9 Eylül 2016 Cuma

2058-SEN DE GÜL.


                  TC.                                                                                                                                                                                     OSMAN TÜRKOĞUZ

      MADAM Kİ GÜL,  SEN DE GÜL!

Pembe yanağın bahçemdeki gül,

Dipsiz gözlerin uçsuz denizler,

Özlem ateşiyle sen de yanma gül,

Dost, düşman tüm âlem hep seni gözler…

Bahçemde başaktır, dal, fidan boyun,

Meleklere hastır o soylu huyun,

Dertleri, gamları bir yana bırak,

Ben sana ateşim, sen benim suyum…

Seni gördüğümde her şeyim güler,

Gözlerin, gül yüzün, ellerin güler,

Sen gelince dertlerim, gamlarım biter,

Seninle olmak var ya bir sonsuz uyum…

Gönlüm sana açtır senin yanında,

Tükenmez tutkusun bende, kanımda,

Gam çekmek, üzülmek sana yakışmaz,

Bir tek sen yaşarsın benim anımda…

Sen olmadığında yine senleyim,

Canımda sen varsın, canla senleyim,

Tenimde sen varsın, tende senleyim,

Dünyamda sen varsın,ruhta senleyim…

2057/HER ÇAĞIMDA BENİMLESİN

TC. OSMAN TÜRKOĞUZ
HER ÇAĞIMDA BENİMLESİN,
Arısında, kuşlarında, dalında,
Pınarında, çiçeğinde, balında,
Saçlarının şiirsel rüzgârında,
Ben vardım doyumsuz ilkbaharında…
Birliğimiz gençliğine bedeldi,
Benden gayrı her erkek sana bir eldi,
Sevgimiz ırmaktı, denizdi, seldi,
Gençliğinin şiirsel baharında…
Gerçekte düş idik, düşte gerçektik,
Tüm engelleri aştık, bak neler çektik,
Ben vardım gönlünün ilkbaharında…
Özlemleri gece-gündüz koklardık,
Mutluluğu bir olurda toplardık,
Hiçbir dert bilmezdik yaşamdan yana,
Aşkımızın şiirsel baharında…
Ayrılıklar aşkımızı dağlardı,
Mesafeler seni bana bağlardı,
Anılar coşkuyla akar, çağlardı,
Aşkımızın bitmeyen baharında…

8 Eylül 2016 Perşembe

2056/GÖNLÜMÜN BEYARISI.


            TC.                                                                                                                                                                                             OSMAN OSMAN TÜRKOĞUZ

              GÖNLÜMÜN BEYARISI.

Anıların içine hapsetmişim gönlümü;

Bir öğün özlemin, bir öğün  sevginle.

Dört duvar arasında bulmuşum ben kendimi,

Geçmişim de seninle, geleceğim de seninle.

Gözlerinde doğanın kapkaracık karası,

Sen gönlümün tüm derdi, başımın tek ağrısı;

Başın olgun bir başak, saçın gece karası,

Bal dolu peteğimim, bal yapan beyarısı,

Sen gönlümün tüm derdi, ömrümün tüm anısı,

Görmesin senden başka bir güzeli gözlerim,

Övmesin senden başka bir güzeli sözlerim…

Beklemekten yoruldum, tutmaz oldu dizlerim,

Gelirsin bir gün diye sahilleri gözlerim.

Sen ömrümün tamamı, başımın tek ağrısı,

Bal dolu peteğimin bal yapan beyarısı…

 

 

7 Eylül 2016 Çarşamba

2055/BİR RUHUZ İKİ TENDE.


                TC.                                                                                                                                                                                                     OSMANTÜRKOĞUZ.                                                           osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                                                                                                             TV.Çeşmealtı;07 TTV.07Eylül 2016.

    BİR RUHUZ, İKİ TENDE.

Çöllere düşmüş bir yolcuyum,

Yerde güneş, gökte güneş,

Serabı düşünmek bile tek umudum,

Terkedilmişliğin yalın sıcağında,

Bir sen kalmışsın yanımda, bir de güneş,

Çölün sonsuz kucağında…

Okyanusta tek başına terkedilmiş bir gemiyim,

Azgın dalgaların elinde oyuncak.

Bütün dostlar da çekip gitmiş,

Anıları sırtlarında birer külfet.

Farelere bile yer kalmamış,

Ömrümün bu son deminde,

Bir sen kalmışsın yanımda,

Bir sen kalmışsın gemimde…

Kutuplardayım yalınayak;

Donmuş havada, donmuş güneş.

Gözlerim sevmeye kör,

Elerim tutmaya hasret.

Niye terketti beni yarasalar da,

Aydınlıkta bile göremiyorum;

Kimindir bu yüzümdeki sıcak nefes?

Bu ellerimden tutan da kim…

Giriyoruz o sonsuz kapıdan,

Geri dönmekte söz konusu mu, değil;

Bir ilahi sesle irkiliyoruz:

“Ey Melekler Âlemi, bir ruhtur iki tende gelen,

Ayağa kalk, ayağa kalk ta saygıyla eğil…

5 Eylül 2016 Pazartesi

2054/BİZ KURALIM DÜNYAYI SENİNLE.

                TC.
     OSMANTÜRKOĞUZ                                                                  
  osmanturkoguz@mail.com                                                                                                                                      TV.Çeşmealtı,05 TTV.ÇEŞMEALTI,05Eylül 2016.

       BİZ KURALIM DÜNYAYI YENİDEN.

Ben isterdim ki seninle,

Biz kuralım dünyayı yeniden:

Ben Âdemin olayım senin,

Sen de Havva’m ol benim.

Bir Atom, bir hidrojen, bir de Nötron bombası,

Silsin tüm insanları kökünden,

Kızıyla ve torunuyla aşk yapan,

Ve Allah diyerek beş vakit, Bay Recebe tapan.

Kadınları, cennette bile seks kölesi yapan…

Biz kuralım insanlığı seninle, güzelinden, çirkininden,

Kemiğinden etinden…

Ne kardeş, kardeşi düzsün, ne canlılar öldürülsün;

Bir dünyamız olsun, cenneti de içinde,

Mutlu mu mutlu, gözyaşlarından çok ırak,

Na Allah, ne de din, olmasın insana tuzak,/İnsanları aldatmaktan çok uzak…

2053/KONAKTA NİSAN YAĞMURLARI


   TC.                                                                                                                                                                                            OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                                                          
osmanturkoguz@gmail.com                                                                               TV.Çeşmealtı;05 Eylül 2016.

KONAKTA NİSAN YAĞMURLARI.

Elele tutuştuğumuz günleri,

Hatırlar mısın şimdi, bilmem.

Nefes, nefes sevişirdik avuçlarımızla,

Parmaklarımızla tadardık aşkı,

Elele yürürdük seninle;

Isısız, ışıksız sahiller bize dardı,

Gözlerimizde sevdaların,

Dudaklarımızda da şarkıların en güzeli vardı..

İpek yumuşaklığı vardı saçlarının,

Hâlâ, burcu, burcu dudaklarımda nefesin,

Hâlâ gönlümde yarası var kaşlarının,

Ne derin denizler vardı yüreğinde senin…

Çeneni tutardım avuçlarımla,

Dolu, dolu olurdu gözlerin.

Ellerin hâlâ başımda,

Hâlâ kulaklarımda sanki sözlerin.

Sevdadan sarhoştun bunca yaşında,

Yeşil sahillerden kopup gelen,

Bir inci yuvarlanışı vardı,

Nisan yağmurları kadar iri,

Nisan yağmurları kadar sıcak,

Özlediğim gözyaşında…

4 Eylül 2016 Pazar

2052/GEZİCİ ÇADIR TİYATROLARIMIZ?


      TC.                                                                                                                                                                                                    OSMANTÜRKOĞUZ.                                                                                                                                                   osmanturkoguz@gmail.com      
TV.Çeşmealtı;04 EYLÜL 2016.

                            GEZİCİ ÇADIR TİYATROLARI!

         Gezici çadır tiyatrolarından,Gezici Çadır Mahkemelerine dikey geçiş.AKEPECE gerçekleştirilmiştir.

         Öncelikle iki onurlu Cumhuriyet Yargıcının,TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ onurlandıran kararını okuyalım;

            Yıl 1926, Midilli Adası’nın açığında, Fransız Bandıralı Lotus gemisi ile Türk Bandıralı Bozkurt kömür gemisi çarpışır. Türk Gemisi batar. Denizcilerimizden, ölenler ve yaralananlar olur.

 

İstanbul’da, Sorgu Yargıcı Himmet Bey, her iki kaptan’ı da tutuklar.

 

Fransızlar; tutuklanan Fransız kaptan, derhal serbest bırakılmadığı takdirde, limanlarımızı bombardıman edeceklerini bildirir bir kesin uyarı’da bulunmuştur. 

 

Adliye Vekili, Sorgu Yargıcı Himmet Bey’e durumu bildirir. Himmet Bey’in yanıtı net ve kesindir: ”Deliller, her iki Kaptanı’nda tutukluluk hallerinin devamını gerektirmektedir. Fransızların kesin uyarısı da beni ilgilendirmemektedir.”

 

Mareşal Fevzi Çakmak’a danışılır. Mareşal Fevzi Çakmak: ”Fransızların bir tek mermisi, bir Türk limanına düşerse, Suriye’yi işgal edeceğimizi Fransızlara bildirin.” Der.

 

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından, Fransızların kesin uyarısı reddedilir.

 

Fransızlar, Lahey Adalet Divanı’na gitmeyi kabul ederler. Mahmut Esat Bey, Lahey’e gider, Fransız tezini çürütür, dava’yı kazandığı gibi, Fransızlara da özür diletir.

 

ATATÜRK tarafından, kendisine, BOZKURT soyadı verilmiştir.

 

Esat Mahmut Bozkurt, memleketi olan Söke’de yatmaktadır. İstanbul Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra; Devletler Hukuku alanında doktora yapmak üzere Lozan’a gider. Ulusal Kurtuluş Savaşı başlayınca, doktora çalışmasını yarıda bırakır, omzunda tüfeği ile Anadolu’ya gelir.

 

04,Ekim,1926’tıda yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu, o’nun eseridir.”

İstanbul Ağır Ceza mahkemesini denetlemek için duruşma salonuna gelen ADLİYE MÜFETTİŞLERİ, Ağır ceza Heyetinin arka tarafına koydurttukları sandalyelere kurulurlar. Belirlenen saatte, Ağır Ceza Reisi duruşmayı açar ve kararını yazdırır:

Yaz Kızım:”Adliye müfettişleri tarafından mahkememizin bağımsızlığına gölge düşürülmüş   olduğundan, duruşmaları yapabilme olanağımız kalmamıştır.Bu nedenle,bu mani zail olana kadar duruşmaların ertelenmesine oy birliği ile karar verilmiştir.”

Demokrat Parti iktidarının en hızlı bir döneminde, Çarlık Rus Albayının KIZININ OĞLU Samet Ağaoğlu, Salihli ilçemizi ziyaret eder. Karşılayanlar arasında, Salihli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının olmayışına fena halde bozulur. Hâkimlerin de teminatları vardır.Ankara’ya gider,gitmez,Salihli Ağır Ceza Mahkemesi lağvedilir,karşılamaya gelmeyen Ağır  Ceza Reisi başka yere tayin edilerek,yeni bir başkanla Ağır Ceza Mahkemesi Salihli’de yeniden açılır…

         “Habur'da kurulan Geçici Mahkeme salonundan Türk Bayrağı ve Atatürk Portresi niye kaldırıldı?”HABUR’DA, ÇADIRDA AÇILMIŞ OLAN ÇATMA MAHKEMENİN BAŞKANI TARAFINDAN TÜRK BAYRAĞI İLE ATATÜRK’ÜN RESMİNİN BİZZAT KALDIRILDIĞI ANLAŞILMIŞTIR: Ostüzü.


 

         “Hepimizin bildiği gibi 19 Ekim 2009 günü Terörist başı Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 8’i Kandil dağından, 26’sı da Mahmur kampından olmak üzere 4’ü çocuk 34 kişi, Habur sınır kapısına gelmiş ve sınırda kurulan savcılık ve ÇADIR MAHKEMESİ  tarafından sorgulanmıştı.

         Bu karşılama ve açılımın tek amacı olabilirdi, Cumhuriyetin kuruluş yıl dönümüne kısa bir süre kala, Cumhuriyeti unutturmak, Cumhuriyetin kazanımlarını görmemezlikten gelmek, Cumhuriyetin kuruluş yıldönümü coşkusunu yaşatmamak!

         Gelen şahısların resmen ve alenen bölücülükleri tescillenmiş ve terörist oldukları belgelenmişti. Habur sınır kapısında kahramanlar gibi karşılanarak, kurulan mobil (seyyar) mahkemelerde 7 şer dakika yargılanıp, aklanarak, o zamanın partisi DTP’NİN seçim otobüsleri ile Türkiye turuna çıkartılıp, toplama kalabalıklara alkışlatılmışlardı!

         Bildiğiniz gibi bu karşılama merasiminden sonra, zamanın partisi DTP yöneticilerinden Hatip Dicle, teröristlerin gelmesinden önce yapılan pazarlıklarda, sınırda kurulacak mahkeme hâkim ve savcılarının ayarlandığını İçişleri Bakanının kendilerine söylediğini mahkeme tutanaklarına geçirtmişti. Sonuç itibarı ile 34 kişiden 29'u savcılık, 5'i Silopi Sulh Ceza Mahkemesince serbest bırakılmıştı.

         Bu ülkede ömürleri terörizmle mücadelede geçmiş, her biri devlete 50 yıl hizmet etmiş Orgeneral rütbesine kadar ulaşmış emekli ve muvazzaf subaylar veya dünya çapında Organ nakli başarılarıyla göğsümüzü kabartan Mehmet Haberal gibi ünlü profesörler sorgusuz sualsiz içeri tıkılarak, teröristlikle suçlanırken, sınırda 7 dakika içinde gerçek teröristlerin aklanması toplumda infial yaratmıştı.

         Toplumun bu infialinden etkilenen Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, bu kişilerden 30’u hakkında terör örgütüne yardım yataklık gerekçesiyle, (dikkat edin terör örgütü üyeliği yok!) 15 yıl hapis istemiyle dava açmıştı. Ancak tutuklanmalarına gerek görülmedi. Niye tutuklansınlar ki! Adamların adresleri sabit! Bir kısmı Mahmur, geri kalanı da Kandil kampında yaşıyor!

         Şimdi bu kadar hikâyeyi niye anlattın, bunlar toplum tarafından biliniyor diyenleriniz olabilir. Evet, bende toplumun bu konudaki hassasiyetini bildiğim için, buraları kısaca bir hatırlattıktan sonra esas konuya gireceğim.

         Evet, Kandil dağı ve Mahmur’dan gelen PKK’lılar için Habur’da kurulan geçici mahkeme salonundaki Türk bayrağı ve Atatürk portresi, teröristleri tahrik etmemek(!) için duruşma salonundan çıkartılmış. Hem de kim tarafından biliyor musunuz? Mahkemenin ayarlandığı iddia edilen hâkimi tarafından!

         Adalet Bakanı Sadullah Ergin’de sorulan soruya “Habur’da yargılama yapılan salonda Atatürk resmi ile Türk Bayrağı’nın indirildiği iddiası üzerine muhakkik görevlendirilmiştir. Konu incelenmektedir, böyle bir şey tespit edilirse sorumlular hakkında gereği yapılacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın’’ cevabını veriyor! (Bakın müfettiş bile değil).

         19 Ekim 2009 tarihinden bu güne kadar geçen sürede maalesef muhakkik(!)ler görevlerini bir türlü yapamamışlar. Bu muhakkik(!)lerin kimler olduğunu kamuoyuna açıklasa da öğrensek!

         Şimdi hep birlikte sorgulayalım. Bu ne biçim adalet? Bir yanda devlete ve ülkeye 50 yıl hizmet etmiş, her birinin yaşı 70’e gelmiş paşaları, profesörleri içeri tıkacaksın, arkasındanda üç beş teröristi7 dakika yargılamak için kurulan çadır mahkemelerindeki Türk Bayrağı ve Atatürk portresini kaldıracaksın. Bu hâkimle mi adalet sağlanacak?

         Bağımsız yargıyı bu tür hâkimlerle mi sağlayacağız? Hukukun üstünlüğü ilkesini bu tür korkak hâkimlerle mi kuracağız?

Bir yanda bir hâkimin verdiği tahliye kararına koro halinde itiraz sesini yükselten yandaş ve yalaka basının değerli(!) kalemleri, öbür yanda o koronun sesine kulak verip, tahliye edilen paşaların tekrar tutuklanmasını talep eden savcılık! Bu savcıların isteklerini yerinde bulan bir başka mahkeme heyeti. Tabi birde ‘Çadır Mahkemesinde’ yargılanıp aklananlar hakkında açılan davaya rağmen tutuklanmadan, ellerini kollarını sallayarak gezen gerçek teröristler!

         Erzurum’da cemaat üyelerini idamla yargılayacağım diye alıp, ilk duruşmada tahliyelerini isteyen savcı ve buna uyan mahkeme heyeti, öbür yanda Erzincan Cumhuriyet Başsavcısını içeri tıkıp, 5 kez itiraz edilmesine rağmen bir türlü serbest bırakmayan yine aynı mahkeme heyeti.

         Ülkenin paşalarından korkmayan ve istediğini istediği saatte içeri tıkabilen savcı ve hâkimler, sıra terörist ve cemaat üyelerine gelince, dışarıdan yargılama esastır, yargı anlayışını hayata geçiren yine bu savcı ve hâkimler… Bu nasıl adalet!?”Bu mu?Kendisini savcı ilan eden İmamın adaletidir bu adalet.Habura mahkemenin kanunen kurulu olduğu mekanın dışına gitmek ne ise,Yargıtay Başkanı olan Reisin adamının peşine,cübbelerini giyerek,takılıp Kaç-ak saraya gitmek te odur.Hele,hele, sürü örneği dolduruldukları salona Bay Recebin duhule ile,cübbelerinin önlerini kaparak,alkış için ayağa kalmaları tam BİR BİAT OLAYIDIR.DAVETLİLERİ, BAY VE BAYAN ERDOĞAN KAPIDA KARŞILAMALIYDI.Bu durum,diplomasızın, diplomalılarca alkışlanarak aşağılık kompleksinden kurtulmasıdır.Duruşmalar açılırken,yargıcın duruşma salonuna cübbesiyle girmesiyle ayağa kalkmalar tersine dönmelidir artık,mahkeme salonuna girenler de milli iradenin bir parçasıdır?!:Cübbesiyle başkanlık kürsüsünde oturan Hâkim,davanın tarafları,tanıklar,avukatlar ve dinleyiciler salona alındıklarında ,Kaç—ak sarayda olduğu gibi ayağa fırlamalıdır.NOT:HÂKİM VE MÜDDEİUMUMİLERİN,KOLAYCA ALKIŞ İÇİN, CÜBBELERİNİ İLİKLEYEBİLMLERİ İÇİN AMPÜL BİÇİMİNDE DÜĞMELER DİKİLMELİDİR.

 

 

 

31 Ağustos 2016 Çarşamba

2051/CÜBBELERE ÇİFT CEP GEREKLİ?


TC.                                                                                                                                                                                            OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                        osmanturkoğuz@mail.com                                                                                                                                        TV.Çeşmealtı;02 Eylül 2016.

                CEPLİ VE ÖNÜ DÜĞMELİ CÜBBE GEREK*!

         Avcı Mehmet olarak ünlenen Dördüncü Mehmedin cübbesinin iki büyük cebi vardı: Birisine, badem, ceviz ve fındık doldurtur, diğerine de çekirdeksiz üzüm doldurtur, akşam kadar da atıştırırdı. Mustafa Kemal ve diğer Türk büyüklerinin dönemlerinde, Yargıçların cübbeleri cepsiz ve düğmesizdi. Günümüz Hâkim ve Müddeiumumîleri, mahkeme salonlarında giymek zorunda oldukları cübbeleriyle KAÇ—AK SARAYA, Bay Recebin huzurlarına, onu alkışlayarak duhul etmişler. Bu cübbelerle olmadı.Önü çift sıra düğmeli,iki büyük dış ve iki büyük iç cebli cübbeler gerekmez miydi?!Dış ceplerine biçtikleri  çay yapraklarını ve KAÇ—AK SARAY’IN hediyelerini koydukları gibi,iç ceplerine de, vicdanları yerine, cüzdanlarını koyarlardı.Alkış için lüzumlu olan elleriyle de cübbelerinin önünü kapatmak derdine de düşmezlerdi.Mahkemeler Adalet Sarayı olunca,Hükema da KAÇ—AK Sarayın alkışçısı oldu.

2050/GÜNÜMÜZÜN GAZELLEMESİ


     TC.                                                                                                                                                                                               OSMAN TÜRKOĞUZ
TV.Çeşmealtı,31 Ağustos 2016.

         GÜNÜMÜZ İÇİN GAZELLEME,

Kemalistlerin kalbi Vatan için atıyor;


Uyan artık uyan Türk, bu kadar da kör müsün,
Bir Eski İmam için Cumhuriyet batıyor,

Yürekleri durmadan kötülükle atıyor,

ATA'NIN mirasını parçalara bölerek,

Dostuna ve Düşmana çok ucuza satıyor.

İktidar sahipleri saraylarda yatarken,

Vatan sahiplerimiz, al kanlara bulanıp

Vatan toraklarında kefensizce yatıyor.

İktidar Paşaları düğün, dernek  gezerek,

 Makamları yanarken ne göbekler atıyor.

MEHMETÇİKLER sınırda topraklarda yatarken ,

Makam yangınlarını göremeyen Paşalar, 

 İktidarın peşinde ne köprüler açıyor,

Hepsi de şen ve şakrak,gülücükler saçıyor.

Makam hırsı baştacı, gerisi lafı güzaf,

İhanetler iktidar, vatan elden uçuyor.

Beşer, onar şehitler yerlere serilirken,

Atatürk’e küfreder bazı dinci sapıklar,

Recep Allahtır deyip, Bay Recebe tapıyor.

Eski İmam anlatır, dünden kalan masalı,

Cumhuriyet dimdiktir, o nedenle tasalı.

Dün sövdüklerine uzatır zeytin dalı,

Büyük politikaymış, ağlamak, gülmek, sövmek,

Battıkça her batağa başkalarını dövmek.

İlle Osmanlıyım der, sarılır Hamit Hana!

Türbanın yasakçısı Hamit’tir bunu bilmez,

Adları AK olsa da, içi, dışı karadır;

Yiğide kumpas kurar, Türklük için yaradır.

İşleri aldatarak halktan para soymaktır,

Milyarları yediler, hani nerde paralar?

Dört hırsız eski bakan, lüks içinde yatarak,

İslamla dalga geçip, Kuranı alet yapıyor.

Aslında taptıkları yalınızca paradır,

Halka Huri vadedip, Hurilerle yatıyor.

 

 

 

 

 

 

29 Ağustos 2016 Pazartesi

2049/BAYRAĞIMIZI İNDİRME VE VATANIMIZI BÖLME HAKKI.


 TC.                                                                                                                                                                                         OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,29 Ağustos 2016.

         BAYRAĞIMIZI  İNDİRME VE ÜLKEMİZİ BÖLME HAKKI?!

                   “Bayrağımızı kimseye indirtmeyeceğiz?!

                   “Vatanımızı da kimseye böldürtmeyeceğiz?!”Cumhurbaşkanı Bay Recep Tayyip Erdoğan.

        İyi okumalıyız ve de uyanmalıyız; senelerce önce Sayın Recep Tayyib Erdoğan Bey bakınız ne buyurmuştu:

        “TÜRKİYE’Yİ EYALETLERE BÖLMEK LÂZIM. MERKEZİ YÖNETİMİN BİR TAKIM YETKİLERİ BUNLARA VERİLMELİDİR. BELEDİYE BAŞKANLARI DA BU KONUDA EN YETKİLİ OLMALIDIR. O BÖLGELERDEKİ HER TÜRLÜ EĞİTİM DE BUNLARA BIRAKILMALIDIR!”Kürtçü Osman Demirtaş:”Türkiye 25 eyalete bölünmelidir.”Bendeniz,Büyük Ustamıza soruyorum:Bayrağımızı indirme ve Vatanımızı bölme hakkı yalınız size mi aittir?!Bir zamanlar,Türk bayraklarının kullanımını yasaklayan siz değil miydiniz?Manisalı bir yurttaşımıza bayrak açma cezası verilmedi miydi?Gezi olaylarında,Türk Bayrağı satıcısına yapılan işkencelere ne tepki göstermiştiniz?!Siz, değil miydiniz ,BOP ASBAŞKANI OLDUĞUNUZU İLAN EDEN?Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının TC’LERİNİ kaldırtan siz değil miydiniz?Bakınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz;anlattığınız masalları dinlemeyiz,çaldığınız kavallar da ancak sürünüzü kandırabilirsiniz.Selamlarımla.

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi