2 Mayıs 2016 Pazartesi

2097/TÜRKİYE NEREYE GÖTÜRÜLMEK İSTENMEKTEDİR?


           TC .                                                                                                                                                                          OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

TV.İzmir;27Şubat2010./09Şubat2013!                                          ÖNEMLİDİR:                                                                      BU YAZIYI OKUMADAN ÖNCE,YAZININ İLK YAZILIŞ TARİHİNE İYİCE BAKMALISINIZ?!

        BİR HUKUK PROFESÖRÜ,POLİSİN TÜM UYARILARINA RAĞMEN,TÜM PARALARINI BANKADAN ÇEKEREK DOLANDIRICILARINA TESLİM ETMİŞTİR?!AKEPEYE TESLİM OLMANIN FARKI VAR MIDIR*!

         İleti yazımla birlikte: HAYVANLARIN ADINI VEREN İNSAN; ONLARIN ADLARINI DEĞİŞTİRMİŞ OLSA, HİÇ BİR TEPKİ İLE KARŞILAŞMAZ. KOYUNLAŞTIRILAN BİR TOPLUMDA DA,BU İŞLEM TEPKİSİZ BAŞARILARAK O TOPLUM TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE UĞURLANIR!

        Denize bir taş atmaya görsün insan; o küçücük halkalar karşı kıyılara varır. Bendeniz; emekli edildikten sonra, bir yerel gazetede yayımlanan yazılarımı bazı dostlarıma göndermeye başlamıştım. Sonra elle yazdıklarımı da çoğaltarak 1986'dan beri bazı adreslere bedava dağıtıyordum. Sayın Ahmet Avcı'nın zorlaması ile Bilgisayara başladım,08 Nisan 2008'den beri tam 45.000 sahifelik,özgün yazılarımdan bir blok oluşturmuşum.Bu arada yazılarım dış ülkelerde de okuyucu bulmuştur.Sınıf ve devre arkadaşlarım mı!Onlar,orduevlerinde belirli günlerde toplanarak torunlarından ve torunlarının köpeklerinden söz etmektedirler.O cephede okuyanım yok.Emekli komutanlarımdan da 1975'ten beri okuyanım olanlar da tutuklamalar üzerine,bu Osman’ı da mutlaka tutuklarlar düşüncesiyle yazılarımı kendilerine iletmememi emrettiler.Ama, hiç ümit etmediğim ve tanımadığım bazı kimseler,yazılarımın çıktısı ile önüme dikilebilmektedirler.Bunlardan birisi ;Cuma namazından sonra,elinde "Türkiye Nereye Götürülmek İstenmektedir adlı yazımın çıktısı ile,kibarca yolumu kesti:"Sayın Osman Bey;sizinle bir konu üzerine konuşabilir miyim?"Dedi.Küçük parkımızın bir köşesine oturduk:"Siz,Albay rütbesinden emekli edilmişsiniz.General bile olamamışsınız.Sevr antlaşmasını yerin dibine batırıyorsunuz.Rahmetli Turgut Özal,"Sevr,Lozan'dan iyiydi!"Demişti.Koskocaman bir Cumhurbaşkanı sıfatıyla..."Daha bazı şeyler anlattı.Konuşma sırası bana geldiğinde:"Size,çok kimsenin bilmediği bir sırrımı açıklayacağım:Türk ordusunda her subay general olmak için can atar.Ben,general olmamak için çok çabaladım.General olsaydım,Albaylara kadar ki kişiliğimi de inkar etmiş olur,bazı generallerimizden farkım da kalmazdı!"Adamcağız bir Allah!Allah çekti."Siz,Sevr ve Lozan antlaşmalarını okudunuz mu?"Soruma,"hayır hiç okumadım!"Dedi.Uzun boylu anlattım ve karşılaştırmasını da yaptım.Lozan'ı Ulusal Kurtuluş Savaşını kazanmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yapmış,Türkiye Büyük Millet Meclisi de onaylamıştır.Sevr antlaşmasını da Osmanlıdan habersiz,Birinci Dünya Savaşındaki düşmanlarımız yapmıştır.Düşmanlarımızın yaptığı ve bütünlüğümüz bozan antlaşma daha mı iyiydi!Biz,bizim için çok iyi bir

Antlaşma yapan düşmanlarımızla kötü bir antlaşma yapmak için mi Üçbuçuk sene savaştıktan sonra da, Lozan’da Sekiz ay boğuştuk! Beyefendimizin gözlerinde şimşekler çaktı! Ayrılırken, Sevr antlaşmasının yazılı metnini vereceğime de söz verdim ve:"Siz, hainlerimizi yüksek mevkilerde aramalısınız, Turgut Özal'ın babasına neden Dönme Hasan Efendi derler? Şavşat nüfus idaresi neden yakılmıştır!"Demeyi de ihmal etmedim. Şimdi ol yazımı eklemeler yaparak yeniden huzurlarınıza getireceğim. Önce bir alıntı:

        "Sevr’in bazı maddeleri zaten Lozan’da Mustafa Kemal Atatürk ve avenesi tarafından kabul edilmiştir. “Sevr Sulh Projesi”nde yer alan 115′inci madde, Kıbrıs’ın kaderini tayin eden Lozan antlaşmasının 20′nci maddesinin kelime, kelime aynısıdır.[23] Ayrıca Sevr’in 139′uncu maddesi; “İşgal altındaki Müslümanlarla bütün ilişkinizi keseceksiniz” mealindedir…"Atatürk düşmanı bir yayından alınmıştır. Önce;şu Avanesi kelimesinin anlamına bir bakalım:

        AVANE:İ:Fenalıktan,yardımcılar.A'van=yardımcılar demektir.Mustafa Kemal'e ülkemiz için yaptığı fenalıklara yardım edenler!Mustafa Nihat Özön,Büyük Osmanlıca-Türkçe Sözlük,s.51.Böyle olunca da,böyle diyenlerin sülalesinin Yunancılarca ırzlarına geçilmesine yardım edenler onlar için kahraman olmuyor mu!

        Sevr antlaşmasının ünlü maddelerinden birisi ve Halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı devletinin diğer Müslümanlar üzerindeki, sözde, egemenliğinin sonlandırılmasına dair 139'uncu maddesi:

        "Türkiye diğer bir devletin hâkimiyeti veya himayesine tabi Müslümanlar üzerinde her ne mahiyette olursa olsun, icrayı hâkimiyet ve salahhyet-i kazaiya hususundaki bilcümle hukukundan kat'iyetle feragat eyler."

        "iş bu muhadename mucibince Türkiye’den irtifak eden ve Türkiye tarafından tanınan bir şek’li idareye malik arazi üzerinde hiç bir Osmanlı memuru tarafından ne doğrudan doğruya ne de dolayısıyla hiç bir nüfuz icra edilmeyecektir." Sadrazam Damat Mehmet Ferit Paşa, Saltanat Şurasında bulunmayarak Sadrazam vekili Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi tarafından Şuraya kabul ettirilerek imzalanmıştır. Bu antlaşmanın tam metnini de vereceğim.  Vatan hainlerimiz mirasçılarına övünçle bırakabilirler. Vatanseverlerimiz ve Atatürkçülerimiz de dizi seyretmekten vakit ayırabilirlerse, şöyle bir göz atabilirler!

                TÜRKİYE, NEREYE GÖTÜRÜLMEK İSTENMEKTEDİR!

        +Bu başlık altındaki ilkyazım 1999 yılında, Zonguldak-Uyanışta yayımlanmıştır!

        Türkiye; Türkiye Cumhuriyetinden ve Mustafa Kemal Atatürk'ten Korkanların istemiş olduğu parçalanmaya götürülmektedir. Avrupa Parlamentosundan bir Soytarının:"Avrupa Birliğine girmek için Atatürkçülüğü bırakmalıısınız!"Emri uygulanmaktadır. Sayın Recep Beyimizin son Avrupa turunda:"Elli senedir, Avrupa Birliğinin kapısında bekletiliyoruz!"Beyanı,"Atatürk'ü ve Türklüğü de sildik, üniter yapıyı da çökerttik; daha ne istiyorsunuz!"Diye bir yakarıdır.

                “Efendiler!

Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlandırılmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!” Mareşal Gazi Mustafa Kemal, TBMM.06 Mart 1922.

“BİZ, BU COĞRAFYAYA LÂYIK BİR ULUS OLDUĞUMUZU İSBAT EDEMEZSEK; BİZİM KARA GÖZÜMÜZ İÇİN, BİZİ BU COĞRAFYADA YAŞATMAZLAR!” MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL.

        Bu, benim 01 12 2004 tarihinde; böyük bir Türk Büyüğü namzedinin istemi üzerine, yazmış olduğum kitabımın adıdır. Bir öğrencime de armağan etmiştim. Çok az sayıda teksir edilerek dağıtılmıştı. Bendeniz; bu kitabıma 28 Aralık 1998 tarihinde, Zonguldak’ta yayımlanan UYANIŞ adlı gazetedeki yazımı da eklemiştim. Konuya şöyle yaklaşmıştım:

        “Dününü bilmeyen, gününü ve dahi yarınını da hiç bilemez. Yalınız tahılla beslenen toplumların ve o toplumun bireylerinin bellek kapasiteleri üç günlüktür. Duyguyla köpürerek, şahlanıp, kırıp ta dökerek hep zararla ve köhne geçmişleriyle yaşamak! Kısır bir döngünün adına da talih ve kader demek! Bu kısır döngüye “Tanrımızın iradesi ve KADERİMİZ!” Deyip te geçeriz.

Kişiler, davranışları ile de, kendilerinin ve içinde yaşamakta oldukları toplumların alın yazgılarını belirlemektedirler.

Gazi Mustafa Kemal’e gelene kadar, YENİLMEK, HORLANMAK, İTİLİP KAKILMAK TANRI’NIN İRADESİNE BAĞLANAN BİR YAŞAM BİÇİMİ OLARAK ALGILATTIRILMIŞTIR!

        22 Haziran 1919 tarihinde, Türk ulusuna ve tüm dünyaya yayımlanan AMASYA GENELGESİ ile BEŞERİ İRADE, ALIN YAZGISI KALEMİNİ ALLAH’IN ELİNE ALMIŞTIR!

Bizi ve Koskoca Osmanlı İmparatorluğunu, 10 Ağustos 1920 SEVR bataklığına götüren yazgısallık tepetaklak edilmiştir.

İnsanlara ve toplumlara yapılmış olan fenalıkların cezasını Tanrı’ya havale etmek; korkaklık, beceriksizlik ve onursuzluğun kabulünden başka bir şey değildir.

Bizler; Türk ulusu olarak Gazi Mustafa Kemal gibi davranırız! Öyle davranmak zorundayız. ULUSAL ONURUMUZUN VE TÜRKLÜĞÜMÜZÜN BİZLERE YÜKLEMİŞ OLDUĞU DAVRANIŞ BİÇİMİ DE BUDUR!

Bize yapılan ve yapılmış olan kötülükleri yakamızdan silker atarız. Kötülük yapanları da bir daha kötülük yapamayacak hale koyarak, elimizi dostça uzatırız.

BİZLER, ANALİZİ, SENTEZİ, YORUMU VE ÇIKARSIZ VATANIMIZI SEVMEYİ MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL’DEN ÖĞRENDİK.

        Bendeniz; senelerce, tüm astlarıma ve öğrencilerime SEVR’İN 52,62.63.64 ve 231’inci maddelerini, bıkmadan anlattım.

Mudanya’ya ve Lozan’a yenilmişler gibi oturtulan Batı’nın, SEVR’İ uygun durumlar yaratarak uygulama girişimlerinde bulunacaklarını! Şeriatçıların ve gericileri çok kuvvetlenerek, HARİCİ BEDHAHLARLA BİRLİKTE, TÜRKİYE CUMHURİYETİNE VE ATATÜRK DEVRİMİNE YÜKLENECEKLERİNİ HEP ANLATTIM.

Bizlere, SEVR paranoyasına tutulmuşlar dediler.

Bendeniz, geçmişi bir masal gibi değil de, hangi anlaşmaya bir sonraki vuruşun gizlenmiş olduğunu göstererek anlatmıştım.

        Şimdi; UYANIŞ gazetesinde yayımlanan ve başlığı:

”2000’li Yıllarda; Türkiye’ye Yöneltilecek Diplomatik Dış Baskılar ve Türkiye’nin Karşı Politikaları!”

        Uluslar; görünürdeki varlıklarını yitirmekle yıkılmazlar: Bu felakete uğrayanları yok eden illet, HAFIZALARINI YİTİRMİŞ OLMALARIDIR!” Prof.Dr. Gustave le Bon.

        Sakarya Meydan Muharebesi, en kritik anlarını yaşamaktadır. Cephenin kuzeyindeki kilit, Karacadağ düşmüştür. Güney kanadımızı kuşatmayı amaçlayan Yunan saldırısı Haymana’ya dayanmış, Batıya karşı kurmuş olduğumuz cephemiz, Güneye döndürülmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutan Gazi Mustafa Kemal; Batı Cephesi Kurmay Başkanı ve sınıf arkadaşı Miralay Asım Gündüz’e:

        “Asım; bana iki fırka bul!” Emrini vermiştir.

        Cephemizin güney kanadından alınan iki fırkamız, 24 saatlik bir CEBRİ YÜRÜYÜŞ ile 114 kilometre kat ederek, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’in emrine girmiştir.

        DOKUZ YÜZ ŞEHİT VERİLEREK yapılmış olan DUATEPE saldırısı, Düşman cephesinin çökmesini sağlamıştır. DUATEPEYE dikilen Türk Bayrağını seyreden Başkomutan Gazi Mustafa Kemal; gülerek ve eldivenlerini eline takarken:

        “Papulas’a TÜRK ULUSU adına şükranlarımı sunarım!” Demiştir.

        Sarkan cephemizin böğrüne saplanan Türk hançeri, düşman cephesinin çöküşünü sağlamıştır. En sonunda da; Büyük taarruzumuzla Yunan orduları dağıtılmıştır.

        Esir düşen Yunanistan’ın Küçük Asya Orduları Başkomutanı Tüm General Trikopis; Uşak’ta; Yunan Kralına hazırlanmış olan konakta; Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in huzurlarına çıkarılır. Mareşal Gazi Başkomutanımız esirleri güler yüzle karşılar. Birçok hareket varken, neden hiçbir harekette bulunmadıklarını sorar:

        “Öğleden sonra; Afyon-Ilgın yönünde, bir karşı saldırı yapmayı düşünmüştüm!” Der.

Haritasının başına eğilen Başkomutanımızdan da:

        “Ben de; şöyle ve şöyle yaparak karşı saldırınızı karşılardım!” Yanıtını alır.

        Ünlü Alman Stratejisti Tüm General Karl Von Clausewitç ününü sağlayan, KAN adlı eserinde savaşı şöyle tanımlamıştı:

        “Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır!”

        Savaşta yapılacak hareketlerin ve bu hareketlere karşı yapılması düşünülen hareketlerin planları vardır. Bu planlar barış zamanında yapılır. Bize dost ve düşman olacak devletlerin, bize karşı uygulamaları düşünülen planlarına karşı, karşı planlar yapılır. Jeopolitik, bir ulusun tüm planlarına ve etkinliklerine egemendir.

        Komşu devletlerin ve uzak devletlerin ULUSAL HEDEFLERİNİ ve ULUSAL STRAREJİLERİNİ çok iyi bilmek gerekir. Politikada karşı planlar yoksa teslimiyet vardır.

Örnek vermek gerekirse, örnekler çoktur  *EK)

        İngilizler; bugün Emekli Generallerimize ve Akademisyenlere ve gazetecilerimize karşı yapılan gece baskınlarını 16 Mart 1920’den sonra yaparak 58 adamımızı Malta’ya sürerek, tüm dünya’ya bunları kurşuna dizeceklerini duyurmuştu. Batum’a gelen İngiliz subaylarını derhal tutuklatan TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal de bir bildiri yayımlamıştı:

        “Malta’da sürgünde bulunan adamlarımızdan her hangi birisini İngilizler kurşuna dizerlerse; elimizde bulunan İngiliz esirleri de derhal kurşuna dizilecektir!” İngilizlerin yelkenleri rüzgâr tutamaz hale gelmişti.

        Midilli açıklarında; bir Fransız gemisi ile çarpışan kömür yüklü BOZKURT adlı gemimiz batmıştı. İstanbul’daki Müstantik Himmet Bey de; her iki geminin kaptanını tutuklamıştı.

Fransızlar bir son ihtarla:

        “Kaptanımız serbest bırakılmazsa, Türk limanlarını topa tutarız!” Tehdidinde bulunmuşlardı.

Karşı yanıt hemen verilmişti:

        “Bir tek Türk Limanına bir tek Fransız topçu mermisi düştüğü takdirde; SURİYE’Yİ İŞGÂL EDERİZ!” Politika muharebesinin karşı planları olmayan, Medrese çıkışlılarda, sürekli olarak “YES MEN!” ve TESLİMİYET VARDIR! VARDIR.

        Türk Genel Kurmayı dış hatta çıkma manevrasında; Medreseden icazetliler de ah yalellim türküsünü çığırmadalar!

        Bendeniz, 2000’li yıllarda Türkiye’nin siyasi konjonktürünü ve bu konjonktürü belirleyecek etkenlerden söz etmek istiyorum:

        *Bugün düzeltemediğimiz siyasi tümsekler, örtmek için üzerine atmış olduğumuz topraklarla, birer Everest tepesi olarak, geleceğimizin yolu üzerinde, karşımıza dikileceklerdir.

        *Ülkemizi birinci kuşaktan çevreleyen ve çemberleyen, ülkemize karşı politikalarını yeni motiflerle bezeyerek sürdürmeleri beklenmelidir.

        *İkinci kuşağı oluşturan Suudi Arabistan, Sudan ve Libya; önce kendi yönetimlerini güvenceye almak; sonra da, başarılı olmuş laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN, diğer islam ülkelerine örnek olmasını önlemek için, petrol gelirleri ve diğer üçüncü kuşak ülkelerinin taşeronluğu ile aleyhimizde bulunmaları beklenmelidir. Bu girişimler için para ve DİN motif olarak kullanılacaktır.     

        Suudi şirketlerine Turgut Özal’ın sağlamış olduğu kolaylıklar gözden geçirilmelidir.

        *Üçüncü kuşak ülkeleri; USA ve onun güdümündeki İngiltere, Fransa, Almanya ve dahi İtalya ve öteki İnsan Hakları türkülerini çığırıp, ülkelerindeki Sübyancılık olaylarını görmeyen ülkeler de bu kervana katılacaklardır. Türkiye’ye karşı başlatılmış olan haçlı seferleri, 8’inci haçlı seferi ile bitmemiştir.

BATIYA KARŞI, BATI KULLANILMALIDIR!

        *Üçüncü Dünya Savaşı ne zaman çıkacak diye beklemeyelim! Üçüncü Dünya Savaşı henüz bitmemiştir.

        *Gerilla hareketleri, iç kavgalar ve iç savaşlar, Üçüncü Dünya Savaşının uygulamalarıdır. Az gelişmiş ve hedefteki ülkeler, kendi çocukları birikirine düşürülerek parçalanacaktır.

        *Etnik gruplar ve diğer inanç grupları kışkırtılacaktır.

         BU POLİTİKALARI ŞÖYLECE SIRALAYABİLİRİZ:

        1- Bölücülük ve bölgecilik, Osmanlı imparatorluğundan bu yana. Batı’nın başımıza sardığı, bizlerin de hâlâ farkına varamadığımız bu büyük bela, daha da büyütülerek ve daha da kaşınarak, üzerine tuzruhu serpilerek, dış müdahale olanağı sağlayacak bir hale getirilmeye çalışılacaktır. Çünkü bu problem şu nedenlerden dolayı daha da önem kazanmıştır:

“A- Bölgenin sahip olduğu su ve diğer doğal zenginlikler bakımından,

  B- Her yönden—Kültür ve okumuşluk hariç—önderi olduğumuz Türk dünyası ile aramıza set çekmek yönünden,

  C- Bu, USA ve Batı için çok zor bir durum yaratmak olduğundan, Azeri-Ermen çekişmesi kullanılacaktır,

  D- Almanya’nın Kuveyt ve diğer yağmalardan pay alamaması, kontrolünde bir Kürt devleti yaratılması isteği yönünden,

   E- Rusya’nın, İran’ın ve diğer devletlerin büyük ve güçlü bir Türkiye yaratılmasından korkmaları yönünden,

    F- Tüm bunlar başarıldığı takdirde; SEVR’İN uygulanabilirliği yönünden.              

BUNUN İÇİN DE:

 *Silahlı ve terörist hareketler desteklenecektir,

 *Türkiye Cumhuriyetinin iç siyaseti, Siyasi islam bazına çekilerek, orada tüm yenilikler, tüm güzellikler boğulacaktır.

         *Gençlik, en basit Türban yüzünden parçalanıp, çağdışına itilerek, ATATÜRK’ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE verdiği görevin yerine getirilmesi önlenmiş olacaktır,

          *Mezhep çatışmaları hızlandırılacaktır,

          *İslam Dini yerine, İslamı temsil yetkisi NURCULUK gibi, Müslümanlık dışı akımlara verilecektir.

           Clemenceau-Klemanso-: ”Bir damla petrol, bir damla kan!” Demişti. Yirmi birinci asırda da: ”Bir damla su, bir damla kan!” Olacaktır.

            2- Siyasal İslam’ın bölünerek yerleşmesine çalışılacaktır. İlericilik ve gericilik kavgası yerini, Siyasal İslamın temsil edilmesi kavgasına bırakacaktır.

a   İslam’a zıt dini akımlar desteklenecektir,

b   Her siyasi partinin bir tarikata dayanarak, bu tarikatı siyasi İslam yapma kavgası yaratılacaktır. 20 Ekim1998 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, bunun ilk belirtileri yayımlanmıştır: ”Tarikatlar Arasında Siyasi Destek Kavgası!”

c   Okullarda siyasi İslam’ı destekleme kavgaları, tarikat kavgaları yerine kızıştırılarak sürdürülecektir,

        Ç- TBMM’NE sokulan tarikatçı Milletvekilleri sayısı artırıldığı gibi, TBMM açıkça tarikatlar arası savaş alanına dönüştürülecektir,

        3- Milli Eğitim, daha da yozlaştırılacak, çağa uygun insan yetiştirme kavgası yerine, tutsak ve dogmatik kafalı taraftar yetiştirme kavgası sürdürülüp, genişletilecektir,

a   Sosyal boyutlu Atatürkçülük, ekonomik boyuta indirilip; ağabeydik-gübeydik palavralarla sulandırılarak gölgeye çekilmeye çalışılacaktır,

        B- Eskiye özlem kamçılanacak, Osmanlının bilmem kaçıncı yıldönümü kutlamaları, bilmem kaçıncı Mehmed’in ve Ahmed’in sünnet ve cülus kutlamaları izlettirilecektir,

b   Arap’ın ve İran’ın siyasal güç kurma kavgaları kızışacaktır,

        4- Ortaasya Türk cumhuriyetleri ile anlaşmazlıklar ve çekişmeler yaratılacaktır. ”EK: Turgut Özal’ın taa USA’ da: ”Azeriler bizden değildirler. Onlar Şii’dirler!” Dediğini unutmamalıyız!

        5- Komşularımızla olan anlaşmazlıklarımız körüklenerek, çok masraflı ve çok büyük bir askeri güç yaratarak, beslememiz sağlanacaktır. Kaynaklarımızın yatırıma ayrılması önlenecektir.

        *Hiç te dost olmayan ülkeler tarafından kuşatılmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti, İsrail örneğinde olduğu gibi, dış hatlara çıkmalı, dış hatlara dayalı diplomasisini güçlendirmelidir.

        *Türkiye Cumhuriyeti; ulusal politikasında SEVR olgusunu göz ardı etmeksizin, dışta ve içte uygulayacağı stratejisini belirlemeli; günü birlik ve ayaküstü diplomasiden kaçınmalıdır. Bireyini ve Türk Toplumunu, yönlendirilen değil, yöneten ve politika üreten bir seviyede yetiştirmelidir.

        *Politik yelpazede, bir kişinin duracağı yerde, kişilik kaygısından ve özveri sorunundan kaynaklanan nedenlerle, bir kaş kişi durursa, karşısındaki yeri işgal eden tek kişi daha da güçlü bir duruma geçer. (KOALİSYON!)

        *Atatürk devriminin özüne yönelik saldırılar, Atatürkçü güçlerin korkusundan; orta sürede mümkün görülmemesine karşın; masumiyet örtüsüne büründürülmüş biçimsel isteklere verilecek ödünler dış ve iç politikada özü yok etmek için kullanılacaktır.

        *Osmanlının Düveli Muazzama korkusu, USA ve BATI korkusu olarak Cumhuriyet döneminin günümüz yöneticilerine yansımıştır. Bu korkun ile anayasamızın ve dahi yasalarımızın hükümleri uygulanamamaktadır.

Yargı kararları Yürütmenin elinde kalmaktadır. Her kapatılan siyasi partinin, hemencecik, başka adlar altında devamına izin verilemezdi! Ödünler, döner ve dolaşır ödünü verenlerin başına çoraplar örer. USA’DA, korkusuzca idam hükümleri uygulanırken, bize insan hakları dersleri vermesi, yukarıda, sözünü etmiş olduğum korkunun eseridir.

        6- Türkçe kirletilerek, yabancı hayranlığı körüklenecek ve yabancı mallarla birlikte yabancı sözlüklere ülkemizi ve ülkümüzü istila ettirilecektir.

        Dil; Almanya’daki tokluluklardan Alman ulusunu, İngiltere’deki topluluklardan İngiliz ulusunu yaratmıştır. Osmanlının Fars ve Arap kırması, kelime salatası dili, Ümmetçilik odağında bile birleşemeyen Türk öğesinin başına Binbir bela açan, garip mi, garip bir güruh oluşturmuştur. Bu güruhun içindeki etnik öğeler kendi anadillerine yapışarak ulus olabilme bilincine erişebilmişlerdir. Fransa’da; Frank kadınları ile evlenen ve Latince konuşan fakir Romalı askerlerden üreyen yeni topluluk, yaratmış oldukları yeni dille, Fransız dilini ve Fransız ulusunu yaratmışlardır.

        Şimdi; bu olgu Anadolu’da yeniden dokunmaktadır. Türkçe, alabildiğine başka dillerin boyunduruğuna, ATATÜRK’E inat sokulurken; insan hakları edebiyatıyla, dışa dayalı iç yardakçılarla : ”Her etnik grup kendi anadiliyle eğitim ve öğretim yapsın!” Fikri, yüksek sesle yankılandırılmaktadır. Türk toplumu, karmaşaya uğratılan dili nedeni ile çözülürken; öteki unsurlar da, kendi anadillerine ve bu dille öğrenim haklarına kavuşturularak uluslaştırma sürecine sokulmaktadırlar. Tüm bunları görememek için, tarihi bilmemenin yanı sıra, kör olmak gerekir. Tüm bunlar, SEVR’İ uygulayabilmenin yeni figürleridir.

        7- Üretimi çok aşan bir tüketim toplumu yaratılmış olup, bu olgu daha da güçlendirilecektir.

        8- Anasırdan; etnik gruplar yaratılacak, insan hakları edebiyatıyla terör desteklenecek; bu uğurda ölenlerimize değer verilmemesi sağlanacaktır.

        9- Siyasi partiler arasında kısır çekişmeler, anlaşması mümkün olmayan ideolojik boyutlara taşınacaktır.

        10- Gelir dağılımdaki adaletsizlik daha da büyük boyutlara taşınacaktır. Seçene 4,5 milyonTl. Asgari ücret üzerinden aylık; seçilene 1.500.000.000TL. Aylık ve ayriyeten sosyal üstünlük ayrıcalıkları sağlanacaktır. (1998)

        11- Enflasyon, şişirildikçe şişirilecek, insanlar, daha da vurdumduymaz ; ”BANA NECİ,”, ADAM SENDECİ,” haline getirileceklerdir.

        12- Adam kayırmalar; ön saflarda hep fakirlerin ve garibanların çocuklarının bulundurulması; önce öfkeye sonra da isyana dönüştürülecektir.

        13- Osmanlı da olsun, diğer devletlerde, Fransa da olsun, egemenliği kullananın hırsızlık ve yasa dışılıkta ısrarı onların sonu olmuştur.

        TBMM’İNDE; Milletvekillerinin vurgunu, talanı TBMM ‘İNİN soruşturamayacağı bir boyuta vardığı,her türlü basından net ve açıkça izlenmektedir.

        Anayasamızın 83’üncü maddesi bu şekilde kaldığı sürece:

a   Halkımızda TBMM’ne alt sıralarda olan güven tamamen sarsılacaktır.

b   Halkımızda; Cumhuriyete, Yargıya ve Yürütmeye olan güveni de sarsılacaktır.

         BUNUN SONUNDA DA:

        Marjinal sağ düşüncede DİSSENSUS sağlanmış olacaktır. Dini propagandalardan gelmiş olan sola düşmanlık, solu temsil edenlerin beceriksizlikleri yüzünden, solu silip te süpürecektir.

        TÜM SİYASİ PARTİLER, GÖZLERİ KORMÜŞÇESİNE, SİYASAL İSLAM KAVGASINDA, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİ YALINIZ BIRAKTIKLARI GİBİ. O’nu BOY HEDEFİ YAPMAKTADIRLAR.

        Okumuşların çoğalması, onların haksızlıkları daha iyi görmelerini sağlayacaktır. Bu durum da sistemimizin aleyhine sonuçlar doğuracaktır.

        SAĞDAKİ MARJİNALLER, ORDUYA KARŞI ALTTAN, ALTA HALKIMIZI KIŞKIRTMAKTADIRLAR. (1998)

        12 Eylül’ün Yiğit Paşalarının armağanı olan Holdingleşmiş ve örgütlenmiş olan sözlü ve yazılı basın ile destekli MARJİNAL SAĞ; politikalar ürettiği gibi, bu politikaları uygulayacak politik motifler de üretmekte ve uygulamaya koyabilmektedirler. Özellikle; Suriye, Almanya ve Yunanistan’da bulunan ve beslenerek desteklenen örgütlerle daha da etkin bir mücadele yapılmalıdır. İmam-hatip okulları, kesinlikle meslek okulları olarak kalmalıdır. Buradan mezun olanlara, dini yüksek okulların dışındaki fakülte ve yüksek okulların kapıları kapatılmalıdır. Asker okullarını kapıları da değil açılmak, hiç aralanmamalıdır.

        Dış devletlerdeki görevleri sırasında, ya da burada bulunanların, ülkemiz, ulusumuz ve cumhuriyetimiz aleyhinde işlemiş oldukları suçlar çok sıkı bir şekilde izlenmeli, ülkemizdeki mal varlıklarına bile el konulabilinmeli.

        Cumhuriyetimizi fişek ve göbek atarak kutlamak yeterli değildir. Cumhuriyetle neler kazandık? Cumhuriyeti yitirdiğimiz takdirde nelerimizi yitirmiş oluruz? Bunların bilinci ile cumhuriyetimize sahip çıkmalıyız. BİR TOPLUMUN BİREYLERİ, DÖRTBUÇUK KIÇI KIRIK AJAN-PROVAKATÖR MOLLANIN PEŞİNDEN GİDECEK SEVİYEDE KALDIĞI SÜRECE, VATAN HAİNLERİ BUNLARDAN ELBETTE YARANLANACAKLARDIR!

        *Çağdaş eğitim, Milli gelirin adaletli bir şekilde dağıtılması, temal ihtiyaçlarımızın giderilmesinde tek bir ölçünün kullanılması mutlaka sağlanmalıdır. Asgari ücret komedisi toplumsal bir trajediye dönmeden mutlaka bitirilmelidir Adalet sistemimiz, çok hızlı ve etkin bir biçimde çalışma düzenine kavuşturulmalıdır. Türkiye Cumhuriyetini Hâkim Ve Cumhuriyet savcısı sayısı, TBMM memur sayısından azdır.

        Politikacıların elleri, DİNDEN-CAMİDEN, Emniyetten TSK’DAN ve devlet kurum ve kuruluşlarından çektirilmelidir. Denge hesapları için, pespaye kimselerle pazarlık yapılmamalıdır.

        Bizleri bekleyen çok büyük sorunların bazıları bunlardır. Bu sorunlarımızı görmezden gelerek, bugünü yaratan yasal ve sosyal alt yapıyı düzeltmeden, ivedi yapılacak bir seçim, çok korkunç sonuçlara bizleri ve ülkemizi götürecektir (1998).

        Belediyeleri ve şirketleri ele geçirmiş olan aşırı sağ, oradan kent varoşlarının her türlü desteği ile sistemimizi felç ederek iktidarı ele geçirecektir. (1998).

        İŞTE, GELECEKTEKİ TÜRK SİYASİ KONJÖNKTÜRÜNÜ BELİRLEYİP, ONUN STRATEJİSİNİ DE BELİRLEYECEK FAKTÖRLERDEN BAZILARI. TANRIMIZIN HALKIMIZA VE POLİTİKACILARIMIZA AKIL VERMESİ DİLEĞİYLE, SAYIN SEYİRCİLER.”

                SEVR ANTLAŞMASI

        12 Kesimden, 433 maddeden ve 130 sahifeden oluşturulan bu ünlü paçavranın bizimle ilgili maddelerini okumamızda bin bir yarar görmekteyim. EK: Sevr’in tamamını da ileteceğim.

        Madde 52- “Fıratın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan’ın güney sınırının güneyinde ve 27’inci maddenin 11/2 ve 3’üncü fıkralarındaki tanıma uygun olarak saptanan Suriye ve Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğini, işbu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde, İstanbul’da toplanan ve İngiliz, Fransız ve İtalyan Hükümetlerinden her birinin atadığı üç üyeden oluşan bir komisyon hazırlayacaktır.

Herhangi bir sorun üzerinde oy birliği oluşamazsa, bu sorun, Komisyon üyelerince, bağlı oldukları hükümetlerine götürülecektir. Bu plan, Süryani-Geldaniler ile bu bölgelerin içindeki öteki etnik ve dinsel azınlıkların korunmasına ilişkin tam güvenceleri de kapsayacaktır. Bu amaçla, İngiliz, Fransız, İtalyan, İranlı ve Kürt temsilcilerinden oluşan bir komisyon incelemelerde bulunmak ve işbu Antlaşma uyarınca, Türkiye sınırının İran sınırı ile birleşmesi durumlarında, Türkiye sınırında yapılması gerekebilecek düzeltmeleri kararlaştırmak üzere bu yerleri ziyaret edecektir.”

        Madde 63- Osmanlı hükümeti 62’inci maddede öngörülen komisyonlardan birinin ya da ötekinin kararlarını, kendisine bildirildiğinden başlayarak üç ay içinde kabul etmeyi ve yürürlüğe koymayı şimdiden kabul eder.”

        Madde 64- İşbu antlaşmasının yürürlüğe konuluşundan bir yıl sonra 62’inci maddede belirtilen bölgelerdeki Kürtler, bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Konseyine başvururlarsa ve konsey de bu nüfusun bu bağımsızlığa yetenekli olduğu görüşüne varırsa ve bu bağımsızlığı onlara tanımayı Türkiye’ye salık verirse, Türkiye, bu tavsiyeye uymayı ve bu bölgeler üzerinde bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçmeyi şimdiden kabul eder.

        Bu vazgeçmenin ayrıntıları başlıca müttefik devletlerle Türkiye arasında yapılacak özel bir sözleşmeye konu olacaktır.

        Bu vazgeçme gerçekleşirse ve gerçekleşeceği zaman, Kürdistan’ın şimdiye dek Musul vilayetinde kalmış kesiminde oturan Kürtlerin, bu bağımsız Kürt Devleti’ne kendi istekleri ile katılmalarına, başlıca müttefik devletlerle Türkiye arasında yapılacak özel bir sözleşmeye konu olacaktır.”

        Madde 231- Osmanlı Meclisi Mebusanına sevk edilecek olan Bütçe Kanunu tasarısı, Duyun-u Umumiye görevlileri İngiliz. Fransız ve İtalyan yetkililerince onaylanacaktır. Bütçe kanunu kabul edilse bile; bu delegelerin bu kanunu uygulamama yetkileri vardır.”

        Sayın RTE’NİN eyalet olarak anlatmış olduğu açılımın nerelere kadar varabileceğini kestirebiliyor musunuz?

        Bir İtalyan Profesörün önerisi ile iş bu yazımızı sonlamak istiyorum:

        “Türklere zorla hiçbir şeyi kabul ettirmek mümkün değildir. Üzerinize Pars gibi atlar ve sizi parçalarlar. Türklerin güzellikle kabul etmeyecekleri hiç bir şey yoktur!"Ninnilerle ve masallarla uyutularak büyütülen Türk, masallarla tarihin çöplüğüne gönderilecektir.     Dâhili ve harici Bedhahlarımızın oyunları bunu gerçekleştirmek içindir! Paşalar, paşa ve Paşa esir kamplarına dolduruldukça; halkımız da bebelerini:"Benim oğlum uyusun da büyüsün/Paşa olup ünü de Silivri’den duyulsun!"Ninnileriyle büyütmektedirler!

       

       

 

               

       

 

       

       

       

 

       

       

         

       

 

 

2096/KIZ,SEN HANGİ DİNDENSİN?!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;12 OCAK 2014 .28 Nisan 2016.Ekli olarak yeniden?!

         “Dünya üzerinde son Sinegok, son Kilise ve son cami yıkıldığında, insanlar ebedi barışa kavuşacaklardır.”Lev Tolstoy.

         Dünya üzerindeki soygunların, yağmaların, toplu kıyımların ve insanları kamplara bölerek biri birlerini öldürmelerinin tek sebebi Din ve Din Adamlarıdır. Hiç bir Bilgin ve Filozofun Din Adamlarının ve Dinlerin insanlara yapmış olduğu ve de halen yapmakta oldukları KÖTÜLÜKLERİ yaptığı da görülmemiştir.  Ostüzü. https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgcW3OWCqPCSObeVo7hwzgCgRRqieyMwSi4JfqiQ73Ryi1r1I6i_U45CiOHplvaOAf9SxWJ6mcnY3PtOKVc_hztNaTIJsR09FB8IhxXUhTx8pawwzSdyKZAlbobPR9-frLtCQqdxUDBPg/h120/sa%25C4%259Fa+parmak.png1. Allah katında tek Din” İslamdır (3/9)*. Bu ayetin hükmü gereğince, DİN Allah’ın Kur’an’da (ve önceden gönderdiği Kitaplarda: “Tevrat, İncil, vb.”  22/78)*bildirdiğidir.”ALINTIDIR?!İnsanların katında da,aşağıdaki dinler de geçerlidir.Allah bunlara bir peygamber göndermeyi neden akıl edememiş?Yoksa,Allah yalınız Ortadoğuyu mu biliyordu?!DÜNYA GÜZELLİK YARIŞINA HER ÜLKE EN GÜZEL KIZINI SEÇER DE YOLLAR.ANCAK VE ANCAK DÖRDÜ DERECEYE GİRER?!Hem,iddiacı,hep tanık,hem de yargıç olmak Bay Büyyük Ustamıza vergidir.ALLAH,kaçıncı katta oturmaktadır?Ol kitap hangi harflerle yazılmıştır?Allah,neden eski kitaplarını inkâr etmiştir?Bu iddianız kavganın nedenidir?Bir de diğer din saliklerine sorsanız ya?! O ZAMAN,BİRÇOK TOPLUMUN DİN DİYE İNANDIĞINA NE DENİR?KENDİNDEN MENKÛL GERÇEK OLAMAZ.YAĞMA,KATLİAM,KADININ HİÇLİĞİ,DÖVÜLMESİ VE HER İKİ DÜNYADA DA SEKS ARACI OLMASI NASIL ALLAHIN EMRİ OLABİLİR?KADINI ALLAH YARATMADI MI?AKLI OLAN DÜŞÜNMELİDİR.VE LAİSİZMİN İNSANLIK İÇİN BİR KURTULUŞ OLDUĞUNU DA GÖREBİLMELİDİR?!

         Dünya üzerindeki dinler:1-Hıristiyanlık:1-%32=2.200.000.000,2-Müslümanlık:%23=1.600.000.000,3-Hindular:%15=1.000.000.000,4-Budistler:%7=500.000.000,5-Yahudiler:%02=14.000.000,6-Hiçbir dine inanmayanlar:%16,3.7-Jainizm:58.000.000,8-Sibizm/Şintoizm, Taoizm, Tenrikizm, Zerdüşlük, Çinde 700.000.000Ateist var. Pasifikte                                                                                                                           hiçbir dine inanmayanlar=1,100.000.000,1/3=76.Türkiye’de71.330.000Müslüman,320.000hıristiyan,860.000 de ateist var.2010Dünya nüfusu:6.900.000.000’a göre.” ABD'deki PEW Araştırma Merkezi'nin Din ve Kamu Yaşamı Forumu, "2010 Dünyanın En Önemli Dini Gruplarının Büyüklüğü ve Coğrafi Dağılımı" adlı raporunu yayımladı. 230 ülke ve bölgede yapılan anketler ve nüfus kaydı araştırmalarına göre hazırlanan rapora göre dünyada 10 kişiden 8'i bir dini grup içinde yer alıyor. Bu da 2010 yılında 6,9 milyar olan dünya nüfusunun yüzde 84'üne denk düşüyor.”

                     “YAHU SEN HANGİ DİNDENSİN?”

         Adresime bu soru cümlesi düştüğünde tam 43/2014’e göre/ sene geriye gittim: Besençon Üniversitesine bağlı CLA, Dil Enstitüsündeki yabancı arkadaşlarımın özel konuşmalarını teybime kaydetmiştim. Çok Sevimli bir Japon kızı konuşmasını “Âmin”, diye bitirdiğinde,”Müslüman mısınız?”Diye safça soruma çok tepki göstermişti. Meğer o kelime yağmur yağıyor demekmiş. O kız bana:”Bizim Allahımız, Peygamberimiz ve din kitabımız yok!”Dedi. Bizlere, dinsiz bir milletin uçurumun kenarında olacağı öğretilmişti. Nasıl oluyor? Dediğimde de;”anlatayım diyerek söze başlamıştı: İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar, Japon halkı üzerinde Din ve Tanrı kavramı büyük bir etkendi.

 Tüm gayretimize ve fedakârlığımıza rağmen savaşı at hırsızı Amerikalılar kazanmıştı. Amerikalılar İki şehrimize de Atom bombası atarak büyük felaketlere neden olmuştu. Tanrı Amerikalıları tuttu ve milyonlarca Japonun ölümüne neden oldu. Bizim dualarımız ve Tanrıya olan inancımız işe yaramamıştı. Farzedelim ki Tanrı yoktur, her şey oluruna yürümekte ve katiller kazanmaktadır. Her iki halde de Tanrıya ve dinlere olan inancımızı yitirdik.”Dedi. Ben de:”Din birleştirici bir unsur, Japon toplumunu bunca felaketlere rağmen ayakta tutan ve birleştiren öce nedir: Burada her yaştan Japon öğrenciler ve çok yaşlı Japonlar ahenk içindesiniz.”Dedim. Kızcağız

“diğer dinler ahlakı yutarak ahlaksızlıkları yarattı. Biz de dinin yerine ahlakı koyduk. Siz dâhil burada her ülkeden Müslüman öğrenciler ve yaşlı kimseler var. Bunlar Müslüman olduklarını söyledikleri halde, Müslümanlığın icaplarını yerine getiren de yok. Bu bir nevi aldatmaca olmuyor mu? Devletlerarası ilişkilere bakarsak, Hıristiyan devletler biribirleriyle savaştıkları gibi, başka dinlere mensup devletlerle de savaşmaktadırlar. Savaşan tarafların halkları savaşı kazanmak için Allaha dua etmekteler. Allah hangisinin duasını kabul edecek! Müslüman devletler de aynı bataklığın içindeler.   Aralarında biz Japonlarda görülmeyen sürtüşmeler de var. Müslüman kadınları ve kızları Hıristiyan erkeklerle beraberler. İlginçtir yalınız Türk kızları ve kadınları, dini vecibelerini yerine getirmedikleri halde, çok onurlu ve gururlular. Bu fark nereden ileri geliyor?”Dedi.”Biz, Mustafa Kemal Atatürk sayesinde, bağnazlıkları aştık, vicdan hürriyetine de kavuştuk. Anayasamızda, hiçbir kimsenin dini ve felsefi inancına,  karışılamayacağına, dil, din, ırk farkı gözetilmeksizin kanun önünde tüm insanların eşit sayılacağına dair Türk halkı tarafından da benimsenen bir hüküm var. Yalınız; diğer Müslüman ülkelerinde din diğer sosyal düzen kurallarını yuttuğu halde, bizde din sosyal düzen kurallarından sadece birisi olarak insanların vicdanlarında yaşatılır. Ükemizde hukukun egemenliği vardır.”Dedim. Daha sonraları, diğer Japon öğrencilerle iletişim içine girdim ve dinin yerine konulmuş olan ahlak kurallarını inancın ve bağlılığın örneklerini de gördüm. Yalan ve saygısızlık hiç yoktu. Karşılık beklemeden mükemmel bir yardımlaşma vardı. Kimse, kimsenin işine de karışmıyordu, geleneklerine de çok bağlıydılar. Tokyo Üniversitesinin en Yaşlı profesörü ile genç bir kız iletişim kurabiliyordu. Kavga ve taşkın tartışmalar da yoktu. Daha sonra, Sayın Erkan Altınsoy’un,”Japonlardan öğrenilecek on temel kural” yazısını okudum ve Japonları bir dine bağlı olmadan birleştiren Ortak bağı öğrenmiş oldum. Buyurunuz:

         1*AĞIRBAŞLILIK,

         2*ONUR,

         3*YETENEK,

         4*ERDEM,

         5*DÜZEN

         6*ÖZVERİCİLİK

         7*DUYARLILIK,

         8*EĞİTİM,

9*MEDYA,                                                                                             10*VİCDAN.

2011 yılında meydana gelen Fukuşima Tusinomisinde uğranılan çok büyük bir felakete rağmen, Japon halkının göstermiş olduğu düzene uyum dünyayı şaşkına çevirmişti. Bir paket makarna ve bir pet şişesi su almak için sırasını sabırla bekleyen insanlar ortak bir kültürün ürünleriydi. Bir zamanlar, Newyork’ta bir gece elektrik kesilmesi nedeniyle Onbeş Milyar Dolarlık soygun yaşanmıştı da! Geçen sene; Berlinde bir Alman,

 24 saatlik Müslümanlığı yaşayacak örnek bir Müslüman aile bulamamıştı da! Müslümanlık ahlakı ve gelenekleri de öldürmüştü. Ülkemizde Müslümanım diyen iktidar sahiplerinin yaptığı kepazelikleri hoş gören Müslüman halkımıza ne buyurulur! Afganistan’da ve Suriye’de kafa kesen Müslümanlara ülkemizde nasıl insan denilir? O Japon kızı Haklı değil mi?

“Tanrı, ya kötülükleri ortadan kaldırmak ister de, kaldıramaz
veya kaldırabilir, ama kaldırmak istemez;
ya da ne kaldırmak ister ne de kaldırabilir yahut da hem kaldırmayı ister hem de kaldırabilir.

Eğer ortadan kaldırmak istiyor da kaldıramıyorsa,
O güçsüzdür ki bu durum Tanrı’nın karakteriyle uyuşmaz;
eğer ortadan kaldırabiliyor fakat kaldırmak istemiyorsa,
O kıskançtır ki bu da aynı şekilde Tanrı ile uyuşmaz;
eğer O ne ortadan kaldırmayı istiyor ne de kaldırabiliyorsa, hem kıskanç hem güçsüzdür, bu durumda da, Tanrı değildir;
eğer hem ortadan kaldırmayı istiyor hem de kaldırabiliyorsa -ki yalnızca bu Tanrı’ya uygundur-, o zaman kötülüklerin kaynağı nedir?
Ya da o kötülükleri niçin ortadan kaldırmamaktadır?

Epikuros: Mö:341-270
Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?
Öyleyse o güçsüzdür
.
Yoksa gücü yetiyor da kötülüğü önlemek mi istemiyor?
Öyleyse o iyi niyetli değildir.
Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?
David Hume:1711-1776
"Eğer Tanrı varsa, onu affetmem için ayaklarıma kapanmalıdır!"
Nazi hapishanesinde bir mahkûmun duvara yazdığı cümle “
SAĞOLASIN T. C. ORAj POYRAZ.

 

TANRI’DAN MEKTUP VAR!

    SAYIN TURGAY TEZCANLI’DAN

“DİYELİM Kİ, BEN HİÇ BİR ZAMAN VAR OLMADIM. 

O ZAMAN BU MAİLİ BOŞVERİN;

GİDİN, ADAM GİBİ YAŞAMAYA BAKIN!
EGER VAR OLDUM İSE,

BENİM ADIMA ELÇİ VE VEKİL YARATIP BİRBİRİNİZİ

KANDIRIYORSUNUZ. ONU ANLADIK DA,

PEKİ, BENİM ADIMI NİYE ORTAYA ATIP KULLANIYORSUNUZ?

EĞER BEN ALLAH İSEM, 

NİYE MUSA'YI GÖNDEREREK CUMARTESİ'Yİ, 

İSA'YI GÖNDEREREK PAZAR GÜNÜNÜ 

VE MUHAMMED İLE CUMA GÜNÜNÜ TATİL YAPAYIM?
NİYE İSA'NIN

MÜRİTLERİ KİLİSEDE ŞARABI RAHAT İÇEBİLİRKEN,
DİĞERLERİ İÇTİĞİNDE KIRBAÇ YEMEK ZORUNDA KALIYOR?
NİYE BİRİSİNİ

KARA ÇARŞAFA SARMAM GEREKİRKEN DİĞERİNİN ÜSTSÜZ

GEZMESİNE MÜSAADE EDEYİM?
BİRİSİ İMAMI İLE

DİĞERİ PEYGAMBERİ İLE BİR BAŞKASI HAYALLERİ İLE MUTLU OLSUN AMA SONUNDA NEDEN BİRİSİ HATEM DİĞERİ MATEM OLSUN ?
EĞER Kİ BEN VAR İSEM VE DİNLERİN ANLATTIĞI GİBİ BU DENLİ SEVGİ DOLU İSEM, TARİHTEKİ EN KANLI

SAVAŞLAR, DİNİ VECİBELERİN YERİNE GELMEMESİ SONUCU MEYDANA GELEN KATLİAMLAR NEDEN HEP DİN ADINA GERÇEKLEŞTİ ???
HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ, ÖLENLER CENNETTE MİDİR YOKSA CEHENNEMDE Mİ?

VEYA DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ, MUSA, İSA VE MUHAMMED ÖNCESİNDE DOĞAN VE ÖLENLERİN HESABINA NASIL BAKILACAK?
DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

BEN BÖYLE BİR ALLAH OLSAYDIM, NİYE O ZAMAN BİR ÇOK YAMUK İNSANIN BENİM ADIMA ALLAHLIK YAPMASINA, BENİM VEKİLİMMİŞ GİBİ DAVRANMASINA VE YERYÜZÜNÜ CEHENNEME ÇEVİRMESİNE MÜSAADE EDİYORUM ?,
İBADETE MUHTAÇ OLAN BİR ALLAH ?! 

EMİRLERİNDEN VAZGEÇENLERİ GADDARCA CEHENNEME GÖNDERECEĞİNE YEMİN EDEN BİR ALLAH ?!
YERYÜZÜNÜ BİR DENEY ORTAMI, İNSANLARI DENEY FARESİ GİBİ GÖREN VE YERYÜZÜNDE YASAKLADIĞI HER ŞEYİ (ŞARAP, ZİNA VB...) CENNET İÇİN VAAT EDEN BİR ALLAH ?!
EMİN OLUN Kİ,

O BEN DEĞİLİM VE OLAMAM!
ARKADAŞ, 

AYAK, AYAK ÜSTÜNE ATIYORSUN VE BEKLİYORSUN Kİ, FALAN VEYA FİLAN ERMİŞ GELECEK SENİ İHYA EDECEK,   ÖYLE Mİ

MADEM ONU BEKLİYORSUN, BUGÜNDEN İTİBAREN CENNETİN KAPISINI MÜHÜRLÜYORUM VE KİMSEYİ SOKMAYACAĞIM!

ANLAŞILDI  MI?
HEPİNİZİN BEYNİNDE BİR KAÇ MİLYAR GRİ HÜCRE VARDIR. BOZULMASINLAR VEYA TOZLANMASINLAR DİYE ASIL SİZ ONLARI ÇALIŞTIRIN...
DÜNYANIN İÇİNE EDER, DÖNÜP "ALLAH'IN TAKDİRİ"DERSİNİZ.

HİÇ Mİ AKLINIZA GELMİYOR?
EN AZINDAN BİR GOOGLE MÜDÜRÜ KADAR BECERİ SAHİBİ DEĞİL MİYİM Kİ, HEM ÜRETİCİLER HEM TÜKETİCİLER MEMNUN OLSUNLAR ?!
SİZ BİR KEZ GOOGLE İÇİN SIGN-IN YAPINCA UZUN BİR SÜRE O BAĞLANTIYI KOPARMADAN GÖTÜREBİLİYORSUNUZ.
PEKİ HER GÜN BENİM İÇİN 5 DEFA SIGN-IN YAPMANIZA NE GEREK VAR ? GÖNÜLDEN BENİMLE İSENİZ YETERLİ.

BİR ÖMÜR VE SÜREKLİ OLARAK O BAĞLANTI İLE DEVAM EDEBİLİRİZ.
ŞAHSINIZ VE YAKINÇEVRENİZ İÇİN ETTİĞİNİZ DUALARINIZA GELİNCE... 

EMİN OLUN, ONLARIN %99.99 SPAM OLARAK KALIYOR VE HİÇ 'MAIL BOX'IMA YANSIMIYOR.
BEN SİZE DÜŞÜNÜN DİYE AKIL VERDİM,

HAREKETE GEÇİN DİYE EL VERDİM,

YÜRÜYESİNİZ DİYE AYAK VERDİM,

GÖZ, KULAK, AĞIZ VE DİĞERLERİ...

SİZ KARAR VERESİNİZ, UYGULAMAYA KOYASINIZ DİYE BUNLAR VERİLDİ.
YOKSA VERMEYİP, DUALARLA, MUSKALARLA, KENDİ

KANUNLARIMLA SİZİN YERİNİZE KARAR VERİP UYGULAMAYA KOYARDIM.
SİZ BENİM HER DİNİ YARATIRKEN BİRİSİ VEYA BİRİLERİNİN HUYUNA VE ZEVKİNE GÖRE VE ARALARINDA BU DENLİ FARKLILIKLAR BULUNABİLECEK KADAR KARARSIZ VE DENGESİZ OLDUĞUMU NASIL DÜŞÜNÜRSÜNÜZ?
VEYA HER YENİ DİN İLE BİRLİKTE TEMELDEN HER ŞEYİ BAŞTAN DEĞİŞTİRMEMİ NASIL BEKLERSİNİZ? 

AKLINIZI KULLANMANIZI

TAVSİYE EDERİM!

*** 

NE MUTLU "TÜRK'ÜM" DİYENE!

Mustafa Kemal ATATÜRK.

"Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin  mesuliyetine ortak sayılır."  

Mustafa Kemal ATATÜRK,EBEDİ CUMHURBAŞKANIMIZ?!

 

 

 

 

27 Nisan 2016 Çarşamba

2095/CENNETLE MÜJDELENENLER HEP AKRABALAR?


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;17 Nisan 2016.

         Aşağıdaki yazımın çıktısı ile önümü kesen bir Ulema?!”GÜNAHA GİRİYORSUNUZ ALBAYIM;PROFESÖR DOKTOR HATİPOĞLUNUN DİNİ SAHBETLERİNİ DİNLESEYDİNİZ,PEYGAMBERİMİZİN SAHABELERİNE BÖYLESİNE İFTİRA ATMAKTAN ÇEKİNİRDİNİZ?!”….         “ONLAR, İKİ HURMA İLE BİR GÜNÜ TAMAMLAYAN ALLAH’IN SEÇİLMİŞ KULLARIYDILAR…..”BUYURDULAR.Tartışmaya girmeye gönlüm razı değildi.Seviyesine inmiş olurdum:”Ben,Talha ile Zübeyirin mal varlıklarını kasten eksik yazmıştım.Ekleyerek yeniden yayımlayacağım.Küçük iki olayı anlatmak isterim:Gelibolu’nun kuzey kanadındaki Türk birliklerine komutanlık eden Alman Kurmay yarbayı KANNİNGESER—TÜRK ASKERLERİ ONA KALINKESER DEMEKTEDİRLER—ÜÇ GÜNLÜK BULGUR PİLAVINI İŞTAHLA YİYEN BİR GRUP TÜRK ASKERİNİ GÖRÜR.Palabıyıklı Yaşlı Çavuş:”Komutan Bey,Balkan Savaşında bunu da bulamıyorduk.Allah devletimize zeval vermesin?!Demiş.Aklınız varsa,Çanakkale Muharebelerinde Türk askerinin yemiş olduğu yemeklerin listesini  ”incelemelisiniz?!Başkomutan Mustafa Kemal,Asım Gündüz’e:”Bana acilen iki fırka bul Asım?!”Emrini verdi.Sakarya cephemizin güney kanadında,DUA TEPEYE,114 KİLOMETRE GÜNEYDE İKİ FIRKAMIZ VARDI.BU İKİ FIRKA,DÜNYA SAVAŞ TARİHİNDE İLK DEFA,YAYA OLARAK,CEBRİ YÜRÜYÜŞLE ,24 SAATTE İSTENİLEN YERE ULAŞMIŞTI.HİÇ DİNLENME FIRSATI BULAMAYAN BU FIRKALARLA DÜŞMANIN BÖĞRÜNE,DUATEPEYE TAARRUZ BAŞLAMIŞTI.900 ŞEHİT  VERİLEREK ,DUATEPE DÜŞMÜŞ,DÜŞMAN CEPHESİ DE YARILMIŞTI:Eldivenlerini eline geçiren Başkomutan Mustafa Kemal:”Yunan Başkomutanı Papulas’a bir şükran borcum var*!Demişti.İki günden beri aç olduklarını hatırlamışlardı.Alelacele pişirilmiş bir tavuğun başına bağdaş kurmuşlardı.Başkomutan Mustafa Kemal,TAARRUZU YÖNETEN General Kazım Özalp’a:”Askere ne verdiniz kazım?!”Diye sorduğunda,onun Kurmay Başkanı General H.FİŞEK:”EKMEK TORBALARINA KAVRULMUŞ BUĞDAY KOYMUŞTUK,KOMUTANIM?!”DEYİNCE,Başkomutan sofradan kalkmış,diğer komutanlar da onu izlemişler,pişmiş tavuk tek başına sofrada kalakalmıştı…”Dedim ve yoluma devam ettim.Yazıma, TALHANIN VE ZÜBEYİRİN MAL VARLIKLARINI EKLEYEREK YENİDEN HUZURLARINA İLETECEĞİM.SAYGILARIMLA.26 Nisan 2016.

      “Bir yerde dinden söze dildi mi,sıkı durun, ya malınızı ya da canınızı alacaklardır?!KONFÜÇYÜZ.HEP,ALLAH RAHMET ETSİN DİYORSUNUZ?!İSLAM ÜLKELERİNDE ALLAH’I ÇOKTAN ÖLDÜRDÜLER*!ilginç bir ileti İnternette dolaştı.Kimsenin dikkatini de çekmedi:Bir ulemamız,KENEVİR YAPRAKLARINI KAYNATARAK İÇİNİZ,BAŞ AĞRINIZ GEÇER ,FERAHLARSINIZ.HZ.MUHAMMET,MEDİNELİ ÇOCUKLAR KAFASINI TAŞLA YARALADIĞINDA KENEVİR YAĞRAĞINI KAYNATARAK İÇMİŞTİR?!MUHAMMEDİN MİRAC OLAYI DA O GECE OLMUŞTU?!

   CENNET Mİ?ARAP PEYGAMBERİ MUHAMMEDİN AİLE ŞİRKETİ ENVALİ,YAKINLARININ EBEDİ MEKANI?BİZİM SAPIKLARIN DA KERHANESİ?! Çok ilginçtir. Sağlığında cennetle müjdelenenler hep Hz.Muhammedin çevresinde ona inanan yakın akrabalarıdır. Bu çok doğan bir KADROLAŞMADIR? Osman Beye bakalım; çevresinde ona inanan bir kadro var. Yalınız Türk töresinde farklı bir kadrolaşma sistemi vardır: Yakın akrabalardan iktidar kadrosu kurulamaz. Hanedana mensup Kadın ve Erkek iktidarda eşit şartlarda hak sahibidirler. Onbaşı Adolf Hitlere bakınız; Eroinman Emekli hava Yüzbaşı Mareşal Göring olarak çevresindeki yerini almıştır. Muaviyeye bakınız; Orospu analı Amr ibn’ül’As onun çevresindeki yerini almıştır. Bir liderin etrafında ona inanan, ondan faydalanmak isteyen adamları/apotrları/vardır. Uzatmayalım kadrosuz başarı olamaz. Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın çevresi onun gibi Türk ve Atatürk düşmanları ile doludur. Önemli olan da, oluşturulan güce belli bir doğrultuda kullanabilmektir. Hz. İsa’nın da çok yakın bir etrafı vardı: Bunlara HAVARİLER denirdi. Hz. Musa, İkinci Ramses’in kız kardeşinin bir Yahudi Mimardan nikâhsız doğan Yeğeni ve Amon-Ra Rahipliğinin yanı sıra İkinci Rames’in muhafız alay komutanıydı. Arkasında Museviler vardı. Devlet başkanı gibiydi, yağmacı ve kıyıcıydı. Hz.Muhammet, başlangıçta Hz. İsa’nın yolunu izlemişti. Medine’ye kaçtıktan sonra da Yağmada ve kıyıcılıkta Hz. Musa’yı bile geçmişti.Sayın Süleyman Ateş te aynı görüşteydi?!Hz.Muhammedin SAHABELERİ HEP GAZALARI İŞTİRAK ETMİŞTİR.GAZA VE GAZVE NEDİR?GAZVE:Hz.Muhammedin komutasında yapılan savaşlara denilirdi.Sonradan Kâfirlere karşı yapılan seferlere Gazve,yapılma işine de Gaza denildi?!Bedir bir Gazvedir.Bedir’e iştirak edenlere maaş bağlanmış ve çok onurlu sayılmışlardır.Mehmet Akif Ersoy bile,Çanakkale kahramanlarına:”Bedrin aslanları da bu kadar şanlı idi?!Diyebilmiştir.Bedir Gazvesi,Şam’dan Mekke’ye gelecek olan,EBU  SÜFYAN KOMUTASINDAKİ  1000 develik Mekke kervanını soymak için yapılmıştır.369 kişi,Beş at,27 kılıçla sefer tamamlanmıştır.Hüneyin Gazvesi sonunda 300 Okka altın,600 Okka gümüş,44000 koyun ve keçi,24.000 deve ve 6000 kadın ganimet olarak alınmıştır.Önceleri;Ganimet ALLAH İLE Hz. Muhammed’e ait iken Ganimetten Mekkelilere fazla pay ayrılması yüzünden Mekkelilerle Medineliler arasında büyük bir kavga çıkmıştır.Hz.Muhammet,burada da Allah adına 8’inci surenin 1’inci ayetini,aynı sureye 41’inci ayet ekleyerek değiştirmiştir.Allah Ganimet kadın ve Kızları N’apacaktır?!Ebu Süfyan;Hz.Muhammedin Kayınbabasıdır.Ganimetten ona,120 Okka Gümüş ve 3000 deve verilmiştir?Bir Sahabe,HZ.Muhammedin huzuruna çıkarak:”Ya Allahın Elçisi,Ganimet Kadın ve Kızları düzdüğümüzde gebe kalıyorlar,bu nedenle de satış bedelleri düşük oluyor?!Ne çare buyurursunuz?!Dediğin de,Hz.Muhammet, şu çareyi önermiştir.”Azledin?”Yani Rahimlerine boşalmayın,badana edin?!Hani Kâfirlere karşı din savaşıydı?!

Hayber’de, Hz.Muhammet bizzat, ucu alevli bir odunla, Kale komutanını ve oğlunu döverek öldürmüş, hazinenin yarısının yerini de bu suretle öğrenmişti? Feddek hurmalığını da Yahudilerin ellerinden almış onları yarıcı yapmıştı?’Hz. Muhammed’in öldürttüğü Kureyza Yahudi kabile reisinin kızı Safiye, öldürülen Hayber kabile reisin öldürülen oğlunu karısıydı: Hz.Muhammet, güpegündüz ve ordunun ortasında, devesinin havudunu kapatarak Safiyenin ırzına geçmiştir.

Hendek Savaşında; Kureyza Yahudi kabilesi Mekkelilerle birlik olmuştu. Savaşı Medineli Müslümanlar kazanınca, bir Arap Müslüman kabile reisinin hakemliğini kabul etmişlerdi. Bu hakem, hendekten atlarken düştüğü hendekte kıçına uzun bir dikleme kök girmişti.Hakem kararını vermişti:KUREYZENİN YETİŞKİN ERKEKLERİ ÖLDÜRÜLECEK,GERİ KALAN KADIN KIZ VE ÇOCUKLARDA SATILACKTIR?MEŞALELERİN AYDINLIĞINDA KAZILAN ÇUKURLARIN BAŞINA GETİRİLEN KUREYZELİLERİN ETEK KILLARINA BAKAN ARAP PEYGAMBERİ MUHAMMET,ETEK KILLARI SİYAH OLAN 600-900 KUREYZELİYİ ÖLÜME GÖNDERMİŞTİR.Hz. Ali’nin 80 kişiyi kestiği anlatılmaktadır.Hz. Muhammed’in göz koyduğu 13 yaşındaki  Reyhana adlı dünyalar güzeli bir Yahudi kızı,babamın ve yakınlarımın katili ile evlenemem?!Demiş,cariye olarak gittiği Muhammed’in evinden üç gün sonra da ölüsü  çıkmıştır.Kureyza Yahudi kabilesinin Ergin erkeklerinin öldürülmesine kendisi de üç gün sonra ölen Müslüman bir Arap kabile reisi karar vermiştir.ALLAHIN EMRİ BİR MASALDIR,SUÇU DİLİ VE AĞZI SÖYLEYEMEZ ALLAH’A ATMAKTIR?!Hani bir kişiyi öldürmek tüm insanları öldürmekti?!Medine’nin etrafına hendek kazmak fikri Allah’tan gelmemiştir.İranlı SELMAN’I FARİSİ’NİN ÖNERİSİ İLE HENDEKLER KAZILMIŞTIR.Mekkelilerin 10.000 kişi ile Medine’ye saldıracağı istihbaratı da H.muhammed’in Mekke bulunan Amcası Abbasa aittir.BEDİR’E YÜZBİN MELEK GÖNDEREN ALLAH,UHUT’TAN HABESİZ MİYMİŞ?!

“Bir yerde Taun/veba/varsa orayı hemen terk edin. Taun/Veba/olan yere de sakın girmeyin?!”Allah,Cebrail vasıtası ile neden Taun’un çaresini bildirmemektedir?!Allah,ganimetten pay alacağına neden altın madenlerinin yerini sevgili Peygamberine bildirmemektedir!?Şimdi;Malazgirt,1071 Bizans kırımı,600.000 KİŞİLİK Haçlı ordusunun Konya’ya varamadan yok edilişini sağlayan Kılıçaslan ve komutanlarını unutalım.KIRK KİŞİ İLE ÇİN SARAYINI BASANKÜRŞAT,URUNGU VE BALAMİRİ UNUTALIM.4000 ATLISI İLE 60.000 KİŞİLİK Haçlı ordusunu yok eden Hacı İlbey’i  ve SIRP SINDIĞI KAHRAMANLARINI DA unutalım.Kosova ve Niğbolu meydan muharebelerini,Mohaç Meydan muharebesinin yiğitlerini ve Preveze deniz zaferi kahramanlarını yok sayalım.Çanakkale,İnönü,Sakarya ve Başkomutanlık  meydan muharebesinde hiç söz etmeyelim?!Arabın,akraba Arap kabilelerini soyarak insanlarını hayvan pazarlarında satanlarını da ağlayarak yad edelim?Rahmetli Recai Zade Mahmut Ekrem,Hz.Muhamedin Gazvelerini şöylece hicvetmişti?”MUHAMMET ONBAŞI ÇOK GAZADA ZAFERDAR?!Müslümanlığı,ortaçağın çok ilkel Arap yazarlarının yazılarını referans  alarak yorumlarsak,tüm sosyal ve modern SOSYAL DÜZEN KURALLARINI ORTAÇAĞIN ARAP KUMLARINA GÖMMÜŞ OLURUZ.

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE:






6 - HZ. ZÜBEYR BİN AVVAM (R.A.)                                                                                                                    7 - HZ. SA'D BİN EBİ VAKKAS (R.A.)



10 - HZ. SAÎD BİN ZEYD.          

1-Hz.Ebu Bekr,AYŞE’NİN BABASI?!AYŞE DE ÇOCUK YAŞINDA MUHAMMED’İN Karısıdır?!

2-Hz.Ömer,   Muammedin Karısı Hafıza’nın Babası. 

4-Hz.Ali, Muhammed’in kızı Fatma’nın Kocası ve Yeğeni. Öldüğünde, YEDİ DİNARLIK BİR SERVETİ ÇIKMIŞTIR? Eşi Fatma öldükten sonra ON KADINLA DAHA EVLENMİŞTİR. ONLARDAN 14 OĞLAN VE 17 KIZI OLMUŞTUR. 

3-Osman bin Affan: Hz. Muhammed’in iki Kızının da Kocası /Ümmü Gülsüm ve Rukiyye’nin/ . Öldürülünce cenazesi bir kapı kanadı üzerinde İslam mezarlığına getirilmiş, halkın tepkisi üzerine de Yahudi maşatlığına gömülmüştür. Muaviyenin Dayısıdır, Müslümanlığa Rüşveti ve torpili sokan  düşük seviyeli bir Emevi uşağıdır.Öldüğünde 1000.000 DİNARLIK BİR SERVETİ  çıkmıştır.Peygamberin ,sağlığında müjdelediklerinden olmasına karşın, halk cesedinin İslam mezarlığına   gömülmesine engel olmuştur?!                                                                                                                                                          7- HAZRETİ SA’D BİN EBÎ VAKKÂS

             7-Eshâb-ı kiramın büyüklerinden ve İran’ı zapt eden ordunun kumandanı. Dünyada iken Cennetle müjdelenen on sahabeden biridir. İsmi Sa’d, künyesi Ebû İshâk’dır, Babasının adı Mâlik ve künyesi Ebû Vakkas’dır. Babasının adı yerine künyesi kullanılmaktadır. İlk Müslüman olanların yedincisidir. Fil vaka’sından 23, Hicret’ten 30 yıl önce Mekke’de doğdu. Onyedi yaşında iken Hazret-i Ebû Bekir’in vasıtasıyla Müslüman oldu. Müslüman oluş hâdisesi şöyle rivâyet edilir. Müslüman olmadan önce bir rüya görür. Rüyasında kendisi zifiri bir karanlığın içinde iken, birdenbire her tarafı aydınlatan parlak bir ay doğar. Ayın aydınlattığı yolu takip ederken aynı yolda Zeyd bin Haris, Hazreti Ali ve Hazreti Ebû Bekir’in önünden ilerlediğini görür. Kendilerine “Siz ne zaman buraya geldiniz?” Diye sorar. Onlar da “Şimdi” diye cevap verirler. Gördüğü bu rüyadan üç gün sonra Hazreti Ebû Bekir’in kendisine İslamiyeti anlatması üzerine, kalbinde İslâmiyet’e karşı bir sevgi hasıl oldu. Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir onu Peygamberimize ( aleyhisselâm ) götürdü. Peygamberimizin aleyhisselâm ) huzurunda iman edip, Müslüman oldu. Nesebi hem baba tarafından, hem de anne tarafından Peygamber efendimizle ( aleyhisselâm ) birleşir. Babası Mâlik bin Üheyb bin Abdi Menaf bin Zühre bin Kilâb-i Kureyşi’dir. Annesi, Zühre oğullarından Hamne binti Ebû Süfyân’dır. Annesi oğlunun Müslüman olduğunu başarılı olamadı:”duyunca çok sinirlenip, Onu İslâm dininden döndürebilmek için çeşitli yollara müracaat etti. Oğlu Sa’d’ın kendisine karşı saygısını ve bağlılığını bildiğinden İslâm dininden döndürebilmek için ne yaptıysa etkili olamamıştır.”                                                                                                          6-Hz.Zübeyr bin Avvam: sağlığında Cennet ile müjdelenen Eshâb-ı Kiramdan. Nesebi; Huveylid bin Esed bin Abduluzzâ bin Kusey torunudur. Eshâb-ı kiramın büyüklerindendir. Hazreti Hadîce’nin erkek kardeşinin ve Resûlullah’ın ( aleyhisselâm ) halası olan Hazreti Safiyye’nin oğludur. Dördüncü olarak imana geldi. Hazreti Ebû Bekir’in damadı idi. Bütün gazalarda bulundu. Çok yaralandı. Mısır’ın fethinde de bulundu. Zengin olup, bütün malını Allah için dağıttı. Eshâb-ı kiram şehîd olunca yetimlerine vasî olur, onları beslerdi. Deve Vak’asında Hazreti Talha ve Hazreti Âişe ile birlikde, Hazreti Ali tarafında değildi. Harbden çekilip namaz kılarken, İbn-i Cermuz tarafından, 36 (m. 656) yılında, altmış yedi yaşında şehîd edildi. Hazreti Ali bunu işitince çok üzüldü. Namazını kendi kıldırdı. Hazreti Ali, Zübeyr, Talha ve Sa’d bin Ebî Vakkâs aynı yılda doğmuşlardır.”Hz.Muhammet, Aliye karşı savaşırken öldürüleceğini bildirmişti. Cemal vakasında Ayşe’nin safında yerini aldığında Hz.Ali bunu hatırlattığın da pişman olmuş, yine de Hz. Ali’ye karşı durmuştu. Hz.Ömer bıçaklandığında Zübeyirin Halifeliğe lâyık olmadığını söyleyerek halife olmasını kabul etmemişti. Akıl almaz bir servet sahibiydi.                        5-Hz. Talha Bin Ubeydullah: “Talha, Bedir Kervan soygununa iştirak etmemesine rağmen Resulullah (s.a.v.) kendisine ganimetten pay vermiştir. Kimi rivayetlere göre, bu sırada ticaret için Şam'da bulunuyordu. Akla daha yatkın olan bir başka rivayete göre ise, Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamak üzere, Resulullah (s.a.v.) tarafından Şam yoluna gönderilmişti. Nitekim, dönüşte Talha'nın ganimetten pay istemesi bunu gösteriyor (İbn Sa'd, a.g.e., III, 216; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86). Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra, Müslümanların büyük bir kısmının Hz. Ali'ye bey'at ettiğini biliyoruz. Bu bey'atte bulunanlardan biri de Talha b. Übeydullah’tır. Ancak, bey'atten kısa bir süre sonra, Talha ile Zübeyr İbnü'l-Avvam'ın, Hz. Ali'ye karşı çıkan Hz. Âîşe'nin yanında yer almışlardır. Neticede ez-Zübeyr, Hz. Ali'ye karşı çıktığına pişman olarak savaş                                                                                                                            

Meydanını terketmiştir. Talha ise mücadeleye devam etmiş, nihayet Cemel günü (h. 36), Mervan b. Hakem tarafından öldürülmüştür. Vefat ettiği zaman tahminen 60-64 yaşlarındaydı (İbn Hişam, a.g.e., 1, 251; İbn Sa'd, a.g.e., III, 224; İbnü'l-Esir, a.g.e., 111, 87; el-Askalânî, a.g.e., 111, 292; İbn Cerîr, Tarîhü'l-Ümemi ve'lMülûk, XI, 50' Beyrut). Talha, Peygamber Efendimizin bacanağıydı. Hanımlarından dört tanesi Resulullah (s.a.v.)'ın zevcelerinin kız kardeşleriydi. Bunlardan Ümmü Gülsüm, Hz. Âîşe'nin; Hamne, Zeynep bint Cahş'ın; el-Fâria, Ümmü Habibe'nin ve Rukiyye, Ümmü Seleme'nin kızkardeşi idi (el-Askalânî, a.g.e., III, 292).”Para ve emlak bakımından  Müslümanların en zenginiydi.Hz.Ömer halifeliğe lâyık görmemişti.Hz.Ali fakirden yana olduğu için ona karşı çıkarak Deve olayında öldürülmüştür.EK:ZÜBEYİR’İN VE TALHA’NIN  SERVETİNİ DE GÖRELİM: : Talha; Hz.Muhammedin bacanağıydı ve karılarının Dördü de Hz.Muhammedin kız kardeşiydi. Uhutta, Hz.Muhamedi korumak için Atmış yerinden büyük yaralar almıştı! Zübeyirin de anası Hz.Muhammedin halasıydı. Babası da Hz.Haticenin kardeşiydi. Zübeyir, İslamın en zengin Sahabelerinden birisiydi: Medine’de ONBİR ev, Basra’da İKİ ev, Kûfe, İskenderiye ve Mısırda evler. Dört karısının her birine 1.200.000 Dinar, Hz. Ayşe’ye 180.000 Dinar hediye, oğlu Abdullah’a terekenin 1/3’ünü vasiyet ettiği halde, mirasından geriye kalan Otuz-Kırk milyon Dirhem taksim edilmiştir. Mekke’deki tek kesimevinin sahibidir, Medine ve köylerindeki arazilerinden elde ettiği gelirler, Elli bin at.100 Cariye…”!.HZ. Ali’ye karşı çıkmasının nedeni bunlar olsa gerek?!                                                                                        Hz. Ali’nin Ahlaklı oluşu, dini çıkarı için kullanmayışı ve gerçek eşitlikten yana oluşu, öldürülme nedenidir. Öldürüldüğünde sadece YEDİ DİNARI ÇIKMIŞTIR. Osman öldürüldüğünde 1000.000 Dinarı çıkmıştı. Osman, devlet hazinesini ve memuriyetleri EMEVİ taraftarlarına dağıtmıştı:  TALHANIN SERVETİ: Hz. Talha, Ashabın zenginlerindendi. Zengin olduğu kadar da cömertti. Cömertliği sebebiyle kendisine "el-Fayyâd" denirdi. Vefat ettiği zaman, miras olarak bir hayli gayrimenkul, nakit para ve değerli eşya bırakmıştır. Rivayete göre gayrı menkullerinin tutarı otuz milyon dirhem, nakitlerinin tutarı iki milyon iki yüz dirhem ve iki yüz bin dinar idi. 100 at,1000 deve,10.000 koyun’u vardı.Öldüğünde de 336.000 bin altın Dinar bırakmıştı.Şakir Keçeli,Şeriat Nedir,s.103.1-2 Sadece Irak'tan gelen yıllık geliri yüz bin dirhem civarındaydı (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 221 vd.; İbnü'l-Esîr, a.g.e. 111.”2.BU İKİ SAHABENİN Hz. Ali’ye karşı çıkmasın nedeni,   savaşlardan çok zengin olarak dönmeleridir. OSMAN TÜRKOĞUZ, HALİFELİK! HİLAFET! S.75-78.”KIRMIIZIDAN KIZILA, YEŞİLİN HER TONUNA,” HAYIR.                                        

              8-HZ. ABDURRAHMAN BİN AVF:

Eshâb-ı Kirâmın büyüklerinden ve Cennetle müjdelenen on kişiden biri. Adı, Abdurrahmân bin Avf bin Abd-i Avf bin Hars bin Zühre bin Kusey’dir. Soyu, yedinci dedesi Kilâb bin Mürre’de Resûlullah efendimiz ile birleşmektedir. Künyesi Ebû Muhammed’dir. İslâmiyet’ten önce adı Abd-i Amr, bir rivâyette de Abdul-ka’be veya Abdülhâris olup, İslama geldiğinde Peygamber efendimiz tarafından ismi değiştirilip “Abdurrahmân” olmuştur. Babası Avf, Cahiliye devrinde Gamisâ adındaki yerde Fâkih bin Mugîre ve Affân bin Ebi’l-Âs ile beraber Cüzeyme kabilesi tarafından katl edilmiştir. Annesi Şifa binti Avfdır. Hazreti Ebû Bekir, Osman, Talha ve Zübeyir (radıyallahü anhüm) hazretlerinin anneleri ile birlikte Müslüman olmuştu. Kardeşlerinden Esved ve Abdullah da Müslüman olmakla şereflenmişlerdir. Birçok defa evlenmiştir. Yedisi kız, yirmi biri erkek olmak üzere yirmisekiz çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarından bazılarının isimleri, Muhammed, İbrahim, Hameyd, Zeyd, Ebû Seleme, Mus’ab, Süheyl, Osman, Ömer, Misver’dir. Bunlardan İbrahim, Muhammed, Hameyd ve Zeyd’in annesi Ümmü Gülsümdür. Ebû Seleme’nin annesi ise Tümadır’dır. Oğlu İbrahim, Resûlullah efendimizle görüşmek şerefine kavuşmuştur.

Hazreti Abdurrahmân bütün GAZA VE GAZVELERDE bulundu. Bedir’de kahramanlıkları çok oldu. Hazreti Abdurrahmân bin Avf, Bedir gazasında şahit olduğu bir hadiseyi şöyle anlatıyor: “Bedir’de çatışma saflarında durup sağıma soluma baktığım zaman Ensâr’dan iki genç delikanlı gözüme ilişti. Bunlardan en kuvvetli ve vurucu olanı ile bulunmak istedim. Bu iki gençten biri beni gözü ile süzdü sonra bana dönerek: “Ey amca! Ebû Cehil’i tanır mısın?”Diye sordu. Ben de: “Evet tanırım”, dedim ve “Ey kardeşimin oğlu, Ebû Cehil’i ne yapacaksın?” diye sordum. O da “Bana haber verildiğine göre, Ebû Cehil Resûlullah’a sövermiş. Allah’a yemin ederim ki onu bir görürsem, öldürünceye veya kendim ölünceye kadar asla ondan ayrılmayacağım.”Dedi. Bir gencin heyecan halinde söylediği kat’i bu söze doğrusu hayret ettim.”

Bu iki gençten diğeri de beni gözden geçirerek diğerinin söylediği gibi söyledi. Bu sırada gözlerim hiç bir tarafa takılmadan ben de Ebû Cehil’i görmüştüm. O, Kureyş” askeri içinde hiç durmadan ileri geri dönüp duruyordu. Ben: “Gençler, öteye beriye telaşla giden şu şahıs, bana o sorup tanımak istediğiniz Ebû Cehil’dir;” dedim. Onlar da hemen kılıçlarına sarıldılar ve Ebû Cehil’i öldürünceye kadar kılıç darbesine tuttular. Sonra dönüp Resûlullah’ın huzuruna geldiler. Ve hâdiseyi arz ettiler. Resûlullah ( aleyhisselâm ): “Ebû Cehil’i hanginiz öldürdü?” Diye sual etti. Bunlardan biri “Ben öldürdüm;” dedi. Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Kılıçlarınızı sildiniz mi?” Deyince. Onlar da: “Hayır silmedik”; diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, kılıçlarına ne kadar kan bulaştığını ve ne derece derinlikte battığını anlamak için gençlerin kılıçlarını tetkik edip, gözden geçirdi. İltifât ve tebrik ederek: “İkiniz öldürmüşsünüz!” Buyurdu.

Hicretten 44 sene önce (m. 580) yılında doğdu ve Hicretten 31 sene sonra (M. 653) Medine’de vefât etti. Hazreti Ebû Bekir’in teşviki ile O’nun tavsiyesine uyarak en önce iman edenlerin beşincisidir. Mekke’de iken ticâret yapardı. Hazreti Abdurrahmân İslâmiyeti kabûl edince diğer Müslümanlar gibi eziyet ve işkencelere maruz kaldı. Böylece vatanını terk ile hicrete mecbur oldu. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlarla beraber bu memlekete gitti. Çok geçmeden Peygamber efendimizin Medine-i münevvereye hicretinden sonra Medine’ye gelerek Resûlullaha katıldı.”

9-Hz.Ebu Ubeyde bin Cerrah. Ailesi
Asıl adı Âmir b. Abdullah b. Cerrah olan Ebu Ubeyde b. Cerrah, tarih boyunca künyesi Ebu Ubeyde ve dedesine nisbeti İbni Cerrah ile meşhur olmuş ve hep öyle anıla gelmiştir. Soy kütükleri Hz. Peygamber (sas)'in onuncu, Ebu Ubeyde'nin yedinci dedesi olan "Fihr"de birleşir.
Uzun boylu, zayıf yapılı, seyrek sakallı bir vücut yapısına sahip olan Ebu Ubeyde Hazretleri, cennetle müjdelenen sahabilerden biridir. Babasının adı Abdullah, annesinin adı ise, Da'd binti Hilal'dir. Ebu Ubeyde, Bedir Savaşı'nda müşrikler safında yer alan babasını fark edince, onunla karşılaşmamaya oldukça özen göstermiş, fakat babasının ısrarla kendisini takip edip öldürmek istemesi karşısında, zor durumda kalarak istemediği halde Babasını öldürmüştür. "Ebu Ubeyde, Uhud Savaşı'nda Allah Rasûlü (sas)'nü hiç terk etmeyen sahabilerden biridir. Savaş ortasında Müslümanlar arasında yaşanan sarsıntı sonucu, Peygamber Efendimiz (sas)'in Uhud'un eteklerine doğru çekildiği esnada, O'nu korumak için etrafında halka teşkil eden, 14 cesur sahabi arasında Ebu Ubeyde de vardır. Uhud ve Ebu Ubeyde yan yana gelince, onun, Efendimiz (sas)'in mübarek yanaklarına batan miğfer parçalarını dişleri ile çıkarmasını hatırlamamak mümkün değildir. O, yaptığı ısrarlar sonucu Hz. Ebu Bekir'den bu iş için izin alır ve dişleri ile miğfer parçalarını Efendimiz (sas)'in yanaklarından çıkartır. Ebu Ubeyde'nin bu ameliye esnasında iki dişi kırılmış, fakat bu durum, (sahabenin, hemen bütün kaynaklarda yer alan ifade ve itiraflarıyla) onun güzelliğine ayrı bir güzellik katmıştır.Hz.Ömer,yaralı olarak evinde yatarken.Eğer bu Ebu Ubeyde sağ olsaydı onu halife yapardım?!”Demiştir.”NOT:Medine’den Harran’a göç ettiği,orada da,meçhul kişi ya da kişilerce  iki okla vurularak öldürüldüğüne dair rivayetler de vardır.
Ostüzü.  

                                                                                                                                                 ESHÂB-I KİRÂM

                                   HAZRETİ SAÎD BİN ZEYD

         “Aşare-i mübeşşereden, yani dünyâda iken Cennetle müjdelenen on sahâbî’den biri. Künyesi Ebû Aver ve Ebû Sevir idi. Nesebi Sa’îd bin Zeyd bin Amr bin Nüfeyl bin Rezâh bin Adiyy bin Kâ’b bin Lüeyd idi. Kâ’b bin Lüey’de Peygamberimiz Muhammed ( aleyhisselâm ) ile nesebi birleşir. Annesi Fâtıma binti Ba’ce İbni Halef el-Huzariyyedir. Dedesi Amr Hazreti Ömer İbni Hattab’ın amcasıdır. Hazreti Ömer’in hem eniştesi hem de kayınbiraderidir. Kızkardeşi Âtike binti Amr, Hazreti Ömer’in, onun kızkardeşi Fâtıma binti Hattab da kendisinin hanımı idi. Saîd bin Zeyd, 51 (m. 671) senesinde Medine’ye yakın yeşilliği bol ve güzel bir yer olan Akîk’te yetmiş yaşlarında vefât etti. Cenâzesini Sa’d bin Ebî Vakkas ( radıyallahü anh ) yıkayıp, techîz etti. Abdullah bin Ömer ( radıyallahü anh ) namazını kıldırdı. Medine’de Bâki Kabristanlığına Eshâb-ı kiramın omuzları üstünde getirilip, Sa’d bin Vakkas ( radıyallahü anh ) ile Abdullah bin Ömer kabre indirerek defn edildi.”Sayın Ahmet Kurucan’dan alıntıdır.

Ahmet Kurucan.

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE HARİCİNDE CENNETLE MÜJDELENENLER
Türkiye'deki Müslüman halk arasında yaygın bir kanaat var: "Hayatları esnasında Efendimiz (s.a.s) tarafından cennetle müjdelenen sadece 10 kişi vardır. Bu yaygın inanışın sebebini herhalde aşere-i mübeşşere, yani cennetle müjdelenen on kişinin çok meşhur olmasında aramak gerekmektedir. Yalnız kaynak kitaplarımıza müracaat ettiğimizde gördüğümüz bir husus var ki, o da aşere-i mübeşşere haricinde gerek hayatları esnasında, gerekse vefat ettikten sonra veya farklı bir anlatım tarzı içinde, gerek ferdî, gerekse cemaat ve grup hâlinde âyet-i kerimeler ve Efendimiz (s.a.s)'in beyanları ile cennetle müjdelenenlerin oluşudur. İşte bu kısa çalışmada okuyuculara bir fikir verebilmek ve daha çaplı araştırmalara zemin hazırlayabilmek için aşağıda sunacağımız tertip içinde cennetle müjdelenenleri belirtmeye çalışacağız.

1)Hz. Peygamber (s.a.s)'in zevceleri arasından,
2)Hz. Peygamber (s.a.s)'in çocukları ve torunlarından,
3)Aşere-i mübeşşere haricindeki sahabe-i kiramdan,
4)Ashab içinde vefatlarından sonra,
5)Ashab-ı Bedr, Bey'at-i Rıdvan’a katılanlar,
6)Şehitler,
7)Akıl baliğ olmadan ölenler,
8)Rüyada cennetle müjdelenler.

1) Hz. Peygamber (s.a.s)'in Zevceleri Arasından

Hz. Hatice (r.Anha): Ebu Hureyre (r.a) dedi ki, "Cibril Hz. Muhammed (s.a.s)'e geldi ve dedi ki: "Ya Rasulallah, Hatice beraberindeki yiyecek ve içeceklerle senin yanına geliyor. O geldiğinde Rabbinden ve benden ona selam söyle; lü'lü ve mercanlar içinde gürültü ve meşakkatin bulunmadığı cennet ile onu müjdele" buyurdu.(1)

Hz. Âişe (r.Anha): "Cibril (a.s) kendi suretinde, yeşil ipekten hırka içinde Resulullah'a geldi ve dedi ki: Bu (Hz. Aişe) dünyada da, ahirette de senin zevcendir. "

Hz. Hafsa (r.Anha): Efendimiz (s.a.s) bir sebebe binaen Hz. Hafsa validemizi boşamıştı. Sonra kendisi şöyle anlatıyor: "Cibril bana geldi Hafsa'ya geri dön, yani onu nikâhına tekrar al. Zira o savvame, kavvame yani çok oruç tutan ve çok namaz kılan bir kadındır ve o cennette senin zevcendir" dedi.(3)

Zeyneb b. Cahş (r.Anha): Hz. Âişe (r.anha) anlatıyor: Efendimiz buyurdular ki: "Bana sizin aranızdan en çabuk iltihak edecek olan eli en uzun olanınızdır. " Bizim aramızda eli en uzun olan yani en çok sadaka veren Zeyneb idi. Zira o, kendi eliyle iş yapar (el işleri) -para kazanır- ve onu tasadduk ederdi.(4)

Görüldüğü gibi Efendimiz (s.a.s)'in beyanıyla, ismi geçen analarımız direkt veya dolaylı olarak cennetle müjdelenmişlerdir.

2) Hz. Peygamber (s.a.s)'in Çocukları ve
Torunları
Hz. Fatıma (r.Anha): İbn-i Abbas rivayet ediyor: Bir gün Allah Rasulü (s.a.s) yere dört çizgi çizdi. Sonra "bunlar nedir biliyor musunuz? " dedi. Biz de Allah ve Rasulü daha iyi bilir dedik. Buyurdular ki: "Cennet kadınlarının en faziletlisi Hatice b. Huveylid, Fatıma b. Muhammed, Asiye b. Müzehim (ki firavunun karısı idi) ve Meryem b. İmrândır. (5)
Hz. Hasan ve Hüseyin (r.anhüma): Ebu Saîd el-Hudrî anlatıyor. Efendimiz buyurdular ki; "Hasan ve Hüseyin cennet ehli gençlerin efendileridir. "(6)
Hz. İbrahim: Efendimiz (s.a.s)'in Hz. Mariye'den olma çocuğunun adı. Süt emme çağında iken vefat etmişti. Enes b. Mâlik anlatıyor: Allah Rasulü buyurdular ki; "İbrahim benim oğlumdur. Emzikte iken vefat etti. Onun cennette iki tane sütannesi vardır ki onun süt emmesini ikmal ediyorlar. " (7)

3) Aşere-i Mübeşşere Haricindeki Sahabe-i Kiramdan

Bizim isimlerini bildiğimiz ve bilmediklerimizle beraber 37 tane cennetle müjdelenen Sahabı var. Bir fikir verme amacıyla bunlardan bazılarını zikredelim.

Ebu Zerr el-Gifârî (r.A): Ebu Zerr ile Allah Rasulü arasında şöyle bir konuşma geçiyor.
"Ya Rasulallah. Bir adam bir kavmi seviyor ama onlar gibi amel yapmaya gücü yetmiyor?
Sen ya Ebu Zerr, sevdiklerinle berabersin.
"Ben Allah ve Resulünü seviyorum."

"Şüphesiz ki sen sevdiklerinle berabersin. Ebu Zerr bu cevaptan sonra, aynı cümleyi birkaç defa tekrar etti, her seferinde aynı cevabı aldı. "(8)

Arabî (r.A): Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Bir Arabî Efendimiz' e geldi. Ya Rasulallah, bana öyle bir amel göster ki, ben onu işlediğimde cennete gireyim" dedi. Allah Rasulü, "Allah'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi şerik koşmaz, namaz kılar, farz zekâtı verir, Ramazan orucu tutarsan cennete girersin" dedi. Arabî, "Nefsim elinde olana yemin olsun ki buna hiçbir şey ziyade etmeyeceğim" dedi, döndü gitti. Efendimiz, "Cennet ehlinden bir adama bakmak kimin hoşuna giderse, şu adama baksın" buyurdu.(9)

Arabî (r.A): Bir Arabi Müslüman olmuş, Hayber veya Huneyn gazvesine katılmıştı. Efendimiz ona da ganimetten hissesini ayırdı. Bu hisse kendisine ulaşınca, onlan eline aldı ve huzur-u Nebeviye geldi: "Ya Muhammedi Ben bunlara nail olmak için sana biat etmedim. Fakat ben -boğazını göstererek- ha şuradan bir ok yiyerek ölüp cennete girmek için biat ettim" dedi. Efendimiz, "Eğer sen Allah'a karşı -bu isteğinde- sadık isen, Allah seni sadık çıkarır yani arzunu verir" buyurdu. Sonra bir savaşta düşmanlarla savaştı ve boğazından ok yiyerek şehit olmuş olduğu hâlde Efendimize getirildi. Bu "O mu? " dedi. "Evet, O" dedi sahabe-i kiram. Sonra Allah Rasulü onu kefenledi, cenaze namazını kıldırdı ve şöyle dedi: "Allahım bu senin kulundur. Senin yolunda muhacir olarak yola çıktı ve şehit olarak öldürüldü ve buna ben şahidim. (10)

Harise b. Numan (r.Anha minha): Hz. Aişe (r.a) validemiz anlatıyor: "Allah Rasulü (sav) buyurdu ki; cennete girdim, (bir başka rivayette rüyamda cenneti gördüm;) bir okuyucunun (Kur'ân okuyordu) sesini duydum. Kim bu dedim. Bu Harise b. Numan dediler. Sonra Rasulullah (s.a.s) bana iki defa dedi ki, "bu iyiliğinin karşılığı, mükâfatıdır." Zira Harise b. Numan insanların içinde annesine karşı en çok iyilik eden idi. "(11)

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi