarihi, Ulusal Kurtuluş Savaşının başlangıç tarihiyle başlamaktadır.
Birinci ordu komutanı Korgeneral Sakallı Nurettin Paşa, Başkomutanlık Meydan Muharebesinin sahibi ve İzmir fatihi olarak, şapka devrimine karşı çıkartılmıştır!
Mareşal Gazi Mustafa Kemal; 1927 senesinde; Cumhuriyet Halk Fırkasının 3’üncü kongresinde, 36’ saat, 30’ dakika süren Nutkunu okuyarak konuyu tüm açıklığıyla tarihe armağan etmiştir.
O’NUN silah arkadaşlarının hepsi de birer milli kahramandılar. Bir türlü havsalalarına sığdıramadıkları o görkemli devrimler sırasında, o parlak tarihi aydınlık yolda, birer, birer dökülmüşlerdir!
Şimdi; hepsi de hakkın Rahmetine kavuşmuş olan; Kâzım Karabekir’i, Mareşal Fevzi Çakmak’ı, Ali İhsan Sabisi, Ali Fuat Cebe soy’u O’NUN karşısında göstermek uğraşı ahmaklıktan ve hainlikten öte bir anlam taşımaz!
Rahmetli Rauf Orbay; konuyu tüm açıklığı ve gerçekliği ile açıklamıştır:
“O olmasaydı, bizim hiç birimiz bir şey yapamazdık. Bizler olmasaydık, O yine her şeyi daha iyi yapardı!”
Rahmetli Kâzım Karabekir; taa! Sivas’a kadar gelerek, Mustafa Kemal’i tutuklayarak İstanbul’a götürmek telaşı içindeki Korgeneral Kavaklılı Fevzi Bey’e-Çakmak-:
“Bu işi ondan başka kimse yapamaz.” Diyerek kararlılığını göstermişti.
Mareşal Fevzi Çakmak; Mustafa Kemal’in çok hırslı birisi olduğunu, başarıdan sonra kendilerini tutuklayabileceğini savunmuştu.
Kazım Karabekir’in yanıtı da çok görkemli olmuştu:
“O günlere yeter ki ulaşalım da, zararı yok, bizi tutuklasın!”
Erzurum günlerinde; İstanbul hükümetinin ısrarla geri çağırması üzerine, askerlikten istifa eden Mirliva Mustafa kemal’in huzuruna çıkan 15’inci kolordu komutanı Mirliva Kâzım Karabekir; dimdik esas duruşa geçerek:
“Ben ve kolordum emrinize amadeyiz, benim aziz komutanım!” Diye tekmil vermiştir.
Onların hepsi de yiğit, hepsi de bu büyük destana lâyık, ulusumuzun gözbebeği kahramanlarımızdır; bu da böyle biline.
Bu ulusal ve de evrensel davanın ekseni Mirliva Mustafa Kemal’dir.
En küçük Erinden en büyük Mareşaline kadar, Ulusal Kurtuluş Savaşı adlı bu epik destanın anlı ve şanlı kahramanlarıdır onlar.
Bugünkü onurlu varlığımızı onların mübarek kanlarına ve asil terlerine borçluyuz. Bu küçücük yazım, onların soylu anısına sunulmuştur. Bu da böyle biline!
A.KARŞI TARAF:
1-İngiltere: Uçsuz ve bucaksız bir müstemlekeler imparatorluğu. Birinci Dünya Savaşında; Çanakkale’ye çıkmadan önce; Harbiye Nazırı Lort Kitchner ile bazı İngiliz makam sahipleri arasında yapılmış olan müzakerelerde ve yazışmalarda; yalınız Hindistan ile Osmanlı İmparatorluğunun karşılaştırılmasında şu sonuca varılmıştır:
“Bizim Hindistan’ın bir kolunu bağlasak bile, tek kolla Osmanlı imparatorluğunu yine de yener!”
Dünyanın güneş batmayan bu İngiliz imparatorluğu haşmetlidir, donamaları da, kara ve hava kuvvetleri de güçlüdürler. Maliyeleri de çok sağlamdır.
Kütülemara’da 13 general, 450 subay ve de 13.500 askerle esir düşen İngiliz Generali Tawsent, Esaretinde kendisine Mihmandar olarak verilen Kurmay Yüzbaşımızla savaşı kim kazanır iddiasında şöyle buyurmuştu: Masaya bir madeni İngiliz lirası ile bir Osmanlı kâğıt lirası konulmuştu. Üfürülünce de Türk lirası uçmuştu.
“Üfürüldüğünde, kimin parası masadan uçmazsa, savaşı o kazanır!”
Tüm dünya denizleri olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğunu çevreleyen denizler de İngiliz donanmasının gözetimi altındaydı. Ankara’da bile 120 kişilik bir kontrol noktası vardır. Samsun’da da 250 kişilik bir bölükleri vardır.
19 Mayıs 1919 tarihinde; Samsun’a inecek olan Mirliva Mustafa Kemal’i tevkif etmekle de görevlidir. Bandırma vapuru limana yaklaştığında; İngiliz müfreze komutanı Binbaşı, müfrezesinin gerisine bir göz attığında, aklı başından gider. Her erinin gerisinde, kaytan bıyıklı, siyah çizmeli elleri bellerinde yiğitler durmaktadır. Mirliva Mustafa Kemal’in huzuruna dikilir, esas duruşta:
“Ben ve emrimdeki bölüğüm emirlerinize amadeyiz Sayın General!” Tekmilini verir.
Ulusal Kurtuluş Savaşı bitene kadar da Ankara’da tutulurlar.
Savaş bitiğinde ülkesine döner ve askeri mahkemede, kendisini şöyle savunur:
“Benim görevim emrime verilen askerleri sağ ve salimen ülkeme getirmektir. Esaret hayatımızda, üç askerin vadesiyle öldüler.” Samsundaki durumu anlatır ve: ”Mustafa Kemal Paşayı, emriniz gereği, tutuklamaya kalksaydım, hepimiz ölmüş olacaktık!” Der ve aklanır. (İkinci Dünya Savaşında da Türkiye’de görevlendirilir.)
İngiltere Mütareke döneminde; Anadolu’da işgal etmiş olduğu bazı vilayetlerimizi Fransızlara devreder.
USA’NIN Osmanlı topraklarının işgal edilmesinde manevi desteği vardır. İzmir limanında, Arizona ve Newjersey adlı iki kruvazörü yatmaktadır. İzmir’in işgal planı Arizona savaş gemisinde yapılmıştır.
İngilizler, İstanbul ‘da Kara Harp okuluna yerleşerek polis alama bahanesiyle bir haberalma sistemi oluşturmuşlardır. Bunun adı da: kara Jumbo’dur!
Osmanlı İmparatoru ve İslamların Halifesi Altıncı Mehmet Vahdettin’in himayelerinde ve Sait Molla’nın da başında bulunduğu “İngiliz muhipleri cemiyeti de”, harıl, harıl İngilizlere ajanlık yapacak vatan hainlerini yetiştirerek, ayaklanma çıkartmaları için Anadolu’ya bol altınla göndermektedir.
Anadolu’da akıtılan masum Türklerin kanları, Din ve Hilafet adına akıtılmıştır.
Yaralı bulunan Yavuz adlı savaş gemimizi İzmit’e çekerek, Mustafa Kemal’e karşı savaşmak üzere bir kolordu kurmuşlardır. Bunu komuta heyetini de Yavuz’un içinde toplamışlardır.
Bu Kolordunun adı: KUVVAY’I İNZİBATİYE ve KUVVAY’I TEDİBE’DİR. Komutanları da; Ünlü Benli Belkız’ın babasıdır!
İngilizler; Fransızları, İtalyanları ve yunanlıları oynatıp durmuştur. Savaşın politik ağırlığı İngiltere Dış işleri Bakanı ve Hindistan Genel Valisi Lort Kürzon’un omuzlarındadır.
Bunların adları müttefiklerdir ama birbirlerine kazık atmaktan da bir türlü vazgeçememişlerdir. Fransa ve İtalya, Anadolu milli hükümetine, uçak, silah, mühimmat ve asker üniforması satmıştır.
O İngilizler ise, başımıza tüm belaları sardırmışlardır.
Birinci Dünya Savaşı arifesinde, bedelleri peşinen ödenmiş olan iki savaş gemimize el koymuşlardır.
Savaşın başlangıcında da, Rusya’ya karşı Osmanlı İmparatorluğunu korumak amacı ile yerleşmiş olduğu Kıbrıs adasını ilhak etmiştir.
Birinci Dünya Savaşında Mısır esir kampında esir bulunan 150.000 Türk askerinin, bitlerini temizleme bahanesiyle KREZOL’LÜ havuzlarda yıkanmaya zorlayarak gözlerini kör etmişlerdir.
Bu eylemleri bir Ermeni doktorun önerisi üzerine yapmışlardır. Sırf esir askerlerimizin askeri hizmetlerde kullanılmaması için bu insanlık dışı eylemlerini yapmışlardır.
Para, silah, politik güç ve Yunanistan lehine istihbarat ile İngiltere, Türkiye Büyük Millet Meclisi güçlerinin karşısına dikilmiştir.
2-FRANSA: Ağır sanayi devrimini gerçekleştirmiş; denizde, karada ve havada çok güçlü, sözde, hürriyetlerin beşiği ve evrensel hamisi! Adi bir sömürgeci olarak serpilip gelişmiştir! Cezayir, Tunus, Suriye emri işgallerinde; Afrika, Hindi çini’de, Madagaskar’da ve Büyük okyanus’ta sömürgeler sahibi; İngiltere’nin dümen suyunda, Ermenilerin de emicesi bir kabaran ulus! Urfa’yı, Ayıntap’ı ve Maraş’ı işgal etmiş, Zonguldak’a kadar da uzanmış bir gafil ülke!
İngilizlere karşı da ikili oynamada. İstanbul’da üçlü işgale de ortak. İngiliz, Fransız ve İtalyan polisleri, Fukara Osmanlı polisiyle birlikte devriye olarak gezmede! Kuvvay’ı Milliye, İstanbul’u kontrolü altına almış haberleri yok. Zaman, zaman İngiliz Kruvazörü İren Dük, Kuvvay’ı Milliye’ye geçiş yolu olan Beykoz sırtlarını bombardıman etmede.
Bu nedenle de Türk halkı, bu savaş gemisine ”TENEKE KÖPEK!” ADINI TAKMIŞTIR.
Kuvvetli bir Fransız donanması, İstanbul’u, Çanakkale boğazını ve İzmir’i tutmuş. Paris ve Aleksandret adlı iki gambot ta, Akdeniz sahillerimizde; Mersin-Antalya arasında kuş uçurtmamaktadır.
Bu iki katil gemi de Antalya körfezinde yatmaktadır.
Topçu Yüzbaşısı Rahmetli Mustafa Erdoğan Beyin 7,5’Luk bataryası bu iki geminin hesabını da gördüğü gibi; Meis adasında yatan İngiliz uçak gemisi MERİ’Yİ de batırmıştır. Bu kahraman batarya’nın Mondros ateş kes hükümlerinin aksine kapak takımlarına el konulmamıştır.
Rahmetli Mustafa Erdoğan, Çanakkale Kahramanı Miralay Şefik Beyin damadıdır, 1965 senesinde Antalya’da vefat etmiştir.
Halen kullanmakta olduğumuz Alemdar gemisi de; Kuvvay’ı Milliyeci kahramanlarımızın sopa ve de yumrukla Fransızlardan ele geçirmiş oldukları bir gemidir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında; Fransa’dan Afrika’ya kaçarak, burada felçten ölen Ebleh Fransız Mareşal’i Franset D’esperey, iki Fransız askerinin kantarmasından tutmuş olduğu, yularsız ve dahi dizginsiz bir Beyaz at üzerinde, Osmanlı oğlanı laternacıların şiddetli alkışları ve caddenin iki tarafından sarkıtılmış yabancı bayrakları arasından ve Beyoğlu’ndan geçerek, İngilizlerin kendisine vermiş olduğu rolü, aptallığını belgeleyerek yerine getirmişti!
Anadolu’muzun birçok yerlerinde bulunan işgalci ve kontrolcu yabancı birlikler de Mustafa Kemal’den ilk şamarlarını yemedeler.
Maraş’ta bulunan Fransız işgal komutanına bir Maraşlının yanıtı tam Mustafa Kemalce bir tokattır:
“Burayı, İstanbul hükümeti Fransızlara bıraktı! Önüne çıkan bir Maraşlıya böyle demişti bu Ermeni âşığı Fransız. Almış olduğu yanıt ta Türk halkının yanıtı olmuştur:
“İSTANBUL’DAKİ KIRIK DÖLLERİ, KİMİN MALINI KİME VERMİŞLER?” Bu birinci Türk tokatı olmuştu!
İş bu yanıt; Erzurum Kongresine giderken, bir söğüt ağacının gölgesine öğle yemeği olan PEYNİR; EKMEK ve SOĞAN’IN başına çökmeden önce, Mirliva Mustafa Kemal’in bir Koca Erzurumludan almış olduğu yanıt kadar görkemlidir:
“İşittim ki; İstanbul’daki kırık dölleri, Erzurum’u düşmana verecekmiş’ Kimin malını kime verirlermiş? Onun hesabını sormaya geldim!” Bu yürekli sahiplik karşısında Ermenin Emicesi Fransız ne yazar, Yunanın Emicesi? Lloyd George ne yazar ve napar!
Bir sürü vatan haini; Padişahı, Şeyhülislamı, Sait Mollası ve Damat Ferit Haini ne yapar? Kafalarını taşlara vura, vura, vatan hainliklerini tarihin o şaşmaz hükmüne teslim ederek yurt dışına tüyerler ve köpekliklerini orada sürdürürler.
Kimileri sığınmış olduğu Selanik’te önce adlarını, sonra da dinlerini değiştirirler! Ama velâkin, Anadolu Türk olarak kalır.
Rahmetli Hasan Tahsin’e Bolşevik diyen, Yunanlılarla beraber Selaniğe kaçmış olan, Köylü Gazetesi sahibi vatan haini, karısı ile beraber adlarını ve dahi dinlerini değiştirmişlerdir.
Vatan hainlerimizin adları ve dinleri zaten yoktur!
MONDROS Ateşkes antlaşmasından sonra; bu Fransızların ettiğini İngilizler etmemiş; İtalyan fukarası ise hiç etmemiştir. Bilfiil Ayıntap’a Maraş’ta, Adana’da, Saimbeyli’de ve Urfa’da Türk ulusunun üstüne, Fransız kültürünün, hümanizminin ve de Fransız uygarlığının ürünü olan her türlü ölüm aracını, top, makineli tüfek ve uçak bombalarını yağdırmıştır. Sonunda da rezil ve rüsva olarak Mustafa Kemal’den aman üstüne aman dilemişlerdir.
Fransız parlamentosunda; Fransızlara karşı gelen Türklere anarşist diyen bir hükümet üyesine muhalefetten okkalı bir yanıt gelmiştir:
“Ekselans, Fransa’da bu gibi kimselere kahraman denilmektedir!” Demiştir.
Ankara’daki Fransız albayı Muogin’e, Mustafa Kemal’in Anadolu ihtilali üzerine vermiş olduğu ders para etmeyince; Fransızlara Urfa’da, Gaziantep’te, Maraş’ta ve Gülek boğazında anlayacakları dilden iyi bir ders verilmiştir. Jandarma üsteğmeni Rahmetli Hasan Akıncı (KARA AFET); 45 kişilik birliği ile Ünlü Verdün kahramanı Binbaşı Menil’i 450 kişilik taburu ile Anadolu yiğitlerinin deyimi ile yesir almıştır.
Bu çarpışmalarda; şehirlerimizi için bizim taraf Kuran’ı Kerim okurlarken, karşı taraftan da Kuran okunduğuna tanıklık etmişlerdir. Meğerse Fransız sancağı altında Müslüman Türklere karşı savaşırken ölen Cezayirli Müslüman Arapların Necip! Ruhlarına dualar okunmaktaymış!
Napolyon Bonapart bile, Mısır’ı aldığında Müslüman olduğunu bayan ederek Ali adını almamış mıydı?
Emperyalizmdir bu; her kılığa ve her dine kolaylıkla girer.
Mustafa Kemal’in askerleridir bunlar. Güneydeki Fransızları ve Fransız destekli Ermenileri yener. Doğudaki Rus, İngiliz ve Fransız destekli Ermenileri de yenerek yönünü asıl hedefe, batıya çevirir.
Besançon üniversitesinde görevli bulunan Madam Angel’in 94’lük babası, boşuna:
“Ah! Türk kardeşlerim; babamız bize çok söylemişti. Osmanlının kıymetini bilin, bu dönek Gâvurlara da aldanmayın dediydi!” Diyerek dizlerini düğmüştü.
Patisteki Per Laroş mezarlığında bir anıt vardır; kaidesinde:
“Birinci Dünya Savaşında Fransızlarla omuz, omuza savaşan Ermenilerin anısına!” Yazmaktadır.
3-İtalyanlar: İtalyanlar da, Anadolu’nun mirasçısı rolüne soyunmuştu. İngiliz’i, Fransız’ı ve Yunanlısı da aynı roldeydiler.
MÖ.735 yılında; Roma şehrini Romulüs’ün kurmuş olduğunu biliyoruz. Kurt motifi de, ilginç olmasına çok ilginç! Bir de ETRÜSKLER var, Anadolu çıkışlı.
MÖ.1200 tarihlerinde; Truva Agamemnun tarafından ele geçirilince; Truva kralı Priamos’un yeğen Yiğit Enea, kör babasını sırtlayıp, soluğu İtalya’da alır! Roma’ya esas olan bir şehir kurar. Bundan dolayı da İtalyanlar da Anadolu yağmasından miras payı isterler.
Kral Priamos’un Agamemnun’a kapatma giden ve agamemnun’un karısı Klyteamestra tarafından Agamemnun ile birlikte öldürülen kızı KASSANDRA’NIN adı İtalya’da ünlü bir geçide verilmiştir.
Onlar da Anadolu’dan pay kapmaya gelirler. Söke’yi, Antalya’yı ve Konya’yı işgal ederler. Konya garı da İngiliz işgalindedir. Antalya işgali ilginçtir.
Otuz kadar yüksek rütbeli İtalyan subayı, Antalya Vilayet konağının giriş kapısı önüne gelirler. Antalya limanında da savaş gemileri hazır ve dahi nazırdır. Vilayet konağının kapısında nöbet bekleyen yırtık çarıklı jandarma eri, 1903 modeli Mauser tüfeğini gelenlere doğrultur ve:
“YASAAAH!” Diye de bağırır. Horoz tüylü şapkalı İtalyan işgal kuvveti de gerisin geriye gemilerine dönerler!
Yıllar sonra; Antalya lisesi edebiyat öğretmeni Rahmetli Rauf Mutluay’a, öğrencileri “DEVLET nedir?”Diye sual ettiklerinde, yukarıda anlatmış olduğum olayı anlatarak:
“ANTALYA VİLAYETİNİN KAPISINDAKİ YARIM ÇARIKLI JANDARMA ERİDİR!” Diye cevap verir.
EVET, DEVLET BUDUR!
Zırhlı arabalarda ve koruma ordusu ile gezenler değil!
Mirliva Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıkar. Samsun’un ana caddesinde; yırtık elbiseli bir asker ağlamaktadır:
“Devlet batıyor, beni de terhis ettiler!” Diye de dövünmektedir. Mustafa Kemal emrini verir:
“Bu askeri alın, giydirin ve benim konutumun kapısına nöbetçi dikin!” Bu asker, Mirliva Mustafa Kemal’in ordusunun ilk eridir.
Daha sonra bir sivil gelir, tabancasını Mustafa kemal’e uzatır:
“Paşam, seni vurmam için bunu bana verdiler. Sen kötü adam olamazsın, buyur!” Diyerek tabancayı teslim eder.
Mirliva Mustafa Kemal:
“Bunu da alın ve giydirin. Bunu da konutuma nöbetçi dikin!” Emrini verir. Bu da Mirliva Mustafa Kemal’in ordusunun ikinci eridir.
Gelelim İtalyanlara; İtalyanlar, Trablus’tan tanıdıkları Mustafa Kemal ile çatışmayı göze alamadıklarından yardım elini uzatmışlardır.
Bunda biraz da Yunanistan’a Anadolu’dan fazla pay verme politikası etkili olmuştur. İtalyanlar:
1–230.000 kat askeri üniforma vermeyi taahhüt ettikleri halde,32.000 kat askeri üniforma teslim etmişlerdir,
2-Birinci Dünya Savaşında; Avusturya ordusundan ganimet olarak almış oldukları 7,9 mm. çaplı piyade tüfeklerini ve bu tüfeklerin cephanelerini bedelleri karşılığında satmışlardır,
3-Uçak satmışlardır,
4-Milas’a düşmüş olan bir uçaklarını bize bırakmışlardır. Türk teknisyenleri bu uçağı tamir ederek Türk ordusuna teslim etmişlerdir.
5-İstanbul’da konsolosluk yapmış olan İtalya Dış İşleri Bakanı Kont Sforza’nın istihbarat yönünden çok yardımları olduğuna şahsen inanmaktayım.
Bu ortaklar, İngiliz yuları ile epeyce aleyhimizde bulunmuşlardır.
USA Başkanı Wilson; Yunanistan başbakanı Elefteriyos Venizelos’a” Yunan isteklerinin tatmini için söz vermiştir! Ayrıca; İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali için de Lloyd George’a A”YES!” Çekmiştir.
Gelelim gerçek hasmımız yunanlılara: Yunan ulusunun maddi ve manevi gücünün çok üstünde olan destekçileri ve Yunanlının Ulusal Kurtuluş Savaşındaki pozisyonlarını tam olarak hesaba katmadan, gerçek bir değerlendirme yapmamız mümkün değildir.
4-YUNANİSTAN: Osmanlı İmparatorluğunun bir vilayeti iken; İngiltere, Çarlık Rusya ve Fransa’nın desteğiyle, 1929 yılında bağımsızlığına kavuşan Yunanistan bir büyüme illetine tutulmuştur. Osmanlı yönetimin beceriksizliği, saray ve eşrafın ayak oyunları, Tepedelenli Ali Paşayı Osmanlıya ezdirtmiş; sonunda da Osmanlı utanç verici durumlara düşürülmüş, 1827’de Navarin baskınında; İngiliz, Fransız ve Çarlık Rusya donanmaları Osmanlı donanmasını yok etmişlerdir. Mısır Valisinden yardım istenmiş, Mısır valisinin oğlu İbrahim Paşa Yunan ayaklanmasını bastırmıştır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali’nin ayaklanmasında da; ikinci Mahmut: ” Denize düşen yılana sarılır!” Diyerek Rus Çarından yardım istemiştir.1833.Osmanlı imparatorluğu bir dış güce egemenliğini teslim etmiştir.
1897 senesinde; Osmanlı-Yunanistan savaşında, yenilen Yunanlı olmuş, Rus çarının araya girmesiyle de Kaybeden Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Daha önce de; Üçlü destekle Yunanlılar Girit adasını almışlardır.
“MEGALO İDEA” hayaline kapılan Yunanistan, Bizans rüyalarına kapılmış; Ayasofya Kilisesinde Yunan Kralına taç giydirme paranoyasına tutulmuş, bu parayonik düşle de Anadolu’yu istilaya karar vermiştir.
Batılı devlet adamlarını eski Atina ve Platon hayranlığı, Yunanlıya gönül kapılarını platonik olarak ardına kadar açtırtmıştır.
Yunanlının Atina sitesi sakinleri olmadığı ortaya çıkınca da o büyük düşlerin tarları da kaçmıştır!
Günümüzde bile; İyonya’nın ve Anadolu’nun öneminden habersiz aydınlılarımız! Yunan Türküleri söylemektedirler. Afyon Belediye Reisi:”
“Afyona bir Yunan şehitliği yapılmalıdır!”Diyerek tepinmededir. Şehitliğin İslami bir kavram olduğunun ne önemi var!
Halikarnas Balıkçısını ve Azra Erhat’ı okumayan ve okuyup ta anlamayanlar; nerede yazılı bir taş görseler:”Antik Yunan Uygarlığı’” diyerek tepinmedeler!
BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU.


25 Ağustos 2012 Cumartesi

791/GAZİ MUSTAFA KEMAL'E RAPOR!

         GAZİ MUSTAFA KEMAL’E RAPOR!


                                                                                                       BUYAZIMIZ,50.000adetçoğaltılarakİstanbul’davatandaşlarımızadağıtılmıştır.                                                                                                          İstanbul; 10 KASIM 2003,Osman Türkoğuz

 GAZİ MUSTAFA KEMAL’E RAPOR!


Karanlık izbelere saklanmış olan, çağdışı, Arap rüyalı;”DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLAR”  -dışarıda ve içeride kötülüğünü isteyenler-;SENİN toprağa düşmüş olmanı;fikirlerin ve çağdaşlaşma eksenli,laik temelli,DEVRİMİNLE birlikte çürüyüp gitmek sandılar. Çağ dışında kalmış, bazı İslam ülkelerinin binlerce senelik geriye gidişlerini görerek; politikacısıyla,bölücüsüyle,emperyalist uşaklarıyla,el ele gönül, gönüle SENİN DEVRİMİNE ve Ulusumuzun çağdaşlaşmaya ait tüm değerlerine karşı saldırıya geçtiler.
TÜRK GENÇLİĞİNE DİREKTİFİNİN sona kalan üç bölümünden; GAFLET VE DALALET’İ DE becerdiler. Şimdi akılları sıra HIYANETE soyundular. Ellerinde ve dillerinde yine de DİN; önlerinde şeyhler ve meczuplar,gönüllerinde ŞERİAT. Demokrasiyi; karanlıklara götüren bir araç, onurlu sessizliğimizi de; bıkıp, usanmak, korkmak ve dahi ürkmek sandılar. Sayende; cariyelikten onurlu insan, hür ve eşit vatandaş kimliğini kazanan kadınlarımızın bazılarını da karanlık yolun yolcusu yaptılar.
Nasıl buğday toprağa düşünce onurlu ve dolgun başaklar gün yüzüne çıkarlarsa; BİZLER de, ATATÜRK GENÇLİĞİ, gün yüzüne çıktık.
Güneşin batışını, sonsuz karanlık sanarak böğürenler, sabah güneşinin aydınlığını körelmiş gözleri,donmuş beyinleri ile algılayamamaktadırlar.
Işıklı, aydınlık ve insanlık onuruyla görkemli yolunun yolcuları ve koruyucuları olarak;karanlığı,köleliği,çağdışılığı,ve ilkelliği kovmaya kararlı ve azimliyiz.
Kanımızla gururlu, andımıza sakatla onurlu; SENİN yarattığın TÜRK ULUSUNUN geleceği olarak ta çağdaşlaşmaya kararlıyız.
Sağ elimizde kalem; değil DAHİLİ ve HARİCİ BEDHAHLAR, yine de korkumuz yoktur,üstümüze üstümüze gelse de dünya alem.
Cumhuriyetimizin sekseninci yılında; SENİN aydınlık yolunda, hep yirmi yaşında DEVRİMLERİNİN VE AYDINLIĞININ BEKÇİLERİYİZ.
SEN; Samsun’da, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve Çankaya’da nasıl da korkusuzca savaştıysan;bu savaşta,BİZİM yüreklerimizde de korkunun eseri yoktur.
Çünkü ve dahi çünkü;örneğimiz SENSİN,yolumuz senin ışıklı yolun.
                                                                                  Arz ederiz.


790/BENCE SORUN DIŞ BASINÇ!


         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         Çeşmealtı;25 Ağustos 2012.

                   BENCE, SORUN DIŞ BASINÇ!
         Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kulaklarından rahatsız olduğuna üzüldük.Hastanenin raporunu okuyunca da daha çok üzüldük!Sayın Cumhurbaşkanının Kulaklarının rahatsızlığı “iç basınçtan” değil de;son cemaatsiz camide kılınan  Cenaze namazındaki” kulaklarına kadar gelen “dış basınçtandır! Uçakla seyahatinin tehlike oluşturması mazereti de bir daha cenaze törenlerine iştirak etmemesi içindir.Allah göztermesin dış ve iç basınç kulak zarlarını patlatabilir.Sonra;AKPELİLER Sağır noterlerine nasıl laf anlatabilirler.

24 Ağustos 2012 Cuma

789/İKTİDAR SAHİPLERİNİN GÖZYAŞLARI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
 Çeşmealtı,23 Ağustos 2012.
                   İKTİDAR SAHİPLERİNİN GÖZYAŞLARI!
         İleti iletme yazım:
HEY İKTİDAR SAHİPLERİMİZ HEY!HATALARINIZ VE BAŞKALARININ ULUSAL POLİTİKALARINA UYARAK BUNCA ŞEHİT AİLELERİNİ AĞLATTIĞINIZ GİBİ;SON ENDÜLÜN HALİFESİ ABDULLAH SAĞIR GİBİ,ANITKABİR'E ÇIKARAK AĞLAYINIZ!TÜYÜ BİTMEDİK İNSANLARIMIZIN HAKLARI YENİLİRKEN;AVINI GÖZYAŞLARI İÇİNDE YİYEN TİMSAHLAR GİBİ AĞLAYINIZ
         Ağlamak, kişinin iç dünyasının dışa yansımasıdır.Bir yakının kaybeden kişi ağlar.Hiç ummadığı bir zamanda,hiç ummadığı bir şeye kavuşan kişi de ağlar.Sevgilisine kavuşamayan ya da ummadığı bir zamanda sevgilisine kavuşan da ağlar.Bendeniz de çok ağlamışımdır!?Şehit haberlerine,şehit yakınları ile birlikte Tüm Türk Ulusu ağlar.Bir Katırın öldürülmesine İç İşleri Bakanımız,Sayın İdris  Naim Şahin bile ağlamıştır.İnsanlar,en çok ta çaresizliklerine ağlarlar.Sayın Bakanımız,Öldürülen Katırın katillerinin peşinde olduğundan,köylülerimizin kendilerine yaptığı:”PKK,bölgede pusu kurma peşinde!”İhbarına”Bi şeycikler olmaz!”Diyerek yanıt vermiş ve Bu nedenle de Beş Yiğidimiz haince öldürülmüştür!Bakanlarımızın ve Vyanmar’a ağlamak için giden Majeste Emine Kadının ağlaması da,bitip,tükenmelerinden ve kendi yarattıkları teröre yenik düşmelerindendir!
         Ulusal Kurtuluş Savaşımızın bir dönüm noktası olacak  olan Büyük Taarruz’da,57’inci Fırkamız Karşısındaki Çiğil Tepeyi verilen sürede düşüremediği için, Fırka Komutanımız  Miralay Reşat Bey, intihar etmişti.Bu Yiğitçe olayın kurbanına Mareşal Gazi Mustafa Kemal,İzmir’e varıştan sonra ağlamıştı.
         Gazi Orman çiftliğindeki çalışmalar sürdürülürken, bir ziraat Mühendisi yola engel olduğundan bir iğde ağacını kestirmişti. Üzerindeki mis kokulu çiçekleriyle, şehit bir asker gibi yola boyunca yatan iğde ağacının bu halini gören Cumhurbaşkanımız Mareşal Gazi Mutsa-fa Kemal, kesilmiş ağacın başında hüngür,hüngür ağlamış ve kendi kendine de yüksek bir sesle konuşmuştu:
         “Ne istediğiniz bu  iğde ağacından?O her bahar kimseden emir almaksızın mis kokulu çiçeklerini ve iğdelerini bize sunmuyor muydu!”
          732 Tarihinde; Endülüs Emevileri ile Hıristiyanlar arasında yapılan Puatiye(Puvatya-Poitiers) Meydan Muharebesinde; Endülüs  Emevi Hükümdarı Abdurrahman ül Gafiki’nin öldürülmesi üzerine; Endülüs Emevi Devletinde iç kavgalar ve iç karışıklar başlamış oldu.Emevi Devleti iç çekişmeler nedeniyle yıkıldı.Yerine Beni Ahmer Devleti kuruldu(MS:1233/1492,Baş şehri de Gırnata oldu).Bu devletin son Hükümdarı ve Halifesi Abdullah Sağır adlı zevk ve safa düşkünü bir Salaktı.İki küçük Hıristiyan devleti,evlilik bağı ile birleşerek 1492 tarihinde Son Endülüs Emevi devletine son verdiler.
         Ülkesini terk etmek üzere olan Abdullah Sağır,bir tepenin üzerine,maiyeti ile birlikte geldiğinde; akşam güneşinin kızıla boyadığı Gırnata şehrine bakarak,hıçkıra,hıçkıra ağlamaya başlamıştı.Oğlunun bu durumunu gören Ana Kraliçe,tarihe geçen şu sözleri söylemişti.
"Ağla utanmaz ağla. Erkekçesine vatanını,  müdafaa ve muhafaza EDEMİYEN SENİN GİBİLERİNE, kadınlar gibi ağlamak yakışır."
        Ağlayınız Ey!Mustafa Kemal Atatürk ve Çağdaşlık düşmanları,hem de hüngür,hüngür ağlayınız,halkımıza kapattığınız camilerimizde ağlayınız!Birlik ve beraberlik dini olan Müslümanlığı da ülkemiz ve ulusumuzu böldüğünüz gibi böldüğünüz  için ağlayınız!Yenilginize ağlayınız!Üzerinize vebal olarak yazılmış sebep olduğunuz ölümler için ağlayınız!Devletin olanakları ile saltanat süremeyeceğiniz ve Halkımızı din ve Allah ile aldatamayacağınız için ağlayınız?Abdullah Sağır gibi ağlayınız,size ancak ağlamak yakışır! Çaresizliğin,inkârcılığın,Mustafa kemal Atatürk’e ve Türklüğe düşmanlığın sonunun ağlamak olduğu için ağlayınız!

788/BEYZSBOL SOPASI VE KIRBAÇ!

OSMAN TÜRKOĞUZ                                                               osmanturkoguz@gmail.com
 Çeşmealtı;24 Ağustos 2012.

                   BEYSZBOL SOPASI VE KIRBAÇ!
Müslüman asıllı USA Başkanı  Barak Obama’nın; BOP AS BAŞKANI SN.R. T. ERDOĞAN ile telefonla konuşurken, sağ elinde,kalınca bir Beysbol sopası tutuğu dünya basınına yansımıştı. Bendeniz, Barak Obama’nın ve politik kurmaylarının hiç tarih bilmediklerini hemen anlamıştım.Şöyle ki:
          Tarihi Atina sitesi deniz ticareti ve soygunlarla çok zengin olmuştu. Her Atinalı ailenin, vatandaş sayılmayan ve seçimlerde de oy hakları bulunmayan üçer kölesi vardı. Filozof Aristo,köleler için”Canlı aletler!”Deyimini kullanmıştı.Atinalılar,evlerini ve ailelerini kölelerine bırakarak,çok uzun sürecek, uzak bir sefere çıkmışlardı.
Seneler sonra;bol Ganimetler ve esirlerle Atina’ya döndüklerinde, bir ordu gibi örgütlenip, silahlanan  kölerinin evlerine ve ailelerine sahip olarak  karşılarına dikildiklerini görmüşlerdi.Derhal karşılaşan iki ordudan Atinalı Efendilerin ordusunun yenilmek üzere olduğunu gören Atinalı komutan,ordusuna:
         Silahları at,kırbaç çekkk!”Komutunu vermişti.Kırbaç şakırtılarını duyan tüm köleler de silahlarını atarak,Efendilerinin ayaklarına kapanmışlardı.
         Tarihimizi iyi bilenlerimiz de hatırlarlar; Şam’da Türk Ordusuna karşı başlatılan bir ayaklanma girişimini Mustafa Kemal, arabasından inerek, elindeki kırbaçla bastırmıştı.Barak Obama’ya önerim şu olacaktır:”Beysbol sopası aynı sopayı tutanlara karşı kullanılır.Bir daha emir kulları ile konuşurken kırbacını göstererek konuşurlarsa daha etkili sonuca ulaşmış olurlar.!
        

23 Ağustos 2012 Perşembe

787-SIRTINDA TÜRK BAYRAĞI TAŞIYAN BİR GENÇ!

        OSMAN TÜRKOĞUZ
        osmanturkoguz@gmail.com
        Çeşmealtı; 23 Ağustos 2012


            SIRTINDA TÜRK BAYRAĞI TAŞIYAN BİR GENÇ!


    Gaziantep’te, Şehit Uzman Çavuşumuzun cenaze töreni sırasında; sırtında TÜRK BAYRAĞINI TAŞIYAN BİR TÜRK GENCİ, aniden tören alanına girerek Tören Mangasındaki bir askerimizin ayağına kapanarak, boynuna sarılıp ağlaşmışlardır.
Ebetteki bir Türk Genci, bir Türk askerinin cenaze töreninde, sırtına aldığı Türk Bayrağı ile Tören Mangasındaki Türk Askerleri ile birlikte ağlayacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin uçağına binerek, Kürtlerden korkusundan, Myanmar’a ağlamaya gidecek hali yok ya!
Sağılasınız Sayın Nihat Genç Bey!


786- MÜCADELEYİ SONUNA KADAR SÜRDÜRMEK!


                         OSMAN TÜRKOĞUZ
                 osmanturkoguz@gmail.com
                   Çeşmealtı; 23 Ağustos 2012.

                            MÜCADELEYE SONUNA KADAR SÜRDÜRMEK!
“Mücadeleye sonuna kadar sürdüreceğiz!”BOP AS VE EŞ BAŞKANI Sn. Recep Tayyib Erdoğan!

         Gaziantep’te terör kurbanlarımızın cenaze töreninde konuşan “Büyük Ustamız!” Böyle konuşmuşlar! Bence doğru konuşmak durumundadırlar! Çünkü iki önemli husus var:
1-Deliğe süpürmek korkusu,
2-Kendisi ile telefonla konuşan USA Başkanı Barak Obema’nın elindeki Uzun ve Kalın Matrak!
Şehitlerimizin cenaze törenlerine giderek ağlayamayanların bu gözyaşları, bence politik bir göstermeliktir.
Şehitlerine gözyaşı dökmekten bunalan seçmenlerinin ve Bulgurcularının ”verelim de kurtulalım” demesini sağlamaktır oynan oyunun amacı.
Bakınız sonuna kadar mücadelenin sürdürülmesi yemini:

                            

21 Ağustos 2012 Salı

785/CEHALET, DİN VE DİN ADAMLARI KARANLIKLARDA SEMİRİR!


                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   Çeşmealtı;19 Ağustos 2012.
CEHALET, DİN VE DİN ADAMLARI KARANLIKLARDA SEMİRİR!
         1970 senesi Kasım ayının sonlarında; Lozan’dan kalkan tren ile Besançon’a geliyorduk. Trenin koridor penceresinden akşam güneşin kızıla boyadığı ormanlara bakarken;Küçücük bir Fransız kızı Milliyetimizi sordu ve hızla bir vagona girip,çıktı.”Kabul ederseniz babam sizinle tanışmak istiyor”,dedi.Kompartımana girdik,orta yaşlı bir Bey,ayağa kalkarak bizi selamladı.Fransız demiryolları idaresinde iş müfettişi imiş.Bizdeki toplu iş sözleşmesine bir türlü aklı yatmamış.”İşçi ve işveren,yıllık net kâr üzerinde pazarlık yapmalıdır. Fransa’daki yöntem de budur. Sizdeki yöntem sizi batıtırır. İşçilerin istemiş olduğu yüksek meblağ, üretilen mallara ve vergilere yansıyarak işsizlerin sırtına yüklenir’,dedikten sonra; konuyu eğitim politikasına getirdi. Atatürk Türkiyesinin eğitim politikası ile ondan sonra iktidara gelen siyasi iktidarların eğitim politikalarını örnekleri ile ortaya koydu.
         “Sağcı iktidarlar cehalete ve dine dayalı olmak zorundadırlar. Bu nedenle de her sosyal olayı bu pencereden görürler ve tüm güçleri ile de cehaleti artırırlar. CEHALETİ VE Dini kullanmayı önleyemezseniz Atatürk Cumhuriyetinin işi bitiktir!”Dedi. Ve hiç unutamayacağım bir gerçeği de söylemişti:”Komünizm korkusu, komünizmden bin defa daha tehlikelidir. Bir ülkeyi bu korku sarmaya görsün tüm yenilikleri ve güzellikleri siler, süpürür!”
         Bendeniz de aynı fikirde olduğumdan “Kırmızıdan Kızıla, Yeşilin Her Tonuna” Hayır serili kitaplar yazmağa başladım.”Halifelik ve Süleymancılık” adlı kitaplarımı tamamladım. Halifelik adlı kitabımı, borçlanarak yayımladım. Sonra da Süleymancılık’ı yayımladım. Başıma gelmedik kalmadı. Komünist damgasını KKİB’ lığında görevli subaylar vasıtası ile yedim ve sürüldüm. Daha sonra; kendileri de emekli edilen bu iki Kurmay subayımız, bugün ülkemiz için gözyaşı döken Atatürkçülerimizdendirler.
         Üşenmeden NURCULUK adlı kitabımı da bitirdim. Yayımlamam mümkün olmadı. Dostlarımın desteği ile bilgisayara yükleyerek dağıtımını yaptım. Bir miktar da çıktısını alarak dağıttım. Uzatmayayım, adresini yitirdiğim bu Fransız iş müfettişinin sözlerini de hiç unutmadım. Daha önceleri de Ünlü Alman Filozofu Friedrich Wilhelm Nietzicht’ te//15 Ekim 1844/25 Ağustos
1900//yazmışmış: Aşağıda:                                                                                    DÜŞMANLIKLARIN, KATLİAMLARIN VE SOYGUNLARIN SEBEBİ DİN VE DİN ADAMLARIDIR! Ostüzü.


18 Ağustos 2012 Cumartesi

784/RODRİK MAÇAN SIKI MI?AS-TU DU COEUR?

         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         Çeşmealtı;17 Ağustos 2012.

                                      RODRİK, AS –TU DU COEUR
                                       La Chanson de Roland!”Fransız efsanesi.
                                        “Rodrik, Maçan sıkıyor mu?”
       “Meclis beni terk etse,hükümet beni desteklemese ,Ordu beni terk etse de,mavzerimi alır Elmadağ’ına çıkarım son fişeğime kadar savaşırım!”Mustafa Kemal,
       Üçyüz askeri ile,Termopil geçidinde,1.000.000luk Pers ordusuyla savaşarak ölen Isparta Kıralı Leonidas’ın mezar taşındaki yazı şöyledir:” Ey!Lekadomyalılar;burada yasalarınıza saygının eseri olarak yatmaktayız!”
       Şövalye Rodrik, Frank Kralı Charles Charlemagne/2 Nisan 742/28 Ocak 814/  zamanında; Endülüs Emevilerine karşı savaşırken, arkadaşı Oliver ile birlikte, Araplar tarafından   öldürülmüş Efsaneleşmiş bir Hıristiyan Kahramanıdır.Manzum olarak destanlaştırılmış bu Efsane, Fransa’da liselerde ders olarak okutulmaktadır. Rodrik Destanı=Ölümüne sadakat, bir ideal uğruna da ölmektir.Kuleli Asker Lisesinin birinci sınıfında bu destanın bir parçası bizlere ezberlettirilmişti.Bir kıtası hâlâ ezberimdedir.Fransa büyüktür,çünkü Fransa’nın ulusal çatısı kahramanları,bilim ve düşün adamları ve kadınları üzerine kurulmuştur.Osmanlının yıkılış nedenlerinden en önemlisi de; Türklük ekseninden ve çatısından  ümmetçilik ve Araplık eksenine kaymasındadır.İçinde bulunduğumuz şu anki gibi!
         Önü Korgeneralliğe kadar açık olan bir Jandarma Tuğgenerali Harp Akademisini bitirdiği gibi Hukuk Fakültesini de bitirmişti.Halifelik adlı kitabım Jandarma Genel Komutanlığınca satın alınarak,bana verilen emirdeki Jandarma Birliklerine emredilen miktarlarda gönderilmesi ve tüm giderlerin Jandarma Genel Komutanlığınca ödeneceği emredilmişti,Emri yerine getirerek bu Mağrur Generalimizin Huzuru âlilerine çıktığımda,şu yanıtı almıştım:
         “Osman Albayım;kuruşlu belge kesilmediğinden kitapla ilgili giderlerinizi ödememiz mümkün değildir!”
         “Sayın Generalim,bendeniz yapmış olduğum masrafların belgelerini getirmiş bulunmaktayım.Jandarma Genel Komutanlığının emirleri de yerine getirilmiştir.Bu nedenle şimdi Kuruşlu belgeyi keserek hakkım olan bedeli bana ödemeniz gerekmez mi!”
         “Bize akıl öğretmeyiniz,size para ödememiz mümkün değildir!”Dediklerinde,şu yanıtı  vererek Makam’ı âlilerini terk etmiştim:”Sayın Paşa Hazretleri;siz, ömrünüzde kendi cebinizden hiç zarf-kâğıt almış mıydınız!”
         Ülkücülerin dosyaları sıkıyönetim mahkemesine geldiğinde bu Generalimizin,Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanlığına ataması yapılmıştı.Generalimizi ateş basmıştı.”Benim çoluk çocuk ve çocuğum var!”Diyerek atamayı durdurtmak için nice kapılar çalmıştı.Devlet Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Başkanı Orgeneral  Sayın Kenan Evren:”Waşington’a askeri ateşe olarak tayin etseydik,oynaya,oynaya giderdi.Ya yeni görevine başlar,ya da istifa eder!”Dediğinden heman istifasını vererek,Güney illerimizin bir il merkezinde  Avukatlığa başlamıştı.
         Son günlerde;TSK’YA yönelik okları üzerine çeken bir istifa olayı daha olmuştu.Adını anımsayamadığım;Isparta İç Güvenlik ve Tatbikat Tugay Komutanı,Hakkari 34’üncü Sınır Tugay Komutanlığına tayini çıktığından istifa etmiş.Telefonla arayanların da karşısına,VEDA ZİYARETLERİ bahanesiyle çıkmamış.Ben olsaydım istifa etmeyeceğim gibi,istifa etmiş olsaydım bile,gece yarısı Isparta’yı terk ederdim.Bendeniz;görev yerine geldiğim gibi,görev yerimden de vedasız ve hediyelik ziyaretsiz olarak ayrılmaktaydım.Paşamızın açıklaması beni doyurmadı.Temmuz Ayının sonunda,Mide ağrıları dolayısıyla,istifa dilekçesini vermişmiş.Bence,tayin planlamasını öğrendikten sonra istifa dilekçesini vermiş olabilir.Isparta’da Mide ağrısı ile görev yapan, yeni görevinde görev yapamaz mı!Ülkemizin tüm iç organları ağrırken Mide Ağrısının sözü mü olur?
         İkinci İnönü Muharebesinde;Üç Şehitler Tepesindeki taburumuzun üç bölük komutanı da şehit olmuştu.Mevcudu 80 kişiye düşen taburumuzun bölüklerinin komutanlığı Kıta Çavuşlarına kalmıştı.8.500kişiden oluşan bir Yunan tümeni savunma hattımızı işgal ederek taburumuzu alt tarafındaki dereye itmişti.Tabur Eratı bitkin,yorgun ve üstelik te süngüsüzdü.Alay Komutanı Salih Bey,yaya;Fırka Komutanı Kemalettin Paşa atlı olarak taburun yanına gelmişlerdi.Fırka komutanı Ulusal kahramanımız Çolak Kemalettin Sami(Gökçen):”Haydi evlatlarım’” diyerek atını düşman mevzisine sürmüştü.Süngüsüz süngü hücumuna kalkan SEKSEN KİŞİLİK TÜRK TABURU,Yunan Tümenini mevzilerinden söküp atmıştı.Adını bilemediğimiz bir erimiz;kendilerine doğru uzatılmış Yunana süngülerinin üstüne”YA ALLAH!”Diye atlamıştı.Rahmetli ve Cennetmekân Kemalettin Sami,iki kurşun yarası daha alarak kurşun yarası sayısını OTUZBİR’E çıkartmıştı.Berlin büyük Elçiliği sırasında Hakkın rahmetine kavuşan bu Büyük Kahramanımızı, Adolf Hitler Devlet Töreni yaparak ülkemize uğurlamıştı.
         Kütahya—Aslıhanlar Muharebesinden sonra;Yunanistan Hükümeti,Krallarının başkanlığında,Kütahya’da yaptığı bir toplantı sonunda Ankara’ya yürüme kararı vermişti. Mustafa Kemal Paşa,Türk Ordusunun başına geçerek savunma cephesini oluşturmak üzere Mangal Dağına gitmişti.Atına binerken yanlış bir hareketi ile attan düşerek kaburga kemiklerinden birisi kırılmıştı.Doktorlar,ameliyatla ciğerine batan kırık kemiği bağlamışlardı ve mutlak istirahat önermelerine karşın O yeniden Alagöz Karargâhına dönmüştü.
          Piyade Mirlivası Fahrettin Ferdi(Altay),Süvari Kolordusunun Komutanıydı.26Ağustos 1922 gecesi,Kolordusu ile Ahır Dağları patikasından Sincan ovasına, Yunan savunma Mevzilerinin gerisine sarkması gerekiyordu.Kendisi de 41/Kırkbir/Derecede sıtma hastalığı ile uğraşmaktaydı. İki atın arasına konulan bir sedye ile o sarp patikayı kolordusu ile geçmişti.
         Kıbrıs Barış Harekâtında;3037Metre yüksekliğindeki Beşparmak Dağının zirvesine Türk bayrağını diktiğinde Şehit olan, Siirtli Mehmet Çavuşun o zaman 3/ÜÇ yaşında bıraktığı kızını arayan ve dahi soran var mı acep!
         Hatay ilimizde de kısmi seferberlik ilan edilmişti. Serinyol/Bedirge/ Muhtarı Mehmed’i arar.Mehmet,hayvanlarına ot biçmektedir.Yolda,Muhtarla  karşılaştıklarında sefer görev emrini alan Mehmet,otları fırlatarak yere atar ve “Anama söyle,hakkını helal etsin.ben kıtama gidiyorum!”der ve Kıbrıs’ta şehit düşer.
         Deniz Astsubayı Mehmet;Hilton’da nikâh masasındadır.Nikâhı kıyıldıktan sonra; derhal gemisine dönmesi hususundaki emri alır ve hemen kalkar,gider.O da şehit olmuştur.
          Mide’den başlayan ağrıların daha aşağıya inmesi beklenir!

                                              

İzleyiciler

Blog Arşivi