20 Kasım 2013 Çarşamba

1182/YENİ ANAYASAYA MANİFESTO!


                   OSMAN TÜRKOĞUZ

                   osmanturkoguz@gmail.com  

                   İzmir;26 Mart 2013/İHANETLER SÜRDÜĞÜ SÜRECE!    

                           YENİ ANAYASA

         “Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlu’nun görüşleri:

         “1+Bu Meclis dört yıl için yasama yetkisi almıştır.

         2+Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.

         3+1’inci ve2’inci maddede belirtilen nedenlerle bu Meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.

         4+Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için:

         a-Evvela halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği Referanduma sunulur.

         b-Nitelikli çoğunluk kabul ettiği taktirde barajsız bir seçimle kurucu meclis oluşturulur.

         c-Bu Kurucu Meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı referanduma sunulur.”

         Yayılmasına yardımcı olunuz, eğer ülkenizi seviyor ve korumak istiyorsanız.”Sayın Sili Özerdim.

                  

                   YENİ ANAYASAYA MANİFESTO!

 

                   “Je suis L’éta=Devlet benim!14’üncü Louis.14 Mayıs 1643/1 Eylül 1715.

         “Yüce iktidar yalınız bendedir.Yasama gücü kayıtsız,şartsız yalınız bendedir.Toplum düzeni tamamıyla benden doğar,ulusun hakkı ve menfaatleri tabii ki bende toplanmıştır ve yalınız benim elimdedir!”15’inci Louis,13 Mart 1766’daki konuşması.”Benden sonra tufan!”15’inci Louis.Ve Bay Recep Beyimiz!Sene mi?2013!

         “Devletin yapılanması kuvvetler ayrımı ilkesine göre olmalı!”Montesguieu. Asıl adı: Charles-Louis de Secondat, Baron de la Bréde et de Montesguieu.18 Ocak 1689/10 Şubat 1755.17 ve 18’inci asır!

         Yasama, Yürütme ve Yargı erki bende toplanmalıdır;devlet ben olmalıyım!”Sayın Bay Recep Beyimiz.21’İNCİ ASIR!

         Fransız siyasi tarihinde çok önemli bir hüküm vardır:”1743’ten sonra Fransa, Kralların metresleri tarafından yönetilmiştir!”18’inci asırda Fransa’da büyük yazarlar ve büyük filozoflar ve basın vardı.15’inci Louis’nin metresinin kaldığı sarayın kapısına:”

         “Kıralın Fahişesinin Evi!”Yazılı tabela asılmıştı! Bence; bizim siyasi tarihimize de şöyle bir hüküm yer alacaktır:

         “12 Eylül 1980’den sonra; Türkiye’ye dâhili ve harici bedhahların yönlendirmeleri yönetmişti.2003’ten sonra da ihanet yönetmektedir!”

         14’üncü ve 15’inci Louis’lerin bu denli kendilerinden menkul değerler üretmelerinin bir dayanağı vardır.1530/1596 tarihleri arasında yaşamış olan bir Fransız Hukukçusu, Tarihçisi, Toulouse Hukuk Fakültesinde Hukuk Profesörü  ve parlamenteri Jean Bodin altı ciltlik bir eser yazmıştı:Six Livres de la Répupligur,Cumhuriyetin Altı Kitabı olarak dilimize çevrilebilirse de aslında Devletin Altı Kitabı anlamında olması gerekmektedir.Kral iradesinin tanrısal olduğunu,bölünemeyeceğini ve devredilemeyeceğini ve paylaşılamayacağını savunmaktadır.Bizim yağcılarımızın dedikleri gibi,”kral Tanrının yer yüzündeki vekilidir/Gölgesidir/!”Tüm iradesini ve yönetim gücünü de Tanrıdan alır.Herkes, kralın iradesine boyun eğmek zorundadır.Amerika’nın keşfi,topçuluğun geliştirilmesi merkezi otoriteler dönemini başlatmıştır.Jean Bodin’in eseri de Fransız Krallığının varlığını tanrıya dayamıştır.Fransa bu durumdayken;Işıklar Yüzyılında,çok güçlü Filozoflar ve yazarlar Fransız halkını uyandırmıştı.14 Temmuz 1789, günü Paris halkı Bastil hapishanesini   basmıştı.Hapishanede Beş hükümlü ve bir Deli olmasına karşın Bastil baskını Fransız Devriminin sembolü olmuştur.Güçlü bir basını,halkının okuma isteği,uyanma içindedir Fransa.Çok ilginçtir;1683 seferinde,Osmanlı Devleti ;İkinci Viyana kuşatmasına 40.000 yağmacı ile gitmişti.Viyana’yı savunan General’in Avusturya kralına yazdığı mektubu aklıma geldikçe utanmaktayım:”Majeste;halkımız Türk kuşatmasına alıştı.Yalınız haftada bir gün opera olmasına çok kızmaktadır!”İngiliz Filozoflarının da etkileri evrensel boyutta olmuştur.Halkının,ırzını ,canını ve malını koruyamayan yöneticilere karşı ayaklanmanın gerekliliği Amerikan Kolonilerinin ayaklanmalarını yaratmıştır.Bu yaklaşım  Fransa’yı da derinden etkilemiştir.16’ıncı Louis’nin asırlardır toplanmayan Etats Généraux’yu 5 Mayıs 1789’da  topladığında;sağcılar Kralın sağına,solcular da Kralın soluna oturmuşlardı.Asiller ve Rahipler Üçüncü sınıfı aralarına sokmayınca bunlar da Serment du jeu Paum/Top oyunu salonunda/toplanarak,anayasa kabul edilene kadar bu salondan ayrılmamaya ant içmişlerdi.1788 kışı çok sert geçmişti,halk açlık içindeydi,köylüler de emeklerinin karşılığını alamadıklarından büyük şehirlere ve Paris’e akın etmekteydiler.İhtilal sonrası Paris’te 75.000 Fahişe olduğu  saptanmıştı.Bir İhtilal yargıcının bir fahişeye sorusu ve aldığı yanıt tarihe not olarak düşmüştü:                                                        

”Bayan ne ile geçiminizi sağlamaktasınız?”

“Siz geçiminizi nasıl giyotin ile sağlamaktaysanız ben de mamımla sağlamaktayım Bay Yargıç!”Bütün konu sömürü düzeninin sürdürülmesiydi. Rus ihtilalinde de aynı amaç vardı. Osmanlı’da da aynı amaçla ihanetler olmuştu. Günümüzde de Allah ve din ile aldatarak yükselmek ve mutlu yaşamak amaçlanmaktadır. Fransızların,insanları  giyotine göndermeleriyle Bay Başsavcımızın mahkemelerinin de Kahramanlarımızı ve aydınlarımızı  Silivri esir kampına göndermeleri

 aynı despotluğun işaretleridir.

         Toplanmış olan “Yasama Meclisi”yeni bir anayasa yapmak üzere Otuz/30/kişilik bir Anayasa komisyonu oluşturmuştu. Fransız toplumu:1*Asiller Sınıfı,onlar da Kılıç ve Elbise Asili olarak ikiye ayrılmıştı.2*Rahipler Sınıfı,bunlar da üç gruba ayrılmıştı,3*Tiers Etat/Üçüncü Sınıf.Diğer iki sınıfa giremeyenlerin tümü.400 senelik bir gelişmişliği olan Burjuva sınıfı en güçlü sınıf olarak kendisini göstermiş ve Fransız devrimini de bu sınıf yaratmıştır.Yasama Meclisi,” Ancien Régime”/Eski Rejim/’i değiştirmek üzere toplanmıştı.Meclisi oluşturan sınıflar arasında anlaşmazlık çıktığında,16’ıncı Louis Yasama Meclisini  dağıtmıştı.Serment de jeu de paume!”/Elma oyunu/ salonunda toplanan Meclis,Kralın tutumu nedeni ile birleşmişti. Yasama Meclisi de Assemble Constitityonel/Kurucu Meclis/ olarak adını değiştirmişti.09 Temmuz 1789,28 Ağustos 1789’da;Kurucu Meclis; İnsan ve vatandaş hakları bildirgesini yayımlayarak tüm insanlığı uyandırmıştı. Fransız devrimi,dünya’ya Özgürlük,Eşitlik,Kardeşlik ve Milliyetçilik fikirlerini yaymıştı.Osmanlı’nın yıkılma süreci de böylece başlamıştı.

         İki senelik bir çalışmadan sonra, Kurucu Meclis’in ortaya koymuş olduğu anayasa 14 Eylül 1791 tarihinde16’ınci Louis tarafından onaylanarak yürürlüğe konmuştur. Ulusal Egemenliğe dayalı olarak kabul edilen bu meşruti anayasaya göre; Kral, yürütme gücünün başında yer almaktaydı. Anayasayı yaptıktan sonra, Görevi sona eren Kurucu Meclis kendini feshederek, yeni seçimlere gidilmiş;745 üyeli Yasama Meclisi oluşturulmuştur.

         Prusya ve Avusturya’nın Fransa’ya saldırmaları üzerine Verdün ve Valmy muharebeleri yapılmıştı.16’ıncı Louis Prusya’ya kaçarken kendisini tanıyan eski bir Muhafız askerinin ihbarı ile yakalanarak Paris’e getirilmişti. Kralın ihanetlerinin ortaya çıkması üzerine de, 1792/1804,Meşruti Krallığa son verilerek Birinci Fransız Cumhuriyeti ilan edilmiştir. İşçilerin giymiş oldukları Üç renkli pantalonlardan örnek alınarak Kırmızı; Beyaz ve Mavi renkli Fransız Cumhuriyeti bayrağı oluşturulmuş; bunun Özgürlük,Eşitlik ve Kardeşliği temsil ettiği de vurgulanmıştı.16 Louis ve Kraliçe Marie Antuvanet vatana ihanetten Giyotinde can vermişlerdi.Fransa uzun bir süre karışıklık,İmparatorluk ve Restorasyon dönemlerini yaşadıktan sonra da,İkinci Dünya Savaşı sonunda tekrar cumhuriyet yönetimine dönmüştü.Fransız “Milli Kurucu Meclisinin” 29 Eylül 1946 tarihinde kabul ettiği Dördüncü Cumhuriyetin anayasası,13 Ekim 1946 tarihinde de Fransız halkı tarafından referandum ile kabul edilmiştir.

         Anayasa hukukunda; anayasaların Kurucu Meclisler tarafından yapılması öngörülmektedir. İkinci Dünya Savaşından yenik çıkan Japonya’nın anayasasını da Dokuz Amerikan subayı ve bir Japon’dan oluşan özel bir komisyon hazırlamıştır. Amerikan anayasasını da İngilizlere karşı ayaklanmış olan Kolonilerden seçilmişler yapmıştır.

                   5’inci Fransız Cumhuriyetinin Anayasası.

         Bu anayasaya De Gaule anayasası da denir. Fransız Ulusal Kurucu Meclisinin hazırlamış olduğu bu anayasa da 04 Ekim 1958 tarihinde kabul edilerek Fransız halkının kabulü ile yürürlüğe girmiştir. Başlangıç kısmı bizim anayasamıza da örnek olmuştur. Görelim:

         “Başlangıç, Fransız halkı 1789 Beyannamesinde tanımlanan, 1946 anayasasının başlangıç kısmında teyit edilip tamamlanan insan haklarına ve milli egemenlik ilkelerine ,aynı şekilde /ek/2004 Çevre Şartında belirtilen hak ve ödevlere bağlılığını ihtişamla ilan eder.Bu ilkeler ve hakların kendi kaderini serbestçe belirlemesi esası gereğince Cumhuriyet,kendisine katılma iradesini beyan eden denizaşırı ülkelere özgürlük,eşitlik ve kardeşlik ortak idealine dayanan ve bu ülkelerin demokratik gelişmelerini sağlayacak yeni kurumlar sunar.

         Madde1-“Fransa, bölünmez, laik, demokratik sosyal bir Cumhuriyettir. Köken, ırk veya din ayrımı yapmaksızın, tüm vatandaşların yasa önünde eşitliğini garanti eder.Her inanca saygılıdır.                                                                                              İdare yapısı yerinden yönetim esasına dayanır. Kadınlar ve erkeklerin seçimle gelinen görev ve mevkilerin yanı sıra mesleki konumlara

 ve sosyal sorumluluklara eşit şekilde erişebilmeleri, kanunla teşvik edilir.”

         Başlık I,

         Egemenlik

         Madde-2”Cumhuriyetin dili Fransızcadır. Ulusal simge, mavi, beyaz ve kırmızı renklerden oluşan üç renkli bayraktır. Ulusal Marş Marsillaise’dir. Cumhuriyetin veciz ifadesi”Özgürlük, Eşitlik, kardeşliktir.”Cumhuriyetin ilkesi;”Halkın, halk tarafından ve halk için yönetimidir,”

         Madde-3-“Ulusal egemenlik halka aittir, bunu temsilcileri aracılığıyla ve halk oylaması yoluyla kullanır. Halkın hiçbir kesimi veya hiçbir fert egemenliğin kullanılmasını kendisine mal edemez. Anayasada öngörülen koşullar dâhilinde seçimler tek dereceli veya iki dereceli olabilir. Fakat daima genel, eşit ve gizlidir. Yasanın belirlediği koşullar çerçevesinde, reşit olan, medeni ve siyasal haklarını kullanabilen kadın-erkek her Fransız vatandaşı seçmendir.”

         Madde-4-“ Siyasal parti ve siyasal gruplar oy vermenin tecellisine katkıda bulunurlar. Bunlar, serbestçe kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar. Ulusal egemenlik ve demokrasi ilkelerine saygı göstermek zorundadırlar. Şartları yasayla belirlenen 1’inci maddenin ikinci fıkrasında belirlenen ilkenin uygulanmasına da katkıda bulunurlar. Farklı fikirlerin ifade edilebilmesi ve siyasal partilerin ve siyasal grupların Ulusun demokratik hayatına eşit şekilde katılabilmesi kanunlarla garanti edilir”.

                            TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASALARI:

         Hangi İslam ülkesi anayasa ile yönetilmiştir ki Osmanlı Devleti de anayasa ile yönetilmiş olsun?1808 senesindeki Sened’ittifakı 03 Kasım 1839’daki Tanzimat fermanı izlemişti. Avrupa devletlerinin baskısı üzerine de 1856 Islahat Fermanı iyileştirme yönünde atılmış bir adımdı. Osmanlı devleti, 23 Aralık 1876 tarihine kadar Mutlak bir Despotlukla yönetilmiştir.Halbuki İngiltere, 15 Haziran 1215 tarihinden beri anayasal bir metne sahipti! “Magna Karta libertatum!”Her türlü yeniliğe yöneliş büyük saydığı Hıristiyan devletlerin baskısı ile olmuştur. Dinin başında bulunan Şeyhülislam Padişahın kafasını kopartacağı devlet adamlarının öldürülmesine dair fetvalar vermekteydi!Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki tüm anayasalarımız dış baskı üzerine değil de Egemen güçlerimizin ileriye dönük iradeleri üzerine hazırlanarak kabul edilmiştir.Bünyelerin böbrek taşlarını yaptığı gibi;derin uykularını sürdürmekte olan halkımızın vurdumduymazlığı da Kabakçı Mustafaları ve Damat Mehmet Ferit Paşaları  yaratmaktadır.

         Mirliva Mustafa Kemal, bir Osmanlı görevlisi olarak Anadolu’ya çıktıktan sonra, Ulusal Kongreler ve Genel seçim sayesinde de Juris konumuna geçerken İstanbul’daki Padişahlık yönetimi de İhanetlerin ve İşgalcilerin desteğinden güç alan de facto durumuna düşmüştü. İstanbul’dan kaçan milletvekilleri ve yeni seçilenlerle Ankara’da bir Parlamento da açılmıştı. Başkanlığına seçilmiş olan Mustafa kemal’in.”Salahiyeti Fevkaladeye Malik Bir Meclistir! Olarak adlandırmış olduğu bu Meclis bir Kurucu Meclisti. İlk olarakta Yeni bir Teşkilatı Esasiye Kanunu ile Hıyaneti Vataniye Kanununu yasalaştırarak yürürlüğe koymuştur. İstanbul Hükümetinin ekleri ile birlikte 23 Aralık 1876 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu da zımnen yürürlükten kaldırılmıştır.

         “Teşkilatı Esasiye Kanunu”

         Cerideyi Resmiye:1-7 Şubat 1337(1921)

         Kanun numarası:85

         Madde 1-Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.”

         Madde 2-İcra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegâne ve

Hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder”.

         Madde 3-“Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi hükümeti ünvanını taşır.

                            İKİNCİ ANAYASAMIZ

         Lozan Antlaşmasından sonra; Birinci Büyük Millet Meclisi kendisini lağvederek İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi teşekkül ettirilmiştir. Tabii Hukuk prensiplerine göre hazırlanmış olan yeni anayasamız da 491 numara ile 24 Nisan 1340/1924/ tarihinde kabul edilmiştir. R.G:24 Nisan 1340(1924),Düstur No:Tertip 3,Cilt 5,s.576.105 maddeden oluşan bu Anayasamızın 104’üncü maddesiyle de Osmanlı Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 85 numaralı Teşkilatı Esasiye Kanunu  sarahaten yürürlükten kaldırılmıştır:

“Made104-“1293 tarihli kanuni esasi ile mevaddı muadelesi ve 20 Kânunisani 1337 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ve müzeyyelât ve tadilâtı mülgadır.”

         İkinci Dünya Savaşından sonra dünyamız bloklara ayrılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti de Batı Bloğunu seçmişti. Çok partili genel seçimler yapıldıktan sonra; demokrasi vaadi ile iktidar olan DP. iktidar hırsı ile diktaya yönelmişti. Anayasamız da Türkiye Cumhuriyetine dar geldiği halde anayasaya bakan da yoktu.27 Mayıs 1960’tan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri yeni bir anayasa yapmağa koyuldu. Yasama Yetkisi Milli Birlik Komitesinde olduğu halde; anayasa yapmak için evrensel anayasa hazırlama yoluna girildi. Prof.Dr. Turhan Fevzioğlu bir Kurucu Meclis mevzuatı hazırladı, Kurucu Meclis seçimleri yapıldı.

     TBMM 1961 Kurucu Meclisi


Vikipedi, özgür ansiklopedi

ALINTIDIR!

TBMM 1961 Kurucu Meclisi, 27 Mayıs Darbesi sonrası başta 1961 Anayasası'nı yapmak için 6 Ocak 1961-24 Ekim 1961 tarihleri arasında toplanmış özel yasama meclisidir. Başkanlığını Em. Orgeneral Kazım Orbay yapmıştır.

6 Ocak 1961'de toplanan Kurucu Meclis aynı zamanda yeni inşa edilen üçüncü Meclis binasının açılışını yaptı ve buradaki ilk oturumu gerçekleştirdi. Bu meclis binası 1998'de yapılan düzenleme ile günümüzde de kullanılmaktadır.

Konu başlıkları


Kuruluşu                                                    


Yeni anayasayı yapmakla görevlendirilen "Kurucu Meclis", MBK ile Temsilciler Meclisi'nden oluşmaktaydı. Temsilciler Meclisi genel oya dayalı bir seçimle kurulmuş olmamakla birlikte, temsil niteliğinin geniş tutulmasına çalışılmış bir organdı. İllerin, siyasi partilerin ve çeşitli kuruluşların (barolar, basın, esnaf ve gençlik kuruluşları, sendikalar vb.) MBK müdahalesi olmaksızın doğrudan seçtiği üyeler bu meclis içinde çoğunluğu oluşturmaktaydılar. Anayasa yapımı süreci içinde Meclisin her iki kanadı arasında anlaşmazlık çıkması halinde de ağır basacak olan Temsilciler Meclis’iydi. Ne var ki, Kurucu Meclis yasasında yer alan bir kural uyarınca mahkeme kararıyla kapatılmış olan DP üyelerinin bu mecliste temsil edilmeleri engellenmişti. Böylece ülkede önemli bir gücü temsil eden siyasal kadrolar Temsilciler Meclisi'nden dışlanmış olmaktaydılar. Bu durum demokratik anlayış açısından bir sakınca oluşturmakla birlikte, Temsilciler Meclisi'nin CHP eğilimli bir kentli-aydın üstünlüğüne sahne olmasına da olanak vermiştir. Mecliste CHP dışında temsil edilen öteki parti ise Osman Bölükbaşı liderliğindeki Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisiydi.

Temsil eksikliğinin anayasa bakımından ortaya çıkarabileceği sakıncayı önlemek için, Kurucu Meclisin kabul edeceği anayasa metninin bir de halkoyuna sunulması düşünülmüştü. Anayasanın belli bir tarihe kadar tamamlanamaması ya da halkoyunda reddedilmesi halinde ise, bu kez genel seçimle oluşacak bir Temsilciler Meclisi'nin göreve çağrılması öngörülmekteydi. 9 Ocak 1961 günü seçilen Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun hazırladığı tasarı üzerindeki görüşmeler yeni anayasanın 27 Mayıs 1961 günü Kurucu Meclisçe kabul edilmesi ile tamamlandı. Tasarının Temsilciler Meclisindeki görüşmelerinde hayli gergin tartışmalar yaşandı. Aşağı yukarı aynı görüşleri paylaştığı düşünülen bu meclisin üyeleri arasında, ekonomik ve sosyal konularda önemli görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Özellikle çiftçinin topraklandırılması ve ormanların devletleştirilmesi gibi amaçlarla özel mülkiyetin sınırlanması konusu ateşli tartışmalara konu oldu. Bir başka deyişle, 1960 sonrası Türkiyesinde görülen sol-sağ kutuplaşmasının, yani toplum yapısını değiştirmek isteyenlerle istemeyenlerin birbirlerinden ayrılmaya yönelmelerinin ilk ipuçları Temsilciler Meclisi'nde yaşandı. İki meclis, anayasa mahkemesi, yargı bağımsızlığı gibi kurumsal çözümlerde ise görüşler birbirine çok daha yakındı. Anayasa çalışmaları sırasında Kurucu Meclisin iki kanadı arasında önemli sayılacak görüş ayrılıkları da ortaya çıkmadı. Bir başka deyişle, bir askeri müdahale sonucu yapılmış olmasına karşın, 1961 anayasasına damgasını vuran "sivil" güçler olmakta, Kurucu Meclisin "askeri" kanadının da bu güçlerden farklı bir çizgide bulunmadığı gözlemlenmektedir.[1]

Üye Listesi[2]


Devlet Başkanı Temsilcileri



Milli Birlik Komitesi Temsilcileri



Bakanlar Kurulu Üyeleri



CHP Temsilcileri



CKMP Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Barolar Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Basın Temsilcileri



Eski Muharipler Birliği Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği
Veysel Soyer (Üyeliği YSK iptal edilmiştir)

Gençlik Temsilcisi


Milletvekili
Temsil Ettiği

İşçi Sendikaları Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Odalar Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Öğretmen Teşekkülleri Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Tarım Teşekkülleri Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Üniversite Temsilcileri



Yargı Organları Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

İl Temsilcileri


Milletvekili
Temsil Ettiği

Anayasa Komisyonu Üyeleri


Sadık Aldoğan
Nurettin Ardıçoğlu
Hazım Dağlı

                          

Danışma Meclisi


12 Eylül 1980,TSK’NIN Anayasa hazırlatması


Vikipedi, özgür ansiklopedi, Alıntı.

Danışma Meclisi (DM), 12 Eylül 1980 Darbesi'nden sonra, Milli Güvenlik Konseyi'yle (MGK) birlikte, 1982 Anayasası'nı hazırlamak için kurulan Kurucu Meclis'i oluşturan iki organdan biri.
Milli Güvenlik Konseyi'nin (MGK) çıkardığı 29 Haziran 1981 tarihli ve 2485 sayılı Kurucu Meclis Teşkili Hakkında Kanun'a göre, Kurucu Meclis iki ayrı organdan oluşuyordu; MGK ve DM./DANIŞMA MECLİSİ/ Yasama organı işlevi taşıyan DM'NİN, doğrudan yasa önerme yetkisinin yanı sıra, MGK'NİN gönderdiği yasalar üzerinde değişiklik yapma yetkisi de vardı. Ama kabul ettiği yasa ve kararların kesinleşmesi MGK'nın onayına bağlıydı. MGK ayrıca DM'NİN tatilde olduğu sürelerde ve "gerekli görülen hallerde" yasama yetkisini doğrudan kullanabiliyordu.

160 üyesi olan DM'NİN üyeleri iki gruptan oluşuyordu. Her ilde vali o ilden DM'YE girecek üye sayısının üç katı sayıda aday saptıyor. MGK'NİN bu adaylar arasından seçtiği 120 üye DM'YE katılıyordu. İkinci grup, MGK'nın atadığı 40 üyeydi. DM'YE üye olmak için, yükseköğrenim görmüş, 30 yaşını bitirmiş ve 12 Eylül 1980'den önce herhangi bir siyasal partiye girmemiş olmak gerekiyordu. Ama MGK'NİN doğrudan atadığı üyeler için yükseköğrenim kaydı yoktu. 15 Ekim 1981 tarihinde üyeleri belirlenen DM'NİN en yaşlı üyesi Sadi Irmak (77), en genç üyesi Pamak’tı (31), yaş ortalaması da 52 idi.[1]

DM, 23 Ekim 1981'de açıldı ve başkanlığına Sadi Irmak seçildi.[2] Danışma Meclisi'nin önemli görevleri arasında, yeni bir anayasa ile siyasi partiler ve seçim yasalarının hazırlanması bulunuyordu. 20 Kasım 1981'de iç tüzüğünü hazırladıktan sonra anayasa hazırlama çalışmalarına başladı. Yeni anayasanın hazırlanması için DM İstanbul üyesi olarak görev alan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında 15 üyeden oluşan bir Anayasa Komisyonu oluşturuldu.[3] 8 aylık çalışma sonunda komisyonun hazırladığı anayasa tasarısı 17 Temmuz 1982 tarihinde Danışma Meclisi Başkanlığı'na sunuldu.[4] Meclis bu taslak üzerinde yaptığı görüşmelerden sonra 23 Eylül 1982'de bir anayasa metni hazırladı. Bu anayasa metni MGK'YA sunuldu. MGK’NİN yaptığı değişikliklerden sonra 7 Kasım 1982 halkoylaması ile kabul edildi.

DM üyelerinin geleceğe yönelik siyasal girişimlerde bulunmasını önlemek amacıyla ileride siyasi parti kurucusu olamayacakları hükme bağlanmıştı. Ama sonradan bu hüküm kaldırıldı. DM üyelerinin birçoğu, yeni siyasi partilerin kuruluşuna katıldılar ve önemli görevler üstlendiler. Anayasa'nın geçici 3’üncü  maddesi gereğince 6 Kasım 1983 genel seçimlerinden sonra yeni parlamentonun göreve başlaması ve başkanlık divanını seçmesiyle DM'NİN hukuksal varlığı sona erdi (1 Aralık 1983).

         1961 anayasası, Büyük Hukukçu Ordinaryüs profesör Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun eseridir. Medeni hukuk Profesörü olduğu halde; daktilosunu alarak Uludağ’a çıkmış ve o görkemli anayasamızı hazırlamıştı.Bu anayasamıza göre Anayasa mahkememizin içtihat kararları 1982 anayasamızla etkinliğini yitirmişti.1961 anayasamızın hazırlanışı ve hürriyetler bakımından taşıdığı özellikler çağ üstü bir değerdeydi.Bu anayasamızın Başlangıç kısmı da anayasamıza dahil edilmişti.Anayasamızın Başlangıç kısmı coşkulu ve lirik bir ifade taşımaktadır.”Kuvvetler Ayrımının ,devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,belli devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;”Vurgulanmıştı.

                            BİRİNCİ KISIM

                            Genel Esaslar

         I.Devletin şekli

         Madde 1-“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

         II. Cumhuriyetin nitelikleri

         Madde 2-“Türkiye cumhuriyeti, toplumun huzuru

,milli dayanışma ve adalet anlayışı  içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan ,demokratik,lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

        ııı. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti


        Madde 3-Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.


        Milli marşı “İstiklal Marşı’dır.


        Başkenti Ankara’dır.


        IV. Değiştirilemeyecek hükümler


        Madde 4-Anayasanın 1’inci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’inci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”


        Tabutunun üstüne nebati yazılı bir bez örttüren Erbakan, yalınız bu dördüncü maddenin kaldırılması için çok uğraşmıştı;ama cenazesi kaldırıldı.1961 anayasamızın 154’üncü maddesinde düzenlenen İnkılâp kanunlarının korunması aynen 174’üncü maddeye alınmıştır.


            Yeni Anayasalarımızla Kazanılmış Haklarımız. Hiç tarih okumamışların tarih üzerine;hiç anayasa okumamış ve anayasa metnini de görmemişlerin anayasalar üzerine tartıştıklarına çok tanık olmuştum.


Fikren ve kişilik olarak gelişmemişlerin” gelenlerin keyifleri üzerine geçmişe sövdükleri ülkemizin ezeli en gerçek bir gerçeğidir.


        1-Siyasi Partiler,56-57 Maddeler.


        2-Kanun Hükmünde kararname,64’üncü madde.Osmanlı Döneminde bunlara kanun’u muvakkat” ya da Nizamname denilirdi.Asar’ıAtika Nizamnamesi gibi.


        3-Milli Güvenlik Kurulu Md:111


        4-Bakanlıkların yönetmelik çıkarma yetkileri,


        5-Üniversitelerimiz md.120 Özerkliğe kavuşturulmuştur.


        6-TRT: md.121,


        7-Kalkınma planı ve devlet planlama teşkilatı. md.129,


        8-Doğal zenginliklerimizin araştırılması, md.130,


        9-Ormanlar ve orman köylülerinin korunmasıi131,


        10-Yüksek Hâkimler Kurulu, md.143-144,sonra, HSYK OLDU.


        11-Anayasa mahkemesi,145-152


        12-Devlet denetleme Kurulu,


        13-Yüksek İstatistik Kurulu,


        14-Yüksek seçim Kurulu.


           


    


 

 

 



 

 

14 Kasım 2013 Perşembe

1181/KIRK KOCALI OROSPU ÇOCUĞU OLMAK!


                       

              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;14 Kasım 2013

                           OLMASAYDIN OLURDUK!”

Birisi bir itiraf’a başlamış ,hemen, sözünü tamamlamadan ayağa kalktık!NE OLURDUNUZ?”Sorusunu sorarak adamın itirafını tamamlamasına izin vermeliydik.Ne olacaklarını ben anlatmak zorunda da kalmazdım!Anlatayım:

Ülkemiz, Hıristiyan devletlerin işgali altına girerdi.Analarınızın üstünden de tüm Yabancı askerleri geçerdi.Kırk babalı bir OROSPU ÇOCUĞU olurdunuz!Ananız de evinizin önüne onur bayrağı asardı.

                                                                   

13 Kasım 2013 Çarşamba

1180/BİR İNSANIN ÖZGÜL AĞIRLIĞI, SOYUNUN İHANETLERİYLE DOĞRU ORANTILIDIR!


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;12 Kasım 2013

İNSANLARIN ÖZGÜL AĞIRLIKLARI                                         SOYUNUN İHANETLERİYLE ile DOĞRU ORANTILIDIR!                                                       Başsavcımız ve tüm erklerimizin sahibi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ımızın bir beyanatını ters yorumlamak cürümünü işleyen Bülent Arınç Beyimiz, Patronundan şamarı yediğinde, ağlamaklı bir yüzle:

“Benim özgül ağırlığım var!”Buyurdular.

Daha sonra da oturdular, ayrılmanın felaket getireceğini ve Anıtkabir gerçeğini görerek lambır-Lumurla olayı geçiştirmeye kalktılar. Yemezler İki Ortak, yemezler!                                                                                  Belki çoğumuz Özgül ağırlığın ne olduğunu ve nasıl hesaplandığını bilmezler; anlatayım:

Özgül Ağırlık: Fizik, bir cismin Bir santimetre küplük parçasının ağırlığına özgül ağırlık denir. Bu ölçü, insanlar için söz konusu edildiğinde de”Taşağı Altı okka!”Olarak söylenir. Biz, yine de Fiziki hesaba göre yazalım.

Sayın Bülent Arıncın hesabı gayetle doğrudur; o’nun özgül ağırlığı Patronu Sayın Recep Beyimizin özgül ağırlığına Beş basar: Anlatayım:

Bay Bülent Arıncın dedesi derviş Mehmet;Ulusal Kurtuluş Savaşımızda,Yunanlılara karşı Milis Gücü oluşturmak isteyen Parti Pehlivanın bu girişimini bir Şeyh olarak engellemiştir.Sonracıma;23 aralık 1930 günü;sabah namazında, Menemeni basarak Asteğmen Mustafa Kubilay Beyimizin başını bizzat bağ testeresiyle kesmiştir.Bu ihanetinden dolayı da maalesef!Asılmıştır.

         Sayın Bay Recep Tayyip Beyimizin dedeleri yalınız Mustafa Kemal’e, vergi vermemek için,isyan etmişler,Hamidiye Kruvazörümüzün salladığı üç mermi ile de teslim olmuşlardır.Sayın Recep Beyimiz de Bir Afganlı Anarşisin ve Türkiye Cumhuriyetinin 2.000.000.000.000 Lirasını deve yapan

Erbakan’ın rahleyi tedrisinden geçmiştir.Allah için söylemek gerekirse Sayın Bülent Arıncın Özgül ağırlığı Patronunkinden çok ağırdır.

         Adana’da bir Türk vatandaşına Gavvat!”diye saldıran Valinin Özgül ağırlığına ne denir! Sayın Recep Beyimiz,”hiçbir kimse bana

Valim Sayın Hüseyin Avni Coş’u yediremez!”Demiştir. Mümkün değildir Hüseyin Avni Coş’u yemeniz Sayın Bayımız; hazmettirmezler: İnternette bir gezinmenizle ihanetin özgül ağırlığına da ulaşmış olursunuz!Hüseyin Ani Coş’un özgül ağırlığı Türke ihanet babında hepsine nal toplatır.işte.
Yani İZMİR İŞGAL EDİLİRKEN 14 Mayıs’ta direnmeye gelen, işgali protesto etmek isteyen ve bir şeyler yapalım diyen GENÇLERE, “Damat Ferit Paşa’ya işgali bildirdim yarın öğleden sonra bana dönecek, herkes evine gitsin başının çaresine baksın” deme cüretinde bulunan İZMİR VALİSİ KAMBUR İZZET PAŞA…
Hani o İzmir’in işgalini KOLAYLAŞTIRAN İzzet Paşa…
Hani o İzmir’in işgal edildiği gün gazetelerde “İzmir’in Yunanlarca işgal edileceğine dair duyumlar külliyen YALANDIR” şeklinde bildirisi olan İzzet Paşa… İzmir’e İngilizlerin adamı olarak gönderilen eski Van Valilerinden Kambur İzzet Paşa korkmuş muydu? Yoksa kız kardeşinin evli olduğu NEMRUT MUSTAFA PAŞA gibi bir PLANIN içerisinde miydi?
Sanırım bu Kambur İzzet Paşa’nın, ilk Damat Ferit hükümetlerinin birinde İzmir işgali öncesi ADLİYE BAKANI olduğunu ve Damat Ferit Avrupa’ gezisinde iken (acaba ne için gitmişti merak konusudur) SADRAZAM VEKİLİ iken İŞGAL GÜÇLERİNİN BASKILARI SONUCUNDA (istekleri mi desek) İTTİHAT TERAKKİ hükümetleri tarafından çıkartılan KAPİTÜLASYONLARIN KALDIRILMASI ile ilgili TÜM yasaları LAĞV ettiğini yani kaldırdığını da bilirsek, bunun bir PLAN ÇERÇEVESİNDE olduğunu kolayca anlarız..
Hele bu Kambur İzzet Paşa’nın Türk vatanının parçalanması için Paris Konferansında kulisler yaparak teklifler veren SİYASAL Kürtçülerin elebaşı Bo Şerif/Beau Sherif-Güzel Şerif demektir.Bizim halkımız ona BOŞHERİF lakabını takmıştı/ Paşanın amcası olduğunu ve Abdülhamit devrinin Hariciye nazırlarından Kürt Sait Paşa’nın da kardeşi olduğunu bilirsek ve biraz önceki bilgiden de kız kardeşini Mustafa Kemal ve arkadaşlarını idama mahkum eden Kürt Nemrut Mustafa Paşa’ya verdiğini bilirsek HER ŞEY YERLİ YERİNE oturur..
Şerif Paşa’nın 1919 Mayısında Paris te İngiliz Büyükelçisine ‘’ Bağımsız bir Kürdistan’ın Emiri olma yükünü taşımaya gönüllü olduğunu’’ bildirmesinin ANLAMINI ÇÖZERSEK…..
Amiral Sir Robeck’in 2 Mart 1920’de Lord Curzon’a “…. İstanbul’daki Kürt Kulübü Başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa emrimizdedir” dediğini BİLİRSEK…..
Bir de Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa’nın İstanbul’daki KÜRT TEALİ CEMİYETİnin liderlerinden olduğunu UNUTMAZSAK……
Ha bir de Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa’nın, Ankara Hükümeti savaşı kazanıp ülkeyi YABANCI İŞGALİNDEN kurtarması sonrası tıpkı SİYASAL İSLAMCILAR gibi İngiliz kontrolündeki Kuzey Irak bölgesine gittiğini, Süleymaniye merkezli oluşmuş bir KÜRT HÜKÜMETİNE girip, EĞİTİM BAKANI olduğunu ve kardeşi Savunma bak

12 Kasım 2013 Salı

1179/SOYADI KANUNU!


  TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;11 Kasım 2013


ATATÜRK VE TÜRKLÜK DÜŞMANLARI, İHANETİ BIRAKINIZ DA ATATÜRK ADINI MUTLAKA KULLANMAK ZORUNDA OLDUĞUNUZU ARTIK ÖĞRENMELİSİNİZ, ZİRA BU BİR KANUN HÜKMÜDÜR!

            Gazi Mustafa Kemal, bir ayrıştırmanın aracı olacak en son kişidir!”10 Kasım 2013-Bay Recep Tayyip Erdoğan! Sayın Bay Erdoğan ve onun yalağından su içenler, özellikle Atatürk adını kullanmaktan çekinmektedirler. Kendileri, hukuk ve anayasa dışı bir öneri söz edildiğinde:”Herkesin uyması için bunu Meclisten geçirelim!”Demektedir. Meclisten geçirilecek hukuk dışı kararlar meşru yasa olarak kabul görür mü o başka konu. Sayın Büyükler, hacamat olduğunuz yetmez mi? Çatlasanız,patlasanız ve Dahili ve harici bedhahlarımızın gözünden düşseniz de ATATÜRK demek zorundasınız;zira bu bir kanun hükmüdür!Cehaletleriniz ve Türk ulusuna ihanetleriniz yetki gari!1960’tan sonra;”Komünizm ile Mücadele Dernekleri “ kurulmuştu.Rahmetli Cemal Gürsel bile bu derneği benimsemiş,Cennetmekan İsmet İnönü’nün uyarısı üzerine uyanabilmişti!Kayseri’de Komünizm ile mücadeleciler,hamamdan çıkan bir kadının fercinde komünist aramışlardı!Bunlar da Atatürk demeye kesinlikle yanaşmamışlar,Mareşal Mustafa Kemal Paşa unvanını yansıtan reklamlar yayınlamışlardı.Sayın Başsavcımızın! Atatürk sıfatını kullanmaktan çekinmesi de bu mirasın bir gereğidir.

                                       SOYADI KANUNU.

“21 Haziran 1934'te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı. Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktı.

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir.

1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da; "Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa" gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır. “

24 Kasım 1934 günü TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN toplantısında Malatya mebusu İsmet Paşa ve arkadaşları tarafından verilen şu önerge okunmuştur:

“BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA;”

“İlişik kanun teklifinin Yüksek Mecliste müzakeresini teklif ederiz”.

Kanun teklifi şudur: Madde- 1Kemal öz adlı Cumhurbaşkanımıza”Atatürk”soyadı verilmiştir. Madde 2-Bu kanun neşri tarihinden itibaren muteberdir.Madde3-Bu kanunun icrasına Yüksek Meclis memurdur.”

Kürsüye gelen İsmet Paşa şöyle konuşmuştu:”Arkadaşlar; Büyük Önderimiz Cumhurbaşkanımızın soyadı için bir kanun teklif ediyoruz.Düşünüyoruz ki,soyadı kanunu tatbik edilirken büyük Önderin taşıyacağı adı tayin Büyük Millet Meclisinin borcudur.Bu kanunda Atatürk adını teklif ediyoruz.İnanıyoruz ki,ulusun en değeri varlığı olan Cumhurbaşkanının adını söylerken derin saygı ve sevgi duygularımızı birlikte sezdirmiş olacağız.Alkışlar!Ve inanıyoruz ki,Atatürk adı ile büyük Türk Ulusu en büyük oğluna en yüksek saygılı hitabını yapmış olacaktır.Alkışlar.”BUNDAN SONRA KANUNUN TÜM MADDELERİ İTTİFAKLA VE ALKIŞLAR ARASINDA KABUL EDİLMİŞTİR!”25 Kasım 1974,Cumhuriyet gazetesi.

 

 

 

10 Kasım 2013 Pazar

1178/AT KADAR OLAMAMK!


                 TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;09 KASIM 2013.

        AT’A BAKIP TA UTANINIZ HALİNİZDEN!

         Yolumun üzerine dikilen yeni yetme ve Taze sakallı bir Görevli!”Doğrudan doğruya:”Osman Bey!”Deyince,bendeniz de:”Şişli!”Dedim.”Boşuna AKP aleyhine yazı yazıyorsunuz,gözlerinize,emeğinize zamanınıza yazık değil mi?”Buyurdu.Ve soluk almadan ezberlettiği gibi söylemini sürdürdü:”Tam onbir senedir bunlar iktidardalar!Bu gidişle…”Van Minüt!Dedim ve cebimden Sayın Başsavcımızın Türk Atından düşüş fotoğrafını çıkartarak gösterdim:”Ne varmış bunda?Bir kaza.”Dediğinde de lafımı suratına yapıştırdım:”Ulan Olum;Atın bir saniye sırtında olmasına tahammül edemediğini Onbir senedir sırtında taşımak övünülecek bir durum mudur?Dediğim de:”Ya nedir?”Dedi.”Eşeklere hakaret olmasın ama ,Eşeklik!”Dedim ve resmi de eline tutuşturdum ve ileri doğru yürüdüm o salak ta yolun sağ tarafında kalakaldı!

 

8 Kasım 2013 Cuma

1177/CENNETTE HURİ,GILMAN VE DAHİ KADIN HESABIMIZ!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;08 Kasım 2013

 Efendim; Günlük ibadetini yapan bir Müslüman Erkek’e, öteki âlemde 72 kadın,100 Huri ve 100’de Gılman var imiş! Sakallı bir Uğursuza göre de bu sayı fazla ibadet edenler için artırılırmış! Siz, üşenmeden kullanılan Hurileri hesaplamışsınız!Gılmanlar için de aynı miktar çıkar.Kadınlar içinse Huriler için çıkacak sayının Yüzde yetmiş ikisini hesaplamak gerekecektir.Cennette plastik Kadın,Huri ve de Gılman fabrikası mı vardır!Gılmanlar bir kenara koyalım;Kadınlardan ve Hurilerden doğacak çocuklardan dem vuran Ulemamız da yok.Cennette kondom fabrikası mı var!Yoksa Müslüman Erkekleri hep kurusıkı mı atarlar?Oncak Huri Gılman ve de KADINCIKLARLA BOŞUNA MI YATARLAR!YOKSA BİZİM ULEMALARIMIZ,ÖLÜMÜ CAZİP KILMAK İÇİN Mİ PALAVRA ATARLAR!

Kimden:
T. C. - Nihal Gülbahar (nihalgulbahar@gmail.com) adına ozel-buro@yahoogroups.com Bu gönderen güvenli gönderenler listenizde var.
Gönderme tarihi:
08 Kasım 2013 Cuma 02:44:31
Kime:
Ozel-Buro@yahoogroups.com

 

 
Şimdi hep beraber basit bir hesap yapalım:
İslamiyet’in kabulünden bu yana 1400 sene geçti. İnsan ömrünü ortalama 60 yıl olarak alırsak, bu 23 nesil demektir.
Şu anda dünyada 1,5 milyar Müslüman olduğu belirtiliyor. Bu sayı, nesiller boyunca artmıştır doğal olarak...  Ama diyelim ki ortalama 500 milyon kişi olsun. O zaman dünyadan gelmiş-geçmiş Müslüman sayısı 11.500.000.000 kişi oluyor.
Demek ki bu gün kıyamet kopsa, bu 11.500.000.000 kişi sırat köprüsünden geçecek ve kimin cennete, kimin cehenneme gideceğine hükmedilecek.
Diyelim ki bunların %90’ ının cennete gitmelerine hükmedildi; O zaman toplam 10.350.000.000 kişi cennete gidecek demektir.
Bunların her birisine günde 72 Bakire Huri verileceğine göre bu, kaçınılmaz olarak günde 745.200.000.000 bakireye ihtiyaç olacak demektir.
Bakireler ilk kullanımdan sonra bakire olmayacaklarına göre, beher cennetlik mümine her gün taze bakireler verilmesi gerekecektir...
 
Bu da, ayda 22.356.000.000.000 (Yirmi iki trilyon üçyüzellialtı milyar) bakire demektir. Bunu da yıla vurursak, 30 katrilyona yakın bakire huri stokuna ihtiyaç olacağını aşikârdır.
Bu daha yıllık ihtiyaç
Ahiret hayatının sonsuz olduğu düşünüldüğünde, varın siz hesaplayın artık Cennette gerekecek huri sayısını...
Şimdi şunu diyenler olabilir: "Bakirelerin bakirelikleri her seferinde tamir olunacak, ayni huriler ertesi gün de ter-ü taze bakire olarak hizmete devam edecekler"...
Yemezler! Hangi mümin müstamel bakire ister, hem de Cennet-ül âlâda?!
Ama Allah her şeye kâdirdir, o isterse her şey olur...
Siz yeter ki AKP'ye oyverin! --
NE MUTLU "TÜRK'ÜM" DİYENE!
Mustafa Kemal ATATÜRK
"Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin  mesuliyetine ortak sayılır."    
Mustafa Kemal ATATÜRK
 
 
 
 
 
 
 

 

7 Kasım 2013 Perşembe

1175/YILDIRMAKTAN YILDIRIM!


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR:06 KASIM 2013
                               BİR DAKİKA FEKKİ SİLİVRİYE MUCİPTİR!

 BAŞVEKALETİCELİLESİNDEN!

YILDIRMAKTAN YILDIRIM!

 Önemine binaen; tüm valiliklere, belediye başkanlıklarına ve köy muhtarlarına ve dahi Mezarlıklar Müdürlüklerine, TÜM HASTANE BAŞHEKİMLİKLERİNE yazılmıştır:

         1-“BUNDAN SONRA; BİR BATINDA, HAZRETİ HAVVA ANAMIZ ÖRNEK ALINARAK ,BİR KIZ VE BİR ERKEK ÇOCUK İKİZİ DOĞURULMAYACAKTIR.İKİZLERDEN İKİSİ DE AYNI CİNSTEN OLACAKTIR!BU EMRİME DE UYULMAZSA UYMAYANLARA ÖNCE PAKET YİYECEK VERİLMİYECEKTİR.SONRA DA SİLİVRİYE SEVKEDİLECEKTİR!

         2-MEZARLIKLARA BİR KADIN VE BİR ERKEK MEZARI, ZİNHAR YANYANA KAZILMAYACAKTIR. KIZ VE ERKEK İKİZİ DİYE GAZETELERE DE YAZI YAZILMAYACAKTIR. GEREĞİNİ ÖNEMLE İZLETTİRECEĞİMİ BİLMENİSİ BAŞNAMUSLUNUZ OLARAK İSTERİM.

 


 

3 Kasım 2013 Pazar

1176/DİN ULULARININ HAREMLERİ!


 

                          DİN ULULARININ HAREMLERİ.


OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;21 Ocak 2011./10 Haziran 2013.
VE İHANETLER SÜRDÜKÇE!
                Hiç tanımadığım Adamın birisi, elinde Türkçe Kuranı Kerim, bana göstereceği ayetinin de altını çizmiş, önümde dikildi!”Şu ayeti bir oku ve benim sorularıma da doğru yanıt ver!  Her kime size soracağım soruyu sorsam yanıt alamıyorum!”Dedi.
”İmamlara da sordunuz mu?”Dediğim de, elini ensesine doğru sallayarak,”hemen, hemen hepisi de AKP’NİN doğrultusunda!”Dedi.”Ben, hiç camiye de gelmedim, ilahiyat ta okumadım, neden ille de ben?”Dediğimde çok ilginç bir yanıt aldım:”Sizin camilere gitmeye ihtiyacınız yok. Biz, sizi çok iyi biliyoruz ve tanıyoruz. Hatır, gönül için de iş yapmadığınızı da biliyoruz. Doğru kabul ettiğinizden hiç korkmadan ayrılmazsınız!”Dedi.4’üncü Nisa suresinin 3’üncü ayetini yüksek sesle okudum:”Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan İKİŞER; ÜÇER, DÖRDER nikâh edin, eğer bu suretle adalet yapamayacağınızdan korkarsanız,o zaman bir tane veya milkiniz(kendinize ait birer)cariye alın-ağmamanız(zulmetmemeniz)için bu daha muvafıktır-ve alacağınız kadınlara mehirlerini efendice verin;şayet ondan birazını kendileri gönül hoşluğuyla bağışlarlarsa ,onu da içinize sine,sine yeyin!”ELMALILI Hamdi Yazır,Kuranıkerim ve izahlı meâli.

        “Müslümanların inancına göre bu ayeti Allah, Hz.Muhammed’e göndermiş! Siz, Hz. Muhammed’in 24 karısının adlarını da yayınladınız. Sonra;Osmanlı Saraylarında olsun,diğer Müslüman hükümdarının saraylarında olsun,bu denli çok kadın ve cariyeler NEDEN BU AYETE AYKIRI OLARAK ÇOKTUR?”

        “Beyefendi, ben sizin aklınızı daha çok karıştıracağım. Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname’nin yazarı, beş kadınla evlendiğin de bu ayeti ileri sürenlere, bu beş kadınla evlenmem tamamen dinimizin emrine göredir,amma bunun sebebini siz anlayamazsınız!”Buyurmuştu!

Öce iki ayete bakalım, dedim ve42’inci Şura suresinin 72inci ayetini okudum:”Ve işte böyle sana-Muhammed’e-Arabî bir Kuran vahyetmekteyiz ki Umm’lul Kura’yı(Mekke şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-onda şüphe yok;bir fırka cennet’te ,bir fırka sair’de(çılgın ateş içinde)Elmalılı Hamdi Yazır.S.G.K.s.482.

Maide 5’inci sure 67’inci ayet:”ey Resul! Rabbinden  sana indirileni tebliğ et.Eğer bunu yapmazsan O’NUN vermiş olduğu peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun.Allah seni insanlardan korur.Allah,küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez!”

KURAN’I Kerim, önce Mekkelileri sonra da Medinelileri kapsamına aldı. Daha sonra da istila ettiği üstün kültürlü Ulusları da kapsamına zorla sokmak istedi ve Kuran patladı, değişik kültürlü Arap toplumlarında mezhepler ortaya çıktığı gibi İslamlaştırılmış başka uluslarda da tarikatlar, cemaatler ve Hz. Muhammed’in sidiğini lıkır, lıkır içirten  Sakalı Hocalar meydana atıldılar. Halk cahil bırakıldıkça din de katılaştı ve masallaştı! Kurandaki dar çerçeveyi yalan ve yanlış hadislerle genişletmeye çalıştılar. Değişik inanç grupları bitmeyen ve hâlâ da sürdürülen kanlı bir savaşa tutuştular. Müslümanlık kadın düşmanlığına ve Cennet vaadine gelerek dayatıldı. Bu dünya’da yasak sayılan her insani davranış cennetle misli ile insanlara VAAT EDİLDİ.Akdeniz bölgesindeki Üç büyük dinin de Allahı aynı Allah olduğuna göre;neden Üçünün de kuralları birbirine ters ve biribirine düşman!İki dindeki kadınlara erkeklerin haklarını veren ve tek eşliliği emreden Allah,insanlık ilerlediği halde,İslam dinini erkek dini olarak nasıl emreder!Görülen odur ki;her milletin tanrısı ve peygamberi o milletin kültürü düzeyindeki kültüre ve bilgiye sahiptir!Son okuduğum ayette.”Rabbinden sana indirileni tebliğ et!İlahi emri var!Bizzat sen de uygula emri yok.”Onun için Hz. Muhammed’e sayısız Kadını kullanma yetkisi verilmiş sayılıyor.Padişahlar da Peygamber postunda oturduklarına ve kul taifesinden de olmadıklarına göre,zilullahi Ruyu zemin olarak canını istediği çocuk yaşındaki kızların da ırzlarına geçebilirler! “Tek kadın!” söylemi var ya, Eski Türklerde tek kadın evliliği vardı; biz, Mustafa Kemal sayesinde o geleneğimizi sürdürmekle yükümlüyüz!”Bakara/İnek/suresinin 25’inci ayetinde cennette de tek eşlilik anlatılmaktadır.95’inci Tin suresinin 5’inci ayetinde:”Gerçekten biz insanları noksansız olarak mükemmelen yarattık!”Söylemi vardır. Kadınlarımız Allah’ımıza en yakın insanlardır…”Dedim birçok konudaki sorularını yanıtladıktan sonra; adamcağızın yalpalayarak gidişini seyrettim. Adamcağız, geri dönerek,”bu konuştuklarımızı da o yazınıza ekleyerek yayınlarsanız sevinirim!”Demeyi de ihmal etmedi! Ben de,

“ size Büyük bir Türk filozofunun, hem de Seyyit olan RAHMETLİ CEMİL SENA ONGUNUN bir saptamasından da söz etmek istiyorum. Biraz daha oturmaz mısınız?”Dediğim de usulca yanıma oturdu.

“Ünlü Alman filozofu Wilhelm Frederik Nietzitch-Nişi-“Zerduş Böyle Buyurdu” adlı dev bir eser Yazmıştı. Türk Filozofu Rahmetli Cemil Sena Ongun da ona nazire olarak, o dinin tanrısının ağzından daha görkemli bir eser bırakmıştır:”Ahuramazda Böyle dedi!”Orada gerçeği öğrenmek için tanrıyı arayan 50 kişiden geri kalan Altı kişinin öyküsü anlatılmaktadır. Bu Altı kişi bir yere geldiklerinde parlak bir buluttan tanrısal bir ses yükselir:

        “Ey insanoğulları neye geldiniz?”Sesi duyanlar yere kapaklanırlar, meraklılardan en Genci,”gerçeği öğrenmek için size geldik!”Der ve susar. O ses daha da güçlü olarak:”Gerçek sizlerin gözü önünde ve ye yüzünde. EK./Jean Meslier

-Aklıselim1731,Le bon Sans / Sizler yaptığınız her kötü işi benim üstüme yıkan sizler, demediklerimi bana dedirten sizler, kuşlardan ve çocuklardan neden ibret almıyorsunuz? Ben kimseyi benim adıma konuşması için göndermedim,kimseye de elçilik vermedim.Sizi yarattığıma bin kez pişmanım ey insanoğulları!”Der ve ışıkta kaybolur;o altı kişi de korkudan bayılır.Ünlü Alman Şairi ve yazarı Goethe de;Genç Werther’in Acıları” adlı eserinde aynı tepkiyi ortay koyar:”İnsanlar,neden çocuklardan ve kuşlardan ibret almıyorları!”Ben sustuğumda,ol Adamcağız da sus ve pus olmuştu!

Söz vermiş bulundum bir kere, Ol konuşmamızı ekleyerek istemiş olduğu yazımı yeniden yayınlayacağım:

                        DİN ULULARININ HAREMLERİ!
           “Bu işte en hızlı ERKEK!17’inci asırda Kuzey Afrika’da yaşamış olan(667)çocuk sahibi bir İslam Sultanıdır! Sonra da(132) çocukla, beş Kardeş Katili, Yahudi Nurbanu’dan olma Üçüncü Murat gelir.”
En fakir harem sahibi de Cennet’te olduğu halde kendi, kaburgasından yaratılmış Havva ile iktifa eden Hz. Âdem Peygamberimizdir.”
Ostüzü.
       
Bendeniz çok derinlere ve gerilere inmeyeceğim.”Muhteşem Yüzyıl” filmi nedeniyle, gümbürtüsü çok çıkan kurusıkı tüfeklerle ateş edenlere de seslenmeyeceğim. Ha onlara seslenmişim, ha başkaları tarafından doldurulan kurusıkı tüfeklere seslenmişim. Bendeniz, aklı olan, araştıran ve bir sonuca varan bizim çağımızın Aydın insanlarına sesleneceğim.
          Hz. Davut, Golyat’ı sapan taşı ile öldüren koyun çobanı bir Yahudi’dir. Tevrat’a göre Tanrımız O’NA Peygamberlik vermiştir. İslam dini de böyle kabul etmektedir. Bir gün; sarayının balkonundan dünya güzeli bir kadını görür, ol kadını sarayına çağırarak onunla bir olur. Bu beraberlikten gebe kala ol kadın, cephede savaşan Hititli General Uria’nın karısıdır. Acele ile izinli olarak Kudüs’e çağrılan General Uria, karısı ile yatmadan cepheye savaşa döner. Yanında taşıdığı Hz. Davut’un mektubunu da Yahudi Başkomutanına verir. Bu mektupta; General Uria’nın savaşın en şiddetli yerine yalınız başına sürülerek öldürülmesi istenmektedir ve Uria öldürülür. Tevrat olayı böyle anlattıktan sonra:
28-“Ve Kral Davut cevap verip: Bat-Şeba’yı bana çağırın “ dedi. O’DA Kralın önüne geldi ve Kralın önünde durdu.”29- “ve Kral and edip dedi: Canımı bütün sıkıntılardan kurtaran hay olan RABBİN hakkı için” ,30”benden sonra mutlaka senin oğlun Süleyman Krallık edecek ve benim yerime tahtıma o oturacak, diye İsrail’in Allah’ı Rabbin hakkı için gerçek sana nasıl and ettimse, gerçek bugün böyle yapacağım.”Tevrat,1Kırallar 1, s.342.
“Süleyman onlara sevgi ile yapıştı.3”ve O’NUN-Süleyman’ın—(700) Yediyiz Karısı kral kızı olup(300) Üçyüz de cariyesi vardı”Tevrat,1Kırallar11, Bap11,s.356.
İSLAM PEYGAMBERİ HZ.MUHAMED’İN EŞLERİ VE HAREMİ!
                Hz. Muhammed’in eşlerinin sayısında anlaşmazlık var. Bu anlaşmazlığın nereden kaynaklandığını anlatmak istiyorum. Hz. Muhammed, Yeğeni Zeynep ile nişanlanmış olduğu halde evlenememişti. Zeynep Hz. Muhammed’in azatlı Kölesi ve Oğulluğu Zenci Zeyd bin Haris ile evlendirilmişti. Zeynep, Zeyd’in evde olmadığı bir zamanda Zeydin evine gelen Hz. Muhammed’in, çamaşır yıkamakta olan Zeyneb’e söylediği güzel sözleri /
Seni yaratan Allah’a kurban olayım!/övünmek için, Zeyd’e aktarması ile tatsız bir durum ortaya çıkmıştı. Hz. Muhammed, kendisine gelen Zeyd’e, Zeynep’te gözü olmadığını ısrarla söylemişti. Bu olay üzerine Kur’anı Kerim’in AHZAP Suresinin—33’üncü sure—37’inci ayeti nazil olmuştu. Bu ayeti Ünlü Din Bilginimiz Rahmetli Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’anı Kerim ve İzahlı Meali adlı eserinin 422’inci sahifesinden aynen alalım:
33/37–38-“Hem hatırla o vakit ki o kendisine hem Allah’ın in’am(ihsan) ettiği, hem senin in’am ettiğin kimseye Zevceni kendine sıkı tut(boşama) ve Allah’tan kork” diyordun, nefsinde Allah’ın açtığı şeyi gizliyordun, nasıl insanları sayıyordun; hâlbuki Allah kendisini saymanı daha gerekti. Sonra vakta ki Zeyd kadından ilişiğini kesti, biz o’nu sana terviç eyledik. Ta ki oğulların ilişiğini zevcelerinde müminlere bir darlık olmasın. Allah’ın emri de fiile çıkarılmış oluyor(gerçekleşiyor)”.-“Sonunda Zeyd eşi ile ilişkisini Zeyneb’i seninle evlendirdik. Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.”Ayetlerden çıkmış olan sonuç budur.
Araplarda üvey oğul da öz oğul gibi sayılıyordu. Bu ayetle oğlun boşadığı kadınla babanın evlenme yolu da açılmış oldu.
Zeyd’in boşadığı Zeynep ile evlenen Hz. Muhammed, Kölesi Baraka adlı Kadını da Zeyd ile evlendirdi. Ölümüne yakın Zeyd’in Baraka’dan olma 22 yaşındaki Oğlu Usame’yi Suriye’yi işgal edecek orduya Başkomutan olarak atadı.
Kur’anı Kerim’in 4’üncü Nisa Suresinin 3’üncü ayeti:
“Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kadınlardan İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla.”Âmir hükmü vardır. Zeynep ile evlenme ayeti nazil olduğunda, Hz. Muhammed ile evli bulunan 14 Kadın esas alınmaktadır. Aslında bu sayı 24’tür.
Bu ayetle nikâhlanacak kadın sayısı (4) ile sınırlanmıştır. Dörtten fazla kadınla nikâhlanmak ta mümkün görülmemektedir. Efendim; falan Hükümdar ya da filan Şeyh 12 karısını da nikâhladı derlerse, karşımıza bu ayeti kerime çıkmaktadır.
Şimdi de, Hz. Muhammed’in eşlerinin adlarını verelim:
1-*Hatiçe binti Huveylit, iki eşi de ölmüş,44 yaşlarında bir kadındı. Hz. Muhammed 25 yaşındaydı ve Hz. Hatice’nin ticaret işleriyle ilgileniyordu. İki Erkek ve 4 kızları oldu. Hz. Hatice 65 yaşında öldü. Çocuklarının adları:
1+Kasım,
2+Tahir, Tayyip, Abdullah,(Abu Manef).
1-Zeyneb,
2-Rukiyye,
3-Fatma,
4-Ümmü Külsüm.
Rukiyye, Hz.Muhammed’in amcası Ebu Lehep’in oğlu Utba(Otba) ile evlendirildi. Diğer Kızı Ümmü Külsüm de Ebu Lehep’in diğer oğlu Ukbe’ye verilmişti. Hz.Muhammed’in Müslümanlığı yayma girişimine öfkelenerek iki oğlunu da boşattı. Emevi Soyundan Osman önce Ümmü Gülsüm ile o öldüğünde de Rukiyye ile evlendi. Osman’ı öldürenler, Rukiyye’nin de iki parmağını keserek açık duran Kur’anı Kerim’in içine düşürdüler. Ayşe Tecimer’in çalınmasına adının karıştığı Kur’anı Kerim bu Kur’anı Kerimdir.
Amca Ebu Lehep’in Ümmü Külsüm ve Rukiyye’yi oğullarından boşatması üzerine de altı ayetli TEBBET SURESİ nazil olmuştur:
“1-Elleri kurusun Ebu Lehebin; zaten kurudu ya.”
“2-Ne malı kurtardı onu, ne kazandığı.”
“3-Alevli bir ateşe yaslanacaktır o.”
“4-Karısı da öyle.”
“5–6-Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden.”Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an-ı Kerim Meali,(Türkçe çevirisi).
14 yaşındaki Fatma da 20 yaşındaki Hz. Ali ile evlendirilmişti. Bu evlilikten de:
1-Hasan,
2-Hüseyin,
3-Muhsin(Muhassin),
4-Zeynep,
5-Ümmü Külsüm doğdu.
2*-Zem’a bin Kays bin Abdi Ved’l Vud’l bin Nasır’ın kızı Sevde; Hz. Hatice’nin ölümünden bir yıl sonra evlendi.(M.S.644’te öldü.)
3*-Hz.Aişe, Ebu Bekir’in kızı,(6) yaşında nişanlandı,(9)yaşında evlendi.680’de öldü. En önemli kaynak: Sahihi Buhari, Muhtasar, c.2.S.78.İmamı Gazali, İhya’u Ulum’it Din,1951 DİB. Tercümesi C.1.S.1451,
4*-Hz. Ömer’in kızı Hafize(Hafsa),M.S.605’te doğdu. İlk eşi Huneys Bedir’de Şehit olduğunda; Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir’e ve Osman’a Dul kalan kızını almasını söylediyse de onlar da bu teklife olumlu yaklaşmayınca, Hz. Muhammed ile evlendirildi.(644’de öldü?).
5*- Zeyneb,-yoksulların Anası Ümmü’l Mesâkin-İlk Kocası Abdullah Bin Ceys, Uhut Gazasında Şehit düşünce, Hz. Muhammed ile evlendi, evlendikten üç ay sonra da vefat etti.
6*-Ümmi Seleme; Babası Ümeyyet’ül Mahzûmi,-Ebu Ümeyye bin Mugire’nin Kızı- Annesi de Abdulmuttalib Kızı Atike’dir. Adı Hindidir. Ebu Seleme Uhut Gazasında yaralanarak öldüğünde Ümmü Seleme Hamile idi. Son derece Akıllı olup, Hudeybiye bunalımını bu Kadın çözmüştür. Hz.Muhammed’in eşlerinden en son ölendir.( M.S.685).
7*-Zeyneb; Esedoğullarından Cahş bin Ribab’ın Kızıdır. Annesi de Abdulmuttalib Kızı Meymûne’dir. Hz.Muhammed’in Yeğeni ve nişanlısıyken, Zeyd İbn’i Haris ile evlendirilmiştir. Kur’anı Kerim’in 33’üncü El-Ahzap Suresi,36-38’inci ayetlerinde anlatılan olayın kahramanıdır.28.29.38.39.50.51.52 ve 53’üncü ayetler de okunmalıdır derim!
8*-Cüveyriyye; Mustalak oğullarından, Musevilerin Reisi Haris’in Kızıdır. Aşireti basılarak Kays Bin sabit tarafından esir alındığında (13) Onüç yaşındaydı. Hz. Muhammed tarafından bedeli ödenerek satın alınmıştır. Gerdanlık olayının gerdeğe girme aceleciliği nedeniyle olduğu iddia edilmektedir. M.S.672’de vefat etmiştir.
9*-Ümmü Habibe, İsmi Remledir Ümeyye—Emevi—Oğullarının Reisi Ebu Süfyan’ın Kızı ve Ünlü Muaviye’nin de Kız Kardeşidir. Esedoğullarından Ubeydullah bin Cahş’ın Karısıydı. Habeşistan’a gitti. Cahş Hıristiyan olunca, boşanan Ümmü Habibe ile evlenmek için, Hz. Muhammed, Habeş Valisini vekil tayin ederek nikâhlarını kıydırdı. Habeşistan’da bulunan Hz. Ali’nin üvey Kardeşi Cafer Tayyar, yeni Gelini Medine’ye getirdi. Ümmü Habibe’ye Hz. Muhammed adına Amr bin Ümeyye-ül Mahzûmi dünürcü olarak gitmişti. Ümmü Habibe M,S.666’da vefat etti. Nikâhı bir Müslüman din adımı değil de Hıristiyan bir yönetici kıymıştı.21’inci asırda ve Laik Türkiye Cumhuriyetinde”Nikâhı imamlar kılsın” diye yırtınan İmamlıktan gelme Başbakanımızın kulakları çınlasın!
10*-Meymûne, Haris bin Hûz’un Kızı Hindi’den olma.
Birinci Kocasından boşanmış, İkinci Kocası da ölmüştü.658/673’te vefat etmiştir.
11*- Safiye, babası Nadiroğulları Reisi Ahtab oğlu Hayıy’dir. Annesi de Kureyza oğullarının Reisinin kızıydı. Hendek Gazasından sonra; Kureyza Yahudi Kabilesinin tüm Reşit erkekleri öldürülmüş, kadınları ve çocukları da esir olarak satılmıştı. İlk kocasından ayrılmış olan Safiye, Hayber Yahudi Kabilesinin Beyinin oğlu ile evlenmişti. Kayınbabası ve kocası saklı hazinelerinin yerini söyletmek için öldürülmüştü. Dıhye adlı Müslüman Arap’a esir düşen Safiye’yi Hz. Muhammed, başka bir esir kadın vererek kendisine almıştı. Devenin üzerine yapılan bir kapalı mekânda gerdeğe girdikleri anlatılmaktadır.658’de vefat etmiştir.
12*- Mariyya; Mısır valisi Mukavkıs Mariyya ve şirin adlı iki Kıpti Cariyeyle Düldül adlı bir Katırı Hz. Muhammed’e armağan olarak göndermişti. Çok Güzel olan Mariyya’yı Hz.Muhammed kendisine nikâhladı, Şirini de Şair Hassana verdi. Mariyya’dan olan İbrahim adlı erkek çocuk ta 18 ay yaşadı.Mariyya638’de öldü. Çok konuşulmuş ve yazılmış olan Mariyya ve Hafize arasında geçmiş olan olayı bendeniz burada yazmayayım. Düldül adlı Katırı Hz. Ali’nin rüzgârlarla yarışan Küheylanına çevirdiler.
13*-Raydana, Beni Kureyzadan Zeyd’in Kızı, Kureyza Yahudi Kavminin uğradığı felaketi görmüş olan 13 yaşındaki Raydana Hz. Muhammed ile evlenmeyi reddettiğinden Cariye olarak alınmış ve üç gün sonra da ölmüştür. Bir
Hadis:”Eşlerinizi cariyelerinizi dövdüğünüz gibi dövmeyiniz!”
Bu liste Rahmetli büyük İslam bilgini Abdulbaki Gölpınarlı’nın “Hz. Muhammet ve İslam” adlı eserinin 181-206’ıncı sahifesinde yayımlanmıştır. Biz diğer kaynaklarda yayımlanan listelerle yazımızı sürdürelim:
14*-Cuveyde; Haris bin Ebu Züar’ın Kızı.
15*-Neşat, Rıfaa’nın Kızı.
16*-Şenbe, Amr’ın Kızı.
17*-Gaziyye, Cabir’in Kızı.
18*-Şerafi, Dihye bin Halife Kelbi’nin Kız kardeşi.
19*-Aliye, Zeyba’nın Kızı.
20*-Kutayle, Kays in Ma’di Ker’bin Kızı.
21*-Fatma, Şurayh’ın Kızı.
22*-Havle, Huzeyl bin Hubeyre’nin Kızı.
23*- Leyla, Hazreç’in Kızı---9 yaşında-- nikâhtan sonra pişman olarak pencereden kaçtığı söylenmektedir. Yahudi asıllıdır-
24*- Umre, Yezit’in Kızı. Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi,5cilt.Merhum profesör Dr. İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın,3/d.Ve diğer kaynaklar.
Son Halife Hz. Ali’nin eşi ve Haremi.(598–661).
Tüm İslam âleminin dürüst, Yiğit, İslamın yücelmesi için çıkar gözetmeden gayret eden, Emeviler ve Haşim’lerden Abbasiler döneminde Soyu en çok zulme uğrayan bir İslam Devlet adamıdır. Büyük oğlu Hasan Karısı tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Küçük Oğlu Hüseyin de Kerbela’da şehit edilmiştir. Bir tepsiye konularak Emevi Hükümdarı ve Halifesi Yezit’in huzuruna getirilmiş olan kesik başının dişlerine sopa ile vuran Yezit:
“Bedir’in intikamı alınmıştır!” demiştir. Öldüğü zaman tüm varlığının (7) YEDİ Dinar olduğu görülmüştür. Öldürülen üçüncü Halife Osman’ın da (1.000.000.000) Dinarından söz edilmektedir. İslam’da ilk rüşvet, Halife Osman’ın Mihmandarı tarafından Uhut’un muzaffer süvari komutanı Halit bin Velit’ten, Halife Osman ile konuşturulması için alınmıştır.
Hz: Muhammed’in Kızı Hz. Fatma, Babasından (93) gün sonra ölmüştür. Hz. Fatma’nın sağlığında hiçbir kadınla ilgisi ve ilişiği olmayan Hz. Ali’nin ( On) Kadından (14 Oğlan) ve (17 kızı )olmuştur. Önce; Hz. Ali’nin künyesini görelim:
Abdul Menaf=Abu Talib, Abdul Menaf Oğullarındandır.
1*Abd al Muttalip bin Haşim bin Ebu Talip bin Ali.
2*-Anası Fatıma binti Asad binti Haşim, Abu Turap. Babası Ebu Talip.(17 Ramazan Hicri 40-Miladi 24 Ocak 661,201–22 Ramazan 40 Cuma akşamı, zehirli bir kılıçla başından, Amr’ın yaraladığı yerden, almış olduğu bir kılıç yarası ile ölmüştür.
HZ. Fatma’dan sonra aldığı kadınlar.
2-Ummal al Banin binti Hizamdan olan çocukları:
1*-Abbas,
2*-Cafer,
3*-Abd’Allah,
4*-Osman.(Abbas’ın dışındakiler Kerbela’da öldürülmüşler, Abbas Evlat bırakmıştır.)
3-Leyla binti Mas’ud binti Halid.
1-Ubayd Allah,
2-Abu Bekr.
4-Asma bint Umays al Haş’amiye.
1-Yahya,
2-Küçük Muhammed(Cariye oğlu).
3-Avn.
5-Halid bin Velid’in Ayn-al Tamar’da esir aldığı Al-Şahba mahlaslı, Umm Habib binti Rabia:
1-Omar,
2-Rukayya.
6-Anası Hz.Muhammed’in kızı Zeynep olan umama binti Abul Aşi binti al-Rabia.
1-Ortanca Muhammed.
7-Havla binti Caf’ar.
1-Muhammed,(İbn al Hanafiya künyeli).
8-Umm Sa’id binti Urva Mas’ud al Sakafı.
1-Umm al hasan,
2-Büyük Ramla.
9-Mahyat binti İmre.
1-Küçük yaşta ölen bir kız çocuğu.
10-Muhtelif kadınlardan:
1-Umm Hani,
2-maymuna,
3-Küçük zaynap,
4-Küçük ramla,
5-küçük Umm Gülsüm,
6-Fatma,
7-Umama,
8-Hadica,
9-Umm al Kiram,
10-Umm Salama,
11-Umm Cafer,
12-Cumama,
13-Nafisa. Bunlardan aşağıda adları yazılı Beş Oğul çocuk bırakmamıştır:
1-Hasan,
2-Hüseyin,
3-Muhammed bin al-Hanafiya,
4-Omar,
5-Abbas.
Bunlardan Hüseyin kolu en ünlüsüdür, doğruca Hz. Ali’den inmektedir. Oniki imam koludur. Hüseyin’den inenlere SEYİD denilir:
1*-Ali Zeynal Abidin,
2*-Muhammed el Bekr,
3*-Cafer el Sadık,
4*-Musa el Kâzım,
5*-Ali al-Rıza,
6*-Muhammed el-Cevad,
7*-Ali al-Hadi,
8*-Hasan al-Askeri,
9*-Muhammed al-Mehdi,
10*-al –Mehdi.
Haremdeki çok sayıda kadınlar arasında kavga ve niza olmaz mıydı? Osmanlı Haremine seçilen cariyelerin Bakire olması ve yaşlı olmaması esastı. Sayıları BİN’İ aşan Haremdekileri korku sessiz tutardı. Yanlış iş yapanlar, bir çuvala konularak denize atılırdı.
Hz.Muhammed’in Haremindeki Kadınlar, tek kişilik odalarda kalırlardı. Hz. Ayşe’nin ve Hz. Ümmü Seleme’nin başını çektiği iki gruba ayrılmışlardı. Hz. Seleme Hz. Muhammed ile bir olma sırasını Hz. Ayşe’ye vermişti. Bu tutumu Tanrı katında da kutsanmıştı. Bunları da Allah korkusu sakinleştirirdi.
Bir Hadisi Şerif:
“Vallahi Ayşe’den başka hiçbir kadının ridası altında bulunduğum halde bana vahiy nazil olmadı.” Sahihi Buhari, Muhtasar,1X s.407.”
“Bana Cehennem gösterildi. Bir de gördüm ki ehli Cehennemin ekserisi kadınlardır.”Sahihi Buhari, Muhtasar, IX.40 hadis 1340.
“Bir sefer Cehennemin kapısında durdum, oraya girenlerin çoğu kadınlardı.”Sahihi Buhari, Muhtasar XI. S.314.Hadis numarası 1819.
“ Ey! Kadınlar, bana cehennem halkı gösterildi, çoğu sizler idiniz.”427.
“Siz kadınların çoğu Cehennem kütüğüdür.”428.Sahihi Buhari, Muhtasar, C.ı.S.41.Hd. No=27.Bir soru:Tüm kadınlar cehennem ehliyseler her Müslüman erkekine 72 /Yetmişiki/kadın nereden verilmektedir!OSTÜZÜ!
Ahzap Suresinde de Kadınlara yönelik ayetler vardır.OTOKONTROL!OSTÜZÜ!
“30-
Ey peygamber hanımları, sizden kim açık/kanıtlanmış bir edepsizlik yaparsa, kendisi için azap iki katına çıkarılır. Ve bu, Allah için çok kolaydır.”
“37-“Allah’ı ve resulünü incitenleri Allah dünyada da ahirette de lanetlemiştir. Onlar için alçaltıcı bir azap hazırlanmıştır.”EK: Osmanlı sarayında sayıları zaman, zaman 1000-1500’e ulaşan cariyeler, Padişahı Zişanı kızdırdıklarında ya da yaşlandıklarında bir çuvala konularak Kızkulesi açığından denize atılacaklarını bilmezlerdi. Ama bugün bizler çok şeyler bilmekteyiz.Mustafa Kemal Atatürk’ün sayesinde!
“64-Hiç kuşkusuz, Allah inkârcıları lânetlenmiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlanmıştır.” Profesör Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an-Kerim Meali.

 

İzleyiciler

Blog Arşivi