20 Nisan 2011 Çarşamba

365- Türk Dili ile İbadet-Mezar Taşlı.

                                                        
            OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@hotmail.com
                   İzmir;10 Ocak 2010

                                              
TÜRK DİLİ İLE İBADET:2


İLGİ: 03 Ocak 2010,tarihli birinci bölüm.
Bir ulusun bireyleri ancak bir eğitim görebilir; iki türlü eğitim, bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise; fikir, his ve birleşme duygularına temelden aykırıdır”.03 Mart 1924/430 sayılı Eğitim Birliği—Tevhidi Tedrisat ---kanunun gerekçesi.
“Yunanlılar; İzmir’e çıktıktan sonra, her türlü tecavüzlerini ve melanetlerini yaparlarken; İzmir camilerinde bazı imamlar; SURE’İ RUM’U okuyarak:”Bundan böyle bizi Rumlar yönetecektir. Kuran’da yeri vardır. Sakın ola ki Rumlara elleşmeyin!” Diye vaazlar vererek, tahtaları dövmüşlerdir.”Besim Atalay, Türk Dili ile İbadet. S.14.
“FATİHA SURESİ:”Hamd evrenler sahibi yüce ALLAH içindir,/ ALLAH ki acıyandır, koruyandır, sevendir,/Günü gelince ancak,/O’DUR hesap soracak./Tek sana tapar, senden medet umarız biz,/sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,/Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”
“Sait’i Nursi dinlenseydi sonuç böyle olmazdı.”Tevhidi Tedrisat kanunun sonuçlarıdır tüm bunlar! MEB. Doç.Dr. Hüseyin Çelik.
“Gaflet, dalalet ve hatta ihanet içersinde bulunanlara,”Allah ve din ile insanları aldatanlara, dış ve iç destekli hainlere, bir tas çorbaya vicdanlarını satanlara, oyları ile bu dünyada mutlu kıldıklarının öteki âlem masallarının peşinden gidenlere, TÜRKLÜĞÜNDEN UTANANLARA ne söylesem, neler anlatsam inanmaları ve doğru yolu da bulmaları mümkün değildir. Bendeniz; inançlarını ve imanını da aklın erdemli emrine verenlere Mustafa Kemal’den selamlar getirmişem. Ostüzü.
Bakınız, Mısırlı bir Din Bilgini,1909 yılında ne demiş:
“”Çok kere, Müslümanlar, gerçek olmayan şeylere, evliyaların olaylarda etki yaptıklarına inanmaları ve Allah’ın yarattığı kanunları bilmemeleri yüzünden geri kalmışlardır.”Dünyada Müslümanların Hali ”S.9. Mısırlı Bilgin Şeyh Raşit Rıza, tercüme Vizeli Rıza-Besim Atalay, Türk Dili İbadet, S.108.

         Profesör Dr. Aysel Ekşi, 21 Ağustos 1990 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde çok anlamlı bir makale yayımlamıştı. Yazının başlığı:”Din Eğitimi Altında Okutulanlar!”İdi.”Arapça bilmeyenlere, dinin ne olduğu, fakirlik ve zenginliğin dini sebepleri! Örnekleri ile vurgulanıyordu.”Evinin önünü süpüren, zengin olurmuş”.Günümüzde; örtülü, mörtülü ödenekleri, kıyıları süpürenlere ait hiçbir dini örnek yok!(7)  Diyemeyiz! Örnekler çok ama mütekabiliyet esası olduğu halde, Alman Mahkemelerinin kararları, delil hükmünde bile sayılmamaktadır.
         Kuran’ı Kerim, Tanrısal olduğu halde, Ulu Tanrımız, birçok ulusun dilini de surelerinin oluşumunda kullanmış! Her şeyde KARŞILIKLILIK( MÜTEKABİLİYET) esası olduğuna göre; ben, neden ve niçin Kuran’ı Kerimi kendi anadilime çevirtmeyelim! Benim dilimin kelimelerini kullanmak için Ulu Tanrımız benim ulusumdan izin mi almıştır! Hâşâ. Bu ilahi bir iletidir.”Ey! Araptan gayrı uluslar: Ben, anlamaları için Arap kavmine Arapça bir kitap indirdim. Sizin kelimelerinizi kullanarak ilahi emirlerimi ifade ettim. Bu nedenle ve anlamanız için, sizler de indirmiş olduğum bu kitabımı kendi anadilinize tercüme edebilirsiniz!” İleti budur.
         Dini ve dahi imanı bütün, günün her namaz vakti, camilerden çıkmayanlara soruyorum:
         “Yüce Tanrımız her şeye kadir ve muktedirdir. LEDÜNİYET ilminin de yegâne sahibidir.—Sait’i Norsi hariç!---- İnancınıza göre de, tüm dillerin yaratıcısıdır. Neden Türkçe dua etmiyorsunuz? Neden namazlarınızı anlamadığınız bir dil ile Arapça dualarla kılıyorsunuz?”Genellikle:                                                                 Ledüniyet, Tanrımıza ait bir bilgi olduğu halde Süleyman Çelebimiz burada Hz. Muhammed’i de bu sıfatla anmaktan çekinmemiştir. Hz.Muhammed”Gaybın anahtarları Allah’tadır!” Dediği halde!
         “Babamızdan böyle gördük!”Savunması açıklamasız kalmaktadır. Bir kaç açık yürekli kimselerden de:
         “Bakınız Beyim; sordunuz da söylüyorum: Türkçe Kuran okumak bana çok komik geliyor.”Ebu lehebin eli kurusun!” Kurutacak olan Allah değil mi? Benim Hz. Muhammed’in Amcası ile ne zorum var. Dinimizce; ölenlerin arkasından iyi söz söylenmez mi? HZ. Muhammet peygamberliğini ilan edince; Ebu Leheb, oğulları Otba ve Otebe ile evli olan, yeğeni Hz.Muhammed’in iki kızını da boşatmıştı. Ümmü Gülsüm ve Rukiyye. Ümeyye Oğullarından, Ebu Süfyan’ın karısının kardeşi Osman, önce Ümmü Gülsüm ile o ölünce de Rukiyye ile evlenmişti. TEBBET SURESİ bu olay üzerine inmişti:
                            TEBBET SURESİ
         “Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.
         *1-Ebu lehebin elleri kırılsın, kendi de yok olsun.
         *2-O’nu ne malı, ne de parası kurtaramayacak,
         *3-O alevli bir ateşe atılacak.
         *4-Karısı o’na odun taşıyacak.
         *5-Boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olacak.”
         Sonra; “Elem tere keyfe faale Rabbike’nin” Türkçesi:” Ebabil kuşları-Dağ Kırlangıçları—fil sahiplerinin üstüne balçık çamuru attılar!”Gülesim geliyor, neredeyse dinden çıkasım geliyor. İyisimi, anlamadan dua etmek!”Diyorlar. Ama bununla anlatılmak istenen bir olgu olmalı değil mi? Diyorum: Tıss!
         “Anlamını düşünmeden Kur’an okumakta hayır yoktur! Hadisini hatırlatıyorum. Genelde almış olduğum yanıt hep aynı:
         “Orasını karıştırmayalım Beyim!”
         Kur’anı Kerimin tamamlanması; Hz: Muhammed’in yirmi üç senesini almış. Bu süreç içersinde de (200)’e yakın ayet te NAKZEDİLMİŞTİR!””Zaman değiştikçe hükümler de değişir,”kuralının uygulanması olarak düşünülemez mi?
         Kuran’ı Kerim’in neden Arapça olduğuna dair ayetlere de bir göz atacak olursak;  KUR’ANIN MANASINI ANLAMANIN ÖN PLANDA TUTULMUŞ OLDUĞUNU GÖRÜRÜZ. Merhum Mehmet Akif ERSOY; bunu çok güzel vurgulamıştı:”Duvara asmak ve fal açmak için değildir Kur’an!”
                   ARAPÇADAKİ YABANCI KELİMELER!
         “1935 senesinde; Profesör Arthur jeffery,”Kur’andaki yabancı kelimelerin tetkiki!” adlı önemli bir kitap yayımlamıştı. Bu kitabın bir nüshası Robert Koleji kitaplığında bulunmaktadır. Kitapta Arapçaya girmiş olan yabancı kelimelerin listeleri ve yanlarında tanıkları ve çekimleri bulunuyor. Bu kitaptaki tüm kelimelerin alınması uzun süreceğinden; ben sadece hangi dilden Arapçaya ne kadar kelime girmiş olduğunu belirtmekle yetineceğim:
                            1-Sümerceden:     5 kelime,
                            2-Elamcadan:       1 kelime,
                            3-Akatçadan:       83 kelime,
.                  4-İbraniceden.    200 kelime,
                   5-Aramcadan:      25 kelime,
                   6-Süryancadan: 600 kelime,
                   7-Nabatcadan:      12kelime,
                   8-Semutcadan:       6 kelime,
                   9-Palmirceden:       16 kelime,
                   10-Habeşçeden:   210 kelime,
                   11-Kıpıtçadan:         10 kelime,
                   12-Sanskritçeden:    5 kelime,
                   13-Bülüçceden:        1 kelime,
                   14-Eski Farsçadan 11Kelime,
                   15-Avestadan.          35 kelime,
                   16-Pazentden.          20 kelime,
                   17-Pehleviceden.      80 kelime,
                   19-Ermeniceden:      65 kelime,
                   20-Yunancadan 180 kelime,
                   21-Soğutcadan 4 kelime,
                   22-E.ve Yeni Türkçeden 9 kelime,
                   23-Latinceden: 14 kelime.
“İBN’İ CİNNİ adlı bir yazar, Arapçanın %25 kelimesi uydurma, bir o kadar yabancı kelime de Arapça içerisine kaynaşmıştır!” Diye yazmaktadır.”
Arapçada 350 kılıç’a ait,550 de buğdaya ait kelime vardır. Arapçanın %17’si deveye,%30’u da kadınlara aittir!
Profesör DR. Sayın Süleyman Ateş’in; Milliyet gazetesi okurları için hazırlamış olduğu iki küçük kitapçık vardır. Sayın Ateş; Sureleri iniş dönemlerine göre yorumlamıştır. İlk Mekke dönemindeki sureler, BİREYSELDİR; Hz. İsa gibi bireyin kurtuluşundan söz eder. Medine dönemi sureleri, Hz. Musa tarzındadır. Ve son sureler devletleşme olgusunu işaret etmektedir. Sahihi Buhari’deki ve diğer beş hadis kitabındaki hadislerden de bu olguyu bulmak mümkündür:
“Bütün dünya Müslümanlarını, Kureyşli müslüman Araplar yönetecektir. Kâfir olanları da, Kureyşli Kâfirler yönetecektir!”
“Cennette, benim konuştuğum dil Arapça konuşulacaktır!”                          Bendeniz bu hadisler doğru olsalar bile Ne Arab’ın ne de öteki ulusların dillerini ve yönetimlerini asla kabul etmiyorum! Cennette de benim anadilim yoksa ne gam! Ben, anadilimin olduğu yere giderim. Orada da keyfimden ne şarkılar söylerim.
Hüneyin baskınında; paylaşılamayan yağma mallar için,8’inci surenin 1’inci ayeti acilen değiştirilerek 41’inci ayetle yeni bir düzenleme yapılmıştır. Ancak; bu düzenleme ile iktifa edilmemiş, Kur’an hükümleri değiştirilemez diyen Arap Bilginlerince! Yağmaya iştirak eden süvariye bir pay, binmiş olduğu Arap atına da iki pay verilmesi karara bağlanarak uygulanmıştır. Yağmaya iştirak eden eşeklere, develere ve katırlara yağmadan pay düşünülmemiştir. Tercüme. Mustafa Özcan, İslâm Fıkhı, s.478-479
Mekke döneminde düzenlenmiş olan bir ayete ve diğerlerine bakalım:
*“ŞURA SURESİ ,(42’inci sure)7’inci ayet:”ve işte böyle sana-Muhammet- Arabî bir Kur’an vahyetmekteyiz ki Umm’ul Kura’yı(Mekke Şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-onda şüphe yok-,bir fırka cennet’te, bir fırka sair’de(çılgın ateş içinde).” Elmalılı Hamdi Yazır, Kuran’ı Kerim ve İzahlı Meali. S.482.
İşte, insanları korkutarak Allah’a yönlendirmeyi amaçlayan bir ayet. Kutuplardaki Ayılara, Çakallara ve Kuzgunlara Somon balığı gönderen Tanrımızın Fakir ve Cahil insanoğlu için “Çılgın ateşle”korkutması düşüncesi Sevginin öne çıkmasını önlemektedir. İlkel insanlar için Cısss! Bendeniz, içinde bulunduğumuz bir türlü anlayamayıp kıymetini de bilemediğimiz bu Evreni yaratan güce hayranlık ve saygı ve de çok ta derin bir sevgi duymaktayım. Çok önceleri, Mustafa Kemal’e gelene kadar Kur’anı Kerim Türkçeye tercüme edilseydi, yalancı, aşağılık ve din ile sömüren bir sınıfın tekeline sokulmazdı din. Ve Tanrı Kavramı da, Kızan; Seven, Gazaba gelen, Yakan ve Yıkan bir insan sıfatına da sokulamazdı. Dünyadaki tüm canlılar da Japonlar gibi yaşarlardı.
Görev yapmış olduğum yerlerde, benim camiye gelmemi çok isteyenler oldu: Benim görevimin, camiye gitmek olmayıp, camiye gidenlerin ve gitmeyenlerin huzur ve rahatını sağlamak olduğunu bir türlü anlatamadım. Cebimde taşımakta olduğum bu ayeti de kendilerine verdim.”Olamaz böyle bir şey! Günaha giriyorsunuz!” Diye de beni uyaranlar çok oldu. Nah Kafa! Avrupalara giderek, cami avlularında ümmet’i müslümanları dolandırmadan gırtlağımıza kadar günaha battık!
*YUSUF SURESİ,(12’inci sure),2’inci ayet:”Biz O’NU sana, aklınızı çalıştırasınız diye ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik.!”Kur’anı Kerim Meali,s.214.Yaşar Nuri Öztürk.
*İBRAHİM SURESİ,(14’üncü sure),ayet:37.”Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık, seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azizdir, Hâkimdir O.”
*“EN-NAHL-HURMA- SURESİ(16’ıncı sure.103’üncü ayet:”Andolsun ki biz, onların,”Kur’anı bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nisbet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık ARAPÇA bir dildir.”
*TAHA SURESİ(20’İNCİ SURE)113’ÜNCÜ AYET:”Biz o’NU işte böyle, ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü yadelerle sıraladı ki, korunabilsinler yahut ta Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.”
*ZÜMER SURESİ,(39’uncu sure),28’inci ayet:”Bunu, eğrisi, büğrüsü olmayan ARAPÇA bir kur’an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.”
*MAİDE SURESİ,(5’inci sure)67’inci ayet:”Ey! Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’NUN verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni, insanlardan korur. Allah küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.”
*TEGABÜN SURESİ,(64’üncü sure)12’inci ayet:”Allah’a itaat edin; peygamberlere itaat edin; eğer bumdan yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimize düşen apaçık tebliğdir.”
*ABESE SURESİ,(80’inci sure)17’inci ayet:”Kahrolası insan, ne kadar da nankördür!”Sayın Yaşar Nuri Öztürk’e göre.”Canı çıkasıca insan ne kadar da kötüdür.”
Kim ne derse desin; bu ayetlerden bir tek anlam çıkmaktadır: Kur’anın anlamını bilerek ona göre hareket etmesi için, bütün milletler Kur’anı Kerimi kendi dillerinde okumalıdır. Adresime giren bazı gericiler; benden devletlerimizin batmasına, insanlarımızın açlık ve sefalet içinde ölmelerine neden olan masalları geri getirmek için, kendilerine katılmamı istemektedirler. Türk ulusu en mutlu çağını, bu din ve Tanrı ile aldatanlara karşın TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK döneminde yaşamıştır. Cihangir Mahlası ile şiirler yazan Üçüncü Mustafa:”Yıkıluptur bu cihan/ sanma ki bizde düzele/Evvab’ı saadette gezenler hep hezele( Saadetler içinde yaşayanlar rezil rüsva takımıdır; diyor Koskoca Padişah!)Bu hokkabazlara göre, o zamanlar Kur’an ve din dönemidir. Camiler dolup ta taşar. Arapça Kuranını duvardaki torbasından indirenler de, bir şey anlamazlar, bakarlar ve şaşım, şaşım şaşarlar!”XV1’ıncı asırda; Kütahya’da; Şükrü adlı bir halk şairi, oruç yediği için, Roma usulü, boğazına kurşun dökülerek cezalandırılmıştı. Bunu da İslami sayarlar.
14 Aralık 2003 tarihli Hürriyet gazetesinin Pazar sayısındaki bir haberi okuyalım:
Ziya Paşa,1829-1880 yılları arasında yaşamıştır. Devlet adamlığının ve idareciliğinin yanı sıra edebiyatımızda da söz sahibi bir muhalefet yanlısıdır. İsviçre’den sonra; Londra’ya geçerek, orada Hürriyet gazetesini yayımlamıştır: Adı geçen gazetenin haberini birlikte okuyalım:
“Paşa, dini eğitimin, özellikle de mahalle mekteplerinin yeniden yapılandırılması gereğini yazıyordu. Sübyan mekteplerinde başlayıp medreselerde devam eden dini eğitim, Ziya Paşaya göre hiçbir işe yaramaz haldeydi, zira öğrencilerin kafası sadece ezberle dolduruluyor; Arapçayı bilmemeleri bir yanan Kur’anı bile anlamıyorlardı.
Ziya Paşa, Londra’da bundan tam 135 sene önce,1868 yılında çıkarttığı “HÜRRİYET” gazetesi’Kur’an öğrenmeye heveslenen çocuklara mahalle mektebinden itibaren okutulan kitapları ve öğretileri sıralarken bakın neler yazıyor:
“.Bizde bir çocuk beş, altı yaşında mahalle mektebine verilir, elifbadan başlar, birkaç ay sonra önüne “ebced” çıkar ki ne olduğunu hoca bilir, ne de kimse anlar. Bundan sonra”sübhaneke”,”ettehiyat”,”salâvat”,”kunut duası” ve amentü” okutulur. Bunlar gerçi namaz için lâzım olan dualardır, ama çocuğun buluğa erip namaza başlaması için daha çok seneler bulunmasına rağmen, gene de ezberletirler. Bunlar, bütün Arapça olduğu için çocuğa asla zevk vermezler, zira o yaştaki çocuk henüz olgunlaşmamıştır ve sadece oyuncaktan ve yaşının gerektirdiği şeylerden zevk alır.”
                   ZİHNİ PERİŞAN OLDU.
“Çocuk daha sonra Kur’ana başlar, hatmetmek için senelerce uğraşır ve hafız olur. Akrabaları, artık 13-14 yaşlarına gelmiş olan dini ilim tahsiline sevke derlerse ,bu defa cami derslerine gönderilir;”nasarayansuru’dan” başlar,”Bina’ya çıkıp 35 bölüm okur,”maksudu öğrenir, “tereyinne” tercümelerine geçer ama , bitmek tükenmek bilmeyen  bu tercüme yüzünden bütün zihni dolaşır.derken “amil”,”mamul”,”irap” gibi önceden görmediği bir takım şeylere tesadüf edip hayran kalır.,”izhar” ve “kafiye” okuduğu  sırada, bu kitaplarda ne demek istendiğini güçlükle hisseder; “inegoci” veya “istiare” risalesine sarılır.”Kazaya ve netayiç ve istihârât  ve kinâyat”ile uğraşır.Önüne nihayet”Mutavvel” gelir,bu kitaptaki”bedi”, ve “beyan” bahisleri de zihnini perişan eder.
Bu arada ikindi derslerinde eğer” “Halebî” ve”Kuduri” gibi fıkıhla ilgili biraz Bir şeyler okuyacak olursa bir gurura kapılıp artık kimsenim abdestini ve namazını beğenmez olur; tatil derslerinde de “heyula” bahislerine dalınca da “kazimir” görüp “cüz’ü layetecezza” ve “heyula” bahislerine dalınca da tenezzül edip İbni Sina’yı bile kendisine öğrenci kabul etmez bir hale gelir.
Derken camilerden birinden izin alıp bu defa kendisi rahle başına geçer ve seneler boyu okuduğu bütün bu konulardaki ilmini bu defa kendisi yaymaya başlar.
Ama bu eğitimden geçmiş olanların eline mesela “El cevaib gibi Arapça bir gazete verilse, gazetede yazılı olanları anlayabilmesi için en az iki saat boyunca sözlüğe bakmaları gerekir. Fıkıhla ilgili bir soru sorulduğunda aciz kalırlar. Kur’andaki bir ayetin manası sorulduğunda “Kadı Beyzavi’”nin eserine müracaat edin” cevabını verirler; politikadan bahis açılırsa İngiltere, Japonya ve Fas gibi memleketlerin ve iklimlerin var olduğunu işitip hayret ederler, hatta dostlarından birine Türkçe bir mektup yazmaları gerektiğinde de, şuna, buna yalvarırlar.”
“Camilerde bildikleri yolda ders okutmaktan başka devletin ve ümmetin hayrına bir işe yaramayan bu kişilerin seneler boyunca emek ve ömür sarf etmeleri, işte böyle bir netice alınması içindir! Harcanan bu ömre, bu emeklere yazık değil mi? Bu devlete, bu millete, bu mülke acınmaz mı?”
Türk ulusunu Türk ulusu yapan ulusal değerlerimizi, Arab’ın masallarına inanarak terk etmemizin sonucu, en son olarak ta Osmanlı İmparatorluğunu yıktık”Şeriat isterük!” Bağırmalarını hep yanlış yorumlayarak, hurafelere battıkça battık. Halk’ın  “Adalet. İsteğini” bir türlü kabullenemedik. Rüşvetin Anatomisini Yazan Kurt Stanhaus ne güzel tanım ortaya koymuştu:
“Dış yağma gücünün yitirilmesi içeriye RÜŞVET” olarak yansır!”
Batıda ekonomi bir bilim dalı olarak gelişirken, Adam Smitler ve daha nice Bilginler Ekonomik yasaları birer, birer uygulamaya koyarlarken “ganimet” düzenine bağlı ekonomik anlayışımız da gücümüzle beraber yok olup gitmişti. Bu yetersizliğimizi görünürlere bağlamak yobazların ve din ile aldatanların işi olmuştu. Fatih Sultan Mehmed’in, Rahmetli Gökbilimci Ali Kuşçuya kurdurtmuş olduğu Gözlemevi de Tarikatçı ve eski içkici İkinci Beyazıt tarafından, DonanmayıHumayuna top endahtı ile yıktırılmıştı. Sebep mi ararsınız: Gözlemevindeki Bilginler aydaki kızları seyrediyorlarmış! Yıldızlarla uğraşmak Allah’ın gazabına neden olduğu için, yer sarsıntıları, Tsunami olmaktaymış! Kadınlar yine suçlu çıkartılmıştır. Evlerinden dışarı açık çıktıkları için bu felaketler olmaktaymış. BURADA DA DİN ÖNE ÇIKARTILMIŞTIR. Kur’anı kerimi okuyan ve anlayan da yok. Kur’anı Kerimler bez torbalar içersinde duvarın yüksekçe bir yerinde asılı olarak durdurulmaktadır. Bilgisizlik nedeniyle hurafeler din olarak halkımızın beynine ve dahi ruhuna yerleştirilmiştir.
Ünlü Alman Şair ve Yazarı Goethe,XV111’inci asrın ikinci yarısında, Kur’anı Kerim’i Almanca çevirisinden okuyordu.X1X’uncu asrın ikinci yarısında da; Ünlü Fransız Şairi Arthur Rimbeau’nun babası, Cezayir’de görev yapan bir Fransız Yüzbaşısı Kur’anı Kerim’i Fransızça’ya tercüme ediyordu. Her ulus; kendi din kitapları ile diğer dinlere mensup din kitaplarını kendi anadillerinden okuyorlardı. Ya biz; ARAPTAN ZİYADE ARAPÇI olan ve dahi İslam dini ile Arabı karıştıran bizler ne yapıyorduk? Bir bez torbaya koymuş olduğumuz Arapça Kuran’ı Kerim’i, önemli günlerimizde öpüp başımıza koyarak yine torbasına koyuyorduk! Yukarıda vermiş olduğum ayetleri ilk defa görenlerimizi de olduğuna inanıyorum. Rahmetli Ziya Paşa’nın gözlerimizin önüne sermiş olduğu eğitim ve öğretim faciamızı okuduk. Kuran’ı Kerim Türkçeye tercüme edilmezse ne olur: Arapçılık ve kandırmaca islamın önünde ilerler durur. DİN VE ALLAH İLE ALDATANLARIN ÇOCUKLARI DA HÜKÜMRAN OLUR ve dahi Amerikalarda okur!
Tercüme edilemez denilen Kur’an’ı Kerim’in Fransızça tercümesine bir göz atmamıza ne dersiniz!
         “LE CORAN”
“COMMENT LİRE LE CORAN?”=Kur’an nasıl okunur?
“j’en jure par létoile qui se couche, votre Compatriote n’est point égaré, il n’a point été séduit. İl ne parle pas de son propre mouevement. Ce gu’il dit est une révéation qui lui a été faite.”
                            Coran,L111,1-4
 NECM SÛRESİ
     (53/23)
         “  RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA.”
         Bu üç ayetin Türkçe tercümelerini, iki Türkçe Kuran’dan görelim:
                            *1-“Andolsun inip çıktığı zaman yıldıza/ fışkırtıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına/ aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır, ağır gelene.
                            *2-Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
                            *3-O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor”.Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’anı Kerim Meali(Türkçe Çeviri)
                            53
                   NECM SÛRESİ
“Yıldız kelimesi ile başladığından böyle adlanmıştır. Mekke devrinde nâzil olmuştur.62 ayettir.”
         “Bismi’llâhi’ir-Rahmâni’r-Rahim.”
        
         *1-“Batmakta olan yıldıza and olsun ki,”
         *2-“Arkadaşınız Muhammed sapmamış ve azmamıştır”.
         *3-“O,kendiliğinden konuşmamaktadır.”Kur’ân-Kerim ve Türkçe Anlamı(meal).Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.1973.
         Şu, birçok yorumlara ve ihtilaflara neden olan, BAKARA-İNEK-suresinin,2’inci surenin, 223’üncü ayetini görelim:
                            “BAKARA SÛRESİ”
                              (2/92SURE)
                   “Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla”
         *“223-Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden bir şeyler gönderin. Allah’tan korkun ve bilin ki, O’NA mutlaka ulaşacaksınız. İman sahiplerine müjde var.”Kur’an’ı Kerim Meali(Türkçe Çeviri). Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk.
         *223-“kadınlar, sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin, istikbal için hazırlıklı olun, Allah’tan sakının. O’NA hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu insanlara müjdele.
                            “BAKARA SÛRESİ”
                            “Bism’l’âhir-Rahmani’r-Rahim.”       
“Yahudilere kesmeleri emredilen bir sığırdan bahsettiği için bu adı almıştır. Medine devrinde nâzil olmuştur.286 ayettir”kur’an’ı Kerim ve Türkçe Anlamı, Diyanet işleri Başkanlığı Yayınlarından.
         “Kadınlarınız sizin(evlat yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden( iyi ameller gönderin, hayırlı evlatlar yetiştirin).Bir de Allah’tan korkun ve bilin ki her halde siz O’NA kavuşacaksınız. İman edenlere müjdeler.”Kuran’ı Hâkim ve Meali Kerim, Hasan Basri Çantay.
         Şimdi, bir de bu ayetin Fransızça tercümesini görelim:
                            SOURATE 11
                                      “Donnée a Medine.-286 versets.
         *“2/223-“les femmes sont votre Champ. Cultivez-le de la maniére que vous l’entendrez, ayant fait auparavant quelque acte de piété. Craignez Dieu, et sachez qu’un jour vous serez en sa présence. Annonse aux croyants d’heureuses nouvelles”
.  Ayetlerin Türkçesini ve dahi Fransızcasını gördük. Bakara suresinin 222’inci ayetini hesaba katmadan,223’üncü ayetini yorumlayan AYETULLAH HUMEYNİ’NİN yorumuna da bir göz atalım:
Humeyni:”Tavzih’ül Mesail, s.69-450’inci meselenin çözümü:
“DER DÜBÜR-İ ZEN-İ HAİZ VATİ KERDEN KERAET ŞEDDİDE DARET”-Kerahet: Şeriatın kesin olarak yasak etmediği, fakat harama yakınlığı ve ihtimali nedeni ile çekine, çekine yapılan şey!-Mustafa Talip Güngörge, Humeyni ve İslam.
“VATİ DER DÜBÜR-İ ZEN-İ HAİZ, KEFARET NE DARET”463’üncü meselenim çözümü. Aybaşılı bir kadınla anal seks yapan erkeğin kefaret ödemesine gerek yokmuş! Pekiyi; 222’inci ayet ne demek oluyor!
“…Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayınız”Bu ayetin Fransızca tercümesi de aynıdır. Bendeniz, burada ukalalık yapmak istemiyorum. Böyle bir fetvayı okuyanlar; Kuran’ı Kerimi açarlar, gerçeği de görmüş olurlar ve: FETVAYI MÜFTÜDEN DEĞİL DE AKILLARINDAN ALMIŞ OLURLAR!
“Ulusumuzun her bir bireyinin okumasını istediğim kitaplardan birisi de Rahmetli M.Cemal Kutay’ın 173’üncü kitabı olan,”TÜRKÇE İBADET” adlı kitabıdır. Bu kitabın birinci cildinin 304-305’inci sahifelerinde verilen çok önemli bir mektup vardır. Bu mektup,1913 senesinde, Rahmetli Mehmed Şerif Akyurt tarafından devrin Şeyhülislamı olan Mustafa Sabri Efendiye yazılmıştır.”Anadolu’da Müslüman bir Türk’ün Şeyhülislam Efendi Hazretlerine en Son sözü”, adlı yüzüç sahifelik bu açık mektup, sürgün yeri olan Bursa’dan yazılmıştır. En önemli bölümünün özeti de şöyledir:”       
*1-“İslam dininde SON DİN olmasının üç temelinden biri ruhban sınıfı olmamasıdır, ama dört başı mamur olarak bu sınıf türemiştir, aradan geçmiş binüçyüz içinde DİN ve MANEVİ HAYAT’TA ileri değil, geri gidilmiştir. Oysaki islamiyetin SON din olmasının bir temeli de “değişen zamanın getirdiklerinin kuralları Yenilenmesi”dir. Sizler mevcut hâkimiyetinizi devam ettirmek için dünyanın gidişine göz kapamış ve kapatmışsınızdır. Osmanlı’da bugün Luther’den önceki Katolik istibdadı var.
*2-Aslında İslam dininde hoşgörüyü, Tanrı rızasını her duygunun üstünde tutan yüce duygu olması inancını temsil etmesi gereken tarikatlar, belli kişilerin çıkar kaynağı, bazıları da miskinler tekkesi olmuştur. Siz; bab-ı içtihad=düşünce Kapısı’nı sadece Din’de değil DÜNYA için de kapatmışsınız.
*3-Bu inhisar ve tegâllub duygusu aile hayatında da çöküntü yaratmıştır. Kadın içtimai hayattan tasfiye edilmiştir. Ne İslam hukukunun, ne de meşrutiyetin temin ettiği asgari de olsa, hakkından mahrum bırakılmıştır. Şeyhülislam Efendi Hazretleri. Biliyoruz ki Arap’ın Cahiliyye devrinde kadın bir HİÇ’Tİ. O’NU hakiki mevkiine iade hareketinin banisi, ilk mücahidi bizim peygamberimiz’(S. A. V) idi. Ama bugünkü şeriat, kadını, Cahiliyye devrinin seviyesine indirmiştir. Bugün Osmanlı ülkesinde kadın, neredeyse Arap’ın cahiliyye devrinin ölçüleri içindedir. Hak ve hürriyeti, huzur ve emniyeti yoktur. Kadın, içtimai hayatımızda varlığı kabul edilmeyen yaratıktır.
*4-MİLLETİMİZE EN BÜYÜK FENALIĞINIZ, İBADETİN ARAP LİSANI, ARAP ÂDET VE TERCİHLERİYLE İFAYAA DEVAMA MECBUR BIRAKILMASIDIR. ÇÜNKÜ BU SİZLERİN MENFAAT VE TEGALLÜBÜNÜZÜN TEMİNATIDIR.”
                   BAKARA SURESİ
                   (AYET-EL-KÜRSİ)
         “Yoktur başka tapacak/Bir tek Allah var ancak/içinde uyanıktır,/her şeyine tanıktır;/Şaşırıp sorma. Nerde?/Her yerde,   hiçbir yerde!/ne dalar, ne uyuklar;/her an her yerde hazır.”
         “Her işte taktiri var./O’NUNDUR,O’NUNLADIR/yerde,gökte ne varsa;/Şefaat mümkün ancak/O’NDAN izin çıkarsa../Köyünde, yurdundaki/Önünde, ardındaki/neyse insan oğlunun/Hepsi elinde O’NUN./Gerçekleşir sadece/O’NUN “OLSUN” dediği,/Bir şey yok yerde,gökte/Alahın bilmediği.
         “Dinlenip uyulacak ne kalıyor geride;/Kürsüsü,yerleri de kaplamış gökleri de!/Kavrıyor, denetliyor,kolluyor göğü,yeri../Bir                 olmaz sapıtanla inananın değeri;/Eli böğründe kalır sapıtan, oyalanan,/Kopmayacak bir kulpla yapışmıştır inanan./Allah ki doğruların dostudur, önderidir;/Onları  karanlıktan aydınlığa iletir.
                   MUSTAFA KEMAL’DEN TESBİTLER.
“Türkiye’de aslında mürteci yoktu ve yoktur. Vehim vardı, vesvese vardı. Bundan sonra yalınız bir şey hatıra gelebilir. O DA BAZI ADİ POLİTİKACILARIN, ART DÜŞÜNCELİ SİYASİLERİNBU VEHMİ UYANDIRMA GAYRETLERİ OLABİLİR.”1930Atatürk’ün Hususiyetleri, Kılıç Ali, s.116.
“Softa sınıfının din simsarcılığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmeyeceğiz.”1930.s.g. s.116.
“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece, DİN İŞLERİNİ, DEVLET İŞLERİYLE KARIŞTIRMAMAYA ÇALIŞIYORUZ. Kasıtlara dayalı ve aşırılık örülü hareketlerden ülkeyi sakınmak istiyoruz”Asaf İlbay, Yakınlarından Hatıralar, s.103
“Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, CUMHURİYET SİZDEN FİKRİ HÜR, VİCDAI HÜR, İRFANI HÜR NESİLLER İSTİYOR.”1924 Söylev ve Demeçleri, c.2,s.173.
“Biz daima hakikat arayan, onu bulunca ve bulduğuna kani olunca açıkça söylemekten kaçınmayan insanlar olmalıyız”.Sümerbank D.1929,s.184.
                   NAMAZDA OKUNACAK SURELER!
                            (Fatiha Suresi)
         “Hamd evrenler sahibi yüce Allah içindir,
         ALLAH Ki acıyandır, koruyandır, sevendir,
         Günü gelince ancak,
         O’dur hesap soracak.
         Tek sana tapar, senden medet umarız biz,
         Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,                                                Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”
                            ASR SURESİ
         “Günün omuzlara çöktüğü saat,
         Yorulmuş insanın hayat yükünü,
         Söylene, yüksüne çektiği saat,
         O vakti de sever inanan yürek.”
Müslüman Türk Halkının en çok sevdiği surenin Türkçesi:
         “Yâsin,
         Kur’an’ın hükmü kesin.
         Sen, RAB’IN arza elçi gönderdiklerindensin,
         Doğru yol üstündesin.
         Ataları önderden yoksun bir kavim için
         İlk uyarmadır sesin.
         Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin,
         Kader zincirini boynunda sürüklesin,
         Sen Kur’an’a uyan,
         ALLAH’INI sayan,
         Tama uyarmış demeksin.
         Ona müjdele, deki,
         Mükâfat göreceksin,
         Cennete gideceksin.”
         “Üzülme ya Muhammed, çabaları nafile,/ Bir eski mezar görse bir münkir gelir dile,/”-Bu mu dirilecekmiş, bir avuç kemik kaldı,”/Ey bir avuç pıhtıdan yaratılmış zavallı,/seni öyle vâr eden bunu diriltir elbet,/yeşil ağaçtan kırmızı ateş yaratan kuvvet,/Cümle yaratıkları, yeri, göğü vâr eden,/Kemikten yeni insan türetemezmiş neden?/”
“O her şeyi yaratan, gören, bilen, bildiren,/”OL” deyince olduran, Öl deyince öldüren,/O’NUNLA vâr oldunuz. O’NUNLA gerçeksiniz,/O’NDAN kopup geldiniz, O’NA gideceksiniz./”Âmin-ÖYLE OLSUN.-ALLAH KABUL ETSİN!
         HER ARAPÇA ŞARKIYA ÂMİN!
Köyümüzde yalınız bizim evimizde pilli radyo vardı. Amerikan ordusunun BA/70 bataryası ile mükemmelen de çalışırdı. Köye izinli geldiğimde, evimiz ziyarete gelen meraklılarla dolup, taşardı. Öyle ya;”Ali Osman’ın oğlu”,köyümüzden çıkan ilk subaydı. Hemi de jandarma subayıydı ve üniforma da ona çok yakışmıştı. O pilli radyo çok işime yarardı. Açardım yanık sesli bir Arap radyo istasyonunu; parmağımla da sus işaretini verdikten sonra da:”Kuran’ı Kerim!” Derdim; ses ve şamatalar kesilir; tüm kadın ziyaretçiler huşu içersinde ve gözyaşları eşliğinde bu şarkıyı dinlerlerdi.
Zaman geçti; bir de baktım ki, Kızıltepe’de konuşlanmış bir seyyar jandarma alayına komutan olmuşum. Sayın Demirel de MC hükümetini kurmuş! Erbakan da; Mardin önünden, Nusaybin’e kadar uzanan o dar şerit ovaya ŞEKER PANCARI ve TRAKTÖR FABRİKASI kurma sözü vermiş. Raporlarımızı verdik. Gece ve gündüzün soğuk farkı, ekilecek pancarların yapraklarını kavuracağını ve olumsuzlukları vurguladık. Bakanlar Kurulundan karar çıkmış. Büyük bir törenle ol fabrikanın temeli atılacak. İlle de Kuran’ı Kerim’den bir sure okunsun denilmiş! Denilmesine denilmiş amma ve lâkin dua okuyacak adam bulunamamış! Birisini bulmuşlar. Adamcağız bana geldi:
“Komutanım, ben yalınız Meryem suresinden bir parça biliyorum, ne yapayım?”Dedi.
“Sen akıllı bir adamsın; olmazsa Arapça; yalellisi olmayan bir şarkı okursun, olur ve biter!” Dedim. Adamcağız, gür sesi ile bir şeyler okudu ve çok ta alkış aldıydı. Şimdi, bir de Rahmetli Mithat Cemal Kutay’ı dinleyelim:
“İttihat ve Terakki Partisi, ELHEZER’E karşı, Medine’de Süleymaniye’ye benzer medrese kurmaya karar verir, hazırlıklar yapılır, iktidarın üç paşası Talat, Enver ve Cemal paşalar, kalabalık bir kadro ile Medine’ye temel atma törenine gelirler.
Bir makbul ikram olan develer kesilmiş, karşılama hazırlıkları yapılmıştır ve MEHMETÇİK yerine adı OSMANCIK olan tören bölüğü de, hazır ol vaziyetinde şehrin girişinde, misafirleri beklemektedir.
Arap bedevi kadınları, ellerinde defler, yanık sesleri ve benzerlerini bugün ARABESK müzik türünde dinlediğimiz şarkıları seslendirmektedirler. Şarkıların sözleri deve etinin lezzeti üzerinedir: Kebabının, kavurmasının, haşlamasının başka hiçbir et türünde olmadığını açıklıyor!
Eşref Bey—Kuşçubaşı Eşref’,Teşkilat’ı Mahsusa’nın kurucusu ve Arabistan sorumlusu Jandarma Yüzbaşısıdır. 150’liliklerdendir.Af ile dönmüş ve 1962’de Söke’de ölmüştür, Enver Paşa’nın yaverlerinden birisi olan kardeşi Kuşçubaşı Sami de, Mustafa Kemal’e suikast için gelmiş olduğu Bozdoğan’da, jandarma tarafından ayağından vurularak yakalanmış ve yargılanması sonunda altı arkadaşı ile asılmıştır.1926.Ostüzü—misafirleri selamlayacak OSMANCIK TABURU’NUN HAZIROL durumundaki askerin önünden geçerken, bakıyor ki birkaç Mehmetçiğin gözlerinden yaşlar akmaktadır. Şaşırıyor ve soruyor:
“-Oğlum, neden ağlıyorsun?”
Mehmetçik, hazır ol durumunu değiştirmeden cevap veriyor:
“-Kumandanım, kur’an okunması içimi doldurdu…!
Arapçanın birbirinden çok farklı lehçelerini iyi bilen Eşref Bey, bu pırıl, pırıl yürekli Anadolu çocuğunun Yüce duygularını, deve etinin ayrıcalığı acı gerçeğiyle bulandırmaktan kaçınmış, heyet içindeki Şeyhülislam ve Evkaf Nazırı Mustafa Hayri (Ürgüplü)-Gümrük Eski Bakanı ve Başbakanlarımızdan Suat Hayri Ürgüplünün babası. Ostüzü.-Efendiye anlatarak demiş ki:
“-BU MİLLET, KUR’AN’ VE DİNİ KENDİ DİLİYLE YERİNE GETİRİNCEYE KADAR DEVE ETİNİN KASİDESİNE DAHA ÇOK ZAMAN GÖZYAŞI DÖKERİZ!   
Ümmetçilik akımını Abdülhamit’inde desteklemesi üzerine hutbedeki Türkçe kelimeler de çıkarılmıştı. Abdülhamit; birgün Eğinli Sait Paşaya:
“-Elimden gelse, bu milletin dilini Arapça yapardım!”dediğinde, gerekli yanıtını da almıştı:
“O zaman küçük bir Arap kabilesinin şefi olurdunuz padişahım!”Bu durumlara çok içerleyen Kemalpaşa zade Sait Bey, şu dörtlüğü yazarak, Türkçe ve Türklük düşmanlarına yollarını göstermişti:
                   “Arapça isteyen Urbana gitsin,
                   Acemce isteyen İran’a gitsin,
                   Frengiler Firengistana gitsin,
                   Kİ BİZ TÜRKÜZ, BİZE TÜRKÇE GEREK.
31 Mart olayını yaşayan Mehmet Akif Ersoy, bakınız halimizi nasıl anlatmış. Bugünlerde, bir 31 Mart olayının daha hazırlanmakta olduğunu gören ve hisseden var mıdır?
“Şu bizim halkı uyandırmadadır varsa felâh,
Hangi bir millete baksan uyanık..Çünkü sabah.
Hele biçare şeriatla nasıl oynanıyor,
Müslümanlık bu mu yahu? Diye insan yanıyor,
Gölgesinden bile korkup, bağıran bir ödlek,
Otuzüç yıl bizi korkuttu ŞERİAT diyerek.
Vahdeti muhlisiniz, elde asa çıktı herif,
Bir alay zabit kestirdi, sebep “Şeri Şerif!

Karı dövmüş, boşamış,”emri ilahi” ne denir
Bunların emin ol hepsi cehalettendir. “
Bursa’da bir kamet olayı vardır. Türkçe ezan okunmasına kızan bir sürü zır zır cahil ayaklanarak, tepkilerini sürdürmek istemişlerdi. Bakanlarından önce, Bursa’ya yetişen Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal; olayın gereğini yaparak, akşam yemeğinde o ünlü söylevini de vermiştir. Ezan namaza çağrı içindir; kamet’te namaza başlamak için okunur. Şimdi, Kamet’in Türkçesini okuyalım:
                            KAMET
                   (Namaza Başlama)
         “Tanrı uludur,
         Şüphesiz bilir, bildiririm
         Tanrı’dan başka yoktur tapacak,
         Şüphesiz bilirim, bildiririm.
         Tanrı’nın elçisidir Muhammet.
         Haydin namaza,
         Haydın felâha,
         Namaz başladı,
         Tanrı uludur,
         Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”
Türkçe Ezan ilk defa 1932’de İstanbul’da okunmuştu. Devrin ünlü bestekârlarınca bestelenmişti. Arapça ezanı da Avrat Pazarı Müdürü Itri bestelemişti. Arapça Ezan’ın her vakit namazı için ayrı makamdan bestesi yapılmıştı. Bendeniz;20 seneye yakın Türkçe ezanı dinleme mutluluğuna erenlerdenim. Ülkemizde, Atatürk Devrimi’nin erozyonu ezanın Arapçaya dönüşü ile başlamıştır.”Devenin başının çadıra girmesine izin verilmiştir!”
                            EZAN
                  (Namaza Çağırı)
         “Tanrı uludur
         Şüphesiz bilirim bildiririm
         Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
         Şüphesiz bilirim bildiririm
         Tanrı’nın elçisidir Muhammet.
         Haydin namaza
         Haydın felâha
         Tanrı uludur.
         Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”
Sabah Ezanında:”Uykudan hayırlıdır namaz!” dizesi eklenirdi.
Bu yazı çok uzayacak gibi. Rahmetli Behçet Kemal Çağlardan “Müslümanlık Nedir’i”okuyarak, Rahmetli Besim Atalay’ın açıklamasına dönelim:
         “İçini temiz tutmak, dışını temiz tutmak,
         Temiz, düzgün bir ömür sürmektir Müslümanlık.
         Çalışıp, didinmek, kötülüğü unutmak,
         İnsanlığın hakkını vermektir Müslümanlık.

         Kendi öz kaygısından, çıkarından kurtulmak,                                                  Toplum için iyiyi görmektir Müslümanlık.
         Her zaman iyi olmak, herkese iyi olmak
         İnsanlığın hakkını vermektir Müslümanlık.

         Ne varsa işlememek, düzensiz, haram, yasak,
         İyi, uygun ne varsa yapmaktır Müslümanlık.
         Küçüğe sevgi duymak, büyüğe saygı duymak,
         Hakka candan, gönülden tapmaktır Müslümanlık.

         Dinlerin sonuncusu, en özlü en olgunu,
         İnsana gösterilen en doğru yoldur bu din,
         MUHAMMED’İN (S.A.S)  ışık gösteren bunu,
         Gönlümüzün bağrında açan al güldür bu din.”
Biz, Rahmetli Besim Atalay’ın neden dilimizle ibadet etmemizin gerekçelerini okumayı sürdürelim:
“Bu içine düşürüldüğümüz sefil hallerimizden kimler sorumludur?
*1-Din adamları,
*-2-Aile,
*3-Okul,
*-4-Aydınlar. Bu çok zaman evvelki bir saptamadır. Zaman değişmiş, kötülükler ve şer odakları da çok değişmiş ve güçlenmiştir:
A-Siyasi partiler,

B-Sağ iktidarlar, c-Örgütlenen dış ve iç destekli mezhep ve tarikatlar,4-Dış devletlerin istihbarat servisleri,5-Vatan haini Sevr taraftarları,6-Atatürk Devrimine ve çağdaşlaşmaya karşı olan büyük sermaye gurupları, olumsuzluk yönünde sayabildiğiniz kadar sayınız.
“Din adamlarımızın, dini kendi menfaatlerine alet etmeleri yetmiyormuş gibi, dini daralta, daralta içinden çıkılmaz bir hale sokmaları, rastgele şunu, bunu küfre ve zındıklığa Nisbet etmeleri bugünkü hali doğurmuştur.—Zındık, Zındıka takımı, ana bir bacı ikiciler takımı. Güya insest ilişkiyi serbest sayanlar! Ostüzü---Açık söylemek lâzımdır ki bu adamlar dini vicdanlara kılavuz, gönüllere ışık olarak yerleştirememişlerdir. Fazla olarak din her türlü yeniliğin, her türlü ilerlemenin düşmanı gibi gösterilmiştir. İslamlıktan maksat namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler olduğu söylenmiş durmuştur.
Din demek, topluluğu her birlikte manevi ve ruhi neşeye kavuşturmak dindaşları içten gelen bir sevgi ile birbirine bağlamak, insanlara ahlak ve fazilet kılavuzu olmak, dünya ve ahiret saadetine erdirmektir.
Dini ruhlara işlemek için milli yollardan gidilmelidir. Tüm memleketler, ellerindeki din kitabını kendi dillerine çevirdiler. Ve kendi dilleri ile ibadet eder oldular. Bu hal papalığında gözünü açtı, kendisini ıslaha koyuldu.
Bulgarlar bile, henüz siyasi istiklallerini kazanmadıkları bir zamanda manevi istiklallerini kazandılar. Rum patrikliğinden ayrılarak Bulgar Eksarlığını kurdular.
Hiçbir Hıristiyan milleti, dini millileştirmekle dinsiz olmadı, tersine olarak halk daha ziyade dine sarıldı; çünkü halk o kaynaktan bol, bol manevi gıdasını alıyor, ilahi vecdi ve kutsal zevki tadıyor oldu.”
                   İkinci Bölümün Sonu
Üçüncü bölüm, 12 Haziran 2011’den sonra ya yazılacak, ya da yazılacaktır. Aksi halde, aklın, çağdaşlığın ve Türklüğün ve Kadın özgürlüğünün kökü kazınacaktır.
        

        
                                                                                                                                                                                      


           




           
           
                       
           
















































     

2 yorum:

AHMET AVCI dedi ki...

TÜRKÇE EZAN VE TÜRKÇE İBADET…

Sayın Türkoğuz,
“Türk Dili ile İbadet” yazı dizinizin ikinci bölümü de uyarıcı, aydınlatıcı, sarsıcı anlamlar içermektedir.
Kişinin kulluk hakkına bile müdahale edenlerin, anlamayacakları ya da hazmedemeyecekleri bu çağrınızın tepkiler yaratması da beklenmelidir.
Aziz Atamızı, Devletimizi, Cumhuriyet Rejimini, koruma görevini üstlendiğimiz gibi Kutsal Dinimizi ve Dilimizi de güzel Türkçemizi de sahiplenmek bizlere kalmaktadır.

Bazen mısraları biliriz de şairini bilmeyiz, bazen de şairler tanırız ama şiirlerini bilmeyiz.

' Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım, acıktım.’

Mısraları çoğumuzun dilindedir ama acaba kaçımız şairini biliriz?
Bu mısralar Ziya Gökalp’ın 'Alageyik' adlı şiirinin girişinden.

Ziya Gökalp’ı hepimiz biliriz ama şiirlerinden çoğumuzun haberi yoktur. 1918 yılında yayınlamış olduğu 'Yeni Hayat' adlı şiir kitabında yer alan 'Vatan' şiirinin girişini aktaralım:

' Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duanın,
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'an okunur,
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Huda’nın,
Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın. '

Dikkat, yıl 1918.

Atatürk 1932'de, önce Türkçe ezan okunmasının dinen caiz olup olmadığını tartıştırmış ve caiz olduğu belirlenmişti.
Bunun üzerine içlerinde Hafız Burhan, Sadettin Kaynak, Hafız Nuri gibi dönemin önemli Hafızlarının bulunduğu bir kurul oluşturularak, EZANIN” Türkçe çevirileri yapılmış, hangisinin ahenginin daha uygun olduğu tartışılmıştı.

Kabul edilen metin şöyle:

'Tanrı uludur;
Şüphesiz bilirim, bildiririm;
Tanrı'dan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm;
Tanrı'nın elçisidir Muhammed.
Haydin namaza, haydin felaha,
Namaz uykudan hayırlıdır. ''

Diyanet İşleri Başkanlığı 18 Temmuz 1932 tarihli bir genelge ile bu metni bütün camilere bildirilmiş ve Ezan Türkçe okunmaya başlanmıştı.
Bu uygulama 18 yıl sürdü.

14 Mayıs 1950'de genel seçimler oldu. Demokrat Parti iktidara geldi. Bazıları bu siyasal gelişmeyi 'AK Devrim' olarak anmışlardır, anarlar. (Bu 'AK' güzellemesinin hangi durumlarda ve ne amaçlarla kullanıldığını artık biliyoruz herhalde)

Adnan Menderes'in kurduğu hükümetin güvenoyu aldığı tarih, 2 Haziran 1950'dir. Yalnızca 14 gün sonra, 16 Haziran 1950'de, ezanın Arapça okunmasını serbest bırakılmıştır.
İlginç nokta; Türkçe ezan yasaklanmamış, yalnızca Arapça ezan serbest bırakılmıştır.
Ama bugün, değil Türkçe Ezan okumak, okunmasını talep etmek bile bir cesaret işidir.
Burada karşımıza bir başka 'ak' çıkıyor. 'Dinde zorlama yoktur' şeklindeki 'ak' beyan…

Demokrat Parti hükümeti neden bu kadar telaşla, daha ayağının tozuyla ilk iş olarak ezan konusuna el atmıştır? Çünkü 'AK Devrimciler' (!) tehlikenin farkındaydılar. 18 yıl boyunca dişlerini zor sıkmış, ‘devrim'i beklemişlerdi. Yitirilecek bir dakika dahi yoktu.
Eğer kulaklar kadar beyinler de Türkçe ezana biraz daha alışsa, arkasından 'Biz neden ana dilimizde ibadet etmiyoruz ki? Biz neden kutsal kitabımızı ana dilimizde okumuyoruz ki?' tepkisinin güçlü bir şekilde geleceğinden korkuluyordu.
Ana dili ibadete kullanım hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığını içine sindirmiş olanların aklına henüz gelmemiş bir özgürlük istemidir.
'Ak'la 'kara'yı ayıramamamızın, 'kara'yı bize 'ak' diye yutturmalarının temelinde ana dilimizin kısıtlanmasının yattığını düşünmez misiniz? Özellikle de bu toplumun yaşamında en büyük yeri tutan din konusunda…

OSMANTURKOGUZ dedi ki...

EFENDİM,
BİR HAN'IM KIZIMDAN BİR İLETİ ALDIM: "BANA SÜREKLİ OLARAK KISA, KISA ANLATMIŞ OLDUĞUN ŞEYLERİN GERÇEK HAYAT YOLU OLDUĞUNU ANLAMAYA BAŞLAYALI ÇOK OLDU.
NE DEMİŞTİN: "BİR ŞEYE KARA VERDİĞİNDE KENDİNE YANITINI DA SENİN VERECEĞİN BİR SORU SORMALISIN.
"NE DERLER?"
YANITIN DA: "NE DERLERSE DESİNLER!"
DOSDOĞRU GİT VE ZİKZAKLAR ÇİZME.
SEVGİLİ OSTİ DEDEM: "SEN NEDEN BU SORUYU KENDİNE SORUP TA YANITINI DA KENDİN VERMİYORSUN? BEN, TÜRKOĞUZ SOYADIMI SENDEN ALDIM VE DÜNYALAR BENİM."
SELİMİYE CAMİ MİNARELERDEN ÜÇ ŞEREFEYE ÇIKAN YOLLARDAKİLER BİRİBİRLERİNİ GÖREMEZLERMİŞ.
AYNI DİLİ KONUŞANLARIN BEYİN YAPILARI FARKLI İSE ANLAŞMALARI DA MÜMKÜN OLAMAMKTADIR.
ÖNEMLİ OLAN AYNI TARİHTE VE AYNI YERDE DOĞMUŞ OLMAKTA DEĞİL, AYNI ÇAĞDA YAŞAMIŞ OLMAKTADIR.
BENDENİZ 1953 KARAHARPOKULU ÇIKIŞLIYIM; SAYIN AHMET AVCI DA 1968 ÇIKIŞLI. BEYİN YAPIMIZ ARADAKİ FARKI HEMEN KAPATMAKTADIR.
BENDENİZ TÜRK DİLİ İLE İBADET'İN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜNDE KULLANMAK İSTEDİĞİM DÜŞÜNCELERİ O, SAYIN AHMET AVCI YORUM YAPMIŞ.
BİZLER, AYRI ŞEREFELERE BİRİBİRİMİZİ GÖREREK ÇIKMAKTAYIZ VE EZANIMIZI DA TÜRKÇE OKUMAKTAYIZ.
GERİSİ DE ZAVALLILIĞIN ANLATIMIDIR.
SAYGILARIMLA.
PS: YABANCI DOSTLARIM VE EMEKLİ KOMUTANLARIM İÇİN DE "C'EST TOUS."
OSMAN TÜRKOĞUZ…

İzleyiciler

Blog Arşivi