7 Ağustos 2013 Çarşamba

1096/RAHMETLİ BİRİNCİ PAPA EFTİM!


               OSMAN TÜRKOĞUZ

         osmanturkoguz@hotmail.com                                      Çeşmealtı;27.Temmuz.2008/ İzmir;05.Ocak,2009/07 Ağustos 2013

Yazıda önemli bir ek vardır! RAHMETLİ PAPA EFTİM! 

Sayın ve Rahmetli Büyük Türk Papa Eftim; Torununuz Türk Ortodoks Patriği Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol,Cebren  ve şiddet kullanarak Hükümet darbesi suçundan müebbet hapse mahkûm oldu!  Bizi affet!      

                                                                  “Ben, TÜRKOĞLU TÜRKÜM!”

Pavlos karahisarlıoğlu-Papa 1’inci Papa EFTİM–1920,Türk Ortodoks Patriği.

         *Ben, bu yazımı, en üsteki tarihte yazıp, yayımlamıştım. Ergenekon savcısının, SAYIN SEVGİ ERENEROL’U, ATATÜRK ADINI SIK KULLANDIĞI İÇİN AZARLAMASI NEDENİYLE, iş bu yazımı onlara ithaf ediyorum!

         “Türk Ortodoks kilisesi Basın Sözcüsü, Sayın SEVGİ ERENEROL, Ergenekon Davasında,   SANIK SIFATI İLE GÖZETİM ALTINA ALINMIŞ!

         İri yuvarlak gözlü, kaygılı suratlı bir TÜRK KIZI. Tanımayanlar için, küfürle yâd edilecek bir olay! Tanıyanlar için, hüzün ve mücadele dolu bir geçmişin ARMAĞANI! Bu nasıl iş derken, Ergenekon iddianamesi yayımlandı. Tamamının elimize geçme olanağı da yok. Körlerin fili tanımlaması gibi, bölük, pörçük öğreneceğiz. İlk algıladığım şey: Murtabitlik-Suç ve suçluların irtibatlandırılması –durumu. Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, bu kavramı Türkçeleştirmiş: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM; Bağlantılı davalar, bağlantı kavram.

         Madde8-bu kavramı düzenlemiş. Karara bağlanmış Danıştay Baskını ile de bağlantı kurulmuş! Ergenekon ile bağlantı kurulmadan, Danıştay Baskınında, HÜKME GİDİLMESİ, benim çok garibime gitti! Ama benim konum bu değil.

         KUVAYI MİLLİYECİ, Muharip Gazi maaşlı, İSTİKLAL MADALYASI SAHİBİ,TÜRK ORTODOKS KİLİSESİ’NİN KURUCUSU, CENNET MEKÂN PAPA 1’İNCİ EFTİM’İ hatırlayanımız var mı?

         Benim araştırmama göre yok! PAPA EFTM, Pavlos Karahisarlıoğlu,-Pavli, Pavri-ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA, Ankara’nın yanında savaşa girmiştir.

         Cephelerde, yaralı askerlerimizle; cephe gerisinde KIZILAY Hizmetlerinde ve askerlerimizin her türlü dert ve problemleriyle ilgilenmiş;”BEN, TÜRKOĞLU TÜRKÜM!” DİYE BAĞIRABİLMİŞ BİR ULUSAL KAHRAMANIMIZDIR!

         Dürrizade Abdullah ve Sait Molla Köpekleri, İngilizlere hizmet ederlerken; O, bir cepheden, diğer cepheye koşmuştur. Türk milleti de, O’NU lâyık olduğu yere oturtmuştur.

         Türk Ortodoks Patriği Papa1’inci EFTİM, Yozgat ilimizin Akdağmadeni ilçesinde doğmuş;1965 yılında da; İstanbul’da ölmüştür.30 Ekim 1921, ya da,21 Ekim 1922 tarihinde, BAĞIMSIZ TÜRK ORTODOKS PATRİKHANESİNİ KURARAK; Fener Rum Patrikhanesi’nin oyunlarını bozmuştur.

         ÜÇ KİLİSE VE 23 KİŞİLİK CEMAATIYLA, TÜRK DÜŞMANI HIRİSTİYAN DİN ADAMLARINA MEYDAN OKUMUŞ, cepheden, cepheye de koşmuştu. İstanbul’da; PANAYİA Kilisesinde, Patrikhanesini kurmuştur.

         Ölümü üzerine; Oğlu Dr. Turgut Erenerol,2’inci Papa Eftim Unvanı ile TÜRK ORTODOKS PATRİĞİ OLMUŞTUR. SEVGİ ERENEROL O’NUN KIZI; Rahmetli Papa Eftimin de torunudur.Patrik Dr. Turgut Erenerol’un ölümü üzerine de; Selçuk Erenerol, TÜRK ORTODOKS PATRİĞİ OLMUŞTUR. O’NUN 2002’de ölümü üzerine de, PAŞA ÜMİT ERENEROL, bu makama geçmiştir.  

         Papa Eftim, hayatını mahkeme kapılarında tüketmiştir.

         Bendeniz; ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI KAHRAMANLARINA DUA EDERKEN, PAPA EFTİMİ DE, GÖĞSÜMÜ GERE, GERE DULARIMIN İÇERSİNE KATARIM! 

         MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL; Büyük Taarruz’dan önce,

         “PAPA EFTİM, BİR ORDU KADAR BİZE HİZMET ETTİ,” demiştir. 

         FENER RUM Ortodoks Patriği Bartelemeos, GÖKÇE ADALIDIR. Askerliğini yedek subay olarak GELİBOLU’DA, E.Korgeneral SELAHATTİN ÇETİNER’İN EMRİNDE yapmıştır. Bu günlerde, Rusya’yı karıştırmakla meşguldür! Boşuna EGÜMENLİK Sıfatı peşinde de değildir!

         Ergenekon’un Muhbiri, Kanada’da yaşayan,  Haham yardımcısı olduğunu söyleyen birisidir! Patrik Bartelemeos’un gücünün, Amerikan Ortodoks âleminin üstünde olduğuna göre; bu işte USA kokusu geliyor burnuma!

BEN, izninizle, Prof. Dr.Güstav le Bon’un bir sözünü hatırlatmak istiyorum:

         “MİLLETLER, MADDİ VE MANEVİ DEĞERLERİNİ YİTİRMEKLE YIKILMAZLAR. MİLLETLERİ YOK EDEN İLLET, HAFIZALARINI YİTİRMİŞ OLMALARIDIR!”

                  

            “ATATÜRK’ÜN EMNİYET MÜDÜRÜ” Korgeneral Ekrem Baydar,hazırlayan Orhan Erinç.Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında;Üçbuçuk sene Felah adlı istihbarat grubunun başkanlığını yapmış,cesur,atılgan ve vatansever bir kurmay subayımızdır.İşgalden sonra İstanbul’un asayişi çok bozulduğundan polislerin karakollardan dışarı çıkamaz bir duruma gelmiş olmaları sonucunca,Kurmay Yarbay Ekrem Baydar,bizzat Cumhurbaşkanımız Mustafa kemal tarafından,ordu ile bağlantısı sabit kalmak üzere İstanbul’a emniyet müdürü olarak atanmıştı./12Aralık 1924-21 Haziran 1927/Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal,Kurmay Yarbay Ekrem Baydar’a:”Ekrem İstanbul’u sana teslim ediyorum!”Demiştir.Emekli Korgeneral Ekrem Baydar’ın  anıları 1970/1971 yıllarında Cumhuriyet gazetesinde de yayınlanmıştı.Bu kitabın 46 ve 47inci sahifesini okuyalım derim:

         “Patrikhane, Türklük Aleyhine Çalışan Bir Fesat Yuvası Olmuştu!”

           “Milli Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’daki Rumların Ruhani Lideri olan Papa Eftim Efendi,Mustafa Kemal Paşa’yı desteklemiş ve yardımda bulunmuştu.Bu yüzden Gazi’nin taktir ve himayesine(korunmasına) mazhar olmuştu(ulaşmıştı).

        İstanbul’un kurtuluşunu takiben Hükümetin izni ile İstanbul’a gelen Papa Eftim’e,işgal sırasında davranışlarından korkup kaçan  Rumların bıraktığı Panaya Kilisesi verilmiş ve o zamanki rayice göre iyi bir satın alma gücü olan 100 Lira maaş bağlanmıştı.

        İstanbul’daki Rumlar ikiye ayrılmış durumdaydı.Papa Eftim’e bağlı olanlar kendilerini “Türk Ortodoks” olarak tanıtıyor,Patrikhaneye bağlı olanların büyük bir kısmı ise İstanbul’un “Rumlara ait olması gerektiği” görüşünü savunuyordu.Çekişme gittikçe artıyor,zaman,zaman olaylar bile çıkıyordu.”

                     “Papa Eftim Diyor ki”

        ”Papa Eftim, kendisine bağlı olanların görüşünü açıklayan bir makale neşretmişti(yazmıştı).İleri Gazetesinde çıkan yazıda şöyle diyordu:

        “Biz iptida(en önce)Milletimizi, yani Türklüğümüzü biliriz ve ondan sonra mezhebimizi, yani Ortodoksluğumuzu. Milliyet her şeyden önce gelir. Mesela siz Romanya’ya veya İtalya’ya gitseniz de sorsanız o kimselere “siz nesiniz?”Diye, Size evvela  (Romen’iz) veya (İtalyan’ız) derler.Bu böyledir.Hıristiyanlık,Ortodoksluk sonra gelir.Biz de;evvela Türk’üz sonra Ortodoks.Biz kuvvetli Türk kitleleri arasında Türk neslinden gelme ufak bir Hıristiyan cemaatiz.Yani bizsütbesüt/özbeöz,su katılmamış/ sizdeniz.zaten siz de demiyorsunuz ki(bizden değilsiniz).Bizim öz dilimiz Türkçedir,dilimiz ne etsek Yunancaya kıvrılmaz.Bu dili Allah’ımız Türkçeyi söylemek için yaratmıştır.Ama bundan 25 sene evvel bizim sabık Patrikhane bizi ifsat etmek(devirmek,bozmak)istedi.Bizim yalınız dinimizi tanır,Milliyetimizi tanımazdı.Bundan 25 sene evvel,biz,im Türk uşağı Ortodokslara dediler ki,(siz Yunan’sınız) İnanallahe meassabirin/Allah’ım sabır ver/ biz nasıl Yunan olurduk?Dedim ya öz dilimiz bile Türkçedir.Ama çokları zannederler ki.biz sıkıştıkta onun için kendimize Hıristiyan Türk diyoruz.bu doğru değildir.Ben,dünya şahittir ki ezelden Patrikhane ile kavgalıyım,cemaatimiz de öyledir.bunu isterseniz Kırşehir Mebusu Rıza bey’e sorunuz.Türk Ortodoksluğu bugün uydurulmuş bir şey değildir.”

       “Bizans Varisi”

       “papa  Eftimin bu içten temiz duygularına karşı, Patrikhane hâlâ kendisini”Bizans varisi” sayıyor ve vicdan hürriyetini politikaya,hem de Yunan politikasına  aracı olarak kullanıyordu.Yunan ordusu İstanbul’a girdiği gün,

Ayasofya’ya asılmak üzere hazırlanan bir bayrak Patrikhanede saklanıyordu.Bunların en büyü

K emelleri ve tabii en büyük hülyaları için hazırladıkları bayrak,yaklaşık olarak Dört metre boyunda ve İki buçuk metre enindeydi.Kenarları Siyah,Mavi,Beyaz ve Kırmızı şeritlerle çevriliydi.Mavi,Beyaz zeminli bayrağın tam ortasında Sarı ipekle işlenmiş Bizans Arması/Çift başlı Kartal/ ve üzerinde de bir taç bulunuyordu.Zamanını Patriği Grigoryos tarafından hazırlattırılan bu bayrakla bir de mektup bırakılmıştı.Metellüs’e bıraktığı mektupta Grigoryos:”İstanbul’un halas/kurtuluş/günü olan mukaddes günde bayrağı mübarek elinizle asınız!”Diyordu.”Rahmetli Cennetmekan Birinci Papa Eftimin tüm varisleri de aynı ruhu ve Dedelerinin İstiklal madalyasını gururla taşıyorlardı. .Şimdi anladınız mı Rum Ortodoks Patrikhanesinin sinsi hesaplarını?”Geçmişlerini unutan toplumlar, onu yeniden yaşamak zorundadırlar!”

 

 

 

3 Ağustos 2013 Cumartesi

1095/GIRTLAĞINA KADAR BOKA BATMAK!


                        TC,

         OSMAN TÜRKOĞUZ

         osmanturkoguz@gmail.com

         İzmir;3 Ağustos 2013


                            GIRTLAĞINA KADAR BOKA BATMAK!

         Bir imamın canından çok sevdiği, kulu ve kölesi olduğu iki karısı varmış. Birisinin adı BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ(BOP),diğerinin adı da HOT POİNT( yüksek makam/HOP/İMİŞ.Bir gece birisine,diğer gece de ötekine aksatmadan gidermiş.Tam BOP’A giderken elektrikler sönmüş,belediyenin açmış olduğu lağım çukuruna düşmüş,boyu uzun olmasına karşın gırtlağına kadar BOK’A gömülmüş.İmdaaat!Kimse yok muuu?Deyu bağırmış,köpek havlamalarından sesini duyan olmamış.Aklına karılarının ne düşündüğü gelmiş,adeti veçhile kendisi yanıtlamış:

         “BOP der HOPTAYIM/HOP der BOPTAYIM/Ne BOPTAYIM/Ne HOPTAYIM/GIRTLAĞIMA KADAR BOKTAYIM!

         Sabah olmuş; halk lağımdan çıkardığı İmamı tazyikli su ile yıkamış,ortalıkta ne boklar kalmış,ne de İmam kalmış!

1094/AMERİKA ASKERLERE FETVAYI VERDİ1


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;03 ağustos 2013


                    AMERİKA,ASKERLERE FETVAYI VERDİ!

Amerika Dışişleri Sekreteri/Bakan diyelim/ John Keer,Mısırdaki askeri darbe için Amerikanın fetvasını yayınladı:

         KAOSA,ŞİDDETE SÜRÜKLENMEKTEN KORKAN MİLYONLARCA İNSAN ASKERİN MÜDAHALE ETMESİNİ TALEP ETTİ!”

         “DURUŞMALAR AÇIK VE ALENİ YAPILIR!”HÜKÜMLERİNE KARŞIN;İSTANBUL’UN VALİSİNİ KULLANARAK, SİLİVRİYİ YASAK BÖLGE İLAN ETTİREN SAYIN BAŞSAVCIMIZ SUYUNUZ ISINDI,HABERİNİZ OLA.

1093/NEDEN AGAMEMNON'DA İMZA!


OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com                                                    

 İzmir; 20 Şubat 2009/03 Ağustos 2013

      Arkadaşlarımdan birisi, küçük parkta önüme çıktı:”Sayın Türkoğuz, dün bir program seyrettim ve gururlandım.Size de duyurayım dedim!Fatih Sultan Mehmet ile Atatürk, “Hektor’un intikamını aldık!”Demişler.”Dedi.Bendeniz de:Ben,bu konuda  Dört sene önce bir yazı yayınladım,İnönü Üniversitesinin Atatürkçü Gençleri de bu yazımı dergilerinde yayımlamıştı. Arşivimden çıkartarak size de ileteyim!”Dediğim de arkadaşım biraz nadim oldu! PS: Balçova’daki Agamemnon kaplıcaları başka bir kıral olan Agamemnon’a aittir.                                                                                 

NEDEN AGAMEMNON’DA İMZA!

                 “Bu coğrafya’ya lâyık bir ulus olduğumuzu kanıtlayamazsak; kara gözümüzün hatırı için, bizi bu coğrafya’da yaşatmazlar.”ATATÜRK

                 “Tarihlerini bilmeyenler, hep çocuk kalırlar.” Bir Romalı Bilgin

 

           Sınırları belli bir ülke üzerinde örgütlenmiş millete, devlet denilir. Devletin ülkesi üçe ayrılır:

1-Kara ülkesi,

2- Hava ülkesi,

           3-Deniz ülkesi.

           Tüzel kişiliğe sahip olan devlet, ülkesi üzerinde devredilemez ve vazgeçilemez haklara sahiptir. Bir milleti oluşturan bireylerin, devleti meydana getiren ulusun çok bilinçli olması gerekmektedir.

Bizlerin normal bir davranışmış gibi sergilediklerimizi asla yapmaması gerekir. Denizleri kirletmemesi, ormanları yakarak güç sahiplerinin kullanımına verdirmemesi, havayı kirletip, çevre dengesini bozarak canlıların yok olmasına neden olmaması gerekir.

Kısaca anlatmak gerekirse, torunlarından ödünç almış olduğu bu vatanı, daha da güzelleştirerek, onlara bir cennet olarak teslim etmesi gerekir. Kısacası, tanık olduğumuz olumsuzlukları yapmaması gerekir.

Yeraltı zenginliklerimiz yabancıların ellerinde, tarihi kalıntılarımız talancılar ve vurguncuların ellerinde, bilimsel kazıları yapanlar ve finanse edenler hep yabancılar.

Ülkemizin dört bir yanı yasak kazıcıların talanına terkedilmiş durumda. Truva hazineleri Rusya’da müzede özenle sergilenmektedir. Halikarnas Kralı Mozole’nin görkemli anıt mezarı Londra’da sergilenmekte. Bergama’dan kaçırılan anıt, Berlin’de sergilenmekte.

Uşak Müze müdürünün sattığı söylenen DENİZATI, kim bilir hangi koleksiyonda saklanmakta.

Kısaca anlatmak gerekirse, ÜLKE BİZİM AMA ÜLKEMİZİN NE ALTINA NE DE ÜSTÜNE SAHİBOLAN BİZ DEĞİLİZ, BAŞKALARI!

           Fransızlar; Antakya’da, 360 höyük açarak, çıkardıkları mozaikleri Tunus’a kaçırmışlar. Bugün, dünya’nın en büyük mozaik müzesi Tunus’tadır.

         Çanakkale Muharebeleri devam ederken; Fransızlar ve İngilizler, muharebe sahasında, muharebe hattının hemen gerisinde kazı yapmışlardır.

           Ege denizindeki Milo adasından çıkarılarak, 750 Fransız Frangına satılan Milo Venüs’ü LOUVR MÜZESİNDE, özel bir salonda ve özel bir koruma altında sergilenmektedir.

Bu konudaki vurdumduymazlığımız başımıza öyle dertler açmaktadır ki, GAFLET, DALALET VE İHANET SAHİPLERİNE ANLATABİLMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

         Durumumuzun genel çerçevesini çizdikten sonra, asıl konumuza dönebiliriz.

          İngilizler, gururlu bir millettirler, bu durumlarını göstermekten de, ayrıca gurur duyarlar.

Çanakkale boğazını zorlayan ve yenilerek, gerisin geriye boğaz önü adalarına dönen İngiliz Donanmasının amirallik gemisi Quen Elizabeth zırhlısıydı.

Bir tetik çekişte, Türk mevzilerine 8,000 Kg. Topçu mermisi atan ve 800.000.000 Sterline mal olan bu gemi, İngiliz Amirali, Tümamiral Sir Artur Galthorp’un sancak gemisiydi.

             30 Ekim 1918 tarihinde; Limni adasının Mondros limanında demirli bulunan bir İngiliz gemisinin içersinde, ateşkes anlaşması imza edilerek, Osmanlı devleti ile bağlaşık devletler-İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar- arasında savaş fiilen sona erecekti.

Koskoca Amirallik gemisi Quen Elizabeth durup, dururken; İngilizlerin Akdeniz Filosu Komutanı bir amiralin, bağlaşık devletler adına, ATEŞKES İMZASI İÇİN KÜÇÜCÜK BİR SAVAŞ GEMİSİ OLAN AGAMEMNON’U seçmesini İngiliz gururu ile bağdaştıramadım!

Bu işte bir oyun olduğunu düşündüm. Tümamiral Sir A.Galthorp, İçlerinde, Hamidiye Kahramanı ve Eski Bahriye Nazırı Miralay Rauf Orbay’ın da bulunduğu Osmanlı ateşkes heyetine ateşkes belgesini zorla imzalattırmıştır.

Ateşkesin 7’inci maddesiyle de önemli bölgelerimiz işgal edilmişti    

          Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri, Paris’te Bouloğne ormanında, bir vagon içersinde Almanlara ateşkes anlaşmasını imzalattırarak, ol vagonu müzeye kaldırmışlardı.

İkinci Dünya Savaşında; Fransa, Almanlara yenilince de; Hitler, aynı vagonu bir ormana çektirerek bu vagonun içersinde Fransızlara kayıtsız ve dahi şartsız teslim anlaşmasını imzalatmıştı.

Bir hava hücumunda, bu vagon isabet alarak parçalanmıştı.

          11 Ekim 1922 tarihinde; Mudanya’da bir Rus tüccarına ait konakta, İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine Ateşkes Antlaşmasını imzalatmıştık.

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA YUNANLILARLA SAVAŞMIŞ, BAĞLAŞIKLARLA ATEŞKES ANLAŞMASINI İMZALAMIŞTIK!  BU ANLAŞMANIN İMZASI İLE BİRLİKTE, MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI VE DAHİ SEVR ANLAŞMASI HÜKÜMSÜZ KILINIYORDU!

Bu, AGAMEMNON’DA İMZA olayı benim çok merakımı çekmişti Konuya nereden ve nasıl yaklaşacağımı biliyor gibiydim Elimde, üç önemli başvuru kaynağı vardı:

           1- Vergilius’un AİNEAİS-AENEİS, AENEİD- DESTANI;

           2- Ovidius’un Aşk Sanatı, M. Ö. 43-M. S.18,

           3-TRUVA SAVAŞI VE MİTOLOJİ.

          

1- PUBLİUSVERGİLİUSMARO, (M.Ö. 15 Ekim 70- 21 Eylül.19) yılları arasında yaşamış, ETRÜSK KÖKENLİ BİR İTALYAN ÇİFTÇİSİNİN OĞLUDUR. M.Ö.29 senesinde yazmaya başladığı destanının konusu, Roma imparatorluğunun kuruluşu, Roma’nın yapılışı ve Truva Kralı PRİYAMOS’UN YEĞENİ KAHRAMAN AİNEAİS’İN YAŞAM ÖYKÜSÜDÜR. Vergilius, ölümünden önce, 12 türkülük bu destanı üzerinde, üç sene daha çalışmıştır. Destan, Roma tarihinin en büyük edebi ve kutsal eseri olarak kabul edilir. Beni, aradığım sonuca bu destanın götüreceğini anladım.

Birazda mitolojiyi karıştırırsam, AGAMEMNON’UN SIRRINA ULAŞACAĞIMA KARAR VERDİM.

           2- Ovidius’un aşk sanatında aşk var, sevgi var, aşk teknikleri var, AGAMEMNON YOK! Bu şansız ozan için Emerson: ”Buğdaylar başak verdiği sürece Ovidius’un AŞK SANATI OKUNACAKTIR.”  demiştir!

Bu şansız ve bahtsız ozan, İmparator Avgüstüs’ü, öz kızı Janet ile insest ilişki içinde gördüğü için, Köstence’ye sürülmüş, orada da ölmüştür.

         Bendeniz, yukarıda listesini verdiklerimden bir harman yaparak, huzurunuza geldim.

           AGAMEMNON; M. Ö. 1200’LÜ yıllarda, birleşik Helen ordularının başkomutanı olarak TRUVA’YA çıkan, dokuz sene süren bir savaştan sonra, hiyle ile Truva’yı işgal ederek, yakan ve yıkan, Truva halkını kılıçtan geçiren AKHALARIN KRALIDIR. Yunan mitolojisinin en büyük ve adından en çok söz ettiren, adı tanrı adları ile bir tutulan Kahramanıdır. ARGOSLUDUR, Kardeşi Menelaos ta Isparta Kralıdır. ATREUSOĞLU diye de anılır. PELOPS VE TANTALOS’UN soyundandır.

         Anası Aerope tarafından, Girit’teki MİNOS soyu ile de bağlantısı vardır.

         ZEUS İLE EUREPA’NIN OĞLUDUR. Tanrı Zeus’un bir kuğu şekline girerek, gölde yıkanmakta olan Leto ile çiftleşmesinden doğan kızı KLYTAİMESTRE ile AGAMEMNON evlenir.

ÖTEKİ KIZI HELLEN ile de MENELAO EVLENİR.

           Bu devirde; Truva’da, PRİAMOS adında bir Kral hüküm sürmektedir.

           Truva’nın ilk Kralı Zeus’un Elektra’dan olan oğlu DARDANOS’TUR.

Priamos’un Hekabe’den olan çocuklarının en ünlüleri,

           *HEKTOR,

           *KASSANDRA,                    

           *PARİS’TİR( ALEKSANDROS) Kassandra, olacakları daha olmadan önce, bilmesine karşın; Apollon ile sevişmediğinden, Apollon, ağzına tükürdüğü için, kendisine kimseler inanmamaktadır!                      

          Kral Priamos’un tanrı soylu bir yakın akrabası vardır: Adı, ANKHİSES’TİR İDA-Kaz dağı-dağında sığırlarını güderken, Tanrıça Afrodit tarafından görülerek beğenilir.

                                                      

Afrodit, tüm Güzelliğini kullanarak, Ankhises’i baştan çıkarır. Sevişirler. Bu sevişme esnasında, tüm yabanıl hayvanlar da çiftleşirler.    

                                                                    

           İşte bu sevişme olayından sonra Ünlü YİĞİT AİNEAİS (AENEAS-AİNAİS)) dünyaya gelir.

Ankhises, Dardanie şehrinin yöneticisidir. Priamos’un Hekabe’den olan oğlu HEKTOR ile Truva savaşının tüm yükünü omuzlarında taşırlar.

            Paris dünyaya geldiğinde; Kassandra, Paris’in Truva’nın başına büyük bir söylemesine hiç kimse kulak vermez.

Bir önlem olarak, İDA DAĞI’NA-KAZDAĞI- bırakılan Paris’i bir ayı büyütür. İDA DAĞININ bir eşi de Girit’te vardır. Girit Kralının kızının adı İDA’DIR. Zeus te, bu dağdaki bir mağarada; AMELTAHİ adlı bir keçi tarafından beslenmiştir.

Biz Türkler, Kaz Dağına Bir SARIKIZ EFSANESİ yerleştirmişiz. Yerleştirmesine yerleştirmişiz, ne yazık ki, içini ARAP MOTİFLERİYLE DOKUMUŞUZ. Sarıkız *Hz. Ali*Hz. Fatma, Sarı Kız *Hz. Fatma *Salmanı Farisi—Hz. Ali *Hz. Fatma *Salmanı Farisi, Üçler, dokuzlar ve yirmidirler sürer, gider!  

PELEUS ile THETİS’İN düğünlerine davet edilmeyen Tanrı Eris, üzerinde, ”EN GÜZELİNE” YAZILI bir altın elmayı, düğün meydanının ortasına fırlatıp, atar.

Tanrıça HERA, AFRODİT VE ATHENA’NIN güzellikleri söz konusudur. Baş tanrı ZEUS, BU YARIŞMANIN HAKEMLİĞİNİ PARİS’E verir! Kaz Dağına, PARİS’E koşan üç tanrıça, Paris’i kandırma yarışına girişirler.

Tanrıça Hera, Asya Krallığını; Afrodit, sonsuz akıl ve başarıyı; Afrodit te, GÜZEL HELENA’NIN aşkını vaat etmiştir. Paris, Güzel Helena’nın aşkını tercih etmişti.

Paris, Isparta sarayına, Kral Menelaos’un misafirliğine gider. Kral Menelaos’un Girit adasında bulunan büyük babası Katreus’un cenaze törenine gitmesiyle, meydan Paris’e boş kalır. Paris, Güzel Helen’i kandırarak, tüm çeyizleriyle birlikte, Truva’ya kaçırır.

Derhal, güzel Helen’in çeyizleriyle birlikte iadesi istenir. İade istemi yanıtsız kalınca; bütün siteler birleşerek, Kral Agamemnon komutasında güçlü bir ordu kurarlar. Argos’ta toplanan birleşik ordu, Aulis’e hareket eder.

Üç gün süreyle, deniz rüzgârlarının esmemesi üzerine; başkomutan Agamemnon, dünyalar güzeli kızı İphigeneia’yi- İFİJENİ- tanrılara kurban eder.

Bu eylemi ve dokuz uzun sene evinden ayrı kalması, Kral Agamemnon’un ölümünü hazırlamıştır.

         Bendeniz; tamamen aklımda olan bu öyküyü ne diyecekler diye; bir, iki yerde anlattım.

Aydını, yarı aydını ve kaskatı beyni asırların tecavüzüne uğramış olanı aynı tepkiyi gösterdiler: ”İSLAMIN TARİHİNİ ÖĞRENMEMİ”, sağlık verdiler.

Ben, her şeyden önce TÜRKÜM, İNANCIM DA BANA AİTTİR.

Elin İngiliz’i, Fransız’ı ve İtalyan’ı ve Rum’u benim ülkeme ve benim ülkemin tarihine sahip çıkıyorlar; ben, bana ait olmayanlara sahip çıkmaya zorlanıyorum.

Besançon Üniversitesinde; yaz kurslarına devam ederken; beni derinden yaralayan bir olayla karşılaştım. Fransızca öğretmenimiz Madam Holtzer, Hektor’un anasının adını bir Amerikalı kovboy’a sordu. Benim Troya- öyle diyorlardı- savaşlarını ve Anadolu Mitolojilerini anlatmama akıl erdiremediler. Dedim ki:

          “-Kral Priamos Dedem, Hekabe Ninemdir. Hektor da Anadolu’nun ilk Mustafa Kemalidir.”

Beni; okuldaki Profesörler yemeğe aldılar ve Napolyon’a ve Çanakkale Muharebelerine dair sorular sordular. Ülkemizin altına ve tarihine sahip çıkamazsak birileri gelir; gözümüze baka, baka; önce ülkemizin tarihine sahip çıkar sonra da ülkemize sahip çıkar!

Bendeniz, Batılının masalını kanıtlamak için bazı şeyleri sizlerle paylaşmak zorundayım.

         Truva çarpışmaları, her iki tarafın yiğitlerini birer, birer bitirir. PATROKLAS, SARPEDON’U; HEKTOR PATROKLASI; AŞİL DE-Achille- HEKTOR’U öldürür.

                                                              

         Aineais, aslanlar gibi savaşırken ağır bir taşla yaralanır. Annesi Afrodit, fırtına gibi yetişerek, oğlunu mutlak bir ölümden kurtarır.

         Tanrı Poseidon da, Aineais’in ölümünü istemez.

         Kalhas’ın ünlü tahta at oyunu ile Truva düşer, yakılır ve yıkılır.

         Philoktedes’in attığı bir okla, kasığından yaralanan PARİS TE ölür.

         Prens Aineais; seksen yaşındaki kör babası Ankhises’i sırtına alır, oğlu Askanios’un  da elinden tutarak İDA DAĞINA KAÇAR.       

Oradan İtalya’ya geçer. Yanında, Truva’dan kaçırdığı kutsal heykel PALLADİON ile Tiber kıyısına iner. PALLANTEA ŞEHRİNİN BULUNDUĞU YERE VARIR. Oradan da, sonunda, üzerine Roma şehrinin kurulacağı PALLANTİNUS tepesine geçer. Burada, yerli krallarla ve Yunan göçmeni krallarla savaşır.

         Ünlü Vergilius- VİRJİL-, bu yiğidin öyküsünü destanlaştırır.

         Ünlü Vergilius-VİRJİL-, bu yiğidin öyküsünü destanlaştırır.

         EFSANE BU YA; BU ÜNLÜ YİĞİT AİNEAİS, İngiltere’ye geçer.18’inci asra kadar, İngilizler bu yiğidin sulbünden geldikleri inancına dört elle sarılmışlardır.

         Truva Savaşı; Yunan Yarımadası kralları ve bağımsız şehir devletleri birleşerek, Anadolu’yu birleştiren Truva’ya karşı yapılmıştır.

Hektor, Anadolu birliğinin kurucusu Mustafa Kemaldir.

         Osmanlı imparatorluğunu yıkmak için Gelibolu önlerine gelen batılı güçler; Haçlı güçlerine ek olarak Yunan mitolojisini de ek güç olarak yanlarına alıp gelmişlerdir.

Hz. Davut’un bir sapan taşı ile öldürdüğü DEV GOLYAT’I DA, BİR TÜRK TORPİLİ İLE BATIRILAN, bir savaş gemisi yaparak gelmişlerdir!

         TRUVALI PRENS AİNEİAS’IN TORUNLARI OLDUKLARINI İDDİA EDEN İNGİLİZLER, FATİH AGAMEMNON’UN MİRASÇILARI OLARAK TA TARİHİMİZİN HUZURUNA ÇIKMIŞLARDIR!

         BU SEFER; KARŞILARINA, YENİLMİŞ HEKTOR YERİNE, ONUN İŞİNİ TAMAMLAMAYA KARARLI MUSTAFA KEMAL ÇIKMIŞTIR!

         Büyük Taarruz’un başarılı bir şekilde ilerlemesini gören Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal; Döner’deki Yunan ihtiyat kolordusunun kıpırdamadığını öğrenince; kalpağını yere çarparak, Yunan Başkomutanı Hacı Anesti’nin Anasının kulaklarını çınlatarak:

         “HEKTORUN İNTİKAMINI ALIYORUZ!”, demişti!

Elimizde; Fatih Sultan Mehmet’in Papa 2’inci Pius’a yazdığı bir mektup var. Rahmetli Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ın bir bilimsel sunusundan öğreniyoruz.

Papa ikinci Pius, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alışı üzerine büyük bir haçlı seferi düzenlemek için çok gayret sarf etmiştir. Roma’da, kır gezisinden dönerken, AŞK ÇEŞMESİNDE-Trevi-, Türkler aleyhinde etmiş olduğu bedduası da ünlüdür.

         VATİKAN’DA İMZALANAN AVRUPA BİRLİĞİNE KATILIM SÖZLEŞMESİ, 2’İNCİ PİUS’UN DEVASA HEYKELİNİN BULUNDUĞU SALONDA İMZALANMIŞTIR.

Sayın A.Gül ve Sayın RTE; bu salonda ve bu görkemli heykelin ayakları dibinde, bu sözleşmeyi imzalamışlardır!

         Fatih Sultan Mehmet, Papa Pius’a:

         -“Biz, sizinle akrabayız. Hektor’un ve Truva’nın intikamını Rumlardan almak isteyen bizlere niçin karşı çıkıyorsunuz!”

         BÜYÜK TÜRK TAARRUZUNDA; DÖĞER’DEKİ YUNAN İHTİYAT KOLORDUSU’NUN KIPIRDAMADAN BEKLETİLDİĞİNİ ÖĞRENEN BAŞKOMUTAN MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMALKALPAĞINI YERE ÇALARAK:

         “ÖPTÜM ANANI HACI ANESTİ, HEKTOR’UN İNTİKAMI ALINACAKTIR!”, DEMİŞTİR.                                                 

         İngiltere kraliçesi 2’inci Elizabeth’in kocası, Sakarya’da yendiğimiz Yunan 2’inci kolordu komutanı Korgeneral Prens Andrai’nin oğludur.

         Ulusal Kurtuluş Savaşımıza yüzbaşı rütbesiyle katılan ve sonradan Yunan Kralı olan Paul’ün kızı Prenses Sofia, İspanya Kralı Don Juan’ın eşidir.

         BİZLER, ASYA BOZKIRLARINDAN GELENLERLE, ANADOLU’DA KALANLARIN OĞULLARI VE KIZLARI OLARAK, ANADOLU UYGARLIĞI GELENEĞİNİ SÜRDÜRMEYE KESİN KARARLIYIZ.

Arap bülbülleri boşu, boşuna ötedursunlar!

TAHTA AT oyunu ile Truva’yı ele geçirerek, yakıp, yıkan Kral Agamemnon; Truva Kralı Priamos’un güzel kızı KASSANDRA’YI KAPATMA olarak alıp, sarayına döner. Isparta Kralı Menelaos, bir manastıra sığınan güzel Helen’i alıp, o da sarayına döner.

Kral Agamemnon’u sarayında, bir acı son beklemektedir. Agamemnon’un öz amcaoğlu Aigistihos ile sevişen Klytaimestra, kızı İfijeni’nin kurban edilmesi nedeniyle de, Kocası Kral Agamemnon’a diş bilemektedir. Gözünü kırpmadan, Kassandra’yı ve Kocası Kral Agamemnon’u öldürür.

İtalya’da bir tren yolu geçidinin adı KASSANDRA’DIR.

Fatih Sultan Mehmet’in Papa 2’inci Pius’a yazdığı mektup ta ortadadır. İtalyanlar, Anadolu’dan İtalya’ya göç etmiş akrabalarımızdır; onlar da Anadolu’dan pay isterler.

Anadolu birliğinin Hektor’u MUSTAFA KEMAL’DİR. MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASINI ORUSPU AVRATLI AGAMEMNON’UN SARAYINDA İMZALATSALARDI, NE YAZARDI! ÜLKE BİZİM, MİRAS BİZİM, TARİH BİZİM, KÜLTÜR BİZİM OLDUKTAN SONRA! Sentezcilere okkalı bir selam da bizden olsun!  

PARİS adı Fransa’nın başşehrine verildiği gibi, SİİRT’TE DE BİR KÖYÜMÜZE DE VERİLMİŞTİR.

Aleksandros ismi de, Alekandr ve İskender olarak sürdürülmektedir.

Yunanlılara da, HELEN’İN ÇOCUKLARI DENİLMEKTEDİR!

Mareşal Gazi Mustafa kemal, Anadolu’muzun tapusunu ararken; tüm geçmişimizi bir kalemde silip, “400” çadırlık bir göç öyküsüne köklerimizi bağlamak akıl kârı değildir. Elin oğulları, HİTİTÇEDEKİ WATER-SU- KELİMESİNE VE BİR DESTANA DAYANARAK, Anadolu’dan pay isterken, hala uyutulmamıza ne denir!/NU Ninda-a NEZZATTENNİ VÂDER- MA EKUTTENNİ!”şimdi sen ekmek yiyecek  ve sonra su içeceksin!”sağ olasın Hrozni!/

Başka kavimlerin yağmaya dayalı gazve baskınlarına, kendi sosyolojimizi oturtma eylemcilerine ne söylesek azdır, ”GEÇMİŞLERİNİ BİLMEYENLER, HE ZAMAN ALDATILACAK BİRER ÇOCUKTURLAR.”

         ALTINA VE ÜZERİNDEKİ GEÇMİŞİNE SAHİP OLAMADIĞIMIZ TOPRAĞIMIZA NASIL SAHİP OLABİLİRİZ!

 

Kaynakça

1-Homeros Destanları,

2-Azra Erhat, Mitolojik Sözlük,

3-Çanakkale Destanı.

4-Tarihöncesi Manisa, Manisa Turizm Derneği.
             5-CEREM,MEZARLAR VE BİLGİNLER.
 

 

 

1 Ağustos 2013 Perşembe

1092/DELİLİK ÜZERİNE


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV: 01 Ağustos 2013

Bir ülkeye gerçek bir vatanperver kazandırmak, o ülkenin hududunu genişletmekten daha hayırlıdır!”Büyük Fredrik(1712–1786).

Silivri Naibi/Hakimi/ şeriat haini, ilamını gördüm, kahkaha ile güldüm, meali hezeyan, hükmü hilafı Kuran,mührü müeyyidemi basarım,seni mahkeme kapısına asarım!”Rumeli Valisi Deli Hakkı Paşa.18’inci asrın sonları,İç İşleri Bakanlığı,Meşhur Valiler,s.1.Silivri’nin havasından mı,suyundan mı,toprağından mı bu hukuksuzluk!Ostüzü.

                              DELİLİK ÜZERİNE!

                   “Gerçek Bilgelik deliliktir. Kendisini Bilge kabul etmek ise gerçek deliliktir.”Hollandalı Papaz Desiderius Erasmus(1469/1536).Akdenizde bir gemide, 1509’da dokuz günde yazdığı “Deliliğe Övgü!” Adlı şaheseri.

         Deli: s.Aklını yitirmiş olan,aklî dengesi bozulmuş olan,Mecnun.Mecazi,Keçileri kaçırmış olan.Davranışları aşırı ve taşkın olan kimse,Çılgın.Ortak aklın çok üstünde düşünen ve düşündüğünü başarı ile uygulayan,Öke.

         “Mustafa Kemal Atatürk, bizim en büyük Delimiz!”Şair Behçet Kemal Çağlar.

         Osmanlı Ordusunun Akıncıların en cesur ve gözü pek olan sınıfının adı.

         “Deliden al haberi!’”Atasözü.

         “Seni deli gibi seviyorum!”Yalan! Bendeniz, sevdiğimi akıllı gibi severim de!

         En büyük vatan hainlerimizden birisi olan Alemdar gazetesinin sahibi ve sermuharriri Refi Cevat Ulunay,  Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal ile bir söyleşide bulunur.Mustafa Kemal,Milli Güçlerden ve Anadolu’ya geçerek Mücadeleden söz eder! “Beyefendi,hangi güç,”Delilik der. Ve İngiliz Devlet Büyükleri de”Şu çılgın Türkler!”

Diyerek dövünürler.

        Mustafa Kemal Anadolu’ya geçer, Ulusal ayaklanmayı başlatır! Tüm dünya delilik der.Mustafa Kemal Devrimlerini başlatır!Tüm dünya delilik der.İnönü Muharebesinde;Üç bölük komutanı şehit olan,mevcudu da seksen kişiye düşen,bölüklerin başında birer kıta çavuşu bulunan bir TBMMECLİSİ TABURU,bir dere yatağına sürülmüşken,Fırka komutanı Çolak Kamalattın Sami Paşa atlı,Alay komutanı Salih Bey yaya ,tepeye karşı süngüsüz süngü hücumuna kalkarlar,bir er on Yunan süngüsünün üstüne “Ya ALLAH! “Diyerek atlar.8500 kişilik Yuna fırkası  BOZULUR KAÇAR.Kemalettin Sami Paşa iki kurşun yarası daha alır,yara sayısı 31’e varır.Bunu duyanlar:Delilik bu derler.Kemalettin Sami Paşa,Berlin Büyük Elçisi olarak öldüğünde,Adolf Hitler,Devlet töreni ile cenazesini uğurlar!

        İngiliz veliahdı Hindistan’da taşlanır. İngiliz Kıralı veliahtına tel çeker:”Seni orada taşlatan, beni de burada huzursuz eden,Ankara’da oturandır!”Der.

        Mustafa Kemal,”Kadın-Erkek eşittir. Kadın önde ileri!”Der tüm yobazlar dinimize aykırı bir delilik derler!

        Başkomutan Mustafa Kemal’in askerleri yalınayak ve süngüsüz süngü hücumuna kalkarlar, İstanbul’un hain hükümeti delilik der!

        “Mussolini denilen o Palyaçoyu, İtalyan halkı bacaklarından asacaktır!”Mustafa Kemal Atatürk!Deli;Gaipten mi haber alıyor!

        “İstikbal göklerdedir!”Mustafa Kemal.Deli ne olacak,arzı inkar ediyor!

        “İkinci Dünya Savaşı,1939/1945 yılları arasında olacaktır. Fırsatçı Ruslar da Avrupanın yarısını işgal edeceklerdir. Mustafa Kemal Atatürk. Deli ne olacak şimdi de gaipten haber veriyor!

        “Bu günkü Sovyetler Birliği, kanla kabul edilmiş tarihi bir gerçektir. Yarın Atmış parçaya bölünecektir!”Gelecekten haber vermek, deliliktir!”Kahramanı olduğu kadar Gafili de, Haini de çok Milletiz!”Başkomutan Mustafa Kemal. Kahramanlar nadiren gelir; hainler de geometrik dizi halinde DİNE DAYANARAK  ürerler.

        Nedir bu delilik? Ortak zekanın üstünde,insanların kavrayamayacağı bir biçimdeki söylemler ve  yapılan  eylemlerdir diyebiliriz!

        DELİ VALİLER VE DELİ SALİH DEDE.

                        Meşhur Valiler, s.24.     

        “Abdülhamit II zamanında idi Mevlevi Şeyhi Bilgin ve örnek insan Osman Çelebi Efendinin Mithat Paşanın Tarif’te  boğdurulmasını açıkça kınaması üzerine, Abdülhamit Tekkelere karşı kuşkulanmış ve baskıya geçmişti.Bu arada  Neyzen Salih Dede de:”Bu cinayet Allah indinde merduttur.Günahkârı rahat yüzü görmez.”dediği için tutuklanmış ise de,Osman Çelebi Efendinin cesaretli müdahalesiyle kurtarılmış,ancak İstanbul’da bırakılmayarak,Yozgat Mevlevihanesine gönderilmişti.

        Salih Dedeye bu davranış ve sözünden ötürü:

        “Sen deli misin? Diyenler olmuştu.

        Yozgat’a gelen Salih Dede, Tekkenin bütün dervişlerini toplayarak:”Bana bundan sonra DELİ SALİH DEDE DEYİNİZ!”Duyurusunda bulundu. Sürülme nedenini bilenler,peki dediler,ondan sonra da adı ”DELİ SALİH DEDE” olarak kaldı ve anıldı.Bir gün bunun sebebini soran yakın  bir dostuna Neyzen Salih şu cevabı verdi:

        “Bu memleketteki vicdan ve ahlakın gösterdiği yol cezaya müstahak olur. Orada DELİ diye adını çıkartır ve dalkavuklarla riyakârların içlerinde saklı tuttukları gerçekleri delilik maskesi altında benim gibi  bağıra,bağıra söylersin.Cesaretin varsa sen de benim gibi DELİ ol!”

        “Meşhur Valiler dizisine, Deli olmasını bilen Hakkı Mehmet Paşa ile başladık.”

                HALİL RİFAT PAŞA

        İzmir Valiliğinde ve Sadrazamlıkta bulunmuş, İzmir’de bir semte de adı verilmiş, bilgin,namuslu bir Osmanlı devlet adamıdır.(1825/1907).”Gidemediğiniz yer sizin değildir!”sözü de Rahmetli bu büyük insana aittir. Meşhur valiler kitabının 106’ıncı sahifesinde ona ait bir anlatım vardır:

        “Paşa Sadrazam iken, Devlet kadrosunda ıslahat yapmak için bir komisyon kurulmasını istemiş.Ve bunun başına da Ahmet Kemal Paşanın oğlu Sait Bey’i getirmiş.Sait Bey,devrine göre ileri derecede

Öz Türkçeci, Fransızca ve Almancayı; kuvvetli çeviriler yapabilecek derece bilen,Batı Kültürüne sahip değerli  bir kişi idi.

        Islahat Komisyonu Başkanı olarak görevlendirilince, Sadrazama özel surette yaptığı bir ziyarette şöyle diyor:

        “Paşa Hazretleri,bugünkü devlet kadrosunda,gerçek bir islahatın mümkün olup olmayacağını,Zatı Devletleri daha iyi bilirsiniz.İltimas,Koruma;Hatır, Gönül,yukarıdan gelen baskılar önlenemeyeceğine göre,neyi ıslah edeceğiz?Müsaade edin de,hiç olmazsa kendi kendimizi aldatmayalım,bekleyelim:İnşallah bir gün ülkede devlet kadrosu için sadece ferdi meziyetler ,liyakatler,bilim ve benzeri değerlerin bakıldığı ve tutulduğu günler gelir. İltimas ,Himaye,,eş,dost,hatır,gönül ortadan kalkar da  bu bahtiyar nesil :devlet kadrosunun  ıslah işini ele alır ve yapar.Bu mesut zamana kadar,bari biz riyakarlık etmeyelim.

Sait Bey’den,sözlerinden ve Halil Rıfat Paşadan bugüne dek 60 yıl geçti/1969’a göre/.Bu  hikaye, o kapanmış devrin rafa konmuş geçmişlerindendir.ama ne çok ibret vericidir. Hâlâ bu geçmiş hikayenin içinde ,pek çok gerçekler saklı değil mi?

            Sait Bey, Sadrazama, hiç olmazsa kendi kendimizi aldatmayalım diyebildi. Sürgün gitti. Yıllarca Yemen’de kaldı ve 1909 İkinci Meşrutiyetiyle Yurduna döndü ve hürriyetine kavuştu.Onun bu anlatışa karşı güzel bir  taşlaması vardır:

                            “Kaldırım üstünde nice ekselâns

                             Hâlbuki Ayvazlığa yok eksperans,

                              Hâsılı her işte bize pas dö şans

                               Etme yazık bizler ile mahitap

                                Böyle mi edelim memur intihap!”

           ŞİMDİ DE GELELİM DELİ SALİH PAŞAMIZA!

 

Üçüncü Selim’in bunalımlarla dolu saltanat yıllarında, Deli Salih Paşa olarak ünlenen,gözünü budaktan küfrünü ve sözünü dudaktan esirgemiyen  Şedit bir yönetici,vilayetlerden vilayetlere sürgün edilip,durmuş Deliliğinden de hiç ödün vermemiştir. Bir keresinde Sadrazama yazdığı maruzattan birini Üçüncü Selim’e gösterdiklerin de, Üçüncü Selim şaşkınlıktan:”Allah! Allah, bu kadar ağır sözler ağızdan ve kalemden nasıl  çıkar!”Diyerek hayretini açığa vurmuştur.1798 senesinde, Deli Hakkı Paşanın vezareti iade edilmiş;önce Girit,sonra Eğriboz ve 1800 senesinde de   Bosna valiliklerde bulunmuş, daha sonra da tekrar Rumeli valiliklerinde çalışmıştır.Deli Hakkı  Paşa,Üçüncü Selime,ya da Padişaha en yakın birine  yazdığı uzunca mektup,Topkapı Saray arşivinde1280 sayılı dosyada saklıdır.  Bugünleri de anlatan ol mektuptan bazı önemli satırları sizlerle paylaşmak istiyorum:

               “Devletlû, saadetlû, atifetlû,semahatlû,daveri hakikatbin Efendim,Sultanım Hazretlerine:

                  “ Bugünkü durumdan bahsetmek için başınızı ağrıtmak cesaretinde bulunduğumdan affımı rica ederim. Allah, Habibülekrem hürmetine zatıâlilerini uzun seneler sıhhat ve afiyetle mesnedi izzü ikbalinizde daim buyursun.”

                      “Bir hadise meydana gelince, halkın dilinde büyütülerek bin türlü mübalağalı tefsirlere, dedikodulara sebep olursa da, ricali Devletin bunlara kulak asmayarak o iş neden,nasıl meydana gelmiştir?/Kozalite=Sebep-Sonuç ilişkisi/Ostüzü/Ona göre ne gibi tedbirler alınmalıdır?Hadisenin zuhur ettiği zaman şartlarına göre alınacak tedbirler tatbik edilebilecek midir?Tatbik edildiği taktirde,bunlardan zarar mı,yoksa fayda mı gelecektir diye düşünmek lâzımdır.Bunlar,devlet idaresinde tecrübe sahibi olmuş muktedir kimselerle müşavere edildikten sonra,ittifakla karar verilerek hemen icraata geçilmelidir.Bu icraata da kalp sükunu ile,metin bir surette başlanmalıdır.”Paşa,bunları /214 sene önce yazıyor!”

               “Devlet idaresinden benim anladığım budur.”

                 “Zamanımızın haline bakıyorum.Fesat ve Fitne ihata etmiştir.Ricali devletimiz,hükümet işlerinde pişmemiş,tecrübesizdirler.Böyle adamlarla meşverette ne fayda çıkar?Bilakis zararı hesapsız olur.Evvelce,DevletiÂliyenin mühim işleri Kubbe altı toplantısında müzakere edilirdi.O Kubbe altı vezirleri ki,çok zamanlar Vilayetlerde Valilik etmiş ve memleketin muhtelif noktalarını ,içtimai ,idari ve psikolojik vaziyeti hakkında bir fikir ve ihtisas sahibi olmuş olduklarından müzakere konusu olan işler hakkında isabetli karar alınmasını temin ederlerdi.bu Devlet,bu yolda doğru kararlar,doğru icraat sayesinde büyümüştür.Bu siyak üzere gidilirken Mührü Hümayun basiret ve idrak sahiplerince hiç sevilmeyen ve beğenilmeyen,fakat cahil halk nazarında kendisine kıymet ve ehemmiyet verilen Kayseri’li Baltacı İbrahim Paşaya verildi.Bu adam,akraba ve taallukatına boyun eğen bir vezirdi.Devletin en büyük ve ehemmiyetli mansıplarını,bir takım cahil,ne idüğü belirsiz akrabasına tevcih ettirdi.Bu suretle Kubbe altı divanları kendisinden memul olan isabetli kararlardan külliyen mahrum bırakıldı.işte bu zat,akrabasının belasına uğrayarak Devletin zaafına ve düşmanların kuvvetlenmesine yol açtı.Şimdi söylenecek bir tek acı söz vardır:

              “BÜTÜN KABAHAT VEZİRLERİNDİR. BU HAİN VEZİRLERDEN KURTULMA ÇARESİ NEDİR?Bilemiyorum.”

              “CENABIHAK, BU HAİN DEVLET ADAMLARINI SERİAN KAHRETSİN.”

                 Aşağıda arzetmek istediğim şeyler hakkında aklım erdiği kadar tutulması icap ed en yolun ne olacağını göstermek istedim. Cesaretim mazur görülsün. Geçenlerde Belgrat hadisesi Babı-Âliden böyle oldu falan diyerek sitemil bir yazı geldi.O tahrirattan Bab-ı Âlinin hayret ve telaşa düştüğünü anladım.

 Neticede de ne suretle  müdara müşaat edelim de ,bu işi halledelim gibi fikirler ve istifhamlar vardı.müdara ve mümaşaat bazen panzehir ve bazen zehirdir.Bunu tefrik etmek,hangi işte ve ne zaman müdara yapılmalıdır bilmek lâzımdır.Aksi halde hareket ,akıllı insanlara müdrik Devlet ricaline yakışmaz. Farzedelim ki Belgrat işinde müdara lâzımdır. Eğer ahali Osman Paşa ile müttehit ise/Hakkı Mehmet Paşa Rumeli Valisi iken, maiyetinde sırf eşkıya takibi işlerinde kullanılmak üzere bir Gürcü Osman Paşa vardı. Bu zat, eşkıyayı takibedeceği yerde maiyetiyle birlikte eşkıya ile birleşerek Hükümete isyan etmiştir.Gerçekte Osman Paşa İstanbul’da Sadrazam ve diğer Vezirler tarafından şımartılmış ve okşanmış olduğundan kabına sığamaz bir haldeydi.Günümüzle karşılaştırınız!Ostüzü.(İsyanı üzerine Hakkı Mehmet Paşanın güya vaktinde vazifesini yapmadığı,ihmalkar davrandığı yolunda,İstanbul’daki rakipleri tarafından çıkarılan söylentilere dayalı ve muahezeli ve bir tahrirat almıştı.İşte Belgrat hadisesi dediği olay ve Osman Paşa bu Osman Paşadır.Mektup bu suretle yazılıp İstanbul’a gönderilmektedir.)Bunların okşanması çaresi düşünülerek Paşadan ayrılmalarını sağlamak icap eder.Eğer ahalinin Osman Paşa ile ittifakları ciddi ve sıkı ise o vakit müdara sivilceyi çıban yapmak olur.Bunun için derhal semtlerine külliyetlice asker koyup Belgrada gidecek zahirenin yolunu kesme imkânlarına bakılmalı o zaman Osman Paşa perişan edilmiş olur.

                “Bu Osman Paşa denilen mahlûk, bugünkü halini üç günde mi kesbetti? Hükümete karşı isyankâr Bölükbaşı ve Subaşı kullanmağa başladığı zaman ,Hükümet idaresini  ellerinde tutan hain vezirler buna müdara etmişlerdi.Etmeselerdi bu adam bu kadar kuvveti nereden bulacaktı?İşte vezirlerin böyle ihmali sivilceyi çıban değil ,adeta taun haline getirdi. Bu suretle, bu gibi hallerin tekerrürü neticesinde devlet zayıf ve küçük düştü.Birkaç defa Ruslarla  ve bir defa da Avusturyalılarla harp zuhur etmiş,neticede tarafımızdan arazi verilerek sulh elde edilmişti.Bu defa bana Bosna Vilayeti tevcih edilirken,azledileceğimi de düşünerek sadakatle hizmetin mükafaatı bu mudur diye teessürler içinde çırpındım,uykularımı kaybettim.”

              “Rumeli’de Devlete sadık olan kitle azdır. Kudret ve servet sahiplerinin çoğu de Devletin düşmanıdır.İhanette kusur etmezler.Bunun iki sebebi vardır:Biri servet sahiplerinin fesada meyilleridir.Asıl ikinci sebep te ,Hükümetin Vilayetlere  Vali ve memur tayini hususunda asla dikkat,itina ve basiret göstermemesi,ehliyetsizlere mansıplar hediye etmesidir.Bu yüzden ki az vakitte çok musibetlere düşmüşüzdür,Bu hal,bu gaflet neden oluyor?Para  koparmak,cepleri doldurmak için bir takım düzme sözlerle mel’unun birini Vezarete sevk ediyorlar.Bu adam işe başladığı günden itibaren kendisini o mevkiye getirenleri doyurmak için hırsızlığa başlıyor.Sabı Sadrazamın   bu hususta pek büyük günahı ve hatası vardır ki,Allah kat’iyyen affetmeyecektir.”

                  “Bu Gürcü Osman Paşa’nın Rumeli’de olan “Hükümeti Karakuşisi”ve kendi bir taraftan, rüesası diğer taraftan yapılan mezalim karşısında halkın kalbi, Devletten ayrılıp bu eşkıyaya meyletme mi? Zatıâlinizce pekala malumdur ki, Devletin hiç yoktan reayasının bu kabil serkeşane hareketine şahit olmasına vicdanlar dayanır mı?Ben bu işler hakkında noktai nazarımı Bab’ı-Âli’YE etrafı ile bildirdim.Osman Paşa,eğer Anadolu’ya geçecek olursa ki,Hükümet merkezi kendini bu yolda teşvik etmekte imiş,namusu ile geçer gider,eğer fukaraya gadr ve huşunetle muamele ederse,Allah şahidim olsun ki,ben bu türlü muameleyi men’e şer’an memurum ve muktedirim.Madem ki Rumeli Valisi ve Seraskeri bulunuyorum.Ben yapacağımı bilirim.”PS:Türkiye Cumhuriyetinde Eşkıyaya ve Vatan hainlerine hukuken yapacakları muameleyi bilen ve bu muameleyi yapmağa muktedir olanlar, Recep Tayip Erdoğan tarafından,Milletvekilleri ve Türk Eşekli adaleti yardımıyla  esir kamplarına doldurulmuştur.”HÜKMEDENLERİN VE YÖNETENLERİN PARLAYAN GÜNEŞİ İFFETLERİDİR.YIKILMAZ KALELERİ ADALETTEDİR.SİLAHLARI DİRAYETTİR.SERVETLERİ DE MİLLETTİR!”SÜHERVERDİ.

            Deli Mehmet Hakkı Paşa’nın devlet nasıl idare edilir açıklamalarını yazdığı mektubu sona ermiştir. Nitekim Asi olan  Gürcü Osman Paşa,bu mektuptaki önerilere uyularak yapılan telkinlerle isyandan vazgeçerek Anadolu’ya geçmiş,Sivas’a doğru giderken,yolda yakalanarak öldürülmüştür.

            Bugünkü durumun nedenleri de bu mektubun içeriğinde saklıdır. Ha Gürcü Osman Paşa, ha Gürcü Mehmet Paşa ha Gürcü kırması Recep Paşa! PS: Bendeniz kırküç senedir sakladığım bu mektubu,Devlet Yönetme Reçetesini sizlerle paylaşmak için çok sıkıntı çektim.Ameliyatım hâlâ tam iyileşmedi.Size,son olarak bir şey söyleyeyim mi?TSK’YI valilerin inisiyatifine veren Bunlar;yarın Eyaletler sistemini getirdiklerinde,TSK’YI Eyalet Valilerinin emrine vererek dağıtacaklardır.

            

 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi