12 Mart 2011 Cumartesi

327-İDDİA,SAVUNMA VE YARGILAMA MAKKAMLARI

OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir; 11 MART 2011

SAVUNMA, İDDİA VE YARGILAMA (KARAR) MAKAMLARI!
                         “Savcı ile Avukat bir tutulmaz!”
                   Silivri duruşmalarında bir Mahkeme Başkanı, Sayın                                                                   Mehmet Karababa

        “Ben, avukatlarla hâkimlerin yemek yemesi nasıl doğru değilse, savcılarla polislerin yemek yemesini doğru bulmuyorum. Amerika’da savcılar, sanık lehine delil toplamaz. Ama bizde savcılar hem aleyhte hem lehte delil toplarlar. AYRICA AVUKATLAR PARA KARŞILIĞI HİZMET VERİR. SAVCILAR VE HÂKİMLER İSE KAMU ADINA HİZMET EDER VE MAAŞ ALIR. BU NEDENLE AVUKAT VE SAVCILARIN MAHKEME HEYETİNE EŞİT MESAFEDE OLDUĞUNU DÜŞÜNMENİZ YANLIŞTIR. Burası Amerika değil. Hâkim ve savcı nasıl oturup kalkacağını sizden öğrenecek değil.” Mahkeme Başkanı Sayın Mehmet karababa. YAZILI Basınımız.
        Türkiye Cumhuriyetinde; bir ceza Mahkemesi:
        1*-İddia Makamı,
        2*-Savunma Makamı,
        3*-Yargılama ve Karar Makamlarından oluşmaktadır. Bu üç makam olmadan Muhakeme—Yargılama— yapılamaz. Bir Sanığın Avukat tutacak parası yoksa ücretini devletimizden almak üzere, o yerin Barosu tarafından bir Avukat, Savunma makamı olarak görevlendirilir.  Bu üç makam da, maaş aldıkları yerlere göre değil de bir hakkın adilce tahakkuku için, YARGI ERKİNİ kullanmak üzere var olmak zorundadırlar. Biri birlerine göre de üstünlük ve öncelik ileri sürülemez. Nazi Almanyası ve Stalin Rusyası hariç! Maaş alma durumu bir makama öncelik ve itibar kazandırıyorsa, SAVUNMA MAKKAMLARINI HAZİNE AVUKATLARINDAN TEŞEKKÜL ETTİRELİM. Anayasa Mahkememizin Örnek Başkanlarından Sayın Yekta Güngör Özden’inde bir Savunma Makamı temsilciliğinden geldiğini de unutmayalım.
        “Sanıklık”,bir suç zanlısına mahkeme tarafından verilmiş, birçok hakları olan bir sıfattır. Ülkemizde, neyin ne olduğu hiç belli değilken, sayılamayacak kadar çok askere, bilim adamlarına ve gazetecilerimize idari makamlar tarafından suçluluk damgası suç! Dosyaları hazırlanarak ilgili Müddei hususilere teslim edilmeden vurulmuştur. Amerika’da bu duruma hiç rastlanılamaz.
        3–7 Mart 2003tarihinde oynanmış olan bir harp Oyunun dosyaları, bir ”Taklib’i hükümet” suçunun belgeleri olarak özel mahkemelere, Başsavcılığını ilan eden Amerikan Başkanının himayelerinde BEŞ SENE SONRA sevk edilemez. Kaldı ki, bu Harp Oyununa emirle, not almak için, iştirak ettirilenlerin çoğu emekli olmuş, birçoğu da daha büyük komutanlıklara geldikleri halde, NE BU KONUDA BİR TOPLANTI YAPMIŞLAR NE DE MADDİ BELGELER, HAZIRLIKLAR VE SİLAHLAR TEMİN ETMEMİŞLERSE! Darbeler üç kıçıkırık silahı gömerek yapılmamıştır. Adama gülerler. Dümdüz arazilerde Dozerlerle, zar, zor, gece yarıları çıkarılan pırıl, pırıl yağsız, parafinsiz ve ambalajsız silahlara ulaşılarak darbe yapıldığı nerde görülmüştür. Yağmur sularından etkilenmemesi için çok sıkı ambalajlanan silahlar, özenle hazırlanmış meyilli araziye gömülür. Ben, Amerikalıların Ünlü Yeşil bereli RANGER birliklerinde komando kursu görmüş bir jandarma komando subayıyım. Bendeniz; olası bir işgal anında; özel kişilerce kullanılmak üzere Silahlarla o silaha ait fişekleri ve cephaneleri beraber gömen subayı, haşat ederdim. Hadi canım sende! Amerika’da bu şekilde bir suç ve dava olamaz! Almanya’da Hitler Sapığı iktidara geldiğinde; Jozef Stalin, Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da toplam olarak 625.000) özel görevlinin kullanacağı silah ve cephaneyi toprağa gömdürmüş; bu yerleri Almanların işgal etmesiyle de, Almanlara karşı kullandırtmıştır. PS: Bu konudaki araştırma yazımı taktim edeceğim.
        Bendeniz bu tartışma ile bir mahkemenin yüce başkanının fikrini açıklamasını hayretle karşılayamadım. Sayın Avukat, ilkel şeriat devletleri dışında uygulanmakta olan Evrensel Pozitif Hukuk kurallarını açıklıyor; Sayın Mehmet Karababa da Türkiye’nin yeni yargılama hukuku uygulamasını itiraf ediyor.
        Sayın Avukat ile Sayın Savcının mahkeme heyetine farklı mesafede olduğu büyük bir gerçektir.
        1*Sayın İddia Makamlarının arkasında, bu Pehlivan Tefrikası davalarının Türkiye Başsavcısı Sayın Recep Bey vardır. Savunma Makamlarının arkasında da, Avukat olduklarında giymiş oldukları yakası solarak, ezilmiş siyah bir avukatlık cübbeleri vardır.
        2*Sayın, bu ünlü davaların güçlü ve Ankara’dan tam destekli, İddia Makamı Zekeriya Öz Beyin itiraflarından öğrendiğimize göre de; bu Davalar için hazırlanmış olduğu tüm davranışlarından anlaşılan Polisimizin ve RECEPKO’LARIMIZIN hazırlamış oldukları suç dosyalarını ve dahi iddianameleri mahkemelere bir imza ile göndermenin Müddeilere düşmüş olduğunu öğreniyoruz.
        3*Hâlbuki tüm Savunma Makamları, savunmalarını kendileri hazırlayarak, bilgisayarlarına yüklediklerini ve çıktısını alarak yalınız ilgili makamlara ilettiklerini tüm dünyanın bilmiş olduğu bir gerçektir!
        4*Bu Davaların İddia Makamlarının altlarında devletin tahsisli arabaları vardır. Arkalarında da elleri tetikte korumaları ve lojmanları da vardır. Savunma Makamlarının korunmaları Allahlarına kalmıştır.
        5*Sayın Özel görevli ve Türkiye Başsavcısından tam destekli İddia Makamları, posta ile gönderilen “Darbe planlarındaki sanıklar! Aleyhindeki belgeleri çürütmek için! Onlar lehine Donanma Komutanlığı taban döşemelerinin altından eski masalların tıpkı kopyasını bularak,163 Kahramanı yeniden tutuklatırlar!
        Sayın Savunma Makamları da, çiğnenen Evrensel hukuka dayalı insan hakları ve Usul Hukuku ADINA HOPLAYARAK ZIPLARLAR! Suçları vatan savunması olan bu suçluların! Eşleri ve Çocukları bu haksızlıklar karşısında baygınlıklar geçirerek bu suçluların! Resimlerini ve sırtlarından derileri imiş gibi soyulan Üniformalarını koklarlar.
        6*Kendilerine Bu davaların Türkiye Başsavcısı tarafından
Verilenleri, bu davalardaki başarıları nedeniyle nice yüksek makamlar beklediği halde; bu davaların Savunma Makamları da, evlerinin ve iş yerlerinin aranılarak sanık listesine girmeleri zamanını ve sırasını beklenmektedirler.
                 “BURASI AMERİKA DEĞİLDİR!” Mahkeme Başkanı Sayın                                                                    Mehmet karababa.
        Bu, son suçlama ve yargılama olayları ve Sayın Türkiye Başsavcısı’nın beyanatları üzerine verilmiş en doğru bir Hâkim karardır!
        1*-Amerika Birleşik Devletlerinde bir Başkan—Aynı zamanda Başbakandır da—“Ortada hiçbir belge yok iken kalkıpta:
        “Ben bu davanın başsavcısıyım. Bu davanın ucu nereye kadar giderse, Polisimiz ve Savcılarımız oraya kadar gidecekler!”Diyemez. Zira Amerika Birleşik Devletlerinde kanunlarına sıkı, sıkıya bağlı POLİS, FBİ, CİA, FEDERAL SAVCILAR, FEDERAL MAHKEMELER VE BASIN VE EGEMENLİĞİN SAHİBİ UYANIK BİR SEÇMEN KİTLESİ VARDIR! Böyle konuşan bir Başkanı önce tam teşekküllü bir ASKER HASTANESİNE  SEVKEDERLER SONRA DA DEFTERİ Kebirini yasal bir izlek sonunda dürerler. Bu beyanatı dinleyenler de:                 ”Ula Coni, bizim Başkan dellenmiş mi!”Derler VE Mısır gevreklerini de keyifle ve çıtır, çıtır yerler!
        Amerika Birleşik Devletleri Ceza Mahkemeleri JÜRİLİDİR. Yargılanmakta olan sanığın yükletilen suçun sahibi olup olmadığına JÜRİ karar verir. İddia Makamı ile Savunma Makamı, Mahkemenin Yargıcına ve Jüriye eşit mesafede ve konumdadır. İddia Makamının, Sanıkları, Tanıkları, Polisi ve Bilirkişileri sorguya çekme hakkı Savunma Makamına da tanınmıştır. Savunma makamı, dava konusu olay hakkında araştırma ve delil toplama ve bunları mahkemeye sunma ve Jüri üyelerine delillerini gösterme hakkına da sahiptir. Bunlar, bir ceza davasının bulunmazsa olmaz öğeleridirler. Bir Amerikan Mahkemesi Yargıcının duruşmaya geç gelen İddia makamı sahibini (21 saat) odasına hapsettiği de unutulmamalıdır.
        Sayın Recep Beyimiz; İskenderun’da buyurdular kim:”Mahkemeler süratle karar vermelidirler!”Bu, dış ve iç baskılar üzerine:”Aman Beyler, iş tersine dönmek üzere, meseleleri tatlıya bağlayınız!” Talimatıdır. Amerika’da hiçbir Adli, İdari ve Askeri yetkili böyle bir beyanatı uluorta ve yüksek sesle tüm dünyaya karşı veremez.
        Amerika’da; bütün dünyanın gözü önünde çalınmakta olan davula, Mahkeme Başkanı DAVUL, o Mahkemenin iki Üyesi de DÜMBELEK diyemezler!
        Amerika’da Mahkemeler elde edilen delillere göre objektif olarak karar verirler. Dünyanın hiçbir mahkemesinde de” suret dosyalar üzerine (162) Kahraman ve Masum devlet hizmetlisi yeniden, yeniden tutuklanamaz. Ve:”Yeni deliller ve kanıtlar bulunabilir”Mesajı dışarıya:”Elinizi çabuk tutun aman, ne yapıp, yaparak yeni deliler ve yeni kanıtlar yaratın! X-“TOUTE ET SAN DESSUS DESSOUS!”YA DA, Fransızcaya adapte bir Türkçe deyim ile:”X1Les affaires sont fourchetes nous fuoillons! Mantığı ile BU KAHRAMANLARIN tutukluluk hallerinin devamına karar verilemez.
        2*-Amerika’da; Anayasanın 145’inci maddesine aykırı olarak, geceyarısı Ekspresi hızı ile muhalefet partileri uyutularak, askerler aleyhine yasa çıkartılamaz.
        3*-Amerika’da Harp oyunu dosyaları benzerleri ileri sürülerek, tebligat yapmadan, şerefli insanların evleri ve iş yerleri yeni yetme polis müfrezeleriyle basılarak, karısının ve kızının çeyiz sandıkları aranamaz. Amerika’da; Amerikan Silahlı Kuvvetleri küçük ve suçlu duruma düşürecek eylemler de hiç olamaz ve dahi yapılamaz!
        4*-Amerika’da, tutuklananların başları polis elleriyle bastırılarak, hiçbir kimse polis arabasına bindirilemez. Daha fazla saymaya da gerek yok. Sayın Hâkim Mehmet karababa’nın: ”BURASI AMERİKA DEĞİLDİR! ” SÖZÜNE YÜREKTEN KATILIYORUM.
        X-X1-HERŞEY ALT, ÜST OLDU; İŞLER DE ÇATALLAŞTI TÜYELİM!

326-ŞERİAT YARGISI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;08 Ocak 2009.                                                  
                                     

ŞERİAT YARGISI”,”YARGI ŞERİATI”,
                                               ÇAĞA DÜŞMAN BİR KAFA!
“Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİ BAĞLAR.”Anayasa md.153 son fıkra.%92,7
KABUL OYU İLE!
                  Çağa ve akla düşman bir kafa,”Dostluk ve Paylaşım”, adı altında, bilgisayarıma girerek, bana çağdışı ve hiçbir esasa dayanmayan, kulaktan dolma masallar iletmiş! Yanıtlamaya bile değer bulmadığım bu masalları, hemen sildim. Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir ÇAĞDAŞ VE ATATÜRKÇÜ Dostum ısrar etti.”Bu çağdışı sayıklamaya bir yanıt vermelisin”, dedi ve sildiğim iletiyi benim adresime yeniden iletti.
                   O Beyefendinin yazısının başlığı, “YARGI ŞERİATI!” Allah! Allah dedim, Şeriatın Yargısı, Şeriat Hükümlerine göre Yargı, ŞERİ ŞERİF HÜKÜMLERİNE GÖRE YARGI OLUR.
Bu kelimelerin sözlük anlamlarına bir göz atayım dedim ve sözlükleri açtım.
                  

9 Mart 2011 Çarşamba

325- TÜRK KADINI.

OSMAN TÜRKOĞUZ

izmir;09 Mart 2011.


TÜRK KADINI!
Seni gördükçe; içimde engin denizler kaynamakta, ruhumda da çağlayanlar çağlamakta. İçimde de çiçekleri kurumuş ve umutları soldurulmuş binlerce öldürülmüş kadınımız ağlamakta.
Sen; adı sarı öküzden sonra anılan, sofradaki yeri kapıya yakın olan, tarlaya eşeklerin de arkasında yürütülen, Ulusal Kurtuluş Savaşında cephelere kağnılarla mermi taşırken, kağnının ve Öküzlerin önünde; bebesi sırtında kağnısı ile birlikte donarak kahramanlığının heykelini yaratan, bizim namus ve onurumuzu kurtaran; seni küçük düşürecek fikirler nereden gelirse gelsin,kimlere ve hangi kitaplara dayandırılırsa dayandırılsın HEPSİNİ DE REDDEDİYORUM!Önünde eğiliyorum.Lütfen bizi bağışla.
Sen çok büyüksün.

324-DOSTLARIMA VİCDANİ BİR AÇIKLAMAMADIR!

OSMAN TÜRKOĞUZ
                    osmanturkoguz@hotmail.com
                    İzmir;  09 Mart 2011

                              DOSTLARIMA VİCDANİ BİR AÇIKLAMA!

          Temel, avucuna yazmış olduğu      TEESSÜF EDERİM!” kelimesini Tursuna göstererek: ”Emekli Bir Paşa, bana bu sözü söylediği için her ihtimale garşı ve sabah garşı vurdum oni! Bu söz kötü midur? Diye sormuş!

          Bilgisayar ekranıma düşen Kırmızı bir cümle ile http://osmanturkoguz.blogspot.com/ adlı Blog sitemin, mahkeme kararı ile erişime kapatılmış olduğu haberine, az sayıda olsa da, yazı dostlarımın bir bölümünün üzülmüş olduğunu görerek bendeniz de üzülmüş ve biraz da süzülmüş durumdayım!
          Evrensel hukuk ve hak kurallarını uygulayan ve Anayasamızın 26’ncı ve dahi 27’inci maddelerine ve insan haklarına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine saygılı mahkemeyi zamanemizden kişinin anayasal hakları aleyhine karar çıkmayacağına inanmış Eski bir Türk vatandaşı olarak, ol kararı serinkanlılıkla irdelediğimde çok sevindim.
Bu mahkeme kararının beni her türlü küfürden ve düşman kazanmaktan korumak için alınmış olduğu gerçeğine vardım.
Öyle ya; elleri, dilleri ve dahi kalemleri her yere uzanan çağdışı ve ATATÜRK DÜŞMANI yobazlar, benim bu yazılar müzeme girerek bana kin bağlayabilirlerdi.
Bu karar üzerine şimdi NAH!—EL İŞARETİMLE—SİTEME GİREBİLİRLER.
S: İş bu Mahkeme Kararı ile onların da üzülmeleri önlenmiş oldu.
          3–7 Mart 2003 tarihinde oynanmış olan Harp Oyununa iştirak etmiş olanların listeden tutuklanmalarına ve 11’ici Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının muhalefet şerhine bakarak: ”Ula Osman, bizim Temel hukuk mu okumuş!” Diyorum kendi kendime!
“Maddi Unsur” yok. “Örgütlenme ve ileri safhaya hazırlık,” o da yok.
Harp oyununa iştirak edenlerin çoğu emekli olmuş. Çoğu da daha güçlü birlik komutanlıklarından sessiz ve sedasız emekli olmuş.
 Kalkışma suçunun hiçbir dayanağı da yok. Bu davaları olsa ve dahi olsa, eline ”TEESSÜF EDERİM” cümlesini yazmış olan bizim Temel açar diyorum.
Hayal bile olsa, olmamış ve olmasına da olanak bulunmayan tehlikelerden İKTİDARIMIZI ve “AÇILIMCI DEMOKRASİMİZİ” KORUYANLARA ŞÜKR EDİYORUM!
Amen! Ve dahi Âmin.

8 Mart 2011 Salı

323-SESSİZ KURBANI KESEN ÇOK OLURMUŞ!

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;08 Mart 2011.

SESSİZ KURBANI HERKES KESERMİŞ!

Nazi Almanyası’ndaki papaz Profesör Dr. Martin Niemöller’in günlüğünden:

“Öncesosyalistleritopladılar,sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar; sesimi çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar; sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler,benimiçinsesiniçıkaracak kimse kalmamıştı.”

Bu işler bizde nasıl oldu? Hatırlayanınız var midur? Sayın Bay Recep Bey; televizyonlara çıkarak :

“BU İŞİN SAVCISI BENİM!”Buyurduktan sonra; emir ve taktik gereği”Çuvallar ve dahi bavullar dolusu “EVRAK’I METRUKEYİ” MÜDDEİ HUSUSİLERE ve dahi Polislerine teslim ettirerek, onlara şükranlarını sundu.”Bu iş nereye kadar giderse oraya kadar da gidiniz! Emrini de verdilerdi!”.

Türk toplumu film seyreder gibi her anlatılan masalımsı gerçeklerle hayret ile korkuyu birlikte yaşayarak varabilmişti. Referandumda da matlup hâsıl olmuştu. Rahmetli Papaz Bilginin not defteri Türk toplumunun önüne açılmıştı. Birkaç gün önce Bilgisayarımı açtığımda ekranımı boydan boya kırmızı bir cümlenin kapladığını gördüm:”BLOG SİTENİZE, MAHKEME KARARI İLE ULAŞIM YASAĞI KONULMUŞTUR!”

Bu haber çarçabuk yayılmış.

Bana geçmiş olsun dilekleri gelmeye başladı. “Hayret! Demek ki adam yerine konulmaya başlamışım”, dedim. Bir tanıdığımla karşılaştım, yekten:

“Seni o kadar ikaz etmiştim. Olacağı buydu. Sana mı kalmış ülkeyi kurtarmak!” Dedi. Bendeniz de veriştirdim:

“Bana kalırsa sizin dedeniz de Mirliva Mustafa Kemal’e aynı aklı vermişti: Gitme Anadolu’ya, sana mı kalmış bu işler?”Demiştir. O gittikten sonra da, doğruca Osmanlı Erkânıharbiyesine giderek, Miralay Mustafa İsmet Bey’e:

“Bu Selaniklinin peşine takılıp ta Anadolu’ya gitme; yeni evlisin de!” Demiştir.

Onlar gitmeselerdi Anadolu’ya Şimdi İzmir’de kimler olacaktı?” dediğimde de:

“Bunlar hep halksızlık yapıyorlar, senin de haksızlığa uğradığına inanıyorum!”Buyurdu.

Geçmişte yaşanmış gerçek bir olayı anlatarak size cevap vereceğim. Okudunuz mu bilemiyorum. Bendeniz Sokrat’ın Müdafaasını klasiklerden ezberlemiştim. Rahmetli Sokrates, Anitos, Lykos ve Melatos adlı üç Madrabaz tarafından, gençlerin ahlakını bozuyor suçlaması ile mahkemeye verilerek idam cezası almıştı. Hücresinde ölümün için hazırlık yapılırken, Öğrencileri ve dostları ağlamaktaydılar. Rahmetli Büyük filozof Platon—Eflatun--,gözyaşlarını akıtarak:

Seni haksız yere ölüme mahkûm ettiler!” Dediğinde, yatağından doğrulan O Büyük Bilge İnsan:

“iyi ya; haklı olarak idam cezası verselerdi daha mı iyi olurdu!” Diyebilmiştir.

322-TÜRK KADINI.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;08 Mart 2011.

TÜRK KADINI!

Seni gördükçe, içimde engin denizler kaynamakta, ruhumda da çağlayanlar çağlamakta.

Sen;adı sarı öküzden sonra anılan,sofradaki yeri kapıya yakın olan,tarlaya eşeklerin de arkasında yürütülen,Ulusal Kurtuluş Savaşında cephelere kağnılarla mermi taşırken,kağnının ve Öküzlerin önünde;bebesi sırtında kağnısı ile birlikte donarak kahramanlığının heykelini yaratan,bizim namus ve onurumuzu kurtaran seni küçük düşürecek fikirler nereden gelirse gelsin HEPSİNİ DE REDDEDİYORUM!Önünde eğiliyorum.Lütfen bizi bağışla.Sen çok büyüksün.

321-KADIN-LAR-LAR-VE LAR!

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;08 Mart 2011.

NEDEN KADIN-LAR-LAR-LAR?

Kadınlıklarını; erkeklerin hışmı ve her türlü zulüm ve işkencelere uğratılıp,”CEHENNEM EHLİ!”Oldukları da hatırlatılarak yaşattığımız İNSANLIĞIN EN BÜYÜKLERİ, BİZİM CANIMIZ KADINLARIMIZ. KÖR GÖZLERİMİZ VE SAĞIR VİCDANLARIMIZ ÖNÜNDE SİZE YAPILMAKTA OLAN HAKSIZLIKLARI DERLENMİŞ EFSANE ÖYKÜLERİNE BAĞLAYARAK GEÇİŞTİREN BİZLERİ AFFEDİNİZ. BİZLERİ DAHA BEBE İKEN; CEPHEYE TAŞIDIĞINIZ TOP MERMİLERİNİ OKŞAR GİBİ BAŞIMIZI OKŞIYAN O NASIRLI ELLERİNİZDEN ÖPERİM.

Günlük gazetelerimizde, kadın uzmanlarımızın!”kadınlar ne isterler!”Mavallarını okumakta iken;Eşim Sayın Hamret Türkoğuz,başıma dikildi ve:

“Sayın Beyim, neden KADINLAR? Kadınlar torba yasası mıdır, her maddeyi doldurasınız içine? Yoksa ucu açık Silivri suç dosyası mıdır? Tüm Kadınları ÇOĞUL EKİ ile teke indirgeyerek “KADINLAR NE İSTERLER!”Hadi canım sizdeler. Erkekleri kişilik olarak teke indiren sizlerin bu salaklıklarınız fena halde canımı sıkıyor. Bu dünya da,tek hamurdan tek ruh haline bizi neden ve niçin indirgersiniz.Cennete de her erkeğe 72 hemcinsimiz,cinselliklerini tatmin için verilecekmişiz.Kimseler de kızmasın;bu dünyada sıcak bir delik,öteki âlemde de sıcak bir delik miyiz biz!

Sayın Emine Hanım Türbanlı; Sayın Hayrünisa Hanım da Türbanlı.865 Rakımlı Tepeden geçen Hanımlarla hepisini “Kadınlar” sıfatı altına koyabilir miyiz? Bak, senden bizi irdeleyen bir seri yazı yazmanı istiyorum. AN-LA-DIN-IZMIII! Ne yapma

320-NEREDEN NEREYE GELMİŞİZ!

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;07 Mart 2011.

NEREDEN GELMİŞİZ, NEREYE!

Evet; nereden gelmişiz, nereye!

Dağları, nehirleri ve denizleri aşarak;

Gelip te oturmuşuz bir kuru dereye. Ostüzü.

Kininizi, intikam duygunuzu ve hırsınızı aklının önünde tutanlar! Kalemlerinizi elinizden atmalısınız! Ostüzü.

Birinci Dünya Savaşında; Fransız ordusunda bir gelenek vardı: Bir Kolordunun bünyesinde bulunan askerlerden, o günün muharebesinde en iyi dövüşen ve en kahraman kabul edilen askere kolordu Komutanı tarafından nişan ve para verilirdi. Çanakkale Muharebelerinin birisinde; hastanede yatmakta olan yaralı bir Fransız askeri o gün yapılan muharebenin kahramanı sayılır. Kolordu komutanı ve sıra komutanlar, Fransız Asker hastanesinde yaralı erin yatmakta olduğu hasta koğuşuna gelirler.Kolordu komutanı yaralı askerini tebrik eder ve:”Bugünkü muharebenin en kahraman ve en başarılı askeri sizsiniz.Siz,geleneksel Fransız kahramanlığının da sembolüsünüz.Siz..”Asker eli ile,Komutanına sus işareti yaparak yatağında doğrulur:

“Sayın General, hata yapıyorsunuz. Ben, basit bir yara aldığım zaman sesimin çıktığı kadar, bağırarak ağlıyordum.”Eli ile yanındaki yatakta yatmakta olan, yüzü, gözü ve her tarafı sargılar içindeki ağır yaralı bir Türk askerini göstererek;”bu, çok ağır yaralı Türk askeri sürünerek benim yanıma geldi ve kendi sargı bezini de kullanarak benim yaramı sardı. Bu muharebenin en kahraman ve en insan askeri bu Türk askeridir. Her türlü nişana ve para armağanına o lâyıktır. Şerefli bir Fransız askeri olarak sizlere bunu söylemek durumunda olduğumu arz ederim!” Der. Hastanede bulunanlar tarafından şiddetle alkışlanır.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi sahasında dolaşmakta olan, başlarında bir kurmay subay bulunan Türk grubu, ilginç bir olaya tanık olurlar. Esir bir Yunan subayını bindirmiş olduğu eşeğini çekerek götürmektedir. Kurmay Binbaşı rütbesindeki Türk subayı:

“Mehmet, eşeğe neden sen binmiyorsun da bir Yunan askerini bindiriyorsun?”Dediğinde, şu görkemli yanıtı alır:

“Olur mu komutanım, memleketinden ayrı düşmüş garip, bizim de misafirimiz sayılır!”

Tümgeneral Nikolas Trikopis’in teslim olduğu Uşak’ın iki kilometre doğusunda bulunan GÖĞEM köyünde 02 Eylül törenlerinden ikisini de bendeniz idare etmişimdir. Esirleri Uşak’a, Batı Cephesi Karargâhına daha sonra da Başkomutanlık Karargâhına götürmekte olan Türk askerlerinin yanı sıra Yunanlı Esirlere de yöredeki TÜRK KADINLARI sıcak ekmek ve taze çörek ikram etmişler. Bir Türk subayının:

“Yunan esirleri de bunlardan yesinler mi takılmasına, şu görkemli yanıtı ancak ve dahi ancak BİR TÜRK KADINI VEREBİLİRDİ:

“Neden yemeyeceklermiş? Onlar da insan değil mi?” Unutulmasın ki bunlar, Anadolu’yu yakıp, yıkan Bebeleri, Nineleri ve Dedeleri öldüren kimselerdi

Yunanistan’ın Küçük Asya Seferi Kuvvetleri Başkomutanlığına atanan, bu atanma emrini de Uşak’ta, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’den öğrenen Tümgeneral Nikolas Trikopis, Kayserinin Talas ilçesinde sekiz ay kalmıştı.93 yaşında ölen ve her sene Cumhuriyet Bayramımızda da Türkiye’nin Atina Büyük Elçiliğine gelmeyi itiyat edinmiş olan bu Eski Düşmanımızın anıları çok ilginçtir. —Cümle ulusal kurtuluş savaşımız gibi uzadı!—Tümgeneral Nikolas Trikopis’in”Hatıralarım “adlı anı kitabını Sayın Ahmet Angın dilimize kazandırarak 1967 senesinde yayımlamıştır.

Bu Esir General, Talaslı Kadınlarımızın kendisinden kaçmadıklarını, kendisine yemekler getirdiğini, refakatine verilmiş olan Kurmay Yüzbaşının bilgisinden ve davranışlarından şükranla bahsetmektedir. Basit birkaç çizgi ile işte size Türk’ün ruhsal yapısı.

Besançon Üniversitesine bağlı dil enstitüsüne üç Türk subayı, büyük bir merak içersinde indik. Evraklarımızı ilgili makama vererek, sözlü bir sınava tabi tutulduk. Bendenizi, orta yaşlı karoseri yerinde bir Fransız Madam sınava çekti. İlk sorusu:

“Fransa’ya niçin geldiniz?”Olmuştu. Tam bana göre, benim yanıtlayacağım bir soruydu. Türkçe olarak konuşmamı vereceğim:

“Aziz Madam; Türk Genelkurmay Başkanlığı, beni Fransız kadınları üzerine bir rapor hazırlamam için Fransa’ya göndermiştir. Bendeniz çok şanslıymışım ki ilk günümde görevimi tamamlamış sayılırım. Siz, ilk kişisel ilişki kurduğum üçüncü Madamsınız. Güzellik, asalet, kibarlık ve insanlara yaklaşım tarzının ve bir erkeği fetheden davranışınız benim raporum için yeterlidir sanırım!”Dedim ve yerimden büyük bir jelse kalkarak ol Madamın elini öptüm. Aklıma, bizim komşu Ayşe Teyze geldiğinden, az kalsın elini alnıma götüreyazdım. Kadını kahkahası ortalığı çınlattı. Ne ise konuşmam beğenilmiş olmalıydı ki Tekâmül Kısmına verildim.

Üst sınıfa götürerek teslim ettiler. Madame Holtzer bir şey göstererek sordu:

“Q’est que c’est? —bu nedir?—Hemen ayağa kalktım:

“Cher Madame, je n’ais sais pas, ce gue c’est? Bu sorunun tersine çevrilerek yanıtlanabileceğini hiç kimse duymamış. Beni sınıfın duayeni seçtiler. Ertesi günü, sınıfımız Türkiye’ye ait manzara resimleriyle ve modern Türk Kadınlarının resimleriyle bezenmişti.

Besançon’a çalışan dokuz Türk işçisini Arap işçiler hırpalıyorlarmış. Bunlara bazı dövüş taktikleri öğrettim ve ceplerine tuzla karışık karabiber koyarak onlar saldırdıklarında kullanmalarını öğütledim. Bir hafta sonra herkesi hayretlere düşüren bir kavga olayı olmuştu: Dokuz Türk işçisi, kendilerine saldıran otuz Arap işçisini dövmüşlerdi!

Sınıfımızdaki Arap asıllı öğrencilerden bana ekşi, ekşi bakmalar başlamıştı. Rahmetli İmran Ökten’in Maltepe camisinde yapılan cenaze töreninde, cennetmekân Rahmetli Mustafa İsmet İnönü’yü bir sürü sapığın elinden, Polatlı topçu Okulu Komutanı bir Tuğgeneral tabancasını çekerek kurtarmıştı. Sınıfımızda; hiç yeri yok iken, bu konuyu bir Arap öğrenci açtı. Oturduğu yerden, Atatürkçü bir Büyük Hâkim, Allah’ı insanlar yarattı dediği için, cenaze töreninin yapıldığı camide Halk galeyana gelerek İsmet Paşayı öldürmek istemiş!” Dedi!

Yeni sınıf öğretmenimiz Mademoiselle Paxion’dan izin alarak ayağa kalktım. Arap Öğrencilerden yana dönerek:

“Bu anlatacaklarımdan bir şeyler anlayabilmeniz için, ülkelerinizde Mustafa Kemal rüzgârının esmesi lâzımdır.Sizler,benimle düello etmek için bir anlaşmaya varmadan bana ve Mustafa Kemalimize ateş ettiniz.Düellonuzu kabul ediyorum.Arkadaşlarımız da tanıklarımız olsun.Korkmayınız,size ölümcül kurşun da atmayacağım.Beyninizdeki asırların pasını silmenize yardımcı olacağım.”Dedim ve eydirdim:

“Sizler, yaratma fiilini yoktan var etme ve halk etme olarak anlıyorsunuz.”TANRI KAVRAMI” olarak evet; Allah Kavramını insanlar yaratmıştır. Sıralara vurmaya başlamaları üzerine; ben o tahtaların dilinden anlamam beni dinlerseniz çok şeyler öğretebilirim, dediğimde MDL. Paxion heyecanla:

“Bay Türkoğuz susunuz!” Dedi. Verdiğim yanıt karşısında da donup kaldıydı:

“Ben, Fransa’da savunma hakkımı kullanmadan susacağım, onu mu söylemek istiyorsunuz!”

“Ben, tüm insanlar için bu kelimeyi kullanıyorum. Ay’a indiğim zaman Ayda Allah benimle vardır. Ben, Ay’dan ayrıldığım zaman Allah da Ay’dan ayrılmış olur. İnsanlar Dünya’da var olduğu sürece dünya’da Allah ta vardır. Muhittin Arabî isimli, Mevlana’nın eniştesi Büyük bir Arap bilginini bildiğinizi de sanmıyorum. O’nun Füsus’ul Hikem adlı bir kitabı vardır. O der ki:

“Gece ve gündüz arasındaki fark ne ise Allah ile Kul arasındaki fark ta aynıdır. Dünyayı kaldırırsanız aradan fark ta kalkmış olur. İnsanlar Allah’a ne kadar muhtaçsa, Allah ta insanlara daha ziyade muhtaçtır. Yeryüzünden insanlar yok olursa İDRAK TA YOK OLACAĞINDAN ALLAH KAVRAMI DA YOK OLUR!”

Allah Kavramından bazı kimseler de yararlanma yolunu seçmişler, insanları Allah’ın Kulu seviyesine indirgemişler. Bazı kimseler de Allah’ın yeryüzünde gölgesi olduğunu insanlara zorla kabul ettirerek insanları kendilerine Kul ve Köle yapmışlardır. Bizde, Padişahlar ve din adamları halkımızın bu anlayış dışında anlayışta bulunmasını ölümcül suç saymışlardır. Fransa’da Jean Bodin; altı ciltlik”Cumhuriyetin altı kitabında,--Six Livres de la Rebupligue--Fransa Kıralının haklarının Tanrısal olduğunu devredilemeyeceğini, Fransız vatandaşlarının da Efendisi olduğunu savunmuştur. Eğer Hemşehrim olan SPARTAKUS başarsaydı, bugünün kulları ve köleleri de kurtulmuş olurlardı. Bizler; Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları, ATATÜRK ve İsmet İNÖNÜ sayesinde LAİKİZ, TANRI KAVRAMINA DA yürekten inanıyoruz. Ben, kişisel olarak ne kulum ne de Köle. Ben, önce irade sahibi bir insanım; sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin ATATÜRK ile eşit haklara sahip vatandaşıyım.”Dedim, ama nasıl konuştum, ben de şaşırdım. Aklıma bir çapkın Fransız Kadınının, bana öğretmiş olduğu Fransızça öğrenme dersi geldi:

“Monsieurs Türkoğuz! Pour aprende lé Français gu’il faut faire L’amoure avec une Belle femme. Sinon; il faut Batre un Homme!”—Ya Güzel bir kadınla sevişerek, ya da bir adamla dövüşerek—Ders çıkışı Dil Enstitüsünün yöneticisi yanıma gelerek, beni bir kenara çekerek:”Bay Türkoğuz; bizim Fransızlar yobazdırlar. Sonra, Bizim Atatürk’ümüz de yok’” Demişti.

Daha sonra; Cenevre’de Birleşmiş Milletler binasında 35 ülkenin subay ve komiserleri ile yapmış olduğumuz”Barbitürük”-Keyif verici maddeler—seminerinde, aynı kaynaşmayı sağlamıştım. İki Yunanlı Gümrük subayı:”Biz Yunanlılar, dört yüz sene bu Türklerin yönetimlerinde sulh içinde yaşayarak zenginleştik. Bugünkü Türk düşmanlığı Paranoyasını, lüks yaşamlarını sürdürmek isteyen Politikacılar ve askerler yaratmıştır!” Demiştiler.

O sınıfta kaldığım sürece, bizden önce gelip te ayrılanlar ağlayarak ayrılmışlardı. Benim adım da Profesörler tarafından:”Küçük kütüphane” olarak tesmiye edilmişti. Bunları neden mi anlatıyorum? Facebook hesabımın kapanmasına neden olan tartışmayı anlatabilmek için.

Beni, hiç istemememe rağmen Facebook’a kaydettiler. Hem kullanmasını beceremediğimden hem de mani kâğıdındaki yazılar gibi yazılar beni pek doyurmadı.”Türk Kızı” unvanını kullanan bir kullanıcının ısrarı üzerine duvarına girdim ve ırkçı bir yapıda olduğunu gördüm. Bir hafta önce; çağrısına uyarak sayfasını açtığımda, gördüğüm yazısı karşısında kanımın donduğunu hissettim:

“Hiran Dink’in gebertilmesinin yıldönümü!”

Hemen yorumum yazdım:”Dünyamızda hiçbir canlı, hiçbir davranışı nedeniyle öldürülmeyi hak edemez.”TÜRK KIZI” sıfatını kullanmakta olan sizi, bu çok kötü düşünceniz nedeniyle de ayıplarım.”Hemen yanıtı geldi:” “Sizin kanınız mı bozuk!”

Hak etmiş olduğu yanıtı, unutamayacağı biçimde verebilirdim! Ama cahil ve şartlandırılmış birisine yardım etmenin daha doğru olacağına karar verdim. Benim Soyadım TÜRKOĞUZ’DUR. Taşımakta olduğum tüm sıfatlarım bu bitişik kelimede saklıdır. Hemen yanıtladım:

“Biraz yavaş olunuz. Cehaletinizi aklınızın önüne koyarsanız hep utanırsınız. Bir kere”Türk Kızı” sıfatınızı kullanıyorsunuz. Bu sıfatı size kim vermiştir.”TÜRK” sıfatı Bakanlar Kurulu kararıyla kullanılır. Ben onbinlerce asker ve öğrenci yetiştirmiş vatansever bir Türk vatandaşıyım. Bileğime, kanımın asaletini ölçecek bir alet takarsanız o alet patlar. Rahmetli Hran Dink bir Türk vatandaşı gazetecidir. Türkiye Cumhuriyetinin görevi vatandaşlarımızın ve tüm canlıların hayatlarını, namuslarını ve huzurlarını korumakla mükelleftir. O masum Rahmetliyi öldüren, öldürten ve onları himaye edenleri şiddetle ve nefretle kınıyorum. Türk Kızı demek, her türlü davranışı ve her türlü sosyal olayı başkalarına örnek olacak tarzda yorumlamasıyla, insanlarımız ve tüm canlılarımızı korumasıyla tanınmalıdır. Bak Kızım:”Cahil, duyar, görür ve değiştirilemez bir hükme varır. Aydın da; duyar, görür ve araştırarak bir sonuca varır.” Siz, sizi aydınlatma amaçla yaklaşımıma nasıl o sözleri sarf edersiniz? Blok adresimi verdim. On dakika sonra işaret geldi, duvarında şöyle yazıyordu:”Padişahlar da Cıvan severler!” yazınızı okudum. Bir de subay olacaksınız! Böyle bir yazıyı nasıl yazarsınız. Hran Dink bunlardan üstün mü? vs.ve zahire!

“Mesele Hran Dink değildir. Bir Türk vatandaşının, Masum bir insanın öldürülmesidir. Malatya’da hayvanlar gibi boğazlananlar da insandılar. Trabzon’da öldürülen Papaz da insandır. Bunları öldürmenin vatanseverlikle ilgisi yoktur. Böyleleri cinayet işleme meyillerini tatmin ederek ülkemizi küçük düşürürler. Birinci Mehmet, çok büyük bir Padişahtır. Kardeş şehzadeleri boğarak öldürme geleneği de onundur.72 şiirlik divanının 27 şiiri oğlanlar üzerinedir.—Fatih Divanının Türkçeleşmiş nüshasının adresini verdim—Ben; kırk belge ile kanıtlıyamıyacağım yazılarıma imza atmam!”Dedim ve kale çok kere el değiştirdi. Türk Kızı’nın hızı biraz kesildi. Okuması için çok sayıdaki yazımı adresine ilettim.

Bilemeyrum; bu yazışmamızdan dört gün sonra da, Mahkeme Kararıyla Blog Siteme erişimin durdurulduğu yazısı KIPKIRMIZI olarak ve büyük puntolarla ekranımı kapladı. Aynaya baktığımda; yüzümün daha güzel parladığını gördüm. Parmaklarımdan şerareler fışkırdı. Katilleri ve onlara yardım edenleri ve onları himaye edenleri, şiddet ve nefretle kınıyorum. c’est tous!

7 Mart 2011 Pazartesi

319-KÖLELER DE EŞİTTİRLER!

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;07 Mart 2011.

KÖLELER DE EŞİTTİRLER!

Bir Sıkmabaşlı Kadın, Eşim Sayın Hamret Han’ım’a sormuş:

“Sizin kökünüzün Sivaslı olduğunu öğrendik. Siz, ailecek tüm insanlara ve hatta Hayvanlara karşı çok sevecensiniz. Affedersiniz, siz ALEVİ MİSİNİZ?”.Hamret Hanım:

“Nerede o şans bizde a kızım! ALEVİLİĞE yoldan inilmez, BELDEN İNİLİR. Ben, İstanbul doğumluyum Anam da İstanbul doğumlu. Babamın ve Eşimin babasının adı da OSMAN. Eşimin babasının adı Ali Osman. Onun babasının adı da Osman. Bıktık bu Emevilerin peşine takılmaktan!” Demiş. Kadın da, kendi, kendine:”Ben ne sordum Han’ım ne cevap verdi!” diye söylenmiş.

Pazar günü, İzmir’de açık havada büyük bir Alevi toplantısı düzenlenmişti. Oradaki bir pankart dikkatimi çekti:

“BİZ, EŞİTLİK İSTİYORUZ!”

Şaşırmadım değil: Köleler de eşit değil mi? Osmanlı Döneminde, Mustafa Kemal’e gelene kadar, Aleviler Kölelerle eşit değil miydi? Kiminle eşitlik? Deniz Fenercileriyle mi? Türkiye Büyük Millet Meclisine kapağı atarak her türlü suçun takibinden yakayı sıyıranlarla mı eşitlik!

Hayali suç dosyaları ile Esir Kampına kapatılanlarla mı eşitlik?Ben bu istekten bir şey anlayamayrum!

6 Mart 2011 Pazar

318-TIPKI SİLİVRİ ESİR KAMPI GİBİ.

EFENDİM;BENİM YALVAR,YAKAR KAYDIMI SAĞLAYAN FASEBOOK HESBIMA DA BİLİNMİYEN VE DAHİ GÖRÜNMEYEN BİR İKTİDAR MAHKEMESİNCE KAPTMA İŞLEMİ YAPILMIŞ.BLOG SİTEM DE OL MAHKEMEİMAHSUSA TARAFINDAN İLETİŞİME KAPATILMIŞ.SAYIN TEMEL GİBİ ŞAŞAYRUM.BLOGUMA YAZILARIM GİRİYOR.YAZI SIRAMI VE YAZIMIN BAŞLIKLARINI DA OKUYABİLİYORUM.YENİ YAZILARIMI DA EKLEYEBİLİYORUM.ŞAŞAYRUM DIŞARIYA YAZILARIM ÇIKMAYA.KOMŞUMUZ TEMEL'E SORDUM DEDİ Kİ:"DE UŞAĞIM;BUNLAR SİLİVRİ İŞİ.SİLİVRİ ESİR KAMPINA GİRENLERİN ADLARI DIŞARI ÇIKAYİ.KENDİLERİ DIŞARI ÇIKAYI Mİ!"AMMA DA SAF ÇANDIRMA SUBAYI VE MODASI GEÇMİŞ HUKUKÇUYMUŞSUN A UŞAĞIM!"DEDİ.PS:EŞİM SAYIN MAJESTE HAMRET HANIM,SANA VERİLEN BU KADAR CEZAYA ÜZÜLDÜM.BU, SENİ ADAM YERİNE KOYMADIKLLARININ KANITIDIR.MESLEK HAYATIN DA BİLE,HEP SÜRÜLDÜN,Bİ KEZ OLSUN SENİ ESİR KAMPINDA ZİYARET EDEMEDİM;ONA YANARIM" DEDİLER.

İzleyiciler

Blog Arşivi