18 Ekim 2012 Perşembe

836- DÜK WELLİNGTON'U YENMEK


         OSMAN TÜRKOĞUZ

         osmanturkoguz@gmail.com

         İzmir; 18 Ekim 2012.


                            DÜK WELLİNGTON’U YENMEK!

                                            YA DA

                                VİYANAYA GİRMEK!

                     ÇAKALLARIN ASLANLA BOY ÖLÇÜŞMESİ!


         İlgi: ”Halk, Delilerden Ne Dâhiler Çıkarır!” Osman Türkoğuz.

         Dük Wellington; 18 Haziran 1815 tarihinde; Belçika’nın Waterloo köyünde, Napolyon Bonapart’ı yenen İngiliz Komutanıdır.

Bu zafer üzerine çok ünlenmiş ve İngiltere İmparatorluğunda başbakanlığa getirilmişti.

Bir gün; yanındaki çok sayıdaki atlılarla bir çiftliğin yoluna girmişti. Çiftliğin giriş kapısına ulaştıklarında, önlerine On yaşında bir çocuk dikilerek:

         “Burası bize ait özel mülkiyettir, buraya giremezsiniz!” Dediğin de; Dük Wellington:

         “Ama ben, Dük Wellington’um;” demişti.

Çiftlik sahibinin oğlu da:

         “Dük Wellington olmanız buraya girmenizi gerektirmez!” Demiş, kafile de gerisin, geriye dönmüştü.

Delikanlı, büyük bir zafer kazanmışçasına babasına koşarak:

         “Baba, Waterloo’da Napolyon’u yenen Kahraman Dük Wellington’u mağlup ettim, Çiftliğimize sokmadım, gerisin geriye döndürdüm!” Demişti.

Dük Wellington, İngiliz gücü ile Napolyon’u yenmişti. On yaşındaki çocuk ta Hak ve Hukukun gücü ile Dük Wellington’u yenmişti.

İngiltere’de Haklı olan güçlüdür; Doğu İslam ülkelerinde de Güçlü olan ve kendisi güçlü sanılan sürekli olarak haklıdır.

Şimdi de örneklerimize dönmek istiyorum:

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa: (1633/1683) Alıntıdır.

”Türk olup Merzifonlu Oruç Bey adında, Bağdat seferi sırasında Şehit düşen bir tımarlı sipahinin oğludur, Köprülü Mehmet paşa tarafından, Oğlu Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ile birlikte, yetiştirilmiş ve himaye edilmiştir. Birçok kere çeşitli görevlerde bulunmuş, Paşalığa ve vezirliğe terfi ettirilmiştir.  

1044H.- Fazıl Ahmet Paşa'nın 1087 H.-1676 M. de vefatı üzerine mühr-i hümayun, Kara Mustafa Paşa'ya verildi; sadaret kaymakamı sıfatıyla hükümet işlerini uzun seneler gördüğü için işlerde bir aksaklık olmadı; kendisi şöhrete hırslı olduğundan kayınpederi ve kayın biraderi gibi ün almak istiyordu. Bu yüzden ve hiç yoktan Avusturya seferini açtı.

Viyana bozgununu müteakip Belgrad'a döndükten sonra idam edildi (1095 Muharrem 6 ve 1683 Aralık 25); başı Edirne'de Sarıca Paşa Camii hazinesindedir.

Merzifonî Kara Mustafa Paşa zeki, idaresi iyi, azim sahibi, işten anlar değerli bir devlet adamı olmakla beraber paraya hırslı, asabi, kendisini beğenmiş ve kinci olduğundan bu halleriyle epey düşman kazanmıştı; bilhassa kızlar ağası Yusuf Ağa ile büyük imrahor Boşnak Sarı Süleyman Ağa -ki sonradan vezir-i azam olmuştur- baş düşmanı olup bu iki şahıs, Kara Mustafa Paşa'nın yetiştirdiği sadaret kaymakamı Kara İbrahim Paşa'yı sadaret vadiyle Efendisi aleyhine tahrik ile Merzifonlunun katline hatt-ı hümayun almışlardır.”

İncelenen olaylara, gerek Türk ve gerek yabancı kaynaklara göre Merzifonlu Kara Mustafa Paşa otorite sahibi olup sevk ve idare kabiliyeti ile bozgunu durdurup felâketi önleyecek kudrette idi. Hatta Budin valisi ihtiyar vezir İbrahim Paşa'yı katledeceği esnada İbrahim Paşa:

-"Bu adam benim düşmanım olup bir an evvel beni öldürmek istiyor; lâkin bu ana kadar devletin ekmeğiyle yetiştiğim için padişahımızdan rica ederim ki başarısızlık kabahatiyle vezir-i azamı öldürmeyerek bu işin hüsn-i suret bulmasını yine ona bıraksın, bundan gayrisi bu işin üstesinden gelemez" sözleriyle düşmanı olan Kara Mustafa Paşa'nın ehliyetini beyan etmiştir.

Filhakika Kara Mustafa Paşa'dan sonra yerine gelen serdarların ehliyetsizlikleri mağlûbiyetin senelerce devamına ve düşmanın Balkanlar'a sarkmasına sebep olmuştur. Sadareti 7,5 sene olup ölümünde 50 yaşında idi.”

         Önce, Sümer devletinin yıkılışına bir göz atalım, sonrasını da konuşacağız. Sümerler insanlık âlemine her yönleriyle örnek olmuş bir Antik çağ toplumudur Sümer devleti, Site Şehir devletlerinden oluşmaktadır. Komşuları Akadlar eti bile çiğ, çiğ yiyen yarı vahşi bir hayat sürmekteydiler. Sümer Krallarının sarayında, Sümer Krallarına içki sunmakla görevli Sargon adlı bir Akadlı Piçtir. O devirde, Piçlere, Suyla gelen denilirdi, Sümer Krallarının durumlarını yakından görerek bunların ilkelliklerinin farkına vardı ve kendisini göstermek için Altı arkadaşı ile Sümerlere isyan ederek, Sümer şehir devletlerini teker, teker ele geçirdi. Kendisine de DÜNYA HÂKİMİ unvanını verdi. MÖ:2350. Megolemanisi O’NU tarihteki yerine oturttu.

         Hz. Musa’nın öyküsü de aynen Sargon’un öyküsüne benzemektedir. Her iki öyküde de Sümerlerin izlerini bulmak mümkündür. İkisinin arasında Bin seneden fazla bir zaman farkı vardır. Musa, suyla gelen demektir. Firavun Birinci Seti’nin kızı Termuthis ile bir Yahudi Mimarın nikâhsız oğlu olduğu da söylenmektedir. Musa, Amon- Ra Başrahibi ve Dayısı İkinci Ramses’in de muhafız alay komutanıdır. Musa, Yahudilikle bağlantısını öğrendiğinde, İsrail Yahudi kabilesinin başına geçerek, onları Mısırdaki köle yaşamlarından kurtarmıştır. Firavunların gerçek kişiliklerini yakinen bildiğinden, Mısır’dan kaçması onlara kafa tutmaktır. SN. RTE ile Sayın A.Gül için,”Musa’nın Çocukları” deyimi kullanmıştır. Bu konuda ciddi araştırmaları ile tanınan Sayın Ergün Poyraz, hâlâ Silivri esir kampındadır. Ama işin aslına bakarsanız bu deyimi Tayyib Beyimizin Danışmanı Akif beki kullanmıştı.18 Şubat 2009 tarihli Radikal gazetesinde “Tayip Musa soyundan gelmektedir”diye yazarak bu gerçeği! Tüm dünyaya ve Allah ile aldatılanlara duyurmuştu. Sonracıma, Aynı danışman “Akif Beki, Tayip’in onayından geçirip, AKP Şanlıurfa Milletvekili Faruk Bayrak’ın yayınevinde yayınlattığı kitabının 14’üncü sayfasında ne diyor:             ”Tayip Erdoğan Musa Peygamberin soyundan geliyor”Ergün Poyraz, Takunyalı Führer, s.41.”Tayip, ileri derecede şizofrendir. Her şizofren gibi kurduğu hayallerle yaşıyordu.”S.G.E. S.35.Çok ilginçtir; daha önce Başdanışmanı olan ve şimdi de dünyamızı turlayan Dış İşleri Bakanımız Sayın Davutoğlu A.Bey de Hz.Davutun soyundan mıdır acaba!

         Farih Sultan Mehmet’in Dönme ve Devşirme Vezirlerinin oyunları ile Rahmetli Çandarlı Veziriazam Kara Hail Paşa, Fetihten Kırk gün sonra boğularak öldürülmüştü. Yerine de Mahmut Paşa, Zağanos Paşa ve Rum Mehmet Paşa sıra ile Veziriazam olmuşlardı. Rum Mehmet Paşa, Konya’da zulümlerini arttırdıkça, şikâyetler de artmıştı. Kendisine:”Mehmet Paşa yaptığınız bu zulümler yeter!”Denildiğinde şu yanıtı almışlardı:”İstanbul’un fethinin intikamı için az bile!”Osmanlı Döneminde sadece ve dahi sadece Sadrazamların Onu Türk kökenliydi. Adı Üstünde Rum Mehmet Paşa!

         “İNE DİKAMOS PEDİ”

“06 Ocak 2010 tarihli hürriyet gazetesinin 22’inci sayfasının başlığı”İne dikamos pedi” yani”Bizim çocuk Erdoğan!”Maçka’ya Rum tarihi kıyafetleri ile gelen ve gösteri yapan Rum grubun Başkanı Kostaş Alexandridis:”Büyüklerimiz, Sayın Başbakan Erdoğan için”İne Dikamos Pedi!””Bizim çocuk” der şeklinde konuşmuştur.”Ergün Poyraz, TakunyalıFührer, s.29.                                                                                                         Şimdi, biraz da Ruh hastalıklarından sözedelim:

ŞİZOFRENİ: Erken bunama (Kreapelin) erken bunamayı 4 bölüme ayırmıştır:

1. Basit şekil (simple)

2. Hebefrenik şekil

3. Katatonik şekil

4. Paranoid şekil

    Bu şekilleri birbirinden ayıran tam ve kesin bir sınır yoktur. Karışık şekilleri de görülür. Biz burada ortak arazları kısaca adli tıp bakımından belirtmekle yetineceğiz.

A. Zekâ Bozuklukları:

    1. İdrak: Başlangıçta sakindir. Zamanla bozulur ve hallusinasyonlar görülmeye başlar.

             a. İşitme hallusinasyonlar çok görülür. Hasta daima fena sözler, gürültüler,                            tehditler işittiğinden bahseder.

             b. Görme hallusinasyonlar: Fena ve korkunç şeyler görür.

             c. Hissi hallusinasyonlar

             d. Tad ve koku hallusinasyonlar

    2. Şuur ve intibak en son devir olan bunama devrinde bozulur.

    3. Hafıza: Genel olarak bunama devrine kadar salim kalır.

    4. Muhakeme kusurları fazladır. Daha başlangıçta kendini gösterir. İtisafi, hipokondriak            ve büyüklük hezeyanları sık görülür.

    5.Tedai-i efkâr (Assaciation des ideas): Çok erken olarak bozulur. Sözler kelime                  salatası  (Salade de mot) halindedir.

B. Teessüriyet bozuklukları:

    1. Başlangıçtan itibaren Teessüriyet azalır.

    2. Neşelenmesinde ve kızmasında sebat yoktur.

    3. Utanma hissi yok olmuştur.

    4. Sevinecek yerde üzülür, üzülecek yerde sevinirler

    5. Ruhlarındaki zıtlık yüzlerinde görülür.

C. Hareketlerinde bozukluk:

    1. Ağırlaşırlar.

    2. Başkalarının hareketlerini taklit ederler

    3. Menfiyet (Negativizm) vardır.

    4. Durup dururken ani bir akım hareketler yaparlar.

    5. Bazen de devamlı olarak aynı hareketleri yaparlar ve aynı sözleri söylerler.

    6. Kendi kendilerine konuşup, dururlar.

D. Konuşma Bozuklukları:

    2. Bir şey sorulunca, tamamen başka bir cevap verirler.

    2. Manasız şeyler söylerler.

E. Yazı bozuklukları:

    Yazıları intizamlı değildir. Garip işaretler koyarlar. Çok pistirler, pabuçsuz helâya giderler.

F. Organik bozukluklar:

    1. Refleksler canlıdır.

    2. Son devirlerinde bütün akli melekeleri ve Teessüriyet bozulur. Bu hastalıkta düşüncelerle hareketler arasında açık bir uygunsuzluk, ani ve ilgisiz bir hareket temayülü vardır.

    PARANOYA: Bu, müzmin sistematize bir vehim halinin tedricen inkişafıdır. Başlıca karakteristiği hezeyanın değişmez olmasıdır. Hüküm yanlıştır. Fakat bunun dışında bütün akli melekeler normaldir. Hastalık daha ziyade kâhillerde meydana çıkar. İrsiyet yüklülüğünün büyük rolü vardır.

    Ruhi şok ve hapishane hayatının tesiri muhakkaktır. Hastalık yavaş, yavaş ve gizli bir biçimde gelişir.

    Etrafındakilere karşı devamlı bir şüphe ve emniyetsizlik hissederler. Korkak, mütereddit ve çekingendirler. Ufak bir sebep hastalığın çiçek açmasına sebep olur.

    Tefsiri hezeyanlarda şahıs sabit fikirlerin tesiri altındadır. Zekâ melekesi bu sabit fikirler için çalışır. Muhakeme tamamıyla sabit fikir etrafında döner. Herkes ve her şey kendi aleyhlerine tertip ve tasnif edilmiştir. Muhitlerinde kendileri için iyi niyet ve ilgi mevcut değildir. Komplolar hazırlanmakta, şeref, haysiyetine, sıhhatine, İktidarına ve hatta hayatına yöneltilmiş tertipler belirmektedir. Şahıs, önceleri bu kadar itisaf karşısında pek şikâyet etmez, sadece muhitle olan temasını tehdit eder, kuşkusu yüzünden ve hareketlerinden bellidir. Daha sonra şikâyete ve himaye aramaya başlar. İşte ve Dışta himaye bulduğunda akıl ve hukuk dışı adımlar atar. Fakat her teşebbüsünde hep kinle ve tertiple karşılaştığına inanır. Bu durumda üç türlü reaksiyon yapabilir.

    1. Bütün âlem kendisine düşman olduğuna göre buna nasıl mukavemet edebilir? En muvafık olan intihar edip, bu acıdan kurtulmaktadır.

    2. Niçin kendisini öldürsün? Gerekli olan düşmanlarıyla savaşmasıdır. Asıl düşmanı teşhis etmeye çalışır ve yavaş, yavaş beliren bir çehre üzerinde dikkatini toplar. Ondan sonra bu şahsa karşı tedbirler almaya yönelir.

    3. Yahut da hasta; herkesin aleyhinde yaptığı çalışmalardan bir zarar görmediğine bakarak bir gurur duymaya başlar, kişiliği irileşir, kabarır, kendini önemli bir insan, bazen hükümdar, bazen bir peygamber, hatta bir Tanrı saymaya başlar. Denizlili Fatma adlı Tayip Erdoğan âşığı bir kadın, çok daha ileri giderek bir dörtlük yazmış ve şiirlerini bastırtmış olduğu 10.000 kitapta toplamıştır:”Tayibi sevmek, Allah’ı sevmektir/TayibisevmezsenizAllahüzülür!” Üzülmek, sevmek, kızmak, küsmek, köpürmek, azmak, darılmak, delkten aşağıya süpürmek ve dahi süpürülmek insanlara özgü bir duygudur. Tanrımızı insan duygusallığına indirgemek çok maksatlı bir yalancılıktır. Burada, anlatılmak isteneni bendeniz bal gibi anladım. Ulu Tanrımız üzülmeyeceğine göre, geriye üzülecek tek Mercii kalıyor>:USA!”                                           “Şizofrenik Kişiliği kabardıkça, herkesle savaşmaya başlar. Kini ülke dışına taşar, dış devletlerle ve uluslararası kuruluşlarla da dalaşır. Birleşmiş Milletlere ve Güvenlik Kuruluna da sataşır. Büyüklere sataştıkça kişiliğinin de büyüyeceğine inanır. Her gün, yeni bir hedef seçerek o hedefe karşı yeni bir saldırı başlatır. İnsanlara korku ve acı vermekle güçlülüğünü kanıtlamak ister. Kazıklı Voyvoda Sendromunu sürekli kullanır. Çok Eski tarihli bir Büyük İskender filminde, Büyük İskenderin Sevgilisi ve en yakın arkadaşı, Büyük İskendere bir söz söyler:”Büyük olmak, tarihe büyük adam olarak geçmek için bir büyük adamı öldürmek yeterlidir! Mustafa Kemal Atatürk gibi dünya çapında bir lidere hakaret etmek ve ona sataşmak onun seviyesine çıkmak sanılmaktadır.”Mardin-Viranşehir yolunun Viranşehir girişinde, büyük siyah taşlardan oluşan harabe, Asur kışlasına aittir. Viranşehir ve yöresi, Asurlulara karşı ayaklandıklarında, Asur ordusu tüm yöre halkını ateş kuyularında yakmıştı. Diyarbakır yöresinde de 3500 kişiyi, kadın, çocuk, Genç, İhtiyar bir mağaraya kapatarak mağaranın ağzına da duvar ördürtmüştü. Bugün SN. RTE’NİN uygulamasının bunlardan ne farkı vardır! Tüm Vatansever ve Aydın Türk insanları, esir kamplarına doldurularak bu kampların ağızları çatma hukuk ve çatma hukuk dışı sistemlerle kapatılmış. Buraya kapatılanların aileleri de ateş kuyularına doldurulmuştur. Oğlu ölen Kanserli bir Türk Aydını da, cenaze töreni için verilen 24 saatlik iznini Nezarethanede Polis gözetiminde geçirmiştir. Bu tip insanların davranışlarının şiddeti kendisinden ve kendi etnik yapısından saymadığı insanlara karşıdır.

             PSİKOPATLAR YÜKSEK DEJENERELER: Bunlar ilk yaşlarından beri geçimsiz, anti sosyal insanlardır. Zekâ kıtlığı göstermezler; fakat kayıtsız egoist, minnet hislerinden yoksun, çok defa atılgan ve mücadeleci olurlar. Birçokları marazi yalancıdırlar. Atılgan ve tedbirlidirler. Bir Suriye Taarruzuna karşı zırhlı birliklerimizi açıkta ve bitişik nizamda sınır boylarına dizdirtir! Cinsi bakımdan soğuk, tersliğe dönüktürler. Sn.RTE DE çok tedbirli bir USTA yöneticimizdir. Dostu—Yoktur, Barak Obama’dan başka/ ve düşman saydığı kimselerin her türlü iletim araç ve gereçlerini dinletmekte ve Milletvekillerinin suç dosyalarını da baskı aracı olarak, sürekli bir şekilde elinin altında tutmaktadır.                                                                       Sırasında son derece mütehevvir ve kindar, sırasında fevkalade korkak ve riyakârdırlar. İçlerinde adeta ruhi ve teessüri bir enerji vardır

    MİTOMANİ:  Yalan deliliği demektir. Bunlar, yalan söylemeden rahat ve huzur göremezler. Bunlar yaptıkları işin fenalığını biler; fakat kendilerini o işi yapmaktan alıkoyamayan kimselerdir.

    FOBİ’LER:  Bunlar, ya her şeyden korkarlar (Pano fobi), ya da bir şeyden korkarlar (Mono fobi). Hasta tarafından manasızlığı bilindiği halde defedilemezler.

(Dr. Şükrü Biostancıoğlu; Adli Tıp Notu, 1957, s. 94-102).Dini Hezeyanların Psiko-Medikal yönü, Osman Türkoğuz.

    Kan uyuşmazlığı da kişilik ve zekâ bozulmasına neden olmaktadır.

         Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da; Köprülü Mehmet Paşa sayesinde çok önemli işlerin başında bulunmuştu. Osmanlının durumunu da yakından izlemişti Avcı Lâkaplı Dördüncü Mehmet, Haremi ile Avcılık peşinde koşan, elbisesinin iki tarafına diktirmiş olduğu büyük ceplerine doldurttuğu incir, üzüm ve bademleri atıştıran bir kimesneydi. İşleri başkaları görmekte, devletin kaymağını da Osman Oğulları yemekteydi. Çok hırslı ve para canlısı bir kişilik sahibiydi. Başarılarından dolayı da, kimsenin önerisine kulak asmazdı. İbrahim Paşanın,”büyük topları geride bıraktık. Avusturya’nın küçük kalelerini ve palangalarını zaptetmeden ilerlemek başımıza büyük gaileler açar!”Demesine bile aldırmamıştır. Kırım Hanı Giray’ın ihanetinden sonra, Polonya ordusu ile çarpışırken, metristeki askerleri de çekerek düşman karşısına onları da geçirelim!”Önerisini de geri çevirmiştir. Aslında, Sadrazam ve Serdar’ı Ekrem olarak, Padişah Dördüncü Mehmet’ten Avusturya’ya ait küçük bir kaleyi zapt etmek yetkisini almıştı. Padişah fermanını dinlemediğine göre, Kanuninin Viyana başarısızlığını silerek Osmanlı üzerinde bir otorite kurmak sevdasında olduğu sonucuna varılabilinir. Köprülü Mehmet Paşa ve O’nun oğlu Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından, Padişaha rağmen, Osmanlı İmparatorluğunu ayağa kaldırıldığını da yakinen görerek yaşamıştır. Rüşvet karşılığı bir Hristiyana meyhane açtırdığı meydana çıktığında, suçu Kethüdası Hasan’ın üzerine atarak, boynunu da vurdurup Padişaha, Mührümü kullanarak içki ruhsatı vermiştir deyu rapor vermişti. Paraya çok düşkündü. Kendisini çok büyük görmek Megalomanisi başını cellâda götürtmüştür.

         Tarihi örneklere iyi bir gözle baktığımız zaman bir sistemi, bir devleti yıkan insanların ortak özelliklerini de görebiliriz. Karl Marks(5 Mayıs 1818/14 Mart 1883)Almanya doğumlu Yahudi asıllı bir bilgindir. DAS KAPİTAL adlı eseri ile çok eski Ekonomik ve sosyal sistemleri yıkmıştır. Birinci Sargon da Akadlı bir piçtir ve Koskoca Sümer devletini yıkmıştır. Musa, Mısır’ın ve Antik çağın inanmış olduğu tanrı inancını kökünden yıkmıştır. Yahudi-Mısırlı kırmasıdır. Sisteme düşmanlık sistemi yaratanlara düşmanlık olmaktadır. Kızılordu’yu kuran Çarlık Rusyanın yıkılmasında en büyük emek sahiplerinden birisi olan Lev Troçki de Yahudi asıllı bir devrimciydi.

         Ünlü Alman Filozofu Arthur Schopenhaur (22 Şubat 1788/21 Eylül 1860),hem Filozof hem de eğitimcidir, aşka ve kadına dair de yazıları vardır. Bir postahanenin önünde durmakta olan Siyah renkli bir arabanın arka tahtasında elindeki tebeşiri kullanarak bir matematik problemini çözmeye çalışırken, hareket eden arabanın arkasından koşarak problemini çözmeyi sürdürmüştür. Onun da Dinlere ait çok görkemli bir gözlemi vardır:

“Dinler, ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa ihtiyaç duyarlar. Tüm dinlerin koşuluğu yaygın olan belirli bir derecede Cehalettir ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak!”Rahmetli Jean Paul Satre de bir gözlemini yayımlamıştı:”Din adamları sınıfı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmamıştır. Din adamları emperyalizmin uşaklığını yapmıştır!”Soygunların ve Zulmün Nedeni Dinler ve Din Adamlarıdır, Osman Türkoğuz. Bloğumda var.

         Ekonominin en büyük kuralı,”ihtiyaçlar tatmin edildikçe doyarlar, yerlerini de yeni ihtiyaçlara bırakırlar!”Büyük Filozof, halka bedavadan ne verilirse, halkın doymayacağını, halkın aç gözlülüğünün sonunda da verecek bir şeyi kalmayan iktidara karşı ayaklanacağını yazmaktadır. Din adamları, halka hiçbir şey vermeden onu köleleştirmenin ve sömürmenin de yolunu bulmuşlardır: Dinden yararlanma, dini çıkar için kullanma ve din ile yığınları kandırma:”En büyük ibadet, Ululemre itaattir”Koyun gibi güdülebilenlere, Öteki âlemde,72 kadın,100 Huri ve 100 Gılman vardır. Bal akan ırmaklar, kenarında ellenmemiş ve dillenmemiş, dik memeli 15 yaşındaki kızların ipek döşeklerde uzandığı ırmaklar vardır.

Mustafa Kemal, İsviçreli Profesör Picart’ın “Türk Nedir?”Sorusuna vermiş olduğu yanıtta; Türk’ün Doğanın, Güneşin, Fırtınanın ve Yıldırımın çocuğu olduğunu yazması, Türkün inanç köklerinin Şamanizm’e varışını ifadeden ibarettir. O,Özbeöz Oğuz soyundandır. Türk ulusunu tanımlamasını da tüm Hainlerimiz kavrayamamışlardır:

         “Ulusal Kurtuluş Savaşını yapan Türkiye Halkına Türk Milleti denir!”Türk’ün bir sıfat olduğu vurgulanmıştır. Osmanlı, Türk’e düşman; diğer etnik gruplara, Devşirme ve Dönmelere kucak açmış çağdışında kalmış bir zihniyettir. Abdülhamit’in Muhafız alayı; Kürt, Arnavut ve Araplardan oluşmaktaydı. Abdülhamit’in sır kâtibi de bir Araptı. Abdülhamit, Arnavut Bahçıvanını Müşir yapmıştı. Abdülaziz de bir dövüşü kazanan horoza Osmanlının en büyük nişanını vermişti. Böyle bir devleti ancak bir Türk yıkabilirdi ve de yıkmıştı da. Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Devrimine karşı olanları da göz önüne almamız gerekmektedir. Çok fakir ve Türklüğünü kabul edememiş bir kültürden gelen ve dini doğmalarla ulusçuluğun aleyhinde yetiştirilen, okuduğu dine dayalı okullarda da Şizofrenisi büyüyen insanlar da hayallerindeki arzuları gerçekleştirmek için harekete geçerler. Sayın Mustafa Coşturoğlu’nun dediği gibi”Bireysel Şizofreniyi” Toplumsal Şizofreniye” dönüştürürler. Şizofreniye uğratılmış toplumla da Çağdaş düşünceyi yok ederek insanlığı karanlığa gömmek isterler. Bunların destekçileri, dış güçler ve Gayrı Milli Kuruluşlarda toplanmış olan çağdışı insanlardır. Allah, Din, İman, Para ve Takiyye en güçlü silahlarıdır.

         Türkiye Cumhuriyetine ve Çağdaşlaşmamıza düşman olanların seciyelerini iyice incelememiz gerekmektedir. Mareşal Gazi Mustafa Kemal:”Benim Türk Milletinden istediğim tek şey: başının üzerine çıkarmış olduğu kimselerin kanındaki ve vicdanındaki cevheri incelemekkten bir an bile geri kalmamalarıdır!”

         Kalemi ile Taklibi hükümet suçundan sanık olarak Uzun süreden beri, Silivri esir kampında tutulan Sayın Ergün Poyraz, SN. RTE’NİN Soyağacını yayımlamıştı: Baba itibari ile Rum; anası yönünden de/Havuli/,kendisinin itirafına göre de Yahudi asıllı, Gürcüdür. SN. RTE; Gürcü asıllı olduğunu Gürcistan devlet Başkanı olan USA uşağı Avukata da itiraf etmişti:”Ben de Gürcüyüm!”diyerek!

         NORMAL-Lİ: FR: S.Kurala uygun, alışılagelen. Belirli kalıplara ve ölçülere uygun olan. Giriş kapıları için 1.75 Metrelik boy normaldir. Zekâ ve kişilik düzeyi bakımından Normal, Anormal ve Sürnormal sıfatı kullanılmaktadır. Bizim toplumda bir bekleyiş vardır, Anormale erişmek. Anormali seçeriz, anormal haberler bekleriz. Toplumumuzu yönetmek için Anormaller, Sürnormali oynamaktadırlar. Bir de türk toplumunda, yönetime gelen her yönetici yönetimde kaldığı sürece Dâhidir. İçişleri Bakanımız da olan Korkut Özal’ın, Başbakan Süleyman Demirel’e:”Turgut Özal dâhidir!”Dediği gazetelerimize de yansımıştı. İttihat terakki’nin nutukçularından Muallim Naci’ye sorarlar: Enver Paşa mı dâhidir; Cemal Paşa mı dâhidir!”Deyu. Muallim Naci “Hangisi iktidardadır?” Diye sorduğunda;”Enver Paşa iktidardadır!”Yanıtını alır ve soruyu yanıtlar:”Enver Paşa dâhidir. Çünkü bizim ülkemizde iktidarda olanlar dâhidir!”Der.

         Ünlü Deli Doktorumuz Mazhar Osman Usman; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile sohbet ederlerken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kendisine:”Delilik nedir, nasıl bir şeydir?”diye sorduğunda:”Her insan da delilik vardır.”Yanıtını alır ve sorar:”Sayın doktor, şimdi ben de deli miyim?”Diye. Mazhar Osman USMAN:”OHO; sizde de delilik var!”Der. Hayrette kalan Mustafa Kemal:”Neden?”Dediğinde;”Sizde hem de zırdelilik var. Aklı başındaki bir insan, ZIRDELİ OLMASA, tek başına dünyaya kafa tutabilir miydi a Paşam!”Der. Günümüzde, her şeylerini ve dahi mevkilerini Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçlu olan Aymazlarımız, Mustafa Kemal Atatürk’ü silme yarışına girerek Devrimlerine kafa tutma Ütopyasındalar! Atatürk sayesinde Kulluktan, Kölelikten ve Cariyelikten Evrensel değerlere sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşsı sıfatını kazananlar da Gaflet, Dalalet ve İhanet uykusundadırlar!
Hadi canım sen de.
 


        



        


17 Ekim 2012 Çarşamba

835/HALK,DELİLERDEN NE DÂHİLER ÇIKARIR!

OSMAN TÜRKOĞUZ                                                                     osmanturkoguz@hotmail.com
 Çeşmealtı;06 Eylül 2010/İzmir;17 Ekim 2012,Daha ne yazayım!

                            HALK, DELİLERDEN NE DAHİLER YARATIR!

                İleti yazım ile: Ustalığını ilan ederek, herkesle ve her şeyle kavgaya tutuşan ;aslında kendisi ile kavgalı bir Acemi Diktatör Özentisinin anatomisini yazdığım yazımı iletmeden önce,bu yazımın okunmasını rica etsem.
                                       Belçika’dan Gelen Yılbaşı Tebriki
“ .”TÜRKİYE; ATATÜRK’Ü TANRIYA BORÇLUSUNUZ GERİ KALAN HER ŞEYİ DE ATATÜRK’E/TURQUIE,TU DOİS ATATURK A DİEU ET LE RESTEAATATURK.DanielDumoulin,                                                                     Bu Tebrik Kartı Ülkemize geldiğinde;AKP iktidarının KAHRAMAN SAYDIĞI, ölmüş bulunan ve yaşayan tüm hainlerimiz ve dahi yöneticilerimiz tüm dünyaca ve Belçikalılarca bilinmekteydi.Atatürk’ümüzün Yüce Tanrımızın Türk Milletine bir armağanı olduğunu Hıristiyan âlemi bildi de ;Allah ve din ile aldatanlar neden inkâr ettiler dersiniz?

“Toplumun esir ettiği Mücrim delidir! Toplumu esir alan Mücrimse dâhidir! Cürüm ve Deha.
“Cürüm ve Deha, bir yaprağın iki yüzü gibidir.” Cürüm ve Deha.
“Bir yerde dinden söz edildi mi, sıkı durunuz:  ya canınızı ya da malınızı alacaklardır!”Konfüçyüs.
“Tanrı iradesini hâkim kılmak için, yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Kötü insanlarsa, kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar!”Giardano Bruno.16 Şubat 1600 tarihinde; Engizisyonca Roma’da yakılan Gök Bilgini Büyük Papaz.
“Muhterem Milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne çıkaracağı ADAMLARIN KANINDAKİ, VİCDANINDAKİ ASLİ CEVHERİ, çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasınlar!” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.

“NE BÜYÜKSÜN Kİ, KANIN KURTARIYOR TEVHİDİ!”Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitlerine.
“POLİTİKA, YALAN TARİHİDİR!” Adolf Hitler.
“Sayın Ekselansları; bendeniz de soyca GÜRCÜ ASILLIYIMDIR!”Türkiye Cumhuriyeti Başvekili Sayın RTE’NİN, Gürcistan Cumhurbaşkanı Ekselans Mihail Saakişvili’ye, Tiflis’te itirafları.”Basından.

        Emekli J.Kd. Alb. Sayın Ahmet Avcı ile tanışıklığımız 29 Temmuz 1977 tarihine dayanır. Manisa İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda tanışmıştık. İrtibatımızı da hiç yitirmeden bugünlere gelmiş bulunuyoruz.
Bu Aziz Meslektaşımdan bir ileti almıştım:
        “Sayın Komutanım; diktatörlerin ruhsal yapısı hakkında benden bir yazı istenmişti. Ben, ”bu işi Sayın Osman Bey yapabilir” diyerek topu size attığımı bilgilerinize sunarım!”
         Sayın Avcı’yı kırmanın yanında, utandırmak ve güvenini sarsmak ta vardı. Oturdum ilk yazımın altı sahifesini yazdım.
Meraklı birisi benim bir dosyamı okuduktan sonra, ol mübarek dosyayı silme çubuğunun üzerine koymuş. Açık duran yazıların tümü de silinmiş. Üzüntüden, ”hayır” sonucu çıkan devlet büyüğümüze dönmüş, mosmor kesilmiştim.
Eşim Sayın Hamret Hanım bir akıl verdiler:
         “Sizi, iflah ve ıslah kabul etmez bir Atatürkçü olarak bu Ramazan’ı Şerifte, her akşam Nutku okuyor!” Diyerek, Silivri’nin Müddei Hususisi Zekeriya Öz’e ihbar edeyim. Polis gelir ve silinmiş yazınızı, Mustafa Balbay’ın silinmişini okudukları gibi, okurlar. Üzülmenize de gerek kalmaz!” Dediler. Çok akıllıca ve güncel ve Yeni RTE’NİN Hukukuna da uygun bir çözüm olmasına karşın; bendeniz, yeniden yazmaya karar vererek bu satırlara kadar geldim.
         Bu konuyu, derinlemesine de incelemiştim. Bu tip yaratıkların hepsi de, tarihten günümüze, bir hastalığın, yetişme tarzlarından kaynaklanmış olan bir hastalığın pençesinde sosyal tradejilik bir facia yaşamaktaydılar.
         Sümer devletini yıkan Birinci Sargon, ”suyla gelen” olarak vasıflandırılan Elamlı bir piç idi!
Sümer Kıralının sarayında, altı adamıyla birlikte, Sümer Kıralının içkisini dağıtmakla görevliydi. Ne çilelerle, ne aşağılanıp, hor görülmelerle oraya kadar geldiğini tahmin edebiliriz.
Kıralların görevlerinin, içkilerini bile başkalarına dağıttırarak lüks içinde yaşamak olduğunu görerek Sümer devletini yıkarak, bu en kültürlü ve uygar ulusun başına zalim bir diktatör olarak oturmuştur.
         Panama Diktatörü Albay Antonio Manuel Noriega, Panama Genelevlerinin birisinde dünyaya gözlerini açmış bir piçten başka bir şey değildi. A
Amerika’da görmüş olduğu ”Psikolojik Savaş” eğitimiyle başarıya ulaşmıştı. Önce;1970 yılında, Panama gizli servisi G2’nin başkanı olarak, Panama Diktatörü Omar Tarrejos’un kirli işlerini ayarladı. Omar Tarrejos’un 1981 senesinde, bir uçak kazasında ölmesi üzerine de panama ordusu içersindeki hasımlarını diskalifiye ederek, 1983 tarihinde, Panama Diktatör’ü oldu.
İktidara gelir, gelmez diktatörlüğünü ilan etmiş; uyuşturucu ticaretine de el atmıştı. 1990 senesinde; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Baba George Bouch’un emri ile Panama işgal edilerek Manuel Noriega da yakalanıp, (17) senelik bir hapis cezasına çarptırılmıştı.
2007 senesinde hapisten çıkar, çıkmaz da Fransa’nın isteği üzerine Fransa’ya teslim edilmiş; uyuşturucu paralarını Fransız bankalarından aklama suçu ile de, (76) yaşına bakılmaksızın, 07 Temmuz 2010 tarihinde, (7) sene hapse mahkûm edilmişti.
Bu Zavallı Antonio Manuel Noriega da, NARSİST PSİKOPAT hastalığının pençesine düşmüş bir zavallıydı. İleride geniş açıklama yapacağım.

                   İDİ ÂMİN DADA OUMEE (1925-16Ağustos 2003).
         Tarihin kaydettiği en gaddar ve yamyam diktatörlerden birisidir. Uganda’nın Koboka bölgesinde bulunan Kakwa Zenci kabilesindendir. 1943 senesinde; İngiliz Müstemleke Birliklerinde askerlik yaşamı başlamıştır. Kinci Dünya savaşında; Birmanya’da savaşmıştır.
Kenya’da İngilizlere karşı başkaldıran Mau Mau isyancılarına karşı,1952–1956 senelerinde bil fiil savaşmıştır. Önce Astsubay Başçavuş; sonra da subay yapılmıştır. Kendisinin hiç tahsili yoktur ve Boksördür. 1951–1960 yılları arası Uganda ağır sıklet boks şampiyonu olmuştur. 25 Ocak 1971 tarihinde; bir askeri darbe ile kendisine tüm makamları veren Başkan Milton Obete’yi devirmiş, Uganda Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı ve Uganda Devlet Başkanı olmuştur.
Kendisine çeşitli sıfatlar vermiştir: ”Uganda Cezaevleri Genel Müdürü!” En sonunda da; kendisini “İskoçya kıralı” ilan etmiştir. 1975 senesinde kendisini Mareşal yapmış; İngiltere eskici pazarlarından toplatmış olduğu madalya ve nişanlarla göğsünü doldurmuştur. 1976 senesinde de, kendisini ömür boyu Uganda Devlet Başkanı olarak ilan etmiştir.
         Anası bir büyücüdür. Akodli ve Lango kabilelerinin yok edilmesini emretmiştir. İktidarı sırasında 40.000-100.000 kişinin işkenceden geçirilerek öldürüldüğü hesaplanmıştır. Yakaladığı esirleri canlı, canlı yediği söylenir. Sarayındaki derin dondurucuda, ileride yemesi için insan cesetleri olduğu iddia edilmiştir. Kızdığı devlet başkanlarını rinkte dövüşmeye davet etmiştir.
Tanzanya devletinin desteğindeki Ugandalı gerillalar ayaklanarak, Mareşal! İdi Âminin güçlerini yenmiştir.
Ugandalı gerillalar, Başşehir Kampala’ya gelmeden İdi Âmin Libya’ya, oradan ırak üzerinden Suudi Arabistan’a kaçmıştır. Dört eşinden ikisi, idi Âmin’in (22) çocuğu ile Suudi Arabistan’a, İdi Âmin’in yanına sığınmıştır.

                   ÜNLÜ ENTEBBE BASKINI!
         3–4 Temmuz 1976 günleri Tel-Aviv-Paris seferini yapmakta olan, Fransız “Air France” Hava Yollarına ait, ”Air France Flight 139 sefer sayılı uçak”; Filistin Kurtuluş ordusu Militanlarınca kaçırılarak Uganda’nın Entebbe Hava Limanına indirilmişti. Uçağı, FKÖ. Adına, Alman Baader-Meinhof Terör örgütünden Wilfred Boose ve Bayan terörist Gabriela ve Beş Korsan kaçırmıştı. Oyunun Figüran oyuncularından birisi de Mareşal! İdi Âmin idi.
İsraillilerle mükemmel diyalogu olan bu dengesiz adam, İsraillilere oynamış olduğu bu kanlı oyunun da altında kalmıştı. Entebbe Hava meydanında rehine Yolculara koltuklar getirtmiş ve mükellef bir kahvaltı sofrası da sunmuştu. Rehineler arasında dolaşarak:
         “Yüce Tanrı tarafından sizleri kurtarmakla görevlendirildim!” Sözünü tekrarlamıştır.
         İsrail Başbakanı Benjamin Netahyanu’nun Ağabeysi Yarbay Yonatan Netahyanu emrindeki (200) İsrail Komandosu, (90) dakikalık bir operasyon sonucunda; (7) korsanı (48) dakika içersinde öldürmüştü. Ayrıca; 45) Uganda askeri ve (11) savaş uçağı da yok edilmişti. Bu operasyon sırasında; Operasyonu yöneten Yarbay Yonatan Netahyanu ölmüş (4) İsrail Komandosu da yaralanmıştır. (4) Rehine kurtarma operasyonu sırasında ölmüş; hastaneye kaldırılan Yaralı bir rehine de Ugandalı askerce öldürülmüştü. Vaktim olsa da bu operasyonun tamamını yazabilsem diyorum!
         Hiç tahsili olmadan, önce astsubay, sonra da Subay olan ve dokuz sene de Uganda ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan İdi Âmin de, Şizofrenik bir ruh kabartısı içinde zırvalayan bir Narsist Psikopat idi.
         “Tanrı’nın vermiş olduğu yüzüm, dünyanın en güzel yüzüdür!” Diye de övünüyordu.

                   ADOLF HİTLER!
         Doğum tarihi: 20Nisan 1889.
         Doğduğu yer: Braunau am inn, Yukarı Avusturya.
         Babasının adı: Alois Schicklgruber (1837–1903).    
         Anasının adı: Klana Pölzl (1860–1907).                    
         Ölüm tarihi: 30 Nisan 1945, Berlin, Başbakanlık sığınağı.
         Ölüm nedeni: Zehir ve tabancayla intihar.
         Hitlerin Büyük babası Johann George Hiedler, Aşağı Avusturya köylerinde gezginci bir değirmenciydi. 1824 senesinde; ilk evlenmesinden beş ay sonra doğan oğlu ve eşi öldüler. 18 sene sonra; Duerrenthal’in Strone köyünden, Maria Anna Schicklgruber adlı, (47) yaşında bir kadınla tekrar evlendi. 7 Haziran 1837 tarihinde; Maria’nın gayrimeşru bir oğlu oldu. Bu çocuk; Alois Schicklgruber olarak büyüdü. Maria Anna; 1847tarihinde öldü. Bu ölümden sonra, Johann George Hiedler ortalıktan yok oldu. 84 yaşında; Waldvierte’de, Weitra kasabasında yeniden ortaya çıktı. Bu sefer adını Hitler olarak yazıyordu. Üç tanıkla bir Notere giderek, kendisini ALOİS Schicklgruber’in babası olarak kaydettirdi! William L.Shirer, Nazi İmparatorluğu,1’inci C.S.24.
         39 yaşına kadar, Annesinin soyadını taşıyan Alois, doğum kayıtlarını tutan bir Papazdan, Üvey babasının Johann George Hiedler olduğunu öğrendi. Alois, özel izinle, ikinci dereceden yeğeni Klara Pölzl ile evlendi.
         Adolf Hitler bu ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Güstav İda bebek iken öldü. Dördüncü çocuk Edmund da (6) yaşında öldü. 21 Ocak 1896’da Kız kardeşi Paula Hitler doğdu. Hiedler, Huetler, Hueffler, ”Hiedler” soyadını kullandılar. Sonunda; bu soyadı “Hitler’e” dönüştü. Adolf Hitler, 1920’den sonra WOLF takma adını kullanmıştı. WOLF, Eski Almancada, ASİL KURT anlamına geliyordu! Alois Hitler; Viyana’da Yahudi asıllı Prinz adlı birisini Adolf’un Vaftiz babası yapmıştı!
         Hitler, bir ara İDA takma adını da kullanmıştı. Babası öldükten sonra büyük bir yıkıntıya uğramıştır. Babasından kalan parayı ablasına vermiştir. Lise üçüncü sınıftan, liseyi terk ederek öksüz çocuklar yurduna yerleşmiştir. 1909 senesinde de evsizler yurduna daha sonra da fakirlerin kaldığı bir eve taşındı.
Ressam olmak istiyordu; Resim Akademisi kendisini başarısız bularak kabul etmemişti. Homoseksüellerin eyleştikleri bir otele gidip gelmeye başlamıştı.
         İngiltere Başbakanı W.Churchill’in kendisine verdiği (11.000) gizli belgeyi inceleyen Walther C.Langer, Adolf Hitlerin kişiliğinin analizini yapmıştır:
         “Hitlerin normal kişilerden çok Eşcinsellerin yanında rahat ettiği doğrudur. Strasser’in belirttiği gibi; kişisel korumalarının hepisi de Eşcinseldi. Hitlerin Eşcinsel eşi olduklarını söyleyen iki oğlana da rastladığını belirtmiştir. Hitler’in, Eşcinsel arkadaşları için kullandıkları “BUBİ” adını kullandığı da büyük bir olasılıkla doğrudur!” Walther C.Langer, Hitler melek mi, Şeytan mı? S.164.
         Harvard Üniversitesi Psikoloji Kliniği Direktörü Dr. Henry A.Murray, Hitlerin kişiliği hakkında bir rapor hazırlamıştı:
         “Counter Aktive Narsizm!” Hakaret, Eziklik ve aşağılanma ile dürtüklenen bir kişilik!” Yenilirse, İNTİHAR EDER! Teşhisini de koymuştu. Raporun adı da: ”Hitlerin Zihni/Gizli Savaş Dönemi Raporu”. Walther C.Langer,”The Mind of Hitler” adlı bir kitap yazmıştır.
         Adolf Hitler; Birinci Dünya Savaşı çıktığında, Bavyera Kıralı Üçüncü Ludwig’in izni ile Bavyera ordusuna katıldı. Fransız cephesinde iki defa yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Askeri takma adı: Onbaşı Böhmischen Gefreiter (Bohemyalı).
         Askerlik hizmetindeki başarılarından dolayı iki kere Demir Haç nişanı ile ödüllendirilmiştir:
         Aralık 1914’te; İkinci sınıf Demir Haç (Iron Cross Second Class);
         Ağustos 1918’de de; Birinci Sınıf Demir Haç, (Iron Cross Fırst Class) madalyalarıyla onurlandırılmıştır.
         15 Ekim 1918’de zehirli gaz bombardımanında kısa süreli körlük yaşamıştır. Bunu isterik krizine bağlayanlar da vardır.
         Onbaşı Adolf Hitler habercilik hizmetinin yanı sıra; askeri dergilerde yayımlanması için resimler de çekmiştir. ”Liderlik özellikleri yeterli olmadığından onbaşı rütbesinde kalmıştır!”
         Düşman kurşunu ile yaralandığından Gazilik madalyası da almıştır. Burada bir garip durum var.
Bu gariplik Resim Akademisine kabul edilmediğinde de mevcuttur. İki defa Demir Haç nişanı verilen bir askere ”Liyakatsiz!” Sicili vermek ırsiyetine bağlı olsa gerek diyorum. Viyana Resim Akademisine kabul edilmeme nedeni de aynı değerlendirmeden olabilir.
Adolf Hitler; altı sene askerlik yaptıktan sonra, askeri üniformasını çıkarmıştır. Politikaya atılmadan önce (2000) resim yaptığı hesaplanmıştır. Yayımlanan resimleri bir sanat eseridir.
         Etkili konuşmak için Astrolog Medyum Hanussen’den dersler almıştır. Her ders öncesi kendisine Morfin vurulmuştur!
         Fransız cephesinde; Müttefiklerin topçu bombardımanı başladığında, bir siperde saklanan Onbaşı Adolf Hitler’in içinden gelen bir ses:
         “Kalk Onbaşı Adolf Hitler, hemen mevzi değiştir!” Demiştir. Bu sesin emrine uyan Onbaşı Adolf Hitler, yeni mevziine ulaştığında, eski mevzisine bir top mermisi düşmüştür. O anda; Onbaşı Adolf Hitler; Almanya için Tanrının kendisini koruduğuna inanmıştır!
         “Hitler, kendisini Almanya’nın kurtarıcısı olarak, insanüstü bir varlık gibi, özel görevle yükümlü olduğuna inanmaktadır!” Walther C.Langer, S.G.E. S.16.
         Ünlü Alman Filozofu Frederik Nietzsche-Nişi- “Zerdüş Böyle Dedi” adlı bir felsefe kitabıyla, insanüstülüğü Almanya’ya ve tüm dünyaya anlatmıştı. Kendisi de Frengiden çıldırarak ölmüştü.
1870–71 Almanya-Fransa arasındaki savaşa sıhhiye eri olarak iştirak eden, bu ufak, tefek Filozof, yaralı bir askere narkoz verirken kendisi bayılmıştır!
         Herman Göring; Birinci Dünya Savaşına pilot olarak katılmış, savaştan sonra Yüzbaşı rütbesiyle Alman Hava Kuvvetlerinden ayrılmış, uyuşturucu bağımlısı biriyken Nazi Partisine girerek Hava Mareşali rütbesiyle Alman Hava Kuvvetleri komutanı olmuştu. Bu uyuşturucu müptelası şöyle buyurmuştu:
         “Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitlerdir. S.G.E. S.52.
         Topal bacaklı Dr. Joseph Goebbels: ”Hitler hiç değişmez. Çocukken nasılsa, şimdi de öyledir!” Demiştir. Bu tanım çok önemli bir husus içermektedir. Dr.Joseps Goebbels; 1933 senesinde Nazi Partisine girmiş, toplumsal Psikoloji uzmanı bir aşağılık yaratıktır.
30 Nisan 1945 günü, Adolf Hitlerin sığınağında, karısı ve altı Oğlan çocuğu ile intihar etmiştir.    
         Adolf Hitler; ”Yahudiler ve Çingeneler, akrabalık bağları ile Üstün alman ırkını bozuyorlar!” Sloganı ile Alt ve Orta sınıf Alman kırsal kesimini etkilemeyi başarmıştı.
”Yalan ne kadar büyükse, inananı da o kadar çok olur!”Onun sözlerinden birisidir.
         “Ben, dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
         Tam Narsist Psikopat bir ifade!
         Adolf Hitler, Münih’teki bir birahanedeki darbe girişiminden 01 Nisan 1924 senesinde (5) yıl hapis cezası almıştı. Dokuz ay cezaevinde kalarak Mein kampf –Kavgam-adlı kitabını yazmıştı.
         Alman Nasyonal Sosyalist Partisini ele geçirerek, ”Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi”—Nationel sosyalist German workers Party- adı ile politika arenasına atılmıştı. Kısacası Nazi Partisi adını alacak olan bu parti NSDAP kısaltması ile anılıyordu. Partiden istifa etmiş, geri dön çağırısı üzerine de, 1’e karşı 563 oy ile genel başkan seçilmişti.
         1928 genel Seçiminde 12 Milletvekili ile
         1930’da %18 oy ve 107 Milletvekiliyle,
         31 Temmuz 1937 genel Seçiminde de %37 oyla Alman Cumhurbaşkanı Mareşal Hindenburk’tan Başvekilliği-Şansölyelik- almıştı. Ocak 1933 tarihinde, Katolik merkez Partisiyle anlaşamadığından, 05 Mart 1933’te yapılan yeni genel seçimde oyların %44’ünü alarak, tek başına iktidar olmuştu.
         Alman Parlamentosunu yaktırarak, yangın faili olarak Hollandalı akıl hastası olan Van der Lubbe adlı  bir genci ve Bulgar Komünisti Dimitrof’u mahkeme huzuruna çıkartmıştır. Dimitrof’un savunması Hitleri ve yargılamayı yapan soytarı yargıçlar kurulunu deli etmiştir. Dimitrof beraat etmiş; Zavallı Van der Lubbe idama hüküm giymiştir.
                           
YETKİ KANUNU!
         Bu kanunla Reichtag-Alman Parlamentosu-yetkilerini (4) seneliğine Nazi hükümetine bırakıyordu! 2/3 Milletvekili çoğunluğu hile ile sağlanmıştı. (80) Milletvekili gözaltına alındı. Oylama yapılacağı gün; SA’LAR parlamentoyu kuşattılar.
         “23 Mart 1933 günü;” Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yetki Kanun Tasarısı” kabul edildi.

         Bizdeki benzerliğe bir göz atalım: Anayasamızın (145)’inci maddesine göre; ”askerler işlemiş oldukları askerlikleriyle ilgili suçlardan Askeri Mahkemelerde yargılanırlar” hükmüne aykırı bir kanun, bir gece yarısı operasyonu ile MUHALEFETİN HABERİ OLMADAN VE KOMİSYONLARDAN GEÇİRİLMEDEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLETVEKİLLERİ MECLİSİNCE KABUL EDİLEREK imzasız ihbar mektupları ve maskeli tanıklarla emekli ve muvazzaf subaylar polislerce yaka ve paça yakalanarak özel mahkemelerce tutuklanmışlardır!RTE’YE Kanun Hükmünde Kararname çıkartma yetkisi verilerek,Türk Hukuk sisteminin ve Evrensel Türk adaletinin  başına torba kanunları geçirilmiştir.
         02 ağustos 1934 tarihinde Alman cumhurbaşkanı Ünlü Mareşal Paul Von Hindenburk ölünce Adolf Hitlere gün doğmuştur.
Alkolik bir Polis komiserinin fişlemiş olduğu NAZİ yanlısı olmayan Polislerin 2/3 mesleklerinden kovularak yerlerine Nazizm yanlısı gençler alınmıştır. Ünlü GESTAPO örgütü de kurulmuştur. Hitler için tehlike arz eden SA örgütünün Homoseksüel lideri Yüzbaşı Ernest Röhm, yardımcıları Edmund Heinks, Gregor Strasser ve Kurt Schleicher, 29 Ocak1934 gecesi, öldürülerek SA mensupları da SS’LEERE- Schutz Staffel- katılmışlardır.
         Mart 1933 tarihinde uzun Bıçaklar gecesi olarak adlandırılan eylemler sahneye konmuştu. Yahudilere ait iş yerleri ve Nazizm’e zararlı görülen kitaplar yakılmıştı. Almanların Yahudilerle evlenmelerini yasaklayan yasalar çıkarılarak ivedilikle yürürlüğe konulmuştu, Adolf Hitler, milletleri iki grupta toplamıştı:
1-   Ari ırka mensuplar,
2-   Değersiz halklar!
         Özürlü çocukları hastanelerde iğne ile öldürttüğü söylenmiştir. Alman ırkını saflaştırmak için, İNSAN HARALARI kurarak, genç ve sağlıklı kız ve erkekleri buralarda çiftleştirmiştir!
         Strazburk Üniversitesinden bir doktor, savaşı fırsat bilerek her yaştan iskelet koleksiyonu yapmağa kalkıştığında neler mi olmuş! Çeşitli yaşlardan (200) çocuk, kız, kadın ve erkek anılan üniversiteye gönderilerek, iğne ile öldürülüp, iskeletleri koleksiyona renk katmıştır!
         Adolf Hitler; Alman Silahlı Kuvvetlerini iğdiş etmek için; sevilen iki Komutanı güpe gündüz eşleriyle birlikte Gestapo’ya öldürtmüştür. İsim benzerliğinden yararlanarak bir homoseksüel emekli Yarbayın ismini taşıyan Alman Genelkurmay Başkanını, aşağılayarak emekliye sevk etmiştir. Norveç’in işgalinde hatalı bulduğu Alman Genelkurmay Başkanını da emekliye sevk etmiştir. Rütbesini de Onbaşılığa indirdiği Orgenerali Rus cephesine sürmüştür.
         Adolf Hitler (42) Suikasttan kurtulmuştur. Mareşal Kont Helmuth Von Moltke’nin liderliğinde, Dr.Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Erving Rommel, Von Beck; Paris Valisi Kayl Heinrich Stupnagel, çok sayıda sivil görevli ve bir gözünü ve bir kolunu Kuzey Afrika’da kaybetmiş olan Kurmay Yarbay Kont Claus Fon Stauffenberp Adolf Hitleri öldürerek yerine Feld Mareşal Witzleben’i geçirmeye karar vermişlerdir. 20 Temmuz 1944 tarihinde; Hitlerin gizli karargâhında gerçekleştirilen bombalı suikast başarısız olmuştur. Harp Divanı’nın, sanıklar hakkındaki ölüm kararları hemen kurşuna dizilmek suretiyle infaz edilmiştir, Mareşal Witzleben kemersiz olarak verilen geniş belli bir pantolonu düşürmemek için elleriyle tutmasını mahkeme başkanı Nazi Yargıç alayla karşılayarak hakaret etmiştir. Bu ünlü aşağılık Nazi Yargıç ta bir hava bombardımanında ölmüştür. İdam cezasına çarptırılan Mareşal Witzleben, kasap çengeline asılarak öldürülmüştür. Geri kalan (5000) sanık, özel görevlilerce piyano telleriyle boğulmuştur. Bayılan kameramanların yerine yenileri geçirilmiştir. HOLOKOST adlı bu filmin TRT’de oynatılmasını MHP.  Başkanı Hüseyin Seyfullah Bey önlemişti! Onbaşı Adolf Hitler, (42) suikast girişiminden kurtulmuştu.
         Diktatörleri ve diktatör taslaklarını incelediğimiz zaman ruhsal yapılarının hemen, hemen aynı olduğunu görürüz. NARSİST PSİKOPAT!  Ve dahi Yetişme tarzı.Tüm Diktatörlerde ve dahi Diktatör heveslilerinde bu ruh yapısı mevcuttur.
         Ünlü Viyanalı Yahudi Dr. Ve Psikanalist Sigmunt Freud NARSİZM OLGUSUNU ORTAYA ATMIŞTI.
Kelimenin kökeni mitolojiden alınmıştır. Nilüfer çiçekleri nasıl suda kendi hayallerine âşık olarak yaşarlarsa, Narsist Psikopatlar da kendi ruh dünyalarında yaşarlar. Başkalarının hak ve ihtiyaçlarına aldırmadan kendilerini öne çıkararak hep önde kalma savaşını veririler. Her şeyi istedikleri gibi yönetmeye yönlendirmeye ve başkalarından yararlanmaya çaba gösterirler. Gerçek dışı güç ve para ve aykırı düşünceler geliştirilerek bir doyumsuzluk dünyasında yaşarlar. Bu durumu Sayın Dexter Morgan şöyle anlatmıştır:
         “Gerçek ya da hayali bir hakaret, ezilme ya da aşağılanma ile dürtüklenen bir kişiliği vardır Hitlerin!” Hitlerin kendisi de kendi karakterini ve ruh yapısını böyle tanımlamaktadır:Tüm şizofrenlerin ortak özellikleridir.
         “Ben; dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
         “Beceri ve yetenek eğitim ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani Tanrı’nın bir lütfudur!”
         Adolf Hitler Babasının bir Yahudi piçi olduğunu ve iki çeşit kan taşıdığını biliyordu. Viyana’da, Yahudiler lüks ve şatafat içersinde yaşarlarken, 13 yaşında bir çocuk olarak sefaleti oynuyordu. Kendisini Alman yetkililerinin de, Almanların hak ve hukuklarından ayrık tutması da hep bu Yahudiler yüzünden olmuştu. Tanrı kendisini özel yeteneklerle yarattığına göre; Almanların gözüne girecek ve kendisini yüceltecek bir yol bulmalıdır. ”Üstün yetenekli, yanılmaz ve yenilmez adamı oynamalıdır”!
Adolf Hitler hiçbir kimsenin yanında soyunmamıştır. Terzilerine bile ölçü vermek yerine eski giysilerinden provalar yaptırtmıştır. İki Kız kardeşi de aptaldır. Yeğeni genç bir Hanım ile girmiş olduğu bir aşk oyununda bu genç Hanım intihar etmiştir.
Berlin film stüdyolarından edinmiş olduğu genç ve güzel bir sevgilisi de intihar etmiştir. Kendisinden başkasını beğenmez ve kendi fikirlerinden başka fikirlere de inanmış gözle bakamaz. Narsizm ile Psikopatlık birleşince Şizofrenik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Birleşik kaplar kanununa göre de Toplumsal Şizofreni ortaya çıkarak toplumu esir etmektedir! Kendisini, kendisinden dinleyelim:
         “Zayıfa acımak, Doğaya ihanettir.”
         “Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklerin anasıdır. Eğer savaş kaybedilirse, bu benim umurumda bile değil. İnsanlar perişan olurlarsa olsunlar. Bir tek gözyaşı bile dökmem onlar için. Onlar hiçbir şey hak etmediler!”
         “Yalan ne kadar büyük olursa inananı da o kadar çok olur!”
         20 Temmuz 1944 suikastından sonra; çılgınlığı ve dengesizliği doruğa çıkmıştır. En büyük bilginler ve komutanlar peşinden gelince, hastalığı da artmıştır.
         Çeşmealtında, öğretmen bir karı-kocanın iki oğlu da anormaldir. Bu anormalliğin nedeni araştırıldığında: KAN UYUŞMAZLIĞI ORTAYA çıkmıştır! Kan uyuşmazlığına sahip liderlerde bu düşünce uyumsuzluğu ve davranış bozuklukları görülmektedir.Eşek ile atın çiftleşmesi neslini sürdüremeyecek Katır ırkını yaratmaktadır.
Şehzade Orhan; Bizanslı bir Tekfur kızı ile evlenmeye kalktığında Anası Mal Hatun şöyle itiraz etmiş:
         “Cengiz Hanın bir sözü vardır: Türk’ün kanına başka kan karışmadığı sürece Türkleri yenmek mümkün değildir.” Kan karışımı iki kişilik ortaya çıkarmaktadır. Tüm çocuklar Narsist bir ruh yapısındadırlar. Hep isterler. Çocuk büyüdüğünde diğer insanları da fark ederek diğergam olur. Çocukluk ruhu ile büyüyenler Narsist psikopatlığa da adaydırlar. Kendisiyle ve istekleri ile ve yalanla aldatmayla  bütünleşirler.
         İster misiniz; ülkemizde de Diktaya özenen bir Büyüğümüzü de masamıza yatıralım?
         “Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü yahudisiydi. Babası tarafından, Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu İlçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle PİLİHOZ köyünden Eşkıya BAKATLI Teyup’un torunuydu. Yani RUMDU!
         Bu konuyu anlamak istemeyenler, bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim:
                   TAYYİP: Anne tarafından Gürcü Yahudi’si,
                   Baba yönünden ise RUM ÇOCUĞU idi.” Ergün Poyraz,” TAKUNYALI FÜHRER, s.28.
         Tayyip: ”Amaca ulaşmak için gerekirse Papaz elbisesi giyerim!” demiştir. Ergün Poyraz. S.G.E. S.104.
         Denizlili Fatma Durmuş, ”İlahilerden Halka Çağrı” adlı bir kitap yazarak 10.000 adet bastırıp, dağıtmıştır. Bakınız burada neler demektedir:
         “Tayyip Allah yolunun bekçisidir,”
         “Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir.”
         “Sevenlerini de üzmek aynıdır.”
         “Susun, şiir değil dini yaşaman!” Ergün Poyraz, S.G.E. S.39.
        
Sayın Recep Tayyip Erdoğan; Tekirdağ’da şöyle konuşmuş: ”Rahmetli Menderes tam takır hazineyi doldurdu. Merhumu idam ettiler, Hazineyi boşalttılar!” Basın.
         “Biz, nabza göre şerbet verenlerden olmadık. Bizim kelamımız Rüşvet’i Kelam değildir. Biz, Van’da ne konuşursak Tekirdağ’da da onu konuşuruz.”
Bendeniz, hiçbir şekilde PAPAZ elbisesi giymem. Yalınız; 27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açıldığında: (18) ton altın çıkmıştı. (104) ton altın Londra’ya rehin olarak gönderilmişti. Cennetmekân Rahmetli Mustafa İsmet İnönü, 1954 senesinde Düyun’u Umumiye borçlarını da ödeyerek; (127) ton altın, (300) Milyon dolar ve çok sağlam 950.000.000) Milyonluk bir bütçe bırakmıştı. Mark’ın alım değeri de (50) Kuruştu!
Şimdi soruyorum: Hangimizin dediği doğrudur!
                  
        
        

İzleyiciler

Blog Arşivi