16 Ağustos 2013 Cuma

1099/ÖLÜ SİKİCİLİĞİ,NEKROFİLİ,NEBBAŞLIK!


            TC.                                                                                                                                    OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.osmanturkoguz@gmail.com


İzmir;16 Ağustos 2013


ÖLÜ SKİCİLİĞİ NEKROFİLİ! NEBBAŞLIK!


1.   “Her işin bir adabı vardır derler ya işte o...
1980’lerde Adana’da geçmiş bir olay; genç bir kız zehirlenerek ölmüş... Savcı kararıyla toprağa verildiğinin ertesi günü çıkartılacak ve otopsi yapılacaktır... Ama o ne, merhume ortalarda yoktur... Sorarlar bekçiye “nerde” diye... Adam panik olur... Derken bekçinin evinde yatağın altından çıkar Hatun... Savcı kafayı yer bağırır; “nasıl yaptın lan bunu”... Bekçi izah eder; “dün gece topraktan çıkardım Beyim, sonrada aha şu tenekede ısıttığım suyu Rahmetlinin karnına döktüm, ısınıp yumuşayınca oldu”

“Gönderilme tarihi, 08 Ocak 2013 - 08:36 ÖS

“Kuran'da Nekrofili'ye (ölü sevicilik) değinilen bir Ayet hatırlamıyorum. Ama Hadis kaynaklarında mevcut…
Eğer bir Namaz Hocası isimli kitaba bakarsanız, o kitaplar içinde gusul gerektiren durumlar başlığı altında Nekrofili'den söz edilir. Derler ki; ölüyle cima yapan (çifleşen) kişiden Eger meni geldiyse gusul gerekir, gelmediyse gusule gerek yok… “İnternette, bir Müslüman ulemasının! Fetvası
!PS:ÖLÜM, BOŞANMA NEDENİDİR,EVLİLİK BİTMİŞTİR.NE DEMEK KOCASI ÖLMÜŞ KARISINI ALTI SAAT İÇİNDE ŞAPAR!ÖLEN KADINI KORUMAK EN YAKIN AKRABALARINA DÜŞER.

“Ölülerle ve hayvanlarla yapılan cinsi münasebette inzal/boşalma/vaki olması”,veya “Arada  bir özrü yokken kadının her hangi bir yerine dokunarak  meninin gelmesi veya el ile istimna/Masturbasyon/otuzbir çekmek/”,veya”Dişlerden çıkan kan tükürükten çok olur da boğaza gider ve tadı hissedilirse”bu gibi ahvalde oruç bozulur ve bunlar kazayı gerektiren şeyler imiş!Yani yukarıdaki hükümde dendigi gibi olmaz ve inzal olmaz ise veya özürü var iken kadının bir yerine dokunur iseniz orucunuz bozulmuş olmayacaktir.Bunun gibi”Öperken meninin gelmesi”,veya”Dübüre,kulağa ve burna  konan ilacin içeriye ulaşması “halinde de oruç  bozulur ve fakat kefareti gerektirmeyip sadece kazayı gerektiren bir durum doğar imiş.”

             “Yukarıda tırnak işareti arasına aldığımız cümleler, Devletin resmi bir kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi yayın aracı olan “DİYANET DERGİSİ” İLE ”DİYANET GAZETESİ’NDEN,hiçbir kelimesi değiştirilmeden ayniyle çıkarılmış satırlardır.bu hükümler Başkanlık “Hadis” veya “Hadisi Şerif” olarak halkımıza ve din okullarındaki yavrularımıza sunmakta  ve kaynak olarak ta Celâleddin Es Suuti’nin “Feth-ül Kebiri’ni vermektedir””Bu hadisler,DİBaşkanlığınca yayınlanan “Diyanet Gazetesi’nin” 01 Kasım 1970 günlü ve üçüncü sayısının 14’üncü sahifesinde”Orucun Fıkhı Hükümleri” başlığı altında yayınlanmıştır.Profesör Dr. İlhan Arsel,”Devletin Anayasaya Ters Düşen Davranışları,s.37.1974.     “Devletin Haysiyetini Çiğneyen Zihniyet!                                                                                    Mısırdaki Amerikan Uşağı  ve Amerikan Vatandaşı Mursi;bu iğrençlikleri anayasına koyacaktı.PS:Beş çocuğunun ÜÇÜ DE Amerikan vatandaşıdır!                                                                                                                 733/ÖLÜ SEVİCİLİĞİ/NEKROFİLİ!


OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.                                                                                                                   com Çeşmealtı;29 Mayıs 2012.                                                                                                                              ÖLÜ SEVİCİLİĞİ NEKROFİLİ! “ Başka bir mitos, eski Yunan'da Tiran Periandre ile ilgilidir. Karısı Melissa ölüyor; buna rağmen, Periandre karısıyla ilişkisine devam ediyor ve bu ilişki ölü seviciliğinin-Nekrofili'nin ilk örneği sayılıyor. Ölü sevicinin asla vazgeçemeyeceği,onsuz olamayacağı iki yolu bulunuyor; sevdiği,beğendiği insanın varlığı altında ezildiği için onu öldürüyor ve onun cansız bedenini esas alıyor.”Başaramamak korkusu ile diriden çekinmek.Ostüzü. İslam Dininin büyük Ulemalarına ve en eskiye dayanan bir izne göre de eşleri ölen kadın ve erkek, ölümün vukuu bulduğu andan sonraki altı saat içersinde ölü ile çiftleşmesi,ölümle boşanma hukuken meydana geldiği halde,ölünün ırzına geçmesi dinen vaciptir.Bu hususta fetvalar bile vardır.Bir kadının ölmüş olan eşi ile nasıl çiftleşeceği anlaşılamamıştır! Bu bir ruh hastalığıdır.Diri kadınlarla birleşememe korkusu kişiyi ölüye tecavüze yöneltmektedir.Mezara yeni gömülen kadın ve kızları mezardan çıkartarak onlara tecavüz olayları çokçadır.Laktik/süt asidi nedeniyle oluşan ölü katılığı da muayyen bir saat sonra çözülmektedir.Müslümanlık ölü sikiciliğini dinen kabul etmektedir.Bu konuyu işleyen Profesör Dr. Rahmetli İlhan Arsel’i dinsiz ilan etmişlerdir.Bazı Müslüman ülkelerinde dişi hayvanı düzmek meşrudur.Lübnan’da erkek hayvanın ırzına geçmek suçtur.Müslüman bir Afrika ülkesinde bir Müslüman resmen ve alenen dişi bir keçi ile evlenmiş ve keçiye pembe gelin elbisesi giydirmiştir.Keçi öldüğünde de komşuları eşi ölmüş gibi taziyede bulunmuşlardır.1950 senesinde,topal bir leylek göç kafilesine katılamadığı için Eyyübiye Türbesine sığınmıştı.Burada görevli imam Topal Leyleğin ırzına geçerken yakalanmıştı. Yemen’de ve bazı Müslüman ülkelerde kadınların Kilitorosları kesilerek sünnet edilmekte,bu nedenle de ölümler meydana gelmektedir.Klitoris olmadan kadınlar cinsel birleşmeden zevk alamamaktadırlar.Çok yaşlı kadınlarla evli kalmak ta o erkeği sübyancılığa itmektedir.Bir kadın öldükten sonra ölü kadının ırzına geçen Müslüman erkeği ölü yıkayıcılarına:”İki kere abdest aldırın !”Diyerek tembihte bulunur.”iyi günler.Diri kadınların ırzına geçen erkeklerden,Din Uluları ve’l İslam Ulemaları!Sayesinde ölü kadınlar için bile kurtuluş yok! “İbrahim Erboz dedi ki...

O.Ç DİNİMİZDE NEREDE VAR ÖLÜ SİKİCİLİĞİ, KLİTORİS KESİCİLİĞİ, GERİ ZEKÂLI MONTOFON YAHUDİ KIRMASI SAPIK APTAL! Benim Anama sövenin anasının yedikleri Van gölüne hoşaf,Abant gölüne de cacık olur!

Benim Bloğuma giren bu İslam Uleması! Yukarıdaki hakaretleri bana reva görmüş.Bu konudaki hadisleri ve Arap Ulemasından aktarılan bilgileri Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Gazetesinde yayınladığına göre,YUKARIDAKİ KARALAMALAR ONLARA AİT OLMAZ MI?

“Bir Yalçın kayayım bu ipnelikte/Bana çarpan Poyraz yeli kırılır/Çirkabızilletin dağılır gider/Dizime çıkmadan seli kırılır/Bana çifte atan Sapık Eşeğin/Kendi çiftesiyle beli kırılır!”

 

 

15 Ağustos 2013 Perşembe

1098/KİŞİNİN KIRMIZI ÇİZGİLERİ,OLMAZSA OLMAZLARI1


        TC.

        OSMAN TÜRKOĞUZ


        İzmir;15 Ağustos 2013

Bu yazımı,28 Nisan 1960 İstanbul Üniversitesi olaylarında;Cesareti,Mertliği ve Kanun  adamlığını gösteren Sayın Uğur Dündar’ın Rahmetli Komiser Babasına adıyorum!

                              KİŞİNİN KIRMIZIÇİZGİLERİ!

                              OLMAZSA OLMAZLARI: Sİ N’AGU’A NON!

              Bazı tarihleri unutmak mümkün değildir.Kişinin özel hayatındaki ya da devlet görevindeki anılarının tarihleri aklına iyice kazınmaktadır.10 Mayıs 1978 tarihinde;Manisa İl jandarma Alay Komutanlığındaki planlı işlerimi erkenden bitirdim,denetleme yapacağım ilçe jandarma bölük komutanlığının adını,il merkez jandarma bölük komutanı j.Yüzbaşısı  Sayın Ahmet Avcıya bildirerek,iki korumamla birlikte Turgutluya doğru yola çıktım.Ufak bir çay üzerindeki köprüyü geçtiğimizde,yolun solunda bir tuhaflık olduğunu hemen fark ettim.karayollarının düzelterek genişletmiş olduğu yolun sol tarafına bol miktarda Haşhaş ekilmiş.Haşhaşlar çok gelişerek,renkli çiçeklerle beraber kozalak vermişler.Turgutluya kadar bu böyle devam etti.Hemen Alaya geri döndüm bağlılarıma ve komşu illerin jandarma alay komutanlıklarına durumu bildirdim,hemen sökülecek haşhaşların Alay Merkezine getirilmesini de emrettim.Akşam üzeri,Sarıgöl’e kadar yol kenarına ekilmiş 90.000 kök Haşhaş alay merkezine getirilmişti.

      İki gün sonraydı, asayiş satında Manisa Valisi Sayın Mustafa Yörükoğlu

;İzmir’den Amerikalı Narkotikçilerin ziyaretine gelerek benden övgü ile söz ettiklerini, Pazar günü de İzmir’deki Amerikan Konsolosunun Sipil’de öğle yemeği vereceğini;benim,il Emniyet Müdürünün ve Vali muavinlerinden birisinin bu yemeğe davetli olduğumuzu tebliğ etti.”Emriniz olur!”Dedim.Pazar günü de öğle yemeği davetine icabet etmedim. Valimiz Sayın Mustafa Yörükoğlu,”Önemli bir asayiş işi çıkmıştır!”Diyerek işi savuşturmuş!

      Pazartesi günü asayiş saatinde, Valimiz Sayın Mustafa Yörükoğlu,Pazar günü çok beklediklerini söylediler.Bendeniz de söze şöylece başladım:

      “Sayın Valim;ilimizin asayişinden sorumlu olan bizler,Sipil dağında Amerika’nın İzmir Konsolosunun yemeğinde olacaktık.Pazar günü Sipil çok kalabalık olmaktadır.Gazeteciler de orada olmaktadırlar.Resimlerimizin çekildiğini ve gazetelere geçtiğini düşünelim.Üş gün sonra;Manisa İlinde meydana gelen bir toplum olayında beş vatandaşımızın da öldüğünü var sayalım.Bizlere bu sert müdahale önlemi emrini kim vermiş sayılır?Valimizin rengi biraz soldu ve

      “Sayın Albayım, çok mükemmel prensipleriniz var.Ben,nedense prensiplerime uyamıyorum!”Dedi. Ben de sözlerimi sürdürdüm:”Resmi toplantıların dışında,hiçbir kimsenin yemek davetine gitmem.Denetlemelerimde de denetlediğim birliğin tabldotundan iki korumam ve şoförümün de yedikleri yemeklerin parasını ben öderim.Kesiklikle hediye kabul etmem, çalıştığım yerlerde de biç bir kimse ile yakınlık kurmam.Emrimdekiler hakkında hiçbir kimsenin önerilerini kale bile almam.Oğullarımın sünnetinden de kimsenin haberi olmadı.Kırmızı Çizgilerimi her ne pahasına olursa olsun sürdürürüm.”Dediğim de Sayın Valimiz:”Sizi kutlarım!”Demişlerdi.Neden bunları yazdığımı sorarsanız anlatayım:Anayasal bir  hak olan protesto gösterilerini, Büyük bir Şiddet ve Kinle,İnsan Haklarına ve Evrensel Hukuk Kurallarına uyması mümkün olmayan bir biçimde bastırarak,ölümlere ve yaralanmalara neden olanTayyip Başsavcımızın  Polislerine  bu başarılarından dolayı dörder maaş ikramiye verildiğini okuduk.Birden bire aklıma Mustafa Kemal’in İstanbul Emniyet Müdürü olan Rahmetli korgeneral Ekrem Baydur’un Anıları geldi.Rahmetli Ekrem Baydur,Kurmay Yarbay rütbesinde,12 Aralık 1924/21 Haziran 1927 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevinde bulunmuştu.122 ve 123üncü sahifelerini özetleyerek okuyalım:”“Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler tarafından  Mısır Hıdivliğinden uzaklaştırılan Abbas Hilmi Paşa,İstanbul’a gelerek Boğaziçi’nin Rumeli yakasında,bir yalıda Üç ay oturacağı,sıkı güvenlik önlemleri alınması İş İşleri Bakanlığınca emredilmişti.Üç sivil memuru Paşanın güvenliği için sürekli görevlendirmiş,İngilizlerin bir olay yaratmasına engel olmuştum.Abbas Hilmi Paşanın İstanbul’dan ayrılacağından Üç gün önce Paşanın Kâhyası olduğunu bildiren temiz giyimli bir kişi ziyaretime gelerek.Paşanın alınan güvenlik önlemlerinden çok memnun kaldığını bana teşekkür ederek ufak bir hediye gönderdiğini söyleyerek cebinden çıkardığı küçük bir paketi bana uzattı.Paketi açtım,içinden çok kıymetli taşlarla süslü,hani eskilerin”murassa” dediği biçimde altın bir kol satı çıktı.Değeri için keşsin bir şey söyleyemem

,ama o günün rayici ile 10bin lira kadar edebilirdi sanırım. Paketi Abbas Hilmi Paşanın Kâhyasına iade ederek:”Kıymetli Misafirimizin bu lütufkâr hediyesine teşekkür ederim.Ancak ben sadece görevimi yaptım.bu hediyeyi geri götürün!”Dedim.Kâhyanın şaşkın bakışları hâlâ gözümün önündedir.Kâhyanın dönüşü ile durumu öğrenen Hidiv de şaşırmıştı.şaşırdığını,uğurlama sırasında bulunanlara söylemiş;onlar da bana nakletmişti!”

      Çok olmuyor;Turgut Özal’ın ,“benim memurum işini bilir!”Dediği günlerde;Bodrum’a gelen bir  Arap Şeyhinin kendisini karşılayan Jandarma Subayımıza hediye olarak verdiği içinde 5000 dolar bulunan zarfı iade ettiğini kimler hatırlar acaba!

      Osmanlı Ordusu Bakü’den ayrılırken, Azerbaycan Savunma Bakanı Yüzbaşı Şelahaddin’i huzuruna çağırarak:”Sayın Yüzbaşım, burada Osmanlı Ordusunun Üç Milyon altın liralık benzini var.Bu benzini bize devrederseniz,istediğiniz yabancı bir bankaya adınıza üç milyon altın lira çıkarmaya hazırız!”Der ve şu karşılığı alır:

      “Biz Ruslara düşmanız,siz de Ruslara düşmansınız.Yani dostuz.Burada

En büyük Rütbeli Osmanlı subayı olarak, bir protokolla bu benzini size devrederim!Harbiye Bakanı General ayağa kalkarak Yüzbaşı Selahaddinin boynuna sarılır ve:”Size öldü diyorlar;sizin gibi subayları olan uluslar ölmezler!”İlhan Selçuk,Yüzbaşı Selahaddinin Romanı!Rahmetli Emekli Yüzbaşı Selahaddin Yurtoğlu,1956’da aç ve sefil Ankara’da ölmüştür.

      İngiliz altını ve silahları ile teçhiz edilen at Cambazı Ahmet Anzavur; Kuvvayı Milliyeye karşı savaştığı için İstanbul’a çağırılarak Paşalık rütbesiyle taltif edilmişti. Uzatmayayım da Rahmetli Emekli korgeneral Ekrem Baydar’ın İstanbul İl  Emniyet Müdürü olarak kırmızı çizgilerini vereyim: S.20/21

      “Büyük Gazi’nin şahsına ve itimadına lâyık bir emniyet müdürü olabilmek için “balık baştan kokar” deyimini göz önünde tutarak, önce kendimi kontrol altına aldım. Kendim için koyduğum ve uygulamaya titizlikle dikkat ettiğim prensipler şunlardır:

      *Müdüriyet makam odasında yatmak,

      *Hiçbir daveti kabul etmemek,

      *Hediye kabul etmemek,

      *Kadın konusunda hassas olmak, hiç bir kadınla yalınız olarak konuşmamak,

      *Mal, mülk edinme yoluna gitmemek,

      *Ziyafetlere,resmi kabullere iştirak etmemek,

      *Ücretsiz bir şey almamak, satın almalarımı fatura ile yapmak,

      *Olay yerlerine süratle yetişmek,

      *-Yangın çıkan yerlere itfaiyeden önce gitmek ve yağmacılığa mani olmak,

      *İçki içmemek,

      * Çok iyi bir haberalma teşkilatı kurmak,

      *Personele bir baba şefkati göstermek, başarı gösterenleri nakdi mükâfatla ile taltif etmek,

*Bilhassa geceleri şehri bizzat teftiş etmek,                                            *Geceleri nereye ve hangi saatte gideceğimi gizli tutmak,                  *Her yerde ve her zaman bulunabileceğim inancını yaratmak  - *Geceleri ne yapacağımı yardımcılarıma bile        açıklamamak,          *Makam otomobilim tanındığından, gece hareketlerimi her hangi bir vatandaş gibi taksilerle yapmak,

*Makam şoförüme ve personele gece çalışmaları için yanlış ve şaşırtıcı bilgiler vermek,

*İltimas ve himaye sistemini kaldırmak,

*Hadise yerlerinde birdenbire meydana çıkmak,

*Dosya yazı gibi kırtasiyecilikle uğraşmamak,

*Yemeklerimi gelişi güzel yerlerde, mütevazı lokantalarda her hangi bir vatandaş gibi yemek,

*Polisin itibarını iade etmek için büyük çaba sarfetmek!”

“Uyguladığım prensiplerin olumlu sonuçlarını göreve başladıktan üç ay sonra almaya başladım. Çünkü şehrin asayişi yüzde seksen oranında düzelmişti!”

        Dünya üzerinde; anayasal haklarını kullanırken, kendi polisinin saldırısına uğrayarak ölen, yaralanan ve sakat kalanlar yalınız bizdedir.Kendi  vatandaşlarına, insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına aykırı bir biçimde tecavüz eden  ve bu saldırılarını İkinci Çanakkale Destanı kabul ederek,ZARAR VERDİKLERİNİN VERGİLERİNDEN KESİLEREK İKRAMİYE ALAN RECEPKOLAR YALINIZ SAYIN BAŞSAVCIMIZIN İKTİDARLARINDA VARDIR!Mısırdaki asker ve polis tecavüzleri zulüm ve katliamdır!

Hadi canım sende.

 

     

 

11 Ağustos 2013 Pazar

1097/"NUMUNU NÜMEYİ MAHI DÜMBELEKLERİMİZ!"

TURGUT ÖZAL'IN BİR MİLİ SAVUNMA BAKANI VARDI.SONUNDA DOLANDIRICILIKTAN MAHKEMELERE DÜŞMÜŞTÜ.BİR EMEKLİ ASTSUBAY İLE DE,ALANYA DA ORTAK O BİÇİM BİR OTEL İŞLETMESİNİ DENEMİŞTİ.BİZİM BAŞSAVCIMIZ VE ÜÇ ERKİMİZİN DE BAŞI BAY RECEP BEYİMİZİN DE BİR SAVUNMA BAKANI VAR.MİLLİ DEMEYE ELİM VARMIYOR.BİR BEYANAT VERDİ Kİ,CEHALETİNİ VURGULADI."YARGITAY EMEKLİ ORGENERAL MEHMET İLKER BAŞBUĞ'UN CEZASINI ONAYLARSA APULETLERİ SÖKÜLÜR!"BUYURDU.BUNUN YANITI BENDEN:CARTTT!İLKER BAŞBUĞ,ORGENERALLİKTEN VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞINDAN  EMEKLİ OLMUŞTUR,TABANCASI VE KILICI KİŞİSEL MALIDIR.ORDU EVLERİNE VE TSK'NIN SOSYAL TESİSLERİNE GİRME KARTINI ELİNDEN ALABİLİRSİNİZ.NE GAM!EMEKLİ ORGENERAL HİLMİ ÖZKÖK'ÜN ORDU EVLERİNE GİRİŞ KARTI VAR,NEYE YARIYOR?YALINIZ BAŞINA BİR KÖŞEYE ÇEKİLİP, BÜZÜLMESİNE!GENELKURMAY BAŞKANIMIZ SAYIN ORGENERAL MEHMET İLKER BAŞBUĞUMUZUN TÜRK ULUSUNUN NAMUSLULARININ YÜREĞİNE KARTSIZ GİRİŞ İZNİ VAR."NUMUNUNÜMEYİ MAHI DÜMBELKELERİMİZ!DİNİNİZ VE KİNİNİZ CEHLİNİZİ GÖKLERE ÇIKARTIYOR.
Blog adresim: http://osmanturkoguz.blogspot.com/
 
"BENİ İNKÂR EDECEKSİNİZ. HATTA BÜHTANLA YADEDECEKSİNİZ. HİNT'E, YEMEN'E VE MISIR'A GİDEN FİKİRLERİM, ORADA FİLİZLENEREK GELİP SİZİ BOĞACAKTIR." MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL.
 
"İKİ ŞEY SONSUZDUR: BİRİSİ UZAY, DİĞERİ DE APTALLIK, BİNCİSİNDEN O KADAR EMİN DEĞİLİM!" ALBERT EİNSTEİN.
 

7 Ağustos 2013 Çarşamba

1096/RAHMETLİ BİRİNCİ PAPA EFTİM!


               OSMAN TÜRKOĞUZ

         osmanturkoguz@hotmail.com                                      Çeşmealtı;27.Temmuz.2008/ İzmir;05.Ocak,2009/07 Ağustos 2013

Yazıda önemli bir ek vardır! RAHMETLİ PAPA EFTİM! 

Sayın ve Rahmetli Büyük Türk Papa Eftim; Torununuz Türk Ortodoks Patriği Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol,Cebren  ve şiddet kullanarak Hükümet darbesi suçundan müebbet hapse mahkûm oldu!  Bizi affet!      

                                                                  “Ben, TÜRKOĞLU TÜRKÜM!”

Pavlos karahisarlıoğlu-Papa 1’inci Papa EFTİM–1920,Türk Ortodoks Patriği.

         *Ben, bu yazımı, en üsteki tarihte yazıp, yayımlamıştım. Ergenekon savcısının, SAYIN SEVGİ ERENEROL’U, ATATÜRK ADINI SIK KULLANDIĞI İÇİN AZARLAMASI NEDENİYLE, iş bu yazımı onlara ithaf ediyorum!

         “Türk Ortodoks kilisesi Basın Sözcüsü, Sayın SEVGİ ERENEROL, Ergenekon Davasında,   SANIK SIFATI İLE GÖZETİM ALTINA ALINMIŞ!

         İri yuvarlak gözlü, kaygılı suratlı bir TÜRK KIZI. Tanımayanlar için, küfürle yâd edilecek bir olay! Tanıyanlar için, hüzün ve mücadele dolu bir geçmişin ARMAĞANI! Bu nasıl iş derken, Ergenekon iddianamesi yayımlandı. Tamamının elimize geçme olanağı da yok. Körlerin fili tanımlaması gibi, bölük, pörçük öğreneceğiz. İlk algıladığım şey: Murtabitlik-Suç ve suçluların irtibatlandırılması –durumu. Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, bu kavramı Türkçeleştirmiş: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM; Bağlantılı davalar, bağlantı kavram.

         Madde8-bu kavramı düzenlemiş. Karara bağlanmış Danıştay Baskını ile de bağlantı kurulmuş! Ergenekon ile bağlantı kurulmadan, Danıştay Baskınında, HÜKME GİDİLMESİ, benim çok garibime gitti! Ama benim konum bu değil.

         KUVAYI MİLLİYECİ, Muharip Gazi maaşlı, İSTİKLAL MADALYASI SAHİBİ,TÜRK ORTODOKS KİLİSESİ’NİN KURUCUSU, CENNET MEKÂN PAPA 1’İNCİ EFTİM’İ hatırlayanımız var mı?

         Benim araştırmama göre yok! PAPA EFTM, Pavlos Karahisarlıoğlu,-Pavli, Pavri-ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA, Ankara’nın yanında savaşa girmiştir.

         Cephelerde, yaralı askerlerimizle; cephe gerisinde KIZILAY Hizmetlerinde ve askerlerimizin her türlü dert ve problemleriyle ilgilenmiş;”BEN, TÜRKOĞLU TÜRKÜM!” DİYE BAĞIRABİLMİŞ BİR ULUSAL KAHRAMANIMIZDIR!

         Dürrizade Abdullah ve Sait Molla Köpekleri, İngilizlere hizmet ederlerken; O, bir cepheden, diğer cepheye koşmuştur. Türk milleti de, O’NU lâyık olduğu yere oturtmuştur.

         Türk Ortodoks Patriği Papa1’inci EFTİM, Yozgat ilimizin Akdağmadeni ilçesinde doğmuş;1965 yılında da; İstanbul’da ölmüştür.30 Ekim 1921, ya da,21 Ekim 1922 tarihinde, BAĞIMSIZ TÜRK ORTODOKS PATRİKHANESİNİ KURARAK; Fener Rum Patrikhanesi’nin oyunlarını bozmuştur.

         ÜÇ KİLİSE VE 23 KİŞİLİK CEMAATIYLA, TÜRK DÜŞMANI HIRİSTİYAN DİN ADAMLARINA MEYDAN OKUMUŞ, cepheden, cepheye de koşmuştu. İstanbul’da; PANAYİA Kilisesinde, Patrikhanesini kurmuştur.

         Ölümü üzerine; Oğlu Dr. Turgut Erenerol,2’inci Papa Eftim Unvanı ile TÜRK ORTODOKS PATRİĞİ OLMUŞTUR. SEVGİ ERENEROL O’NUN KIZI; Rahmetli Papa Eftimin de torunudur.Patrik Dr. Turgut Erenerol’un ölümü üzerine de; Selçuk Erenerol, TÜRK ORTODOKS PATRİĞİ OLMUŞTUR. O’NUN 2002’de ölümü üzerine de, PAŞA ÜMİT ERENEROL, bu makama geçmiştir.  

         Papa Eftim, hayatını mahkeme kapılarında tüketmiştir.

         Bendeniz; ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI KAHRAMANLARINA DUA EDERKEN, PAPA EFTİMİ DE, GÖĞSÜMÜ GERE, GERE DULARIMIN İÇERSİNE KATARIM! 

         MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL; Büyük Taarruz’dan önce,

         “PAPA EFTİM, BİR ORDU KADAR BİZE HİZMET ETTİ,” demiştir. 

         FENER RUM Ortodoks Patriği Bartelemeos, GÖKÇE ADALIDIR. Askerliğini yedek subay olarak GELİBOLU’DA, E.Korgeneral SELAHATTİN ÇETİNER’İN EMRİNDE yapmıştır. Bu günlerde, Rusya’yı karıştırmakla meşguldür! Boşuna EGÜMENLİK Sıfatı peşinde de değildir!

         Ergenekon’un Muhbiri, Kanada’da yaşayan,  Haham yardımcısı olduğunu söyleyen birisidir! Patrik Bartelemeos’un gücünün, Amerikan Ortodoks âleminin üstünde olduğuna göre; bu işte USA kokusu geliyor burnuma!

BEN, izninizle, Prof. Dr.Güstav le Bon’un bir sözünü hatırlatmak istiyorum:

         “MİLLETLER, MADDİ VE MANEVİ DEĞERLERİNİ YİTİRMEKLE YIKILMAZLAR. MİLLETLERİ YOK EDEN İLLET, HAFIZALARINI YİTİRMİŞ OLMALARIDIR!”

                  

            “ATATÜRK’ÜN EMNİYET MÜDÜRÜ” Korgeneral Ekrem Baydar,hazırlayan Orhan Erinç.Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında;Üçbuçuk sene Felah adlı istihbarat grubunun başkanlığını yapmış,cesur,atılgan ve vatansever bir kurmay subayımızdır.İşgalden sonra İstanbul’un asayişi çok bozulduğundan polislerin karakollardan dışarı çıkamaz bir duruma gelmiş olmaları sonucunca,Kurmay Yarbay Ekrem Baydar,bizzat Cumhurbaşkanımız Mustafa kemal tarafından,ordu ile bağlantısı sabit kalmak üzere İstanbul’a emniyet müdürü olarak atanmıştı./12Aralık 1924-21 Haziran 1927/Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal,Kurmay Yarbay Ekrem Baydar’a:”Ekrem İstanbul’u sana teslim ediyorum!”Demiştir.Emekli Korgeneral Ekrem Baydar’ın  anıları 1970/1971 yıllarında Cumhuriyet gazetesinde de yayınlanmıştı.Bu kitabın 46 ve 47inci sahifesini okuyalım derim:

         “Patrikhane, Türklük Aleyhine Çalışan Bir Fesat Yuvası Olmuştu!”

           “Milli Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’daki Rumların Ruhani Lideri olan Papa Eftim Efendi,Mustafa Kemal Paşa’yı desteklemiş ve yardımda bulunmuştu.Bu yüzden Gazi’nin taktir ve himayesine(korunmasına) mazhar olmuştu(ulaşmıştı).

        İstanbul’un kurtuluşunu takiben Hükümetin izni ile İstanbul’a gelen Papa Eftim’e,işgal sırasında davranışlarından korkup kaçan  Rumların bıraktığı Panaya Kilisesi verilmiş ve o zamanki rayice göre iyi bir satın alma gücü olan 100 Lira maaş bağlanmıştı.

        İstanbul’daki Rumlar ikiye ayrılmış durumdaydı.Papa Eftim’e bağlı olanlar kendilerini “Türk Ortodoks” olarak tanıtıyor,Patrikhaneye bağlı olanların büyük bir kısmı ise İstanbul’un “Rumlara ait olması gerektiği” görüşünü savunuyordu.Çekişme gittikçe artıyor,zaman,zaman olaylar bile çıkıyordu.”

                     “Papa Eftim Diyor ki”

        ”Papa Eftim, kendisine bağlı olanların görüşünü açıklayan bir makale neşretmişti(yazmıştı).İleri Gazetesinde çıkan yazıda şöyle diyordu:

        “Biz iptida(en önce)Milletimizi, yani Türklüğümüzü biliriz ve ondan sonra mezhebimizi, yani Ortodoksluğumuzu. Milliyet her şeyden önce gelir. Mesela siz Romanya’ya veya İtalya’ya gitseniz de sorsanız o kimselere “siz nesiniz?”Diye, Size evvela  (Romen’iz) veya (İtalyan’ız) derler.Bu böyledir.Hıristiyanlık,Ortodoksluk sonra gelir.Biz de;evvela Türk’üz sonra Ortodoks.Biz kuvvetli Türk kitleleri arasında Türk neslinden gelme ufak bir Hıristiyan cemaatiz.Yani bizsütbesüt/özbeöz,su katılmamış/ sizdeniz.zaten siz de demiyorsunuz ki(bizden değilsiniz).Bizim öz dilimiz Türkçedir,dilimiz ne etsek Yunancaya kıvrılmaz.Bu dili Allah’ımız Türkçeyi söylemek için yaratmıştır.Ama bundan 25 sene evvel bizim sabık Patrikhane bizi ifsat etmek(devirmek,bozmak)istedi.Bizim yalınız dinimizi tanır,Milliyetimizi tanımazdı.Bundan 25 sene evvel,biz,im Türk uşağı Ortodokslara dediler ki,(siz Yunan’sınız) İnanallahe meassabirin/Allah’ım sabır ver/ biz nasıl Yunan olurduk?Dedim ya öz dilimiz bile Türkçedir.Ama çokları zannederler ki.biz sıkıştıkta onun için kendimize Hıristiyan Türk diyoruz.bu doğru değildir.Ben,dünya şahittir ki ezelden Patrikhane ile kavgalıyım,cemaatimiz de öyledir.bunu isterseniz Kırşehir Mebusu Rıza bey’e sorunuz.Türk Ortodoksluğu bugün uydurulmuş bir şey değildir.”

       “Bizans Varisi”

       “papa  Eftimin bu içten temiz duygularına karşı, Patrikhane hâlâ kendisini”Bizans varisi” sayıyor ve vicdan hürriyetini politikaya,hem de Yunan politikasına  aracı olarak kullanıyordu.Yunan ordusu İstanbul’a girdiği gün,

Ayasofya’ya asılmak üzere hazırlanan bir bayrak Patrikhanede saklanıyordu.Bunların en büyü

K emelleri ve tabii en büyük hülyaları için hazırladıkları bayrak,yaklaşık olarak Dört metre boyunda ve İki buçuk metre enindeydi.Kenarları Siyah,Mavi,Beyaz ve Kırmızı şeritlerle çevriliydi.Mavi,Beyaz zeminli bayrağın tam ortasında Sarı ipekle işlenmiş Bizans Arması/Çift başlı Kartal/ ve üzerinde de bir taç bulunuyordu.Zamanını Patriği Grigoryos tarafından hazırlattırılan bu bayrakla bir de mektup bırakılmıştı.Metellüs’e bıraktığı mektupta Grigoryos:”İstanbul’un halas/kurtuluş/günü olan mukaddes günde bayrağı mübarek elinizle asınız!”Diyordu.”Rahmetli Cennetmekan Birinci Papa Eftimin tüm varisleri de aynı ruhu ve Dedelerinin İstiklal madalyasını gururla taşıyorlardı. .Şimdi anladınız mı Rum Ortodoks Patrikhanesinin sinsi hesaplarını?”Geçmişlerini unutan toplumlar, onu yeniden yaşamak zorundadırlar!”

 

 

 

3 Ağustos 2013 Cumartesi

1095/GIRTLAĞINA KADAR BOKA BATMAK!


                        TC,

         OSMAN TÜRKOĞUZ

         osmanturkoguz@gmail.com

         İzmir;3 Ağustos 2013


                            GIRTLAĞINA KADAR BOKA BATMAK!

         Bir imamın canından çok sevdiği, kulu ve kölesi olduğu iki karısı varmış. Birisinin adı BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ(BOP),diğerinin adı da HOT POİNT( yüksek makam/HOP/İMİŞ.Bir gece birisine,diğer gece de ötekine aksatmadan gidermiş.Tam BOP’A giderken elektrikler sönmüş,belediyenin açmış olduğu lağım çukuruna düşmüş,boyu uzun olmasına karşın gırtlağına kadar BOK’A gömülmüş.İmdaaat!Kimse yok muuu?Deyu bağırmış,köpek havlamalarından sesini duyan olmamış.Aklına karılarının ne düşündüğü gelmiş,adeti veçhile kendisi yanıtlamış:

         “BOP der HOPTAYIM/HOP der BOPTAYIM/Ne BOPTAYIM/Ne HOPTAYIM/GIRTLAĞIMA KADAR BOKTAYIM!

         Sabah olmuş; halk lağımdan çıkardığı İmamı tazyikli su ile yıkamış,ortalıkta ne boklar kalmış,ne de İmam kalmış!

1094/AMERİKA ASKERLERE FETVAYI VERDİ1


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;03 ağustos 2013


                    AMERİKA,ASKERLERE FETVAYI VERDİ!

Amerika Dışişleri Sekreteri/Bakan diyelim/ John Keer,Mısırdaki askeri darbe için Amerikanın fetvasını yayınladı:

         KAOSA,ŞİDDETE SÜRÜKLENMEKTEN KORKAN MİLYONLARCA İNSAN ASKERİN MÜDAHALE ETMESİNİ TALEP ETTİ!”

         “DURUŞMALAR AÇIK VE ALENİ YAPILIR!”HÜKÜMLERİNE KARŞIN;İSTANBUL’UN VALİSİNİ KULLANARAK, SİLİVRİYİ YASAK BÖLGE İLAN ETTİREN SAYIN BAŞSAVCIMIZ SUYUNUZ ISINDI,HABERİNİZ OLA.

1093/NEDEN AGAMEMNON'DA İMZA!


OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com                                                    

 İzmir; 20 Şubat 2009/03 Ağustos 2013

      Arkadaşlarımdan birisi, küçük parkta önüme çıktı:”Sayın Türkoğuz, dün bir program seyrettim ve gururlandım.Size de duyurayım dedim!Fatih Sultan Mehmet ile Atatürk, “Hektor’un intikamını aldık!”Demişler.”Dedi.Bendeniz de:Ben,bu konuda  Dört sene önce bir yazı yayınladım,İnönü Üniversitesinin Atatürkçü Gençleri de bu yazımı dergilerinde yayımlamıştı. Arşivimden çıkartarak size de ileteyim!”Dediğim de arkadaşım biraz nadim oldu! PS: Balçova’daki Agamemnon kaplıcaları başka bir kıral olan Agamemnon’a aittir.                                                                                 

NEDEN AGAMEMNON’DA İMZA!

                 “Bu coğrafya’ya lâyık bir ulus olduğumuzu kanıtlayamazsak; kara gözümüzün hatırı için, bizi bu coğrafya’da yaşatmazlar.”ATATÜRK

                 “Tarihlerini bilmeyenler, hep çocuk kalırlar.” Bir Romalı Bilgin

 

           Sınırları belli bir ülke üzerinde örgütlenmiş millete, devlet denilir. Devletin ülkesi üçe ayrılır:

1-Kara ülkesi,

2- Hava ülkesi,

           3-Deniz ülkesi.

           Tüzel kişiliğe sahip olan devlet, ülkesi üzerinde devredilemez ve vazgeçilemez haklara sahiptir. Bir milleti oluşturan bireylerin, devleti meydana getiren ulusun çok bilinçli olması gerekmektedir.

Bizlerin normal bir davranışmış gibi sergilediklerimizi asla yapmaması gerekir. Denizleri kirletmemesi, ormanları yakarak güç sahiplerinin kullanımına verdirmemesi, havayı kirletip, çevre dengesini bozarak canlıların yok olmasına neden olmaması gerekir.

Kısaca anlatmak gerekirse, torunlarından ödünç almış olduğu bu vatanı, daha da güzelleştirerek, onlara bir cennet olarak teslim etmesi gerekir. Kısacası, tanık olduğumuz olumsuzlukları yapmaması gerekir.

Yeraltı zenginliklerimiz yabancıların ellerinde, tarihi kalıntılarımız talancılar ve vurguncuların ellerinde, bilimsel kazıları yapanlar ve finanse edenler hep yabancılar.

Ülkemizin dört bir yanı yasak kazıcıların talanına terkedilmiş durumda. Truva hazineleri Rusya’da müzede özenle sergilenmektedir. Halikarnas Kralı Mozole’nin görkemli anıt mezarı Londra’da sergilenmekte. Bergama’dan kaçırılan anıt, Berlin’de sergilenmekte.

Uşak Müze müdürünün sattığı söylenen DENİZATI, kim bilir hangi koleksiyonda saklanmakta.

Kısaca anlatmak gerekirse, ÜLKE BİZİM AMA ÜLKEMİZİN NE ALTINA NE DE ÜSTÜNE SAHİBOLAN BİZ DEĞİLİZ, BAŞKALARI!

           Fransızlar; Antakya’da, 360 höyük açarak, çıkardıkları mozaikleri Tunus’a kaçırmışlar. Bugün, dünya’nın en büyük mozaik müzesi Tunus’tadır.

         Çanakkale Muharebeleri devam ederken; Fransızlar ve İngilizler, muharebe sahasında, muharebe hattının hemen gerisinde kazı yapmışlardır.

           Ege denizindeki Milo adasından çıkarılarak, 750 Fransız Frangına satılan Milo Venüs’ü LOUVR MÜZESİNDE, özel bir salonda ve özel bir koruma altında sergilenmektedir.

Bu konudaki vurdumduymazlığımız başımıza öyle dertler açmaktadır ki, GAFLET, DALALET VE İHANET SAHİPLERİNE ANLATABİLMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

         Durumumuzun genel çerçevesini çizdikten sonra, asıl konumuza dönebiliriz.

          İngilizler, gururlu bir millettirler, bu durumlarını göstermekten de, ayrıca gurur duyarlar.

Çanakkale boğazını zorlayan ve yenilerek, gerisin geriye boğaz önü adalarına dönen İngiliz Donanmasının amirallik gemisi Quen Elizabeth zırhlısıydı.

Bir tetik çekişte, Türk mevzilerine 8,000 Kg. Topçu mermisi atan ve 800.000.000 Sterline mal olan bu gemi, İngiliz Amirali, Tümamiral Sir Artur Galthorp’un sancak gemisiydi.

             30 Ekim 1918 tarihinde; Limni adasının Mondros limanında demirli bulunan bir İngiliz gemisinin içersinde, ateşkes anlaşması imza edilerek, Osmanlı devleti ile bağlaşık devletler-İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar- arasında savaş fiilen sona erecekti.

Koskoca Amirallik gemisi Quen Elizabeth durup, dururken; İngilizlerin Akdeniz Filosu Komutanı bir amiralin, bağlaşık devletler adına, ATEŞKES İMZASI İÇİN KÜÇÜCÜK BİR SAVAŞ GEMİSİ OLAN AGAMEMNON’U seçmesini İngiliz gururu ile bağdaştıramadım!

Bu işte bir oyun olduğunu düşündüm. Tümamiral Sir A.Galthorp, İçlerinde, Hamidiye Kahramanı ve Eski Bahriye Nazırı Miralay Rauf Orbay’ın da bulunduğu Osmanlı ateşkes heyetine ateşkes belgesini zorla imzalattırmıştır.

Ateşkesin 7’inci maddesiyle de önemli bölgelerimiz işgal edilmişti    

          Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri, Paris’te Bouloğne ormanında, bir vagon içersinde Almanlara ateşkes anlaşmasını imzalattırarak, ol vagonu müzeye kaldırmışlardı.

İkinci Dünya Savaşında; Fransa, Almanlara yenilince de; Hitler, aynı vagonu bir ormana çektirerek bu vagonun içersinde Fransızlara kayıtsız ve dahi şartsız teslim anlaşmasını imzalatmıştı.

Bir hava hücumunda, bu vagon isabet alarak parçalanmıştı.

          11 Ekim 1922 tarihinde; Mudanya’da bir Rus tüccarına ait konakta, İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine Ateşkes Antlaşmasını imzalatmıştık.

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA YUNANLILARLA SAVAŞMIŞ, BAĞLAŞIKLARLA ATEŞKES ANLAŞMASINI İMZALAMIŞTIK!  BU ANLAŞMANIN İMZASI İLE BİRLİKTE, MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI VE DAHİ SEVR ANLAŞMASI HÜKÜMSÜZ KILINIYORDU!

Bu, AGAMEMNON’DA İMZA olayı benim çok merakımı çekmişti Konuya nereden ve nasıl yaklaşacağımı biliyor gibiydim Elimde, üç önemli başvuru kaynağı vardı:

           1- Vergilius’un AİNEAİS-AENEİS, AENEİD- DESTANI;

           2- Ovidius’un Aşk Sanatı, M. Ö. 43-M. S.18,

           3-TRUVA SAVAŞI VE MİTOLOJİ.

          

1- PUBLİUSVERGİLİUSMARO, (M.Ö. 15 Ekim 70- 21 Eylül.19) yılları arasında yaşamış, ETRÜSK KÖKENLİ BİR İTALYAN ÇİFTÇİSİNİN OĞLUDUR. M.Ö.29 senesinde yazmaya başladığı destanının konusu, Roma imparatorluğunun kuruluşu, Roma’nın yapılışı ve Truva Kralı PRİYAMOS’UN YEĞENİ KAHRAMAN AİNEAİS’İN YAŞAM ÖYKÜSÜDÜR. Vergilius, ölümünden önce, 12 türkülük bu destanı üzerinde, üç sene daha çalışmıştır. Destan, Roma tarihinin en büyük edebi ve kutsal eseri olarak kabul edilir. Beni, aradığım sonuca bu destanın götüreceğini anladım.

Birazda mitolojiyi karıştırırsam, AGAMEMNON’UN SIRRINA ULAŞACAĞIMA KARAR VERDİM.

           2- Ovidius’un aşk sanatında aşk var, sevgi var, aşk teknikleri var, AGAMEMNON YOK! Bu şansız ozan için Emerson: ”Buğdaylar başak verdiği sürece Ovidius’un AŞK SANATI OKUNACAKTIR.”  demiştir!

Bu şansız ve bahtsız ozan, İmparator Avgüstüs’ü, öz kızı Janet ile insest ilişki içinde gördüğü için, Köstence’ye sürülmüş, orada da ölmüştür.

         Bendeniz, yukarıda listesini verdiklerimden bir harman yaparak, huzurunuza geldim.

           AGAMEMNON; M. Ö. 1200’LÜ yıllarda, birleşik Helen ordularının başkomutanı olarak TRUVA’YA çıkan, dokuz sene süren bir savaştan sonra, hiyle ile Truva’yı işgal ederek, yakan ve yıkan, Truva halkını kılıçtan geçiren AKHALARIN KRALIDIR. Yunan mitolojisinin en büyük ve adından en çok söz ettiren, adı tanrı adları ile bir tutulan Kahramanıdır. ARGOSLUDUR, Kardeşi Menelaos ta Isparta Kralıdır. ATREUSOĞLU diye de anılır. PELOPS VE TANTALOS’UN soyundandır.

         Anası Aerope tarafından, Girit’teki MİNOS soyu ile de bağlantısı vardır.

         ZEUS İLE EUREPA’NIN OĞLUDUR. Tanrı Zeus’un bir kuğu şekline girerek, gölde yıkanmakta olan Leto ile çiftleşmesinden doğan kızı KLYTAİMESTRE ile AGAMEMNON evlenir.

ÖTEKİ KIZI HELLEN ile de MENELAO EVLENİR.

           Bu devirde; Truva’da, PRİAMOS adında bir Kral hüküm sürmektedir.

           Truva’nın ilk Kralı Zeus’un Elektra’dan olan oğlu DARDANOS’TUR.

Priamos’un Hekabe’den olan çocuklarının en ünlüleri,

           *HEKTOR,

           *KASSANDRA,                    

           *PARİS’TİR( ALEKSANDROS) Kassandra, olacakları daha olmadan önce, bilmesine karşın; Apollon ile sevişmediğinden, Apollon, ağzına tükürdüğü için, kendisine kimseler inanmamaktadır!                      

          Kral Priamos’un tanrı soylu bir yakın akrabası vardır: Adı, ANKHİSES’TİR İDA-Kaz dağı-dağında sığırlarını güderken, Tanrıça Afrodit tarafından görülerek beğenilir.

                                                      

Afrodit, tüm Güzelliğini kullanarak, Ankhises’i baştan çıkarır. Sevişirler. Bu sevişme esnasında, tüm yabanıl hayvanlar da çiftleşirler.    

                                                                    

           İşte bu sevişme olayından sonra Ünlü YİĞİT AİNEAİS (AENEAS-AİNAİS)) dünyaya gelir.

Ankhises, Dardanie şehrinin yöneticisidir. Priamos’un Hekabe’den olan oğlu HEKTOR ile Truva savaşının tüm yükünü omuzlarında taşırlar.

            Paris dünyaya geldiğinde; Kassandra, Paris’in Truva’nın başına büyük bir söylemesine hiç kimse kulak vermez.

Bir önlem olarak, İDA DAĞI’NA-KAZDAĞI- bırakılan Paris’i bir ayı büyütür. İDA DAĞININ bir eşi de Girit’te vardır. Girit Kralının kızının adı İDA’DIR. Zeus te, bu dağdaki bir mağarada; AMELTAHİ adlı bir keçi tarafından beslenmiştir.

Biz Türkler, Kaz Dağına Bir SARIKIZ EFSANESİ yerleştirmişiz. Yerleştirmesine yerleştirmişiz, ne yazık ki, içini ARAP MOTİFLERİYLE DOKUMUŞUZ. Sarıkız *Hz. Ali*Hz. Fatma, Sarı Kız *Hz. Fatma *Salmanı Farisi—Hz. Ali *Hz. Fatma *Salmanı Farisi, Üçler, dokuzlar ve yirmidirler sürer, gider!  

PELEUS ile THETİS’İN düğünlerine davet edilmeyen Tanrı Eris, üzerinde, ”EN GÜZELİNE” YAZILI bir altın elmayı, düğün meydanının ortasına fırlatıp, atar.

Tanrıça HERA, AFRODİT VE ATHENA’NIN güzellikleri söz konusudur. Baş tanrı ZEUS, BU YARIŞMANIN HAKEMLİĞİNİ PARİS’E verir! Kaz Dağına, PARİS’E koşan üç tanrıça, Paris’i kandırma yarışına girişirler.

Tanrıça Hera, Asya Krallığını; Afrodit, sonsuz akıl ve başarıyı; Afrodit te, GÜZEL HELENA’NIN aşkını vaat etmiştir. Paris, Güzel Helena’nın aşkını tercih etmişti.

Paris, Isparta sarayına, Kral Menelaos’un misafirliğine gider. Kral Menelaos’un Girit adasında bulunan büyük babası Katreus’un cenaze törenine gitmesiyle, meydan Paris’e boş kalır. Paris, Güzel Helen’i kandırarak, tüm çeyizleriyle birlikte, Truva’ya kaçırır.

Derhal, güzel Helen’in çeyizleriyle birlikte iadesi istenir. İade istemi yanıtsız kalınca; bütün siteler birleşerek, Kral Agamemnon komutasında güçlü bir ordu kurarlar. Argos’ta toplanan birleşik ordu, Aulis’e hareket eder.

Üç gün süreyle, deniz rüzgârlarının esmemesi üzerine; başkomutan Agamemnon, dünyalar güzeli kızı İphigeneia’yi- İFİJENİ- tanrılara kurban eder.

Bu eylemi ve dokuz uzun sene evinden ayrı kalması, Kral Agamemnon’un ölümünü hazırlamıştır.

         Bendeniz; tamamen aklımda olan bu öyküyü ne diyecekler diye; bir, iki yerde anlattım.

Aydını, yarı aydını ve kaskatı beyni asırların tecavüzüne uğramış olanı aynı tepkiyi gösterdiler: ”İSLAMIN TARİHİNİ ÖĞRENMEMİ”, sağlık verdiler.

Ben, her şeyden önce TÜRKÜM, İNANCIM DA BANA AİTTİR.

Elin İngiliz’i, Fransız’ı ve İtalyan’ı ve Rum’u benim ülkeme ve benim ülkemin tarihine sahip çıkıyorlar; ben, bana ait olmayanlara sahip çıkmaya zorlanıyorum.

Besançon Üniversitesinde; yaz kurslarına devam ederken; beni derinden yaralayan bir olayla karşılaştım. Fransızca öğretmenimiz Madam Holtzer, Hektor’un anasının adını bir Amerikalı kovboy’a sordu. Benim Troya- öyle diyorlardı- savaşlarını ve Anadolu Mitolojilerini anlatmama akıl erdiremediler. Dedim ki:

          “-Kral Priamos Dedem, Hekabe Ninemdir. Hektor da Anadolu’nun ilk Mustafa Kemalidir.”

Beni; okuldaki Profesörler yemeğe aldılar ve Napolyon’a ve Çanakkale Muharebelerine dair sorular sordular. Ülkemizin altına ve tarihine sahip çıkamazsak birileri gelir; gözümüze baka, baka; önce ülkemizin tarihine sahip çıkar sonra da ülkemize sahip çıkar!

Bendeniz, Batılının masalını kanıtlamak için bazı şeyleri sizlerle paylaşmak zorundayım.

         Truva çarpışmaları, her iki tarafın yiğitlerini birer, birer bitirir. PATROKLAS, SARPEDON’U; HEKTOR PATROKLASI; AŞİL DE-Achille- HEKTOR’U öldürür.

                                                              

         Aineais, aslanlar gibi savaşırken ağır bir taşla yaralanır. Annesi Afrodit, fırtına gibi yetişerek, oğlunu mutlak bir ölümden kurtarır.

         Tanrı Poseidon da, Aineais’in ölümünü istemez.

         Kalhas’ın ünlü tahta at oyunu ile Truva düşer, yakılır ve yıkılır.

         Philoktedes’in attığı bir okla, kasığından yaralanan PARİS TE ölür.

         Prens Aineais; seksen yaşındaki kör babası Ankhises’i sırtına alır, oğlu Askanios’un  da elinden tutarak İDA DAĞINA KAÇAR.       

Oradan İtalya’ya geçer. Yanında, Truva’dan kaçırdığı kutsal heykel PALLADİON ile Tiber kıyısına iner. PALLANTEA ŞEHRİNİN BULUNDUĞU YERE VARIR. Oradan da, sonunda, üzerine Roma şehrinin kurulacağı PALLANTİNUS tepesine geçer. Burada, yerli krallarla ve Yunan göçmeni krallarla savaşır.

         Ünlü Vergilius- VİRJİL-, bu yiğidin öyküsünü destanlaştırır.

         Ünlü Vergilius-VİRJİL-, bu yiğidin öyküsünü destanlaştırır.

         EFSANE BU YA; BU ÜNLÜ YİĞİT AİNEAİS, İngiltere’ye geçer.18’inci asra kadar, İngilizler bu yiğidin sulbünden geldikleri inancına dört elle sarılmışlardır.

         Truva Savaşı; Yunan Yarımadası kralları ve bağımsız şehir devletleri birleşerek, Anadolu’yu birleştiren Truva’ya karşı yapılmıştır.

Hektor, Anadolu birliğinin kurucusu Mustafa Kemaldir.

         Osmanlı imparatorluğunu yıkmak için Gelibolu önlerine gelen batılı güçler; Haçlı güçlerine ek olarak Yunan mitolojisini de ek güç olarak yanlarına alıp gelmişlerdir.

Hz. Davut’un bir sapan taşı ile öldürdüğü DEV GOLYAT’I DA, BİR TÜRK TORPİLİ İLE BATIRILAN, bir savaş gemisi yaparak gelmişlerdir!

         TRUVALI PRENS AİNEİAS’IN TORUNLARI OLDUKLARINI İDDİA EDEN İNGİLİZLER, FATİH AGAMEMNON’UN MİRASÇILARI OLARAK TA TARİHİMİZİN HUZURUNA ÇIKMIŞLARDIR!

         BU SEFER; KARŞILARINA, YENİLMİŞ HEKTOR YERİNE, ONUN İŞİNİ TAMAMLAMAYA KARARLI MUSTAFA KEMAL ÇIKMIŞTIR!

         Büyük Taarruz’un başarılı bir şekilde ilerlemesini gören Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal; Döner’deki Yunan ihtiyat kolordusunun kıpırdamadığını öğrenince; kalpağını yere çarparak, Yunan Başkomutanı Hacı Anesti’nin Anasının kulaklarını çınlatarak:

         “HEKTORUN İNTİKAMINI ALIYORUZ!”, demişti!

Elimizde; Fatih Sultan Mehmet’in Papa 2’inci Pius’a yazdığı bir mektup var. Rahmetli Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ın bir bilimsel sunusundan öğreniyoruz.

Papa ikinci Pius, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alışı üzerine büyük bir haçlı seferi düzenlemek için çok gayret sarf etmiştir. Roma’da, kır gezisinden dönerken, AŞK ÇEŞMESİNDE-Trevi-, Türkler aleyhinde etmiş olduğu bedduası da ünlüdür.

         VATİKAN’DA İMZALANAN AVRUPA BİRLİĞİNE KATILIM SÖZLEŞMESİ, 2’İNCİ PİUS’UN DEVASA HEYKELİNİN BULUNDUĞU SALONDA İMZALANMIŞTIR.

Sayın A.Gül ve Sayın RTE; bu salonda ve bu görkemli heykelin ayakları dibinde, bu sözleşmeyi imzalamışlardır!

         Fatih Sultan Mehmet, Papa Pius’a:

         -“Biz, sizinle akrabayız. Hektor’un ve Truva’nın intikamını Rumlardan almak isteyen bizlere niçin karşı çıkıyorsunuz!”

         BÜYÜK TÜRK TAARRUZUNDA; DÖĞER’DEKİ YUNAN İHTİYAT KOLORDUSU’NUN KIPIRDAMADAN BEKLETİLDİĞİNİ ÖĞRENEN BAŞKOMUTAN MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMALKALPAĞINI YERE ÇALARAK:

         “ÖPTÜM ANANI HACI ANESTİ, HEKTOR’UN İNTİKAMI ALINACAKTIR!”, DEMİŞTİR.                                                 

         İngiltere kraliçesi 2’inci Elizabeth’in kocası, Sakarya’da yendiğimiz Yunan 2’inci kolordu komutanı Korgeneral Prens Andrai’nin oğludur.

         Ulusal Kurtuluş Savaşımıza yüzbaşı rütbesiyle katılan ve sonradan Yunan Kralı olan Paul’ün kızı Prenses Sofia, İspanya Kralı Don Juan’ın eşidir.

         BİZLER, ASYA BOZKIRLARINDAN GELENLERLE, ANADOLU’DA KALANLARIN OĞULLARI VE KIZLARI OLARAK, ANADOLU UYGARLIĞI GELENEĞİNİ SÜRDÜRMEYE KESİN KARARLIYIZ.

Arap bülbülleri boşu, boşuna ötedursunlar!

TAHTA AT oyunu ile Truva’yı ele geçirerek, yakıp, yıkan Kral Agamemnon; Truva Kralı Priamos’un güzel kızı KASSANDRA’YI KAPATMA olarak alıp, sarayına döner. Isparta Kralı Menelaos, bir manastıra sığınan güzel Helen’i alıp, o da sarayına döner.

Kral Agamemnon’u sarayında, bir acı son beklemektedir. Agamemnon’un öz amcaoğlu Aigistihos ile sevişen Klytaimestra, kızı İfijeni’nin kurban edilmesi nedeniyle de, Kocası Kral Agamemnon’a diş bilemektedir. Gözünü kırpmadan, Kassandra’yı ve Kocası Kral Agamemnon’u öldürür.

İtalya’da bir tren yolu geçidinin adı KASSANDRA’DIR.

Fatih Sultan Mehmet’in Papa 2’inci Pius’a yazdığı mektup ta ortadadır. İtalyanlar, Anadolu’dan İtalya’ya göç etmiş akrabalarımızdır; onlar da Anadolu’dan pay isterler.

Anadolu birliğinin Hektor’u MUSTAFA KEMAL’DİR. MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASINI ORUSPU AVRATLI AGAMEMNON’UN SARAYINDA İMZALATSALARDI, NE YAZARDI! ÜLKE BİZİM, MİRAS BİZİM, TARİH BİZİM, KÜLTÜR BİZİM OLDUKTAN SONRA! Sentezcilere okkalı bir selam da bizden olsun!  

PARİS adı Fransa’nın başşehrine verildiği gibi, SİİRT’TE DE BİR KÖYÜMÜZE DE VERİLMİŞTİR.

Aleksandros ismi de, Alekandr ve İskender olarak sürdürülmektedir.

Yunanlılara da, HELEN’İN ÇOCUKLARI DENİLMEKTEDİR!

Mareşal Gazi Mustafa kemal, Anadolu’muzun tapusunu ararken; tüm geçmişimizi bir kalemde silip, “400” çadırlık bir göç öyküsüne köklerimizi bağlamak akıl kârı değildir. Elin oğulları, HİTİTÇEDEKİ WATER-SU- KELİMESİNE VE BİR DESTANA DAYANARAK, Anadolu’dan pay isterken, hala uyutulmamıza ne denir!/NU Ninda-a NEZZATTENNİ VÂDER- MA EKUTTENNİ!”şimdi sen ekmek yiyecek  ve sonra su içeceksin!”sağ olasın Hrozni!/

Başka kavimlerin yağmaya dayalı gazve baskınlarına, kendi sosyolojimizi oturtma eylemcilerine ne söylesek azdır, ”GEÇMİŞLERİNİ BİLMEYENLER, HE ZAMAN ALDATILACAK BİRER ÇOCUKTURLAR.”

         ALTINA VE ÜZERİNDEKİ GEÇMİŞİNE SAHİP OLAMADIĞIMIZ TOPRAĞIMIZA NASIL SAHİP OLABİLİRİZ!

 

Kaynakça

1-Homeros Destanları,

2-Azra Erhat, Mitolojik Sözlük,

3-Çanakkale Destanı.

4-Tarihöncesi Manisa, Manisa Turizm Derneği.
             5-CEREM,MEZARLAR VE BİLGİNLER.
 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi