22 Temmuz 2012 Pazar

765/DÜŞMANLIKLARIN SEBEBİ DİNveDİN ADAMLARIDIR!

         OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;20 Temmuz 2012.

DÜŞMANLIKLARIN SEBEBİ DİN ve DİN ADAMLARIDIR!
         “Dünya üzerindeki bütün toplumlar, İCRAATLARINA TAHAMMÜL ETTİKLERİ hükümetlerin sorumluluğuna sahiptir.”Gazi Mustafa Kemal.
         “ Ülkeyi derinden sarsan asıl büyük tehlike, içerideki büyük kitlenin suskunluğudur.”Gazi Mustafa Kemal.
         “Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden.”Albert Einstein.
         “Din, halkın afyonudur!”Leon Trocki.
·                         (İlim kalkar, cehâlet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mâce]
·                         (Ehli olmayana iş verilir.) [Buhârî]
·                         (Ulema, halkın istediği yönde fetvâ verip, helâla haram, harama helâl derler, Kur'ânı ticârete âlet ederler.) [Deylemî]
·                         (Kötü iyi, iyi kötü gösterilmedikçe, Kıyamet kopmaz.) [Harâitî] 
·                         (Şerliler dünyaya hâkim olmadıkça Kıyâmet kopmaz.) [İbni Mâce].Sağ olasınız Sayın Oraj Poyraz Beyimiz. Mükemmel bir yaklaşım; alıntıdır.
         “Son Haham, son Papaz ve son İmam öldüklerinde, dünya yüzündeki savaşlar da biter!” Lev Tolstoy.Osman Türkoğuz,İhanetin Belgeleri,alıntıdır:
“Rahmetli Besim Atalay, bir kitabında :” Yunanlılar İzmir’i işgal ettiklerinde; bazı İzmir Camilerinde, Kuran’ı kerim’de Rum Suresi vardır, bu nedenle de Yunanlılar bizi yöneteceklerdir. Sakın ola karşı gelmeyesiniz” diye vaazlar verilmişti”, diye yazmıştır.
Tüm ülkemizde, imamlarımızın yaptıkları vatanseverce çalışmaları bilmeyenler, tüm Rahmetli İmamlarımızı lânetlemişlerdir.
Isparta’da Hafız İbrahim Efendi gönüllülerden DEMİR ALAY’I; Afyon’da Hoca Şükrü Efendi de ÇELİKALAYI kurmuşlardı.
Müdafaayı Hukukta çalışan din adamlarının sayıları ciltleri doldurur.
Denizli Müftüsü Ahmet Efendi ile Ankara Müftüsü Hoca Rıfat – Börekçi -Efendinin şahıslarında, hepsi de Rahmetli olan, bu vatansever din adamlarımızı hürmetle yâd ederim.
Din Adamlarımızın içinden hainler de çıktığı gibi, din adamı kılığında hainlik edenler de çıkmıştır.
Ben, DÖRT HAİN Din Adamından söz etmek istiyorum. Yunanlılar, Anadolu’yu istilâ etmek amacı ile kurdukları ordu’nun Başkomutanlığına İzmir doğumlu Korgeneral Pareskevupulos’u getirmişlerdi. İkici sefer görevinden istifa eden bu Yunanlı Komutan, General Metaksas’ın önüne bir yığın istihbarat dosyası atarak: ”İmamlar bile Alaylar kurup savaş hazırlığına başlamışlar. Türklerin savaşma iradesini kırmamızı mümkün görmüyorum”, der. General Metaksas’a teklif edilen Başkomutanlık önerisini:” Kazanma şansımızın  %60 bile olmadığı bir savaşa giremem,” diyerek reddettiğini tarih kitapları yazmaktadır.
Şimdi, hainlerden söz edebiliriz:
            1-Son Osmanlı Şeyhülislamı Tokatlı Mustafa Sabri Efendidir. Sadrazamlar yerinde olmadığı zamanlar, Şeyhülislamlar Sadrazamlara vekâlet ederlerdi. Sadrazam Damat Ferit Paşa, bir bahane ile Sadrazamlıktan ayrıldığından, SEVR Paçavrasını Şeyhülislam Mustafa Sabri Hoca onaylattırmıştı. Lozan’dan sonra, yurt dışına çıkartılan Mustafa Sabri Hoca, yayımladığı bir kitapta, ATATÜRK’E olmadık iftiralarda bulunmuş: ”Yunan İdaresi altında yaşamak, Mustafa Kemal’in idaresi altında yaşamaktan bin kez hayırlıdır”, diye yazmıştı.1953 yılında, Kahire’de ölmüştür.
            2-Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Hoca, Mustafa kemal Paşa ve yedi dava arkadaşı hakkında ÖLÜM FETVASI vererek, NEMRUT MUSTAFA’NIN bunlar hakkında ölüm cezası vermesine sağlamıştır.
            3-İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kurarak, Rahip Frew adlı bir Hıristiyan Din Adamı’nın emrinde, ÜLKEMİZ ALEYHİNDE CASUSLUK YAPAN HAİN HOCA. Rahip Frew’den aldığı altınlarla Anadolu’ya ajanlar yollayarak, ayaklanmalar çıkartmıştır. Rahip Frew’e gönderdiği mektuplar, Yeğeni tarafında Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırılmıştır. Mektuplar, Sait Molla Hoca’nın özel defterinden kopyalanarak alınmasına rağmen, Sait Hoca,08 Ekim,1919 tarihli İstanbul gazetesinde şiddetli bir yalanlama yayımlattırmıştı…”İzmir;24 Haziran 2008

            4-İSKİLİPLİ Atıf Hoca:”Yunanlılar kötü bir topluluk değil, halifenin ordusudur. Asıl boynu koparılacak mahlûk Ankara’dadır”Yunan ve İngiliz uçakları tarafından Türk mevzilerine atılan beyanname.                                                                                          
            Aşağıdaki yazı da Osman Türkoğuz’un”Takiyyecilik” adlı yazısından alınmıştır:

               “ Müslümanlığa ve İnsan Onuruna Aykırılık;”
                                           Sahtekârlık, Hilekârlık:
                                               TAKİYYECİLİK.                       
                             “Takiyye, Dinin onda dokuzu takiyyedir.”
“Ebu Ömer Acemi diyor: İmam Abdullah-Cafer Sadık Aleyhisselam-bana şöyle buyurdu: Ey! Ebu Ömer, dinin onda
Dokuzu, Takiyyededir. TAKİYYESİ olmayanın, dini de yoktur.
TAKİYYE, her şeyde gereklidir. Yalınız, Nebiz içmede ve mest
Üzerine mesh yapmada, TAKİYYE yoktur.”M.Talip Güngörge,
Humeyni ve İslam, El Kati, C.2.S.217,
                             “Ya göründüğün gibi ol; ya da olduğun gibi görün.”MEVLÂNA
                              “ ÖZÜ VE SÖZÜ BİR OLMAK, ADAM GİBİ ADAM!”
            Cebrail aracılığı ile peygamberleri ile iletişim kuran Ulu Tanrımız; kulları ile doğrudan, doğruya iletişim kurmaktadır. TANRI İLE İNSANLAR arasındaki iletişim, bu tarzda sürüp, gitmektedir. Hz. Muhammet’ten sonra, vahiy olayı sona ermiştir ve Hz. Muhammet, son peygamber olduğunu bildirmiştir. Bu da, insanlığın akıl çağına girdiğinin beyanıdır. İslam dininin de, son din olduğu bildirilmiştir; çünkü insanlar akıl çağının gereklerini kendileri yapmak ve yaratmakla yükümlenmişlerdir.
            Peygamberler gelmeyeceğine göre de; din sahası, ruh hastalarına, şarlatanlara ve sahtekârlara kalmış demektir. Rahmetli Osman Bölükbaşı; Sayın Emin Çölaşan’a bir itirafta bulunmuştur:
            “-SİYASİ HAYATIMDA GÖRDÜM Kİ, EN KÂRLI YATIRIM ALANI DİNDİR!”
            Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in ölümünden sonra; iktidara gelen sağcı siyasi partiler; siyasi ve ekonomik hayatlarında, hep dini alanda oynamışlar, çok başarılı birer kamu görevlisi olup, çıkmışlardır! Halkımızın yaşayışında; seneler akıp gitmiş, eğitimle verilmek istenilen çağdaş düşünce; geçmişten gelen masallar dünyasında etkili olamamıştır. EĞİTİM BİRLİĞİ YASASINI SİYASİ İKTİDARLAR YOK SAYARAK, EL ALTINDAN VE DE AÇIKTAN HURAFELERLE HALKIMIZIN AKLINI VİCDANINI İPOTEK ALTINA ALMALARINDAN İLERİ GELMİŞTİR.
            İslam ülkelerinde; Tanrı ve peygamber adına POLİTİKACILAR KONUŞMAKTADIRLAR, Ülkemizde; bir kilo PİRİNÇ, bir kilo FASULYE ve bir kilo BULGURLA, şükür namazlarına duran halk yığınları için, politikacıların konuşmaları TANRI BUYRUĞU YERİNE GEÇMEKTEDİR!
            POLİTİKACILAR; DİNİ BİR ŞEKİLLER KURUMU HALİNE GETİRDİKLERİ GİBİ; KADINLARI KÜÇÜK DÜŞÜRECEK BİR YASAKLAR VE KIYAFETLER MANZUMESİ HALİNE DE SOKMUŞLARDIR!
            İslam dinini bambaşka bir boyuta taşıyan İRANLI MOLLALAR DA; TANRI, DİN, İMAN VE İMAM KAVRAMLARINI, İSLAMİ BOYUTTAN BAŞKA BİR BOYUTA GÖTÜRMÜŞLERDİR.
            İSLAM DİNİ; TANRIMIZA tapınma, kardeşlik, hoşgörü ve barış dini olma özelliklerini yitirmiş, POLİTİKANIN YENİ ADI OLMUŞTUR. Tüm İslam ülkelerinde bu böyle olduğu gibi; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE DE BU AYNEN BÖYLEDİR. Yazımı okumadan önce, bu böyle biline,                                                                                                                                    1
            İran’ın çağdışı ve kafadan müsellem cumhurbaşkanı Ahmed’iNejat, ATATÜRK VE ANITKABİR KORKUSUNDAN, İSTANBUL’A İNDİ. Bu, ANITKABİR’E gitmeme modasını, 1966 yılında, zamanın başbakanı Süleyman Demirel ile onun Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil yaratmışlardır. Ankara’ya gelen Suudi Arabistan Kıralının, ANITKABİRE gitmemesini onlar çözüme kavuşturmuşlardır.    
            Aynı günlerde, Ankara’ya gelen Habeşistan İmparatoru RAHMETLİ HAİLE SELASİYE, ANITKABİR’E GİDEREK, MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN KABRİNE İKİ GÜMÜŞ GÜL BIRAKMIŞTI!
            ANITKABİR’E gitmeyen Suudi Kıralı, İstanbul’a giderek, Eyyubiye türbesini ziyaret etmişti.
            İstanbul’a inen Ahmed’iNejat gericisine, bizim gericilerimiz, CAMİ’DE bile tezahüratta bulunmuşlar. Bu tezahürat karşısında, gözleri yaşaran, uygarlık yoksunu Ahmed’iNejat bir beyanat vererek, Sultan Ahmet camisinde de—İRAN DİNİNE GÖRE, YAPILMASI CEHENNEMLİK BİR SUÇ İŞLEMİŞTİR!-- namaz kılmış ve de, şöyle bir nutuk söylemiştir:
            “Benim, bir cumhurbaşkanı olarak Sultan Ahmet camisinde olmam, büyük bir siyasi olay değil midir? CUMA NAMAZI, İBADET VE SİYASETİN YAN YANA GELDİĞİ bir şeydir. Benim, bu namazda, Türk halkıyla birlikte olmam çok büyük bir siyasi olaydır!”
            Görüyor musunuz; ibadet işini nasıl da siyasi bir boyuta taşıdı? Öncelikle, bu, TAKİYYE denilen aldatmacayı, kısaca, anlatmalıyım. Sonra da; İranlı Mollaların ve politikacıların, Müslümanlıktan ne anladıklarını, örnekler vererek, AÇIKLAMALIYIM.
            İlk Mekke döneminde; Hz. Muhammet’in, dolayısıyla İlk Müslümanların gücü yoktu. Müslüman olmamış karşı taraf; Müslümanlara her türlü zulüm ve işkenceyi pervasızca yapmaktaydı. Ebu Lehep, Ebu Cehil ve Ebu Süfyan’ın kışkırtmalarıyla, Müslümanlığı kabul edenler dövülür ve hatta öldürülürlerdi. Mekke ve diğer toplumlar içersindeki, eski konumlarını korumak isteyenler; Müslümanlığı kabul eden köleleriyle aynı konuma getirilmelerini kabul edemiyorlardı.Bir kısım   Müslümanlar, Habeşistan’a göç etmişlerdi.Mekke’de kalanların,işkencelere ve saldırılara katlanmaktan başka çareleri yoktu..
            Mekkeli Putperestler, Yaser’e, eşi Sümeyye’ye ve iki oğluna, ağır işkenceler uygulamışlardı. Sümeyye’nin cinsel organını parçalayarak, iki bacağını iki ayrı deveye bağlayarak parçalatıp, öldürmüşlerdi. Oğulları Ammar, imlamın bütün değerlerini inkâr ederek, ölümden kurtulmuştu. Öteki oğulları ise; Müslümanlığını koruyarak, işkenceler altında öldürülmüştü. Ne Tanrı’yı ne de Hz. Muhammed’i inkâr etmişti. Bu durumda, Ammar ayıplanır. Öldürülmesi yolunda girişimler artınca; Kuran’ı Kerim’in’ 16’ıncı sırasında bulunan EN-NAHL—HURMA—Suresinin 106’ıncı ayeti imdadına yetişir. Bu surenin 106ve 109’uncu ayetlerini okumak gerekir.16/106.”Gönlü, imanla dolu olduğu halde, zor altında olanın dışında, inandıktan sonra ALLAH’I inkâr eden, gönlünü kâfirliğe açanlara, ALLAH katından bir gazap vardır. Büyük azap ta, onlar içindir.”Hz. Muhammet, Ammar’ı methetmiş.”Neye üzülüyorsun*Bir daha işkenceye uğrarsan direnme, istediklerini söyle;” demiştir. Ans. Ana Britannika C.29.S S.175
                Merhum Elmalılı Hamdi Yazır,106’ıncı ve 109’uncu ayetleri birlikte tercüme etmiştir. TAKİYYE, Arapça bir sözcüktür. Temkin, İhtiyat, Gizleme, ölüm tehdidi altında, inancını saklama anlamlarına gelmektedir.
                                               TAKİYYE’NİN ŞARTLARI.
                                   *-ÖLÜM TEHDİDİ,
                                   *-İŞKENCE ALTINDA OLMAKTIR.
            Tarih boyunca; ezilen ve horlanan ŞİİLER; TAKİYYE’Yİ, YAŞAMIN HER ALANINA BİR ALDATMA SİLAHI OLARAK TAŞIMIŞLARDIR.2
            Sayın Mustafa Talip Güngörge,”HÜMEYNİ VE İSLAM” adlı kitabında Takiyye hakkında şunları yazmaktadır:                                                      
“TAKİYYESİ OLMAYANLARI; ALLAH; ALÇALTIR!”İmamı Cafer Sadık Aleyhisselamın babası İmam Bekir Aleyhisselam kendisine şöyle demiş:”
            “Hayır, Allah’a yemin ederim ki, dünya’da hiçbir şey bana Takiyye’den daha sevimli gelmiyor. Ey sevgili oğlum, kimin takiyyesi varsa, Allah o’nu yüceltir. Kimin takiyyesi yoksa Allah o’nu alçaltır. Ey sevgili oğlum, insanlar, ancak sözle idare edilir-idare’yi kelam edilir- Gerçek gizlenir. Eğer öyle olmasaydı, böyle olurdu.”El Kati, C.2;S.217
            “Şia mezhebindeki Takiyye inancı, NAMAZ VE ORUÇ gibi, bir vecibedir. Sünni Müslümanlara karşı, gerçek niyetlerini saklamak için kullanılır. Ebu Bekir’e, Osman’a ve Ömer’e inanmış gözüken Hz. Ali’nin de takiyye yapmış olduğuna inanırlar.”
                         HUMEYNİ VE MOLLALARA GÖRE İSLAMIN ESASLARI.
            1-“Elimizdeki Kuran’ı Kerim, gerçek Kuran’ı Kerim değildir. Gerçek Kuran’ı Kerim, Hz. Fatma’nın Kuran’ı Kerimidir. Bu Kuran’ı Kerim, Hz. Muhammet’in kulacı ile (70) kulaçtır. O Fatma Aleyhisselam’ın Mushaf’ı, bir Kuran’dır. O, sizin Kuranınızın üç mislidir. Allah’a yemin ederim ki; onda, sizin Kuranınızdan bir harf bile yoktur.”El Usul min el Kâfi. C.1, S.456
            2-Ayetler, imamlardır. Sen, Allah’ı unuttun. Bugün, sen de unutuldun.”S.162,
            3-Hiç kimse,Kuran’ın zahiri ve batini ile  birlikte yanında bulunduğunu idea edemez..İmamlardan başka.”El Kafi C.1; s.441,
            4-“Humeyni, şöyle buyuruyor: Malların, savaş ganimeti olarak helal olması noktasında ve beşte birinin hazineye geçmesi bakımından SÜNNİLER, en kuvvetli hükme göre, savaşılan düşmana dâhil edilir. Hatta SÜNNİLERİN MALLARI nerede bulunursa ve nasıl durumda bulunursa bulunsun, alınacağının caiz olduğu ve ondan beşte birinin alınmasının vacip olduğu açık bir hükümdür.”Humeyni, Tahrir- ül vesile. C.i, s.353,
            5-“EHLİSÜNNET MENSUPLARI KÂFİRDİR, ŞEYTANA KULLUK EDİYORLAR.”El- Kâfi. C.4,S.153,
            6-“Allah, Ebu Hanife’ye lanet eylesin.”El Kâfi, c.1,S.97,
            7-“ALLAH’I TANIMAK VE Şİİ İMAMLARI’NI TASDİK EYLEMEK VE ONLARA DÜŞMANLIKTAN ALLAH’A SIĞINMAK. İŞTE, ALLAH BÖYLE TANINIR.” EL-Kâfi, C.2, s.371,
            8-Ebu Bekir küfür, Ömer Fısık, Osman isyandır.”a.e.S.394,
            9-“ Şİİ İMAMLARA İNANMAYANLAR VE ONLARA TÂBİ OLMAYANLARIN İBADETLERİ ŞEYTANADIR.”Humeyni ve İslam, s.150,
            10-Allah, Şii İmamları özel olarak yarattı. Şii İmamlar, Allah’ın lisanı ve kapısıdır.”El Kâfi, C.1, S.260,
            11-İMAMLAR, PEYGAMBERLERDEN VE MELEKLERDEN ÜSTÜNDÜR.”Humeyni, el- Hükemet-ül İslamiyet. S.52,
            12-Şİİ İmamlar, olmuşun ve olacağın ilmini bilirler. Onlara hiçbir şey gizli kalmaz.”el- Kâfi, c.2,S.10,
            13-Şİİ İMAMLAR, NE ZAMAN ÖLECEKLERİNİ BİLİRLERVE ANCAK KENDİ İSTEKLERİ İLE ÖLÜRLER.”s.g.e. C.2,S.253,
            14-Şİİ İMAMLAR, peygamber mertebesindedirler. CEBRAİL’DEN BÜYÜK RUH, Şİİ İMAMLARLA BERABERDİR.”s.g.e. C.2, S.357,
            15-“Şİİ İMAMLAR OLMASAYDI, ALLAH BİLİNMEZDİ.”s.g.e. C.1,S.369,
            15-SÜNNİ İMAMLARIN ARKASINDA NAMAZ KILINMAZ!”Humeyni, Tavzih-ül Mesail. S.23,        
            Meraklı olanlar, Humeyni’nin TAVZİH- ÜL MESAİL adlı kitabının 69’uncu ve 450’inci meselelerin çözümünü okusunlar. Bendeniz yazamıyorum.
            Şii inancında; Ayetullahlar, Tanrı’nın cisimlenmiş şeklidirler!          
            Ben, yazımı bu şekilde noktalamış iken, eşim Hamret Hanım devreye girdi:
            “-ATATÜRK’E düşman olanlar, tüm insanlığa, uygarlığa, iyi ve güzel olan her şeye de düşmandırlar. Onlara, ATATÜRKÜMÜZÜN DE YANIT VERMESİ GEREKMEZ MİYDİ?”Dediler. Doğru söze ne diyebilirdim ki!
            ATATÜRK’ÜN İKİ GÜZEL DİREKTİFİNİ ,”Dâhili ve Harici Bedhahlara”, armağan olarak yazıyorum.
            “EFENDİLER VE EY MİLLET, BİLİNİZ Kİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER, DERVİŞLER, MÜRİTLER VE MECZUPLAR MEMLEKETİ OLAMAZ. EN DOĞRU TARİKAT, UYGARLIK TARİKATIDIR. UYGARLIĞIN EMİR VE TALEP ETTİĞİ YAPMAK, İNSN OLMAK İÇİN ŞARTTIR.”
            “BÜYÜK OLMAK İÇİN, HİÇ KİMSEYE İLTİFAT ETMEYECEKSİN, HİÇ KİMSEYİ ALDATMAYACAKSIN. ÜLKE İÇİN GERÇEK AMAÇ NE İSE ONU GÖRECEK, O HEDEFE YÜRÜYECEKSİN. HERKES, SENİN ALEYHİNDE BULUNACAKTIR, HERKES SENİ YOLUNDAN ÇEVİRMEYE ÇALIŞACAKTIR, FAKAT SEN BUNA KARŞI DİRENECEKSİN. ÖNÜNE SONSUZ ENGELLER DE YIĞACAKLARDIR. KENDİNİ BÜYÜK DEĞİL, KÜÇÜK, ZAYIF, ARAÇSIZ, HİÇ SAYARAK, KİMSEDEN YARDIM GELMEYECEĞİNE İNANARAK, BU ENGELLERİ AŞACAKSIN. BUNDAN SONRA DA; SANA”BÜYÜK” DERLERSE, BUNU SÖYLEYENLERE GÜLECEKSİN.”İzmir; Mart 2009

         “AKLINI KULLANMAYANLAR ÜZERİNE ALLAH, PİSLİK YAĞDIRIR.”Kur’anı Kerim Yunus suresi 100’üncü ayet.
“TANRI’DAN MAİL” ALINTIDIR:
DİYELİM Kİ, BEN HİÇ BİR ZAMAN VAR OLMADIM, O ZAMAN BU MAİL’İ BOŞVERİN;
GİDİN ADAM GİBİ YAŞAMAYA BAKIN;
EGER VAR OLDUM İSE;
BENİM ADIMA ELÇİ VE VEKİL YARATIP BİRBİRİNİZİ KANDIRIYORSUNUZ, ONU ANLADIK DA, PEKİ BENİM ADIMI NİYE ORTAYA ATIP KULLANIYORSUNUZ? Ek: Rahmetli Cemil Sena Ongun;”Ahuramazda Böyle Buyurdu!””Ben, kimseyi Elçi olarak göndermedim. Hiç bir kimseye de benim adıma konuşma yetkisi vermedim. Kuşlardan ve Çocuklardan neden ders almıyorsunuz?Yaptığınız her kötülüğü neden bana yüklüyorsunuz…!”Ostüzü.
EĞER BEN ALLAH İSEM; NİYE MUSA'YI GÖNDEREREK CUMARTESİ'Yİ, İSA'YI GÖNDEREREK PAZAR GÜNÜNÜ VE MUHAMMED İLE CUMA GÜNÜNÜ TATİL YAPAYIM?
NİYE İSA'NIN  MÜRİTLERİ KİLİSEDE ŞARABI RAHAT İÇEBİLİRKEN, DİĞERLERİ İÇTİĞİNDE KIRBAÇ YEMEK ZORUNDA KALIYOR? 
NİYE BİRİSİNİ KARA ÇARŞAFA SARMAM GEREKİRKEN DİĞERİNİN ÜSTSÜZ GEZMESİNE MÜSAADE EDEYİM? 
BİRİSİ İMAMI İLE DİĞERİ PEYGAMBERİ İLE BİR BAŞKASI HAYALLERİ İLE MUTLU OLSUN AMA SONUNDA NEDEN BİRİSİ HATEM DİĞERİ MATEM OLSUN? 
EĞER Kİ BEN VAR İSEM VE DİNLERİN ANLATTIĞI GİBİ BU DENLİ SEVGİ DOLU İSEM; TARİHTEKİ EN KANLI SAVAŞLAR, DİNİ VECİBELERİN YERİNE GELMEMESİ SONUCU MEYDANA GELEN KATLİAMLAR NEDEN HEP DİN ADINA GERÇEKLEŞTİ? 
HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ÖLENLER CENNET’TE MİDİR YOKSA CEHENNEM’DE Mİ? 
VEYA DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ; MUSA, İSA VE MUAHAMMED ÖNCESİNDE DOĞAN VE ÖLENLERİN HESABINA NASIL BAKILACAK? 
DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ; BEN BÖYLE BİR ALLAH OLSAYDIM; NİYE O ZAMAN BİRÇOK YAMUK İNSANIN BENİM ADIMA ALLAHLIK YAPMASINA, BENİM VEKİLİMMİŞ GİBİ DAVRANMASINA VE YERYÜZÜNÜ CEHENNEME ÇEVİRMESİNE MÜSAADE EDİYORUM? 
İBADETE MUHTAÇ OLAN BİR ALLAH? EMİRLERİNDEN VAZGEÇENLERİ GADDARCA CEHENNEME GÖNDERECEĞİNE YEMİN EDEN BİR ALLAH? 
YERYÜZÜNÜ BİR DENEY ORTAMI VE İNSANLARI DENEY FARESİ GİBİ GÖREN VE YERYÜZÜNDE YASAKLADIĞI HER ŞEYİ (ŞARAP, ZİNA VB...) CENNET İÇİN VAAT EDEN BİR ALLAH? 
EMİN OLUN Kİ, O BEN DEĞİLİM VE OLAMAM! 
ARKADAŞ AYAK,AYAK ÜSTÜNE ATIYORSUN VE BEKLİYORSUN Kİ, FALAN VEYA FİLAN ERMİŞ GELECEK SENİ İHYA EDECEK ÖYLE Mİ? MADEM ONU BEKLİYORSUN BUGÜNDEN İTİBAREN CENNETİN KAPISINI MÜHÜRLÜYORUM VE KİMSEYİ SOKMAYACAĞIM ANLAŞILDI MI? 
HEPİNİZİN BEYNİNDE BİR KAÇ MİLYAR GRİ HÜCRE VARDIR BOZULMASINLAR VEYA TOZLANMASINLAR DİYE ASIL SİZ ONLARI ÇALIŞTIRIN... DÜNYANIN İÇİNE EDER, DÖNÜP "ALLAH’IN TAKDİRİ" DERSİNİZ. 
HİÇ Mİ AKLINIZA GELMİYOR? 
EN AZINDAN BİR GOOGLE MÜDÜRÜ KADAR BECERİ SAHİBİ DEĞİL MİYİM Kİ, HEM ÜRETİCİLER HEM TÜKETİCİLER MEMNUN OLSUNLAR? SİZ BİR KEZ GOOGLE İÇİN SIG-IN YAPINCA UZUN BİR SÜRE O BAĞLANTIYI KOPARMADAN GÖTÜREBİLİYORSUNUZ. 
PEKİ, HER GÜN BENİM İÇİN 5 DEFA SIGN-IN YAPMANIZA NE GEREK VAR. GÖNÜLDEN BENİMLE İSENİZ YETERLİ, BİR ÖMÜR VE SÜREKLİ OLARAK O BAĞLANTI İLE DEVAM EDEBİLİRİZ. 
ŞAHSINIZ VE YAKIN ÇEVRENİZ İÇİN ETTİĞİNİZ DUALARINIZA GELİNCE; EMİN OLUN ONLARIN %99.99 SPAM OLARAK KALIYOR VE HİÇ MAIL BOX'IMA YANSIMIYOR. 
BEN SİZE DÜŞÜNÜN DİYE AKIL VERDİM, HAREKETE GEÇİN DİYE EL VERDİM, YÜRÜYESİNİZ DİYE AYAK VERDİM, GÖZ KULAK, AĞIZ VE DİĞERLERİ SİZ KARAR VERESİNİZ, UYGULAMAYA KOYASINIZ DİYE BUNLAR VERİLDİ.
YOKSA VERMEYİP DUALARLA, MUSKALARLA, KENDİ KANUNLARIMLA SİZİN YERİNİZE KARAR VERİP UYGULAMAYA KOYARDIM. SİZ BENİM HER DİNİ YARATIRKEN BİRİSİ VEYA BİRİLERİNİN HUYUNA VE ZEVKİNE GÖRE VE ARALARINDA BU DENLİ FARKLILIKLAR BULUNABİLECEK KADAR KARARSIZ VE DENGESİZ OLDUĞUMU NASIL DÜŞÜNÜRSÜNÜZ?
VEYA HER YENİ DİN İLE BİRLİKTE TEMELDEN HER ŞEYİ BAŞTAN DEĞİŞTİRMEMİ NASIL BEKLERSİNİZ? AKLINIZI KULLANMANIZI TAVSİYE EDERİM! 
AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL, AKIL”.                                                                 ATATÜRK’ÜN MİRASI
    “Ben, manevi miras olarak, hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir dondurulmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim medeni mirasım, İLİM ve AKILDIR. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Bundan sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar”Mareşal Gazi Mustafa Kemal.



MS:1095;Papaz Piyerlermit ve Papaz Fakir Götüye; eşeklerinin üstüne binerek,neredeyse tüm Avrupa’yı dolaşarak Hıristiyan âlemini Müslüman Türkler aleyhine kışkırtarak 1270 senesine kadar sürecek kanlı Haçlı Seferlerini başlatmışlardır. “Bir Türk öldürmek, cennete gitmek için yeterlidir!”Propagandası ile Anadolu’ya Türkleri öldürmeye giderlerken, 1204 senesinde Hıristiyan Ortodoks Bizansı da yağmalamışlardır.
Papalık,  Engizisyon Mahkemelerini yaratarak ne kadar Aydın varsa işkenceler altında itiraflar alarak hepsini de yakmışlardır.16 Şubat 1600 tarihinde; Ünlü Bilgin Papaz Giardano Bruno Roma’da yakılmıştır. Tapınak Şövalyeleri de, Papalığın ve Fransa Kıralı X111’üncü Loui’nin ortak kararı ve ortak baskınları ile bir gecede öldürülmüşlerdir.1570’te;İtalyan kökenli Katolik Fransa Kraliçesi’nin emri ile Paris’te bir gecede Saint Bartelmi katliamı ile 70.000 Pretostan öldürülmüştür.
Osmanlı Devletinde, Şeyhülislamların fetvaları ile Alevilere ve Şiilere savaşlar açılmıştır. Birinci Selim, Çaldıran öncesi                                      40.000 Alevi Türkünün başını kestirttiği gibi; Şah İsmail de 30.000 Sünni Türk’ün başını kestirtmiştir.Ünlü Şeyhülislam Ebu Suut Efendi Aleviler aleyhinde 40’tan fazla fetva vermiştir:”Alevilerin kanı,canı,malı ve kadınları helaldir!””Alevi kadınları size helaldir,belinize kuvvet!”İnsanların biri birlerine düşmanlıklarını nedeni Dinler;Din adamları ve  dindarlıktır.
"DİN;KAPİTALİZMİN ASLA VAZGEÇEMİYECEĞİ KÖLELEŞTİRME ARACI VE EN İYİ AFYONUDUR.DÜŞMANLIKLARIN SEBEBİ DE DİN ADAMLARIDIR!"JEAN PAULE SARTRE (1905/1980). EZİLENLER ARASINDA DİN ADAMI GÖREMEZSİNİZ.DİN ADAMLARI EZEN SINIFIN ASALAĞIDIR                                                                                                                                                   “Kapitalizmin hâkim olduğu ülkelerde aksi halde din adamlığı yapamazsınız zalimin ekmeğini yiyen zalimin kılıcını çalar
Din, asalaklaşmış toplumun itici ve uyuşturucu gücüdür.
Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır.” Albert Einstein
Dünyaya en büyük kötülükleri din adamları yapmıştır! Çıkarları için utanmadan SIKILMADAN kardesi kardesine vurdurmusrur. Bunun en buyuk ispati: Arap dünyasının unlu din adami Yusuf al Kardavwi, Libya, Suriye ve en son Lübnan’daki tum o kanli olayların tetikleyicisi kendisidir! Kimin adina? Amerika ve İsrail adina! ya Allahın "iki Müslüman birbirlerine düştüğü  zaman üçüncüsüne ayırmak düşer" Buyurugunu bir kenara attı ve Amerikanın dediğini yaptı..
Bir din diğerini kabul etmez o Gerçek değil der, mesela Budizm’i yok sayar..
Bir ülke diğer ülkenin gerçek dindar olmadığı konusunda ısrarcıdır. (Örnek: Afganistan-Türkiye)
Bir mezhep diğerinin yanlış olduğu konusunda da ısrarcıdır, doğru ...olduğunu düşünse zaten tek çatı altında olurdu..
Cemaatlerde keza aynı şekilde biri diğerine çamur atar
Kişilere kadar iniyorsunuz ve sürekli biri diğerine gerçek dindar değil diyebiliyorsa gerçeği nedir diye sormak gerekmez mi?
Oysa Allah Ateist, peygamber mezhepsizdir.
Din; Aydınlar için yalan, cahiller için gerçek, iktidar için kullanışlıdır”demiş Fransız filozof.
Din; halkların uyutma aracı. Afyonudur...
Din ezilen halkları daha iyi sömürmenin aracı ve afyonudur. Dolayısıyla egemen sınıfın tekelindedir. çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçişte de bu boyle olmuştur.Din adına çikan savaşlara bakın hep dini yayma adına halkların özgürlülerini ve ülkelerini yağmalamışlardır.ve din kapitalizmin asla vazgeçmeyeceği köleleştirme aracı ve en iyi afyonudur.”
       “BİZİ YANLIŞ YOLA SÜRÜKLEYEN KÖTÜLER, DİN PERDESİNE BÜRÜNMÜŞLER, SAF VE TEMİZ HALKIMIZI HEP ŞERİAT SÖZLERİYLE ALDATA GELMİŞLERDİR. TARİHİMİZİ OKUYUNCA; GÖRÜRSÜNÜZ Kİ, ULUSU GERİLETEN, TUTSAKLAŞTIRAN, ÇÜRÜTEN KÖTÜLÜKLER HEP DİN ÖRTÜSÜ ALTINDAKİ GERİLİKLERDEN, BAYAĞILIKLARDAN VE ALÇAKLIKLARDAN GELMİŞTİR. ONLAR HER TÜRLÜ DAVRANIŞI DİNLE KARŞILAŞTIRIRLAR. HÂLBUKİ TANRI’YA ŞÜKÜRLER OLSUN, HEPİMİZ MÜSLÜMANIZ, HEPİMİZ İNANMIŞ KİMSELERİZ. ARTIK, DİNİMİZİN BİZDEN İSTEDİKLERİNİ ÖĞRENMEK İÇİN ŞUNDAN BUNDAN DERS ALMAYA, ŞUNUN BUNUN AKIL HOCALIĞINA İHTİYACIMIZ YOKTUR.
ATALARIMIZIN, BABALARIMIZIN KUCAKLARINDA VERDİKLERİ DERSLER BİZE DİNİMİZİN İLKELERİNİ ANLATMAYA YETER.
“ŞU YAPTIĞINIZ DİNE AYKIRIDIR” DİYE AKLA UYGUN İŞLER İÇİN SİZİ ALDATMAYA, YANILTMAYA KALKIŞAN AŞAĞILIKLARA KULAK ASMAYIN”
     ATATÜRK, Adana, 1923



18 Temmuz 2012 Çarşamba

764/PADİŞAHLAR DA CİVAN SEVER!

OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@hotmail.com
         İzmir;28 Nisan 2010.(15 Aralık 1997).İstek üzerine!18 Temmuz 2012
                        PADİŞAHLAR DA CİVAN SEVER!
                            “Muhteşem Yüzyıl” adlı dizinin ilk bölümü                      oynatıldığında, tüm Osmanlı kulları ve Devşirme dölleri ayağa kalktılar.
“Padişahlarımızın da manevi değerlerini korumak için, ATATÜRK’Ü koruma kanunu gibi kanun çıkartalım!”Diyerek önerilerde bulundular! 07 Ocak 2011.
Bir devletin yıkılmasına ve bir toplumun da çürümesine neden olan denenmiş bir idari sistemi yeniden getirmekte ısrar, İhanetin, Cehaletin ve Çıkarcılığın ve de vatana ihanetin  işaretidir! Ostüzü.
         Kendi tarihlerinden haberi olmayanlarda da, Saray’ı hümayundaki kadın oyunları şaşkınlık yaratmadı değil.Osmanlı İmparatorluğu,en muhteşem döneminde kadınların saltanatı mıdır?Fransız siyasi tarihinde çok önemli bir itiraf vardır!”1743’ten sonra¸ Fransa’yı  Kralların metresleri yönetmiştir!” Kanuni dediğimiz evlat katilini de bir Rus Papazının  Kızı Alexandra lisowska(Roxelana)/1506/1558/ ile Devşirme ve Rüşvetçilerin Şahı Damat Rüstem Paşa yönlendirmiştir.
         “İstanbul kanatlarımın altında” adlı bir film çekilirken, Dördüncü Murat’ın cinsel tercihi üzerine büyük bir gürültü kopmuştu. Kültür ve Turizm Bakanı olan, ahenkli sesli MHP’li bir politikacımız:
         “Dördüncü Murat’ın dörtdörtlük, kadınlara yönelik cinsel hayatı olmuştur. Zinhar, Gılmanlarla bir ilişiğinden söz edilmeye!” Buyurmuştu.
         15 Haziran 1997 tarihli Hürriyet Pazar’da inadına bir makale yayımlanmıştı. Bütün dini bütün milliyetçilerimiz vekâletsiz iş görme akdine sığınarak avukat kesilmişlerdi. Bunun üzerine de şimdi vereceğim yazı yayımlanmıştı:
“Geçen hafta Fatih Sultan Mehmed’in sansürlenen şiirlerinden söz etmiş, İstanbul Belediyesi’nin Fatih’in divanında yer alan 70 adet gazelden 43’ünü nasıl makasladığını anlatmıştım. Makaslanan şiirlerden verdiğim örnekler hayli ses getirmişti. Bazı gazeteler yazımdan alıntı yaparken, konu tv’lerde tartışıldı. Fatih’in şiirlerinden tam beş asır sonra” in” olduğunu görünce, onun İstanbul mısraıyla
 Belediyesi’nin hışmına uğramış olan bir gazelini daha yazayım dedim.
İşte, Fatih’in “Avni” adıyla kaleme aldığı,”Bir güneş yüzlü Melek”
Mısraıyla başlayıp Galata’daki genç bir papazdan söz eden ve beş bucuk asır sonra sansüre uğrayan gazeli. Yorum, yine sizlere ait.
         “Bu 14 yaşındaki papaz yamağı, Nasturas’ın oğludur. Fatih’in sarayına gitmediği için, Fatih tarafından boynu “”vurdurulmuştur. Canı pahasına namusunu kurtarmış olduğunu babası yazmaktadır.” Ostüzü.
         “Alemi ay gibi aydınlatan güneş yüzlü bir melek gördüm/Sünbüle benzer siyah saçları âşıklarına âh ettirmede/siyahlıkların çevrelediği parlak bir ayı andıran o naz servisi, Frenk ülkesinin güzellik şahıdır/belindeki papaz kemerinin düğümüne gönüllerini bağlamayanlar iman ehlinden değil,yolunu şaşırmış âşıklardandır/gamzesi ile öldürdüklerine  dudaklarıyla canlar verip ruhlar bağışlayan o güzel ,İsa’nın yolundan.ey Avni!O güzelin sana teslim olmasını bekleme.Sen İstanbul’un şâhısın,o ise Galata’nın.”
         Fatih sultan Mehmet’in divanındaki 72 şiirin 27’si oğlanlara aittir. Bu Divan; 1959 yılında Sayın Ahmed Aymutlu tarafından açıklamalı olarak yayımlanmıştır. Bu şiir aruz vezni ile yazılmıştır. Ölçüsü de: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilâtün’dür. Günümüz Türkçesine çevrilerek verilmiştir. Şiir:
         “Âlemde ay olan bir güneş yüzlü melek gördüm. O kara sünbülleri (siyah saçları) âşıkların (yanan) ahıdır. Diye bir iç yangının haberi ile başlatılmıştır!   
         Erkeğin erkeğe, kadının da kadına yönelmesine “CİNSELSAPMA diyoruz. Erkeklerin cinsel yönden genç oğlanlara yönelmelerine de Gulamparelik—Kulamparalık—diyoruz. Kulamparalık erkeklere yönelmiş aktif homoseksüelliktir.
Pasif homoseksüellere de ne denildiğini herkes bilir.  Askeri Ceza yasamızda, fiili livata’nın karşılığı”gayrı tabii mukarenet’tir. Kadının, kadına cinsel yönden yönelmesine de “SEVİCİLİK” diyoruz. Uluslar arası deyimi İLE ”LEZBİYEN”DİR. Hani Parisli kız anlamına gelen “PARİZİYEN” gibi. Lezbiyen,”Lesboslu”-midillili –anlamındadır. BizdeZürafaa denildiği de olur. Cinsi temasla bulaşan hastalıkların ZÜHRE yıldızının etkisinden kaynaklandığına inanıldığı için ZÜHREVİ HASTALIKLAR denildiğini eski kitaplar yazmaktadır!
MÖ Vinci asırda; Lesbos-Midilli- adasında yaşamış olan ve etrafına güzel kızları toplayan SAFO adlı şair kadının, bilinen ilk Sevici olduğu iddia edilmektedir. Bu ehli keyif kadının şiirlerinden çok azı günümüze ulaşabilmiştir.
Ortaasya’da, Türk boyları arasında Homoseksüel ilişkiler hiç te hoş karşılanmazdı. Kadınlarda sınırsız bir özgürlük içersindeydiler ve erkeklerini kendilerinin seçme hakları vardı. Selçuklu ve Osmanlı; Kulamparalığı Perslerden; seviciliği da Araplardan almıştır. İranlıların da; oğlancılığı Atinalılardan almış olduğu Ünlü Herodot tarihinde yazmaktadır:
         “Hiçbir ırk, Persler kadar yabancı yöntemleri ve töreleri kolayca benimsememiştir. Örneğin: Kendilerinkinden daha güzel olduğuna inandıkları Med’lerin elbiselerini almışlardır. Askerleri, Mısır askeri biçiminde zırh giyerlerdi. Zevklerde bile, hoşlarına giden şeyleri öğrendikçe; çekinmeden dener ve benimserlerdi. Bunlar arasında, en önemlisi Yunanlılardan öğrendikleri “OĞLANLARA DÜŞKÜNLÜK’TÜR. Her erkeğin birkaç karısı ve bir sürü metresi vardı.”Herodot tarihi1’inci kitap, s.54.hürriyet yayınları, Perihan kuturman çevirisi.
         Ksenefon’un ünlü”Onbinlerin kaçışı”adlı eseri, Milli Eğitim Bakanlığınca dilimize çevrilerek yayımlanmıştı. Bendeniz,1959 senesinde, bu eseri okuyabilmiştim. Orada ünlü bir oğlancıdan, Parnabazus’tan söz edilmekteydi. Bu Parnabazus denilen Atinalı komutan, Atina-Pers savaşlarında; güzel esir delikanlıların öldürülmelerine engel olarak onları birliğinde toplarmış.250 kişilik bir güzel oğlanlar birliği oluşturmuş!
         Onbinler, geri çekilirlerken, Trabzon’a geldiklerinde; çok ilginç bir olayı gözlemlemişler: Trabzon’daki Yunanlılar, kullanmış oldukları parlak Oğlanları şehir meydanında, biri birlerine göstererek hava atarlar ve alenen şaparlarmış!
         Kültür Eski bakanlarından birisi, istediği kadar1V’üncü Murat’ın cinsel tercihine toz kondurtmasın!1639Bağdat seferinde; Osmanlıya esir düşerek Murat Hanın gözüne giren ve Emirgân koruluğu kendisine tahsis edilen İranlı Bey; Dördüncü murat’ı Mey, Afyon ve Civanlarla sermest olmaya alıştırır!
Ulusal özünü yitirmiş olan Selçuklu ve Osmanlı, elalemin sapıklıklarına yönelmiştir. Mevlana, Büyük oğlu veledi, şems’i Tebrizi’ye taktidim ederken:
         “Afyon içmez, Puşt ta değildir!”Diyerek, temizliğini garantilemiştir. Mevlana’nın kendisinin Şems’i Tebrizi’ye olan tutkusu, Tebriz’inin Sultan Veletçe öldürülmesine neden olmuştur!
         Ünlü Hasan Sabah;”Harun Reşidin sarayında, kadın elbisesi giydirilmiş 2000 genç oğlan vardı!” Diyor.
         Tarihin kaydetmiş olduğu en büyük Pasif Homoseksüel Jülyüs SEZAR; genç bir subayken gelmiş olduğu Anadolu’da Bitinya Kralının gözdesi olmuştu. Senato’da bıçaklanarak öldürüldüğünde de; tüm Romalı askerler mataralarını ot ile tıkamışlardı!”Her erkeğin karısı, her kadının kocası!” sözü, Jülyüs SEZAR için söylenmişti.
         V.Churchill; İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılacak sulh anlaşması için:
         “Öyle bir antlaşma yapalım ki; Jülyüs Sezar’ın karısının namusu gibi sağlam olsun!” dediğinde; Jozef Stalin, pos bıyıklarını altından sırıtarak:
“Onun namusu için de söylentiler var!” Demişi.
         Osmanlı Divan Edebiyatında da; Padişahlar, Beyler, Şeyhülislamlar, Divan şairleri parlak Oğlanlar için yanıp tutuşarak, yanık şiirler döktürmüşlerdir.
         Arabistan’da peygamberliğini ilan eden Ebu Müseylime:
         “Bir erkek, kendisi ile sevişme isteğini reddeden erkeği öldürebilir!”Diye sahte ayetler bildirmişti!
         XV’ inci asırın ünlü tarih bilgini Ali Beğ; divanında, erkeklere duymuş olduğu derin tutkularını açık, açık nazmetmişti. Rahmetli İsmet Zeki Eyüboğlu’nun “DİVAN ŞİİRİNDE SAPIK SEVGİ!”Adlı eseri mutlaka okunmalıdır. Dayanmış olduğumuz kaynaklarımızdan birisi de bu eserdir.
                   “Zenne rağbet ider mi akil olan
                   Tâb’I Ali civane maildür!”
         Türkçesi:”kendini bilen, aklı başında olan kimse, KADINA EĞİLİM DUYAR MI? Ali’nin önlü delikanlıya eğilimlidir!”Diyor!
                   “Melâhat mısrına melik kılup bir Yusuf nâgâh
                   Aziz’i vakt olup Âli melek –rü bir gulam aldım”.
Türkçesi:”güzellik mısrını melik kılup bir Yusuf’u birdenbire, sultan ederek çağın mutlu kişisi oldum, melek yüzlü bir oğlan aldım!”
                   “Dünyâ ne kahpedür her ana zir’i dest olam, Erlik midir acûze sevüp zen-perest”.
         Türkçesi:”Dünya ikiyüzlü bir oynaktır, ben onun eli altına girmem. Ona yenilmem. Bir kadını sevmek, kadına düşkün olmak erkeklik midir?”
         Ünlü Baki:”saldın ruyuzemin’e taraf, taraf/demir kuşaklı cihan pehlivanlarını” diye, Kanuni’nin ölümüne ağıt yazmıştı. Bu Baki’nin burada tekrar edemeyeceğim çok biçimsiz ve edeple bağdaşamayan şiirleri de vardır.
                   “Bir Kuloğlu’nun esir oldu kapusuna gönül,
                   İntisab itdi gedâ bârgâh’ı sultane”.
         Türkçesi:”Gönül bir Kuloğlu’nun kapısında tutsak oldu. Bu bir dilencinin sultan kapısına sığınışı gibidir.”
         Vinci yüzyılda yaşamış bir Şair Hıfzı:
                  “Zenne meyl eyleyemem kaht’ı ricat olsa bile!”
         Türkçesi:”Yeryüzünde erkek kalksa da, gene kadına ilgi duymam!”    
         ŞEYHÜLİSLAM YAHYA EFENDİ’NİN BAYRAM adlı bir oğlana yazmış olduğu şiirinin Türkçesi:
         “can bağının gonca gülüdür Ahmed
         Gülün, gül bahçesinde rengidir ahmed,
         Konuşmaya başlayınca ağzından şeker damlar,
         Hokka ağızlı bir gençtir Ahmed.
         Yan bakışlarla her zaman,
         Ev, bark yıkandır Ahmed.
         Öldüren bakışıyla her zaman,
         Kan dökmede acımasızdır Ahmed.
         Yeni çıkan fitnenin sultanıdır,
         Yeni bir güzellik devletidir ahmed.
         Nazlanıp, konuşmaya başlayınca,
         Şeker dilli bir papağandır Ahmed.”
XVIII’ inci yüz yılda Şeyh Galip:
         “Güzelliğine tutulalı ey ay alınlı Emin,
         Sabahlara kadar çağırır dururum Emin, Emin.
         Bu güzellikle, bu parlaklıkla, bu çapkınlıkla,
         Bir eşin daha var mı Emin?
         Ey fenni, bu özlü, yeni şiirini görünce,
         Belki beğenip aferin der Emin!”
         1730 Senesinde; Patrona Halil ayaklanmasında; damdan, dama kaçarken düşerek ölen Nedim de şairliği yanında az genç oğlan delisi değilmiş!
         “İzin al maderden Cuma namazına deyu;
         Gidelim seninle sevdiceğim Sadabada!”Kızlar Cuma namazına gidemeyeceklerine göre,”nesin sen doğru söyle, can mısın, canan mısın kâfir?”Dediği genç bir oğlan olsa gerek!
                   “Ben bugün bir nev-baharı hüsn’ü an seyreyledim,
                   Tarf’ı destanında sünbül gibi mülar var idi”
         Türkçesi:”Ben bugün bir bahar güzelliği gibi güzel gördüm. Sarığının kıyısında sünbül gibi saçlar vardı!”
                   “Tıraş oldun efendim,âfiyetler izz’ü devletle,
                   Bir cüvan kaşı sarık sarmış efendim başına,
                   Sürme çekmiş ıtri şahiler sürünmüş kaşına.
                   Şimdi girmiş daha tahminimce onbeş yaşına
                   Gül yanaklı, gulgule kerrakeli, mor hareli”.
         Nedim:”   Kızoğlan nazı nazın,
                          Şahlevent avazı, avazın.
                          Belasın ben dahi bilmem,
                          Kız mısın, oğlan mısın kâfir!”Diye inler. Nedim’i inletenin kişiliği, diğer şiirlerinden anlaşılmaktadır: Sakalı yeni çıkmış bir Şahlevent!
          Şair nedim’in çağdaşı olan şair Necati de, hınzır m hınzır bir şair idi. Dili çok ağdalı olan bu Necati’nin şiirini sadeleştirerek veriyorum:
                        “Almış Efendi daireye bir civan’ı şeyh,
                            Etmiş esir o kâfire, bir Müslüman’ı şeyh,
                            Bir afetin ki raksı olunca müzakere,
                            Görmem garip o dem ki depitse tüvanı şeyh.
                            Meydan’ı akşın olmuş o çâlâk cünbüşi,
                            Almış koluna vây o şuh’i dilsitane şeyh.
                            İtmiş velayeti şerefinden anı habir,
                            Açmış o şuha uhde’i râz’ı nihânı şeyh!”
         Türkçesi:”Şeyh Efendi,,dairesine bir delikanlı almış ta ,binlerce Müslüman’ı bir dinsize tutsak etmiş.öyle bir delikanlı ki,oynayışı konusunda konuşulsa,şeyhe gençlik gelir.içi açılır.Ağzının suyu akar,buna şaşılmaz artık.O çalak delikanlı,aşk alanının eğlencesi,şenliği olmuş,şeyh de o çapkını koluna almış.Şeyh efendi,o delikanlıya tarikatın gizli sırlarını öğretmiş,o’nu yetiştirmiş doğrusu!”
         Şu iki mısrayı kim söylemiş dersiniz?
                      “Hat geldi gönül seyr’i izar’ü dehen olmaz;
                       Tahsili sâfa itmeğe azm’i çemen olmaz!”
         Türkçesi: Artık sevgili delikanlının sakalı çıktı, ey gönül, ağzına, yüzüne bakılmaz daha; onunla eğlenip oynaşmak için kıra çıkmanın da gereği kalmadı!”
                   “”Hat geldi gitmedi dahi yârim letafeti,
                   “Hat ile vecdi dilbere bu istihâr hat!”
         Türkçesi:”evet sakal çıktı gene de, sevgilinin gönül alıcılığı yerinde. Şimdi bir de bu durumuyla ün kazandı”.
         Şair Fazıl da az değilmiş hani:
                   “Nesim nâmında bir şuh’i museviye düşüp
                   Dilim hava’yi muhabbetle bir sebu’yi Nesim!”
         Türkçesi: Nesim adlı bir Yahudi delikanlısına gönül verdim, bundan dolayı gönlüm Nesim’in kadehi oluverdi; o’na duyduğum sevgiyle!”
                   “Güzeller şâhı Andon’um sana billahi meftunum
                   Ne simim var, ne altunum ,hemen bir tatlı canım var!”
         Türkçesi: Açıklamaya gerek şairin cinsel tercihidir!
         Şair fazıl hep Oğlan sevgililerden söz eder:
                   “Yetmez mi bu bela bize, söylen anasına;
                   O büt’ü gut misali bir dahi oğlan getürmesün!”
         Hamamizade İhsan divanından da; akıcı, çarpıcı bir örnek verelim:                “Bir damla su ol gönlüme gel ak delikanlı,
                   Bir damla sudan gönlümü yık, yak delikanlı.
                   Dans etmek yeter, aklımı oynatma yerinden,
                   Dansın, reveransın yeter, oynak delikanlı!”
         Kadını toplum içindeki yerinden, din ve Allah adını kullanarak, çeker alırsanız işte böyle tıfıl delikanlılar alırlar kadının yerini. Konya’da, senelerce önce; bir tartışma sırasında,yaşlı bir adamın Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e kem söz söyleyenlere söylemiş olduğu sözü hiç unutmadım:
         “Terbiyesizlik etmeyin; O geldi de kıçlarınız kurtuldu! Onun sevabına kıçlarınızın zekâtını vermelisiniz!”Bendeniz; o büyük insanın ne demek istediğini nasıl anladıysan ötekiler de anlayarak susmuşlardı.
         Boynuna bağlanan bir iple; tarikat şeyhi huzuruna çekilerek getirilen İkinci Beyazıt,”Adli” mahlası ile şiirler yazardı. Zampara,oğlancı,şarapçı ve afyonkeş olmasına karşın,VELİ sıfatı ile de onurlandırılmıştır.Şakir Keceli’nin “OSMANLI KİM, ŞERİAT NE?” ADLI KİTABI, S.104; Ali Kemal Meram’ın “Padişah Anaları” adlı kitabının (s.106 da) mutlaka—bazı hatalarına karşın—okunmalıdır.İkinci Beyazıt’ın anası Gülbahar takma adlı “kamelya’’’dır.Anacığının ve nineciklerinin etkisi ile,bu VELİ! Padişah Türk’ü nasıl değerlendirmiştir:
                   “Değme, Etrak ne bilsin gam’ı aşkı Adli,
                     Sırrı aşk anlamaya, haylice idrak gerek!”
         Türkçesi:”Türkler ne anlar aşktan Adli!
                            Aşkın sırını anlamaya idrak gerek!”
Türk Halkı da Osmanlıya giydirmesini bilmiştir:
“Osmanlının yanında gözünü; kâtibin yanında sözünü saklı tut!”
                            “Şalvarı şaltağ Osmanlı,
                              Eyeri kaltağ Osmanlı.
                              Ekende yok, biçende yok,
                              Yiyende ortağ Osmanlı!”
         Osmanlı’ya hayran; Birinci Osmanlı, İkinci Osmanlı, Osmanlı rüyaları görenler var. Osmanlı’nın düzenine hayran olanlar var. Osmanlı’nın düzenini isteyenler de var! Osmanlı’nın hangi düzenini istiyorsunuz Sayın Beyler ve Ağalar!
         Fatih Sultan Mehmet;”Avni”takma” adıyla yazmış olduğu 72 şiirini bir divanda toplamıştır. Bu divanında toplamış olduğu 27 şiiri oğlanlar için yazılmıştır. İlginçtir; Hıristiyanlıkta 72 mezhep vardır. Galata’da bir kilisede görerek çarpılmış olduğu bir papaz yamağı için mi böyle yaptığı bilinmez!
         Genç papaz yamağı için yazmış olduğu bir şiirini daha verelim:
                           “Bağlamaz Firdevs’e gönlünü Kalâtâ’yı gören,
                            Bir Frengi şiveli İsa’yı gördüm anda kim.
                            Lebleri dirilmişi der idi İsa’yı gören,
                            Akl’ü fehmin dini imanün ince zapteylesin.
                            Kâfir olur mu müselmanlar o tersayi gören
                            Kevseri anmaz o içdüği mey’İ AB’İ İÇEN,
                            Mescide varmaz o vardığı kilisâyi gören.
                            Bir frengi dilber olduğın bilûrdı Avni’ya,
                            Bal’ü boynunda o zünnâr’ü çelipâyı gören!”
         Aynı aruz kalıbı ile yazılmış olan bu şiiri,günümüz Türkçesi ile de verelim:
         “Galata’yı gören cenneti istemez. Orada o servi yürüyüşlü sevgiliyi gören serviyi hatırına getirmez//Orada işveli bir Hıristiyan güzeli gördüm. Onu gören Hazret’i İsa gibi dudaklarının hayat verdiğini anlar//Akıl, anlayış, sin ve imânı nasıl elde tutsunlar? O Hıristiyan güzelini gören Müslümanlar kâfir olurlar//Onun içtiği temiz şarabı görenler cennetteki Kevser’i anlamazlar. O güzelin gittiği kiliseyi görenler mescide gitmezler.//Ey Avni! O sevgili belinde ve boynunda papazların kuşandıkları ipi ve haçı görse kâfir olduğuna inanmış olurdu!”
         Sivas’ta Beylik kuran; Yıldırım Beyazıt’ı da iki defa yenen Kadı Burhanettin de divan şairidir. Bu Kadı Burhanettin’in dahi oğlancıklar üzerine yazılmış şiirleri vardır!
         Divan şairlerimizden Necati’nin iki şiirini de örnek olarak alalım. Necati’nin dili çok ağır olduğu için, şiirlerini günümüz Türkçesi ile vermek istedim:
                            “Gözyaşı sanma gözlerimden akan suları Şeyhi,
                            Dudağını anarak kaynadı kanım Şeyhi,
                            Ölürüm de yüzünün güneşine ulaşırım,toz olurum,
                            Benden geriye bir kırıntıcık kalıncaya değin Şeyhi.
Sana vurgunluğum yüzünden kocaldım, yiğitlik bu mu?
Sen de bir kocal bakalım, benim gibi Şeyhi.
Ne dersem öyle olayım, öleyim dirileyim,
Canım da,cihanım da yoluna gitsin şeyhi.
Özümü denedim, sensiz kalınca ölürüm vallahi,
Gel şu ayrılığı bırak,gel yanıma ey şeyhi.
Necati’nin şiiri Nizami’ye yol gösterir dersem,
Sözünde yalan yok sanırım Şeyhi.”
Necati’nin bu şiirini de anlaşılır bir dille verelim:
                            “Yakdı aşkun beni gam adına nâ-gâh Memi,
                            Yanalım, yakılalum çare nedür ah Memi.
                            Çün unutuldun bana ahd ile yemin eyledüğün,
                            Komaya sende benüm hakkumı Allah Memi.
                            Beni sevdaya salıp eyledi divane saçun,
                            Nideyim, neyleyim ah Memi, vah Memi?
                            Gel ölürsem yazılur seng’i mezârımda benüm
                            Çün Necâti gamı Yakdı nideyim ah Memi?”
         Osmanlı Padişahları; İkinci Murat döneminde; Mercimek Ahmet’in tercüme etmiş olduğu “KABUSNAME” ADLI kitabı ahlak kitabı olarak baş tacı etmişlerdi! Bu kitap, Milli Eğitim Bakanlığınca da tercüme ettirilerek yayımlanmıştı. Sonraları;1001 kitap dizisinde, tercüman gazetesince de, okurlarına verilmişti. Bu kitabın 112 ve113’üncü sahifelerinde; yazın ve kışın” kimlerin arasında yatılması gerektiği anlatılmaktadır.”CARİYE “KARAVAŞ”!”ikisinin de ayrı tatları vardır!”
         En müptezel oğlancı Üçüncü Osman’dır. Saraydaki kadınlar ayak seslerini duyarak, kendisinden saklansınlar diye, altı demir çakılı pabuçlar giydiği söylenmektedir. Şimdilik bu kadar.
         Son günlerde; Kanuni Sultan Süleyman üzerine çevrilen bir dizi filmin ilk gösteriminde ülkemizde her şey unutuldu; neredeyse kıyametler koptu. Mustafa filmi ile derin uykularından uyanamayanlar, ülkemizin tüm dertlerini, çift dilliliği bile önemsemeyerek, Padişahlarımızın gönüllü savunucusu kesildiler.
         Bendeniz de arşivimden işbu yazımı bularak bunun altına yazmak gereğini duydum. Harem ve dahi Osmanlının onuncu Padişahı olan Birinci Süleyman üzerine birkaç söz söyleyeceğim. Efendim”Harem” yanlış tanıtılmış!”Hadi canım sen de!
          Harem, Saray ve konakların kadınlar bölümü ya da “Tüm kadınlar!” anlamında kullanılan bir kelimedir. Padişahın koynuna girecek yüzlerce zavallı, ailesinden, yurdundan koparılmış cariyelerin sıra beklediği bir kapalı kutudur. Padişahların koynuna girecek cariyelerin ibrişimle tüyleri alınır, tozu yalanmış lokum gibi pespembe yapılırdı ve bir defteri kebire de yazılarak şapılacağı yere bırakılırdı. Haremde cariyelerden olma (120) YÜZYİRMİ BEŞİĞİN SALLANDIĞI DA OLMUŞTUR.
         Osmanlı, her taşının altında bir cenin ölüsü bulunan ve odalarının tavanlarında boğdurulan Şehzade çığlıkları çınlayan Topkapı sarayını bırakarak neden Dolmabahçe sarayına ve diğer saraylara kaçtı dersiniz! Deli İbrahim olarak adlandırılan Birinci İbrahim ki 1648’de boğdurulmuştur:”Ben Müftünün kızı ile evleniyorum!” Diyerek tek kadınla nikâhlandığında, kendisine düğün hediyesi olarak (800) cariye hediye edilmişti.
         Kur’anı Kerim’de bir erkeğin kaç kadınla evlenebileceğine dair kesin hükümler olmasına karşın,  Tevrat’ta Hz. Süleyman’ın (700) karısının ve (300) cariyesinin bulunduğu yazılıdır. islam Peygamberi Hz. Muhammed’in de (24) karısının ve sayısız cariyelerinin olduğu da İslami kaynaklarda yazılıdır. Osmanlı Padişahları neye göre yüzlerce kadına sahiptirler!
         V’İNCİ Sultan Mehmet Reşat’ın koynuna 16 yaşında bir Çerkez Cariye koyarak, gece yarısı Birinci Dünya Savaşına girme fermanının imzalattırılmış olduğunu bilen var mıdır?
         Bunları yazmak için sahifeler gerekmektedir. Biz, Osmanlının gerçek yüzünden söz etmek için yola çıktığımıza göre,”Revenons nos Moutons”.
         1-Osmanlı’da ilk aile kanı Osman Bey ile başlatılmıştır. Ertuğrul Bey öldüğünde Aşiret Reisliğine geçmesi beklenen, Ertuğrul Beyin Kardeşi Dündar Bey, Osman Bey tarafından başına yay sopası vurularak öldürülmüştü.(1298).
         2-Murat’ı Hüdavendigar olarak adlandırılan Birinci Murat, Oğlu Savcı Beyin gözlerine mil çektirerek astırtmıştı. Sonra da, kardeşleri Şehzade Halil ve Şehzade İbrahim’i astırtarak öldürmüştü.(1361).
         3-Yıldırım Beyazıt olarak adlandırılan Birinci Beyazıt ta,1389 tarihinde, Kosova Muharebesinde babası Birinci Murat’ın öldürülmesi üzerine, bozulan Sırp ordusunu takip eden Kardeşi Şehzade Yakup Çelebiyi huzuruna çağırarak boğdurtmuştu. Ayrıca, Eniştesi olan Karaman beyini de Konya’da sarayında boğdurtmuştu.
         4-Kendisine Çelebi sıfatı yakıştırılan Birinci Mehmet te, Ağabeyi Şehzade Süleyman’ı ve diğer iki Kardeşini, Şehzade İsa’yı ve şehzade Musa’yı öldürtmüştür. Haremden bir İtalyan genci ile kaçan cariyesini cellâda teslim ederken de:”Aman canını incitmeden başını kesesiniz! O İtalyanı da “Çengel Çiçeği yapasınız!” talimatını vermiştir.
         5-İkinci Murat ta, Kardeşi Şehzade Mustafa’yı boğdurtmuş, öteki kardeşlerinin de gözlerine mil çektirtmiştir.(1421).
         6-Fatih Unvanını verdiğimiz İkinci Mehmet te; İKİ(2) yaşındaki, Sırp Prensesi Despina’dan olma, kardeşi Şehzade Ahmeti hamamda boğdurtmuştur. Ve dahi:”İbreti âlem için karındaş karındaşı öldüre!” Yasasını da o koymuştur.29 Mayıs 1453 günü Bizansı savunan şehzade Orhan’ı da öldürtmüştür. Veli Beyazıt olarak tanıtılmak istenilen işret sahibi İkinci Beyazıt ta, Kardeşi Cem Sultanı İtalya’da zehirlettiği gibi, onun (13) yaşındaki oğlu Oğuzhanı’da Bursa’dan İstanbul’a getirtme bahanesiyle yolda boğdurtmuştur.
         7-Sultan Süleyman, Büyük Amcası Şehzade Cem’in oğlu ile torunlarını boğdurttuğu gibi, kendi oğlu Şehzade Mustafa’yı ve Şehzade Beyazıt’ı ve Beyazıt’tan olma torunlarını da boğdurtmuştur. Tüm Osmanlı âşığı kölelerin sahip çıktığı bu Padişahı Oğul ve torun katilini biraz açmak istiyorum. Manisa’da vali olarak bulunurken kendisine armağan edilen Ukraynalı bir Papazın kızı olan Raksalon’un adını Hürrem’e çevirterek ona delicesine bağlanmıştır. Damat olarak Sadrazamlığa getirilen ve Osmanlının en Büyük hırsızlarından birisi olan Hırvat asıllı Rüstem Paşa ile anlaşan bu Raksalon Sultan, türlü ve uzun bir ayak oyunundan sonra, Yaşlı Kanuni’yi kandırarak, Kanuni’nin oğullarını ve torunlarını öldürmesini sağlamışlardır. Önce,1553 senesinde, Konya Ereğlisi ovasında; Babasının ordusuna katılmaya gelen,1515 senesinde Gülbahar Hatundan olma, Şehzade Mustafa’yı boğdurtmuşlardır.(06 Ekim 1553). Ağabeysi Şehzade Mustafa’nın ölüm haberini duyan Şehzade Cihangir de kederinden ölmüştür.
         Sırf Hürrem Sultandan olma Sarhoş Selimi Padişah yapmak için bu sefer de Yiğit Şehzade Beyazıt’a tuzaklar kurmuşlardır. Kanuni denilen Bunak bu tuzaklara kanarak, İran’a sığınmış olan Şehzade Beyazıt’ı ve dört oğlunu, Şah Tahmaspa dört cellât yollayarak,her birisini yay kaytanı ile boğdurtmuş, öldürülen bu zavallıların cesetleri de katır sırtında Padişahı Zülcelâl’ın huzuru Hümayunlarına getirilmiştir. Cinayetler bu kadarla da kalmamış; Bursa’da anasının yanında bulunan süt çocuğu Şehzade Osman da Dedesi Kanuninin fermanı hümayunları gereği boğdurulmuştur.
         8-Üçüncü Murat, Manisa’dan tahta geçmek üzere İstanbul’a geldiğinde korkudan Veziri Azamın ellerini öpen Üçüncü Murat, tahta geçer geçmez Beş(5) kardeşini boğdurtmuştur.(1574).
         9-Üçüncü Mehmet, beş(19) kardeşi Şehzadeyi boğdurttuğu gibi, oğlu Şehzade Mahmut’u da o gün boğdurtmuştur./
         10-İkinci Osman, Kardeşi Mehmed’i boğdurtmuştur.(1621).
         11-İkinci Osman tahtan indirilerek Yedikule zindanında önce ırzına geçilmiş, sonra da boğulmuştur.(1622).
         12-Üçüncü Selim IV’ üncü Mustafa tarafından boğdurulmuş; Şehzade Mahmut’unda öldürülmesi fermanının infazına katillere közlü kül serpen bir cariye engel olmuştu. Bayraktar Mustafa paşa’nın Topkapı Sarayının kapılarını kırarak yetişmesi üzerine de Şehzade Mahmut, İkinci Mahmut olarak tahta çıkmış ve Ağabeysi olan IV ‘üncü Mustafa’yı boğdurtmuştur.(1808).
         12-Yavuz Sultan Selim olarak adlandırılmış olan Birinci Selim de Ağabeyleri Şehzade Ahmed’i ve Şehzade Korkutu öldürdüğü gibi, Dimitoka’ya sürgüne gönderdiği babası Veli! Beyazıt’ı da yolda zehirleterek öldürmüştür.
         Osmanlı Kulları, Padişahlarımızı korumak için “Atatürk Kanunu” gibi bir kanun çıkarılmasını istemektedirler.
         14 Mayıs 1950 genel seçimleri sonunda Demokrat Parti iktidara gelince, Atatürk heykellerine ve Mareşal Gazi Mustafa Kemal paşanın anısına tecavüzler başlamıştı. Kızılay Meydanında, subay Orduevinin hemen yanında bulunan Mareşal Gazi Mustafa kemal Atatürk’ün heykeline, Ticani bir Baba ve Oğlu, güpegündüz balta işle saldırmışlardı. Bunun üzerine Beş maddelik bir kanun çıkartılarak 31 Temmuz 1951tarih ve 7872 sayılı resmi gazetede yayımlanmıştı. Bu kanunun 1’inci maddesi aynen şöyleydi:
         “Madde 1-“Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
         Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
         Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.”
         Sayın RTE, Hindistan gezisinde; binmiş olduğu trenin, tren yoluna yatmış bir inek yüzünden durmak zorunda kaldığını öğrenince:
         “Bizim yolumuzun üzerinde de ölü bir inek var!”Diyerek Atatürk’ümüze alenen hakaret etmiştir, hem de bu kanuna rağmen.
         Türk milletinin kanını emen, Türk’ü Azınlıklara ve Dönmelere ezdirten ve her türlü kepazeliği yapan Osmanlı Padişahlarını korumak için bin kanun çıkarsanız bizler gerçekleri yazmaktan asla korkmayız. Ülkeyi mülkü, toplumu da Kulları olarak kabul eden bir yönetimin canı cehenneme ne diyeyim?
        
                           
        
                                      
        

                  
                                                       
        
                  
        
        
        

        


        
        
                  

İzleyiciler

Blog Arşivi