22 Ağustos 2013 Perşembe

1101/TÜRK DİLİ İLE İBADET.2


            OSMAN TÜRKOĞUZ

            osmanturkoguz@hotmail.com

            İzmir;10 Ocak 2010/23 Ağustos 2013


                        TÜRK DİLİ İLE İBADET:2

                        İLGİ: 03 Ocak 2010/22 Ağustos 2013 tarihli Birinci Bölüm.

“Yunanlılar; İzmir’e çıktıktan sonra, her türlü tecavüzlerini ve melanetlerini yaparlarken; İzmir camilerinde bazı imamlar; SURE’İ RUM’U okuyarak:”Bundan böyle bizi Rumlar yönetecektir. Kuran’da yeri vardır. Sakın ola ki Rumlara SİLAH ÇEKMEYİN! ” Diye vaazlar vererek, tahtaları dövmüşlerdir.”Besim Atalay, Türk Dili ile İbadet. S.14.

“Laiklik gider diyorlar!Halk isterse tabii ki gider kardeşim!”İspanya’dan bağıran Başsavcımız Bay Recep Tayyip Erdoğan.

Sayın En Büyüğümüz Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz,Eylül 2011’de Mısır  ziyaretinde,Özel  bir televizyon kanalına  aynen aşağıdaki beyanatını vermişti:

“Türkiye’de Anayasa laikliği,Devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlanır.Laiklik kesinlikle ATEİZM değildir.Ben,recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama laik değilim.Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım.Laik bir rejimde;insanların dindar olma ya da dindar olmama özgürlüğü vardır.Ben,Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum.Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir.Laiklikten korkmayınız!”SÖZCÜ,23 Ağustos 2013.

Şimdi de; Ölü Sikiciliğini/NEBBAŞLIĞI/ Dini boyuta taşıyan, KADINLARIN DENİZE GİRMELERİNİ,HAVUÇ,SALATALIK VE PATLICAN SATINALMALARINI YASAKLAYAN,ÖLMÜŞ KADININ SEKİZ SAAT İÇİNDE IRZINA GEÇMEYİ DE DİNE EKLEYEN,KIZ ÇOCUKLARININ DA DOKUZ YAŞINDA IRZLARINA GEÇİLMESİNE CEVAZ VEREN,RUH HASTASI ,SAPIK AMERİKAN AJANINI DESTEKLEMEKTE;ULUSAL BAYRAMLARIMIZI BİLE GÖZARDI ETMEKTEDİR!”                                                                                                           Daha önceki Yemin ve Kasemini de hatırlatmak istiyorum:

Ben, Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye,dinsiz,laik bir memleket haline gelmiştir.Hayatımı,Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma,Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek mücadele edeceğime,Kemal paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime ,kısa zamanda Ümmet esasına dayanan,şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma,dinim,Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim!”

Buna büyük ustalık denmez! Sizler ne dersiniz ey götünün kılı olanlarımız? Ne mi denir? Biz,Mustafa kemal’in Çocuklarıyız,bizim politikamız ve sözlerimiz de tek yönlüdür ve dosdoğrudur!Bu nedenle böyle karışık sözlere Soytarılık denilir!

 

            İNSANLIĞA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ DİN ADAMLARI YAPMIŞTIR!                     
                                                                                                                                                                                        “Kapitalizmin hâkim olduğu ülkelerde aksi halde din adamlığı yapamazsınız zalimin ekmeğini yiyen zalimin kılıcını çalar
Din, asalaklaşmış toplumun itici ve uyuşturucu gücüdür.
Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır.”
— Albert Einstein
-

“Dünyaya en büyük kötülükleri din adamları yapmıştır! Çıkarları için utanmadan SIKILMADAN kardeşi kardeşine vurdurmuştur. Bunu en büyük ispati: Arap dünyasının unlu din adamı Yusuf al kardavwi Libya Suriye ve en son Lübnan’daki tüm o kanlı olayların tetikleyicisi kendisidir! Kimin adına? Amerika ve İsrail adına! Ya Allahın "iki Müslüman birbirlerine düştüğü zaman üçüncüsüne ayırmak düşer" buyurugunu bir kenara attı ve Amerikanın dediğini yaptı.

Bir din diğerini kabul etmez o gerçek değil der, mesela Budizm’i yok sayar..
Bir ülke diğer ülkenin gerçek dindar olmadığı konusunda ısrarcıdır. (Örnek: Afganistan-Türkiye)
Bir mezhep diğerinin yanlış olduğu konusunda da ısrarcıdır, doğru olduğunu düşünse zaten tek çatı altında olurdu. Cemaatlerde keza aynı şekilde biri diğerine çamur atar
Kişilere kadar iniyorsunuz ve sürekli biri diğerine gerçek dindar değil diyebiliyorsa gerçeği nedir diye sormak gerekmez mi?

Oysa Allah Ateist, peygamber mezhepsizdir.

Din; Aydınlar için yalan, cahiller için gerçek, iktidar için kullanışlıdır, demiş Fransız filozof. 

Din; halkların uyutma aracı Afyonudur...

Din ezilen halkları daha iyi sömürmenin aracı ve afyonudur; dolayısıyla egemen sınıfın tekelindedir. Çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçişte de bu böyle olmuştur. Din adına çıkan savaşlara bakın hep dini yayma adına halkların özgürlülerini ve ülkelerini yağmalamışlardır ve din kapitalizmin asla vazgeçmeyeceği köleleştirme aracı ve en iyi afyonudur.”

 

“FATİHA SURESİ:”Hamd21 Ağustos 2013 evrenler sahibi yüce ALLAH içindir,/ ALLAH ki acıyandır, koruyandır, sevendir,/Günü gelince ancak,/O’DUR hesap soracak./Tek sana tapar, senden medet umarız biz,/Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,/Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”

 

“Gaflet, dalalet ve hatta ihanet içersinde bulunanlara,”Allah ve din ile insanları aldatanlara, dış ve iç destekli hainlere, bir tas çorbaya vicdanlarını satanlara, oyları ile bu dünyada mutlu kıldıklarının öteki âlem masallarının peşinden gidenlere, TÜRKLÜĞÜNDEN UTANANLARA ne söylesem, neler anlatsam inanmaları ve doğru yolu da bulmaları mümkün değildir. Bendeniz; imanını da aklın erdemli emrine verenlere Mustafa Kemal’den selamlar getirmişem. Ostüzü

 

         Profesör Dr. Aysel Ekşi, 21 Ağustos 1990 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde çok anlamlı bir makale yayımlamıştı. Yazının başlığı: ”Din Eğitimi Altında Okutulanlar!” İdi.

”Arapça bilmeyenlere, dinin ne olduğu, fakirlik ve zenginliğin dini sebepleri! Örnekleri ile vurgulanıyordu.”

“Evinin önünü süpüren, zengin olurmuş”

Günümüzde; örtülü, mörtülü ödenekleri, kıyıları süpürenlere ait hiçbir dini örnek yok! (7)  Diyemeyiz!

Örnekler çok ama mütekabiliyet esası olduğu halde, Alman Mahkemelerinin kararları, delil hükmünde bile sayılmamaktadır.

         Kur’an’ı Kerim, Tanrısal olduğu halde, Ulu Tanrımız, birçok ulusun dilini de surelerinin oluşumunda kullanmış!

Her şeyde KARŞILIKLILIK (MÜTEKABİLİYET) esası olduğuna göre; ben, neden ve niçin Kur’an’ı Kerimi kendi anadilime çevirtmeyelim!

Benim dilimin kelimelerini kullanmak için Ulu Tanrımız benim ulusumdan izin mi almıştır! Hâşâ. Bu ilahi bir iletidir. ”Ey! Araptan gayrı uluslar: Ben, anlamaları için Arap kavmine Arapça bir kitap indirdim. Sizin kelimelerinizi kullanarak ilahi emirlerimi ifade ettim. Bu nedenle ve anlamanız için, sizler de indirmiş olduğum bu kitabımı kendi anadilinize tercüme edebilirsiniz!” İleti budur.

         Dini ve dahi imanı bütün, günün her namaz vakti, camilerden çıkmayanlara soruyorum:

         “Yüce Tanrımız her şeye kadir ve muktedirdir. LEDÜNİYET ilminin de yegâne sahibidir. İnancınıza göre de, tüm dillerin yaratıcısıdır. Neden Türkçe dua etmiyorsunuz? Neden namazlarınızı anlamadığınız bir dil ile Arapça dualarla kılıyorsunuz?”

Genellikle:

         “Babamızdan böyle gördük!” Savunması açıklamasız kalmaktadır. Bir kaç açık yürekli kimselerden de:

         “Bakınız Beyim; sordunuz da söylüyorum: Türkçe Kuran okumak bana çok komik geliyor.” Ebu lehebin eli kurusun!” Kurutacak olan Allah değil mi? Benim Hz. Muhammed’in Amcası ile ne zorum var.

Dinimizce; ölenlerin arkasından iyi söz söylenmez mi? HZ. Muhammet peygamberliğini ilan edince; Ebu Leheb, oğulları Otba ve Otebe ile evli olan, yeğeni Hz. Muhammed’in iki kızını da boşatmıştı. Ümmü Gülsüm ve Rukiyye. Ümeyye Oğullarından, Ebu Süfyan’ın karısının kardeşi Osman, önce Ümmü Gülsüm ile o ölünce de Rukiyye ile evlenmişti.ÜMMÜ Gülsüm dokuz yaşında evlendirilmişti!

TEBBET SURESİ bu olay üzerine inmişti:

 

                                   TEBBET SURESİ

            “Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.

            *1-Ebû leheb’in elleri kırılsın, kendi de yok olsun.

            *2-O’nu ne malı, ne de parası kurtaramayacak,

            *3-O alevli bir ateşe atılacak.

            *4-Karısı o’na odun taşıyacak.

            *5-Boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olacak.”

 

            Sonra; Elem tere keyfe faale Rabbike’nin Türkçesi:” Ebabil kuşları-Dağ kırlangıçları—fil sahiplerinin üstüne balçık çamuru attılar!”

Gülesim geliyor, neredeyse dinden çıkasım geliyor. İyisi mi, anlamadan dua etmek!” Diyorlar.

Ama bununla anlatılmak istenen bir olgu olmalı değil mi? Diyorum: Tıss!

            “Anlamını düşünmeden Kur’an okumakta hayır yoktur!” Hadisini hatırlatıyorum. Genelde almış olduğum yanıt hep aynı:

            “Orasını karıştırmayalım Beyim!”

            Kur’anı Kerimin tamamlanması; Hz: Muhammed’in yirmi üç senesini almış. Bu süreç içersinde de (200)’e yakın ayet te NAKZEDİLMİŞTİR!” ”Zaman değiştikçe hükümler de değişir,” kuralının uygulanması olarak düşünülemez mi?

            Kur’an’ı Kerim’in neden Arapça olduğuna dair ayetlere de bir göz atacak olursak;  KUR’ANIN MANASINI ANLAMANIN ÖN PLANDA TUTULMUŞ OLDUĞUNU GÖRÜRÜZ.

Merhum Mehmet Akif ERSOY; bunu çok güzel vurgulamıştı: ”Duvara asmak ve fal açmak için değildir Kur’an!”

 

                        ARAPÇADAKİ YABANCI KELİMELER!

            “1935 senesinde; Profesör Arthur jeffery, ”Kur’andaki yabancı kelimelerin tetkiki!” adlı önemli bir kitap yayımlamıştı. Bu kitabın bir nüshası Robert Koleji kitaplığında bulunmaktadır. Kitapta Arapçaya girmiş olan yabancı kelimelerin listeleri ve yanlarında tanıkları ve çekimleri bulunuyor.

Bu kitaptaki tüm kelimelerin alınması uzun süreceğinden; ben sadece hangi dilden Arapçaya ne kadar kelime girmiş olduğunu belirtmekle yetineceğim:

                                   1-Sümerceden:     5 kelime,

                                   2-Elamcadan:                        1 kelime,

                                   3- Akatçadan:                       83 kelime,

.                       4-İbraniceden.                        200 kelime,

                        5-Aramcadan:                        25 kelime,

                        6-Süryancadan:                     600 kelime,

                        7-Nabatcadan:                     12kelime,

                        8-Semutcadan:                      6 kelime,

                        9-Palmirceden:                     16 kelime,

                        10-Habeşçeden:                  210 kelime,

                        11-Kıpıtçadan:                       10 kelime,

                        12-Sanskritçeden:    5 kelime,

                        13-Bülüçceden:                    1 kelime,

                        14-Eski Farsçadan              11Kelime,

                        15-Avestadan.          35 kelime,

                        16-Pazentden.                      20 kelime,

                        17-Pehleviceden.                  80 kelime,

                        19-Ermeniceden:                 65 kelime,

                        20-Yunancadan                    180 kelime,

                        21-Soğutcadan                     4 kelime,

                        22-Eski ve Yeni Türkçeden            9 kelime,

                        23-Latinceden:                     14 kelime.

 

“İBN’İ CİNNİ adlı bir yazar, Arapçanın %25 kelimesi uydurma, bir o kadar yabancı kelime de Arapça içerisine kaynaşmıştır!” Diye yazmaktadır.”

Arapçada 350 kılıç’a ait, 550 de buğdaya ait kelime vardır. Arapçanın %17’si deveye,  %30’u da kadınlara aittir!

Profesör Dr. Sayın Süleyman Ateş’in; Milliyet gazetesi okurları için hazırlamış olduğu iki küçük kitapçık vardır.

Sayın Ateş; Sureleri iniş dönemlerine göre yorumlamıştır. İlk Mekke dönemindeki sureler, BİREYSELDİR; Hz. İsa gibi bireyin kurtuluşundan söz eder. Medine dönemi sureleri, Hz. Musa tarzındadır. Ve son sureler devletleşme olgusunu işaret etmektedir. Sahihi Buhari’deki ve diğer beş hadis kitabındaki hadislerden de bu olguyu bulmak mümkündür:

“Bütün dünya Müslümanlarını, Kureyşli Müslüman Araplar yönetecektir. Müslüman olmayanları da, Kureyşli Müslüman olmayan Araplar yönetecektir!”

“Cennette, benim konuştuğum dil Arapça konuşulacaktır!”

Hüneyin baskınında; paylaşılamayan yağma mallar için, 8’inci surenin 1’inci ayeti acilen değiştirilerek 41’inci ayetle yeni bir düzenleme yapılmıştır. Ancak; bu düzenleme ile iktifa edilmemiş, Kur’an hükümleri değiştirilemez diyen Arap Bilginleri! Yağmaya iştirak eden süvariye bir pay, binmiş olduğu Arap atına da iki pay verilmesi karara bağlanarak uygulanmıştır. Yağmaya iştirak eden eşeklere, develere ve katıra yağmadan pay düşünülmemiştir. Tercüme. Mustafa Özcan, İslâm Fıkhı, s.478-479

 

Mekke döneminde düzenlenmiş olan bir ayete ve diğerlerine bakalım:

*“ŞURA SURESİ, (42’inci sure) 7’inci ayet:”ve işte böyle sana-Muhammet- Arabî bir Kur’an vahyetmekteyiz ki Umm’ul Kura’yı (Mekke Şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-onda şüphe yok-, bir fırka cennet’te, bir fırka sair’de (çılgın ateş içinde).” Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an’ı Kerim ve İzahlı Meali. S.482.

Görev yapmış olduğum yerlerde, benim camiye gelmemi çok isteyenler oldu: benim görevimin, camiye gitmek olmayıp, camiye gidenlerin ve gitmeyenlerin huzur ve rahatını sağlamak olduğunu bir türlü anlatamadım.

Cebimde taşımakta olduğum bu ayeti de kendilerine verdim. ”Olamaz böyle bir şey! Günaha giriyorsunuz!” Diye de beni uyaranlar çok oldu. Nah! Kafa! Avrupalara giderek, cami avlularında ümmet’i Müslümanların dolandırmadan gırtlağımıza kadar günaha battık!

*YUSUF SURESİ, (12’inci sure), 2’inci ayet: ”Biz O’NU sana, aklınızı çalıştırasınız diye ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik.” Kur’anı Kerim Meali, s.214.Yaşar Nuri Öztürk.

*İBRAHİM SURESİ, (14’üncü sure), ayet: 37. ”Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık, seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azizdir, Hâkimdir O.”

*“EN-NAHL-HURMA- SURESİ (16’ıncı sure.103’üncü ayet:”Andolsun ki biz, onların, ”Kur’anı bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nisbet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık ARAPÇA bir dildir.”

*TAHA SURESİ (20’İNCİ SURE) 113’ÜNCÜ AYET:”Biz O’NU işte böyle, ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladı ki, korunabilsinler yahut ta Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.”

*ZÜMER SURESİ, (39’uncu sure), 28’inci ayet: ”Bunu, eğrisi, büğrüsü olmayan ARAPÇA bir kur’an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.”

*MAİDE SURESİ, (5’inci sure)67’inci ayet: ”Ey! Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’NUN verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni, insanlardan korur. Allah küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.”

*TEGABÜN SURESİ, (64’üncü sure) 12’inci ayet: ”Allah’a itaat edin; peygamberlere itaat edin; eğer bumdan yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimize düşen apaçık tebliğdir.”

*ABESE SURESİ, (80’inci sure) 17’inci ayet: ”Kahrolası insan, ne kadar da nankördür!” Sayın Yaşar Nuri Öztürk’e göre.”Canı çıkasıca insan ne kadar da kötüdür.”

Kim ne derse desin; bu ayetlerden bir tek anlam çıkmaktadır: Kur’anın anlamını bilerek ona göre hareket etmesi için, bütün milletler Kur’anı Kerimi kendi dillerinde okumalıdır.

Adresime giren bazı gericiler; benden devletlerimizin batmasına, insanlarımızın açlık ve sefalet içinde ölmelerine neden olan masalları geri getirmek için, kendilerine katılmamı istemektedirler. Türk ulusu en mutlu çağını, bu din ve Tanrı ile aldatanlara karşın CUMHURİYET döneminde yaşamıştır. Cihangir Mahlası ile şiirler yazan Üçüncü Mustafa: ”Yıkıluptur bu cihan/ sanma ki bizde düzele/Evvab’ı saadette gezenler hep hezele (Saadetler içinde yaşayanlar rezil rüsva takımıdır; diyor Koskoca Padişah!) Bu hokkabazlara göre, o zamanlar Kur’an ve din dönemidir. Camiler dolup ta taşar.

Arapça Kuranını duvardaki torbasından indirenler de, bir şey anlamazlar, bakarlar ve şaşım, şaşım şaşarlar!”XV1’ıncı asırda; Kütahya’da; Şükrü adlı bir halk şairi, oruç yediği için, Roma usulü, boğazına kurşun dökülerek cezalandırılmıştı.

14 Aralık 2003 tarihli Hürriyet gazetesinin Pazar sayısındaki bir haberi okuyalım:

Ziya Paşa,1829-1880 yılları arasında yaşamıştır. Devlet adamlığının ve idareciliğinin yanı sıra edebiyatımızda da söz sahibi bir muhalefet yanlısıdır. İsviçre’den sonra; Londra’ya geçerek, orada Hürriyet gazetesini yayımlamıştır: Adı geçen gazetenin haberini birlikte okuyalım:

“Paşa, dini eğitimin, özellikle de mahalle mekteplerinin yeniden yapılandırılması gereğini yazıyordu. Sübyan mekteplerinde başlayıp medreselerde devam eden dini eğitim, Ziya Paşaya göre hiçbir işe yaramaz haldeydi, zira öğrencilerin kafası sadece ezberle dolduruluyor; Arapçayı bilmemeleri bir yanan Kur’anı bile anlamıyorlardı.

Ziya Paşa, Londra’da bundan tam 135 sene önce, 1868 yılında çıkarttığı “HÜRRİYET” gazetesi’ Kur’an öğrenmeye heveslenen çocuklara mahalle mektebinden itibaren okutulan kitapları ve öğretileri sıralarken bakın neler yazıyor:

“”...Bizde bir çocuk beş, altı yaşında mahalle mektebine verilir,  elifbadan başlar, birkaç ay sonra önüne “ebced” çıkar ki ne olduğunu hoca bilir, ne de kimse anlar. Bundan sonra ”sübhaneke”, ”ettehiyat”, ”salâvat”, ”kunut duası” ve amentü” okutulur.

Bunlar gerçi namaz için lâzım olan dualardır, ama çocuğun büluğa erip namaza başlaması için daha çok seneler bulunmasına rağmen, gene de ezberletirler. Bunlar, bütün Arapça olduğu için çocuğa asla zevk vermezler, zira o yaştaki çocuk henüz olgunlaşmamıştır ve sadece oyuncaktan ve yaşının gerektirdiği şeylerden zevk alır.”

                       

ZİHNİ PERİŞAN OLDU.

“Çocuk daha sonra Kur’ana başlar, hatmetmek için senelerce uğraşır ve hafız olur. Akrabaları, artık 13-14 yaşlarına gelmiş olan dini ilim tahsiline sevkederlerse, bu defa cami derslerine gönderilir;” nasarayansuru’dan” başlar, ”Bina’ya çıkıp 35 bölüm okur,” maksud’u öğrenir, “tereyinne” tercümelerine geçer ama bitmek tükenmek bilmeyen bu tercüme yüzünden bütün zihni dolaşır. Derken “amil”,”mamul”, ”irap” gibi önceden görmediği bir takım şeylere tesadüf edip hayran kalır.”izhar” ve “kafiye” okuduğu sırada, bu kitaplarda ne demek istendiğini güçlükle hisseder; “inegoci” veya “istiare” risalesine sarılır.”Kazaya ve netayiç ve istihârât ve kinâyat”ile uğraşır. Önüne nihayet”Mutavvel” gelir, bu kitaptaki”bedi”, ve “beyan” bahisleri de zihnini perişan eder.

Bu arada ikindi derslerinde eğer” “Halebî” ve ”Kuduri” gibi fıkıhla ilgili biraz Bir şeyler okuyacak olursa bir gurura kapılıp artık kimsenim abdestini ve namazını beğenmez olur; tatil derslerinde de “heyula” bahislerine dalınca da “kazimir” görüp “cüz’ü layetecezza” ve “heyula” bahislerine dalınca da tenezzül edip İbni Sina’yı bile kendisine öğrenci kabul etmez bir hale gelir.

Derken camilerden birinden izin alıp bu defa kendisi rahle başına geçer ve seneler boyu okuduğu bütün bu konulardaki ilmini bu defa kendisi yaymaya başlar.

Ama bu eğitimden geçmiş olanların eline mesela “El cevaib gibi Arapça bir gazete verilse, gazetede yazılı olanları anlayabilmesi için en az iki saat boyunca sözlüğe bakmaları gerekir. Fıkıhla ilgili bir soru sorulduğunda aciz kalırlar. Kur’andaki bir ayetin manası sorulduğunda “Kadı Beyzavi’”nin eserine müracaat edin” cevabını verirler; politikadan bahis açılırsa İngiltere, Japonya ve Fas gibi memleketlerin ve iklimlerin var olduğunu işitip hayret ederler, hatta dostlarından birine Türkçe bir mektup yazmaları gerektiğinde de, şuna, buna yalvarırlar.”

“Camilerde bildikleri yolda ders okutmaktan başka devletin ve ümmetin hayrına bir işe yaramayan bu kişilerin seneler boyunca emek ve ömür sarf etmeleri, işte böyle bir netice alınması içindir! Harcanan bu ömre, bu emeklere yazık değil mi? Bu devlete, bu millete, bu mülke acınmaz mı?”

Ünlü alman Şair ve Yazarı Goethe, XV111’inci asrın ikinci yarısında, Kur’anı Kerim’i Almanca çevirisinden okuyordu. X1X’uncu asrın ikinci yarısında da; Ünlü Fransız Şairi Arthur Rimbeau’nun babası, Cezayir’de görev yapan bir Fransız Yüzbaşısı Kur’anı Kerim’i Fransızça’ya tercüme ediyordu. Her ulus; kendi din kitapları ile diğer dinlere mensup din kitaplarını kendi anadillerinden okuyorlardı. Ya biz; ARAPTAN ZİYADE ARAPÇI olan bizler ne yapıyorduk? Bir bez torbaya koymuş olduğumuz Arapça Kuran’ı Kerim’i, önemli günlerimizde öpüp başımıza koyarak yine torbasına koyuyorduk! Yukarıda vermiş olduğum ayetleri ilk defa görenlerimizi de olduğuna inanıyorum. Rahmetli Ziya Paşa’nın gözlerimizin önüne sermiş olduğu eğitim ve öğretim faciamızı okuduk. Kuran’ı Kerim Türkçeye tercüme edilmezse ne olur: Arapçılık ve kandırmaca islamın önünde ilerler durur. DİN VE ALLAH İLE ALDATANLARIN ÇOCUKLARI DA HÜKÜMRAN OLUR.

Tercüme edilemez denilen Kur’an’ı Kerim’in Fransızça tercümesine bir göz atmamıza ne dersiniz!

            “LE CORAN”

“COMMENT LİRE LE CORAN?”=Kur’an nasıl okunur?

“j’en jure par létoile qui se couche, votre Compatriote n’est point égaré, iln’a point été séduit. İl ne parle pas de son propre mouevement. Ce gu’il dit est une révéation qui lui a été faite.”

                                   Coran,L111,1-4

 NECM SÛRESİ

     (53/23)

         “  RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA.”

            Bu üç ayetin Türkçe tercümelerini, iki Türkçe Kuran’dan görelim:

                                   *1-“Andolsun inip çıktığı zaman yıldıza/ fışkırtıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına/ aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır, ağır gelene.

                                   *2-Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.

                                   *3-O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor”.Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’anı Kerim Meali(Türkçe Çeviri)

                                   53

                        NECM SÛRESİ

“Yıldız kelimesi ile başladığından böyle adlanmıştır. Mekke devrinde nâzil olmuştur. 62 ayettir.”

            “Bismi’llâhi’ir-Rahmâni’r-Rahim.”

           

            *1-“Batmakta olan yıldıza and olsun ki,”

            *2-“Arkadaşınız Muhammed sapmamış ve azmamıştır”.

            *3-“O, kendiliğinden konuşmamaktadır.” Kur’ân’ıKerim ve Türkçe Anlamı (meal).Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. 1973.

            Şu, birçok yorumlara ve ihtilaflara neden olan, BAKARA-İNEK-suresinin, 2’inci surenin, 223’üncü ayetini görelim:

                                   “BAKARA/İNEK/SÛRESİ”

                                     (2/92SURE)

                        “Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla”

            *“223-Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden bir şeyler gönderin. Allah’tan korkun ve bilin ki, O’NA mutlaka ulaşacaksınız. İman sahiplerine müjde var.”Kur’an’ı Kerim Meali (Türkçe Çeviri). Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk.

            *223- “kadınlar, sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin, istikbal için hazırlıklı olun, Allah’tan sakının. O’NA hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu insanlara müjdele.

                                    “BAKARA SÛRESİ”

                                   “Bism’l’âhir-Rahmani’r-Rahim.”     

“Yahudilere kesmeleri emredilen bir sığırdan bahsettiği için bu adı almıştır. Medine devrinde nâzil olmuştur. 286 ayettir ”kur’an’ı Kerim ve Türkçe Anlamı, Diyanet işleri Başkanlığı Yayınlarından.

            “Kadınlarınız sizin (evlat yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden (iyi ameller gönderin, hayırlı evlatlar yetiştirin).Bir de Allah’tan korkun ve bilin ki her halde siz O’NA kavuşacaksınız. İman edenlere müjdeler.”Kuran’ı Hâkim ve Meali Kerim, Hasan Basri Çantay.

            Şimdi, bir de bu ayetin Fransızça tercümesini görelim:

                                   SOURATE 11

                                               “Donnée a Medine.-286 versets.

            *“2/223-“les femmes sont votre Champ. Cultivez-le de la maniére que vous l’entendrez, ayant fait auparavant quelque acte de piété. Craignez Dieu, et sachez qu’un jour vous serez en sa présence. Annonse aux croyants d’heureuses nouvelles”

.  Ayetlerin Türkçesini ve dahi Fransızcasını gördük. Bakara suresinin 222’inci ayetini hesaba katmadan,223’üncü ayetini yorumlayan AYETULLAH HUMEYNİ’NİN yorumuna da bir göz atalım:

Humeyni: ”Tavzih’ül Mesail, s.69-450’inci meselenin çözümü:

“DER DÜBÜR-İ ZEN-İ HAİZ VATİ KERDEN KERAET ŞEDDİDE DARET”-Kerahet: Şeriatın kesin olarak yasak etmediği, fakat harama yakınlığı ve ihtimali nedeni ile çekine, çekine yapılan şey!-Mustafa Talip Güngörge, Humeyni ve İslam.

“VATİ DER DÜBÜR-İ ZEN-İ HAİZ, KEFARET NE DARET” 463’üncü meselenim çözümü. Aybaşılı bir kadınla anal seks yapan erkeğin kefaret ödemesine gerek yokmuş! Pekiyi; 222’inci ayet ne demek oluyor!

“…Hayızlı/Aybaşılı/ oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayınız” Bu ayetin Fransızca tercümesi de aynıdır. Bendeniz, burada ukalalık yapmak istemiyorum. Böyle bir fetvayı okuyanlar; Kur’an’ı Kerimi açarlar, gerçeği de görmüş olurlar ve: FETVAYI MÜFTÜDEN DEĞİL DE AKILLARINDAN ALMIŞ OLURLAR!

“Ulusumuzun her bir bireyinin okumasını istediğim kitaplardan birisi de Rahmetli Mithat Cemal Kutay’ın 173’üncü kitabı olan,”TÜRKÇE İBADET” adlı kitabıdır. Bu kitabın birinci cildinin 304-305’inci sahifelerinde verilen çok önemli bir mektup vardır. Bu mektup,1913 senesinde, Rahmetli Mehmed Şerif Akyurt tarafından devrin Şeyhülislamı olan Mustafa Sabri Efendiye yazılmıştır. ”Anadolu’da Müslüman bir Türk’ün Şeyhülislam Efendi Hazretlerine en Son sözü”, adlı yüzüç sahifelik bu açık mektup, sürgün yeri olan Bursa’dan yazılmıştır. En önemli bölümünün özeti de şöyledir:” 

*1-“İslam dininde SON DİN olmasının üç temelinden biri ruhban sınıfı olmamasıdır, ama dört başı mamur olarak bu sınıf türemiştir, aradan geçmiş binüçyüz içinde DİN ve MANEVİ HAYAT’TA ileri değil, geri gidilmiştir. Oysaki islamiyetin SON din olmasının bir temeli de “değişen zamanın getirdiklerinin kuralları Yenilenmesi”dir. Sizler mevcut hâkimiyetinizi devam ettirmek için dünyanın gidişine göz kapamış ve kapatmışsınızdır. Osmanlı’da bugün Luther’den önceki Katolik istibdadı var.

*2-aslında islam dininde hoşgörüyü, Tanrı rızasını her duygunun üstünde tutan yüce duygu olması inancını temsil etmesi gereken tarikatlar, belli kişilerin çıkar kaynağı, bazıları da miskinler tekkesi olmuştur. Siz; bab-ı içtihad=düşünce Kapısı’nı sadece Din’de değil DÜNYA için de kapatmışsınız.

*3-Bu inhisar ve tegâllub duygusu aile hayatında da çöküntü yaratmıştır. Kadın içtimai hayattan tasfiye edilmiştir. Ne İslam hukukunun, ne de meşrutiyetin temin ettiği asgari de olsa, hakkından mahrum bırakılmıştır. Şeyhülislam Efendi Hazretleri. Biliyoruz ki Arap’ın Cahiliyye devrinde kadın bir HİÇ’Tİ. O’NU hakiki mevkiine iade hareketinin banisi, ilk mücahidi bizim peygamberimiz’(S. A. V) idi. Ama bugünkü şeriat, kadını, Cahiliyye devrinin seviyesine indirmiştir. Bugün Osmanlı ülkesinde kadın, neredeyse Arap’ın cahiliyye devrinin ölçüleri içindedir. Hak ve hürriyeti, huzur ve emniyeti yoktur. Kadın, içtimai hayatımızda varlığı kabul edilmeyen yaratıktır.

*4-MİLLETİMİZE EN BÜYÜK FENALIĞINIZ, İBADETİN ARAP LİSANI, ARAP ÂDET VE TERCİHLERİYLE İFAYAA DEVAMA MECBUR BIRAKILMASIDIR. ÇÜNKÜ BU SİZLERİN MENFAAT VE TEGALLÜBÜNÜZÜN TEMİNATIDIR.”

                        BAKARA SURESİ

                        (AYET-EL-KÜRSİ)

            “Yoktur başka tapacak/ Bir tek Allah var ancak/içinde uyanıktır,/ her şeyine tanıktır;/Şaşırıp sorma. Nerde?/Her yerde,   hiçbir yerde!/ne dalar, ne uyuklar;/her an her yerde hazır.”

            “Her işte takdiri var./O’NUNDUR, O’NUNLADIR/yerde, gökte ne varsa;/Şefaat mümkün ancak/O’NDAN izin çıkarsa./Köyünde, yurdundaki/Önünde, ardındaki/neyse insanoğlunun/Hepsi elinde O’NUN./Gerçekleşir sadece/O’NUN “OLSUN” dediği,/Bir şey yok yerde, gökte/Allahın bilmediği.

            “Dinlenip uyulacak ne kalıyor geride;/Kürsüsü, yerleri de kaplamış gökleri de!/Kavrıyor, denetliyor, kolluyor göğü, yeri./Bir                 olmaz sapıtanla inananın değeri;/Eli böğründe kalır sapıtan, oyalanan,/Kopmayacak bir kulpla yapışmıştır inanan./Allah ki doğruların dostudur, önderidir;/Onları karanlıktan aydınlığa iletir.

                        MUSTAFA KEMAL’DEN TESBİTLER.

“Türkiye’de aslında mürteci yoktu ve yoktur. Vehim vardı, vesvese vardı. Bundan sonra yalınız bir şey hatıra gelebilir. O DA BAZI ADİ POLİTİKACILARIN, ART DÜŞÜNCELİ SİYASİLERİNBU VEHMİ UYANDIRMA GAYRETLERİ OLABİLİR.”1930Atatürk’ün Hususiyetleri, Kılıç Ali, s.116.

“Softa sınıfının din simsarcılığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmeyeceğiz.”1930.s.g.k. s.116.

“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece, DİN İŞLERİNİ, DEVLET İŞLERİYLE KARIŞTIRMAMAYA ÇALIŞIYORUZ. Kasıtlara dayalı ve aşırılık örülü hareketlerden ülkeyi sakınmak istiyoruz”Asaf İlbay, Yakınlarından Hatıralar, s.103

“Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, CUMHURİYET SİZDEN FİKRİ HÜR, VİCDAI HÜR, İRFANI HÜR NESİLLER İSTİYOR.”1924 Söylev ve Demeçleri, c.2,s.173.

“Biz daima hakikat arayan, onu bulunca ve bulduğuna kani olunca açıkça söylemekten kaçınmayan insanlar olmalıyız”. Sümerbank D.1929,s.184.

                        NAMAZDA OKUNACAK SURELER!

                                   (Fatiha Suresi)

            “Hamd evrenler sahibi yüce Allah içindir,

            ALLAH Ki acıyandır, koruyandır, sevendir,

            Günü gelince ancak,

            O’dur hesap soracak.

            Tek sana tapar, senden medet umarız biz,

            Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,                                                             Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”

                                   ASR SURESİ

            “Günün omuzlara çöktüğü saat,

            Yorulmuş insanın hayat yükünü,

            Söylene, yüksüne çektiği saat,

            O vakti de sever inanan yürek.”

Müslüman Türk Halkının en çok sevdiği surenin Türkçesi:

            “Yâsin,

            Kur’an’ın hükmü kesin.

            Sen, RAB’IN arza elçi gönderdiklerindensin,

            Doğru yol üstündesin.

            Ataları önderden yoksun bir kavim için

            İlk uyarmadır sesin.

            Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin,

            Kader zincirini boynunda sürüklesin,

            Sen Kur’an’a uyan,

            ALLAH’INI sayan,

            Tama uyarmış demeksin.

            Ona müjdele, deki,

            Mükâfat göreceksin,

            Cennete gideceksin.”

            “Üzülme ya Muhammed, çabaları nafile,/ Bir eski mezar görse bir münkir gelir dile,/”-Bu mu dirilecekmiş, bir avuç kemik kaldı,”/Ey bir avuç pıhtıdan yaratılmış zavallı,/seni öyle vâr eden bunu diriltir elbet,/yeşil ağaçtan kırmızı ateş yaratan kuvvet,/Cümle yaratıkları, yeri, göğü vâr eden,/Kemikten yeni insan türetemezmiş neden?/”

“O her şeyi yaratan, gören, bilen, bildiren,/”OL” deyince olduran, Öl deyince öldüren,/O’NUNLA vâr oldunuz. O’NUNLA gerçeksiniz,/O’NDAN kopup geldiniz, O’NA gideceksiniz./”Âmin-ÖYLE OLSUN.-ALLAH KABUL ETSİN!

            HER ARAPÇA ŞARKIYA ÂMİN!

Köyümüzde yalınız bizim evimizde pilli radyo vardı. Amerikan ordusunun BA/70 bataryası ile mükemmelen de çalışırdı. Köye izinli geldiğimde, evimiz ziyarete gelen meraklılarla dolup, taşardı. Öyle ya;”Ali Osman’ın oğlu”, köyümüzden çıkan ilk subaydı. Hemi de jandarma subayıydı ve üniforma da ona çok yakışmıştı. O pilli radyo çok işime yarardı. Acardım yanık sesli bir Arap radyo istasyonunu; parmağımla da sus işaretini verdikten sonra da:”Kur’an’ı Kerim!” Derdim; ses ve şamatalar kesilir; tüm kadın ziyaretçiler huşu içersinde ve gözyaşları eşliğinde bu şarkıyı dinlerlerdi.

Zaman geçti; bir de baktım ki, Kızıltepe’de konuşlanmış bir seyyar jandarma alayına komutan olmuşum. Sayın Demirel de MC hükümetini kurmuş! Erbakan da; Mardin önünden, Nusaybin’e kadar uzanan o dar şerit ovaya ŞEKER PANCARI FABRİKASI kurma sözü vermiş. Raporlarımızı verdik. Gece ve gündüzün soğuk farkı, ekilecek pancarların yapraklarını kavuracağını ve olumsuzlukları vurguladık. Bakanlar kurulundan karar çıkmış. Büyük bir törenle ol fabrikanın temeli atılacak. İlle de Kur’an’ı Kerim’den bir sure okunsun denilmiş! Denilmesine denilmiş amma ve lâkin dua okuyacak adam bulunamamış! Birisini bulmuşlar. Adamcağız bana geldi:

“Komutanım, ben yalınız Meryem suresinden bir parça biliyorum, ne yapayım?” Dedi.

“Sen akıllı bir adamsın; olmazsa Arapça; yalellisi olmayan bir şarkı okursun, olur ve biter!” Dedim. Adamcağız, gür sesi ile bir şeyler okudu ve çok ta alkış aldıydı. Şimdi, bir de Rahmetli Mithat Cemal Kutay’ı dinleyelim:

“İttihat ve Terakki Partisi, ELHEZER’E karşı, Medine’de Süleymaniye’ye benzer medrese kurmaya karar verir, hazırlıklar yapılır, iktidarın üç paşası Talat, Enver ve Cemal paşalar, kalabalık bir kadro ile Medine’ye temel atma törenine gelirler.

Bir makbul ikram olan develer kesilmiş, karşılama hazırlıkları yapılmıştır ve MEHMETÇİK yerine adı OSMANCIK olan tören bölüğü de, hazır ol vaziyetinde şehrin girişinde, misafirleri beklemektedir.

Arap bedevi kadınları, ellerinde defler, yanık sesleri ve benzerlerini bugün ARABESK müzik türünde dinlediğimiz şarkıları seslendirmektedirler. Şarkıların sözleri deve etinin lezzeti üzerinedir: Kebabının, kavurmasının, haşlamasının başka hiçbir et türünde olmadığını açıklıyor!

Eşref Bey—Kuşçubaşı Eşref’,Teşkilat’ı Mahsusa’nın kurucusu ve Arabistan sorumlusu Jandarma Yüzbaşısıdır. 150’liliklerdendir.Af ile dönmüş ve 1962’de Söke’de ölmüştür, Enver Paşa’nın yaverlerinden birisi olan kardeşi Kuşçubaşı Sami de, Mustafa Kemal’e suikast için gelmiş olduğu Bozdoğan’da, jandarma tarafından ayağından vurularak yakalanmış ve yargılanması sonunda altı arkadaşı ile asılmıştır.1926.

Ostüzü—misafirleri selamlayacak OSMANCIK TABURU’NUN HAZIROL durumundaki askerin önünden geçerken, bakıyor ki birkaç Mehmetçiğin gözlerinden yaşlar akmaktadır. Şaşırıyor ve soruyor:

“-Oğlum, neden ağlıyorsun?”

Mehmetçik, hazır ol durumunu değiştirmeden cevap veriyor:

“-kumandanım, kur’an okunması içimi doldurdu…

Arapçanın birbirinden çok farklı lehçelerini iyi bilen Eşref Bey, bu pırıl, pırıl yürekli Anadolu çocuğunun yüce duygularını, deve etinin ayrıcalığı acı gerçeğiyle bulandırmaktan kaçınmış, heyet içindeki Şeyhülislam ve Evkaf Nazırı Mustafa Hayri (Ürgüplü)-Gümrük Eski Bakanı ve Başbakanlarımızdan Suat Hayri Ürgüplünün babası. Ostüzü.-Efendiye anlatarak demiş ki:

“-BU MİLLET, KUR’AN’ VE DİNİ KENDİ DİLİYLE YERİNE GETİRİNCEYE KADAR DEVE ETİNİN KASİDESİNE DAHA ÇOK ZAMAN GÖZYAŞI DÖKERİZ!       

Ümmetçilik akımını Abdülhamit’inde desteklemesi üzerine hutbedeki Türkçe kelimeler de çıkarılmıştı. Abdülhamit; bir gün Eğinli Sait Paşaya:

“-Elimden gelse, bu milletin dilini Arapça yapardım!”dediğinde, gerekli yanıtını da almıştı:

“O zaman küçük bir Arap kabilesinin şefi olurdunuz padişahım!”Bu durumlara çok içerleyen Kemalpaşa zade Sait Bey, şu dörtlüğü yazarak, Türkçe ve Türklük düşmanlarına yollarını göstermişti:

                        “Arapça isteyen Urbana gitsin,

                        Acemce isteyen İran’a gitsin,

                        Frengiler Firengistana gitsin,

                        Kİ BİZ TÜRKÜZ, BİZE TÜRKÇE GEREK.

31 Mart olayını yaşayan Mehmet Akif Ersoy, bakınız halimizi nasıl anlatmış. Bugünlerde, bir 31 Mart olayının daha hazırlanmakta olduğunu gören ve hisseden var mıdır?

“Şu bizim halkı uyandırmadadır varsa felâh,

Hangi bir millete baksan uyanık. Çünkü sabah.

Hele biçare şeriatla nasıl oynanıyor,

Müslümanlık bu mu yahu? Diye insan yanıyor,

Gölgesinden bile korkup, bağıran bir ödlek,

Otuz üç yıl bizi korkuttu ŞERİAT diyerek.

Vahdeti muhlisiniz, elde asa çıktı herif,

Bir alay zabit kestirdi, sebep “Şeri Şerif!

 

Karı dövmüş, boşamış,”emri ilahi” ne denir

Bunların emin ol hepsi cehalettendir. “

Bursa’da bir kamet olayı vardır. Türkçe ezan okunmasına kızan bir sürü zır zır cahil ayaklanarak, tepkilerini sürdürmek istemişlerdi. Bakanlarından önce, Bursa’ya yetişen Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal; olayın gereğini yaparak, akşam yemeğinde o ünlü söylevini de vermiştir. Ezan namaza çağrı içindir; kamet’te namaza başlamak için okunur. Şimdi, Kamet’in Türkçesini okuyalım:

                                   KAMET

                        (Namaza Başlama)

            “Tanrı uludur,

            Şüphesiz bilir, bildiririm

            Tanrı’dan başka yoktur tapacak,

            Şüphesiz bilirim, bildiririm.

            Tanrı’nın elçisidir Muhammet.

            Haydin namaza,

            Haydın felâha,

            Namaz başladı,

            Tanrı uludur,

            Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”

Türkçe Ezan ilk defa 1932’de İstanbul’da okunmuştu. Devrin ünlü bestekârlarınca bestelenmişti. Arapça ezanı da Avrat Pazarı Müdürü Itri bestelemişti. Arapça Ezan’ın her vakit namazı için ayrı makamdan bestesi yapılmıştı. Bendeniz;20 seneye yakın Türkçe ezanı dinleme mutluluğuna erenlerdenim. Ülkemizde, Atatürk Devrimi’nin erozyonu ezanın Arapçaya dönüşü ile başlamıştır.”Devenin başının çadıra girmesine izin verilmiştir!”

                                   EZAN

                        (Namaza Çağırı)

            “Tanrı uludur

            Şüphesiz bilirim bildiririm

            Tanrı’dan başka yoktur tapacak.

            Şüphesiz bilirim bildiririm

            Tanrı’nın elçisidir Muhammet.

            Haydin namaza

            Haydın felâha

            Tanrı uludur.

            Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”

Sabah Ezanında:”Uykudan hayırlıdır namaz!” dizesi eklenirdi.

Bu yazı çok uzayacak gibi. Rahmetli Behçet Kemal Çağlardan “Müslümanlık Nedir’i”okuyarak, Rahmetli Besim Atalay’ın açıklamasına dönelim:

            “İçini temiz tutmak, dışını temiz tutmak,

            Temiz, düzgün bir ömür sürmektir Müslümanlık.

            Çalışıp, didinmek, kötülüğü unutmak,

            İnsanlığın hakkını vermektir Müslümanlık.

 

            Kendi öz kaygısından, çıkarından kurtulmak,                                                                   Toplum için iyiyi görmektir Müslümanlık.

            Her zaman iyi olmak, herkese iyi olmak

            İnsanlığın hakkını vermektir Müslümanlık.

 

            Ne varsa işlememek, düzensiz, haram, yasak,

            İyi, uygun ne varsa yapmaktır Müslümanlık.

            Küçüğe sevgi duymak, büyüğe saygı duymak,

            Hakka candan, gönülden tapmaktır Müslümanlık.

 

            Dinlerin sonuncusu, en özlü en olgunu,

            İnsana gösterilen en doğru yoldur bu din,

            MUHAMMED’İN (S.A.S)  ışık gösteren bunu,

            Gönlümüzün bağrında açan al güldür bu din.”

Biz, Rahmetli Besim Atalay’ın neden dilimizle ibadet etmemizin gerekçelerini okumayı sürdürelim:

“Bu içine düşürüldüğümüz sefil hallerimizden kimler sorumludur?

*1-Din adamları,

*-2-Aile,

*3-Okul,

*-4-Aydınlar. Bu çok zaman evvelki bir saptamadır. Zaman değişmiş, kötülükler ve şer odakları da çok değişmiş ve güçlenmiştir:

A-Siyasi partiler,

 

B-Sağ iktidarlar, c-Örgütlenen dış ve iç destekli mezhep ve tarikatlar,4-Dış devletlerin istihbarat servisleri,5-Vatan haini Sevr taraftarları,6-Atatürk Devrimine ve çağdaşlaşmaya karşı olan büyük sermaye gurupları, olumsuzluk yönünde sayabildiğiniz kadar sayınız.

“Din adamlarımızın, dini kendi menfaatlerine alet etmeleri yetmiyormuş gibi, dini daralta, daralta içinden çıkılmaz bir hale sokmaları, rastgele şunu, bunu küfre ve zındıklığa nisbet etmeleri bugünkü hali doğurmuştur.—Zındık, zınadıka takımı, ana bir bacı ikiciler takımı. Güya insest ilişkiyi serbest sayanlar! Ostüzü---Açık söylemek lâzımdır ki bu adamlar dini vicdanlara kılavuz, gönüllere ışık olarak yerleştirememişlerdir. Fazla olarak din her türlü yeniliğin, her türlü ilerlemenin düşmanı gibi gösterilmiştir. İslamlıktan maksat namaz, oruç, hac, zek3at gibi ibadetler olduğu söylenmiş durmuştur.

Din demek, topluluğu her birlikte manevi ve ruhi neşeye kavuşturmak dindaşları içten gelen bir sevgi ile birbirine bağlamak, insanlara ahlak ve fazilet kılavuzu olmak, dünya ve ahiret saadetine erdirmektir.

Dini ruhlara işlemek için milli yollardan gidilmelidir. Tüm memleketler, ellerindeki din kitabını kendi dillerine çevirdiler. Ve kendi dilleri ile ibadet eder oldular. Bu hal papalığında gözünü açtı, kendisini ıslaha koyuldu.

Bulgarlar bile, henüz siyasi istiklallerini kazanmadıkları bir zamanda manevi istiklallerini kazandılar. Rum patrikliğinden ayrılarak Bulgar Eksarlığını kurdular.

Hiçbir Hıristiyan milleti, dini millileştirmekle dinsiz olmadı, tersine olarak halk daha ziyade dine sarıldı; çünkü halk o kaynaktan bol, bol manevi gıdasını alıyor, ilahi vecdi ve kutsal zevki tadıyor oldu.”

                       

İkinci Bölümün Sonu.

 

OSMAN TÜRKOĞUZ

Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in askeri

 

20 Ağustos 2013 Salı

1100/KOMEDİYLE TRAJEDYA OYNAMAK!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;21 Ağustos 2013

                      KOMEDİYLE TRAJEDYA OYNAYANLARIMIZ!

         Havalar soğumaya başladı!Bizim Blokun önünden bir Bozacı geçerse;ahdettim,pencerenin altına çağırarak kafasına bir bidon su dökeceğim!Ostüzü.

         “Dağlara, taşlara” Ne Mutlu Türküm Diyene” basitliğini yazdılar. Kayseri RP. Milletvekili Bay Abdullah Gül!                                                     Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül,”Türkçe konuşan devletlerin devlet başkanlarıyla buluşmak üzere, Bakü’ye Türkçe Konuşan Devletlerin Devlet Başkanları  Kurultayına uçtular!”

        “TÜRK BAYRAĞI”İLE GÖSTERİ YAPMAK SUÇTUR.”Evlerinizi ve işyerlerinizi Türk bayrakları ile süsleyiniz!”Çatma suç davalarının Başsavcısı ve Üç Erkimizin de mutlak Hâkimi Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz.

        “Demokrasi bizim için amaç değil,araçtır.Demokrasi treni istediğimiz istasyona geldiğinde o trenden ineceğiz!”Sayın RTE.

        “Demokratik açılım paketinin üçüncü aşamasına son noktayı koyduk!Sayın RTE.

        “Laiklik ilkesi her türlü inancın güvencesidir!”Sayın RTE.

        “Laiklik kalkar diyorlar,halk isterse tabii kalkar kardeşim!”İspanyadan Sayın RTE.                                     ”Laik,dinsiz kemal Paşa rejimini kaldırarak,Kurana dayalı Şeriat devleti kurmak için,Allah’ım ve dinim üzerine yemin ve kasem ederim!’”Sayın RTE.                                                                                       

       “ Bu davanın/Çatma dosyalı davalar/ Başsavcısı benim. Bu davada,nereye kadar gidilecekse oraya kadar gidilecektirrr!”Sayın RTE.

        “Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a Terörist diyeni tarih affetmez!”Sayın Başsavcımız RTE.

        “Mahkemelerimiz bağımsızdırlar.Hâkimlerimiz kanunlara ve vicdanlarına göre hüküm verirler.”Tüm Yalakalar.

        “Bana yumruk atanı Hâkim  serbest bıraktı. Ya hâkimin kendisine yumruk atılsaydı!”Anlamsız ve kabak suratlı Bekr!

        “Gezi Parkı Çapulcularına Polis,Biber Gazı da sıkar,Cop ta/Lastik giydirilmiş Demirden mamul/ kullanır,Toma’lar tazyikli su da sıkar:Başsavcımız ve her şeyimizin başı!Sayın RTE:EK:Şu anda lastik mermi de kullanmaktadırlar!

        “Diktatör görmek istenler Mısır’a baksınlar!”Büyük Ağabeyimiz Bay RTE.George Orwell.

        Örnekler utanılacak düzeyde ve dahi çoktur.Anlatmak istediğim de bunlar değildir

        Orgeneral Semih Sancar’ın Genelkurmay Başkanlığındaki görev süresi dolmak üzereyken suni bir kriz yaratılmıştı.Başbakan Süleyman Demirel’e Elazığ’daki Kış Tatbikatında General Parkası ve General Başlığı giydiren Orgeneral Ali Keskiner ile  Orgeneral Rahmetli  Adnan Ersöz’den birisinin Genelkurmay Başkanı olması gerekiyordu.Ne Semih Sancar istifa etti,ne de Ali Keskiner istifa etti.Her üç Orgeneral de 30 Ağustos günü emekliye ayrılarak Orgeneral Ahmet Kenan Evren  Genelkurmay    Başkanı oldular.

        Arkasına USA’YI ve birçok haini alan Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın TSK’YI iğdiş etme oyunu hız kazandığında, Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Sayın Işık Koşaner ve üç Onurlu Kuvvet Komutanımız istifa ettiler. Jandarma Genel komutanı Orgeneral Necdet Özel’e gün doğdu,Jandarma genel komutanlığı koltuğundan kalkarak 200 metre ilerideki Genel Kurmay Başkanlığına geldi ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın VE Miralay Mustafa İsmet’in  Onurlu koltuğuna oturdu.Necdet Özel için:”Çok Zekidir!”Haberleri uçuruldu!Aman Allahım,bir de ne görelim Sayın Orgeneral   Genelkurmay Başkanımız,minare gibi dimdik duran Cumhuriyet düşmanlarımızın karşısında Piza Kulesi gibi eğik mi eğik selam vermiyor mu?

        Sayın Bekir Coşkun’un, Cumhuriyet Gazetesinde Generallerimiz için yazmış olduğu bir yazıyı diline dolayan,Çatma davalarımızın  Başsavcısı Bay RTE:”Paşalarımız,bu yazı hakkında yargıya başvurmalılar!”Buyurdu.312 General ve Amiralimizden ses çıkmadı.Genelkurmay Başkanı Necdet Özel derhal ol emre uyarak mahkemeye suç duyurusunda bulundu ve mahkemeden de gerekli cevbını aldı.ULAAA!Dedim,TSK’DA bir tek Paşa varmış,o da Eğik Necdet Paşa!

        Yüksek Askeri Şura Toplantısının hemen akabinde kırktan fazla yüksek rütbeli subayımız, haklarında sonuçlanmamış dava olduğu halde, emekliye sevk edildi.ULAAA!Demişim bu nasıl Zeka!Kaçakçılığın Men ve Takip kanunu dururken/1918/,vatan hainlerimiz askerin burnunun dibinden pür silah geçit yapmaktalar.Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı olarak askerler neden bunlara silah kullanmazlar!

        Genelkurmay Başkanlığından:”Hakkari üzerinde uçuş yapan iki generalimize ait helikopterlere yerden ateş açılmış,helikopterlerin birisi isabet almış,helikopterler olay yerinden uzaklaşmışlardır!”Sonra ne olmuş!Genelkurmay Başkanlığı Anadolu Ajansı görevini demi yüklenmiştir.

        Genelkurmay Başkanlığından duyurulmuştur:”Suriye hududunda,sınırımızı geçmek isteyen 1500 atlı ve 3000 yaya kaçakçı püskürtülmüş,bir askerimiz yaralanmıştır!”Püskürtmek,taarruz eden düşman kuvvetleri için kullanılır.Eşkıya karşısı Askeri Ceza Kanununa göre düşman karşısıdır!Daha sonra!Haydaaa!

        Tenkitler çoğalınca, Necdet Paşamız da başkalarının ağzından konuştu:”Uzun tutukluluk süreleri için Necdet Paşa çok üzülüyor ve kapalı kapılar arkasında devlet büyüklerine de üzüntülerini sürekli iletiyorrr!”Cumhurumuzun Başı ve Başsavcımız da hemen aleni tanıklığa soyundular!”Evet,Necdet Paşanın tutukluluk halleri için çok üzüldüğüne ve üzüntülerini bize de naklettiğine tanığız!”

        Sayın Necdet Paşamız; Genelkurmay Başkanlığı dert yanma yeri ve makamı değildir.Ağabeysi Sulu Gözlü Fethullah Gülen’in Has adamı olan,MİT Başkanı Emekli Astsubay Başçavuş Burhan Fidan için şıpıdanak kurtuluş yasası çıkartan Bay Recep Tayyip Erdoğan ve Bay Abdullah Gül,sizi dinlemiyorlarsa itibarınızı anlayarak derhal işgal ettiğiniz makamı ehline teslim ediniz.Burada,ADALET BAĞIMSIZDIR REKLAMI YAPILMAKTADIR!Genelkurmay Başkanlığını ve Türkiye Cumhuriyetini Karacı Generallerimizin ne hallere düşürdüğünü de görerek yerinizi Havacı Generallerimize ya da Amirallerimize devrediniz.Hazır Hava Kuvvetleri Eski Komutanı Yüksek Askeri Şura Üyesi olarak kızakta beklemekte.Neden korkuyorsunuz?Yarın orduevlerinde garsonlardan başka konuşacak kimse bulamayacaksınız.Ayıp olacak amma,size bir öykümü anlatmak istiyorum:Kızıltepe’de konuşlanmış 117’inci Seyyar Jandarma alay Komutanıydım.Zırhlı Kariyere de 270 mermi isabet ederek devrilmişti.Jandarma Genel komutanı Orgeneral Nurettin Ersinden ,Tugay kanalı ile, şu emri almıştım:”Müsademelerde,Zırhlı Kariyerler isabet alarak kullanılamaz bir duruma düştüklerinden,Zırhlı kariyerlerin müsademelerde kullanılmaması…!”

        Alay Başlılarına bu emri şöyle iletmiştim:”Jandarma genel Komutanlığının ve 23’üncü seyyar jandarma tugay komutanlığını Zırhlı Kariyerlerin kullanılması hususundaki emirleri aşağıya çıkartılmıştır.Aslolan Zırhlı Kariyerlerin korunması olmayıp;subay,astsubay,erbaş ve erlerimizin sağlıklı bir biçimde müsademeye girmeleridir.Bu nedenle Jandarma Genel Komutanlığının bu husustaki emrini keenlemyekün/yok farzediyorum/ kabul ediyorum.Zırhlı Kariyerler eskiden olduğu gibi kullanılacaktır.nemi oldu?Zırhlı Kariyerler Ankara’daki resmi geçit törenine katılacağından zırhlı kariyerler alayımın emrinden alındı!Emekli Jandarma korgeneral Sayın Çetin Haspişiren,Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle 23’üncü seyyar jandarma tugayının kurmay başkanıydı!Portekiz,bir hafif makineli tüfek ve dokuz adet te G/3 otomatik tüfeğiyle paletli bir zırhlı kariyeri 750.000TL’YE teklif ettiği halde.Almanların lastik tekerlekli er taşıyıcısı 2.500.000TL’YE satın alınmıştı! Necdet Paşamız doğrulasınız ki TSK DA doğrulabilsin!

                                

 

16 Ağustos 2013 Cuma

1099/ÖLÜ SİKİCİLİĞİ,NEKROFİLİ,NEBBAŞLIK!


            TC.                                                                                                                                    OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.osmanturkoguz@gmail.com


İzmir;16 Ağustos 2013


ÖLÜ SKİCİLİĞİ NEKROFİLİ! NEBBAŞLIK!


1.   “Her işin bir adabı vardır derler ya işte o...
1980’lerde Adana’da geçmiş bir olay; genç bir kız zehirlenerek ölmüş... Savcı kararıyla toprağa verildiğinin ertesi günü çıkartılacak ve otopsi yapılacaktır... Ama o ne, merhume ortalarda yoktur... Sorarlar bekçiye “nerde” diye... Adam panik olur... Derken bekçinin evinde yatağın altından çıkar Hatun... Savcı kafayı yer bağırır; “nasıl yaptın lan bunu”... Bekçi izah eder; “dün gece topraktan çıkardım Beyim, sonrada aha şu tenekede ısıttığım suyu Rahmetlinin karnına döktüm, ısınıp yumuşayınca oldu”

“Gönderilme tarihi, 08 Ocak 2013 - 08:36 ÖS

“Kuran'da Nekrofili'ye (ölü sevicilik) değinilen bir Ayet hatırlamıyorum. Ama Hadis kaynaklarında mevcut…
Eğer bir Namaz Hocası isimli kitaba bakarsanız, o kitaplar içinde gusul gerektiren durumlar başlığı altında Nekrofili'den söz edilir. Derler ki; ölüyle cima yapan (çifleşen) kişiden Eger meni geldiyse gusul gerekir, gelmediyse gusule gerek yok… “İnternette, bir Müslüman ulemasının! Fetvası
!PS:ÖLÜM, BOŞANMA NEDENİDİR,EVLİLİK BİTMİŞTİR.NE DEMEK KOCASI ÖLMÜŞ KARISINI ALTI SAAT İÇİNDE ŞAPAR!ÖLEN KADINI KORUMAK EN YAKIN AKRABALARINA DÜŞER.

“Ölülerle ve hayvanlarla yapılan cinsi münasebette inzal/boşalma/vaki olması”,veya “Arada  bir özrü yokken kadının her hangi bir yerine dokunarak  meninin gelmesi veya el ile istimna/Masturbasyon/otuzbir çekmek/”,veya”Dişlerden çıkan kan tükürükten çok olur da boğaza gider ve tadı hissedilirse”bu gibi ahvalde oruç bozulur ve bunlar kazayı gerektiren şeyler imiş!Yani yukarıdaki hükümde dendigi gibi olmaz ve inzal olmaz ise veya özürü var iken kadının bir yerine dokunur iseniz orucunuz bozulmuş olmayacaktir.Bunun gibi”Öperken meninin gelmesi”,veya”Dübüre,kulağa ve burna  konan ilacin içeriye ulaşması “halinde de oruç  bozulur ve fakat kefareti gerektirmeyip sadece kazayı gerektiren bir durum doğar imiş.”

             “Yukarıda tırnak işareti arasına aldığımız cümleler, Devletin resmi bir kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi yayın aracı olan “DİYANET DERGİSİ” İLE ”DİYANET GAZETESİ’NDEN,hiçbir kelimesi değiştirilmeden ayniyle çıkarılmış satırlardır.bu hükümler Başkanlık “Hadis” veya “Hadisi Şerif” olarak halkımıza ve din okullarındaki yavrularımıza sunmakta  ve kaynak olarak ta Celâleddin Es Suuti’nin “Feth-ül Kebiri’ni vermektedir””Bu hadisler,DİBaşkanlığınca yayınlanan “Diyanet Gazetesi’nin” 01 Kasım 1970 günlü ve üçüncü sayısının 14’üncü sahifesinde”Orucun Fıkhı Hükümleri” başlığı altında yayınlanmıştır.Profesör Dr. İlhan Arsel,”Devletin Anayasaya Ters Düşen Davranışları,s.37.1974.     “Devletin Haysiyetini Çiğneyen Zihniyet!                                                                                    Mısırdaki Amerikan Uşağı  ve Amerikan Vatandaşı Mursi;bu iğrençlikleri anayasına koyacaktı.PS:Beş çocuğunun ÜÇÜ DE Amerikan vatandaşıdır!                                                                                                                 733/ÖLÜ SEVİCİLİĞİ/NEKROFİLİ!


OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.                                                                                                                   com Çeşmealtı;29 Mayıs 2012.                                                                                                                              ÖLÜ SEVİCİLİĞİ NEKROFİLİ! “ Başka bir mitos, eski Yunan'da Tiran Periandre ile ilgilidir. Karısı Melissa ölüyor; buna rağmen, Periandre karısıyla ilişkisine devam ediyor ve bu ilişki ölü seviciliğinin-Nekrofili'nin ilk örneği sayılıyor. Ölü sevicinin asla vazgeçemeyeceği,onsuz olamayacağı iki yolu bulunuyor; sevdiği,beğendiği insanın varlığı altında ezildiği için onu öldürüyor ve onun cansız bedenini esas alıyor.”Başaramamak korkusu ile diriden çekinmek.Ostüzü. İslam Dininin büyük Ulemalarına ve en eskiye dayanan bir izne göre de eşleri ölen kadın ve erkek, ölümün vukuu bulduğu andan sonraki altı saat içersinde ölü ile çiftleşmesi,ölümle boşanma hukuken meydana geldiği halde,ölünün ırzına geçmesi dinen vaciptir.Bu hususta fetvalar bile vardır.Bir kadının ölmüş olan eşi ile nasıl çiftleşeceği anlaşılamamıştır! Bu bir ruh hastalığıdır.Diri kadınlarla birleşememe korkusu kişiyi ölüye tecavüze yöneltmektedir.Mezara yeni gömülen kadın ve kızları mezardan çıkartarak onlara tecavüz olayları çokçadır.Laktik/süt asidi nedeniyle oluşan ölü katılığı da muayyen bir saat sonra çözülmektedir.Müslümanlık ölü sikiciliğini dinen kabul etmektedir.Bu konuyu işleyen Profesör Dr. Rahmetli İlhan Arsel’i dinsiz ilan etmişlerdir.Bazı Müslüman ülkelerinde dişi hayvanı düzmek meşrudur.Lübnan’da erkek hayvanın ırzına geçmek suçtur.Müslüman bir Afrika ülkesinde bir Müslüman resmen ve alenen dişi bir keçi ile evlenmiş ve keçiye pembe gelin elbisesi giydirmiştir.Keçi öldüğünde de komşuları eşi ölmüş gibi taziyede bulunmuşlardır.1950 senesinde,topal bir leylek göç kafilesine katılamadığı için Eyyübiye Türbesine sığınmıştı.Burada görevli imam Topal Leyleğin ırzına geçerken yakalanmıştı. Yemen’de ve bazı Müslüman ülkelerde kadınların Kilitorosları kesilerek sünnet edilmekte,bu nedenle de ölümler meydana gelmektedir.Klitoris olmadan kadınlar cinsel birleşmeden zevk alamamaktadırlar.Çok yaşlı kadınlarla evli kalmak ta o erkeği sübyancılığa itmektedir.Bir kadın öldükten sonra ölü kadının ırzına geçen Müslüman erkeği ölü yıkayıcılarına:”İki kere abdest aldırın !”Diyerek tembihte bulunur.”iyi günler.Diri kadınların ırzına geçen erkeklerden,Din Uluları ve’l İslam Ulemaları!Sayesinde ölü kadınlar için bile kurtuluş yok! “İbrahim Erboz dedi ki...

O.Ç DİNİMİZDE NEREDE VAR ÖLÜ SİKİCİLİĞİ, KLİTORİS KESİCİLİĞİ, GERİ ZEKÂLI MONTOFON YAHUDİ KIRMASI SAPIK APTAL! Benim Anama sövenin anasının yedikleri Van gölüne hoşaf,Abant gölüne de cacık olur!

Benim Bloğuma giren bu İslam Uleması! Yukarıdaki hakaretleri bana reva görmüş.Bu konudaki hadisleri ve Arap Ulemasından aktarılan bilgileri Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Gazetesinde yayınladığına göre,YUKARIDAKİ KARALAMALAR ONLARA AİT OLMAZ MI?

“Bir Yalçın kayayım bu ipnelikte/Bana çarpan Poyraz yeli kırılır/Çirkabızilletin dağılır gider/Dizime çıkmadan seli kırılır/Bana çifte atan Sapık Eşeğin/Kendi çiftesiyle beli kırılır!”

 

 

15 Ağustos 2013 Perşembe

1098/KİŞİNİN KIRMIZI ÇİZGİLERİ,OLMAZSA OLMAZLARI1


        TC.

        OSMAN TÜRKOĞUZ


        İzmir;15 Ağustos 2013

Bu yazımı,28 Nisan 1960 İstanbul Üniversitesi olaylarında;Cesareti,Mertliği ve Kanun  adamlığını gösteren Sayın Uğur Dündar’ın Rahmetli Komiser Babasına adıyorum!

                              KİŞİNİN KIRMIZIÇİZGİLERİ!

                              OLMAZSA OLMAZLARI: Sİ N’AGU’A NON!

              Bazı tarihleri unutmak mümkün değildir.Kişinin özel hayatındaki ya da devlet görevindeki anılarının tarihleri aklına iyice kazınmaktadır.10 Mayıs 1978 tarihinde;Manisa İl jandarma Alay Komutanlığındaki planlı işlerimi erkenden bitirdim,denetleme yapacağım ilçe jandarma bölük komutanlığının adını,il merkez jandarma bölük komutanı j.Yüzbaşısı  Sayın Ahmet Avcıya bildirerek,iki korumamla birlikte Turgutluya doğru yola çıktım.Ufak bir çay üzerindeki köprüyü geçtiğimizde,yolun solunda bir tuhaflık olduğunu hemen fark ettim.karayollarının düzelterek genişletmiş olduğu yolun sol tarafına bol miktarda Haşhaş ekilmiş.Haşhaşlar çok gelişerek,renkli çiçeklerle beraber kozalak vermişler.Turgutluya kadar bu böyle devam etti.Hemen Alaya geri döndüm bağlılarıma ve komşu illerin jandarma alay komutanlıklarına durumu bildirdim,hemen sökülecek haşhaşların Alay Merkezine getirilmesini de emrettim.Akşam üzeri,Sarıgöl’e kadar yol kenarına ekilmiş 90.000 kök Haşhaş alay merkezine getirilmişti.

      İki gün sonraydı, asayiş satında Manisa Valisi Sayın Mustafa Yörükoğlu

;İzmir’den Amerikalı Narkotikçilerin ziyaretine gelerek benden övgü ile söz ettiklerini, Pazar günü de İzmir’deki Amerikan Konsolosunun Sipil’de öğle yemeği vereceğini;benim,il Emniyet Müdürünün ve Vali muavinlerinden birisinin bu yemeğe davetli olduğumuzu tebliğ etti.”Emriniz olur!”Dedim.Pazar günü de öğle yemeği davetine icabet etmedim. Valimiz Sayın Mustafa Yörükoğlu,”Önemli bir asayiş işi çıkmıştır!”Diyerek işi savuşturmuş!

      Pazartesi günü asayiş saatinde, Valimiz Sayın Mustafa Yörükoğlu,Pazar günü çok beklediklerini söylediler.Bendeniz de söze şöylece başladım:

      “Sayın Valim;ilimizin asayişinden sorumlu olan bizler,Sipil dağında Amerika’nın İzmir Konsolosunun yemeğinde olacaktık.Pazar günü Sipil çok kalabalık olmaktadır.Gazeteciler de orada olmaktadırlar.Resimlerimizin çekildiğini ve gazetelere geçtiğini düşünelim.Üş gün sonra;Manisa İlinde meydana gelen bir toplum olayında beş vatandaşımızın da öldüğünü var sayalım.Bizlere bu sert müdahale önlemi emrini kim vermiş sayılır?Valimizin rengi biraz soldu ve

      “Sayın Albayım, çok mükemmel prensipleriniz var.Ben,nedense prensiplerime uyamıyorum!”Dedi. Ben de sözlerimi sürdürdüm:”Resmi toplantıların dışında,hiçbir kimsenin yemek davetine gitmem.Denetlemelerimde de denetlediğim birliğin tabldotundan iki korumam ve şoförümün de yedikleri yemeklerin parasını ben öderim.Kesiklikle hediye kabul etmem, çalıştığım yerlerde de biç bir kimse ile yakınlık kurmam.Emrimdekiler hakkında hiçbir kimsenin önerilerini kale bile almam.Oğullarımın sünnetinden de kimsenin haberi olmadı.Kırmızı Çizgilerimi her ne pahasına olursa olsun sürdürürüm.”Dediğim de Sayın Valimiz:”Sizi kutlarım!”Demişlerdi.Neden bunları yazdığımı sorarsanız anlatayım:Anayasal bir  hak olan protesto gösterilerini, Büyük bir Şiddet ve Kinle,İnsan Haklarına ve Evrensel Hukuk Kurallarına uyması mümkün olmayan bir biçimde bastırarak,ölümlere ve yaralanmalara neden olanTayyip Başsavcımızın  Polislerine  bu başarılarından dolayı dörder maaş ikramiye verildiğini okuduk.Birden bire aklıma Mustafa Kemal’in İstanbul Emniyet Müdürü olan Rahmetli korgeneral Ekrem Baydur’un Anıları geldi.Rahmetli Ekrem Baydur,Kurmay Yarbay rütbesinde,12 Aralık 1924/21 Haziran 1927 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevinde bulunmuştu.122 ve 123üncü sahifelerini özetleyerek okuyalım:”“Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler tarafından  Mısır Hıdivliğinden uzaklaştırılan Abbas Hilmi Paşa,İstanbul’a gelerek Boğaziçi’nin Rumeli yakasında,bir yalıda Üç ay oturacağı,sıkı güvenlik önlemleri alınması İş İşleri Bakanlığınca emredilmişti.Üç sivil memuru Paşanın güvenliği için sürekli görevlendirmiş,İngilizlerin bir olay yaratmasına engel olmuştum.Abbas Hilmi Paşanın İstanbul’dan ayrılacağından Üç gün önce Paşanın Kâhyası olduğunu bildiren temiz giyimli bir kişi ziyaretime gelerek.Paşanın alınan güvenlik önlemlerinden çok memnun kaldığını bana teşekkür ederek ufak bir hediye gönderdiğini söyleyerek cebinden çıkardığı küçük bir paketi bana uzattı.Paketi açtım,içinden çok kıymetli taşlarla süslü,hani eskilerin”murassa” dediği biçimde altın bir kol satı çıktı.Değeri için keşsin bir şey söyleyemem

,ama o günün rayici ile 10bin lira kadar edebilirdi sanırım. Paketi Abbas Hilmi Paşanın Kâhyasına iade ederek:”Kıymetli Misafirimizin bu lütufkâr hediyesine teşekkür ederim.Ancak ben sadece görevimi yaptım.bu hediyeyi geri götürün!”Dedim.Kâhyanın şaşkın bakışları hâlâ gözümün önündedir.Kâhyanın dönüşü ile durumu öğrenen Hidiv de şaşırmıştı.şaşırdığını,uğurlama sırasında bulunanlara söylemiş;onlar da bana nakletmişti!”

      Çok olmuyor;Turgut Özal’ın ,“benim memurum işini bilir!”Dediği günlerde;Bodrum’a gelen bir  Arap Şeyhinin kendisini karşılayan Jandarma Subayımıza hediye olarak verdiği içinde 5000 dolar bulunan zarfı iade ettiğini kimler hatırlar acaba!

      Osmanlı Ordusu Bakü’den ayrılırken, Azerbaycan Savunma Bakanı Yüzbaşı Şelahaddin’i huzuruna çağırarak:”Sayın Yüzbaşım, burada Osmanlı Ordusunun Üç Milyon altın liralık benzini var.Bu benzini bize devrederseniz,istediğiniz yabancı bir bankaya adınıza üç milyon altın lira çıkarmaya hazırız!”Der ve şu karşılığı alır:

      “Biz Ruslara düşmanız,siz de Ruslara düşmansınız.Yani dostuz.Burada

En büyük Rütbeli Osmanlı subayı olarak, bir protokolla bu benzini size devrederim!Harbiye Bakanı General ayağa kalkarak Yüzbaşı Selahaddinin boynuna sarılır ve:”Size öldü diyorlar;sizin gibi subayları olan uluslar ölmezler!”İlhan Selçuk,Yüzbaşı Selahaddinin Romanı!Rahmetli Emekli Yüzbaşı Selahaddin Yurtoğlu,1956’da aç ve sefil Ankara’da ölmüştür.

      İngiliz altını ve silahları ile teçhiz edilen at Cambazı Ahmet Anzavur; Kuvvayı Milliyeye karşı savaştığı için İstanbul’a çağırılarak Paşalık rütbesiyle taltif edilmişti. Uzatmayayım da Rahmetli Emekli korgeneral Ekrem Baydar’ın İstanbul İl  Emniyet Müdürü olarak kırmızı çizgilerini vereyim: S.20/21

      “Büyük Gazi’nin şahsına ve itimadına lâyık bir emniyet müdürü olabilmek için “balık baştan kokar” deyimini göz önünde tutarak, önce kendimi kontrol altına aldım. Kendim için koyduğum ve uygulamaya titizlikle dikkat ettiğim prensipler şunlardır:

      *Müdüriyet makam odasında yatmak,

      *Hiçbir daveti kabul etmemek,

      *Hediye kabul etmemek,

      *Kadın konusunda hassas olmak, hiç bir kadınla yalınız olarak konuşmamak,

      *Mal, mülk edinme yoluna gitmemek,

      *Ziyafetlere,resmi kabullere iştirak etmemek,

      *Ücretsiz bir şey almamak, satın almalarımı fatura ile yapmak,

      *Olay yerlerine süratle yetişmek,

      *-Yangın çıkan yerlere itfaiyeden önce gitmek ve yağmacılığa mani olmak,

      *İçki içmemek,

      * Çok iyi bir haberalma teşkilatı kurmak,

      *Personele bir baba şefkati göstermek, başarı gösterenleri nakdi mükâfatla ile taltif etmek,

*Bilhassa geceleri şehri bizzat teftiş etmek,                                            *Geceleri nereye ve hangi saatte gideceğimi gizli tutmak,                  *Her yerde ve her zaman bulunabileceğim inancını yaratmak  - *Geceleri ne yapacağımı yardımcılarıma bile        açıklamamak,          *Makam otomobilim tanındığından, gece hareketlerimi her hangi bir vatandaş gibi taksilerle yapmak,

*Makam şoförüme ve personele gece çalışmaları için yanlış ve şaşırtıcı bilgiler vermek,

*İltimas ve himaye sistemini kaldırmak,

*Hadise yerlerinde birdenbire meydana çıkmak,

*Dosya yazı gibi kırtasiyecilikle uğraşmamak,

*Yemeklerimi gelişi güzel yerlerde, mütevazı lokantalarda her hangi bir vatandaş gibi yemek,

*Polisin itibarını iade etmek için büyük çaba sarfetmek!”

“Uyguladığım prensiplerin olumlu sonuçlarını göreve başladıktan üç ay sonra almaya başladım. Çünkü şehrin asayişi yüzde seksen oranında düzelmişti!”

        Dünya üzerinde; anayasal haklarını kullanırken, kendi polisinin saldırısına uğrayarak ölen, yaralanan ve sakat kalanlar yalınız bizdedir.Kendi  vatandaşlarına, insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına aykırı bir biçimde tecavüz eden  ve bu saldırılarını İkinci Çanakkale Destanı kabul ederek,ZARAR VERDİKLERİNİN VERGİLERİNDEN KESİLEREK İKRAMİYE ALAN RECEPKOLAR YALINIZ SAYIN BAŞSAVCIMIZIN İKTİDARLARINDA VARDIR!Mısırdaki asker ve polis tecavüzleri zulüm ve katliamdır!

Hadi canım sende.

 

     

 

11 Ağustos 2013 Pazar

1097/"NUMUNU NÜMEYİ MAHI DÜMBELEKLERİMİZ!"

TURGUT ÖZAL'IN BİR MİLİ SAVUNMA BAKANI VARDI.SONUNDA DOLANDIRICILIKTAN MAHKEMELERE DÜŞMÜŞTÜ.BİR EMEKLİ ASTSUBAY İLE DE,ALANYA DA ORTAK O BİÇİM BİR OTEL İŞLETMESİNİ DENEMİŞTİ.BİZİM BAŞSAVCIMIZ VE ÜÇ ERKİMİZİN DE BAŞI BAY RECEP BEYİMİZİN DE BİR SAVUNMA BAKANI VAR.MİLLİ DEMEYE ELİM VARMIYOR.BİR BEYANAT VERDİ Kİ,CEHALETİNİ VURGULADI."YARGITAY EMEKLİ ORGENERAL MEHMET İLKER BAŞBUĞ'UN CEZASINI ONAYLARSA APULETLERİ SÖKÜLÜR!"BUYURDU.BUNUN YANITI BENDEN:CARTTT!İLKER BAŞBUĞ,ORGENERALLİKTEN VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞINDAN  EMEKLİ OLMUŞTUR,TABANCASI VE KILICI KİŞİSEL MALIDIR.ORDU EVLERİNE VE TSK'NIN SOSYAL TESİSLERİNE GİRME KARTINI ELİNDEN ALABİLİRSİNİZ.NE GAM!EMEKLİ ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK'ÜN ORDU EVLERİNE GİRİŞ KARTI VAR,NEYE YARIYOR?YALINIZ BAŞINA BİR KÖŞEYE ÇEKİLİP, BÜZÜLMESİNE!GENELKURMAY BAŞKANIMIZ SAYIN ORGENERAL MEHMET İLKER BAŞBUĞUMUZUN TÜRK ULUSUNUN NAMUSLULARININ YÜREĞİNE KARTSIZ GİRİŞ İZNİ VAR."NUMUNUNÜMEYİ MAHI DÜMBELKELERİMİZ!DİNİNİZ VE KİNİNİZ CEHLİNİZİ GÖKLERE ÇIKARTIYOR.
Blog adresim: http://osmanturkoguz.blogspot.com/
 
"BENİ İNKÂR EDECEKSİNİZ. HATTA BÜHTANLA YADEDECEKSİNİZ. HİNT'E, YEMEN'E VE MISIR'A GİDEN FİKİRLERİM, ORADA FİLİZLENEREK GELİP SİZİ BOĞACAKTIR." MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL.
 
"İKİ ŞEY SONSUZDUR: BİRİSİ UZAY, DİĞERİ DE APTALLIK, BİNCİSİNDEN O KADAR EMİN DEĞİLİM!" ALBERT EİNSTEİN.
 

İzleyiciler

Blog Arşivi