15 Şubat 2012 Çarşamba

587/ÖRTME GAYRETİNDEKİ HAİN KADINLARIMIZA!

                                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;15 Şubat 2012.

                                      BAZI SAPIKLAR VE HAİNLER
                                      BOŞUNA GAYRETTESİNİZ!
                   İnternette yayınlanan bir resimde; bazı hainlerimizin Mustafa Kemal’in heykelinin kulaklarını ve burnunu tıkadıkları görüntülendi.
                   Boşuna gayret; yapılanların utançlı ve iğrenç verici hallerini duymasın ve dünyaya yayılan mide bulandırıcı kokularını da hissetmesin amaçlı bir hareket! Bu gayreti bir toplumda yellenen, kendisini savunma gayreti olarak anlamaktayız.
                                     GÖNDERME YAZISI!            
                   Mustafa Kemalimizin heykelinin kulaklarını ve burnunu tıkayarak ihanetin altına yatan yatalaklar! Gerçek Türk Kadınları aç ve açık Ulusal cephelerdeki  yalın ayak savaşan erkeklerine cephane taşırken,Büyük ada açıklarında İngiliz subaylarının altına yatan Sosyete ve Osmanlı Sarayının orospularından farkınız var mı?Saklamaya çalıştığınız kokunuz yellenme kokusu değil,tüm dünyanın burunlarını tıkadıkları  Bokunuzun kokusudur!Bokunuz çıktı,bokunuzu temizleyin bakalım
--
Blog adresim: http://osmanturkoguz.blogspot.com/



586/İNSAN YUTAN KUMULLAR!

                                                                         
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;15 Şubat 2012.

                                      İNSAN YUTAN KUMLAR!
         Fransa’nın kuzeyinde ve Manş denizi kıyı şeridinde bir tür yumuşak ve sulu kumul vardır. Hırsla denize yetişmek için koşan canlıları hemen içine çekmekte; kurtulmak için yapılan her girişim sonunda da ol canlı biraz daha kuma batmaktadır. Dizine kadar kuma gömülen bir insan çıkmak için zorlandıkta tamamen kuma gömülmekte; en sonunda da o insanı kum yutmaktadır.Yardım için bu kumula girenler de yutulmaktadır.
         Sayın Recep Tayyib Erdoğan’ın her yanlış işleminde çıkış için zorlanmasını izledikçe aklıma hep bu kumul olayı gelmektedir. İnsanı o kumluk yere çeken CEHALETİDİR! Bu konuda bilgisi olmadan denize kavuşmak hırsıdır. O badireden kurtulmak için yapılan tüm hareketler de bilgisizliğin ve zorlama ile kurtulunabileceğinin inancıdır. Sayın R.T.Erdoğan ve onun peşinden bu batak kumluğa saplananların sonu da boğulmak olacaktır.
         Şimdi kanun değişikliğine gitmenin de kanunsuzluğun ve anayasaya uymamanın bir ürünü olduğunu söylemek zorundayım. Her kitapçıda satılan küçücük anayasa kitapçığı vardır. Ebadı küçük olsa da içinde yazılanlara uymayanların felaketleri hep büyük olmuştur. Bendeniz bu kitapçığı hep cebimde taşır ve açar, açar okurum. Şu 138’inci maddesini hep birlikte okumaya ne dersiniz?
                            TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI
                                               Üçüncü Bölüm
                                                        YARGI
                   ı.Genel hükümler
                   A.Mahkemelerin bağımsızlığı
                   Madde 138.”Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa ve kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
                                      Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
GÖRÜLMEKTE OLAN BİR DÂVA HAKKINDA YASAMA MECLİSİNDE YARGI YETKİSİNİN KULLANILMASI İLE İLGİLİ BİR SORU SORULAMMAZ, GÖRÜŞME YAPILAMAZ VEYA HER HANGİ BİR BEYANDA BULUNULMAZ.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
         Sayın Recep Tayyib Erdoğan Bey;”Ben bu davanın savcısıyım. Soruşturma nereye kadar giderse, oraya kadar gidilecektir!”Direktif emri ile Anayasamızı ve Yansız olması gereken Türk yargı güvencesini ihlal etmiştir.”Eşekli Adalet”kitabı okunmalıdır!
         MİT Müsteşarı, bir yığın büyük dağlara güvenerek yargıya genelge gönderebilmiştir. Ne kadar tahsilli gösterilse aslına uygun mantığını kullanmıştır.
          Çeka, MVD, NKVD, KGB, Politbüra, GRU ve tüm Rusya’nın erkleri Josef Stalin için çalışmışlardı.Nazi Almanya’sı içinde durum aynı idi. Devletin tüm birimleri bir tek adamın emrinde ve hizmetindeydi.Sonuç!?
          Önceden bir Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti,”Şahıs devletine” dönüştürüldüğü günden beri de tüm devlet erkleri Sayın RTE için çalışmaktadır. Anayasa mı?Hiç bir bağlayıcı ve önleyici  yetkisi kalmamış bir aldatma organı hailinde değil midir?

        
      

14 Şubat 2012 Salı

585/GÜL ORMANI

                                                                        

                   OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir,14 Şubat 2012

                            İNANMAZSAN GEL VE GÖR!
                   Şu kısacık yaşamda sınırlıymış ömürler,
                   Güller solup bitince ölürmüş tüm bülbüller.
                   Bir gül dikip gitmiştin şu sevecen gönlüme;
                   İnanmazsan gel de gör orman oldu o güller.
 

584/ALİ YÜCE'YE ACİL ŞİFALAR.

                                                                 

                     OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;14 Şubat 2012.

                                      ALİ YÜCE’YE ŞİFALAR DİLEĞİMDİR!
         Büyük Şairimiz Sayın Ali Yüce; günümüzde, doğum yeri olan Antakya’da ve ülkemizde pek tanınmaz. Türk dilini bir müçevhever ustası gibi işlemiş olan bu Büyük Şairimizi tanımak onuruna erenlerdenim. Antakya Ticaret Lisesinde birlikte öğretmenlik yapmıştık. O’NUN şiir kitaplarına da sahibim. Ancak, kitaplarımın çoğu ile dört kütüphane kurduğum halde, bana tahsis edilen odamda kitaplarımı üçer sıra dizdiğim için istediğim kitabı bulmakta zorlanmaktayım. O’NUN, hafızamda saklamış olduğum bir şiirini yazdıktan sonra; Yeni Ufuklar Dergisinin Ocak-Şubat 1999 sayısından da alıntılar yapacağım.
                           “Kuyulara doldurdum acılarımı,
                            Kapattım ağzını bin dağ ile.
                            Girmeyin düşüme kanatsız kuşlar
                            Yalnızlığı yurt eyledim kendime.
                            Kanıma karışan senli bir anı
                            Değişmem sensiz bin çağ ile.
                                           ***
                            Yüreğimiz altın bizim, evimiz kerpiç;
                            Ya her gün uğra bize,ya uğrama hiç.
                             Gonca, gonca güllerin,çözülmüş düğmelerin;
                             Bal tutmuş memelerin ilikleme hiç.
         Sayın Ali Yüce; dörtlüklerle de Türkçemizi çok iyi kullanmaktadır:
                            Hem kölelikten kurtulmuş,
                            Hem Atatürk’e düşman.
                            Üzgün Arap olmadığına,
                            Türk olduğuna bin pişman. Günümüzdeki Hainler için bir duru görü.                  “Düşünmek suç, duymak yasak,
                            Atın şu özgürlüğü içeri.
                            Aydınlığı ağzınıza almayın,
                            Cezası var Vallahi.
                   Karanlık satıyor halka,
                   Cennet, cehennem satıyor billahi.      
                                               ***
                            Benim bildiğim uygarlık
                            Silah taşımaz cebinde.
                            İnsan öldürüp kan dökmez,
                            Kan döken uygarlığa uygarlık denmez.
                                               **
                            Altın borsasında Dolar fırlamış,
                            Ucuzlamış pazarda insan kanı.
                            Zamanın sonu neresi, bilen varsa söylesin.
                            Uygarlık ta Müslümanlık ta hani?
                                               ***
                                      DİL SAVAŞLARI!
                            Bir karınca bir dağı
                            Kaç bin yılda deler
                            Sorsam söyler belki ama
                            Ne karınca Türkçe bilir
                            Ne ben Karıncaca.

                            Bir kurbağa bir denizi
                            Kaç bin yılda içer bitirir
                            Sorsam övüne şişine
                            Bağıra çağıra söyler ama
                            Ne kurbağa Türkçe bilir
                            Ne ben Kurbağaca.

                            Bir kaplumbağa dünyayı
                            Kaç bin yılda dolaşır
                            Sorsam küser darılır
                            Sitem eder belki ama
                            Ne kaplumbağa Türkçe bilir
                            Ne ben Kaplumbağaca.

                            Çok acıkmış bir sırtlan
                            Yağda kızarmış bir fili
                            Kaç öğünde yer bitirir
                            Sorsam ağzı sulanacak
                            Söyler belki ama
                            Ne sırtlan Türkçe bilir
                            Ne ben Sırtlanca.

                              Işığı görmemek için
                              Kendi gözünü oyan
                              Ortaçağlı bir Yobaz
                              Öğünde kaç ton Karanlık yer
                              Sorsam söyler mi bilmem ama
                              Ne Yobaz Türkçe bilir
                              Ne ben Yobazca.
                           
                           
                           
                           
                           
                               
        

583/BİR ÇİFT GÖZ OLMAK!

                                                                       
         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@hotmail.com
         Çeşmealtı; 22 Mayıs 2010.
        
                            BİR ÇİFT GÖZ OLMAK!
        
                   SENİNLE BEN,
                   Bir çift göz gibiyiz;
                   Aynı özlemlerle ağlayan,
                   Aynı sevinçlerle gülen.
                   Bir çift göz gibiyiz hep ileriye bakan.
                  Yan yanayız, birimiz kuru çimen yeşili                           
                   Birimiz de yemyeşil,
                   Üzülünce pusluyuz, sevinince ışıl, ışıl.
                   Birbirimizi hiç görmeden;
                   Birlikte güleriz, birlikte ağlarız;
                   Hep umutla güleriz, hep umutla çağlarız.
                   Yan, yana olsak ta ayrı düşmek
                   Kaderimizdir bu ikimizin,
                   Yan, yana olmak mutluluğumuzdur bizim.
                  
                  

582/ATEŞ İLE SU'DAN

                                                                        
            OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@gmail.com
                        İzmir;14 Şubat 2012

                                   “ATEŞ İLE SU’DANBİR BÖLÜM!
                                            (-1)x(-1)=+1 OSTUZU.
                     Bir sevgi istiyordum yüzyıllarca sürecek
                   Bir sevgi istiyordum ağlatıp, güldürecek.
                   Bir sevgi istiyordum ateş gibi, kor gibi,
                   Bir sevgi istiyordum kinleri eritecek.
                  
                   Bir sevgili isterdim yüzü, gözü gülecek;
                   Bir sevgili isterdim yalnız beni sevecek.
                   Bir sevgili isterdim bu vefasız dünyada,
                   Yalnız bana tapacak, yalnız beni bilecek.
                   Bir sevgili isterdim ruhu pırlanta olsun,
                   Öyle bir sevgili ki gönlü benimle dolsun.
                   Uzağında da benim, yakınımda da benim
                   Gecemde, gündüzümde, sevincimde hüznümde
                   Gözlerimde, gönlümde yalnızca benim olsun.

                   Bir sevgili isterdim mühür gözlü tok sözlü,
                   Bir sevgili isterdim sevgisi bende özlü.
                   Bir sevgili isterdim öyle bir sevgili ki,
                   Gönlümle hep nikâhlı,gözlerimle hep sözlü.
                   Bir sevgili isterdim maddeye eğilmesin,
                   Bir sevgili, isterdim başka sevgi bilmesin.

                   Ve onu verdi Tanrı bana can ve gönülden;
                   Çok mutluyum geçmişten, gelecekten ve dünden.
                   Başka bir yol kalmasa yaşamı sürdürecek,
                   Köprü olsun yaşamım, azgın dalgalarına;
                   Ölümlerle ölürüm geçmem onun üstünden.
                   Şimdi uzaklarda O,gönlü burada yatıyor;
                  Güneş olup ufkuma güneş gibi batıyor.

                   Uzaklarda olsa da dert mi uzaklık sanki
                   Gece benle yatıyor, gündüz benle kalkıyor.
                   Gönlümde hep yatıyor, nabzımda hep atıyor,
Kar oluyor üstüme lapa, lapa yağıyor.                                                                             Ay oluyor geceme ışıkların saçıyor,
                  Yıldız  olup göğüme pırıl, pırıl ağıyor.
                   Toprağıma yağıyor, denizime yağıyor,
                   Dudağımdan şiiri, gönlümdeki sevdayı
                   Uzağımda sağıyor, yakınımda sağıyor.

                   Çok geceler göğsünde ateşle yandı başım,
                   Katık oldu özlemle sevgime kanlı yaşım.
                   Bu vefasız dünyada, bu çekilmez yaşamda,
                   Sevgisi can yoldaşım, yüreği can yoldaşım

                   Mutluluk dudağında, gözlerinde gülücük,
                   Her cümlesi şiirdir, konuşması öpücük.
                   Sunar dudaklarından sevgiyi azar, azar,
                   Gözleri destan okur, elleri şiir yazar.
                   Ayrılığı gönlümde binlerce mezar kazar;
                   Azrailim O benim, alın yazımı O yazar.

                   Göstermekten korkarım dosta, düşmana bile,
                   Dostun gözü nazardır, düşmanın gözü nazar.
                   Dal beline sarılıp, sıkıp kırmak isterim,
                   O’nu bana verseydi Tanrı’dan ne isterdim.
                   Bir tek dileğim vardır Tanrımın huzurunda
                   Mezarda olsa bile Onla olmak isterim.
                   Mümkün değilse eğer onun sahibi olmak,
                   Dizlerinin dibinde köle olmak isterdim.

                   Mutlu anılarımı dürer, toplar giderdi,
                   Mantıksal ol ve sabret,her şey vaktinde derdi.
                   Ben camlara dayanıp ağlar iken peşinden,
                   O issiz sokaklarda kaybolup ta giderdi.
                   Zorluklar koparırdı Sarıgüller misali,
                   Zorluklar koparır da beni ondan ederdi.
                   Evlenmeden evliydik, nikâhlanmadan eştik,
                   Milyonlar arasından birbirimizi seçtik.
                   Gündüzleri ağladık,gecelerce seviştik;
                   Şarap yerine sirke, su yerine aşk içtik.
                   Milyonlarca insanın gözüne baka, baka
                   Gece, gündüz bir olduk çağlar boyu seviştik.
                   Ateş dedik, Su dedik, kahrı sevgiyle yendik.


                   Dost dedik,canım dedik,tüm engelleri yendik;
                   Birbirimizi sevdik sevdikçe de özledik;
                   Yaktık ruhlarda beni, benleri biz eyledik;
                   Bende seni ben eyledik,sende beni sen eyledik.
                   Asırlar akıp gitti sevgimizin selinden,
                   Doyumsuz zevkler aldım O’nun ince belinden.
                   Ne acılara düştük dost ve düşman elinden;
                   Sevgimiz kat, kat oldu özlemlerin selinden.
                   Doymadan hep bir idik, iki iken de birdik;
                   Bozmadı hiçbir tasa sevmek kutsal andımız,
                   Ayrılsak ta ne çıkar, sevmektir muradımız.
                  

                   O günlerimizi ben şu şiirde işledim,
                   Anlatmadı bir yürek sevgiyi böyle güçlü,
                  Duymadı hiçbir yürek sevgiyi böyle içli.
                  Yaşam seninle olmak,                                                                          Gerçek, gerçek ve düş, düş,
                  Yanaklarında gülüş, dudaklarında öpüş.
                   Aramızda duygular, iplik, iplik ipince,
                    Cennet odama gelir, sen odama gelince.”
                    Nice bin yıl yaşamak anılarda seninle,
                    Etinle, kemiğinle, dudağınla dilinle.
                    Doğmamış bir ceninin anısını yaşamak,
                    Üzüntüden ölürüm söz buraya gelince.”
                  
                  
                  
                  
                  
                  
                  
                  

581/ERDOĞANI SEVMEK!ALLAHI SEVMEKMİŞ!

                                                                        
OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;13 Şubat 2012.

                   CUMA NAMAZI SONRASI DAĞITILAN KİTAP!
                                      Kişinin kişiliği ve ruh hastalığı;
                                      1-Yüzünde,
                                      2-Dilinin ve kaleminin ucunda,
                                      3-Kelamında saklıdır.
         Denizlili, ruh hastası olduğu yazdığı kitabında açıkça görülebilen, bir kadının yazmış olduğu kitap üzerine de bir yazı yayımlamıştım. Şimdi camilerimizde Cuma namazı çıkışı bu kitap bedava dağıtılmaktaymış. Bakınız bu kitapta ne yazıyormuş. Önce şunu öğrenmek istiyorum: Akıl ve Ruh Hastanelerinde yer mi kalmadı!
        “Recep Tayyib Erdoğan’ı sevmek, Allah’ı sevmektir!
         Bir zaman önce de Aydınlı bir AKP’Lİ: Recep Tayyib Erdoğan’ın son peygamber olduğunu ilan etmişti.Sayın Erdoğan’ın
         Davos’tan “Van Minüt!”dönüşünde de gece yarısı ve İstanbul’da “Son Osmanlı Padişahı” ilan edilmişti.
           Adalet Partisi döneminde de Balıkesir Su İşleri Müdürü,”Kuranda geçen Süleyman, Süleyman Demirel”Demişti. Şimdi, Padişah ve Peygamber mertebelerine yüceltilen Sayın Recep Tayyib Erdoğan’ın Allah! mertebesine yükseltildiğine de tanık olmaktayız.
         Biz, cüzi irade sahipleri, kulluğa varmadan Allahımızı severiz, onun sevgisiyle hiçbir sevgiyi de mukayese etmeyiz Bizi yarattığı ve cümle nimetleri de emrimize sunduğu için onu kutsarız. Hele, hele; Kadınlarımızı başımıza taç yapan, bizleri kulluktan ve cariyelikten kurtararak Türklük bilincimizi ve insan onurumuzu yeniden yaratan Mustafa Kemal’i Türk Milletine ihsan ettiği için de şükür namazlarına yatarız.
         Recep Tayyib Erdoğan’ı sevmek= Allah’ı sevmektir.
         Recep Tayyib Erdoğan sevilmekte=Tanrımızın sevilmesiyle.
         Sevilmeyi çıkartın aradan:
         Recep Tayyib Erdoğan = Allah ile.PS:Ah!Mazhar Osman Ah! Tam sana ihtiyacımız olduğu zamanda, bizleri kimlere emanet ettin de gittin? Ah ki ah, vah ki vah!

İzleyiciler

Blog Arşivi