1 Aralık 2013 Pazar

1185/MUSTAFA KEMAL İLE SAMSUNA ÇIKANLAR!

            TC.                                                                                                             OSMAN TÜRKOĞUZ
        osmanturkoguz@gmail.com
        TV. İzmir;01 Aralık 2013.   Bu yazım,vatan haini yalancı yalakalarına vurulmuş  kapsamlı bir şamardır.Okuna,yayıla ve saklana!                                                                                                                                             
            Bandırma Vapuru Samsun Yolcuları
                    (15 Mayıs 1919-19Mayıs 1919)
Bazı Türk,Türklük ve Atatürk düşmanı Vatan Hainlerimiz,Mustafa Kemal’i 40.000 altın vererek Anadolu’ya Vahdettin gönderdi masallarını utanmadan ve bıkmadan anlatmaktadırlar.Neden Mustafa Kemal’i seçti de o kadar Paşa,Müşir ve Şehzadeyi seçmedi?40.000x6,7 gram=268 kilo altın eder.Mustafa Kemal bu kadar altını cebinde mi saklamış!Geniş yetkilerle Anadolu’daki Türk İsyancıları tepelemek!Maksadı ile görevlendirilen bir komutanın resmi  ödeneği olmasın mıydı?                                                       Aşağıdaki yazı Murat Bardakçı tarafından Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştır.
“İşte, 19 Mayıs gerçeği: Bandırma Vapuru’nda tam 48 kişi vardı
Bu yayınlarda Samsun’a gidenlerin 18 kişi olduğu söyleniyordu ama verilen sayı yanlıştı, zira Samsun yolcuları 18 değil tam 48 kişiydi.
Sık, sık tekrar edilen bu hatayı görünce, Samsun listesinin doğru şeklini, Paşa’nın ‘kendi belgelerine’ dayanarak yayınlamak istedim. İşte, bir kopyasını İstiklal Savaşı’nın önde gelen kumandanlarından Kázım Karabekir Paşa’nın şimdi hayatta olmayan damadı Prof. Dr. Faruk Özerengin’den bundan senelerce önce aldığım Mustafa Kemal Paşa’nın ‘Samsun Belgeleri’ne göre, Bandırma Vapuru’ndaki Samsun yolcularının tam ve doğru listesi...
MURAT BARDAKÇI
İSTİKLÁL Savaşı’nın ilk ateşinin yakıldığı gün olan bir 19 Mayıs’ı daha geride bıraktık.
19 Mayıs münasebetiyle, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun yolculuğu hakkında bu yıl da çok sayıda yayın yapıldı. Bu yayınların hemen hepsinde yer alan yolcu listesi Fethi Tevetoğlu’nun ‘Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar’ isimli eserinden alınmıştı. Samsun yolcularının 18 kişi olduğu söyleniyordu ama listeler maalesef eksikti, zira Bandırma Vapuru ile Samsun’a gidenler 18 değil tam 48 kişiydi. Bu 48 kişiden 23’ünü Mustafa Kemal Paşa ile karargâh mensupları, 25’ini de er ve erbaşlar teşkil ediyordu.
İşte, artık her 19 Mayıs’ta tekrar eden bu hataları görünce, Mustafa Kemal Paşa ile beraber Samsun’a gidenlerin tam listesinin doğru şeklini, Paşa’nın ‘kendi belgelerine’ dayanarak yayınlamak istedim. Bir kısmını daha önce bir kitabımda da kullandığım Paşa’nın Samsun’a gidiş belgeleri, İstiklal Savaşı’nın önde gelen kumandanlarından Kázım Karabekir Paşa’nın şimdi hayatta olmayan damadı Prof. Dr. Faruk Özerengin’de bulunuyordu. Rahmetli Faruk Bey bundan yıllarca önce dosyanın bir kopyasını alma ricamı kabul etmiş, hiç unutmuyorum, kayınpederinin Erenköy’deki köşkünün hemen yanı başındaki evinde muhafaza ettiği evrakı karlı bir günde yanımıza alıp iyi bir fotokopici bulabilmek için dükkân, dükkân dolaşmıştık.

Bu sayfada, Paşa ile Samsun’a giden 22 kişinin yanı sıra Bandırma Vapuru’ndaki 25 er ve erbaşın isimlerini en güvenilir belgelere, yani Paşa’nın ‘Samsun Dosyası’na dayanarak yayınlarken, belgelerin gelecekteki 19 Mayıslarda daha doğru yayınlar yapılmasını sağlayacağını ümit ediyorum.
Samsun yolcularından biri daha sonra idam edildi
MUSTAFA Kemal Paşa ile beraber Samsun’a çıkanların bir kısmı sonraki senelerde devletin üst kademelerine yükseldiler.
Samsun yolcularının arasından generaller, büyükelçiler, milletvekilleri ve hatta bir de başbakan çıkacak ama içlerinden biri, Kurmay Binbaşı Arif Bey, kader yoldaşlığı ettiği Paşa’sına suikast hazırlığı içerisinde bulunmakla suçlanarak idam edilecekti.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun belgelerine göre, Bandırma Vapuru’nda bulunan karargâh heyetinin tam listesi aşağıda yer alıyor. Ancak, bu 23 kişinin altısı, Yüzbaşı Behçet, Asteğmen Abdullah, yedeksubay Tahir ve hesap memurları Rahmi ile Ahmed Nuri Efendiler ve adli müşavir Ali Rıza Bey hakkında bugün elimizde hiçbir bilgi bulunmuyor.
1. Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri.
2. Kurmay Başkanı Albay Kázım Beyefendi (General Kázım Dirik. 1880-1941).
3. Sağlık Müfettişi Albay İbrahim Tali Beyefendi (Milletvekili ve elçi Dr. İbrahim Tali Öngören. 1875-952).
4. Kurmay Binbaşı Arif B (İzmir suikastı davasında İstiklál Mahkemesi’nin kararıyla idam edilen Ayıcı Arif Bey. 1882-1926).
5. Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey (Asker ve büyükelçi Hüsrev Gerede. 1886-1962).
6. Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Korgeneral Kemal Doğan 1879-1951).
7. Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Başbakan Dr. Refik Saydam. 1881-1942).
8. Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Efendi (Atatürk’ün yaveri ve milletvekili Cevad Abbas Gürer. 1887-1943).
9. Yaver Piyade Yüzbaşısı Mustafa Efendi (Tokat milletvekili Mustafa Sabri Süsoy. 1876-1934).
10. Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Gümüşhane milletvekili Ali Şevket Öndersev. 1884-1940).
11. Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Yüzbaşı Ali Mümtaz Tünay. 1886-1946).
12. Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Başbakanlık özel kalem müdürü İsmail Hakkı Ede. 1886-1943).
13. Tabib Yüzbaşı Behçet Efendi.
14. Piyade Asteğmeni Hayati Efendi (Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü Hayati Bey. 1892-1926).
15. Piyade Asteğmeni Arif Hikmet Efendi (Tümgeneral Arif Hikmet Gerçekçi. 1894-1970).
16. Yaver Topçu Üsteğmeni Muzaffer Efendi (Atatürk’ün emir subayı ve Giresun milletvekili Muzaffer Kılıç. 1897-1959).
17. Asteğmen Abdullah Efendi.
18. Adli müşavir Ali Rıza Bey.
19. Tabur hesap memuru Rahmi Efendi.
20. Tabur hesap memuru Ahmed Nuri Efendi.
21. Kâtip Faik Efendi (Sağlık Bakanlığı memuru Faik Aybars. 1880-1945).
22. Yedeksubay Tahir Efendi.
23. Kâtip Memduh Efendi (Cumhurbaşkanlığı memuru Memduh Atasev. 1895-1930’lar).
19 Mayıs öncesinin bilinmeyen günlüğü
30 NİSAN 1919: Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişliği’ne tayin emri, o zamanın Resmi Gazete’sinde yayınlandı. Savaş Bakanlığı, aynı gün Başbakanlıktan Samsun, Sivas, Van, Trabzon ile Erzincan’daki mülki memurların Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılacak olan tebligata uymaları konusunda bir tamim çıkartılmasını istedi. Mustafa Kemal Paşa da yine o gün, Samsun’a götüreceği karargâh mensuplarının isimlerinin yer aldığı taslak listeyi Savaş Bakanlığı’na sundu.
6 MAYIS 1919: Savaş Bakanı Şakır Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya Samsun’daki göreviyle ilgili bir talimatname verdi. Paşa, o gün Savaş Bakanlığı’ndan bazı diplomatik yazışmaların kopyasını ve altı adet mühür kazdırılmasını istedi.
9 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Sivas’taki 3. Kolordu Kumandanlığı’na bir telgraf çekerek birkaç gün sonra Samsun’da olacağını yazdı.
13 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yollayarak Genelkurmay’da ertesi gün bir toplantı planladığını ve Samsun yolcularının toplantıdan haberdar olabilmeleri için toplantının günlük gazeteler vasıtasıyla duyurulmasını istedi.
13 MAYIS 1919: Savaş Bakanlığı’na bir yazı gönderen Mustafa Kemal Paşa, görevinin ‘seferi olması’ dolayısıyla üç aylık tahsisatının peşin verilmesini, beklenmeyen masraflar için bir miktar ödeme yapılmasını ve iki binek otomobili tahsis edilmesini talep ederken, bu işlemlerin bir haftadır neticeye bağlanmamış olmasından yakındı.
13 MAYIS 1919: Karadeniz fiilen İngiliz donanmasının işgali altında bulunduğu için Boğazlardan ancak İngiliz vizesi ile çıkılabiliyordu. 23 karargâh mensubu ile 25 erden oluşan liste 9. Ordu Müfettişliği’nin kurmay başkanı Albay Kázım Bey tarafından mühürlenerek, vizelerin alınması için Savaş Bakanlığı’na gönderildi.
14 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a bir telgraf çekti, ‘Cuma günü öğleden sonra Bandırma Vapuru’yla hareket edeceğini’ söyledi ve geçici olarak kalabilecekleri bir yer temin edilmesini istedi.
15 MAYIS 1919: İstanbul’daki İngiliz İrtibat Kumandanı Binbaşı Millingen, Samsun’a gidecek olan 48 kişi ile ‘altı adet eğerli at’tan ibaret olan listeyi 15 Mayıs’ta tasdik etti.
15 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahideddin ile görüştü.
16 MAYIS 1919: İngiliz İrtibat Subayı Yüzbaşı John Godolphin Bennett, bir gün önce onaylanan isimlerin yazılı olduğu káğıtların arka sayfasına vize damgalarını bastı.
16 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, öğle saatlerinde Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahideddin ile son defa görüştü. Oradan Şişli’deki evine geçip annesiyle ve kız kardeşiyle vedalaştı, daha sonra Galata rıhtımına gitti bir motorla Bandırma Vapuru’na bindi.
19 MAYIS 1919: Bandırma Vapuru’nun yolcuları sabahın erken saatlerinde Samsun’a vardılar.
Bandırma Vapuru’nun rütbesiz 25 yolcusu
BANDIRMA Vapuru’nda, Mustafa Kemal Paşa ile 22 kişilik kurmay heyetinin yanı sıra erler, onbaşılar ve çavuşlar da vardı; erlerle erbaşlar 25 kişiydiler ama bu 25 kişinin Samsun’a gidişlerinden sonraki hayatları hakkında bugüne kadar hiçbir araştırma yapılmadı.
Aşağıda, Mustafa Kemal Paşa ile beraber Samsun’a giden erlerle erbaşların tam listesi yer alıyor. Ben, bugün artık hayatta olmalarına imkân bulunmayan bu meçhul kahramanların ailelerinden gelebilecek bilgileri yayınlamaya her zaman hazırım.
1. Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi (kıdemli çavuş),
2. İbrahim İzzet oğlu Atıf (kıdemsiz çavuş),
3. Aydınlı Ali oğlu Musa (çavuş),
4. Konyalı Mustafa oğlu Kemal (çavuş),
5. Konyalı Kemal oğlu Mustafa (çavuş),
6. Sivaslı Ali oğlu Rıfat (onbaşı),
7. Sivaslı Rıfat oğlu Ali (onbaşı),
8. Çatalcalı Tevfik oğlu Âdem (onbaşı)
9. Sincanlı Hüseyin oğlu Mehmet (er),
10. Sincanlı Ahmed oğlu Emin (er),
11. Sincanlı Mustafa oğlu İsmail (er),
12. Sincanlı İbrahim oğlu Ömer (er),
13. Alanyalı Kerim oğlu Mehmet (er),
14. Sungurlulu Hasan oğlu Elvan (er),
15. Geredeli Mehmet oğlu Mehmet (er),
16. Mudurnulu Mehmet oğlu Durmuş (er),
17. Geyveli Mehmet oğlu Ali (er),
18. Geredeli Şakir oğlu Nuri (er),
19. Akhisarlı Hasan oğlu Hüseyin (er),
20. Tokatlı Abdullah oğlu Mehmet (er),
21. Divrikli Abdullah oğlu Musa (er),
22. Kadıköylü Mehmet oğlu Hasan (er),
23. Yenihanlı Bekir oğlu Mahmud (er),
24. Üsküdarlı İhsan oğlu Mehmet Lütfi (er),
25. İzmirli Abdullah oğlu Ali (er). www.hürriyetim.com.tr

2- DİYARBEKİRLİ KÂZIM (İNANÇ) PAŞA VE 6 MAYIS 1919 TARİHLİ TALİMATNAME
“Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.”
 “Her an tarihe karşı, cihana karşı hareketimizin 
hesabını verebilecek bir vaziyette bulunmak lâzımdır.”
Kemal ATATÜRK
Kafasında taşıdığı fikirleri Kâzım (İnanç) Paşa’ya âdeta açıklarcasına anlatan Mustafa Kemal Paşa: “Ben zaten şu veya bu suretle Anadolu’ya geçmek fırsatını arıyordum” diyor.
Mustafa Kemal Paşa, müfettişlik yetki ve sorumluluklarını ihtiva eden 6 Mayıs 1919 tarihli talimatnameyi Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genel Kurmay Başkanı) Fevzi (Çakmak) Paşa’nın o zaman raporlu olması dolayısıyla İkinci Başkan Diyarbakırlı Kâzım (İnanç) Paşa’ya hazırlattırıp, Harbiye Nazırı Şakir Paşa’ya mühürlettirmiştir. Profesör Gotthard Jaeschke’nin de belirttiği gibi, Mustafa Kemal’in 1926’da yazdırdığı ve 1944’de yayınlanan hatıralarında anlattıkları ile Kâzım İnanç Paşa’nın 1933 yılında Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı açıklama, esas itibariyle birbirine uymaktadır15. Böylece her iki hatıra vasıtasıyla bu tarihi talimatnamenin nasıl meydana getirildiğini ve bu arada Kâzım İnanç Paşa’nın bu konuda oynadığı rolü tereddütlere yer vermeyecek şekilde öğrenmek mümkün olmaktadır.
Mustafa Kemal Paşa gerçekten, o zaman sık, sık görüştüğü Kâzım (İnanç) Paşa’dan arzu ettiği talimatnameyi hazırlatmak hususunda büyük anlayış ve yardım görmüştür. Hatta O, Kâzım Paşa’yı fikren kendine yakın görmüş olmalı ki, ona düşüncelerini ihsas etmekten çekinmemiştir.
Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nazırı Şakir Paşa’dan Samsun ve havalisindeki olayların araştırılmasına dair görev teklifi alınca, Genel Kurmay Başkanlığı Dairesi’ne gitmiş ve durumu Genel Kurmay İkinci Başkanı Kâzım Paşa’ya açmıştır. Orada ona hemen, hemen bütün düşüncelerini anlatan Mustafa Kemal, sözlerini, ‘ ‘Ben zaten şu veya bu suretle Anadolu ‘ya geçmek fırsatım arıyordum. Mademki onlar teklif ettiler, fırsattan mümkün olduğu kadar istifade etmeliyiz” şeklinde cümlelerle bitirmiştir16.
İtilâf Devletlerinin dikkatlerini üzerine çekmemek düşüncesiyle o günlerde orduyu küçültmek ve yeni makamlar ihdas etmekle meşgul olan Genel Kurmay Başkanlığı’nın, Mustafa Kemal Paşa’ya Samsun ve havalisindeki olaylarla ilgili bir görev bulması pek güç olmamıştı. Öte yandan daha önce Mersinli Cemal Paşa’nın Konya’da Yıldırım Kıtaatı Müfettişliği’ne tayin edilmiş olması (2 Şubat 1919), bu hususta önemli bir kolaylık sağlamıştı. Fakat Mustafa Kemal Paşa memuriyetin şekline değil, verilecek yetkinin mümkün olduğu kadar geniş olmasına önem veriyordu. Kâzım Paşa, “Zaten ordu müfettişlikleri meselesi var. Sen o taraflara ordu müfettişi unvanıyla gidebilirsin” deyince, O “Unvanın ehemmiyeti yok. Şimdi Harbiye Nazın ile konuş; benden ne istiyorlar tespit et; üst tarafını kendimiz yaparız” diyerek bu konuda asıl düşüncesini açığa vurmuştur.
Mustafa Kemal Paşa arzu ettiği talimatnameyi hazırlatıp imzalatmak hususunda Diyarbakırlı Kâzım İnanç Paşa’dan büyük anlayış ve yardım görüyor.
Kâzım (İnanç) Paşa Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın görüşünü alıp döndükten sonra, Mustafa Kemal ona: “Onlar ne istiyorlarsa, azamisini ilâve ederek bir talimatname kaleme alınız; yalnız bir noktayı ben not ettireyim” demiştir. Mustafa Kemal 1926 yılında yazdırdığı hatıralarında o zaman talimatnameye eklettirdiği maddeler hakkında şunları söylemektedir: “Mümkün olduğu kadar Anadolu’nun her tarafına emir vermeli idim. istediğim bir madde, Samsun’dan başlayarak bütün şark vilâyetlerinde bulunan küvetlerin kumandanı olmaklığım ve bu kuvvetlerin bulunduğu vilâyetler ve valilerine doğrudan doğruya emir vermezliğimdi. Bir başka madde, bu mıntıka ile herhangi bir temasta bulunan askerî ve idarî makamlara işarlarda (yazı ile bildirme) bulunabilmeliğimdi.”
Mustafa Kemal Paşa talimatnamede yer almasını istediği bu maddeleri dikte ettirdikten sonra, Kâzım Paşa’ya tekrar; “Onların arzularını bir araya topla; fakat sonuna bu iki maddeyi ilâve et” demiştir. Kâzım Paşa o zaman, onun esas gayesi hakkında bir şeyler sezinlemiş olacak ki, “Bir şey mi yapacaksın” diye sormaktan kendini alamamıştır. Mustafa Kemal Paşa da, ‘ ‘Evet… Bir şey yapacağım. Bu maddeler olsada olmasa da yapacağım’’ şeklinde karşılık vermiştir. Kâzım Paşa gülerek “Vazifemiz, çalışacağız” demiştir17.
Mustafa Kemal bu sözleri söylediği sırada herkes her şeyden ümidini kesmiş bulunuyordu. Bu ortam içinde, onun söylediği bu sözler, Türklüğün azim ve iradesini göstermesi bakımından dikkate şayandır.
Mustafa Kemal Paşa ertesi gün müsveddeyi okuyup, tekrar bazı tashih ve ilâvelerde bulununca, Kâzım Paşa dayanamamış ve “Salâhiyetin bu kadarı da çok fazla olmaz mı Paşam? Çünkü korkarım ki, Nazır kabul etmemezlik eder” diye onu ikaz etmek ihtiyacını duymuştur.
Kâzım (İnanç) Paşa son şeklini alan talimatnameyi Harbiye Nazırı Şakir Paşa’ya götürmüş ve imzasına arzetmiştir. O gün hasta bulunan Harbiye Nazın Şakir Paşa, talimatnameyi Kâzım Paşa’ya okutmuş; fakat okuma işi daha bitmeden “Paşa oğlum, siz üçüncü (9.) Ordu Müfettişliği değil, bütün Anadolu’da sahib-i nüfuz bir müfettişlik ihdas etmişsiniz, bu nasıl şey” diye yetkinin genişliği karşısında hayretini belirtmekten kendini alamamıştır. Kâzım Paşa, “Hayır Efendim, müfettişliklerin kendi hududuna mücavir (komşu) kıtaat ve vilâyetlerde de temasta bulunması vazifemizin mesul ve mevzuuna dâhildir. Tabirimiz umûm Anadolu müfettişliği sarahatinde ifade etsek dahi yeniden bir şey ihdas etmiş olmuyoruz” gibi bir açıklamada bulunduysa da, Şakir Paşa’yı ikna etmesi mümkün olamamıştı. Ancak Paşa, “İmzaya lüzum yoktur; yalnız mühürlersin” diyerek ona mührünü vermiştir18. Mustafa Kemal Paşa bu kadarını yeterli bulmuştur. Ayrıca o, Kâzım Paşa’nın itirazlarına rağmen, son olarak talimatnameye ‘ ‘Müfettişlik lüzum gördükçe doğrudan doğruya Sadrazam Paşa ile muhabere eder” kaydını koydurmuştur19.
6 Mayıs 1919 tarihli tarihî talimatname âdeta Mustafa Kemal Paşa’nın eseri olarak ortaya çıkıyor.
Mustafa Kemal Paşa’yı tasavvur ve gayesine ulaştıracak olan tarihi talimatnamenin tam metni şöyledir:
Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Dairesi
Şube
I
Numara
Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine
Verilecek talimat suretidir.
Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne ait vezaif Zât-ı âlinizin Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne tayini İrade-i Seniyye-i Cenab-ı Padişahi şerefsüdur (Padişah emri) buyrulmuştur. Ancak işbu müfettişlikteki vezaif-i âlileri), yalnız askerî olmayıp müfettişliğin ihtiva eylediği mıntıka dâhilinde aynı zamanda da mülkîdir.
1. İşbu müşterek vezaif (görevler) şunlardır:
a) Mıntıkada asayiş-i dâhilinin iade ve istikran ve bu asayişsizliğin esbab-ı hususunun (ortaya çıkış sebebinin) tespiti.
b) Mıntıkada ötede beride müteferrik (ayrı, ayrı) bir halde mevcudiyetinden bahsedilen esliha (silâhlar) ve cephanenin bir an evvel toplattırılarak münasip depolara iddiharı (yığma) ve muhafaza altına alınması.
c) Muhtelif mahallerde birtakım şûralar mevcut olduğu ve bunların asker toplamakta bulunduğu ve gayr-ı resmî bir surette ordunun bunları himaye eylediği iddia olunuyor. Böyle şûralar mevcut olup da asker topluyorlarsa, kat’-iyyen men’i ile bu kabil (gibi) müteşekkil şûraların da lağvı.
2. Bunun için:
a) İki fırkalı olan Üçüncü ve dört fırkalı olan Onbeşinci Kolordular müfettişlik emrine verilmiştir. İşbu kolordular hareket ve asayiş hususatında doğrudan doğruya müfettişlikle ve muamelât-i cariye (günlük işler), yani muamelât-ı zatiye (özlük işler) kuvve-i umûmiye (genel kuvvet) vesaire gibi hususatta kemâfissabık (eskisi gibi) Harbiye Nezareti’yle muhabere edeceklerdir. Fırka (tümen) veyahut mıntıka (bölge) kumandalığı veya bir vazife-i hususiyeye tayin edilecek zabıtanın tayin ve tebdilleri (değiştirme) müfettişliğin muvafakat (onayı) ve talebiyle olacaktır. Maahaza (bununla beraber) sair (diğer) hususatta lüzum ve menfaat görerek müfettişliğin verdiği talimatı kolordu kumandanları aynen tatbik edeceklerdir. Bilhassa ahval-i sıhhiyye pek mühimdir. Bu zemindeki tetkikat ve icraatın ahaliye de teslimi lâzımdır.
b) Müfettişlik mıntakası Trabzon, Erzurum, Sivas, Van vilâyetleri ile Erzincan ve Canik20 müstakil livalarını (sancak) ihtiva eylediğinden müfettişliğin yukarıda ta’dât edilen (sayılan) vezaif-i tedvir (idare) için vereceği bil-cümle talimat işbu vilâyetlerle mutasarrıflıklar doğrudan doğruya ifa edeceklerdir. Müstakile (bağımsız sancaklar) (Diyarbakır, Bitlis, Mamüretülaziz (Eflâziz), Ankara, Kastamonu vilâyetleri) ile kolordu kumandanlıkları da müfettişliğin ifa-ı vazife sırasında re’sen (doğrudan doğruya) vâki olacak müracaatlarını nazar-ı dikkate alacaklardır.
4. Müfettişliğin hususat-ı askeriyyeye ait merci Harbiye Nezareti olmakla beraber hususat-ı saire (diğer konular) için makamat-ı âliye-i aidesiyle (yüksek makamlarla, yani başbakan) muhabere edecek ve işbu muhabereden Harbiye Nezareti’ne de haber verecektir21.
Şifreye tahvil edildi 
(değiştirildi)
7.5.(1919)
Refet 
Harbiye Nazırı
Mehmed Şakir bin
Numa Tahir
Mühür
Genel Kurmay İkinci Başkanı Diyarbakırlı Kâzım (İnanç) Paşa İngiliz İşgal subayının şüphelerini dağıtmayı başarıyor.
Söylemeye bile gerek yoktur ki, bu talimatnamede Mustafa Kemal Paşa’nın o zaman Kâzım (İnanç) Paşa’ya dikte ettirdiği maddeler açıkça belli olmaktadır.
Diyarbakırlı Kâzım (İnanç) Paşa, sadece 6 Mayıs 1919 tarihli talimatnameyi hazırlayıp Harbiye Nazırına onaylatmakla kalmamış, İngiliz işgal komutanlığının, Mustafa Kemal Paşa’nın beraberinde götürmek üzere teşkil ettiği karargâhındaki22 subayların çokluğu üzerinde uyanan şüphelerini de dağıtmayı başarmıştır. O, 1933 yılında Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, bu hususta şunları söylemektedir. “Gazi Hazretlerinin hareketleri günü dairemdeki yerimde bulunmadım. Ertesi günü İngiliz irtibat zabitlerinin beni çok aradığını ve nihayet İngiliz Komutanlığının bir mektubunu bıraktığını söylediler. Mektup cevaplı bir protesto idi. Muazzam bir ordu karargâhı gönderdiğimizden ve bunun ahkâmı mütareke ile taban tabana zıt bulunduğundan ve hemen cevap talep edildiğinden bahsediliyordu.
İngiliz irtibat zabitini gördüm. İngiliz ordusu karargâhında kaç zabit bulunduğunu sordum. İyi hatırlamıyorsam da iki yüze yakın bir rakam söyledi. “Hâlbuki muazzam gördüğünüz bu karargâhta 20 zabit bile yok” mukabelesinde bulundum ve o gün cevabı tehir ile ertesi sabah gönderdim”23.
Gerçekten bu tayin, ‘ ‘şu veya bu suretle Anadolu ‘ya geçmek fırsatını’’ arayan Mustafa Kemal’e bu hususta büyük kolaylık sağlamıştır. O, yetki ve sorumluluklarını ihtiva eden 6 Mayıs 1919 tarihli talimatnameyi hazırlatmak ve ilgili makamın onayından geçirmek hususunda da, o zaman Genel Kurmay İkinci Başkanlığı makamında bulunan Diyarbakırlı Kâzım İnanç Paşa’dan büyük anlayış ve yardım görmüştür. Öte yandan O, bizzat Kâzım Paşa’ya talimatnamede yer almaşım istediği maddeleri dikte ettirmekle, işi tesadüflere bırakmayan, olaylar ve kişiler üzerinde kolayca hâkimiyet kurabilen büyük adam olma özelliğini daha o zaman göstermiştir. Böylece talimatname hükümetin değil, onun eseri olarak ortaya çıkmıştır.
Talimatname üzerinde, onun daha o zaman neler yapmak istediğini, yani tasavvur ve gayesini anlamak güç değildir. Ancak onun, daha sonra yaptıklarının hepsini, talimatnamenin kendisine tanıdığı yetkilere bağlamak doğru olmaz. Zira O, daha o zaman ‘‘bu maddeler olsa da olmasa da” bir şeyler yapmak azim ve kararında idi. Talimatnamedeki yetkiler, ancak Samsun’a çıkışının ilk aylarında kendisine büyük kolaylık sağlamıştır. Nitekim Erzurum Kongresinden az önce görev ve yetkileri tamamen elinden alınmıştır (9 Temmuz 1919).
Mustafa
 Kemal ve Arkadaşları
 hakkında verilen idam kararı ve fermanı 
 Bir Dini ve bir Ulusu Bölen Fetvalar, Osman Türkoğuz.
“İngilizlerde, İstanbul’daki vatan ve din düşmanlarına bir fetva hazırlatarak uçaklarla Anadolu ve Trakya içlerine attırtmışlar; Sait Molla denilen hainin kurduğu casusluk örgütü ile isyanlar çıkartmışlardır.
Sadrazam Damat Ferit Paşa Haini; bir yandan ”Kuvve’İ İnzibatiye” adlı bir Hilafet Ordusu kurdurmuş; bir yardanda bu hain fetvayı yayımlattırmıştır.
Bu fetvayı Şeyhülislam Dürri zade Abdullah Efendi kaleme almıştır. Bu Hain Abdullah Efendi; İstanbul’un geri alınması üzerine, kaçtığı Arabistan’da ölmüştür.
Kızları, Diyanet İşleri Başkanlığına, kendilerine maaş bağlanması için başvuruda bulunmuşlardır. Şimdi, bu namussuz fetvayı Türkçeleştirerek veriyorum. Bu fetva, Sultan Vahdettin’in bir “Hatt’ı Hümayun“u ve İstanbul Hükümeti’nin bir bildirisi ile 05Nisan.1920 günü yayımlanmıştır.
Bu “Fetva’yı Şerife!”, aynen şöyledir:
         “Bütün nizamın sebebi olan İslam halifesi (yüce Tanrı O’nun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) Hazretlerinin idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde, bazı Şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek padişahın sadık tabasını  hileler ve tezvirler ile kandırmağa ve yoldan çıkarmağa, Padişahın yüksek emirleri olmadan, ahaliden asker toplamağa kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla  kutsal şeriata ve Padişahın emirlerine  aykırı olarak bir takım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Tanrı’nın kullarına zulmede gelmeğe  ve suçlar işlemeğe, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişahın sadık tebaalarından nice masum kimseleri katl ve kanlarını döktükleri, müminlerin emiri olan padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına azi ve kendi hempalarını tayin, hilafet merkezi ile memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle, halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla  yüksek halifelik makamına ihanet etmek imama (Padişaha) itaatten dışarı düşmekle, “Devleti Âliye’nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı fitneye  sevke sebep ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisleri ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler eşkıya mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra halâ inat ve fesatlarında  direnirler ise adı geçen kimselerin kötülüklerinden  memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak  vacip olup ”Fe-katilû nelleti tebga hatta tefea ile emerillah” ayeti kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olur mu?
Beyan buyrula. Cevabı budur: gerçeği Tanrı bilir ki, olur.                                  Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
         Böylece padişahın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların âdil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahidettin Han Hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp, bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup, adı geçen eşkıyalar ile savaşları vacip olur mu? Beyan buyrula.
         Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur.
         Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu surette Halife hazretleri tarafından adı geçen eşkıyalar ile çarpışmak için tayin olunan askerler, çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse, büyük günaha girip ve asi olup, dünya’da şiddetle cezaya ve ahrette acıklı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
         Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
         Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
         Bu suretle halife’nin askerlerinden olup ta eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolun anlar şehit ve şefaate nail olurlar mı? Beyan buyrula.
         Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
         Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
         Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarılmış olan padişah emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar asi ve şeran cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
         Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
         Dürri Zade Es- Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
         Bu fetva birçok Türk’ün kanının akmasına neden olmuştur.”Ilımlı İslâm”numaraları bizi bu aşağılık durumlara götürür. Yüce Tanrı; bir defa Mustafa Kemal verir, bunu da unutmamamız gerekir. Bu fetva üzerine VATAN HAİNİ NEMRUT MUSTAFA; Mustafa Kemal ve yedi kader arkadaşını GIYABEN idama mahkûm etmiştir. Altıncı Vahdettin de bu kararı onaylamıştır.
         Anadolu da boş durmamış, mukabil Fetvayı yayımlamıştır. Yüce İslam dini, iki cepheye ayrılan ülkemizde, her iki tarafa da elini uzatmıştır. Bir yerde, politikanın içersine dini soktunuz mu, tüm alçak yarasalar orasını mesken tutar. Din, birleştirici ve barıştırıcı özelliğini yitirerek politikacının çıkar aleti haline gelir. Mareşal Gazi Mustafa kemal’e kızgınlık ve düşmanlıkla din kullanılarak ihanetler ortaya saçılmıştır.
“Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
         Dürri Zade Es- Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
         Bu fetva birçok Türk’ün kanının akmasına neden olmuştur.”Ilımlı İslâm”numaraları bizi bu aşağılık durumlara götürür. Yüce Tanrı; bir defa Mustafa Kemal verir, bunu da unutmamamız gerekir. Bu fetva üzerine VATAN HAİNİ NEMRUT MUSTAFA; Mustafa Kemal ve yedi kader arkadaşını GIYABEN idama mahkûm etmiştir. Altıncı Vahdettin de bu kararı onaylamıştır.
         Anadolu da boş durmamış, mukabil Fetvayı yayımlamıştır. Yüce İslam dini, iki cepheye ayrılan ülkemizde, her iki tarafa da elini uzatmıştır. Bir yerde, politikanın içersine dini soktunuz mu, tüm alçak yarasalar orasını mesken tutar. Din, birleştirici ve barıştırıcı özelliğini yitirerek politikacının çıkar aleti haline gelir. Mareşal Gazi Mustafa kemal’e kızgınlık ve düşmanlıkların altında, din bezirgânlarının soyma ve sömürme hırsları yatmaktadır.
Cennetmekân Rıfat Börekçi ve cennetmekân (153) kahraman Müftü bir araya gelerek mukabil fetvayı hazırlayıp, imzalayarak yayımlamışlardır. Rahmetli Rıfat Börekçi.İlk Diyanet İşleri Başkanımız olmuştur. En sıkıntılı anların da,  T.B.M.Meclisi Başkanı Mustafa kemal’in emrine (1.200) Türk lirasını veren Ankara müftüsü, bu Rıfat Efendidir.
Bu ÜNLÜ FETVA’YI Türkçeleştirilmiş olarak veriyorum:
         “Dünya nizamının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin emerinin (padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanları olan düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek İslâm Askerleri silâhlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak katl ve hilafet yerinin korunmasına yarayan bütün istihkamları, kale ve diğer harp vasıtaları zapt edilmiş, resmi işler görmeğe ve İslam askerlerini teçhize memur olan Babıâli ve harbiye Nezaretine el konularak, halifeyi milletin gerçek menfaatlerini hedef tutan tedbirler almaktan fiilen men ve örfi idare ilan ve divanı harpler kurmak suretiyle İngiliz Kanunlarını tatbikle muhakeme etmek ve cezalandırmak suretiyle halifenin yargılama hakkına müdahale ve yine yüksek halifelik makamının maksatlarına aykırı olarak Osmanlı memleketi parçalarından İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından  tecavüz edilerek gayrimüslim tebaa ile birleşip İslamları katilam ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecavüz ve İslam’ın kutsal saydığı hususları tahkir eder olduklarında açıklandığı veçhile hakaret ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam halifesinin kurtarılması için elden gelen gayreti sarf ederek bütün iman sahiplerine farz olur mu?Beyan buyrula.                                     Cevabı budur:Gerçeği tanrı bilir ki, olur.                                                               Bu suretle meşru haklarını ve halifeliğin gasp edilmiş olan kudretini kurtarmak ve fiilen tecavüze maruz kaldığı zikredilen  memleketleri düşmandan temizlemek için  mücadele eden  ve savaşan İslam halkı  şeriatça eşkıya olurlar mı ? Beyan buyrula.         Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.
         Bu suretle düşmanlara karşı açılan savaşta ölenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? Beyan buyrula.   
          Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar.
         Bu suretle savaşta ve dini vazifesini yerine getiren İslam halkına karşı, düşman tarafını tutarak İslâmlar arasında fitne çıkararak silah kullanan Müslümanlar, şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar mı? Beyan buyrula.
         Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olurlar.
         Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar, İslâm halkı için şeriatça muteber olurlar mı? Beyan buyrula:
           Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.”kaynak olarak: Dr. Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları, Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ VE Sabahattin Selek, Anadolu İhtilalı
         ATATÜRK ile kazandıklarımız üstüne titremezsek, böylesine utanç verici durumlardan bizleri kimseler kurtaramaz.
         Benim aklımın almadığı bir olgu var: Diyanet İşleri Başkanlığımızın “ALO FETVA HATTI”.Şeyhülislamlık kaldırılmış; Fetvahane tarih olmuş, fetva emini ortalarda yok. Fetva kurumu tarihteki yerini almış. Osmanlıda fetvalar, SÜNNİ MEZHEBE göre verilerek, Osmanlı toplumu paramparça edilmiştir Bu Diyanet İşleri’nin fetva ısrarı, tarihi bir özlemin ifadesi midir?

1.            
2.           Dosya tasnifi: Harbiye-Divan-ı Harp
dosya no: 70

Harbiye Nezareti
Adliye-i Askeriye dairesi

şube :
adet: 705

Padişah Buyruğu

mehmet vahidüddin 

"kuvayı milliye" adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, üçüncü ordu müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal efendi, eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, eski yirminci kolordu kumandanı mirliva salacaklı Fuat Paşa ile eski Washington elçisi ve Ankara milletvekili midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile üniversite batı edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzere, mülkiye ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.

Bu padişah Buruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.

24 Mayıs 1336 (1920) 
Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili

Damad Ferid

kaynak: http://tr.wikisource.org/...en_%c4%b0dam_ferman%c4%b1
 (söyle-böyle, 16.01.2007 09.51 ~ 09.53)
Kararın çıkarılmasının ise 19 Mayıs 1919'dan bir yıl sonra olması ilginçtir. Ayrıca bütün resmi unvanların kaldırılması yönündeki bu karara rağmen 7 Eylül 1920 tarihli takvim-i vakayı gazetesinde rütbesi indirilen subaylar arasında Mustafa Kemal'in yarbaylığa indirilmesi de ilgi çekicidir. 

Sonuç olarak sıkıyönetim mahkemesince -ki mahkeme üyeleri arasında yabancılar da vardır-verilen bir karar günümüzdeki cumhurbaşkanı tarafından onaylanmıştır ancak yürürlüğe konması için de hiçbir gayret gösterilmediği aşikârdır.
Vahdettin’e toz kondurmak istemeyenlere tarihi iyi anlamaları için ders olmasını dilediğim belge. Ama yine de yok öyleydi yok böyleydi diyerek saptırmaya devam edenlere pes doğrusu 
İngiltere’nin baskısıyla verilmiş bir karardır.
3.           İngiltere’nin baskısı ile ülkeyi satmış olan ama yine de bir takım nedenlerle! El üstünde tutulan padişahın verdiği ferman. Bugün birisi Amerika’nın baskısıyla ülkeyi satsa yine vatan haini olmaz! *
ahı olmak ile para karşılığı ülkeyi satıp getirim elde eden insan olmak arasındaki farkı bilmeden de yorumlanamayacak
Karşılığının "ferman padişahın, memleket bizimdir" olduğu yabancı kökenli ferman.
 
Vahdettin’in
"kuvayı milliye" adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, üçüncü ordu müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi...”




27 Kasım 2013 Çarşamba

1184/ATATÜRKÜN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ANLAYIŞI!


                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;26 KASIM 2013

         “Mustafa Kemal, Türkiye’ye ait planlarımızın uygulanmasını elli sene geciktirdi: Rokefeller!”Dünyayı yöneten Amerikan Yahudi’si.

                   ATATÜRK’ÜN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ANLAYIŞI

         Birleştirici ve Bütünleştirici, Onurlandırıcı ve Unutturulmuş tarihi geçmişi ile de inanca dayalı Çağdaş Akılcıdır.

         “Ulusal Kurtuluş Savaşını yapan Türkiye Halkına Türk Milleti denir!”

         “Ne Mutlu Türküm Diyene!”

         “Millet; Dil, Kültür ve ideal birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu sosyal ve siyasal topluluktur!”Mustafa Kemal.

         Osmanlı Devleti Türk Harsı ile kurulmuş, imparatorluğa yönelince de Türkten ve Türklükten tamamen kopmuştur. Kavm’i Necibi Arap masalları ve Ümmetçilik politikası ile de çağın dışında kalakalmıştır.14 Temmuz 1789 Fransız devriminin getirmiş olduğu aydınlıktan yararlanan Osmanlı tebaası azınlıklar, Milliyetçilik kavramına sarılarak  Osmanlıdan koparlarken, Osmanlı Ümmetçilik bataklığına iyice gömülmüştür. Ondokuzuncu asır Osmanlı aydınları Ümmetçiliğe karşı Turancılık fikrini savunmuşlardır. Rahmetli Yusuf Akçora:”Bize Osmanlılık ve Ümmetçilik yaramaz bize Türklük gerekir!”Demiş peşinden giden pek olmamış. Abdülhamit’in başını çektiği Ümmetçilik akımına karşı Turancılıkla karşı çıkılmıştır. Abdülhamit, Eğin/Kemaliye/ Said Paşaya:”Paşa, elimden gelse bu halkın dilini Arapça yapardım!”Dediğinde şu çarpıcı yanıtı almıştı:

         “Padişahım, o zaman küçük bir Arap kabilesinin reisi olurdunuz!”Türkçülük tüm Türk unsurlarını bir bayrak altında toplamak olarak algılanmıştır. Rahmetli Ziya Gökalp, Kürtlüğünü

 Ararken Türklüğünü bulmuştur.”Türkçülüğün Esasları’”nı yazmıştır. Türk Ocakları kurulmuştur.      Enver Paşa da tüm Türkleri Osmanlı bayrağı altında toplamak  ütopyasına saplanış, Üç silahşorunu Ortaasyaya genel bir ayaklanma çıkartmaları için göndermiş,İran üzerinden de bir taarruz düşünmüştür.Bir Alman denizaltısı ile ülkemizden kaçtıktan sonra da,Moskova üzerinden türlü numaralar çevirerek sonunda Ortaasya’da genel bir ayaklanma projesine sarılmış,Lakay İbrahim adlı bir gericinin oyununa gelerek onun nezdinde 49 gün gözetim altında tutulmuş ve bilinen sona gelmiştir.Avrupa’da tüm dünya’da kana dayalı KAN Milliyetçiliği gelişmiştir.İngiliz kanına dayalı İngiliz milliyetçiliği ve İngiliz milleti gibi.Bu da ırkçılık inancını Faşizmi ve Nazizm’i getirmiştir.Dünyamızda bu iki örnek variken Mustafa Kemal bunlara hiç itibar etmemiştir.İnanca dayalı milliyetçiliği yaratmıştır. Mustafa kemal ortaya çıkana kadar, Ümmetçilik ve Osmanlıcılık batakları ve dahi Arap hayranlığı 20.000,000 kilometre kare toprağımızın kaybına neden olmuştur.         Daha önceleri Avrupa’da ve Osmanlı hariç tüm dünya’da kan asaletine dayalı  bireysel ve aile asaleti vardı.Almanya’da VON,İspanya’da DON, Fransa’da DÖ(de) İngiltere’de SİR sıfatları kullanılarak bu asaletler anlatılırdı!Fransız İhtilalinden sonra,KAN Milliyetçiliği milletler için ayırımcılık oluşturdu. 

         Mustafa Kemal’in 1923 senesindeki bir söylemini okuyalım:

         “Biz, milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız. Çünkü tarih, hadiseler ve müşahedeler, insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hâkim olduğunu göstermiştir. Özelilikle bizim milletimiz, milliyetini ihmal edişinin çok acı cezasını çekmiştir. Osmanlı devleti içindeki çeşitli toplumlar hep milli inançlara sarılarak milliyetçilik idealinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar.Biz ne olduğumuzu,onlardan ayrı  ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık.Kuvvetimizin zayıfladığı anda bizi hor ve hakir gördüler.Anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmuş olduğumuzmuş.Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti,hissi,fikri ve fiili olarak bütün davranış ve hareketlerimizle  gösterelim,bilelim ki milli benliğini bulmayan  milletler başka milletlerin avıdır.”

        “Bizim milliyetçiliğimiz, medeni dünyada onun esaslı bir unsuru olarak, insanlığın yücelip yükselmesine  ve bütün dünyayı  mutluluk ve refah  içinde yaşatmaya yönelmiş  bir milliyetçiliktir!”Şükrü Kayanın anlatımı.

30 Ağustos 1924 tarihinde; Dumlupınar Şehitler abidesinin açılışı töreninde yapmış olduğu uzun konuşmasının sonun şöylece tamamlamıştı:        

         “Efendiler; yüzyıllardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir, yalınız bir şeyi düşünmemişlerdir, Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararlardan ancak Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemek suretiyle telafi edebiliriz.”                                           

         “1937 senesinde, Ankara’yı ziyaret eden Romanya’nın Dış İşleri Bakanı Antenescu’ya, Ankara Palas’ta şöyle demiştir: ”Bugün, bütün dünya milletleri, aşağı- yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla, insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, BÜTÜN CİHAN LLETLERİNİN HUZUR VE REFAHINI DÜŞÜNMELİ… Dünya’da ve dünya milletleri arasında SÜKÛN, DÜRÜSTLÜK VE İYİ GEÇİM OLMAZSA, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Onun için, sevdiklerime ben, şunu tavsiye ederim. Milletleri sevk ve idare eden adamlar; tabii ilkin kendi milletlerinin varlık ve mutluluğunu isterler. Fakat aynı zamanda, BÜTÜN MİLLETLER İÇİN AYNI ŞEYİ İSTEMELİDİRLER. Bütün dünya olayları, bize, bu durumu açıktan açığa ispat eder; en uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için, insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir uzvu saymak icap eder, bir vücudun parmağının ucundaki acıdan, diğer bütün organlar etkilenir. Dünya’nın filan yerinde bir rahatsızlık var ise, bundan bana ne dememeliyiz; böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla meşgul olmalıyız. Bu olay, ne kadar uzakta olursa olsun, bu esastan şaşmamak lâzımdır. İşte bu DÜŞÜNÜŞ, İNSANLARI, MİLLETLERİ VE HÜKÜMETLERİ BENCİLLİKTEN KURTARIR, bencillik, şahsi olsun, milli olsun daima fena telâkki edilmelidir. O halde, konuştuklamdan şu neticeyi çıkaracağım; tabii olarak kendimiz için bütün gereken şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile alâkadar olacağız. Bir devlet ve milleti idare vaziyetinde bulunanların daima göz önünde tutmaları lâzım gelen mesele budur.” (21)

         Sorbon’da, Yunus Emre için: ” Tüm çağların en büyük filozof halk ozanı”, diyerek, Koca Yunus’un tanıtıldığına tanık olmuştum. O: ”TANRI’DAN, KENDİN İÇİN NE DİLERSEN/GAYRA DA O GÖZLE BAKMALI”. DEMİŞTİR. AYNI ÇAĞDA YAŞAYAN Mevlana da; her dinden, her milletten, her renkten ve her karakterde olan tüm insanlara seslenmişti: GEL! YİNE DE GEL! NE OLURSAN OL, YİNE DE GEL! DİYE. Koca Yunus ondan geri kalır mıydı hiç? O daha yükseklerden ses vermişti: ”YETMİŞİKİ MİLLETİ BİR KABUL ETMEYENLER/ERMİŞ OLSALAR DAHİ KÂFİRDİR.” Onlardan sonra gelen ve Serez’de asılarak öldürülen Simavnalı Şeyh Bedrettin, konuya daha yüksek bir boyuttan bakmıştır: ”Yahudi’sini, Müslüman’ını ve Hristiyanını, cümle insanları Tanrı eşit olarak yaratmıştır. Peygamberler ve din büyükleri bunların arasına nifak sokmuştur.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk çok daha yükseklerden, bir insan yüreğinden ve bir Dâhi beyninden bakmıştır.

Türklükle bir yerlere varamayız!”Diyenlere bir çift sözüm var: Türk ve Türklükle yalınız ihanete ve vatan hainliğine ve dahi uşaklığa varılamaz!”

 

 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi