9 Aralık 2011 Cuma

484-SEN HERŞEYİN TOPLAMISIN SEN.

                                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
 osmanturkoguz@gmail.com  İzmir;08 Aralık 2011.

                        SEN HER ŞEYİN TOPLAMISIN
                                          SEN
            Deniz olur gökten düşen yağmurlar;
            Dereleri,ırmakları geçer de.
            Tanrı olur yaratılmış varlıklar;
            Yaratanı bir olur da seçer de.
            Dağılır, Güzele, Çirkine, Taşa;
            Yaratansını yaratıcı dünyası
            Şekillenir, öyle kalır sessizce
            “OL!” Emrinin yaratıcı rüyası.
            Algıladım bunca sene, bunca gün;
            Yeşil nedir, Mavi nedir, Al nedir.
            Duygulandım bunca gece, bunca gün;
            Güzel nedir, çiçek nedir, bal nedir.

            Çıkageldin sonbaharda dünyama,
            Dere, ırmak aşaraktan su gibi.
            Çıkageldin ruhumda sonsuzluğa,
            “KÛN” emriyle toplanan evren gibi.
            Sende buldum yitirdiğim baharı,
            Gözlerinde umudu, dudaklarında narı.
            Saçlarında gönlümün delişmen rüzgârları,
            Sende buldum tüm renkleri inan ki.
           
            Sema demek renk demek;
            Sen demek çiçek demek,
            Sen demek tad demek;
            Kelebek demek, kuş demek, öpüş demek.
            Sen demek sevda demek,
            Sen demek sevdalı demek.
            Sen demek,
                                   Işık demek,
                                               Renk demek
                                                           Huzur demek.
            Sen demek, yaşanmamış şey demek,
            Yaşanacak yaşam demek.
            Sen demek, kızacaksın belki de,
            Sen demek benim olman demek,
            Sen demek, benimsin demek.
           
           

8 Aralık 2011 Perşembe

483-KİRACIYI İNCİTMEMEK!

                                                                                  
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;08 Aralık 2011.

                                    KİRACIYI İNCİTMEMEK!
            Tüm maddi delillerle ve itirafla kanıtlanmış olan bir Genç Kızımızın başına kesme suçuna ONİKİBUÇUK YIL Hapis cezası! Maskeli tanıkların beyanına dayalı şike suçuna da YÜZOTUZSEKİZ YIL Hapis cezası.Nasrettin Hoca’nın sayı bilmeme ve hiç dayak yememe öyküsü aynen vaki!
            Ünlü Şike Yasasını Çankaya’da kiracı bulunan AKP’NİN Cumhurbaşkanı Sayın A.GÜL, onaylamayarak Meclise iade etti. Kıyametler de koptu: Hasta yatağından Sayın RTE, duruma derhal müdahale ettiler:
            “Geri adım atmayın ama KÖŞKÜ De rencide etmeyin!”
            Çankaya Köşkünün ve Türkiye Cumhuriyetinin gerçek sahibi için: Yolumuzu tıkayan ölü inek!”Deyimini taaa! Hindistan’da söylemiş olan bu Beyimizin bu inceliği gözlerimi yaşartmıştır.
  

482-VATAN HAİNLERİMİZ İÇİN

                                                                  
OSMAN TÜRKOĞUZ
08 Aralık 2011
                         

VATAN HAİNLERİNE EVLERİNE ASMALARI İÇİN!

            MANİSA MUTASARRIFI GİRİTLİ HÜSNÜ'YE MANİSA HALKI "HÜSNİYADİS" ADINI TAKMIŞTI. BÜLENT ARINÇ BEYİN DEDESİ DERVİŞ MEHMED BU HAİNİN KARDEŞ ÇOCUĞUDUR.-DERVİŞ MEHMET, ASTEĞMEN MUSTAFA KUBİLAYIMIZIN BAŞINI KESEN HAİNDİR-.
İZMİR'DE KÖYLÜ GAZETESİNİ ÇIKARAN VE RAHMETLİ OSMAN NEVRES'E "BOLŞEVİK" DİYEN HAİN DE YUNANİSTANA' KAÇARAK KARISI İLE BİRLİKTE ORTODOKS OLMUŞLARDIR.  
BU ADAM VE HÜSNİYADİS SEFALET İÇERSİNDE ÖLMÜŞLER, VATAN HAİNİDİR DİYE YUNANLILAR HÜSNİYADİSİN ÖLÜSÜNÜ KİMSESİZLER MEZARLIĞINA GÖMMÜŞLER: BENDENİZ; DERVİŞ MEHMEDİN TORUNU BAY BÜLENT BEY'E DERSİM'DE BU HAVADA DOLAŞMA ÜŞÜTÜR TELEF OLURSUN DİYORUM!!
BU RESİMLE VE DEDENLE YÜZLEŞ DİYORUM. SESİM GELİYOR MUUU!
            Menemen Örfi idare Mahkemesi tarafından ölüm cezasına hüküm giyerek diğer 27 kişi ile birlikte asılan Yahudi Hayım oğlu Jozef hakkında da söyleyeceklerim var. Birkaç sene önceydi; bir büyük gazetemizde bir büyük! Yazarımız aynen şöyle yazmıştı:
            “Yahudi bakkal Jozef Halk Partili olmadığı için asılmıştır!”
            Bendeniz; Yahudi Jozefin evinin ve bakkal dükkânının krokisini çizerek ve bildiklerimi yazarak bu yazarımıza fakslamış ve gerçekleri yazmasını da önermiştim. Jozef ve ailesi, karısının adı Raşel idi Kocası asıldıktan sonra Raşel Teyze—Biz ona öyle derdik—Terzilikle geçimini sağlardı.1948 senesinde, Menemen’deki diğer Yahudilerle birlikte İsrail’e göç etmişlerdi. Bu aile bizimle de ahbaplık edermiş. Ben doğduğumda da başıma üzerinde Fransızça”Mouhammet!” yazan bir küçük altın takmışlar. Bu altını hâlâ saklamaktayım. Anam Halime Kadın Raşel teyzeye Nar ekşisi, zeytinyağı, Zeytin ve tereyağı gibi yiyecek maddelerini gönderirdi. Jozefin dükkânı Hainlerin Menemen’e girdiği Çukurköy sokağının İsmet Paşa caddesiyle kesiştiği bir yerdeydi. Derviş Mehmet ve diğer Hainler, Jozef’ten testere, urgan, sigara ve kibrit satın almışlardır. Jozefin yapılacak eylemden haberi vardır. Bir Yahudi, sabah namazı vaktinde olay yeri camisinin önünde başka ne arardı.Bir yazar!Bu kadar iftiraya nasıl da imza atarmış,anlayamamıştım.
             Yunan arşivlerinden alınan bu resme dikkat ediniz. Resimde Manisanın işgalinden sonra tiyatro izleyen Yunanlı askerleri ve altı tane sarıklı sözüm ona hoca kılıklı vatan hainleri var.

Hemen merakınızı gidermek için söyleyeyim. Bu hoca kılıklı soytarılar Menemen de Cumhuriyet'e ve Atatürk'e başkaldırarak Yunanlılarla işbirliği yapan vatan hainleridir
Arşivlerde kimlikleri malum olan bu zatları deşifre edeyim ki Türk Milleti kimleri Meclis'e vekil gönderdiğini de öğrenmiş olsun.

Giritli Mehdi Derviş, Sütçü Mehmed, Şamlı Mehmet. Bu aşağılıklar Menemen’de Asteğmen Fehmi KUBİLAY’IN başını bağ testeresi ile kesip yeşil bayrağın tepesine takarak sokaklarda dolaştıran kişilerdir.

Bu kişiler çatışmada öldürülür. Tabii bu isyana yardım ve yataklık eden ve aralarında, önceden Şeyh Sükuti’nin Menemen belediye başkanlığı yaptığı sırada yönetimde birlikte olduğu bilinen Hayimoğlu Yahudi Jozef, Erbilli Şeyh Esadın oğlu Mehmet Ali ve 37 kişi de daha sonra idam edilir.

Nakşibendî Şeyhi Esad Efendi ise ilerlemiş yaşından dolayı 24 yıla hapse mahkûm edilir, daha sonra tutuklu bulunduğu sırada hastalığından dolayı ölür. Şeyh Esat ve tarikatının amacı Cumhuriyet kayıtlarına, “Hükümeti yıkmak, ATATÜRK ilke ve inkılâplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını” sağlamak olarak geçer.

Menemen isyanını, Giritli Hüsnü Bey’in Türk Milletine ve Cumhuriyete karşı düşmanlığı sonucu Yunanistan’a gittikten sonra oradan idare ettiği yazılıdır.

Olayların tertipleyicileri arasında bulunan Nakşibendî tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat, işgal döneminin Manisa Valisi Giritli Hüsnüyadis 1922’de Yunanistan’a yerleşir ve onun kardeş çocuğu Giritli Derviş Mehmet, Menemen Belediye Başkanı Şeyh Sükuti ve akın, akın Manisa’dan Menemene gelen diğerleri de Müslümanlığı bırakıp histiyanlık dinine geçerler.

Böylece vatan hainlikleri de tescillenmiş olur. Halkımızı ''Din elden gidiyor'' diye kışkırtan ve Atatürk'ü deccal ilan eden soytarılar işgal yıllarında Yunana kurşun sıkmadıkları gibi genç bir Türk askerinin kafasını bağ testeresi ile tereddüt etmeden kestikleri için onları asla unutmamamız lazımdır.”EK:
Afyon’dan İzmir’e trenle gelenler, küçük bir istasyonun avlusunda çok büyük bir mezar görürler! Mezar taşındaki isimle istasyonun ismi aynıdır:”YILDIRIM KEMAL” bu yazıyı okuyan herkes—Vatan Hainlerimiz hariç—bunun tedavi gördüğü Konya asker hastanesinden, düşmanla çarpışmak için, firar eden ONSEKİZ yaşındaki İzmirli bir Türk subayına ait olduğunu ve bu Kahramanımızın bu istasyonu geri alırken şehit düştüğünü bilir.
İzmir’in doğu girişinde, dört şehit mezarı vardır. Küçücük Türkiye ve dünya kadar büyük mezarlıktaki anıtta bir isim vardır:”VATAN VE NAMUS!”Vatanlarına ve hürriyetlerine sahip çıkan her namuslu ve onurlu Türk vatandaşı bu mezarlıkta yatanların neden yattıklarını da bilir. Vatan Hainlerimiz hariç!
--






7 Aralık 2011 Çarşamba

481-TESTİYİ VE PINARI BİLMİYENLER İTİBARLIDIR!

                                                                                      
            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@gmail.com
             İzmir;07 Aralık 2011.

                                   TESTİYİ KIRAN DA BİR,DOLU GETİREN DE!
                              TESTİYİ VE PINARI BİLMEYENLER DAHA İTİBARLI!
            Antakya’daki 23’üncü Bağımsız Jandarma Er Eğitim Tabur Komutanı iken, bazı erlere özel işlem yapılması için şahsıma gönderilmiş olan torpil mektuplarının hiçbirisini yerine getirmemiştim. Bu mektupları bir torbaya koyarak doğruca jandarma genel Komutanlığına gitmiştim. Önce; önceden tanıdığım ve benden önceki Tabur komutanı olan Rahmetli Emin Şahinoğlu’na çıktım ve beni çok rahatsız eden konuyu açtım. Mektupları önüne sermemi istemedi ve gülerek bir dolabı açtı, yeşil mürekkeple yazılmış binlerce pusulayı önüme serdi.”Bu pusulalar, üç aylık eğitimlerini tamamlamış acemi erlerin özel yerlere dağıtılmaları için Jandarma Genel Komutanının özel emirleridir. O torpil mektuplarını yak ve arkana bakmadan doğruca Taburunun başına git ve aptallığı da bir kenara bırak!”Demişti. Bu günlere kolayca geldiğimizi sananların gözlemelerinden öperim!
            Siyasi iktidarların oy deposu, Din, Askerlik ve Tarihi kahramanlıklarımızı kötülemek ve gericiliği okşamak ve bölerek yönetmektir!. Bedelli askerlik konusu hep ortay atılmakta, parası olanlar yan gelip yatmakta; parasız şehitlerimiz de sırt üstü tabutlarında yatmaktadırlar. Benim bir önerim var! Bu önerimin desteklenmesini istemek te benim bir Türk olarak hakkımdır diye düşünmekteyim:
            Kore Savaşları sırasında Amerikan Ordusu üç bölgeye göre hizmet sürelerini yasalaştırmıştı:
            1-*Japonya ve adalar gibi uzak, uçak menzili tehlike bölgesi,
            2-*Topçu menzili tehlike bölgesi,
            3*-Muharebe bölgesi.
            Buralara göre de hizmet süreleri.
            Bizdeyse,”Eşit İşlem İlkesi! Eskiden daha beterdi. Deniz sınıfı 36 ay, Jandarma sınıfı 25 ay, diğer sınıflar da 20 ay askerlik yaparlardı. Şimdiyse; Anayasaya rağmen, parası olan eşitlere hiç askerlik yok! Parası olmayanlara şehit olurlarsa kısa devre, başlarına bir kaza gelmezse belirli bir süre askerlik.                                                 Yaşanmış bir ibretlik olayı da anlatmak istiyorum: Ordu Komutanlarımızdan birisi, bir askerin bulunduğu görev yerini değiştirdiğini haber alan Genelkurmay Başkanımız Mareşal Fevzi Çakmak, o askeri eski görev yerine derhal iade ettirmiştir. Ordu Komutanımız Mareşal Fevzi Çakmak’ın huzuruna çıkarak, esas duruşta ve gayetle üzgün ve dahi süzgün bir suratla:
            “Sayın Mareşalim; bir erin yerini değiştirmek yetkimiz de yok mudur?”Demiştir. Demesine demiştir ama aldığı emir karşısında da morarmıştır: Mareşal Fevzi çakmak, koltuğundan ileri doğru uzanarak ve parmağını ol Ordu Komutanımızın gözüne dikerek:
            “Subay ve astsubayların yerlerini istediğin gibi değiştir. İltimas ve torpil askerlere kadar inerse, ordumuzu ayakta tutamayız!
            Bendeniz bu yazımı torpil ve iltimas yapmadığım için beni hırpalayan ve gomünist sayan gomutanlarımıza ithaf ediyorum!
            Fransa’da, bir İtalyan Kız bana bir söz söylemişti, o sözü unutmam ne mümkün:                                                                                                                               ”İtalya’da ve Türkiye’de Yasalar ve kadınlar ırzlarına geçilmek için vardır!”
            Bütün Amerikan Askerleri Amerika Birleşik devletleri tarafından sigorta ettirilirdi. Ölen askerlerin paraları mirasçısına kalırdı. Ayrıca;15000
,20.000 ve 30.000 Dolar para da askerin hesabında tutulur, sağ dönerse kendisine ödenirdi.
            Ülkemizde; sınırlarda yirmi dört saat görevli asker ve çatışma bölgelerinde sürekli silah başındaki asker ile geri bölgelerdeki her türlü tehlikeden uzak askeri hizmetini sürdüren asker aynı ölçülerle ölçülmektedir. Kendimden örnek vermek istiyorum: Kızıltepe’deki 117’inci Seyyar Jandarma Alay Komutanlığında bulunduğum iki sene içersinde hududa çıkmadığım Gün/Gece sayısı ON GÜNÜ GEÇMEZ. Aracım kurşunlandı sesimizi bile çıkarmadık. Sınırda görevli askerlerimizin günlük hizmet saatlerine Milli Savunma Bakanımız Ferit Melen –Vanlı—bile inanamamıştı. Gün batarken mevziye girmek ve gün doğarken karakoluna, iz kontrolü yaparak dönmek, sabah kahvaltısını yaparak yatmak. Bitmedi, ALTI SAATTE KULE NÖBETİ tutmak.İç hizmette”Savaş zamanı nöbet saatleri bir misli artırılır!”Olsun,o nazari benim anlattığım,benim  bizzat yaşadığım bir gerçekler bütünüdür.
            Masalları bırakarak Türk Silahlı Kuvvetlerindeki hizmet sürelerini ve şartlarını önerim doğrultusuna gerçekleştirmeliyiz. Sayın Seyircilerimiz, bugünlere kolayca mı geldik sanıyorsunuz!
  

6 Aralık 2011 Salı

480- DÜPEDÜZ İHANET!


         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir; 07 Aralık 2011.
                  
                                      DÜPEDÜZ İHANET!

                   ŞEHİTLERİMİZE, GAZİLARİMİZE, KAHRAMANLARIMIZA,
                   TÜRK ULUSUNA VE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE
                            “TARİHİMİZE VE İNSAN ONURUNA İHANET!

         Balkan Savaşı sonunda, Bulgarlarla sulh şartları konuşulurken; Bulgar delegesi, ayağa kalkarak: ”Edirne bizimdir!” Dediğinde, İngiliz delegesi: Edirne bizimdir diye üstüne oturmaya kalkarsanız, minareleri kıçınıza batar!” Demişti.
"Saat 6.30’da Metris tepe’den gördüğüm durum: Artçı olduğu sanılan bir düşman müfrezesi sağ kanat grubunun saldırısıyla gayrı muntazam çekiliyor... Düşman savaş meydanını silahlarımıza bırakıyor..."
           İkinci İnönü Zaferinden sonra; Mustafa Kemal Paşa’nın Garp Cephesi Komutanı ve Genelkurmay Başkanı Miralay İsmet Paşa’ya çektiği Kutlama telgrafı;                                                                                “İnönü Muharebe meydanında Metris tepe’de Garp Cephesi Komutanı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet Paşa’ya: Bütün tarihte, Sizin İnönü Meydan Muharebesinde yürüttüğünüz görev kadar, ağır bir sorumluluk üstlenmiş komutanlar enderdir. Siz orada yalnız düşmanı değil, Milletin makûs talihini de yendiniz.”
              Bu telgraflar, yapılmamış bir muharebe için mi çekilmişlerdir!
             Neyimiz varsa; Türkiye Büyük Millet Meclisimiz dahi varsa ve bu Yüce Meclisten bir Münkir; tarihimizi, şehitlerimizi, şehitliklerimizi ve Yunan zulmünü inkâr edebiliyorsa, bu ihanetini bile inkâr ettiklerine borçludur.
             Bunlara belge göstermek boşuna gayret olsa da gösterilecek tek belgemiz, uluslar arası politikada biz zamanlar önemli rol oynamış olan Türkiye Cumhuriyeti ve başımızın üzerine çıkardığımız, dünün seks aleti ve köle durumundaki kadınlarımızdır.
                Ve bu inkârcılar, Ulusal Kurtuluş Savaşını kazanmış olduğumuz Türk Askerinin kullandığı silahlar üzerine yerleştirilen Türkiye Cumhuriyeti topraklarında oturmaktadır. Dikkat etmelerini önemle öneririm: Bu silahlar, bu anıtlar ve bu mezar taşlarımız kıçlarına batabilir. Benden söylemesi.                                                  

İşgalin başlama tarihi 15 Mayıs 1919.

   
Türk-Yunan Cephesi
Kurtulus savasi.jpg
Batı Cephesi'ni tasvir eden bir resim
Tarih
15 Mayıs 1919 - Kasım 1922
Bölge
Sonuç
Taraflar
Kumandanlar
Güçler
19 Mayıs 1919: ~35,000 savaşçı[2][Not 1]
1922 sonuna kadar 18 piyade ve 5 süvari tümeni:
208,000 asker[3]
100,352 tüfek
1,025 hafif ve 839 ağır makineli tüfek
323 savaş topu
5,282 kılıç
10 uçak[3]
Aralık 1919: 80,000 asker[4]
Eylül 1920: 107,500 asker[4]
1922 sonuna kadar 12 piyade ve 1 süvari tümeni:
225,000 asker[3][Not 2]
130,000 tüfek[5]
3,139 hafif ve 1,280 ağır makineli tüfek
418 savaş topu
1,300 kılıç
50 uçak[3]
Kayıplar
Askeri: 9.121 ölü
33.685 yaralı
en az 30.809 asker firar etti
19.362 ölü
18.095 kayıp
48.880 yaralı
4.878 muharebe dışı ölen
~10.000 esir
Toplam zayiat: ~101.215

 
Yunan Ordusunun İzmir'e çıkışı
Yunan Ordusunun Bandırma'ya girişi

Yörük Ali Efe'nin grubu.                               
Bu site, ebediyen minnettar olduğumuz büyük kurtarıcımız ve büyük insan Atatürk'e onun ilke ve devrimlerine gönül vermiş yüreği gerçek Atatürk sevgisi ile dolu olan vatansever kimselerce hazırlanarak ülke insanımızın hizmetine sunulmuştur.

Mustafa Kemal Paşa ve Yunan Kuvvetleri Komutanı Trikopis - Atatürk, askerlik yaşamının her anını cephenin sıcak ateşiyle iç içe geçirmiştir. En ön siperlerde kimi zaman Mehmetçiklerin yanında kimi zaman önünde olmuş, cephenin acılarını, sevinçlerini, zorluklarını, ateşini onlarla paylaşmıştır. O, kararlığıyla, cesaretiyle, sevgisiyle, bilgisiyle, öngörüsüyle Mehmetçiklerin efsanelerine konu olmuştur. Mehmetçik O’na inanmış, Onunla zaferi mutlak görmüştür. Atatürk’ün, cephede komutanlar ve Mehmetçiklerle iç içe oluşunu, Yunan Başkomutanı Trikopis kendi yenilgilerinin gerçek nedeni olarak görmüştür.

Aşağıdaki hikâyecik bu anlayışa güzel bir örnektir. Büyük Taarruz esnasında Gazi’nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis’in Başkomutan Çadırı’na nasıl getirildiğini şöyle anlattılar: Trikopis, diğer esir kolordu ve tümen komutanları ile birlikte Gazi’nin huzuruna çıkarıldıkları zaman, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi yenilgilerin tarihte örnekleri olduğunu, sevk ve idareyi eksiksiz yapmış iseler vicdanen rahat olabileceklerini söylediği zaman, Trikopis:
- Askeri görevimi tamamen yaptığıma eminim. Fakat asıl görevimi maalesef yapamadım” diye intihar edemediğini anlatmak isterken, Gazi:
- O size ait bir düşüncedir” diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:
- Şurada bir tümeniniz vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere sürseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Gibi bazı eleştiriler yapmış, Trikopis:
- Ben öyle hareket etmek için emir verdim. Fakat (yanındaki Kolordu Komutanı’nı göstererek) bu yapamadı” demiş. Bu görüşmeler olurken esir komutan yavaşça yanında bulunan subaylarımızdan birine:
- Bizim ile konuşan bu general kimdir? Diye sormuş, subay:
- Başkomutan Mustafa Kemal, deyince adam hayrete düşmüş:
- Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim Başkomutan İzmir’de vapurda oturuyordu, diyerek derdini dökmüş.

Em. Tümg. Muzaffer ERENDİL, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, s.43


         “Yunan Ordusunun EGE’DE savaşı yoktur!” Diyebilen hainlere bir şamar daha vurmamak için; Başkomutanları Tümgeneral Trikopis’in diğer Esir Yunan Generalleri ve dahi Kurmay Albay Galip Bey ile çektirmiş olduğu fotoğrafını eklemiyorum. Ben, bu Allah ve Din ile aldatanlara soruyorum: İnkâr ve yalancılık Müslümanlıkla da bağdaşır mı?

İzleyiciler

Blog Arşivi