19 Mayıs 2013 Pazar

1041/BİR DEVLET ADAMININ ÖNGÖRÜSÜ!


                     T.C.
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;19 Mayıs 2013.

         BİR DEVLET ADAMININ ÖNGÖRÜSÜ!
“Gökten yer yüzüne yağan şey;nimet değil,yerden yükselenlerin geri     dönmesidir!Papaz Jean Mesliere,le Bon Sens,/AKLI Selim/1732,Fransa!
         Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz,kalabalık bir kafile ile Hüseyin Barak Obama’nın ayaklarına giderken yine bir laf etmiş;bu boş sözü duyanlar Tanrısal bir gönderilişten söz edildiğine inanmışlardır!Hava alanında gazetecilerimiz çanak bir soru sunduklarında;Çiğ ete soğan doğramam!”Tarzında şu yanıtı almışlardır:
         “Gökten ne yağar ki yer kabul etmesin!”
         Korumalarının çoğunun Fethullahçı polislerden oluştuğunun farkına vararak onları dağıtan Bay Recep Tayyip Erdoğan,Fethullah—USA ortaklığının farkına varabilmiştir.Rusya;Fethullah Gülen’in tüm okullarının CİA kontrolünde olduğunu anlayarak bu okulların kapısına kilit vurmuştur.USA,Rusya’nın Humeyni’ye yapmış olduğu eylemin aynısını Türkiye Cumhuriyetine yaparak Atatürk’ten Korkanların hepisini tasfiye edecektir.Bütün mesele,Fethullah Gülen’i ülkemize getirterek uyuyan yığınlar üzerindeki etkisini kontrol altına almaktır.Bunlar,2001 yılında,USA’DA Fethullah Gülen ile bir araya da gelmişlerdi.Türkiye Cumhuriyeti Konya’da kurulacak ılıman bir Müslüman devletine dönüştürüldüğün de Fethullah Gülen de Şeyhülislam olarak onun başına geçirilecektir!Şimdi;Atatürk’ten Korkanlar için en büyük tehlike de Fethullah Gülendir,çünkü arkasına USA ve Yahudiler ve hatta Katolik kilisesi vardır.Unutmayanlarımız iyi bilirler ki Fethullah Gülen,Müslümanlar adına  Papayı ziyaret etmiştir! “Kutsal Vahiy Etkinliklerinde”Yuhanna’nın gittiği adayı da Papa ve Ortodoks Patriği ile birlikte ziyaret etmişti! Efes’e kadar sürdürülmüş olan sözde bu Kutsal vahiy haftasına Rahmi Koç bile iştirak etmişti.Vahiy peygamberlere geldiği halde;Atinalılara ve Korintlilere mektup yazmış olan bu Havari de Vahiy gelenler sınıfına sokulmuştu!Bu Fethullah Gülen’in Kemeraltı camisinde,hoparlöre verilmiş bir Cuma vaazı ortalığı inletmekteydi.Deli Halit Paşa’nın Ali Çetinkaya tarafından TBMM’İNDE vurulmasını:”Onlar Allah!Allah dedikleri için dinsizlerce vurularak öldürüldüler!”Tarzında yorumlıyordu.Bir kenarda arabalarının önünde şakalaşan polislere gittim:”Kim bu yalancı sahtekâr?Neden müdahale etmiyorsunuz?”Dediğim de “içerde arkadaşlar var!”Demişlerdi.Senirkent ilçe merkezine yağmur nedeni ile bir dağın çökmesini”ilçede içki ve fuhuş bol!”Bu nedenle felaket oldu!”Diyen İlçe’nin Refah Partili  Belediye başkanını bu sahtekâr da desteklemişti:”Kuraklık ve sel baskınları içki ve fuhuş yüzünden!”Diyerek Ta USA’DAN beyanat vermişti.Saraylarda yapılan işretin ve fuhuşun hesabını soran da yoktu,saraylara doğal bir felaket te inmiyordu.Tabiat olaylarını içki ve fuhşa bağlayanlara sormuş olduğum bir soru yanıtsız kalmaktadır:Amerikalı karı-Koca iki gökbilgini,bir sene önceden 1994 yılı Ağustos ayının ilk haftasında,saat ve dakikalarını da belirterek Jüpiter gezegenine Yedi büyük gök cisminin çarpacağını bildirmişlerdi.Dedikleri günde,saat ve dakikasında gök cisimleri sıra ile Jüpiter gezegenine çarpmıştı!Burada hiçbir canlı da yaşamıyordu!Kimler içki içtiler ve fuhuş yaptılar da bu gezegenimiz Tanrısal lanete uğradı?”Yanıt yok!İnsanlar,maymunsuluktan çıkarlarken,doğa olaylarının görünmez güçlerin insanların hataları üzerine yarattığına inanmışlardır!Bugün aynı mantıktaki insanların da o ilkellerden hiçbir farkı yoktur.Doğa’da doğa yasaları işler;acıma,sevme ve nefret yoktur.Olayları yorumlayanlar,halkımızı aldatarak güç kazanmak sevdasında olan sahtekârlardır.
         Şimdi bu Türk büyüğümüz Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözünü bir yorumlar mısınız?
         “Gökten ne yağar ki,yer kabul etmez!”Kaçak Vatan haini ile konuşmak göksel iradenin bir lütfu olarak kabul edilmekte! Yani Allah emir  verirse Bay Recep te bu emre hemen uyacak! Nasıl Barak Hüseyin Obama’nın emirlerine nasıl uyarsa öyle uyacak!Bizler,saf,saf Fethullah Gülen’i Taa USA’DA ve Pensilvanya’da Bonanza çiftliğinde bilirdik.adam Süleyman Hilmi Tunahan gibi Allahın huzurundaymış!Peki,bu Derviş Mehmed’in torunu Bay Arınç, Taa Bonanza çiftliğine neden gitti öyleyse!Korku dağları mı sardı dersiniz?19 Mayıs Ulusal Gençlik ve Spor Bayramımızı biz Türkler kutlamaktayız,dönmeler kutlamazlarmış,oy verenler düşünsünler!

17 Mayıs 2013 Cuma

1040- İKİ ŞAŞKIN POLİTİKACI- İKİSİ DE HATALI!


                                   T.C.
                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                   T.C.osmanturkoguz@gmail.com 
                        İzmir;17 Mayıs 2013
                   İKİ ŞAŞKIN POLİTİKACI,
                   İKİSİ DE HATALI!
Yeni Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bay Kemal Kılıçddaroğlu, Brüksel’e Avrupa Parlamentosuna giderken Bay Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Esad’ın  bir karşılaştırmasını yapmış: ”Erdoğan ile Esad arasında bir fark yoktur, sadece ton farkı vardır!” Buyurmuş, Salı günkü Grup toplantısında.
Ve doğruca, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Ekselans! Hannes Swoboda’nın kapısını çalmış!
Hannes Swoboda, Bay Kemal’i kapısından yüz geri etmiş!
Bay Kemal’e göre de O konuşmayı iptal etmiş!
Ekselans Swoboda da şöyle buyurmuş:
         “Kabul Edilemez: Erdoğan, Suriye halkına yönelik savaş ve teröre devam eden Esadla kıyaslanamaz. Sivilleri katleden bir diktatörün Erdoğanla kıyaslanması bizim savunduğumuz ilkelere terstir. Erdoğan’ın politikasını kabul etmeyip eleştirebilirsiniz. Ama, diktatörle halkın oyu ile gelen arasında büyük fark olduğunu bilmelisiniz. Bizim için Esad eli kanlı bir diktatördür. Logomuzun önünde böyle bir açıklama kabul edilemez. Misafirsiniz, kurallara uymak zorundasınız!”
         Bay Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Esad aynı kefeye konularak karşılaştırılamaz; Esad, Amerika’nın ve emperyalist çevrelerin ve Bay Erdoğan’ın her türlü desteği ile ülkesine saldıran, askerinin ciğerini sökerek yiyen bir haydut sürüsüne karşı ülkesini ve gerçek Suriye halkını korumak için savaş vermektedir!
Ya Bay Erdoğan ne yapmaktadır: BOP AS BAŞKANI olarak ülkesinin üniter yapısını bozmak ve ülkesinin topraklarını bölmek için Amerikanının planını uygulamakta; Türk’e, Türklüğe ve Türkiye Cumhuriyetinin tüm ulusal değerlerine ihanet etmektedir.
         Avrupa Parlamentosu, PKK Teröristlerini Aktivist olarak değerlendirmiştir. Devletler hukukunda böylesine bir tanım da yoktur. Ekselans! Hannes Swoboda; Türkiye’nin parçalanıp, bölünmesini ve çökertilmesini istediği için, bu işle görevlendirilmiş olan Bay Erdoğan’a laf söyletmemektedir!
Suriye Cumhurbaşkanı Esad da seçim ile, Suriye halkının oyu ile seçilmiştir. Kaldı ki, Onbaşı Adolf Hitler ve İrandaki gerici ve çağdışı softalar da seçimle gelmişlerdir.
Türk halkını aptal yerine koymak!
Çüş! Derim bu politikacılara!
                  

1039/TÜRKİYE CUMHURİYETİ NEDEN TÜRK GENÇLİĞİ,NE EMANET!

                     T.C.
OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;16 Mayıs 2013

                            TÜRKİYE CUMHURİYETİ
                                          NEDEN
                            TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET!

         15 Mayıs 2013 tarihli sözlü yayın kuruluşlarında ve 16 Mayıs 2013 tarihli yazılı basında, olağanüstü bir Gençlik gösterisi yayınlandı. Samsun’da Türk Gençlik
 Birliğinin/TGB/ 1919 metrelik bir Türk Bayrağı ile caddelerimizi onurlandırması gönlümüzü de bir hoş etmiştir.Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinin sonunda,Türkiye Cumhuriyetinin korunup,kollanmasını neden Türk Gençliğine verdiği de iyice anlaşılmıştır.
         Osmanlı devletinin son günlerindeki ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en tehlikeli günlerindeki Devlet kuruluşlarımızın ve Ordumuzun içyapısını çok iyi bilen Mareşal Gazi Mustafa Kemal, bilinçli ve öngörülü olarak Türk Gençliğini dayanak noktası olarak görmüştür.MONDROS Ateşkesi ve SEVR anlaşması ile Ülkemiz parçalanırken, ordunun üst kademelerinde de VE DEVLET KADEMELERİNDE DE BÖLÜNMELER VE İHANETE BATANLAR ÇOK GÖRÜLMÜŞTÜ.Mustafa Kemal ve dava arkadaşları Huruçalessultan suçu ile ölüme hüküm giymişlerdi.Şeyhülislamlık ölüm fetvası vermişti.İstanbul gazeteleri de Mustafa Kemal ve dava arkadaşlarını ve Kuvvay’Millicileri şaki ilan etmişti.Hilafet Ordusu Kuvvay’ı Milliyecilere karşı İngiliz silahları ve altınları ile kurulmuştu.
         Mustafa Kemal’in Malta zindanından kurtarmış olduğu sınıf arkadaşı Tümgeneral Ali İhsan Sabi Birinci ordu Komutanlığına getirildiği halde; TBMMECLİSİNDEKİ Mustafa Kemal düşmanları tarafından Başkomutanlığa getirilme tezgâhına sokulmuştu. Bolvadin’deki ordu karagahını denetleyen Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e Garp Cephesi Komutanı Tümgeneral Mustafa İsmet Paşayı kötülemiş ve Başkomutandan da yanıtını da hemen almıştı:”Unutmayınız ki bu ayakkabısız ve üniformasız  bu ordu Sakarya Meydan Muharebesini kazanmıştır!”Ali İhsan Sabis hemen azledilmiş, Birinci ordu komutanlığı teklif edilen Ali Fuat Cebesoy ve Rafet Bele bu teklifi kabul etmemişlerdi. Merkez  Ordusu Komutanı iken Koçkırı ayaklanmasındaki şiddetli davranışı nedeniyle azledilmiş olan Sakallı Nurettin Paşa ordu komutanlığı teklifini hemen kabul etmişti.İkinci Ordu Komutanlığına da en kıdemli General olan ve Harp akademisinde de Mustafa Kemal’in Tabiye öğretmeni olan Yakup Şevki Subaşı getirilmişti.Bir subayın;”Siz,İsmet Paşadan daha kıdemlisiniz,Cephe Komutanlığı sizin hakkınız!”Demesine,sinirlenerek:”Biz Malta’da tutsak iken İsmet Paşa ve Mustafa kemal Paşa bu orduyu yoktan meydana getirmiştir.Devir omuz kalabalıklığı devri değil,vatanı kurtarma devridir.İsmet Paşanın emirlerini severek yerine getiririm.Çalışkan bir subay olmasaydınız sizi derhal Divan’ı harbe verirdim!”Demişti.
         Mareşal Fevzi Çakmak, Sivas’a Mustafa Kemal’i tutuklamaya geldiğinde General Kazım Karabekir tarafından engellenmişti. Rafet Bele’nin üvey kardeşi Halifenin yaveriydi. Kendisi bir İngiliz savaş gemisi ile ve gizlice Bandırma’dan İstanbul’a giderek Halifeyi ziyaret etmişti.Zaferden sonra;Sakallı Nurettin Paşa İzmir fatihi diye reklam yaptığı gibi Başkomutanlık Meydan Muharebesine de Sahip çıkmaya yeltenmişti.Dahiliye Nazırı Ali Kemal’i sivil giyimli askerlerine İzmit’te linç ettirmişti.Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’i saf dışı bırakmak amacı ile Komutanlar bunalımı yaratılmıştır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da komutanlar arasında kamplaşmalar çok gözlenmişti.İkinci Dünya Savaşında;Mareşal Fevzi Çakmak,Orgeneral Ali Fuat Erdem ve Emekli Tümgeneral Ali İhsan Sabis ve Hüseyin Hüsnü Erkilet gibi komutanlar,Almanyanın hemen galip geleceğine inanmışlardı.Mareşal Fevzi Çakmak Rus hududuna yirmi dokuz Tabur yerleştirdiğini Rus Genelkurmay Başkanı Mareşal Semyon Mihailoviç  Shetemenko anılarında yazmaktadır.Demokrasiye geçme sürecinde de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü çok sıkıntılar yaşamış;23 sene Genelkurmay Başkanlığında kalan Mareşal Fevzi Çakmak,Ankara’da bir darbe ile görevinden uzaklaştırılmıştır.
         İki defa askerlerin siyasi iktidara el koyması, askeri kışla dışına kışla mantığını taşımasına neden olmuş,askerin Cumhuriyeti kollama ve koruma görevini blöflere ve yargı dışı meslekten atma yollarına iletmiştir.İç çekişmeleri gündemde ve canlı bir hale de getirmiştir.Büyük Atatürkçü Korgeneral Sabri Tavazer,ayak oyunu ile emekli edilmiştir.Komutanlar;yetenekli subayları çevresinden kendisine bağlı olmak inancı ile seçmişlerdir.Koskocaman Orgeneraller ve Ordu komutanları,bankaların idare heyetlerinde yer kapma sevdasına düşmüşlerdir.SAT komandoları Muvazzaf askerlerden seçildiği halde,sırf köşklerinin yakınında bulusun diyerek ,Başbakan Tansu Çillerin oğlu Sat komandosu seçilmiştir.
         Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kemal Yamak, Turgut Özal’ın koltuğu altına girdiğinden Yüksek Askeri Şura onsuz ve başbakansız Marmara denizinde bir gemide toplanmıştır!Karıncalar tüm yolların altını oydukları halde,Atatürkçülerimiz heykel açmak ve Atatürk heykelleri önünde protokol sırasına göre çelenk koyarak nutuk çekme yollarına girmişlerdir.Komutanlar,Türkiye’nin dış politikasını Doğuya çevirme mantıklarını alenen yineleyerek uyuyanları uyandırmışlardır.Mareşal Gazi Mustafa Kemal,Allah vergisi bir duru görü ile Türkiye Cumhuriyetinin korunmasını Türk Gençliğine emanet etmiştir.Hiç bir peygamberin Tanrısından almadığı bir duru görü ile Türk Gençliğine seslenmiştir:Buyurunuz okuyunuz:
         “Ey ürk Gençliği!
“Birinci vazifen,Türk istiklalini,türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir!Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.Bu temel senin en kıymetli hazinendir.İstikbalde dahi seni bu  haz,neden mahrum etmek isteyen dahili ve harici bedhahların olacaktır.Bir gün İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen ,vazifeye atılmak için içinde bulunacağın içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin.Bu imkan ve şerait çok daha  na müsait bir vaziyette tezahür edebilir!İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.Cebren ve hile ile,aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş,bütün tersanelerine girilmiş,bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bil fiil işgal edilmiş olabilir!Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere,memleketin dahilinde,iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta ihanet içinde bulunabilirler.Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.Millet fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir
         Ey Türk istikbalinin evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”Mareşal Gazi Mutafa Kemal,20 Ekim 1927.Şimdi de şu iki, duru görüyü okumaya ne dersiniz?
         Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Mustafa Kemal’in 31 Temmuz 1920’de Afyon Kolordu binasında Türk subaylarına seslenişi:
   “…Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim memba –ki milletin iman-ı vicdanisidir mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücutpezir olur. Malum bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir “ordunun ruhu zabitandır.” O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklalini muhafaza edecektir.
Millet istiklalinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler. İşte zabitanın âli olan vazifesi budur.”
“Allah göstermesin milletin istiklali ihlal edilirse bununvebali zabitana ait olacaktır. Zabitan izah ettiğim âli, mukaddes ve umum nokta-i nazardan uhdelerine terettüp eden vazife itibariyle, bütün mevcudiyeleriylee ve bütün dikkat ve ferasetleriyle giriştiğimiz istiklal mücahedesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Hayat-ı şahsiye ve hususiyetleri itibariyle de zabitler fedakaran sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları tezlil ve tahkir ederler. Hayatında bir an olsa bile zabitlik etmiş, zabitlik izzetinefsini şerefini duymuş, ölümü istihkar etmiş bir insan hayatta iken düşmanın tasmim ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: şerefini masun bulundurmak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi payimal etmektir.
Binaenaleyh zabit için “ ya istiklal, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, istiklalimizi muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima müstakil” görmekle bahtiyar olacağız “
  1-Binaenaleyh=Bununla beraber,
  2-Memba=Kaynak,
  3-Zabitan Heyeti=Subaylar Kurulu,emri komuta,
  4-Hakikat’ı askeriye=Askerliğin gerçekleri,
  5-Hakikat’ı felsefiye=Felsefenin gerçekleri,
  6-Zabitan=Subaylar,
  7-Mahfuziyet: Muhafaza etmek ve korunma,
   8-Uhde=Söz verme, bir işi üzerine alma,
   9-Vebali=Günahı,10-Âli=Yüksek,
   11-Tezlil ve inkâr=Tahkir etmek ve yok saymak,
   12-Feraset: Anlayış, seziş,13-Temin etme, korkusunu giderme, sağlamlaştırmak,
    14-Terettüp etmek: Ödev olarak üzerine alma,gereğince icap etme,15-Tezlil etmek:Tahkir etmek,aşağılamak,
     16-İstihkar: Hakir görmek ve aşağılamak,

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN BURSA NUTKU.                 

“ŞUBAT 1933’ ilk günlerinde Bursa Ulucami'de toplanan 100 kadar kişi camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar. Ayaklanma kısa sürede bastırılır. Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider. Çekirge yolu üzerinde bulunan Bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi Atatürk'e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü...". Atatürk'ün hemen konuşmakta olan kişinin sözünü kestiği ve günümüzde "Bursa Nutku" diye anılan konuşmayı yapmıştır.

Bu konuşmayla ilgili olarak Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" adlı kitabında şu yorumu yorumu yapar: "Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? Başında bulunduğu devletin bile 'zaaf' içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlardan kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine 'sınırsız' bir güven besleyen, böylesine 'çek' veren, gençliği böylesine 'son çare' olarak gören bir devrimci yoktur! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır."

İşte o Nutkun tam metni


"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; 'Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.' diyecek.
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."
İşte benim anladığımTürk Gençliği!

15 Mayıs 2013 Çarşamba

1038- ELDE BİLGİ YOK- DİN ELDEN GİDİYOR!


              T.C.
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;15 Mayıs 2013

                   “ELDE BİLGİ YOK!”
                   “DİN ELDEN GİDİYORRR!”
         Benim cahilliğime vermenizi peşinen rica ediyorum. Ben bu ”El” Arapça harfi “tarifinin” anlamının içinden oldum, olası çıkamadım! Anlatayım:
         EL=Arapça harfi tarif olup kelimenin anlamını belirtir. Örnek benden: Tayyip, El Tayyiban! Gibi.
Türkçede özel isimlerle cins isimlerde ve Arapça tamlamalarda rastlanır. Çok defa da belirtilen ile belirten arasında bulunur, kelime başlarında okunur.
Mustafa Nihat Ozon, Osmanlıca-Türkçe sözlük, s.195
         Türkçe'mizde çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır: ”Kâtip benim, ben kâtibin El ne karışır”! ”Emeviler ve Abbasiler, Türk ellerinde/İllerinde/Müslümanlık ve Allah adına sayısız Türk kıyımı yapmışlardır!”
         Bir Devlet büyüğümüz, örnek vermek gerekirse, Sayın Özel Paşamız: ”Pkk’nın çekilişine dair elimizde bilgi yok!” Demektedir.
Benim bildiğim, bilgi elde değil beyinde ve vicdanımızda olur.
Bay Recep Erdoğan, Erbakan ve Afganlı Hikmetyar’dan bir El aldı, elini tutan yok!
Herifçioğlu bir el poker oynadı parayı alıp ta götürdü.
Bir el bezik oynadım, ustalığımı gösterdim.
         Bir vatan haini yobaz, ”Atatürk devrimi denildiğinde,” ”Din elden gidiyor!” Diye böğürmektedir.
Ulan çağdışında yaşayan yaratık, din elimizde midir!
”Vatanımız elden gidiyor!” Vatan benim içimde, ruhumda ve ulusal vicdanımdadır.
Onu korumak için beynim ve elimde silahlarım vardır.
Sizler ne diyorsunuz sayın seyircilerimiz!

13 Mayıs 2013 Pazartesi

1037/ÖZGÜR SURİYE ORDUSU=PARALI ULUSLARARASI KATİLLER SÜRÜSÜ!

                   T.C.
         OSMAN TÜRKOĞUZ
         T.C.osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;13 Mayıs 2013

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU=                                                                                   PARALI ULUSLAR ARASI KATİL SÜRÜSÜ!
             İngiltere Başbakanı Sir Winston Churchill’in Yenice İstasyonunda sabah rüyası?”Acaba;Osmanlı İmparatorluğunun hüküm sürmüş olduğu eski topraklarda bir Türk İmparatorluğu kuramaz mıyız!”Bu rüyanın gerçeğe yansıtılması düşüncesini Büyük Devlet Adamı Rahmetli  İsmet İnönü yutmamıştı.Ama,bu zokayı Bay Recep Tayyip Erdoğan bal gibi yutmuştur.Bir blöf ve bir tertip ile Suriye’nin yıkılacağına inandırılmıştır.Bir sürü vatan haini çeteye de ülkemizin kapılarını ve olanaklarını açmıştır.Javaharral Nehru’nun kızı İndira Gandi’ye hapishaneden yazdığı bir mektubu okumaya ne dersiniz?
         “Atatürk, günümüzün en büyük lideridir.Her tarafı düşmanla çevrili ,yıkık bir imparatorluktan,yepyeni bir cumhuriyet yarattı.En önemlisi,sınırlarında hiçbir düşman ülke bırakmadı,dost devletlerle çevrili bir Türkiye bıraktı.”Amerika’ya güvenerek komşularımla yaratacağımız düşmanlık Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı devletinin içine düşmüş olduğu acınacak durumlara götürür.Amerika çıkarları gereği Ortadoğu’dan çekip gittiğinde etrafı düşman komşularla çevrili bir Türkiye kalır geride!Türkiye Cumhuriyetinin iğreti büyütülmesi parçalanmayı da birlikte getirir.Delikten süpürülme korkusu içersine düşürülen Sayın Bay Recep Beyimiz Enver Paşa ütopyasına dört elle sarılmıştır.Suriye’yi yıktıktan sonra,içeriye bir Fatih olarak dönme arzusu Türkiye Cumhuriyetini çok küçültücü durumlara düşürmüştür.Suriye uçağımızı düşürmüş,polisimize ve askerlerimize saldırılmış,bombalar patlatılmış,milli içkimiz olan ayranlarımız hâlâ kabarmamıştır.Bir devlet adamının ve ona akıl verenlerin biraz devletler hukukuna ve stratejiye vakıf olması gerekmektedir.Suriye devleti,Türkiye Cumhuriyetinden sonra Laik bir Arap ülkesidir.Rusya’nın da Akdenize açılan tek kapısıdır.Arkasında;Çin Halk Cumhuriyeti,İran ve Kuzey Kore vardır.Lazkiye limanında demirli bulunan üç Rus gemisi dünyanın en modern savaş gemileridir.Suriye Cumhurbaşkanı Esad son seçimlerde halkın ezici desteğini almıştır.Özgür Suriye Ordusu uluslar arası çetelerden oluşmaktadır.Türkiye Cumhuriyetine sığınan Suriyeliler,para ile vatanlarına ihanet eden hainlerdir.Sayın Bay Recep Beyimiz sayesinde,Türkiye çetelere kucak açmıştır.Dünya siyasetinde tökezleyen Amerika Türkiye’yi bir bataklığa çekme derdine düşmüştür.Amerika’nın ve İsrail’in teknik desteği ile Türk Silahlı Kuvvetleri iğdiş edilmiştir.Rus silahları ve teknik desteği ile donanımlı Suriye’de çok zor durumlara düşebilir.Suriye Devleti can havli ile Ülkemize karşı her türlü silahını kullanabilir.

1036/ANAYI VE BABAYI KURBAN ETMEK!

                        T.C.
    T.C.OSMAN TÜRKOĞUZ
     İzmir;12 Mayıs 2013

                        ANAYI VE BABAYI KURBAN ETMEK!
         Onbir yaşlarında,başı sımsıkı örtülü bir kız çocuğu elindeki bir pankart ile basınımıza poz vermiş:”Anam,babam sana kurban olsun ya Muhammet!”Resmin altında da bir sunum yazısı var:
         “Ey Türkler, Müslümanlık olmasaydı siz bir hiçtiniz!”Bu sunumu dinleyenlerde çıt yok! Bu yazılanda ve sunumda iki büyük yanlış var. Önce,Mustafa Kemal’in Türk öğretmenlerinden istediği bir ulusal isteğe bir göz atalım:
         “Öğretmenler;Cumhuriyet sizden Fikri Hür,Vicdanı Hür,İrfanı Hür yeni nesiller ister!”
         Müslümanlık ve Müslümanlığın dayanmış olduğu Ganimet/Yağma ve Talan/düzeni ve Türkler olmasaydı Araplar çölde kaybolan ırmaklar gibi eriyip gideceklerdi.Arap kırımları ve zulmü sayesinde Müslüman olan biz Türkler,Ümmetçilik batağında boğularak Araplaştırıldığımızın hâlâ farkına varmış değiliz.Müslüman olmadan önce;ütüyü ve kıymetli kumaşlarla duvar kaplamasını,kayak sporunu,ata rahat binmek için özengiyi,ağaç kalıplarla yazı çoğaltmayı biz Türkler bulmuştuk.Oğuz töresine göre de evli bir Türk erkeği eşinin Dokuz adım gerisinde yürümek zorundaydı.Türk kadın ve kızları askerlik dahil her türlü devlet işlerinde görev yapmaktaydılar ve tek eşlilik vardı.Kağan eşi ile birlikte,tüm kararnameleri imzalamak zorundaydı.Ebu Fazlan,Ebu Dülef ve İbni Batuta’nın anılarını okumamız yeterli olur sanırım.
         Biz Türklerde Ana ve baba çok kutsal varlıklardı. Sümerlerde Anasına ve Babasına hürmet etmeyen çocuklar köle olarak satılmaktaydı.
         İnsanların korktukları doğa olaylarından korunmakve metafizik güçlerden yardım dilemek için insanları kurban ettiklerini bilmekteyiz. Meksika’da Azteklerin her sene Yirmibin genç esiri Tüylü Yılan tanrısı Quatzeguatl’a kurban ettiği de tarihi bir gerçektir. Müslümanlıktan sonra bile;Nil nehrine genç kızların kurban edildiğini de bilmekteyiz.Yahudi ve İslam inancına göre de Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i tanrısına kurban ederken gökyüzünden gözleri bağlı bir koç indirildiğine inanılmaktadır.Neden gökyüzünden?Tanrımız gökte bir mekanda mı oturmaktadır!1732 senesinde;Fransız Papazı Rahmetli Jean Mesliere,Le bon Sens/Aklı Selim/adlı bir kitap yazarak,gökten inen nesneler yerden yükselenlerin geri dönüşüdür! Demekteydi. Hz.İbrahim/Abraham/oğlunu kurban edecekti.Ama anasını ve babasını ölmüş bir kişiye kurban olarak adayan tek kız çocuğu Laik Türkiye Cumhuriyetinden çıkmıştır.Ben,dehşet içersinde kaldım!Ya siz,Sayın Seyircilerimiz?

28 Nisan 2013 Pazar

1036MENİ MÜSKİRAT KANUNU!



OSMAN TÜRKOĞUZ

7 Şubat 2011 Pazartesi/28 Nisan 2013,tekrar

İleti yazımla birlikte:İçki içenler,her türlü suçu da işlermiş!Suudi Arabistanlı bir İmam,Beş yaşındaki öz kızının ırzına geçerek,cinsel organını da dağlayıp öldürdüğünde içkili miydi?Deniz feneri Soyguncuları,içkili olarak mı Müslüman türk kardeşlerini soymuşlardı!Elif sucuklarına eşek eti içkili olanlarca mı karıştırılmıştı!Sayın Bay Recep Beyin,Onyedi yaşındaki Büyük oğlu,ehliyetsiz olarak anacığının Mersedesi ile bir Hanım şarkıcımızı /Rahmetli Sevim Tanürek’i/ezerek öldürdüğün de içkili miydi!Hem Osmanlıya âşık,hem de içki ile savaşmakta.Hadi canım sende!

280-MEN'İ MÜSKİRAT KANUNU.

OSMANTÜRKOĞUZ osmanturkoguz@hotmail com
İzmir;07 Şubat 2011.
MEN’İ MÜSKİRAT KANUNU!
Kanunun kabul tarihi:14 Eylül 1920.
Kanunun numarası:22.
Bugünleri görerek bu yazımı yayınlamıştım.Bir arkadaşım bu konuda fikrimi sorduğunda da arşivden bu yazımı çıkartarak adresine ilettim:Sayın Bay Recep Beyimiz Lord Jimliğe soyunmuş!Karıştırmadığı geleneklerimizi bırakmadı.Hem Osmanlılığa özenir,hem de meyden uzak durdurmak kavgasını verir!İçki,dost ve yarenlerle içilir,salatalıklarla içilmez.Bu beyanların sonunda,içki yasağı da gelecektir.Hırsızlık,Rüşvet,Devlet malını çalmak,cinayet,oğlancılık ve kadına şiddet dinimizce de yasak ve günahtır!Bu konularda yasakları ve dahi günahları dinleyen var mıdır?Türk ulusu ile iddiaya girmek bence saftoronluktur!Ayranın içine rakısını döker de yine içer!Amerika’daki içki yasağı Mafyayı yaratmaktan ve içki kaçakçılığından öte geçememişti.Yasak gelirse seyreyleyin yeni sektörleri!Yasağın müeyyidesi şeri hukuka göre mi olacaktır dersiniz!
“Politikacılar gelecek seçimleri, devlet adamları da gelecek nesilleri düşünürler. “ Profesör Dr.Maurice Duverger.
Çoğumuzun unutmuş olduğunu, TAKSİM ANKETLERİNDE öğrendiğimiz Ulusal tarihimizi yeniden yazmak bana çok acı vermektedir.23 Nisan 1920’tarihinde kurulmuş olan TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ, ülkemizi iç ve dış düşmanlarımızdan kurtarma savaşının yanında, bizlere bugün çok garip gelecek öyle konularla uğraşmıştır ki; oysa bu konular TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN tam bağımsızlığının işaretiydi.
İçki yasağı tartışmaları Amerika’da 1840’lı yıllarda kiliselerin baskısı ile başlamıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında da ünlü İÇKİ YASAĞI yasalaşmıştı. Bu yasak çok köklü kötülükleri de beraber getirmişti. Kaçak içki üretimini, içki kaçakçılığını, içki satışlarını düzenleyen yer altı çetelerini yaratmış, Meksika’nın da içki kaçakçılığından zengin olmasına yaramıştı. Ünlü Dillinger de bu yasağın en kanlı bir örneğini oluşturmuştu.
Ülkemizde de, bu yasağın yasalaşması dini çevrelerimizle çok istenildiği halde bir türlü gerçekleştirilememişti.
Topal Osman tarafından boğdurulan Giresun Mebusu Ali Şükrü Bey, İngiltere’de okumuş bir Aydın olmasına rağmen içkinin yasaklanmasının, halkın doğal hukukuna dayalı bir hakkı olduğundan söz ederek bu konudaki kanun teklifini TBMM’sine sunmuştu. ALİ Şükrü Beyin niyeti “Men’i Müskirat Kanununu” ŞER’İAT HUKUKUNA GÖRE DÜZENLETTİREREK, TBMMEÇLİSİNE ŞER’İAT YOLUNU AÇMAKTI.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE, İlk defa İlericiler ve muhafazakârlar birlikte hareket ediyorlardı. İlericiler, Gayrı Müslimlerin ellerinde bulunan içki üretim tekelini ve içki üretme sanayini kapatmak istiyorlardı. Gericiler de Şer’iat esaslarının uygulandığı bir Men’i Müskirat kanununun çıkartılması peşindeydiler.
Kur’anı Kerimin 16’ıncı EN-Nahl suresinin 67’inci ayetinde şarap serbest bırakılmıştı. El-Maide suresinin 90 ve 91’inci ayetlerinde de içki içmek-şarap- yasaklanmıştı. Sebep te Hz. Hamza’nın Hz. Ali’nin develerinin ayaklarını bir Fahişenin istemesi üzerine,sarhoş olarak kesmesiydi! İçki içenlerin de dayandıkları bir ayet vardı:”İçkiliyken—Sarhoş iken-namaza durmayınız-- İslam Hukukunda belirtilen bazı suçlar için Kur’anda belirtilmiş değişmez cezalar vardır. Bu değişmez cezalara” Hadd”denilir. Hamr –içki içmek-suçu Kur’anda yok iken sonradan kabul edilmiştir. Cezası da (80) sopadır! Dinci kesim, inatla bu sopa cezasının da ASLİ ceza olarak verilmesi için adeta meydan Muharebesi vermişler, teklif üstüne teklif getirmişlerdir. Bir ara içki yasağının gayrı Müslimlere de uygulanması kabul görmeyen bir teklif olarak TBMM’sine getirilmiştir.(80) sopa cezasının insan onuru ile bağdaşamayacağı fikri de savunulmuştur. Maliye Vekili Rahmetli Ferit Tek Bey’in:”Bu kanunun kabul edilmesiyle, Hazinemiz (1.000.000)Liralık bir gelirden mahrum edilmiş olacaktır!” Savunması da, kanunun çıkmasına engel olamamıştır.
TBMM’Sİ Reisi Mustafa Kemal’in:”Bu bunalımlı günlerde nelerle uğraşıyorlar!” Diye söylendiğini E.General Ali Fuat Cebesoy anlatmıştı. Mayıs 1920’de TBMM’SİNE sunulan, DÖRT senelik ömrü olacak olan bu teklif, Uzun müzakere ve tartışmalardan sonra, aşağıda yazıldığı gibi” Men’i Müskirat Kanunu” olarak kabul edilmiştir:
“Memaliki Osmaniye’de her nevi müskirat imali, füruhtu—satışı—ve istimali yasaktır. Aykırı hareket edenlerden müskiratın beher kıyyesi---Okkası—için (50) Lira para cezası alınır ve elde edilen müskirat imha olunur.”
“Alenen içki içenler veya gizli olarak içip sarhoşluğu görülenle, ya haddi şer’i(80) değnek veya (50) liradan (250) liraya kadar para cezası veyahut (3) aydan (1) yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Resmi sıfatı olanlar da memuriyetten çıkarılır, bu husustaki hükümler kabili itiraz İstinaf ve temyiz değildir. Mevcut içkiler için iki ay süre verilmiştir. Yoksa alet,edevat gibi bunlar da müsadere edilecektir.”
“Tıpta kullanılacak ispirto için, düzenleme getirilecektir.”
Yeni Men’i Müskirat Yasasına asli ceza olarak hiç olmazsa,(80) değnek, ya da içki mahallinde falaka cezası konulmalıydı. TARİKATLAR BU KADARCIK BİR CEZAYI NEDEN DÜŞÜNEMEMİŞLER DE (1)



1035/USA'YA GÜVENİLMEZ!



                   T.C.
         OSMAN TÜRKOĞUZ
         T.C.Osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;28 Nisan 2013
         “Atatürk,günümüzün en büyük lideridir.Her tarafı düşmanla çevrili yıkık bir imparatorluktan,yepyeni bir cumhuriyet yarattı.En önemlisi,sınırlarında hiçbir düşman ülke bırakmadı.Dost devletlerle çevrili bir Türkiye bıraktı.”Mustafa kemal’in ölümü üzerine,Javaharral Nehru’nun cezaevinden kızı İndire Gandi’ye yazmış olduğu mektup.
         “Biz,Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en güçlü devletlerini dize getiren bir büyük devlet olarak tanıdık.türk milletinin emperyalistlere karşı verdi mücadeleden ilham aldık.Fakat Atatürk öldükten sonra Türkiye küçük bir Balkan devleti derecesine düştü!”Mahatma Gandi,Ergün Poyraz,İplikçi s.43.
                            “ABD’YE GÜVENİLMEZ”
         “MUSUL’A GİRECEKTİ ÖZAL’I DURDURDUM!
                                      Ahmet Kenan Evren!
         20Şubat 1998 tarihli Hürriyet gazetesinde, Sayın Mustafa Sarıipek’in, Marmaris’te oturan Bay Ahmet Kenan Evren ile yapmış olduğu bir söyleşisi yayınlanmıştı.
         “ABD’NİN 1890’lardan bu yana, bölgeden bir Kürt devleti kurulmasını istediğini ileri süren Kenan Evren, şunları söyledi:”Bugün Irak’ın bütünlüğüne sadığız. Kürt devleti kurulmasını düşünmüyoruz.1991 körfez krizinden sonra pekâl3a 36.Paralelin yasaklanması ile orada fiilen bir Kürt devletinin kurulmasını sağladılar. İsmen yok ama fiiliyatta var.Bunun için büyük devletlere güven olmaz.İsmet İnönü’nün büyük bir lafı vardır,her zaman onu söylerim:”Büyük devletlerle bir yerde olmak ,aynı yatakta kurtla yatmaya benzer;”bu kadar tehlikelidir.”Evren 1991 yılındaki Körfez krizi sırasında kendisi Cumhurbaşkanı olsa nasıl bir politika izleyeceğine ilişkin soruya ise”Çekiç Güç’e karşı çıkardım.Hep söyledim.Yapacaksak biz yaparız.biz o kadar güçsüz bir ülke miyiz?O zaman işte böyle bir müsaadeyi verdiler.Bir kez verip bir de uzattınız mı,ondan sonraki uzatmalara karşı çıkamazsınız.Kaç sene devam etti.Buna karşı çıkardım ama engelleyebilir miydim ayrı mesele” yanıtını verdi.
         “Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan evren,1991 yılındaki Körfez krizi sırasında Turgut Özal’ın Musul ve Kerkük’ü almayı planladığını belirterek;”oraları bize vermezler”,dedim. Özal’ı ben durdurdum!”Dedi. Marmaris’in Armutalan beldesindeki evinde,Kanal D’DE bu akşam saat 23,30’da yayınlanacak durum programı yapımcılarını ağırlayan ve soruları yanıtlayan Evren,ilginç açıklamalar yaptı.Körfez’de sıcak saatlerin yaşandığı 1991 yılında,Turgut Özal’ın kendisine bayram ziyaretinde bulunduğunu belirten evren,şöyle dedi:”O dönem Cumhurbaşkanı değildim.Ziyaretime gelen Özal’ın yanında bazı kişiler vardı.”Efendim”,dedi.”biz Irak’a girsek nasıl olur? Musul ve Kerkük’ü alabiliriz!”Ben de ona,”sakın ola ki böyle bir şey yapma. Böyle bir bataklığa girerseniz, Arap âlemini de karşınıza alırsınız.dedim.Arap ülkeleri bizimle dost ama karşımıza dikilirlerdi.Irak’ın yaptıklarını tasvip etmeyen ülkeler dahi bize cephe alırlar.Kaldı ki orayı bize vermezler.Boşuna bir sürü kan akmış olurdu.”Evren,Batı’nın Sevr’i hiç gündemden düşürmediği görüşüne genelde katıldığını belirterek ,”Sevr’in hortlatılmak istendiğini ben de devlet başkanlığım döneminde dile getirmiştim.Hem Kürt devletinin kurulmasını,hem de kuzey bölgemizdeki üç vilayetimizin verilmesi konusunu zaman,zaman dile getirmişlerdir.Şimdi de yine aynı şeyler gündemde.Fakat bunu gerçekleştiremezler.”Dedi.
                         Konuklar
         Bu akşam yayınlanacak durum programında ayrıca Saddam’ın eski İstihbarat Başkanı General Vefik Samarai de katıldı.Samarai,Güneri Cıvaoğlu’nun sorularını Londra’da yanıtladı.
Programa dönemin Başbakanı Yıldırım  Akbulut,emekli Büyükelçi Mustafa Akşin,emekli Korgeneral Hasan Kundakçı da katılacak.”
         Sayın Bay Recep Beyimiz de heman Suriye’ye girecekti. Irak’a ve Suriye’ye girersek ne olurdu?Bunun yanıtı Lozan barış antlaşmasında saklıdır.Lozan barış Antlaşmasına kısa da olsa bir göz atmakta yarar vardır:
         Madde1-“İşbu andlaşmanın yürürlüğe konulması ününden başlayarak,bir yandan Britanya İmparatorluğu,Fransa,İtalya,Japonya,Yunanistan,Romanya,Sırp-Hırvat-Sloven devletleri ve öte yandan Türkiye ve onların uyrukları arasında barış durumu kesinlikle yeniden kurulmuş olacaktır.
         Taraflar arasında resmi ilişkiler kurulacak ve onların toprakları üzerinde diplomasi ve konsolosluk memurları, yapılacak özel anlaşmalar bozulmaksızın
,devletler hukukunun genel ilkeleriyle belirlenmiş haklara sahip olacaklardır.”
         Bu andlaşma ile Türkiye Devletinin sınırları belirtilerek garanti altına alınmış,Türk devletinin tüm haklarının tapusu garantili olarak alınmıştır.Ve bu haklar ve sınırlarımız akit devletlerin ve müşahit devletlerin garantisi altındadır.
         Peki,Türkiye Cumhuriyeti bir emri vaki yaratarak toprak kazanmak amacı ile bu andlaşmaya aykırı olarak tecavüzde bulunursa,diğer devletlerin bu andlaşma nedeniyle askıya alınmış olan Türkiye üzerindeki hakları da ileri sürülemez mi?Bu tecavüzler de hak kazanmış olamazlar mı?Sırça köşkte oturanların komşularının evlerini taşlamaları aptallığın ve uşaklığın eseridir!
                                                                   

  


26 Nisan 2013 Cuma

1034/ALAN HAKİMİYETİ!





                                   T.C.
                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                        T.C.osmanturkoguz@gmail.com
                        İzmir;25 Nisan 2013
                İleti yazımla: TC. OSMAN TÜRKOĞUZ;SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNİ ALANLARA HAKİM OLDUĞUMUZ İÇİN KAZANMIŞTIK.RUSLAR DA HATLARDA SAVAŞAN ALMANLARI ALAN HAKİMİYETİ NEDENİYLE YENMİŞLERDİKOMUTANLARIMIZ SAVAŞI SINIRDA SÜRDÜREREK GERİ ALANLARI İHANETLERE AÇIK BIRAKMIŞLARDI DA!        
                        ALANLARA HÂKİM OLMAK!
            Her sahada,ille de terörle mücadelede;Alan Hakimiyetini yitiren orduların, ulusların,hükümetlerin,devletlerin ve dahi politikacıların sonu yıkılmaktır!”Ostüzü.

25 Nisan 2013 Perşembe

1033TEK SEÇENEĞİMİZ,YALINIZ TÜRK VE TÜRKLÜK!



                        T.C.
            OSMAN TÜRKOĞUZ
            T.C.osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir; 23 Nisan 2013

                        TEK SEÇENEĞİMİZ 
                                           YALINIZ
                                               TÜRK VE TÜRKLÜK!

“Atın üstündeki TÜRK değilse yüktür!”
                                                              Avşar Türkmen.
“Atın üstündeki TÜRK değilse at onu zaten sırtının üstüne yere atar, kendisi de kahrından ölür!”
                                                           Ostüzü.
                                   “Osmanlı Devletin dini İslamdır!”1876 Anayasası
“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dini İslam’dır!” 1924 Anayasası         
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti Laiktir!”  Mustafa Kemal Devrimi Anayasamız. 
“Türk-İslam Sentezi! Bulandırma!
“İslam-Türk Sentezi”!İyice sulandırma!
“Tanrı dağı kadar Türk-Hira dağı kadar Müslüman!”
“Dinsiz devlet olmaz! Ümmetçilik ve Şeriatçılık!“ 

            Bir toplum tarihsel kimliğini değiştirmeye görsün sonunda kimliksizlikten mutlaka yıkılır. M.S:555’te Kök/Gök/Türk sıfatını alan Oğuzun bir boyu, diğer Oğuz Boylarının da bu sıfatta birleşmesine örnek olmuştu. Osmanlı,”kavm’iNecib’iArap”türküleri söylerken Aksak Temur Han da Türklüğü ile övünmekte ve gurur duymaktaydı. Firdevsi’nin mezarı başında,”Kalk ta aşağıladığın Türk’ü gör!”Demişti ve ulusların en eskisi ve en şereflisi olan Türk’ün Başbuğu olmakla övündüğünü de dünyaya duyurmuştu. Buyursunlar yeniden okusunlar:
            “Türklüğü yüceltmek için yaşa! Türk’e kılıç kaldıran eli kes!”,
            “Biz ki, Melik’i Turanız. Emir’i Türkistan’ız. Biz ki, Türkoğlu Türküz. Biz ki, ulusların en kadimi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!”09Nisan 1336/1405.Burada yalınız Tanrı Dağı vardır! Osmanlı Türklüğünü yitirdiği için yenilmiş ve tarihin çöplüğündeki yerini almıştı.
            Birinci Selim, Şah İsmail’e”ben Beyazıt Han oğlu Yavuz Sultan Selim Hanm! Sen ki eşek Türk!”  Diye mektup yazıyordu.
            Büyük Selçuklu Devleti Arap ve Acem ekseninde Türklüğünü yitirerek yok olmuştu. İplikçinin oğlu,ölümü1111,İhya’u ulum’iddin adlı, islam dinini şekle bağlayan, Farça eserini Sultan Sencer’e sunmuştu. Anadolu Selçuklu Devleti de aynı hataya düşerek Acemleşmişti. Yunus Emre Türkçe şiirler yazarken, aynı çağın Mevlana’sı da Farsça kitaplar yazmaktaydı. Sultan adları bile Farsça idi, O dahi Anadolu Türklüğünün karşısında tutunamayarak yıkıldı.
            Türk ve Oğuz geleneklerine göre kurulmuş olan Osmanlı Devleti de din adamlarının ellerine düşerek Araplaşmıştı. Araplaşma Ümmetleşme olarak sunulmuştu. Türk ve Türkçe dışlanmış, kelime salatası Farsça ve Arapça karışımı bir dil yaratılmıştı. Aydın ve din adamları sınıfı saraydan yana olmuş, Türkçe de Türk halkına bırakılmıştı. Devlet yönetiminin politikası da din adamlarının fetvalarına dayandırılmıştı. Pozitif ilim kapıları kapatılmış, Türklerin şanlı tarihleri de unutturularak Arap masalları tarih diye ortaya konulmuştur. 19’uncu asrın ikinci yarısından sonra; Türk aydınları halkımızı uyandırma savaşına girmişlerdi. Osmanlının egemenliği altındaki ulusların Fransız devriminin getirmiş olduğu Milliyetçi fikirlerle şahlanarak bağımsızlıklarını kazanmaları Osmanlıyı uyandıramamıştı. Türk ve Alevi düşmanlığının, Osmanlının devlet politikası olması sürdürülmüştü. Medrese ve dini eğitim yeterli sayılmış, halka iki şekle inilmişti: Vergi ve asker almada ve Halk ayaklanmalarının bastırılmasında. Osmanlı silahlı kuvvetlerine dayanarak halkla iletişim kurmuştu. Halkın derdi ile de ilgilenmek yerine açlıktan ve soygunlardan ayaklanan halkın karşısına silahla çıkılmıştı. Makbul İbrahim Paşa, Anadolu’daki yangına neden olan Osmanlı yöneticilerini öldürtmüştü. Orduya güvenmek Türkiye Cumhuriyetine de miras olarak geçmişti. Rehavet içindeki aydınlarımız ve derin uykulardaki halkımız”hep ordumuza güvenmişti!”Komutanlarımız da aynı hataya düşmüşlerdi. Mustafa kemal,”   Vicdanı hür, İrfanı hür, Fikri hür!”Nesiller yetiştirilmesini isterken ve miras olarak ta Akıl ve İlimi bırakmışken çağ dışı eğitim yapan ve uygarlaşmaya da düşman olan nesiller yetiştiren öğretim ve eğitim kurumlarının açılmasına ses çıkartılmamıştı. Benim Nurculuk adlı kitabımdan bir belgeyi sunmak istiyorum:
            “Hürriyet Gazetesinin 14 Kasım 1996 tarihli sayısında; Yeter Söz Milletindir köşesinde, güzel bir yazı yayınlanmıştı.15 Kasım 1996 tarihli sayısında da aynı köşede bir düzeltme ile işin aslı meydana çıkmıştı:
            “İmam-Hatip açma rekortmeni Demirel!”
            “Gazeteci Mehmet Ali Kışlalının, İmam-Hatip Liseleri konusunda Kenan evrene yönelik açıklaması üzerine, askeri dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam aradı. Sağlam, Kışlalının kendi görüşlerini yansıttığını, ama gerçeklerin böyle olmadığını söyledi. Bize verdiği tabloda en çok İmam-Hatip Lisesinin Demirel’in başbakanlıklarında açıldığı ortaya çıkıyor. Evren’in”bizim dönemimizde bir okul açtık” demesinin de doğru olmadığını belirten Sağlam, askeri dönemdeki İmam-Hatip Liseleri ile ilgili şu bilgileri verdi:                                                        
     “Elimde DİE’den derlenmiş bilgiler var. Bizim dönemlimizde imam hatip liselerinin açıldığına ilişkin gerçek şudur: 12 Eylül’den 11 Aralık 1983’e kadar görevde kaldık. 12 Eylül’e kadar 374 İmam Hatip Lisesi açılmıştı. Göreve başladığımda bir sürprizle karşılaştım; çünkü önümde geçmiş hükümetin 7.1.1980’den 9,9.l980’e kadar açma kararı verdiği 34 imam hatip lisesi daha vardı. Çoğunun temeli 1971–73 yıllarında atılmış, izin bekliyorlardı. Sayın Demirel, biz gelmeden önce bunların açılışına izin vermiş. Ancak, ben bunları ortaokul düzeyinde bıraktım, kadrolarını alarak, faaliyetlerini “durgu” hale getirdim. Olanlar biz gidince oldu. Evren’in sözünü ettiği bir imam hatip lisesi açılması da -Valinin önerisi üzerine Özal’ın yeni gelişiyle oldu. (Tabii Evren, cumhurbaşkanıydı.) Bizim dondurduğumuz 24 lisenin faaliyetine de, Özal’ın Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler izin verdi. Gerçek budur.”
                 “İmam-Hatip Liselerini kim açtı?”
  1951-Ali Adnan Menderes 19
1962-1963 İsmet İnönü 7                                                              
1965-1971 Süleyman Sami Demirel 46
1973-1978 S.S.Demirel, N.Erbakan, A.Türkeş 233
1978-1979 Ali Bülent Ecevit(Azınlık)  4
1979-1980 S.S.Demirel(Azınlık)     36(34+2)  
1984-1989-Turgut Özal 44
1989-1991-Yıldırım Akbulut-Yılmaz 23
1991-1992-S.S.Demirel, Erdal İnönü 12
1992-1995 Tansu Çiller 130
Toplam:583
            Süleyman Sami Demirel; Laikliğin koruyucusu olarak bir üniversitemizden onur doktoru payesini almıştı!”Osman Türkoğuz; Akla,Bilime,Dine ve insan onuruna ters bir yaklaşım:Nurculuk,s114.
            Rahmetli İsmet İnönü’nün, Tabii Senatör Osman Köksal’a” Sayın Köksal, Devlet memuriyetlerine İmam-Hatiplilerin yerleştirileceğine dair sözler geliyor.Senin kulağın deliktir,Sayın Cevdet Sunay’ı bi yokla!”Demesi üzerine Cumhurbaşkanı Emekli Orgeneral Cevdet Sunay’ın huzurlarına varan Osman Köksal,doğrudan konuyu açtığın da Cevdet Sunay birden canlanarak:”Osman,tüm devlet memuriyetlerine imam-Hatip mezunlarını getirerek,rüşvetin,hırsızlığın ve haksızlıkların önüne geçeceğiz!”Buyurur.Osman Köksal duyduklarını İsmet İnönü’ye açıkladığında;O büyük devlet adamı ellerini dizine vurarak:”Eyvah bunda da hayır yokmuş!”Diye feryat eder.
            Gericilik olanca hızı ile sürdürülürken halkımız” nasıl olsa ordumuz var!”var rehaveti içersinde her gericilik olayına dinidir gözü ile bakmıştır.Komutanlarımız da bir mali hülya içersinde yükselebilme kombinezonlarına ve nutuklarla devrimlerimizi savunma içine girmişlerdir.Mahkeme kararı olmadan türk silahlı Kuvvetlerinden subay ve astsubay kaydı silmek günlük ve olağan hale getirilmiştir.
            14 Nisan 1985 günü 9’uncu jandarma Bölge komutanlığının plan tatbikatına gelen Jandarma genel komutanı Orgeneral Mehmet Buyruk, aynen şu emri vermiştir:
            “Fırsat varken,jandarmada kalmasını istemediğiniz subay ve astsubayların dosyalarını komutanlığa gönderiniz,derhal kayıtlarını silelim!”Tüm plan tatbikatlarının senaryolarını,sorularını,yanıtlarını ve cereyan planlarını bendeniz yazmıştım.Krokilerini sair hazırlıklarını ordonat yüzbaşı İlker Yıldızca yapmıştı.Bölge komutanlığını ziyaret eden Emekli Jandarma Albayı İbrahim Aksoy,o zamanki bölge komutanına:”General olmak istiyorsanız bir subayın solcudur diye kaydının silinmesini komutanlığa öneriniz!”Bölge komutanı J.Alb.Mustafa Gürsel bu öneri üzerine Sayın İlker yıldızca’nın kaydının silinmesini ivedilikle komutanlığa teklif etmişti.Ne Yazık ki o Ağustosta da emekliye ayrılmıştı.Ondan bir sonraki Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Cevat Alpaslan’ın tüm savunmalarına karşın Sayın İlker Yıldızca’nın jandarma ile ilişiği Askeri Şura kararı üzerine kesilmişti.Sayın İlker Yıldızca şimdi Karaburun’da yaşamını sürdürmektedir.Terörle mücadelede,alan hakimiyetini yitiren önce halkın desteğini yitirir,sonra da yenilir!Eski bir J.Komando subayı Ostüzü.
            Komünistlerin acımasızlığa kurban edilen Topçu Yüzbaşısı Soljenitsin’in Çarlık Rus ordusu hakkında bir değerlendirmesi vardır:
            “Çarlık Rus ordusunda en yetenekli bir subay, bir rastlantı sonucu bir Çar generalinin asasına tutunamazsa unutulmuş bataklığında unutulur gider!”Bizde de yükselecek subayların değerlendirilmesi genelde değil de tanıdık çevre içinde gerçekleştirilmiştir.Yalan,yanlış dosyalarla ordudan kaydı silinenler,bir güç olarak kendilerini ekarte edenlerin karşısına dikilmişlerdir.Yargısız infazları yapanlar da aynı çarkın dişlileri arasında öğütülürler!
         Hemen, hemen tüm silahlı kuvvetlerde,Yunanistan,Fransa,Amerika vd.Genelkurmay başkanlığı sınıf farkı gözetilmeksizin kıdem esasına göre yapılmaktadır.Bir amiral genelkurmay başkanı olduğu gibi,bir havacı da genelkurmay başkanı olabilmektedir.Türk Silahlı kuvvetlerinde genelkurmay başkanları karacı sınıfından çıkmaktadır.Bunun tüm mahsurları ortaya çıkmıştır.Yükselme korkusu ile bildiğini söyleyememek!Karacıların genelkurmay başkanlıkları ülkemizi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini bugünlere getirmiştir.   Sistem ivedilikle değiştirilmelidir!GENELKURMAY Başkanlarımız:
            Bütün dünya uluslarında;Havacı,Denizci ve jandarma subaylarının başlarının üstünde kendi akılları ve özgür iradeleri vardır.Tüm Karacı subayların da başlarının üstünde komutanlarının akılları ve mutlak iradeleri vardır.Denize dayalı kültürlerde demokrasi ve özgür irade erken ve sağlam olarak gelmektedir.kara kültürü de kuvveti ve gücü getirmektedir!Bir uyarı yazımı tekrar okuyalım:
                                                                                                
         OSMAN TÜRKOĞUZ                
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;18 Eylül 2012.
         İletme yazım:
                         Hayrette ve Dehşet içindeyim!Sivil araçla nereye Beyler!Dinarın Çölovasında eşkıyaların hüküm sürdüğü bir dönemde;yaşlı bir köylüden yardım etmesini istediğimde şu yanıtı almıştım:"Sayın Komutanım;sizler,gelip geçicisiniz.Eşkıyalarımız bizlerle kalıcı.Siz kanunu uygularsınız;eşkıyalar silahlarını kullanırlar.Size en çok bir kuzu keseriz,kalırsanız altınıza yün yatak sereriz.Eşkıyaların karılarımıza ve kızlarımıza yan bakmasına sesimiz çıkmaz.Ben,Cumhurbaşkanımızın bir ziyafetinde bulundum,en küçük eşkıyaya sunulandan çok fakirdi,kadın bile yoktu.Beni sürekli koru,her türlü yardımımı da al.Siz,daha çok gençsiniz!"
                   ALAN HÂKİMİYETİNİ YİTİRMEK=YENİLMEKTİR.
         Bölücü Terör Örgütü militanları kaç kişilik gruplar halinde dolaşıyorlarsa,mücadele de o miktar askeri güçle yapılmalıdır.Terör Bölgesinde sivil otobüsle asker nakletmek,teröre yem vermektir.Daha önce de minibüslerle korumasız 35 Askerimizin kanına girilmişti. Yalınız Muhkem karakollar kurmak;davul ve zurna ile büyük askeri güçleri mücadeleye sevk etmek zayiat vermek demektir.Önemli olan ALAN HAKİMİYETİDİR!Bendeniz,bunu 14 Nisan 1985’te;Terörle Mücadele konusunda, Konya’da oynadığımız plan tatbikatında en büyüğümüze bile /Jandarma Genel Komutanı Sayın Orgeneral Mehmet Buyruk/anlatamamıştım!Terörist dağda ise,mücadele de dağda sürdürülür.Operasyonla gidip,gelmek mücadele değildir.Alan Hakimiyetini Teröriste bırakmak,halk desteğini de yitirmektir.Bir otobüs dolusu Mehmetçiğimizi de bir teröriste yem vermektir!Saygılarımla.”Yazmış ve yayımlamıştım.
         Gelelim asıl anlatmak istediğim ibretlik konumuza:
         Avrupa’da her hangi bir otele indiğinizde önce bir soru sorarlar:”Q’elest votre nasyonalité=Milliyetiniz nedir?Dinini,mezhebini soran olmaz,isteseler de soramazlar.Bir Fransız Fransızım der.Bir İtalyan da İtalyanım der.Ortaasyadaki Türkler de Kırgızım,Türkmenim, Azeriyem der.Dinlerini söylemek ihtiyacı duymazlar.Bizdeki garipliğe ne buyurulur!Dinler,insanların iç alemlerinin bir parçasıdır ve Tanrıya ulaşma yollarıdır.Hukuk,Ahlak,Örf gibi.”Efendim,bendeniz Atatürkçüyüm ve koyu da Müslümanım!Bendeniz hem Türküm hem de Müslümanım!”Türklük tek başına bir değer taşımıyor mu!İnsanların ulusal nesepleri ilgilendirir diğer insanları.”Efendim;bendeniz her iki âlemde de Türkoğlu Türküm!”Ben,ıslah ve iflah kabul etmez bir Atatürkçüyüm!”İnancım ve inançsızlığım yalınız beni ilgilendirir!Samimi ve dürüst olmak zorundayız.Saygılarımla.
                                                                 

İzleyiciler

Blog Arşivi