23 Mart 2011 Çarşamba

338-SÖZSÜZ ZAMAN ŞARKISI

OSMAN TÜRKOĞUZ
Osmanturkoguz@Hotmail.com
İzmir;23 Mart 2011.

SÖZSÜZ ZAMAN ŞARKISI

Antakya’nın solgun akşamlarında;
Yokuştan aşağı iner geçerdin.
Doymamış mutluluklar dudaklarında,
Acı karanfiller gibi açmış;
Eteklerinde binlerce beste, Ellerinde tomurcukları gülün,
Yokuşta başlardı, yokuşta biterdi günün.

Özlemler göz ve göz seni beklerdi;
Köprüden geçince sağa sapardın.
Ağlayan tebessümlerin, gülen gözlerinle,
En içten arzular saman alevi,
Suskun özlemlerle bana bakardın.

Bilirdin, duyardın yürekten yana,
Yaşanmamış olurdu gelmezsen eğer.
Randevusuz bekleyişler seni beklerdi;
Seninle aydınlanırdı günler ve geceler.
Şarkılar, türküler söylenirdi üstüne;
Sahipsiz mutluluklar seninmiş meğer.

Saat bir çeyreğe gelmese derdin;
Gelirdi tıkırtısız.
Bir sızı, bir yürek buruntusu sanki
Sonra; sensizliği başlardı yaşamın yeniden.
Ah! Bir çeyrek olmasa zamanda derdim, olurdu.
O Armutlu Mahallesinde eminim, dur diyebilseydim zamana,
Zaman dururdu.

Belki bir gün, kimbilir belki;
Özlemlerle vuran yüreğim sustuğu zaman,
Köprüden geçeceksin sağa sapmadan.
Karıncalar gibi saracak anılarım seni.
“Aman, sende “diyeceksin ve
Acımasız yollarında yaşamın,
Karıncalarımı eze,eze yürüyüp gideceksin.

21 Mart 2011 Pazartesi

337-FAKİRLERE KAYNAK SORUN DEĞİLDİR.

             
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir; 20 Mart 2011

                                               FAKİRLERE KAYNAK SORUNU MU?

                        R- 10.000.00TL’YE aylığa kaynak sorun değil!
                         R- 5.000TL, Emekli aylığında da sorun değil!
                        R- 25.000 Avroluk iki bina kirasında da sorun yok.                                                              R- Araç, gereç ve gezilerde de sorun yok!
 K- Üniversite Harçları nasıl kalkar! Ödenek yok!
 K- Bedelli askerlik! Parasızlara da HAA!                                                         
R- Halk oyununu! Bizim çocuklara farklı uygulama.
 K- Emekliler için uyum yasası!                                                                          
R- Bırakalım da uyusunlar! Hangi ödenekle!
 K- Aile sigortası,600,00TL.Aylık! R-Ödenek yok! Hangi ödenekle!
 R- Yahu Kemal; Sen Mustafa Kemal misin yoksam? Nedir bu sizlerden çektiğimiz? USA da böyle söyleyo!

                        Birinci Süleyman; şu özelliğinden hatırlayacaksınız: İki oğlunu ve beş torununu boğdurtan, bir oğlunun fücceten ölümüne neden olan, tahtın bir Rus kızından olma Sarhoş Selime, ondan da (19) kardeşini boğdurtan ve (132) çocuk sahibi Üçüncü Murat’a geçmesine neden olan Padişah’ı Zülcelâl!
                        1535 senesinde Bağdat’a bir sefer yapar ve Bağdat’ı İranlılardan alır. Hz. Ali’nin Türbedarı Azeri asıllı, Azeri Türkçesinin en Büyük Şairi Rahmetli Fuzuli (1480-1556)Birinci Süleyman’a ve dahi anın paşalarına kasideler yazar.
                        Birinci Süleyman da Fuzuli’ye Bağdat evkaf gelirinden (9)—Dokuz—Akçelik aylık bağlar. Elindeki Fermanı ile kapı, kapı dolaşan Rahmetli Fuzuli bu maaşını bir türlü alamayınca da Nişancı Celal zade Mustafa Çelebi’ye ünlü şikâyetnamesini yazar. Evkaf memurlarıyla aralarındaki konuşmanın şiirsel bir anlatımıdır bu yazılan:
                        Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar. Hüküm gösterdim faidesiz deyü mültefit olmadılar. Eğerçi zahirde suret’i itaat gösterdiler; ama zeban’ı hal ile cem’i sualime cevap verdiler. Dedim,”ya eyyüh’el eshap! Bu ne fiil’i hata veçin’i ebrudur?”
                                    Dediler: ”Muttasıl bizim âdetimiz budur!”
                        Dedim: “Benim riayetimi vacip görmüşlerve bana berat’ı tekaüt vermişler ki, andan hemişe behrement olam ve padişaha ferağ’ı hal ile dua kılam.”
                                   Dediler: ”Ey! Miskin, senin mezalimine girmişler ve sermaye’i tereddüt vermişler ki, müdam faidesizdir. Cidal edesin ve namübarek yüzler görüp, namülayim sözler işidesin.”
                                   Dedim:  “Beratımın mazmunu ne için suret bulmaz?”
                                   Dediler: ”Zevaiddir, husulü mümkün olmaz.”
                                   Dedim: ”Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?”
                                   Dediler: ”Zaruriyat’ı Astane’den ziyade kalırsa bizden kalır mı?”
                                   Dedim: ”Vakıf malını ziyade tasarruf vebaldir.”
                                   Dediler: ”Akçamız ile satın almışız bize helaldir!”—O zaman da ağyara satış varmış! --Ostüzü.—
                                   Dedim: ”Hisaba alsalar bu sülükünüzün fesadı bulunur!”
                                   Dediler:”Bu hisap kıyamette alınır!”Demek ki hırsızlığa o zaman da dokunulmazlık var imiş! Ostüzü.
                                   Dedim:”Dünyada dahi hisap olunur işitmişiz!”
                                   Dediler:”Andan dahi bakimiz yoktur, kâtipleri razı etmişiz.”
                                   Gördüm ki, sualime cevaptan gayrı nesne vermezler ve bu berat ile hacetim reva kılmağın reva görmezler. Naçar terk’i mücadele kıldım ve me’yus’ü mahrum guşe’i uzletime çekildim.”
                                   Kayseri belediyesinde ve dahi diğer vurgun bölgelerimizde ve “Deniz Feneri “ ve “Kombasan” Din ile aldatmacıları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan soruşturma önergelerinin yanıtı bu şikâyet mektubunda da saklıdır.” Kâtipleri de razı etmek!”
                                   Üçüncü Mustafa’nın “Cihangir”mahlası ile yazmış olduğu manzum şikâyetnamesini yeniden yazmayayım:
                        “Yıkıptır bu cihan sanma ki bizde düzele,”
                        “devleti cerhi deni, virdi kamu müptezele. -Mutluluk kapısında hep müptezeller dolaşır-
                        “Şimdi ebvab’ı saadette gezen hep hezele”
                        “İşimiz kaldı heman merhamet’i Lemyezele.”
                           Efendim; Bu durumları sandığa gömerseniz işte size bol ve daha bol ödenek derim.
                       
           
           
           

                                                      

KAYNAK SORUNUNU AÇIKLIYORUM!

OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@hotmail.com
                   İzmir; 20 Mart 2011

                                   KAYNAK SORUNUN AÇIKLIYORUM!

                        Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal devrim niteliğindeki, Ulusal Pastanın hakkaniyetle dağıtılması programını açıkladığında; AKP’DEN tek bir ses yükseliyor:
                   “KAYNAĞI NEREDEN BULACAKMIŞ!”
         Bu Kemal’ler Çok Kamil insanlar, onların yerine ben yanıt versem:
         “Sizlerin, Deniz Fenercilerinin” ve dahi “Ucuza Kapatıcıların” ve “Hortumcuların ve Tarikatçıların” biran önce çekip gitmeniz en büyük kaynak değil midir?

20 Mart 2011 Pazar

337-FAKİRLERE ÖDENEK SORUNU!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;20 Mart 2011.

FAKİRLERE KAYNAK SORUNU MU?
R-*10.000.00TL’YE aylığa kaynak sorun değil!
R-*5.000TL,Emekli aylığında da sorun değil!
R-*25.000 Avroluk iki bina kirasında da sorun yok!
R-*- Araç, gereç ve gezilerde de sorun yok!
K**-Üniversite Harçları nasıl kalkar! Ödenek yok!
K**-Bedelli askerlik! Parasızlara da HAA! R-Halk oyununu! Bizim çocuklara farklı uygulama.
K**-Emekliler için uyum yasası! R-Bırakalım da uyusunlar! Hangi ödenekle!
K**-Aile sigortası,600,00TL.Aylık! R-Ödenek yok! Hangi ödenekle!
R-*-Yahu Kemal; Sen Mustafa Kemal misin yoksam? Nedir bu sizlerden çektiğimiz? USA da böyle söyleyo!
Birinci Süleyman; şu özelliğinden hatırlayacaksınız: İki oğlunu ve beş torununu boğdurtan, bir oğlunun fücceten ölümüne neden olan, tahtın bir Rus kızından oma Sarhoş Selime, ondan da (19) kardeşini boğdurtan ve (132) çocuk sahibi Üçüncü Murat’a geçmesine neden olan Padişah’ı Zülcelâl!1535 senesinde Bağdat’a bir sefer yapar ve Bağdat’ı İranlılardan alır. Hz. Ali’nin Türbedarı Azeri asıllı, Azeri Türkçesinin en Büyük Şairi Rahmetli Fuzuli (1480-1556)Birinci Süleyman’a ve dahi anın paşalarına kasideler yazar. Birinci Süleyman da Fuzuli’ye Bağdat evkaf gelirinden (9)—Dokuz—Akçelik aylık bağlar. Elindeki Fermanı ile kapı, kapı dolaşan Rahmetli Fuzuli bu maaşını bir türlü alamayınca da Nişancı Celal zade Mustafa Çelebi’ye ünlü şikâyetnamesini yazar. Evkaf memurlarıyla aralarındaki konuşmanın şiirsel bir anlatımıdır bu yazılan:
“Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar. Hüküm gösterdim faidesiz deyü mültefit olmadılar. Eğerçi zahirde suret’i itaat gösterdiler; ama zeban’ı hal ile cem’i sualime cevap verdiler. Dedim,”ya eyyüh’el eshap! Bu ne fiil’i hata veçin’i ebrudur?”
Dediler:”Muttasıl bizim âdetimiz budur!”
Dedim: “Benim riayetimi vacip görmüşlerve bana berat’ı tekaüt vermişler ki, andan hemişe behrement olam ve padişaha ferağ’ı hal ile dua kılam.”
Dediler:”Ey! Miskin, senin mezalimine girmişler ve sermaye’i tereddüt vermişler ki, müdam faidesizdir. Cidal edesin ve namübarek yüzler görüp, namülayim sözler işidesin.”
Dedim: “Beratımın mazmunu ne için suret bulmaz?”
Dediler:”Zevaiddir, husulü mümkün olmaz.”
Dedim:”Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?”
Dediler:”Zaruriyat’ı Astane’den ziyade kalırsa bizden kalır mı?”
Dedim:”Vakıf malını ziyade tasarruf vebaldir.”
Dediler:”Akçamız ile satın almışız bize helaldir!”—O zaman da ağyara satış varmış! --Ostüzü.—
Dedim:”Hisaba alsalar bu sülükünüzün fesadı bulunur!”
Dediler:”Bu hisap kıyamette alınır!”Demek ki hırsızlığa o zaman da dokunulmazlık var imiş! Ostüzü.
Dedim:”Dünyada dahi hisap olunur işitmişiz!”
Dediler:”Andan dahi bakimiz yoktur, kâtipleri razı etmişiz.”
Gördüm ki, sualime cevaptan gayrı nesne vermezler ve bu berat ile hacetim reva kılmağın reva görmezler. Naçar terk’i mücadele kıldım ve me’yus’ü mahrum guşe’i uzletime çekildim.”
Kayseri belediyesinde ve dahi diğer vurgun bölgelerimizde ve “Deniz Feneri “ ve “Kombasan”Din ile aldatmacıları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan soruşturma önergelerinin yanıtı bu şikâyet mektubunda da saklıdır.”Kâtipleri de razı etmek!”
Üçüncü Mustafa’nın “Cihangir”mahlası ile yazmış olduğu manzum şikâyetnamesini yeniden yazmayayım:
“Yıkıptır bu cihan sanma ki bizde düzele,”
“devleti cerhi deni, virdi kamu müptezele. -Mutluluk kapısında hep müptezeller dolaşır-
“Şimdi ebvab’ı saadette gezen hep hezele”
“İşimiz kaldı heman merhamet’i Lemyezele.”
Efendim;Bu durumları sandığa gömerseniz işte size bol ve daha bol ödenek derim.

236-KAYNAK YARATMAK!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;20 Mart 2011.
KAYNAK SORUNUN AÇIKLIYORUM!
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal devrim niteliğindeki, Ulusal Pastanın hakkaniyetle dağıtılması programını açıkladığında; AKP’DEN tek bir ses yükseliyor:
“KAYNAĞI NEREDEN BULACAKMIŞ!”
Bu Kemal’ler Çok Kamil insanlar, onların yerine ben yanıt versem:
“Sizlerin, Deniz Fenercilerinin” ve dahi “Ucuza Kapatıcıların” ve “Hortumcuların ve Tarikatçıların” biran önce çekip gitmeniz en büyük kaynak değil midir?

335-18 MART 1915 SABAHI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;18 Mart 2011.

18 Mart 1915 SABAHI!
Zaman durmuştu ÇANAKKALE’DE;
Mavi akıyordu o gün de BOĞAZIN SUYU.
Boğaz gerisinde yüzlerce gemi;
İçlerinde binlerce Aşağılık Soyguncu.

Tabiat bile uyanmamıştı; in ve Cin uykudaydı;
Boğazın suyu da ağır, ağır akıyordu;
Bataryalarının başında HASAN İLE MEVSUF;
Ellerinde batarya dürbünü, ufka bakıyordu.

Tüm uluslar bir arada;
Ufuk çizgisinde de yüzlerce gemilik bir Armada,
Topları gözü olmuştu da UYGARLIĞIN,
Öldürecek TÜRK ARAMADA.

İngiliz’i, Fransız’ı ve Zenci;
Başlıyordu şimdi Evrende, Ruhsuz Çelikle
Şehit mi olmuşlar HASAN İLE MEVSUF!
TÜRK ANALAR ne güne duruyorlar!
Bir TÜRK öldürülse, bin TÜRK doğuruyorlar.

Vinci mi kırılmış Ağır topun?
Sırtında mermisiyle SEYİT ONBAŞI VAR.
Akşamın ala karanlığında, batmıştır onlarca gemi;
Kazanmıştır bu son savaşı da TÜRK’ÜN ÇELİK DİRENCİ.

Şimdi, Anafartalar sırtından bir Güneş yükseliyordu;
“Türk köle olmaz, Ey!Avrupa duy”! Diyordu.
Ve Ulu Tanrımız, en sonunda;
O’NU İNSANLIĞA ARMAĞAN EDİYORDU.
O’NUN ADI MUSTAFA KEMAL İDİ;
O’NUN ile İNSANLIK KEMAL’E ERDİ.
O’NUN zamanında, kadınlarımızın başları GÖKLERDEYDİ!

19 Mart 2011 Cumartesi

334-SEN ÇIKIYORSUN


OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;08,Haziran.2009

            SEN ÇIKIYORSUN

Saniye, saniye; saat, saat bölüyorum kendimi;
Sonra da, bir araya topluyorlar, sen çıkıyorsun.
An, an bölüyorum kendimi;
Onları da topluyorlar:
Anılarımda sen çıkıyorsun.
Bir fotoğraf çektiriyorum,
Fotoğrafçının gözler faltaşı;
Fotoğrafta da sen çıkıyorsun.
Aynalara bakamıyorum, aynalarda da sen varsın.
Yakama, sen diyerek çiçekler takıyorum,
Çiçek bahçelerimde de sen çıkıyorsun.


18 Mart 2011 Cuma

334-ŞU JAPONLAR ÇOK APTALLAR CANIM!

OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;18 Mart 2011.
                            ŞU JAPONLAR ÇOK APTAL!
         Pazar’dan beri geç kalmamın nedeni ne insanlığa ihanet, ne de bir nükleer çözümü göz ardı etmektir. Haddim olmayarak BONANZA çiftliğindeki “kırık Testiden” bir işaret bekleyişimdendir! Bu ikinci Hicret sahibimiz, yıllarca önce bizleri uyarmıştı.”Üçüncü Hicret”,Merkez Efendi Mezarlığına olmuştu. Şimdi bomba çözümü patlatıyorum.-Bu pahalılıkta Şampanya patlatacak halimiz de yok ya!--
         Vatan gazetesinin 18 Ağustos 2007 Cumartesi günlü haberini veriyorum. Felaketi önlemenin formülü burada saklıymış! Benden duyurması!
         Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen, verdiği bir vaazda kuraklığın nedeninin küresel ısınma değil İNSANLARIN GÜNAHLARI olduğunu iddia etti. Türkiye’deki yağmur dualarının da yanlış yapıldığını savunan Galen’in vaazı Zaman gazetesinde yayınlandı. Gülenin sellere ve kuraklığa ilişkin yorumu şöyle: “Bugün dünyanın değişik yerlerinde ve ülkemizde—Ülkesi Amerika’dır! İş bu önemli ilahi sırrı orada bütün testide faşş! Etmiştir!----bir kuraklık yaşanıyor. Ve bu, umumiyetle bir şeye bağlanıyor. Küresel ısınma. Ama aynı zamanda diğer taraflarda birçok bölgede yağmur yağıyor, seylâplar oluyor. Orada da yağmur Allah’ın rahmeti olarak yeryüzüne iniyor; ama bir vesileyle Allah’ın  gazabına inkılap ediyor. Bence meseleyi götürüp te eriyen buzullara, küresel ısınmaya fatura etmemeli. Evvela fatura edilecek bizler varız¸maalesef GAFLET İÇİNDEYİZ! Bin türlü günah işleniyor, ama biz TEVBE          etmeyi düşünmüyoruz!”
         Amerika’yı neden seller bastığına aklınız erdi mi? Hani bir zamanlar, Mao Çe Tung,1.500.000.000Çinliyi hoplatarak Amerika’da yer sarsıntısı yaratacaktı ya; tüm Amerikalılar, hep birden cümbür cemaat “TEVBE!”Edince sel baskınları meydana gelmiş olmasın!
         Japon Kardeşlerimi uyarıyorum: Hemen Hoca Efendiye! Bonanza çiftliğine başvurarak gerçek yağmur duasını öğrenerek, hem soğutma hem de uyutma işini doğru dürüst öğrenerek “hep birlikte cümbür cemaat “TEVBE!” Etsinler de şu radyasyona duanın ve Kaçağımızın gücünü göstersinler! AMEN!=Japonca yağmur yağıyor demektir!

17 Mart 2011 Perşembe

332-uyandırmanın kötü örnek olması


OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;17 Mart 2011.                          
                            BİR KİŞİNİN UYANDIRILMASI,
                            TOPLUMA KÖTÜ! ÖRNEK OLUR!

         Efendim; Manisa’mızın yetiştirmiş olduğu en büyüklerimizden birisi olan Bülent Arınç Bey,”Acı Payam Hastanesinde” yatmakta olan vatandaşımız Sayın İBO’YU ziyaret ederek, Doktorlara:
         “Aman, sakın uyandırmayınız!”Diye direktif vermiş. Çok haklı bulduğumu itiraf etmek zorundayım: Toplumumuzu asırlık uykusundan uyandıranlar, TIBBİYE İLE HARBİYE olmuştu. Harbiye çıkışlıların en büyükleri Silivri KIŞ ve Dört mevsim kampına alınmışlardır.
         Bir vatandaşın uyandırılması, uyuyan topluma KÖTÜ! Örnek olur, hemde şu seçim sathı mailinde. İyisimi uyusun da ,uyandırılmasınlar

15 Mart 2011 Salı

331-YANANLAR,YAKILANLAR VE KARARLILIĞIMIZ!


 OSMAN TÜRKOĞUZ
 Osmanturkoguz@Hotmail.
  İzmir;23 Nisan 2008.

                                  YANANLAR,  YAKILANLAR,                                                                                                                              ÖLDÜRÜLENLER VE KARARLILIĞIMIZ.


            1983 senesiydi;” Burdur'da, önemli bir iddia var, hemen git, incele;” dediler. Burdur İl J.Alay Komutanlığına gittim; beni, Çakı gibi bir Jandarma Binbaşısı karşıladı. Tekmilini verdikten sonra; daha gür bir sesle: ”Ok doğru olduğu için, düşmana atılır; yay eğri olduğu için,  sırtta taşınır. Ormana giren her insan; mutlaka en doğru ve en düzgün ağacı keser, arz ederim, komutanım;” dedi.
Hafızamda şimşek çaktı. Bu Subay, Teğmen iken; ben, bunlara konferans vermiştim. Konferansın konusu da: “Devlet oteritesinin giremediği, aşiret düzeyindeki toplumlar’da, KAN DAVASI’YDI”.
Bir ilkel, bir ebleh, bir kiralık katil, bir aileden ya da bir aşiretten birisini öldürdüğünde, olayın varacağı boyutu, hiç düşünmez. Katilin mensup olduğu aşiretten, en yeteneklileri,   en çok söz sahibi olanları, namlunun ucundadır.
Ben, kötülerin, sürekli olarak yüceltildiğini, Binbaşı'nın bana tekrarladığı örneklerle vurgulamak istemiştim.
Ülkemiz, SAĞ ve SOL vuruşmasına sahne olduğunda; hep, iyilerin ve doğruların öldürüldüğüne tanık olduyduk...
Akademik unvanlarını sıralamadan, insanlığa örnek isimleriyle, bu YİĞİT ŞEHİTLERİMİZ’İ anacağım:
Bahri Savcı, Karafakioğlu, Bedrettin Cömert, Orhan Cavit Tütengil, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi...
Asker, Hariciyeci,  Polis, Mitçi ve TIĞ gibi vatan evlatları boşu boşuna öldürüldüler. Militanlaştırılan bir toplumun bireyleri, parmakları ile düşünmeye alıştırılırlar.
ABDİ İPEKÇİ vurulduğunda,    öleyazdıydım.
Oturdum; ”Bize dostluk yaraşır” adını verdiğim, bir kitapçık yazarak yayımladım. O kitap’ın sonuna da, yukarıda başlığını verdiğim şiiri koydum.
O kitapçığın giriş bölümünden bir parçayı veriyorum:

“Ağzında zeytin dalıyla,
 Uzak ufuklara uçup giderken,
 Vurulup, nasıl düşerse yaralı kanadının üstüne
 Bir AKGÜVERCİN;
 Öyle vurdular, düşürdüler ABDİMİZİ...
 Bir kolu uzanmış, camdan dışarı,
 Parmakları, karanlığın gözünde.
 Bir kolu başına yastık olmuş,
 Ak düşünceler üstüne.

 Öylesine vurdular, düşürdüler, öylesine..
 Sevginin, barışın AKGÜVERCİNİNİ,
 Kara düşler üstüne.
 Karafakiler, Orhanlar,  Cavitler,
 Tütengiller,  Nihatlar,  Erimler,
  Bedrettinler,  Cömertler.
Hepsi soylu, hepsi yiğit, hepsi mert;
Bembeyaz tespih oldular uşak ellere,
Namert mi, namert.
Siperinden fırlayan bir yiğit asker,
Nasıl vurulur da  düşerse ileri;
Öyle vuruldular, öylece düştüler,
Aydınlık düşüncenin soylu ERLERİ…
Vuruldular; yaşlısıyla, genciyle
Vurgun oldukları düşler üstüne.”

Şiir, böyle bir coşkuyla, sürüp gidiyor...
Kitapçığın sonuna koyduğum şiir'i de yazayım:

“Biz, Mustafa Kemal'in Çocuklarız”

 Başları dik, alınları AK..
 Gözlerinde ÖZGÜRLÜĞÜN sevinci,
 Yüreklerinde, bayrak, bayrak.
 Geleceğe yöneliktir gönlümüz,
 Geçmişimizle ÖVÜNÜRÜZ biz,
 Geçmiş bize çok ırak.
 Aydınlık düşümüz karanlıklara
 Yayılır çağlar boyu yayılır şafak, şafak.
 Biz, Mustafa Kemal'in Çocuklarıyız,
 Düşleri AK, Düşünceleri AK, yolları APAK.
 Biz, Mustafa Kemal'in oğullarıyız, kızlarıyız;
 Ölürüz O'nun aydınlığında,
 Karanlığın kör Kurşunları’yla, ŞAFAK, ŞAFAK.
 Eritiriz kör karanlıklarını, kör kurşunları’nı CEHLİN.
 On binlerce Mustafa Kemal’ler fışkırır
 Bir damla kanımızdan.
 Vazgeçmeyiz yine de ESERİNDEN,
 Vazgeçeriz canımızdan.”

 Bu sefer de OTUZYEDİ CAN, cayır cayır, yakıldı. E.Hv. Alb. İrfan Konur Türkoğuz da,    şu ağıt’ı yazdı:

“ZEBANİLER VE NERONLAR,”

Tamı tamına, otuz yedi Aydın İNSAN;
İnançları,  umutları uğruna gittikleri,
Çok sevdikleri VATAN TOPRAĞININ bir yerinde,
Sıcak Temmuz ayının tam ikisinde,
Bir akşam vaktinde;
Tanrı'nın razı olamadığı bir biçimde;
Cehennem zebanilerince getirilen,
Cehennem ateşiyle yakıldılar.
Ateş bile çıkmak istemedi,
Madımak Otelinin taş merdivenlerini.
Ne güne duruyordu, Zebanilerin kara elleri,
 Koşup ulaştılar, bir solukta,
 Ulaştırdılar ateşi,
 Yaktılar, umutları, inançları yaktılar.
 Kapkara yüzlü, kapkara sakallı Zebaniler, Neronlar.
 Zaferlerini coşkuyla, çığlık atarak kutladılar.
 Bir Roma'da, bir de burada yaktılar İNSANLARI.
 Tamı tamına OTUZYEDİ AYDIN;
 Ozandı, yazardı, doktordu bunlar,
 Yakılsınlar diye doğurmamıştı ANALARI.
 Yanmıştı, kan ağlıyordu Kızılırmağın suları
 Yanmıştı TOPRAK ANAN'NIN bağrı.
 Oysa ateşe dayanıklıydı,
 Yanmaz  biliniyordu ANADOLU toprağı.
 Bekledik, adalet gerçekleşir diye;
 Her gün,  yeni umutlar besledik
 Adalet, ceza veremiyordu Zebaniye:
 Böylesine SUÇ için, MADDE YOKTU HUKUK'TA...
 Ve yeryüzünde, hiçbir yerde…
 İnsanlar, yakmazlardı İNSANLARI,
 Düşünceleri, inançları farklı diye...
 Onlar da boş durmadılar,
 Ödüllendirdiler, ateşin ustalarını,                                                                                                                                                                                                   
 Kimini vekil, kimini bakan yaptılar,
 Zebaniler, Ankara'ya aktılar...
 Oysa yanıldılar;
 OTUZYEDİ AYDIN İNSAN değildi yaktıkları.
 Kendi kara vicdanları, kapkara yüzleriydi,
 Kendi gelecekleri ve can evleriydi ateşe verdikleri.
 Kapkara yüzlü, kara cahiller, Neronlar.
 Yüreklerde yaktıkları ateşin bile farkına varamadılar.


           
        

İzleyiciler

Blog Arşivi