7 Nisan 2015 Salı

2016/BİZ,ALTAYLARDAN GELMİŞİZ,ARABİSTANDAN DEĞİL?!



         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


BİZ Kİ, ALTAYLARDAN GELMİŞİZ, NİCE VATAN HAİNLERİNİN LEŞLERİNİ DE YERE SERMİŞİZ. ÖNCE KIMIZ İÇMİŞİZ SONRA DA RAKI İÇMİŞİZ, BİZ HIRSIZ, RÜŞVETÇİ VE HAİN DEĞİLİZ Kİ NİCE SIRATLARDAN GEÇMİŞİZ.

TV. İzmir,07 Nisan 2015.                                                                                                        Türk ırkı diye bir ırk yok diyen “,Türk ulusunun varlığı ile yaşayabilen dönme ve Devşirme Döllerine.  

    Sayın Yavuz Bülent Bakilerden.                                                                                                                                                                                                                                 

“BEN ALTAYLARDAN GELDİM!”

“Ben Altay dağlarından koparak geldim
Yüreğimde Türkistan'dan binbir nakış var.
Çok şükür aslım da neslim de belli.
Türküm Müslümanım o dağlar kadar.

Dokuz tuğ taşıdım ben, Dokuz davula vurdum,                                                                                                                                                           Dokuz Evliya gücüyle yürüdüm, geldim.                                   

   Büyüdü benimle mübarek yurdum,                                                                                                                                                     Ebed müddet bu Devleti ben kurdum.   

Yol gösterdi kükreyerek bana Bozkurt’um,                                                                                           Baykal’da da çimdim ben Hazar Denizi’nde de,                                                                                  Toprağıma bağdaş kurdum, oturdum.

Ben ki, Alper Tunga’ya gönül verenlerdenim,                                                                                         Yurt uğruna doludizgin göğüs gerenlerdenim.                                                                                         Sonra, durgun sulara Bismillah’larla,                                                                                                                                           Kilim seccadesini serenlerdenim.

Ben Türkmen’im, Özbek’im, Kazak’ım, Kırgız’ım ben,                                                                                                                                                                Azerbaycan Türkleriyle aynı kandanım ben.                                                                                Kıpçakları,  Uygurları aşkla duyanlardanım,                                                                                Ben ki Tatarlar’dan, Gagavuz’lardanım.  

Çuvaş’lardan, Başkurt’lardan, Oğuz’lardanım,                                                                                     İşte Bilge Tonyukuk, Kültiğin, Bilge Kağan.                                                                                                                                                                         Hepsi birbirinden daha mübarek,                                                                                                              İşte Dede Korkut kaftanı ipek.

Yusuf Hashacip, Mahdum Kulu, Fuzuli,                                                                                          Sonra Kaşgarlı Mahmud gönlüme düşen cemre.                                                                                                                                                        Ali Şir Nevai,  Gasparalı İsmail,                                                                                                            Şiiri bir bakraç süt gibi Yunus Emre.

 Cengiz Aytmatov ki, Cengiz Dağcı ki,                                                                                                  Ayın ondördünde sağılan huzur.                                                                                                                Sâbir Rüstemhanlı… Ruh kadar eski.                                                                                                    Daha binlere nur üstünde nur.

Servetim Buharı’nın, Yusuf Hemedani’nin,                                                                                     Ahmet Yesevi’nin nur servetinden.                                                                                                           Güzelliğim, Merhametim, Şevkatim,                                                                                                       Hep Şah’ı Nakşibent Hazretlerinden.”


“TÜRK OLMAK ŞEREFTİR !

            “1986 yılında Prof. Dr. Hayrettin Kahraman'la Pakistan'a gittik. Devlet Başkanı Ziya-ül Hak sağdı. Başkent İslamabad'da çeşitli toplantılara birlikte katıldık. Bir gün bizi, Pakistan asıllı bir profesörün evine götürdüler. Yaşlı-başlı bir zat idi. Sohbet esnasında dedi ki:
-"Türk olmak bir büyük şereftir. Siz Millî Mücadeleye başladığınız zaman, bir yakın arkadaşımla birlikte Türkiye'ye gelmek ve Türk ordusu saflarında düşmanlarınıza karşı savaşmak istedik. Burada, ilgililere resmen başvurduk. Bize dediler ki: 'Yaşınız daha 18'i doldurmamış. Bu bakımdan gidemezsiniz!' Türk ordusuna katılmak Türklerle beraber olmak bizim en büyük arzumuzdu, olmayınca çok üzüldük. Türk olmak şereftir!"
Devlet başkanı Ziya-ül Hak bizi, bir öğlen yemeği için Beyaz Saray'ına davet etti. Pakistan Büyükelçimiz Bâki İlkin'di. Yemekte o da hazırdı. Ziya-ül Hak'a dedim ki:
-Efendim! Türkiye'de biz deriz ki: Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur; Pakistanlılar müstesna. Biz Türk milleti olarak Pakistan milletini çok seviyoruz!

Ziya-ül Hak'ın cevabı hepimizi düşündürmelidir:
-"Biz de Türk milletini çok seviyoruz. Siz Millî Mücadele için cephelerde çarpışırken biz daha İngiltere hâkimiyetinden kurtulmamıştık. O yıllarda bir Şeyhülislamımız vardı. İsmi Şeyh Ahmed Bedevi idi. İngiltere hükümeti, bizim Şeyhülislamımıza çok baskı yaptı. Ondan, sizin Millî Mücadelenizi kötüleyen bir fetva almak istedi. Şeyh Ahmet Bedevi İngiltere devletine dedi ki:

-Siz değil, Türkler gelip burada benim dilimi kesseler ve dilimden ayaklarına çarık yapsalar, ben ne Türklerin Millî Mücadeleleri aleyhinde bir tek söz söylerim, ne de bir fetva yazarım!
Bizim Şeyhülislamımız, İngiltere devletinin bütün baskısına rağmen söylediği gibi davrandı ve onlara ne bir fetva verdi ne de Türkiye aleyhinde bir tek kelime söyledi. Biz de sizi çok seviyoruz!"  
Görmediğim Avrupa ülkesi kalmadı. NATO'dan müttefikimiz olan hiçbir Avrupa ülkesi bizi sevmiyor. Bunu nereden çıkarıyorsun diye sorabilirsiniz. Gittiğim her Avrupa ülkesinde gördüm ki orada devlet PKK ihanetini destekliyor. Aynı zamanda Alevi kardeşlerimize kol kanat geriyor. Bunu, Kürtleri sevdikleri için mi yapıyorlar? Aleviliği bildikleri için mi öyle davranıyorlar. Hayır! Hayır! Hayır! Adamlar Türk'e ve İslâma düşman oldukları için kuyumuzu -NATO antlaşması içinde bile- kazmaya çalışıyorlar.
Şimdi Türkiye'de, birçok aydınımızın ve tabii olarak halkımızın çok büyük bir kısmının bilmedikleri dolayısıyla hiç düşünmedikleri bir husus var: Devlet-i Aliyye. 1595 yılında, 23 milyon 337 bin 600 km2 üzerinde idi. Doğu ve Batı dünyası bizi kırpa, kırpa, bize vura, vura getirip 780 bin km2 üzerine yatırdı. Yani biz bugünkü Türkiye büyüklüğünde 30 Türkiye kaybettik. Bilmiyoruz ki, bilmiyorlar ki, bu devlet yıkıldı mı, bu ordu dağıldı mı, Doğuda ne Kürt, ne de şurda-burda Alevi ve Sünni kalır. Ermenilerin ve Yahudilerin büyük devlet politikalarını bilmeyenlere, millî dostumuz ve 72 dilli dostumuz Amerika'nın Büyük Orta Doğu Politikasına dudak bükenlere hiçbir şey anlatamayız. Anlatamıyoruz.
Şimdi Türkiye'de, Türk'e Türklüğe, Türkiye'ye karşı dehşetli bir küçümseme, suçlama, yok etme hareketi başladı. Hemen her gün, birtakım Cahil, Gafil ve Hain insanların yazılı ve sözlü beyanlarıyla karşı karşıyayız. Sanki bin metre çapında, bin metre uzunluğunda bir lağımın baştan sona patlaması gibi, iğrenç üstü iğrenç bir manzara önündeyiz. Bu hâl, bir milletin topyekûn intihar girişimine hazırlanması demektir.”Sayın Yavuz Bülent Bakiler, Rus işgali sırasında gittiği Azerbaycan’da, Yaşlı bir Azeri Kadının, Atatürk sayesinde günde beş defa ezan okunan, Türkiye’den ezan sesi sinmiş toprak isteğini yerine getirmişti.

         İki Türk Hava Albayı, Karaçi’deki büyük bir mağazaya girdiklerinde, girişi tam karşısında Atatürk’ün ve Muhammet Ali Cinnah’ın resimlerinin asıl olduğunu görünce, Muhammet Ali Cinnah’ı methe başlamışlar.Mağaza sahibi yanlarına gelerek,İngilizce:”Siz Türk subayı olarak ,Atatürk dururken neden Cinnah’ı methediyorsunuz?!Ne yapmış Cinnah?Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılmasında bulunmuş? Pakistan halkı, İslamiyet ve insanlık için ne yapmış? Hiç! Şimdi, konuğum olarak sizi evime götürerek bir şey göstermek istiyorum!”Demiş. Birlikte gittikleri evde, kitaplarla dolu bir salonu göstererek: “Bu kitapların hepsi de tüm dünya ülkelerinde yayınlanmış olan Mustafa Kemal Atatürk’e ait kitaplardır. Atatürk resminin olduğu yerde yalınız ondan söz edilir. Şimdi, Atatürk’e dair soracağım sorulara yanıt vermenizi isteyeceğim.”Demiş.

“Atatürk, günümüzüenbüyük lideridir. Her tarafı düşmanla çevrili,                                       yıkık bir imparatorluktan,   yepyeni bir cumhuriyet yarattı. En önemlisi; sınırlarında hiçbir düşman ülke bırakmadı,  dost devletlerle çevrili bir Türkiye bıraktı.”

Mustafa Kemal’in ölümü üzerine, Javaharral Nehru’nun, tutuklu bulunduğu             ceza evinden, Kızı İndire Gandi’ye yazdığı mektup.

                                                                                                         

 

 

1 yorum:

Gülsev EYÜBOĞLU dedi ki...

Hürmetle,saygılarımla Sayın TÜRKOĞUZ Komutanım..

İzleyiciler

Blog Arşivi