20 Haziran 2010 Pazar

168- OSMANLIYI BAŞINIZA ÇALINIZ!

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı; 21 Haziran 2010.

                                   

168- OSMANLIYI BAŞINIZA ÇALINIZ!


                                               “Dününü bilmeyenler hep çocuk kalırlar!”
                                                                                              Romalı bir Bilgin.
“Çocukları da, masallarla, korkularla ve şekerle kandırmak her zaman için mümkündür!” Ostüzü.
“Türk’ten Vezir olmaya!”
“Türk’ten Yeniçeri alınmaya!”
            Osmanlının kanunları!

            Başımı, Cumhuriyetimizden geriye doğru açılan pencereden uzattığımda dehşete düşüyorum. Önce çevreme bakıyorum; sonra da daha derinliklere dalıyor gözlerim.
Zifiri bir karanlık içersinde yokluk ve yoksullukla ve dahi hastalıklarla can çekişen bir toplum. Bir tarafta, o toplumla beraber yaşadıkları ve aynı devletin tebaası oldukları halde mutluluk ve zenginlik ve dahi sağlık içinde yaşayan bir kesim!
            Benim büyük dayımı, Menemen’e bitişik Yaşelli köyünde bir düğün oyununda sırayı aşma kavgasında iki kurşunla yaralamışlar.
            Bit tek hastane var; o da İzmir’de ve Konak’ta. Bugün diş hastanesinin olduğu yer. Bir Eşeğin sırtında yaralıyı bu hastaneye getirmişler.
Sizlere ömür.
Menemen ilçe merkezimizde, ünü ülkemizin dört bir yanına yayılmış olan bir hastanemiz var.
Kitapları açıyorum; gözlerime mil çekilmiş gibi geliyor yazılanlar: İzmir şehrinin merkezinde (3) Müslüman doktora karşılık (21) Hıristiyan doktorun olduğunu görüyorum.
Mordoğan Köyünde de Yerli Rumların hastaneleri varmış!
Çeşmealtı’nda; Uzunada yolundaki; bugün ıssız olan, adada da bir Rum doktorun özel tedavi merkezi varmış; yaşlılar anlatırlardı.
Sayın Türkmen Parlak’ın “Düşman EGE’YE nasıl geldi?” Adlı eserini okursanız çok üzülürsünüz.
Bir Rum genci anlatmaktadır ticaret alanındaki kepazelikleri: Rum üzüm tüccarı, Türklerin teslim etmiş olduğu her kuru üzüm çuvalından (15) kilogramını çalarmış! Üzümü çalınmış olan Zavallı Türk te ol Hırsız Rum’a Tanrımızdan iyilikler dilenirmiş!
            Uzatmayalım, konumuz biraz uzun süreceğe benzemektedir.
            Bugün, TSK. Ordulardan, kolordulardan, tümenlerden ve Silivri tutukevinden oluşmaktadır.
Hiç düşündünüz mü? Hastaneden çıkan askeri kişiler ve dahi siviller için, neden ”TABURCU OLDU!” Deniliyor?
Bu deyim kullanılmaya başladığında en büyük birlik tabur imiş! Şimdi mi! ”SİLİVRİDEN BIRAKILDI!”, UMUMİ İSTEK ÜZERİNE SİLİVRİYE ALINDI!”
Zaman değiştikçe tutukluluk nedenleri de değişir/ Adalet gerçekleşince de Sayın Recep Beyin yüzü ekşir!
            Elimde bir liste var. Bu listeye bakıp, bakıp ta Mustafa Kemal için şükür namazları koyasım geliyor.
            Cumhuriyetimizin onuncu yılı dolayısıyla yayımlanmış bir kitaptan Sayın Saffet Can tarafından alınarak 07 Mart 1994 senesinde; UYANIŞ gazetesinde yayımlanmıştı.
Sayın Saffet Can mı dediniz! Emekli bir öğretmen olup, Sayın Profesör Dr. Mehmet Haberal’ın, Zonguldak il merkezinde fırıncılık yapan Rahmetli babası nedeniyle SİTESİ BLOKE EDİLMİŞTİR.
Benim de bir yazım: ”Nüfuz ve Tasallut”, o Fransız güzelinin çekmiş olduğu resmimle öylece donup ta kalmıştır!
Bendeniz siteyi her açtığımda, kendimi mezar taşına işlenmiş bir resim olarak görme hissine kapılıyorum.

Ps: Ölürsem bu resmimin mezar taşıma işlenmesini arzulamakta isem de; bendeniz ezan Türkçe okunmadan ve çağdışı yaratıkların Mürüvvetlerini de görmeden ölmeyeceğimi de biliyorum!

             Yazının başlığını aynen koruyarak huzurlarınıza getirmek durumundayım!
            1919 YILINDA ZONGULDAK MANZARASI… YA DA,
            KÖMÜRÜN NASIL PEŞKEŞ ÇEKİLDİĞİNİN FOTOĞRAFI!
            Kitabın V’İNCİ Bölümü:
            119-1922 yıllarında Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı 240 tüccarın isimleri:
                                   BİRİNCİ SINIF:
            1-Bartınlı Mihail Kozmidis Efendi,
            2-Madenci Boyacıoğlu Anesti Efendi,
            3-Madenci Toma Folyadis Efendi,
            4-Tüccardan Petro Gregeviç Efendi,
            5-Maden tüccarı Fransız tebaasından Mösyö Leon For.
            6-Tüccardan Sara… Efendi,
            7-Tüccardan Rombaki ve 63 numaralı Ponopolos ocakları Mesulü Doktor Dünyas,
            8-Sarıca zadeler Kömür Maden Ocakları Şirketi Müdürü Mesulü Mösyö Ceve.
            9-Bartınlı Koza oğlu Petro.

                                    İKİNCİ SINIF:

            10-Murat Panoysan Efendi,
            11-Ohanis Hızai Efendi,
            12-İstanbulluyan Karacet Efendi,
            13-Madenci hoca İstapan Yorgiyadis Efendi,
            14-Kozlu’da Kozma Efendi,
            15-Zonguldak’ta Madenci Mihail Fidis,
            16-Zonguldak’ta Lazaros Papadopulos,
            17-Zonguldak’ta Yorgopulos,
            18-Zonguldak’ta Tuğlacı Ropen Fenerciyan Efendi,
            19-Manifaturacı Kigort Boyacıyan,
            20-Manifaturacı Artin Kuyumcuyan,
            21-manifaturacı Agop İstanbulluyan,
            22-Manifaturacı Hacı Serkis Giritliyan,
            23-Manifaturacı Agop Adıyamanyan,
            24-Tüccardan Bodos Antolidis,
            25-Manifaturacı ve tuhafiyeci TodorakiHacı İstanaki,
            26-Manifaturacı papaz oğlu Vasil,
            27-Tüccardan Petro Kozmidis,
            28-Tuhafiyeci Yorgiyadis ve kapudand,
            29-Ohinis oğlu Aram,
            30-Tüccardan Mıgırdıç Yığyayan,
            31-Pavlaki Durmuş oğlu Mahdumu Yorgi,
            32-Manifaturacı Giritlioğlu Nişan Serkis,
            33-Marangoz kalfalarından Kosti oğlu Trifo,
            34-Kunduracı Şilili Aleko,
            35-Ereğli şirketi Liman Müteahhidi Bulgar Hıristo mahdumu Dimitri.
                                  
ÜÇÜNCÜ SINIF:
            36-Tüccardan Şahinaviç Biraderler,
            37-Tüccardan Hacı Antranik Yığyayan,
            38-Maden Sütunu (direk) ve Kereste tüccarlarından Yorgi Vasilio,
            39-Tüccardan Monok Efendi,
            40-Tüccardan Kapudanis Efendi,
            41-SELAMSIZ Yuvanaki Efendi,
            42-Kalpakçıyan Efendi,
            43-İran koço Efendi,
            44-Terzi Todori Efendi,
            45-Manifaturacı Karabet Seferyan,
            46-Manifaturacı Mardros oğlu Karabet Ağyayan
            47-Manifaturacı ve Tuhafiyeci SİMEN Kiryakopolos,
            48-Manifaturacı Abraham Miyapanyan,
            49-Tuhafiyeci Yordan Mutafoğlu,
            50-Sadıkzade ve Alde Vapurları Acentesi İpokrat Lazeridis,
            51-Ecnebi vapurları acentesi İspanya tebaasından Mösyö Reymon Fokyon,
            52-Bakkal Mihail Çokalidis,
            53-Manifaturacı Yağyan Bodos,
            54-Manifaturacı Manok oğlu Artin,
            55-İnşaat Müteahhidi Deli yani Oğullarından Lefter Kalfa,
            56- Macar oğlu İstelyanos,
            57-Kunduracı Balcı oğlu Aleko,
            58-Bartınlı Partalcı oğullarından Hamparsum oğlu Osekyan,
            59-Bahçıvan Tokatlı Agop oğlu Karabet,
            60-Safranbolulu Mihail oğlu Yorgi,
            61-Kunduracı Karabet oğlu Davit Biraderi Serkis,
            62-Üzülmezde hava vargelesinde işçi Macar oğlu Yani,
            63-Manifaturacı Takvam oğlu Takfur,
            64-taşçı Çakır Sıva oğlu İstavri,
            65-Taşçı Papaz oğlu Kostaki,
            66-Boyacıoğlu İstefan Velet Yorgi,
            67-Terzi Bodos bedevi oğlu Lazari,
            68-Marangoz Manyo Oğullarından Manol,
            69-Kunduracı çırağı Balcı oğlu Sava,
            70-Marangoz Zafiri oğlu yamandi,
            71-Manifaturacı papaz oğlu Bedros oğlu Simpat,
            72-Sarafim ocağında ambar memuru Aksakaloğlu Klovlus Velet Dimitri,
            73-Kozma ocağında Yorgi oğlu Hristo teyel,
            74-Terzi Minas oğlu Devrekli Nişan,
            75-İhsaniye ocağında kazmacı Panoyet velet Hazari,
            76-Hacı Antranik yağyayan Efendi vekil’i umuru Nezaret Papaysan,
            77-bakkal keskovikli Avram Kostantindis,
            78-Avangeles Mazoğlu,
            79-Sinoplu Aksakal oğullarından Hristo oğlu Yani,
            80-Yuvakim oğlu Hralambo.
                                  
DÖRDÜNCÜ SINIF:
            81-Kayış oğlu koço Efendi,
            82-Koço Mandolaki Efendi,
            83-Tüccardan Yağya yağlayan Efendi,
            84-Tüccardan Eftim yokyadis,
            85-Manifaturacı ve Bakkaliye Tüccarlarından Hralambos Vasilyadis,
            86-Tüccardan Koço kalın oğlu,
            87-Manifaturacı Museviç oğullarından Manok oğlu Benyamin,
            88-Manifaturacı Mardros Taşçıyan,
            89-Manifaturacı manasa Topalyan,
            90-Manifaturacı karabet Pamukyan,
            91-Manifaturacı Kremih oğlu Mıgırdıç,
            92-Manifaturacı Hayık Kalpakçıyan,
            93-Manifaturacı      Kalıpçıoğlu kiryako,
            94-Manifaturacı Hacı Kirkor Papaysan,
            95-Manifaturacı-Tuhafiyeci iskirazi Kerimesi Viktorya,
            96-Terzi Kalfam oğlu Yuvakim,
            97-Simsar Papas oğlu Vasil,
            98-Çaycumalı Terzibaş oğullarından Agop oğlu Takvor.
            99-Marangoz Ereğlili Yorgi Sormaz oğlu Aleko,
            100-Kozlu’da Çakır Yuvan oğlu Vartan oğlu Onnik,
            101-Simsar Papas oğlu Vasil Mahtumu Aristo,
            102-    Taşçı Safranbolulu İstavri,
            103-Taşçı İyokradis Baraş oğlu,
            104-Taşçı Dimitri Yordan oğlu,
            105-Taşçı Yuekim oğlu Yorgi,
            106-Kireççi İstavri oğlu Todori,
            107-Bakkal Kokana oğlu Mihal,
            108-Terzi Bulgar oğullarından Savaş oğlu Teöfani,
            109-Berber Panayol oğlu İstavri,
            110-Dağdeviren oğlu Hristo,
            111-Sarı canlarda kazmacı Mihal oğlu Pandeli,
            112-Duvarcı Yuekim oğlu Pandeli,
            113-Manifaturacı Hayık Kalpakçıyan Artin oğlu,
            114-Ahmet Ali Ocağında Dimitri oğlu yorgi,
            115-Ahmet Ali, Panyot oğlu Yorgi,
            116-Madenciler Kulübünde Yuvan oğlu Nikola,
            117-Karabet oğlu mercan,
            118-Horlak oğullarından Anastas oğlu yorgi,
            119-Kozamak oğlu Yordan,
            120-Büyük Çekmeceli Mihal oğlu Yorgi,
            121-Taşçı Lonidas zevcesi Makrina,
            122-Bakkal sarraf oğlu Mihal,
            123-Hallaç oğullarından Avram oğlu Yako,
            124-Terzi İstepan usta yanında çırak Şah verdi oğlu Agop,
            125-Bakkal çırağı iştiraki,
            126-Berber Aksava oğullarından Hristo oğlu Yorgi,
            127-Maden amelesi Vangel oğullarından Hristo oğlu Yorgi,
            128-Kunduracı Çaycumalı Kosti oğlu Toma,
            129-Berber Yorgo yanında çırak Hacı Karabet oğlu Bolulu Bogos,
            130-Devrekli Tatyos oğullarından Takvur,
            131-Utçu ve marangoz Bedros oğlu tekfur,
            132-Bombaki ocağında müstahdem Macar oğlu Lazari,
            133-Berber Yorgi oğlu Yanko,
            134-Kunduracı Nişan oğlu Hayrık namı diğer Haçik (haykazun),
            135-Bakkal Yemo yanında Şileli Lüinis oğlu Yamandi,
            136-Kasap Nideli Ohanis Veledi Karabet,
            137-Manifaturacı İstefan oğlu Agop,
            138-Sebzeci Minas oğlu Anastas,
            139-Karabet oğlu Asador,
            140-Bekçi ve hamal Kalohi oğlu Mamas,
            141-Aranya oğlu balıkçı Sava,
            142-İnebolulu Romanlı oğlu Hristo,
            143-Çalgıcı Bartınlı Karabet Arangil,
            144-Sergici Nevşehirli Yorgi oğlu Dimos,
            145-Meyhaneci Yani oğlu Simo,
            146-Devrekli Manük oğlu Artin,
            147-Marangoz hacı İstirati ilya,
            148-Manifaturacı Sirakan,
            149-Taşçı oğullarından Mardiros,
            150-İstavri oğlu İtefan,
            151-Bartınlı oğlu Hayık,
            152-Bakkal Nevşehirli Gazi oğlu Hristo,
            153-Terzi Devrekli Mikraz oğlu Gazeros,
            154-Bolulu Sepat oğlu Mardik,
            155-Keşişyan oğullarından Ropen oğlu Arşak,
            156-Yorgancı Tedor oğlu Tiryandafil,
            157-Panyot oğlu Panayot,
            158-Manifaturacı Mardires oğlu Karabet,
            159-Bakkal Yavan Ağa nezaretinde Kastamonu Gazi oğlu,
            160-Niğdeli Hacı Simon oğlu Takfor.
            161-Ereğli, Yani oğlu Dimitri,
            162-Safranbolu, Telli oğlu Yorgi Bin Yordan,
            163-Bolulu Zamatyalı oğlu Sempat,
            164-Çaycumalı Telli oğullarından Yordan oğlu Bodos,
            165-amele Arapsonlu Yorgi Velet Apustol,
            166-marangoz kayır oğlu Koço Velet Atnaş,
            167-Aşçı Bedros oğlu Haçator,
            168-Demirci Çilingir oğlu Armanak Velet Agop,
            169-Tüccardan Dimostini Çatala,
            170-Safranbolulu Yordan oğlu İlya,
            171-Baba Astaş oğlu Tanaş,
            172-Lefter oğlu Yordan,
            173-terzi Bartınlı Aragil oğlu Bağdasar,
            174-Sandalcı Foti oğlu Dimitri,
            175-Ocak Kâtibi Mıgırdıç oğlu Onnik,
            176-Ereğli Şirketi’nde Kalimi oğlu İrakli,
            177-Ereğli Şirketi’nde Bogos oğlu Mardiros,
            178-Ereğli Şirketi’nde Dimitri oğlu Anderya,
            179-Bakkal Kalosyan oğlu Hazar,
            180-Kunduracı şileli Panayot oğlu İstavri,
            181-Kozlu’da manav Sümbül oğlu Hristo,
            182-Salamon oğullarından Andan oğlu Yordan,
            183-Hacı İznat oğlu Lokaki,
            184-Gelik’te kunduracı Hristo Simos oğlu Vasil,
            185-Kireççi Nikola usta Mahdumları Anastos ve Andon,
            186-Ateşçi Simon Yavan oğlu,
            187-Terzi İstapan oğlu Kigort,
            188-Terzi Devrekli Bedros oğlu Ohanis,
            189-Aşçı kiryako Velet Yorgo,
            190-Seyyar satıcı Devrekli Bogos oğlu Oksan,
            191-Sarıca Zeleder’de Osep,
            192-Gedik’te Paraşkova oğlu Nikola,
            193-Kozlu’da Kahveci İstavri,
            194-Kozlu’da kahveci İstavri oğlu Sava,
            195-Safranbolulu Ponaz oğlu Yordan Velet Vasil,
            196-Marangoz Şileli Demeyan oğlu Periki,
            197-Murat Panoysan Mağazasında Hacı Kirkor,
            198-Duvarcı Maçkalı Apustol Velet Nikola,
            199-Taşçı Safranbolulu İspiro,
            200-Gedik’te bahçıvan Artin oğlu Ohanis,
            201-Şirkette İlya oğlu Panayot,
            202-Taşçı Yovakim oğlu Yovakim,
            203-Taşçı Maryas oğlu Panika,
            204-Kozlu’da aşçı Nevşehirli Yani,
            205-Kasap ve Bakkal Simo Kozonya,
            206-Gümüşhaneli Mihael oğlu Bin Yani,
            207-Sergivi Trabzonlu Panyot oğlu Dimitri,
            208-Terzi çırağı Todori oğlu Bodos,
            209-Kuş oğullarından Dimitri oğlu Yani,
            210-Gedik’te Pavlioğullarından Porika oğlu Nikola,
            211-Kilimlide bakkal Kocabıyık oğlu Yuvanaki Velet Hristo,
            212-Meyhaneci Kiryako,
            213-Kahveci oğlu HACI Kosti mahdumu yorgi,
            214-SAATÇI Devrekli Keşiş oğullarından Agapoğlu Bedros,
            215-Dimitri kiramidis Oğlu,
            216-Hralambos Kapupolos,
            217-Kahveci Panayot Zaharelli oğlu,
            218-Devrekli Markar oğlu Kabril,
            219-Maçkalı yorgi Oğlu Apustol,
            220-Fırıncı manastırlı Sava Velet Tanaş,
            221-Bartınlı Mıgırdıç Oğlu Artin,
            222-Şirkette Çavuş Küçük Petko oğlu Yorgi,
            223-Kozlu’da Bakkal Yuvan Dükkânında Sava,
            224-Boyacıoğlu ocağında Lağımcı Yani Oğlu İlya,
            225-Devrekli Serkis oğlu Artin,
            226-Bartınlı parseler oğlu Hamparsum,
            227-Kozlu’da Eftim Velet Tanas,
            228-Zanoviç oğlu Trabzonlu Hıralamba Velet Yorgi,
            229-Yanyalı Mantuş oğlu Takvoraksan,
            230-Ereğli kiremitçi oğullarından Hıristo oğlu Panayot,
            231-Yuvakim oğlu Misak,
            232-Bardiros oğlu Mihran,
            233-Ekmekçi İstavri oğlu İlya,
            234-Ekmekçi Tanaş oğlu Mihal,
            235-İnebolulu Lazari oğullarından Öğrinosoğlu Kiryako,
            236-Asador oğlu Yervant,
            237-Bakkal kostanti oğlu Dimitro,
            238-Ekmekçi Çavuş oğlu İstepan Manok oğlu Agop,
            239-Şileli Baraş köy oğlu Dimitri,
            240-Yardan oğlu Yorgi mahdumu Yuvan.
           
Belki de; çoğumuz bu gayretkeşliğime gülüp te geçecektir. ”Aman! Bir sürü yabancı ismi alt, alta yazmak hüner mi?” Diyeninizde bulunacaktır.
Bu tarihlerde Zonguldak bölgesindeki taş Kömürü ocaklarının Fransızlar tarafından işletilmekte olduğunu söylesem! Bu liste sizlere çok şeyler anlatabilir mi acaba! Bir devlet, diğer devletin içinde haber almasını böylece kurar! Her türlü yıkıcı eylemlerini de bu şekilde maskeler. Bir devletin müslüman olmayan tebaasını da bu şekilde zengin ederek, ülkenin gerçek sahiplerini öksüzler haline koyar. Gerisini sizler düşünmelisiniz.
Şu soruyu sormanızı gerekmiyor mu? ”NERELERDEN GELMİŞİZ, NERELERE GÖTÜRÜLÜYORUZ?”
            Genç bir jandarma subayı iken Manavgat ilçe Jandarma Bölük Komutanıydım. Ankara valiliğinden bir gizli zarf gelmişti. Merakla zarfı açtım. Çok tuhafıma gitmişti: ”Bolasan köyünden ….kızı…den olma….doğumlu …..Hanım, Ankara Genelevinde çalışmak istediğinden, genelevde çalışmasına mani bir halinin olup, olmadığının soruşturularak sonucunun bildirilmesini önemle rica ederim.” Emir böyleydi.
            Ülkemizde Türk vatandaşı olmayan yabancıların yapamayacağı işler hakkındaki kanundan da haberim vardı. Yabancılar: Köylerde bakkal dükkânı açamazlar, terzilik, fotoğrafçılık ve Orospuluk yapamazlardı. Konunun neden bu kadar ince elendiğini bilmeyenler: ”Hadi canım sende. Böylesine saçmalık yapılmamalı!” Hükmüne varmışlardı.
            İngilizler İstanbul’u işgal ettiklerinde; General Harrington’un kapısını yaşlı bir Rum hayat kadını çalmıştır. Komutanın huzuruna alınan kadının elinde bir dilekçe vardır. Yaşlı sermaye, madalya istemektedir! Sebebini de şöyle anlatmaktadır:
            “Komutan Bey, bendeniz senelerce İstanbul’da açık ve gizli fuhuşla iştigal ettim ve (300) Türk’e Frengi aşıladım. Bu başarımdan dolayı madalya ile ödüllendirilmek benim hakkım değil midir?”
            Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Avusturya, Saray Bosna, Hendek ve civarını işgal ettiğinde, yerli halkın cesaretinden korktuğu için, Boşnakları; peşine takarak getirmiş olduğu Frengili Hayat kadınlarıyla kırıp, geçirmiştir.
            Yakalanan yabancı hayat kadınlarının Aidsli olmayanı yok gibidir! Biz bu haberleri okuyarak geçerken, elin oğulları da bizleri kırıp geçirmektedir.
            Kendi ülkemizde, maden amelesi olamadığımız günleri ne çabuk unuttuk. MUSTAFA KEMAL BİZİ NEREDEN ALMIŞTI VE NEREYE GETİRMİŞTİ? ŞİMDİ DE NEREYE GÖTÜRÜLMEKTEYİZ!
            Daniel DUMOULİN adlı bir Belçikalının Türkiye’ye göndermiş olduğu bir yılbaşı tebrikiyle yazımı sonlamak istiyorum:
            “TURQU’E, TU DOİS ATATÜRK ADİEU ET LE RESTE ATATÜRK”!
            “TÜRKİYE, ATATÜRK’Ü ALLAH’A BORÇLUSUN, GERİYE KALAN HERŞEYİ DE ATATÜRK’E.”
            Peki, tüm bu belaları kime borçluyuz?
Şarlatanlara inanan aklımıza!

Saygılarımla.

167- "ATEŞ İLE SU"

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            Çeşmealtı;25 Mayıs 2010.


“ATEŞ İLE SU!”


            Konak subay orduevinin bitişiğindeki ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ’NİN önünde; resim ve heykel sergi salonu vardır. ATATÜRK’TEN KORKANLAR PARTİSİ iktidara gelmeden önce; burada görkemli bir yaratılış heykeli vardı. Bir yüksek kaide üstünde, bir tek sap ile kaideye tutturulmuş iki yaprak.
            Üşenmeden, bu heykelin önünde durur, gelen ve geçene bunun anlamını sorardım. Tanrıma şükürler olsun bunu bilene rastlayamadım. KADIN ve ERKEK BİR kökten türemiştir, hayata bir tek kökle bağlıdırlar!
Adı AK, Ampulü de çağdaşlığa patlak siyasi parti iktidara gelir, gelmez bu heykel yerinden söküldü, kaidesi de bomboş kaldı. Bunu yerine büyük bir mermer parçasının içine bir sabun kalıbı sembolü konuldu.
Müzeden içeri daldım; bir Erkekle iki Hanımın oturduğu odaya selamsız girdim:
            “Buranın en büyüğü kim?” Diye sordum. Gururla, ben diyen Adama, bu heykelin İzmir il müftülüğünün ya da AKP il başkanlığının önüne dikilmesini anlattım.
            “Zıtların toplamı bir tam eder!” (-1) (-1)=+1 eder. KADIN VE ERKEK= BİRTAM EDER.
Yarısı hırsız, vurguncu ve dolandırıcı + yarısı namuslu ve onurlu milletvekillerinin toplamı da=Bir meclis eder.
Bu konuda, yazdığım ve yayımlatmak olanağı bulamadığım bir kitabım var: ”Rüşvetin Anatomisi!” Sırf hırsızlardan ve sırf namuslulardan oluşan bir toplumun sonu olamaz.
Uzatmayalım. Bendeniz doğadan örnek alırım.
            Kozmik bir güç, insanoğluna örnek alarak yücelmesi için, örneklerle dolu bir dünya ve bir evren yaratmıştır. Göz vermiş görmemiz için, kulak vermiş duymamız için, dil vermemiş tatmamız için, burun vermiş koklamamız için. HEPSİNİ BİRLEŞTİREREK BİR HÜKME VARMAMIZ İÇİN DE BEYİN VE AKIL VERMİŞTİR!
Ne yapar insanoğlu? Duyar hemen hükmeder, görür hemen hükmeder. Beyin sapasağlam durur!
            KADIN ve ERKEĞİ ele aldım. Ateş ile suyu da ele aldım.
SU=Oksijen +Hidrojen! ATEŞ=Oksijen+hidrojen. Birbirine zıt gibi. İkisinin geçtiği yerlerde meydana gelen sonuç hep aynı. Ateş yakar geçer.
Sonuç, yanan yerlerde yepyeni bir doğa oluşur. Su da aynı sonucu sağlamaktadır!
            KADIN ve ERKEK, zıt bir kavram gibi. Birleşince yepyeni bir yaşam meydana çıkmaktadır.
Erkeğin adları: OD= ATEŞ. Kadının adları MA= O da = SU: Destanım da bunların manzum öyküsü:”ATEŞ İLE SU!”

                                               BİR EDERİZ!

                                   Bir, bir daha iki;
                                   İki kere iki, dört edermiş;
                                   Toplasalar,
                                               Çarpsalar,
                                                           Bölseler de;
                                               SEN ve BEN,
                                   Yine de bir ederiz.

            ÖKÜZLER; KADINI eksik rakam olarak kabul eden ÖKÜZLER, bunu yüce Tanrı’mıza yüklemektedirler ve toplamadan da tam sayı beklemekteler!
            Şimdi de; izninizle DESTANIMIZIN giriş bölümüne bir göz atalım.

                                   “Ey! Dost,
                                   Ey! Can,
                                   Ey! Can dost,
                                   Ey! Canım, Canım;
                                   Ey! Canımın canı Dost!

            ATEŞ yaklaştıkça; SEVGİLİ, uzaklaştıkça yakar!
SEN; uzaklaştıkça ATEŞ’İ; YAKINLAŞTIKÇA DA beni YAKMADASIN.

Sönmem de mümkün değil; kül olmam da mümkün değil. Sönmen de mümkün değil; kül olman da mümkün değil.” MUTLU OZAN!
            Sizi yorduysam, beni bağışlamanızı dilerim.

PS: İki göz, iki kulak, iki burun deliği, iki dudak ve bir dil! İkişer olan organlar da dil gibi teke endekslenmeli!

DİL VE BEYİN TEK!
           
           

19 Haziran 2010 Cumartesi

166-ULUSAL KONGRELERİMİZ, TOPLUMSAL SÖZLEŞMELERİMİZDİR; KUTSALDIR!

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            Çeşmealtı;19 Haziran 2010.

                       
ULUSAL KONGRELERİMİZ,
            TOPLUMSAL SÖZLEŞMELERİMİZDİR;
                               KUTSALDIR!

            Ülkemizde Kara ses adıyla ünlenen ve bugün de Erzurum mezarlığında, görkemli mezarında yatmakta olan, Cemalettin Kaplan; 1970’li yıllarda, az kalsın Diyanet İşleri Başkanımız olacaktı.
            Yönetimin ve askerin gözüne girmek için, bir de Süleymancılar aleyhinde bildiri yayımlamıştı!
            Süleymancıların 1967 senesinde yayımlamış oldukları ”İnanacağımız Esaslar!” adlı bildirinin en can alıcı noktasına dokunulmamıştı:” Bu önemli! Madde, Halife ile ilgiliydi:
            “HALİFESİ OLMAYAN ÜLKEDE CUMA NAMAZI KILINAMAZ!”
            Müslümanların kurmuş olduğu bağımsız devletlerde birer de halife olduğunda siz seyreyleyin gümbürtüyü!
Tarih boyunca, uğruna en çok kan dökülen makam, ”HALİFELİK-HİLAFET”-makamı olmuştu.
Beş ayrı yerde, Hilafet makamı vardı!
Bu konuyu hiç bilmeyenlerin konuştuklarını görmek ve dinlemek geleceğimiz için umut kırıcıdır!
Bu Cemalettin Efendiyi Almanya’ya gönderdiler. Oralarda yapmadığı kepazelik kalmadı. Bir anayasa hazırladılar: ”Anadolu İslam Federe Devleti!”
Hayret! Öteki federe devletlerden söz edilmediği gibi; Federal devletten de söz edilmemekteydi.
Yerine Halife! Olarak oğlu Metin kaplan geçirildi! Bu Halife de soytarılıkta çok ileri gitti. Anıtkabir’i uçakla bombalatmaya kalktı! Sonra da bir hasmını öldürtmek suçundan Alman mahkemesince tutuklandı ve ülkemize getirilerek burada yargılanıp hüküm giydi.
Ülkemizde bir Halife çarığı taşıyan eski bir avukat ve hükümlü birisi daha vardı!
Osman oğullarından Rahmetli Mehmet Orhan, noter kanalı ile kendisine gerekli dersi vermişti: ”Hangi yabancı ülkenin çıkarına hizmet!” Olgusunu da vurgulamıştı!
            Kaplancıların; Avrupa yakası Hilafetçilerin salaklıkları televizyonlarımızda da boy, boy gösterilmekte gecikmemişti: Tahta tüfekli poturlu, geri zekâlı bir sürü yaratık, Mustafa Kemal’e benzettikleri bir kuklanın boynuna ip dolayarak yerlerde sürüklemişlerdi! Bunların İngiliz altınları hatırı için, Kaymakam Köprülülü Hamdi Bey’i hayâlarını burarak öldürenlerden farkları da yoktu!
            İslam dininin, insan sevgisinin, ULUSAL BİRLİĞİMİZİN ve ULUSAL KAHRAMANLARIMIZA SAYGININ öğretilmesi gereken bir mabet hükmündeki yerde, sergilenen vatan hainliklerini iğrenerek seyretmiştik! Sonra da; Arap ve Türk alfabesiyle yazılmış olan yazıları okuduk:

            “HİLAFET DEVLETİ”,
            “İSLAM FEDERE DEVLETİ”.

            Hilafet, Halifelik, Halife Devleti ne demektir! Bunların üzerinde pek durmayacağım.

                        “İSLAM FEDERE DEVLETİ!”
            Profesör Dr. Sayın Mümtaz Soysal; bu konuda güzel bir yazı yazmıştı. Bu yazıyı sizler saklamadınız amma ben saklamıştım.
            Kıbrıs adasında kurulacak Federasyon’da, Türk Federe Devleti ile Rum Federe Devleti, sistemin iki öğesi olacaktır. Federatif ABD’ DE, her eyalet bir federe devlettir. Federe devletler FEDERAL DEVLETİ meydana getirirler.
”İslam Federe devleti!” Şu salaklığa bakınız! Anadolu’muzda, bir federasyon sistemli federe devletlerden oluşan bir devlet modeline mi gidiliyor! Onlar, yani bizim dini bütün müselmanlarımız! Bu federe devletlerden yalınız birisine sahipler! Diğer federe devletler nerede ve adları nedir?
İran anayasasına benzer bir anayasaları olduğuna göre, onlara bu aklı İran Mollaları vermiş olabilir!
Şimdi de en önemli hainliklerden birisini daha görelim:
            “Her inanç topluluğu kendi hukukuna göre yargılanmalı!” Mecelle; islamın dört mezhebinin içtihatlarına göre hazırlanmış. Alevilik, Şiilik, Caferilik dışarıda bırakılmıştır.
Daha sonra da şöyle buyrulmuştur:
            “Her cemaat kendi hukukunu uygulasın!”
            Cehalet değilse; düpedüz vatan hainliği!
Dil gibi, din gibi hukuk ta ulusal birliğimizi sağlayacak en büyük sosyal etkenlerden birisidir.
Akılları sıra; Hz. Muhammed ve Medineli Müslümanlarla, Yahudiler ve Hıristiyanlar arasında yapılan Medine Sözleşmesine uyacaklar!
O zamanın şartları ile günümüzün şartlarını karşılaştırmamız mümkün değildir. Uluslaşamamış bir topluluk, devlet ve hükümet güvencesi de yok. Her unsurun aralarında bağlılık olmadığı gibi, bunlar da birikirleriyle savaş ve yağma hallerindeler. 
            Medine’deki toplulukların mal, can ve ırz güvenceleri Medine Sözleşmesiyle sağlanmaya çalışılmıştır. Ortada ne bir hükümet ne de bir devlet kurma fikri de yoktur. Hz. Muhammed’in yeni bir din ile Medine’ye gelmiş olması, diğer inanç grupları için bir tehlike işareti olarak algılanmıştı. Bu amaçle Yesrip’te—Medine’de-MS.623 tarihinde bir anlaşma yapılmıştır. Bu sözleşmeyle Hz. Muhammed gayesini elde etmiştir.
Şimdi de biz bu sözleşmenin tarafı olanlardan Yahudi aşiretlerini kısa da olsa görelim.
            Hz. Muhammed; Mekkelilerin zulüm ve işkencelerinden kurtulmak için, bir akşam yeğeni Ali’yi yatağına yatırarak, gizlice Mekke’den çıkıp YESRİP’E- Medine- Müslümanların yanına sığınmıştı. (Eylül 622.)
            Medine’de üç güçlü ve zengin Yahudi kabilesi yaşamaktaydı. Buradaki kabileler arasında çatışmalar sürüp gitmekteydi.
            Medine sözleşmesine göre: Medineliler, Mekkelilerle Mekkelilerin yandaşlarının yapacakları hangi bir saldırı halinde, Hz. Muhammed’i kendilerinden birisi gibi koruyacaklarına söz vermişlerdi. Fakat Hz. Muhammed’in de Mekkeli savaş tacirlerine karşı harekete geçmesine de taraftar değillerdi. İsl. AC.7,S,400 ve C.8.S.163.(1)
            Yahudilerin, Medine’de Araplar üzerinde yaptıkları fikri etki, bunların peygamber ile aralarındaki ilişkilerinde çok büyük bir rol oynamıştır. Zira bu etki, bunların onları Mekke ziyaretleri ya da başka türlü şekillerde öğrenmiş oldukları peygamberin dini fikirlerini anlayabilecek bir hale getirmişti. Peygamber ile Medine sakinlerinin temsilcileri arasında bir anlaşmaya varılmıştı. Medineliler, bu anlaşmaya göre; peygamberi kendi cemaatlerine kabul etmeyi ve O’NU kendilerinden bir kimseymiş gibi savunmayı taahhüt ediyorlardı!” S.G.E. S.403.                                                                                                                                 
Yahudi Kabileleri.
                          1-KAYNUKA(BANİ): Yasrip(Medine) şehrindeki üç Yahudi kabilesinden birisidir. Toprakları olmadığı için, yerleşmiş oldukları Medine’nin güneybatısında, ticaretle ve kuyumculukla uğraşmaktaydılar.
            Bunlar, Bani Kayla’ya karşı Bani Hazraç ile birleştiler. Bedir gazvesinden sonra; (Ramazan, 02 Mart 624’te) peygamber ile Yahudilerin arası bozuldu. Yahudiler birleşerek, Müslümanlara karşı bir güç oluşturuyorlardı. 02 Şevval-Nisan 624’te,Hz. Muhammed Kaynuka’ya saldırdı!
Kur’anı Kerim, Sure III/10 vd.-Sure VIII/60 vd. İhanet etmekten korkulanlardan öç almaktan söz eder!
            Bir Müslüman kadının entarisinin ucunun yere çakılması olayı peygambere KAYNUKA’YA saldırma fırsatını vermiştir. Onbeş günlük kuşatmadan sonra, tüm Kaynuka halkı teslim oldu. Tüm kaynukalı erkekler zincire vuruldu.
            Bani Hazraç ve Abd. B.Ubayy’ın müdahalesiyle, önce Medine’nin kuzeyindeki Vadi Kura’ya, oradan da Suriye’deki Azriat’a sürüldüler. Bıraktıkları kap, kacak dâhil, tüm malları da ganimet esaslarına göre Müslümanlara dağıtıldı!”İsl. Ans. C.
.S.467ve İsl. Ans. C.7S.464(2).
            2- BANİ NADİR(BANİ’L NAZİR): Yahudiler; iki büyük göç olgusuyla karşılaşmışlardı. Birincisi; Babil Kıralı Nabukednezzar-Tevrat’ta adı geçer, NABUKODONOSUR-MÖ.486yılında; Kudüs’ü yıkarak, tüm Yahudileri 48 sene süreyle Babil’de sürgünde tutmuştu. İkincisi daha kanlı bir savaştan sonra Yahudilerin başına gelmişti, Roma İmparatoru Titüs, Kudüs’ü uzun ve kanlı bir kuşatmadan sonra zapt ederek tüm Yahudileri dağıtmıştı. Son çarpışmada ve son tepede ölen 900 İsrail askerinin palaskalarına ve ayakkabılarına ve kılıçlarına kazılar sonucu ulaşılmıştı.
İsrail Harp Akademisi öğrencileri bu tepede yemin etmektedirler.
İşte bu Roma işgalinden kaçmış olan bu Yahudiler, yerleşmiş oldukları AL NAZİR Dağının adı ile anılır olmuşlardı. Hayber Yahudilerine bağlanan gerçek bir Yahudi kabilesiydi. Ziraatla, faizcilik ile ve silah ticaretiyle uğraşmaktaydılar. Bunlar, AVS’LARA bağlı olup, Hazraçlara düşman idiler. Bunlar da, HİCRET’İN ilk yılında; Hz. Muhammed ile ”Medine’nin Temel Kanunu” olarak kabul edilen MEDİNE SÖZLEŞMESİNİ YAPMIŞLARDI!
Hayber Yahudi Kabile Beyinin gelini olan SAFİYE, BANİ NADİR YAHUDİ KABİLE BEYİNİN KIZIYDI! Hayber kalesi düşürüldüğünde, Hayber Yahudi kabilesinin hazinesinin yerini söyletmek için, yarısı yanmış bir odun ile Kale Beyini ve Safiye’nin kocasını işkencelere uğratarak öldürtmüştü! Her iki adamın öldürülmesine rağmen hazinenin yarısı ele geçirilebilmişti!
Biraz önce KOCASI öldürülen Safiye ile de Hz. Muhammed, bir devenin sırtına yapılan kapalı bir yerde gerdeğe girmiştir!
Hz. Muhammed, Bani Nadir’den şüphelenince; on gün içinde, taşınabilir mallarını yanlarına alarak, Medine’yi terk etmelerini emretmiştir! Ayrıca, her sene gelerek hurmalarını hasat edebileceklerdi. Bani Nadir Yahudi Kabile Beyi Hayay b.Ahtap, 2000 kişilik bir destek geleceğine güvenerek direndi. Müslümanların, hurmalıklarını kestiklerini görerek teslim oldular.
Hz.Muhamed’in şartları çok ağırdı: Silahları hariç, taşınabilir mallarını yanlarına alarak, iki gün içinde Medine şehrini terk etmeleri emredildi! Bani nadir Yahudi kabilesi, 600deveye yükledikleri taşınır mallarıyla, kimisi Haybere, kimisi de Suriye’ye gittiler. Bani Nadir’in taşınmaz malları; Hz. Muhammed, Medineliler ve göçmenler arasında üleşildi! İsl. Ans. C.9.S.144(3). Safiye’nin eşine ve onun babasına uygulanan dayak ve ateş işkencesi üzerine de hayber ve oranın dillere destan hurmalıkları Peygamberin eline geçerek, eski sahiplerine yarıcılığa verildi!
            3- KURAYZA (BANI). Medine’de-Yasrib’te-yaşayan üç Yahudi kabilesinden birisidir. 2-Banı Nazır ile de akrabadırlar. İkisi bir arada BANİ DARİH adı altında yaşamaktaydılar. Hendek kazmak için, başlangıçta vermiş oldukları kazmaları ve sepetleri vermekten vazgeçtiler. Hendek çarpışması sırasında, bu Yahudi kabilesinden (11) kişi, Müslümanlara başarısız bir gece baskını düzenlediler. Kurayza için Kur’anı Kerim’de VIII/60;XXXIII/26 vd. Ayetler düzenlenmiştir!
            Hz. Muhammed, Mekke’deyken, dinini yaymak için gelmiş olduğu Medine’de KURAYZALILAR tarafından taşa tutularak yaralanmıştı. Kölesi ve oğulluğu Haris oğlu Zeyd, kendisini kaçırıp, saklamıştı. Hendek çarpışması kazanıldıktan sonra; Kurayza kaleleri muhasaraya alındı.15-20 gün süren muhasara sonunda Kurayzalılar teslim oldular. Önce, Bani Nadir’in elde ettiği şartları ileri sürdülerse de; sonunda kayıtsız ve koşulsuz teslim oldular. Kurayza erkekleri eşlerinden ve çocuklarından ayrılarak, gözetim altına alındılar.
            Hendek çatışması sırasında; bir hendekten atlarken, oturak yerine bir ağaç kazığının batması sonucu yaralanan AVS Kabilesinin Reisi SA’DB. MUAZ’I hakem olarak kabul ettiler. Hakem SA’D B.MUAZ, Buluğa ermiş olan Kureyzalı tüm erkeklerin öldürülmesini, kadın ve çocukların da esir kabul edilerek satılmalarına karar verdi.
            Bizzat Hz. Muhammed, erkeklerini eteklerini kontrol ederek, etek kılları siyah olanları öldürülecekler tarafına, etek kılları sarı olanları da esir olarak satılacaklar tarafına göndermiştir. Bu arada (13) yaşındaki bir kız çocuğunu da evlenmek için kendisine ayırmıştır. Bu Yahudi kızının söylemiş olduğu sözleri yazmayayım. Yalınız, cariye olarak gitmiş olduğu Hz. Muhammed’in evinde, üç gün sonra ölmüştür!

EK: İstediği kadar, akademik unvanlı ALLAMELERİMİZ! Öldürme emrini Allah vermiştir desinler. Tanrımız yarattıklarını egemenlik kavgasında öldürünüz demez!
Bu olay beni en çok üzen olaylardan birisidir. Küçücük bebeler, gencecik kızlar, babalarının, kardeşlerinin öldürüldüklerine mi yansınlar, at ve eşek pazarlarında hayvan gibi satılmalarına mı yansınlar. Bu satışlar da mı Allahın emri!
Ben insanım yüreğim bundan hem kanar hem de yanar. Mavi Marmara kepazeliğine de çok hayıflanıyorum. Kepazelikler üst, üstte!
İsrail’in öldürme olayını nefretle ve dahi şiddetle kınıyorum. Aç ve ilaçsız bir ülkeden gemiler dolusu yiyecek ve diğer yardım malzemelerini bizi hep aşağılayan ve sırtımızdan vuranlara gönderme gafletini de şiddetle kınıyorum.

            Öldürme kararı, kazılan büyük hendeklerin başında, meşaleler altında, gece yarılarına kadar infaz edilmiştir.
            Kurayza Yahudi Aşireti yok edildi. Aşiret mensuplarının karılar, çocukları ve tüm malları GANİMET OLARAK PAYLAŞTIRILDI! İsl. Ans. C.6.S.1023.(4)
            Bedir (Badr) gazvesinden sonra; KAYNUKA’LAR Medine’den kovuldu. Yenilgi ile biten Uhut gazvesinden sonra da, Medine’de kaim olan Yahudi kabilelerinden birisi BANİ NADİR’LER DE AYNI AKİBETE UĞRATILDILAR. Fakat en büyük darbeyi yiyenler KURAYZA’LAR olmuştur. AVS’LERİN ricalarına rağmen Hz. Muhammed Kurayza’yı tamamen tenkil etmiştir. İsl. Ans. C.7.S464(5).
            Ülkemizde de, Medine Sözleşmesinin uygulanmasını isteyen, Medine Sözleşmesini örnek alınacak bir sözleşme arayanlara seslenmek istiyorum: Medine Sözleşmesi; bir akit tarafından diğer akitlerin köklerine ölüm, sürgün, esaret ve GANİMET suyu ekmiştir. En çok Kureyzalı kafası kesen Hz. Ali’nin üstü ve başı kan revan içinde kalmıştır. Kureyzalı erkekler, koyunlar gibi, kendi kazmış oldukları çukurların başında, boyunlarını Müslümanların kılıçlarına uzatmışlardır. TANRININ YARATMIŞ OLDUĞU ETEK KILLARI KARA İNSANLAR, TANRININ EMRİYLE BOĞAZLANMIŞTIR! HÂŞÂ!
            Medine Sözleşmesi, güçlü olanların Peygamberi kabul etmelerine yöneliktir. Peygamber de güçlenince, çeşitli fırsatlardan yararlananarak, Yahudileri yok ederek mallarını da kendisine inananlara dağıtarak, gücüne güç katmıştır. Kabileler arasında varılmış olan bir sözleşmenin dinsel ne hükmü ola ki! Arap’a aitse, deve ritmi bile kutsal öyle mi?

                        ULUSAL KARARLARIMIZA BİR BAKIŞ!
            Amasya Mukarreratına, Erzurum ve Sivas Kongresi karalarına bir göz atalım.
            14/15 Mayıs 1919 gecesi; Konaktaki Maşatlıkta-Yahudi Mezarlığı. Denizden gelen ve kimliği saptanamadığı için BAHRİ BABA adı verilen bir ihtiyarın gömülmüş olduğu yer; Bahri Baba Parkı!”—Buralarda alınmış olan kararlar bizim ulusal kararlarımızdır.
            İlkel Arap kabileleri dövüşürler, biribirlerini öldürüp, talan ederler. Sonra da; geçici bir süre için barışırlar! Bunların örnek alınabilecek tarafları nerede? Bizler kılıç zoruyla müslüman yapıldıysak; Arap’ın tarihini kendi tarihimiz mi sayacağız? Bizler müslüman yapıldıysak, Arap’ın sosyal yapısına mı yapışıp kalacağız!
            MS. 623 senesi neresi; o asırdaki ilkel topluluklar neyin nesi?
1998 neresi-yazı tarihidir.—Modern toplumların düşünceleri ve yaşayış biçimleri neresi? Hani: ”zaman değiştikçe hükümler de değişirdi!”
            Medine Sözleşmesine göre; her topluluk kendi inancına göre yaşayacak ve kendi inancına göre hukukunu yaratarak kendi bireylerinin ve bireyleriyle toplumlarının ihtilaflarını çözecek!
Bu fikri savunanlara aptal demek yetmez. Millet nasıl oluşacak? Her topluluk milletleştirilecektir a beyler! Bunlar, birlik, beraberlik ve ulus olmanın aleyhinde olanların hezeyanlarıdır.
            Ortak evrensel hukuk kurallarına düzenlenmiş olan tek hukuk bile, bazen, insanlar ve toplumlar arasındaki ihtilafları çözmede yetersiz kalmaktadır. Her toplumun kendi sübjektif hukukunu objektif hukuk olarak kabul etmiş olduğunu varsayalım. Ayrı toplumlar ve ayrı milletler arasındaki ihtilaflarda, çözüm için nereye ve hangi hukuka başvuracağız?
            Kanada’da evlenen bir Türk erkeği ile bir Fransız kadınının; Kanada’da, İtalya’da, Suudi Arabistan’da birer çocukları olsa; ayrıca bu ülkelerde edinmiş oldukları taşınmaz malları bulunsa; be evli çift İsveç’te boşanmış olsalar; buyurunuz da toplumların kendi hukuklarına göre bu sosyal problemi çözünüz.
Şimdi bu olayı, o Arap uşaklarının dediği gibi hukuk uygulanan bir ülkeye götürelim.
Değişik cemaatlerin hukukunun hangisi ve neye dayanılarak geçerli olacaktır? Bir anda, Anadolu’muz, Rumeli’miz ve egemen olduğumuz yerler bir hak ve hukuk karmaşasına uğrayacaktır.
Uluslaşma süreci mezhepler, tarikatlar, aşiretler ve etnik gruplar olgusuna teslim edilmiş olacaktır.
Osmanlının sonunu hazırlayan adli kapitülasyonlar gibi başımıza bin renkli çorap örecektir.
            Sonra; biz Amasya kararlarıyla göksel iradeyi, kaderi kanımızla ve canımızla söküp atmadık mıydı? Bizler; BEŞERİ İRADEMİZİ kullanarak; bir ve beraber, tek ulus, tek bayrak, tek dil, TEK BİR HUKUK ve tek bir egemenlik için yedi emperyalist devletle savaşmadık mıydı?
            PARÇALANMIŞ BİR HUKUKA SAHİP HİÇBİR TOPLUM ULUS OLAMAZ VE DAHİ ASLA YAŞAYAMAZ!
            Tevhid’i Tedrisat Kanununun (EĞİTİM BİRLİĞİ YASASININ) Esbab’ı mucibesi—GEREKÇESİ—unutulmamalıdır:
            “BİR ULUSUN BİREYLERİ, ANCAK BİR EĞİTİM GÖREBİLİR. İKİ TÜRLÜ EĞİTİM, BİR ÜLKEDE İKİ TÜRLÜ İNSAN YETİŞTİRİR. BU İSE; FİKİR, HİS VE BİRLEŞME DUYGULARINA TEMELDEN AYKIRIDIR (6).
            Çeşitli inanç grupları arasında, başka inanç topluluğunun hukukunun uygulandığı yerde, çıkacak bir ihtilafı hangi hukuku uygulayan hangi yargıç çözecektir.
Din inanç işidir, yönetim ise akıl ve ilim işidir. Donmuş kalıplarla ve yok olmuş gitmiş ilkel toplulukların ölçütleriyle, coşarak, çağlayarak ve durmaksızın ilerleyen bir toplumun çıkar çatışmaları asla çözümlenemez ve dahi dengelenemez. Her türlü sosyal ölçülerimiz; çölün ilkel ve acımasızı ölçülerinden çok ileridedir.
            Hitler, Yahudilere her türlü zulmü reva görür, gaz odalarına doldurtarak yakar. Bu olaya, bir insan olarak acı duymamamız düşünülemez. Kurayza Yahudi aşiretinin toptan tenkiline neden gıkımız çıkmaz?
”Ne ile öldürürsen onunla öldürüleceksin!” Sözü kime aittir dersiniz!
            Bizler, İsrail’in Filistin Araplarına uygulamakta olduğu insanlık dışı eylemleri de kınıyoruz ve onaylamıyoruz.
            Kongrelerimizle ve kanımız ve canımız pahasına yaratmış olduğumuz KONSENSUSUMUZ ile “biz ayrılmak istiyoruz! Hadi bize eyvallah” diyemez hiçbir kimse ve hiçbir topluluk Bu konuda alınmış olan KİŞİNEV kararlarını kaç kere yayımlayacağız.
            “Ahde vefa” nerede!       
Bir sarraf Yahudi çırağının bir Arap kadınının eteğini yere çivilemesi, ahlak sınırlarını da aşan bu kötü şakayı hayatı ile ödemiştir.
Ben, bu olay nedeniyle tüm BANİ NADİR’İN ve KURAYZA’NIN cezalandırılmasına hâlâ acımaktayım.
İsrail’in yurtlarından etmiş olduğu Araplara da yanmaktayım. Kendileri ettiler torunları buldu diyemiyor insan yüreğim.
Ünlü Medine Sözleşmesi ona imza koyan Yahudi aşiretlerinin sonu olmuştu.
Çok hukukluluk ve Federatif Sistem de bizim sonumuz olur.
            Sayın Seyircilerimiz.

Saygılarımla.

            KAYNAKÇA           
-------------------------------------------                
1-İsl. Ans. C.7.S.403.        
“İsl. Ans.C8.S.163.
“M.RodinsonHz. Muhammet(Medine sözleşmesi)
2-İsl. Ans. C.7.S.467.
3-İsl. Ans. C.9.S.145
4-İsl. Ans. C.6.S.1023.
5-İsl. Ans. C.7.S.464.
6-OTO-A.Cengiz”Atatürk devriminin temel ilkeleri nedir? Ne değildir? S.38  
7-Taha Akyol, Medine’den Lozan’a.    

İzleyiciler

Blog Arşivi