18 Ağustos 2011 Perşembe

426-DEVLET GÜCÜ VE GÜVENCESİYLE NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK!

                                                                                      
OSMAN TÜRKOĞUZ
 Çeşmealtı;18 Ağustos 2011.

                        DEVLET GÜCÜ VE GÜVENCESİYLE
                                     DOLANDIRICILIK!
            Burdur Valisi bir Bey;bir köyün camisinde bulunan antika bir saati,tamir ettirerek geri vermek Devletli sözü ile ,almış ve de tüm ısrarlı başvurulara karşın gerivermemiş.Son olarak basın kanalı le de tüm dünyaya bir mesaj vermiş:
            “Saati iade edersem çalarlar!”
            Zavallı köylü vatandaşlarımız elleri ve dahi kolları bağlı kalakalmışlar! Burdur ilimizde; cesur, hukuk bilir ve de korkusuz bir Müddeiumumî ve hukukçu yok mudur?
            Benim yaşamış olduğum bir olayı anlatarak, bu köylü vatandaşlarımıza bir önerim olacaktır:
            Finike ilçe merkezindeki meyve ve sebze üreticileri tüm mahsullerini Ankaralı bir komisyoncuya kaptırmışlar. Cumartesi günü, son kamyon meyve ve sebzenin de gittiğini gören bir hak sahibi Finike İlçe Jandarma Merkez karakol Komutanına şikâyetçi olmuşlar. Karakol Komutanı Astsubay Çavuş ta, kamyona el koyarak dosyayı Cumhuriyet Müddeiumumîsine göndermiş. Müddeiumumî ortalıkta gözükmemiş! Dolandırıcı komisyoncu da Jandarma genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Hulusi Sayın’ı devreye sokmuş. Finike Kaymakamı, yedek subaylığını Jandarma Genel Komutanlığında yaptığından Ol Makam sahibine de bir pusula yazarak, olayın Komisyoncu lehine halledilmesini rica etmiş. Astsubay hakkında Hazırlık soruşturması yapmam için bendenizi görevlendirdiler. Finike’ye vardığımda, dolandırılmamış üretici kalmadığın gördüm ve dosyayı tamamlandım. Cumhuriyet Müddeiumumîsi ile de kontak kurmam mümkün olmadı. Kaytan bıyıklı bir hâkime uğradım ve olayın boyutunu anlatarak:
“·”Burada haksızlığa uğramış olan vatandaşlarımızın haklarını korumak için bıyığının hakkını verecek bir hâkim yok mudur?” Dediğimde:
            “Ben varım, dosyayı bana gönder’” Dedi.
            Ve, o dolandırıcı komisyoncu tutuklandığı gibi tüm mal varlığına da tedbir konulmuştu.Ama,ne yapıp,yaparak o namuslu Jandarma Karakol Komutanı ile İlçe Jandarma Bölük Komutan vekili Jandarma Astsubay Başçavuşu başka bir pasif göreve atamışlardı.Tümgeneral Hulusi Sayın’a mı ne olmuştu.Jandarma subay ve astsubaylarını ikiye böldükleri İsmail Selen gibi vurularak öldürülmüştü.
            Bu ülkede; odun çalarken yakalanan evli ve üç çocuklu bir Türk vatandaşı için:”
            “Askerliğini yapan, vergisini veren evli ve üç çocuklu bir Türk Vatandaşı için en büyük ceza kışın en tabii ısınma hakkını temin edemeyerek ailesi yanında içine düşmüş olduğu durumdur. Bu nedenle işlenmemiş olan müsnet hırsızlık suçundan beraatına karar verilmiştir!”Diyen Yargıçlarımız da vardır. Bozkurt-Lotus davasının Sorgu Hâkimi Rahmetli Himmet Bey geçmiştir bu makamdan. Denetlemek için; ağır ceza mahkeme heyetinin arkasına sandalye koyan Adliye Bakanlığı Müfettişlerinin bu tutumları nedeniyle:
            “Mahkememiz baskı altında olduğundan duruşmanın başka bir güne ertelenmesine!” Diye karar veren Hâkimlerimiz de olmuştur.
            Ve gün olmuştur:”AKP. Hükümeti, Eşeği aday gösterse ona oy veririm!” Diyenler de bu makamlara doldurulmuştur.
            Şimdi, bıyığının hakkını verecek bir Yargıç ya da Cumhuriyet savcısı ya da bir Hukukçu bulurlarsa; bu Sayın köylülerimizin, Ol Vali hakkında”devlet ve hükümet nüfusunu kullanarak nitelikli dolandırıcılık ve görevini kötüye kullanmak” suçlarından dava açmalarını! Bu özellikte bir Hukukçu yoksa omuzu kıllı bir yiğide başvurmalarını öneririm.


                                                                     

425-SAVUNMAMDIR EFENDİM!

                                                                       
OSMANTÜRKOĞUZ
Osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;16Ağustos2011. 

SAVUNMAMDIREFENDİM! 
            Büyük Türk Bilgini Rahmetli Profesör Dr. İlhan Arsel benim de öğretmenimdi, Üniversiteden istifa etmeden önce, yazışırdık.”Arap Milliyetçiliği ve Türkler” adlı eseri önce, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından yayımlanmıştı. O zamanlar, demokrasi Kahramanı geçinen Süleyman Demirel’in Nurcularla sarmaş, dolaş olduğu günlerdi. Bu nedenle de Üniversitede kıyametler kopmuştu. Rahmetli Hocam, çok ağır bir istifa dilekçesi vererek üniversiteden ayrılmıştı. Amerika Birleşik Devletlerinde,”Dünya Anayasalarını Araştırma Komisyonu Başdanışmanı” olmuştu ve Belçika ve Türkiye Anayasalarını yazmakla da görevlendirilmişti.”Şeriat ve Kadın’ı” yayımlamıştı. İslamı başlangıcından irdelemeye aldığı için ve aşağıdaki ayetlere dayanarak “Arap Peygamberi Muhammet” demişti. Bendeniz de, İslamın ilk dönemlerdeki kurallara ve gözetmelere dayanarak Hz. Muhammet hakkında bu sıfatı kullanmıştım. Emeviler döneminde, Müslüman Araplar yağma amacı ile İran’a ve Türk ellerine saldırmışlardı. Yanlarında üç şey götürmekteydiler:1-Peygamberlerini,2-Kuran’ı Kerimi ve 3-Peygamberlerinin hadislerini. O zamanlar bizler ve Acemler Müslüman değildik. Hz.muhammed’e nasıl peygamberimiz derdik!50.000 İranlıyı ve 17.000 Türk’ü keserek kanlı elbiselerini develerle Mekke, Medine, Şam ve Bağdat’a taşımışlardı.
Bendeniz, bu bilgilerin ışığında “Türk Dili İle İbadet’”leri yazıp ta yayımladım. Bana buğz edenlere acımaktan başka ne yapabilirim! Saygılarımla.                                                                                                                                                                                              Mekke döneminde düzenlenmiş olan bir ayete ve diğerlerine bakalım:
*“ŞURA SURESİ ,(42’inci sure)7’inci ayet:”ve işte böyle sana-Muhammet- Arabî bir Kur’an vahyetmekteyiz ki Umm’ul Kura’yı(Mekke Şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-onda şüphe yok-,bir fırka cennet’te, bir fırka sair’de(çılgın ateş içinde).” Elmalılı Hamdi Yazır, Kuran’ı Kerim ve İzahlı Meali. S.482.
Görev yapmış olduğum yerlerde, benim camiye gelmemi çok isteyenler oldu: Benim görevimin, camiye gitmek olmayıp, camiye gidenlerin ve gitmeyenlerin huzur ve rahatını sağlamak olduğunu bir türlü anlatamadım. Cebimde taşımakta olduğum bu ayeti de kendilerine verdim.”Olamaz böyle bir şey! Günaha giriyorsunuz!” Diye de beni uyaranlar çok oldu. Nah Kafa! Avrupalara giderek, cami avlularında ümmet’i Müslümanları dolandırmadan gırtlağımıza kadar günaha batmadık mı?
*YUSUF SURESİ,(12’inci sure),2’inci ayet:”Biz O’NU sana, aklınızı çalıştırasınız diye ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik!”Kur’anı Kerim Meali, s.214.Yaşar Nuri Öztürk.
*İBRAHİM SURESİ,(14’üncü sure),ayet:37.”Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık, seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azizdir, Hâkimdir O.”
*“EN-NAHL-HURMA- SURESİ(16’ıncı sure.103’üncü ayet:”Andolsun ki biz, onların,”Kur’anı bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nisbet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık ARAPÇA bir dildir.”
*TAHA SURESİ(20’İNCİ SURE)113’ÜNCÜ AYET:”Biz o’NU işte böyle, ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü yadelerle sıraladı ki, korunabilsinler yahut ta Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.”
*ZÜMER SURESİ,(39’uncu sure),28’inci ayet:”Bunu, eğrisi, büğrüsü olmayan ARAPÇA bir kur’an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.”
*MAİDE SURESİ,(5’inci sure)67’inci ayet:”Ey! Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’NUN verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni, insanlardan korur. Allah küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.”
*TEGABÜN SURESİ,(64’üncü sure)12’inci ayet:”Allah’a itaat edin; peygamberlere itaat edin; eğer bumdan yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimize düşen apaçık tebliğdir.”
*ABESE SURESİ,(80’inci sure)17’inci ayet:”Kahrolası insan, ne kadar da nankördür!”Sayın Yaşar Nuri Öztürk’e göre.”Canı çıkasıca insan ne kadar da kötüdür.”
Kim ne derse desin; bu ayetlerden bir tek anlam çıkmaktadır: Kur’anın anlamını bilerek ona göre hareket etmesi için, bütün milletler Kur’anı Kerimi kendi dillerinde okumalıdır. Adresime giren bazı gericiler; benden devletlerimizin batmasına, insanlarımızın açlık ve sefalet içinde ölmelerine neden olan masalları geri getirmek için, kendilerine katılmamı istemektedirler. Türk ulusu en mutlu çağını, bu din ve Tanrı ile aldatanlara karşın CUMHURİYET döneminde yaşamıştır. Cihangir Mahlası ile şiirler yazan Üçüncü Mustafa:”Yıkıluptur bu cihan/ sanma ki bizde düzele/Evvab’ı saadette gezenler hep hezele( Saadetler içinde yaşayanlar rezil rüsva takımıdır; diyor Koskoca Padişah!) Bu hokkabazlara göre, o zamanlar Kur’an ve din dönemidir. Camiler dolup ta taşar. Arapça Kuranını duvardaki torbasından indirenler de, bir şey anlamazlar, bakarlar ve şaşım, şaşım şaşarlar!”XV1’ıncı asırda; Kütahya’da; Şükrü adlı bir halk şairi, oruç yediği için, Roma usulü, boğazına kurşun dökülerek cezalandırılmıştı.                                                                                                                                     Rahmetli Mithat Paşa, Londra’da yayımlanan Hürriyet gazetesinde Osmanlı eğitim sistemini irdeleyen bir makale yayımlamıştı:
”,”mamul”,”irap” gibi önceden görmediği bir takım şeylere tesadüf edip hayran kalır,”izhar” ve “kafiye” okuduğu sırada, bu kitaplarda ne demek istendiğini güçlükle hisseder; “inegoci” veya “istiare” risalesine sarılır.”Kazaya ve netayiç ve istihârât ve kinâyat”ile uğraşır. Önüne nihayet”Mutavvel” gelir,bu kitaptaki”bedi”, ve “beyan” bahisleri de zihnini perişan eder.
Bu arada ikindi derslerinde eğer” “Halebî” ve”Kuduri” gibi fıkıhla ilgili biraz Bir şeyler okuyacak olursa bir gurura kapılıp artık kimsenim abdestini ve namazını beğenmez olur; tatil derslerinde de “heyula” bahislerine dalınca da “kazimir” görüp “cüz’ü layetecezza” ve “heyula” bahislerine dalınca da tenezzül edip İbni Sina’yı bile kendisine öğrenci kabul etmez bir hale gelir.
Derken camilerden birinden izin alıp bu defa kendisi rahle başına geçer ve seneler boyu okuduğu bütün bu konulardaki ilmini bu defa kendisi yaymaya başlar.
Ama bu eğitimden geçmiş olanların eline mesela “El cevaib gibi Arapça bir gazete verilse, gazetede yazılı olanları anlayabilmesi için en az iki saat boyunca sözlüğe bakmaları gerekir. Fıkıhla ilgili bir soru sorulduğunda aciz kalırlar. Kur’andaki bir ayetin manası sorulduğunda “Kadı Beyzavi’”nin eserine müracaat edin” cevabını verirler; politikadan bahis açılırsa İngiltere, Japonya ve Fas gibi memleketlerin ve iklimlerin var olduğunu işitip hayret ederler, hatta dostlarından birine Türkçe bir mektup yazmaları gerektiğinde de, şuna, buna yalvarırlar.”
“Camilerde bildikleri yolda ders okutmaktan başka devletin ve ümmetin hayrına bir işe yaramayan bu kişilerin seneler boyunca emek ve ömür sarf etmeleri, işte böyle bir netice alınması içindir! Harcanan bu ömre, bu emeklere yazık değil mi? Bu devlete, bu millete, bu mülke acınmaz mı?”
Ünlü alman Şair ve Yazarı Goethe,XV111’inci asrın ikinci yarısında, Kur’anı Kerim’i Almanca çevirisinden okuyordu.X1X’uncu asrın ikinci yarısında da; Ünlü Fransız Şairi Arthur Rimbeau’nun babası, Cezayir’de görev yapan bir Fransız Yüzbaşısı Kur’anı Kerim’i Fransızça’ya tercüme ediyordu. Her ulus; kendi din kitapları ile diğer dinlere mensup din kitaplarını kendi anadillerinden okuyorlardı. Ya biz; ARAPTAN ZİYADE ARAPÇI olan bizler ne yapıyorduk? Bir bez torbaya koymuş olduğumuz Arapça Kuran’ı Kerim’i, önemli günlerimizde öpüp başımıza koyarak yine torbasına koyuyorduk! Yukarıda vermiş olduğum ayetleri ilk defa görenlerimizi de olduğuna inanıyorum. Rahmetli Ziya Paşa’nın gözlerimizin önüne sermiş olduğu eğitim ve öğretim faciamızı okuduk. Kuran’ı Kerim Türkçeye tercüme edilmezse ne olur: Arapçılık ve kandırmaca islamın önünde ilerler durur. DİN VE ALLAH İLE ALDATANLARIN ÇOCUKLARI DA HÜKÜMRAN OLUR.
Tercüme edilemez denilen Kuran’ı Kerim’in Fransızça tercümesine bir göz atmamıza ne dersiniz!
            LE CORAN”
“COMMENT LİRE LE CORAN?”=Kur’an nasıl okunur?
“j’en jure par létoile qui se couche, votre Compatriote n’est point égaré, iln’a point été séduit. İl ne parle pas de son propre mouevement. Ce gu’il dit est une révéation qui lui a été faite.”
                                   Coran,L111,1-4
 NECM SÛRESİ
     (53/23)
           RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA.”
            Bu üç ayetin Türkçe tercümelerini, iki Türkçe Kuran’dan görelim:
                                   *1-“Andolsun inip çıktığı zaman yıldıza/ fışkırtıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına/ aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır, ağır gelene.
                                   *2-Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
                                   *3-O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor”.Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’anı Kerim Meali(Türkçe Çeviri)
                                  

              

14 Ağustos 2011 Pazar

46-ULUSLARARASI TAHKİM KURULU.

                                                                    

OSMAN TÜRKOĞUZ

         İzmir; 25 Mart 2010./14 Ağustos 2011.

                   ULUSLAR ARASI TAHKİM KURULU!
“İki şey sonsuzdur: Uzay ve Aptallık. Birincisinden o kadar emin değilim!” Alberte Einstein.
         Günlük gazetelerimiz, Urla-İskele semtindeki genel gazete dağıtıcısında Dede Market’e gelir. Bizim okuduğumuz gazeteleri getiren genel dağıtım, gazetelerimizi biraz geç getirmektedir. Bu nedenle de bazı meraklı arkadaşlarımız, önceden gelen gazeteleri türevlerler.
         Bir arkadaşımız yüksek sesle bir haberi okudular:
         “Türkiye, Yunanistan’ın yaklaşık 300.000.000 Dolar olan doğalgaz borcunu, her şey düzelene kadar erteledi!”Ve Enerji bakanımız Taner Yıldız Bey de:
         “TAHKİME GİTMİYORUZ ÖDEME PLANI TELAFFUZ EDİLİRSE İYİ OLUR!” DEDİ.”Enerji Bakanı Taner Yıldız,10 aydır ödenmeyen borç nedeniyle hukuken alacağını tahsil edebilmek amacıyla Türkiye’nin tahkim süreci başlatmaya hazırlandığının hatırlatılması ve”Türkiye tahkimden tamamen vaz mı geçti?” Sorusuna da,şu yanıtı verdi:
         “Evet. Kendilerinden bize gelecek olumlu bir teklifin bütün bunların yerini kaplayacağına inanıyoruz. Kendilerinden bu manada zor durumda olmalarına rağmen bir yaklaşım bekliyoruz. Bu borcun ticari bir niteliği var. Bu yüzden ticari olarak Yunanistan’ın geleceğe dönük bize bir “ödeme niyeti” ve planı telaffuz etmesi tabii ki Türkiye’nin elini rahatlatır. Bu fırsatı her iki tarafın da iyi değerlendireceğine inanıyorum. Şu ana kadar biz değerlendirdik Türkiye olarak!”      14;Ağustos 2011.
         Dede Market’in önünde bu haberi dinleyen çoğu yüksek tahsilli ve de Emekli arkadaşlarıma sordum:
         “TAHKİM NEDİR VE TAHKİME GİTMEK NEDİR?
          Çıt yok! Yalınız bir arkadaş,”Tahkimat yaparak mevziyi güçlendirirdik!” Dediler. Kısaca bildiklerimi anlattım.25 Mart 2010’da yayımlamış olduğum bir yazımı hatırladım ve onu yeniden adreslerime iletmeye de karar verdim.
         TAHKİM: Arapça İsim.(Hükm’den).1-Sağlamlaştırma, Berkitme,2-(Bir dava için)Hakem tayin etme.3-Mecelle’i Ahkamı’Âlinin 1790’ıncı maddesine göre de:”Tahkim, hasmeynin husumet ve davalarını fasl için rızalarıyle ahar kimseyi hâkim ittihaz etmelerinden ibarettir.”Nihat Sami Özön, Türkçe-Osmanlıca Sözlük, s.805.Ve ol yazımı da aynen iletiyorum.
         Bendeniz; Türkiye bu konudaki anlaşmayı kabul ettiğinde, bir yazı yazarak yerel bir gazetede yayımlamıştım: ”Seattle’de Küreselleşme, MİAV! MİAV!” İdi yazımın başlığı. O günlerde, Seattle’de ve Londra’da bu anlaşma aleyhinde yoğun ve şiddetli gösteriler olmuştu. Seattle’de; Amerika’nın tarihinde, ilk defa gece sokağa çıkma yasağı, Sonra da sokağa çıkma yasağı konulmuştu.
         İnterpol’ün ve tüm güvenlik güçlerinin izlerini bile bulamadıkları oğul Uzan’lar, Uluslararası Tahkim Kuruluna ifade vermek üzere Paris’te bir araya gelmişler. Bu haber üzerine ol eski yazı hatırladım ve yeniden daha geniş bir kitleye sunmaya karar verdim.
         “USA’DA bir elektrik şebekesinin ihalesini 500.000.000 Dolara bir Kanada firması alır. Firma, gününden önce de işi bitirir. USA, döşenen kablolardaki yalıtım eksikliği nedeni ile firmaya 500.000.000 Dolar para cezası keser. Kanada firması iş bu para cezasını öder. İvedilikle TAHKİM’E gider. Kuralına uygun olarak seçilen Tahkim Kurulu dosyayı inceler, tarafları dinler ve ihale şartnamesini de gözden geçirir ve kararını verir: USA’NIN iç hukukunda, cezaya esas alınan yalıtım şartı aranır hükmü vardır. USA ile işi yüklenen Kana’da firması arasındaki yapılmış olan iş sözleşmesine yasanın ön gördüğü şart konulmamıştır. Bu iç hukuk hükmü, bu nedenle, MAİ ve ULUSLAR ARASI TAHKİM YASASI hükümlerine göre kanada firmasına uygulanamaz. İş bu nedenle de USA; Kana’da firmasına 1.5000.000.000 dolar ödemeye mahkûm edilir. USA; çatır çatır da çatır çatır, hükmedilen dolarları Kanada firmasına öder.
         Bu MAİ nedir? Kime sorduysam TIK! Yok. Eski Keskinlerden birisi, “MİYA FARROW! Olmasın!” Dedi. Kimileri CİA’NIN yeni versiyonu dediler. KİA diyen de oldu. Muhataplarımı biraz daha zorlasaydım, bizim tekir gibi: ”MİAV! MİAV!” Diyeceklerinden de emindim.
         Mia, 1995’TEN BERİ, Ülkemizin de üyesi olduğu (EKONOMİK KALKINMA VE İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ *OECD* içinde gerçekleştirilen, Ekim 1998’de imzaya açılması planlanan “ÇOK TARAFLI YATIRIM ANLAŞMASININ İNGİLİZCE ADININ BAŞ HARFLERİDİR”.(Multilateral Agreement on investment ) olmuş size MİA!
         Uluslararası sermaye, ulus dışı alanlarda, kârını katlayabilmek için, çeşitli uluslar arası birlik ve komisyonlar oluşturmuştur. Tüm bu girişimlere de KÜRESELLEŞME adını vermiştir. (OECD), (WATO) *DÜNYA TİÇARET ÖRGÜTÜ* GATT (Gümrük Tarifeleri Genel Antlaşması1986; (NAFTA)* Kuzey Amerika Serbest Ticaret Genel anlaşması* Ayrıca, MAİ’NİN bir alt basamağı ve Dünya Bankası’nın bileşeni olan MIGA, 1998 yılında kurulmuştur. Yatırımları belirli risklere karşı koruyan ve bu riskleri üslenen ve dahi yatırımları garanti altına alan bir kuruluştur.
         Nasıl, AT’IN 100,000 sahifelik bir mevzuatı varsa, MAİ’NİN DE 200 sahifelik bir anlaşma metni vardır. Bu metnin özü, şöylece açıklanabilinir: ”Ülkelerde yapılacak yabancı sermaye yatırımlarına, hiçbir şekilde, yerli sermayeden daha az bir avantaj sağlanamaz!”
         MAİ’YE giren devletler, hiçbir şekilde, beş sene süre geçmeden bu örgütten çıkamazlar! Çıktıkları takdirde; 15 yıl süreyle, tüm anlaşma hükümlerini uygulamak zorundadırlar.
         Bugüne kadar, tüm uluslar arası ticaret anlaşmalarına uygulanan “EN ÇOK KAYIRILAN ÜLKE STATÜSÜ” MAİ ile tüm çok uluslu şirketlere uygulanacaktır! Ulus devletleri, kendi düzenlerini ve varlıklarını korumak için alacakları önlemler ve yasalar, ulus ötesi şirketlerin rekabetlerine olumsuz etki yaparsa… Evet, olumsuz bir “olumsuz bir rekabet yaratırsa! ”Uluslar arası mahkemelere gidilecek ya eski duruma dönülecek, ya da tazminata hükmedilecektir!”
         Ulus ötesi şirketler; MAİ HUKUKUNA dayanarak, yatırımlarla ilgili olduğunu belirttiği her elemanı, kendi ülkesinin pasaportu ile yatırım yaptığı ülkeye sokabilecektir!
Neden bu kadar derine indiğimi Ülkemizi ilgilendiren bir haberi anlatarak açıklamak istiyorum: Hani, yakın bir zaman önce; Star televizyon kanalı, Star gazetesi derken, GENÇ PARTİ ADLI bir siyasi parti kurarak; sazlı, sözlü ve yarım ekmekli yarım kanat tavuklu ve nohutlu pilav ile 2.500.000 oy alan; çiftliğinde konuk ettiği devlet büyüklerimizin yatak eylemlerini gizli kamerayla görüntülediği iddia edilen UZAN’LAR vardı. Ülkemizin her türlü iş alanlarına hızla girmişlerdi.
Adaletten Kaçanlar Partisi iktidara geldiğinde işler değişmişti.
         KEPEZ ve ÇEAŞ’A elkonulmuştu. Baba Kemal Uzan ile Hakan Uzan yurtdışına kaçmışlardı. Büyük oğul Cem Uzan da soluğu Paris’te almıştı. Şimdi; iddia edilirki: ”Çukurova ve Kepez elektriğin %65’ini; sahibi Ali Can Türkan adlı; Güney Kıbrıs’ın Rum kesiminde; Lefkoşa’daki LİBANANCO ŞİRKETİNE lisansları ve barajları ile birlikte, 01 Nisan 2003 tarihinde satılmış olması; 21.500.000 Dolar tazminat isteminin “ULUSLAR ARASI TAHKİM KURULU” nezdinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde dava konusu yapılmasından ibarettir!”
Eski tarikli yazımıza dönelim:
         “Diyelim ki; Güneydoğu’ya, Harran’a yatırım yapan bir ULUSLAR ARASI ŞİRKET, oradaki işsizliği görmezden gelerek, kendi işçisini, kendi ülkesinin pasaportu ile ülkemize sokabilecektir!
         Halen,135 üye devlet ile 35 aday devlet vardır. *10 SENE ÖNCE*
         KÜRESELLEŞME, TEK PAZAR VE SERBEST PİYASA EKONOMİSİ ÜZERİNE OTURTULACAKTIR!
         Gümrük duvarları ve tüm sübvansiyonlar kaldırılacaktır.
         DPT. SEKİZ YILLIK PLAN ÇERÇEVESİNDE, 2001-2005, KÜRESELLEŞME ÖZEL İHTİSAS KOMİSYONU KURMUŞTUR.
          Ülkemizde sözlü ve dahi yazılı basın bu konu üzerine eğilmemiştir. Bu dikkat çekici konu da hiçbir Türk vatandaşının dikkatini çekmeden yerli, yerine oturtulmuştur!
Yalınız hak yememek gerektir. Uşak’ta CHP’Lİ Gençler, çıkarmış oldukları ”Yedinci Ok” adlı dergide bu konuya eğilmişlerdi. Ayrıca, 07 Aralık 1999’da Sayın Cüneyt Ülsever; 07 Aralık 1999’da Sayın Enis Berberoğlu Hürriyet gazetesindeki köşelerinde birer yazı yayımlamışlardır. Ayrıca; Sayın Işık Kansu ve Sayın Banu Salman,” MAİ artık iç hukukumuza girdi” başlıklı çok güzel bir yazı yayımlamışlardı.
         TBMM’Si, 07 Aralık 1999 gün ve 4485 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile ABD Hükümeti arasında Ticaret ve Yatırım İlişkilerinin geliştirilmesine Anlaşmanın Onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun” ile MAİ’NİN uygun görmüş olduğu bazı önlemleri kabul etti.
         *Tüm yatırımın önlemlerini korumacılıktan vazgeçilecek,
         *İleri teknoloji üreten ABD’NİN çıkarlarına yönelik fikri mülkiyet haklarına güvence verilecek.
         *Türkiye Cumhuriyeti, NAFTA üyesi olmadığı için ABD’Lİ yatırımcılar, tek taraflı olarak tahkime gidebilecektir. ABD’DE YATIRIM YAPACAK TÜRK GİRİŞİMCİLER TAHKİME GİDEMİYECEKLERDİR!
         *ABDÖZELLİKLE GAPBÖLGESİNDE KURULACAK SERBEST BÖLGEDE; TÜRKİYE’DE YAPACAKLARI YATIRIMLARINKÂR VE KATMA DEĞERLERİNİ, ENGELLE KARŞILAŞMADAN, TÜRKİYE DIŞINA ÇIKARTABİLECEKTİR.
         Bizler, soyulup ta soğana çevrilecek olanlar, Çin seddini yıkamadık amma, geliniz de gözlerinizle görünüz, elin oğullarına setler dayanmıyor!
Bizler, derin uykularımızda, televole seyrederken, ELİN OĞULLARI BİZLER ADINA MEYDAN SAVAŞLARI VERİYORLAR. Aralık başında; USA’DA ve Londra’da kıyametler koptu. USA’NIN bugüne kadar görmediği toplumsal olaylar meydana geldi. Seattle kasabasında; 135 ülkenin katılımı ile dört gün süren, dünya Ticaret Örgütü Toplantısı yapıldı. USA’NIN tüm politik hünerli girişimlerine karşın, anlaşmaya varılamadı. Londra’da, polisle şiddetli çarpışmalara varan gösteriler yapıldı. USA’DA; Seattle kasabasında, destekli güvenlik güçleri göstericilerle başa çıkamadı. Seattle’de USA tarihinde, ilk defa, gece sokağa çıkma yasağı konuldu. Yasak süresi gündüze de sarkıtıldı. Kavganın iki nedeni vardı:
         1*USA’NIN, Avrupa Birliğinin tarımı desteklemesine karşı çıkması;
         2*Zenginlerle yoksul ülkelerin, işçi hakları ve gümrük duvarları konusunda anlaşamamaları.
         Seattle’de ve Londra’da kıyametler koptu,
         Bizler; Osmanlının vel islamın getirmiş olduğu vurdumduymazlık uykularında uyuklamaktayız.
         DEMOKRASİ TEPKİ REJİMİDİR! TEPİŞMEK REJİMİ DEĞİLDİR. ”DIŞARIYA DÖNÜK GÜCÜNÜ YİTİRENLER, İÇERİYE DÖNEREK BİRİBİRİYLE DÖĞÜŞÜRLER. DIŞA KARŞI GÜÇ GÖSTERİSİNİN TEMELİNDE VATAN VE MİLLET SEVGİSİ VARDIR. İÇE DÖNDÜRÜLEN KAVGANIN TEMELİNDE KİŞİ VE ZÜMRE ÇIKARLARI VARDIR”OSTÜZÜ.
         “Soyulurken soğan yaşarır gözler/Soyulurken vatan bakar öküzler!”PS: TREN GEÇTİKTEN YİRMİ DAKİKA SONRA, TERS YÖNE KAÇAR ÖKÜZLER!

        
        

12 Ağustos 2011 Cuma

424-PINARIN GÖZÜNE SIÇMAK.

                                                                            
OSMAN TÜRKOĞUZ,
Osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir 13 Aralık 2008/22 Mart 2010.

                  
PINARIN GÖZÜNE SIÇMAK!

“Kahramanı kadar; gafili de, haini de çok bir Milletiz.” Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
Turgut ÖZAKMAN, Şu ÇILGIN TÜRKLER. S.555,
DÖRT Türk vatandaşı; Dördü de okumuş, Dördü de mürekkep yalamış…
Dördü, bir araya gelmiş; Dördü, kafa kafaya vermiş; bilgilerini ortaya sermişler.
Bir de, ihanetin parlak geleceğine kapılan bir Proff! Ta, Çanakkale Alman Generali“Liman Von Sanders’in eseridir. Yarbay Mustafa Kemal 10 kişilik bir mangayı bile yönetemez!” Demiş. Çüşş! Desem Eşekler alınır,ama yine de ÇÜŞŞŞ!
Hiç unutmam mümkün değildir. Akçakoyunlu’da kurulmuş bulunan IV’ üncü bağımsız seyyar jandarma taburunun 11’inci bölük komutan vekilliğinin yanı sıra Tabur Komutanlığına da vekâlet etmekteydim. Taburun eski evraklarını ayıklarken elime cildi yırtılmış bir tarih kitabı geçmişti. İngiliz Harp Tarihinin Çanakkale Muharebelerine ait tercümesi yapılmış bir kitaptı. Aynen şöyle yazıyordu:

368-MEHTİ VE MEHTİLİK

                                                                    
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
         İzmir,15 Mayıs 1998

            Son günlerde bana Mehdilik üzerine soru soranlar çoğalınca, içime bir kurt düştü. Dilimizi, dinimizi ve vatanımızı bölen Norslu Sait Okur:”Risale’i Nur” Mehdidir!” Buyurmuştu! Süleyman Hilmi Tunahan’ın Damadı ve bir zamanlar Demirel’in de Kütahya milletvekili olan Kemal Kaçar da, kendisine başvuran bir Kimya Mühendisine:”Mehti benim!” Buyurduğunda Ol Kimya Mühendisi:”Mantıken nasıl olur!”Dediğinde de;”Koy mantığı sepete öyle gel’Demiş! Düşündüm ki, bu soruya muhatap olacak olanlara bir yardımın dokunsun diyerek bu konudaki araştırmamı yayımlamaya karar verdim. Saygılarımla.

MEHDİ VE MEHDİLİK


    A. KUR’AN’I KERİM’E GÖRE MEHDİ
Kur’anı Kerim’de Mehdi’nin geleceğine dair hiçbir ayet olmadığı gibi Mehdi kelimesinin geçtiği ayet de yoktur.
B.Hz. MUHAMMED’E GÖRE MEHDİ.
Mehdi’nin geleceğine dair Hz. Muhammed’den bir hadis rivayet olunursa da Kuran’ı Kerim’deki gaybın ancak Tanrı’ya ait olduğuna dair ayetlerle Hz. Muhammed’in gayba ait hadisleri bu rivayetin doğruluğunu şüpheye düşürmektedir:
“Ben ancak gördüğüme, duyduğuma göre hüküm veririm; gizli şeylerse Allah’a aittir; onlara o karışır.” s.71
“Allah beni; ancak emirlerini bildirmem için gönderdi...” s.72 C.RİSALE-İ NUR’(SAİD OKUR)a göre MEHDİ.

11 Ağustos 2011 Perşembe

423-İHANET GENLERDE SAKLIDIR!

                                                                   
OSMANTÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@hotmail.com
         Çeşmealtı;11 Ağustos 2011.

                   İHANET GENLERDE SAKLIDIR!
         Bizim kavakların başına tüneyen kargaların ağaçların tepesine sıçtıklarını hep gözlemlemişimdir. Aradan seneler geçti; karga nesilleri hepten değişti. Ama, geliniz ve görünüz ki yeni nesil kargalar da ağaçların tepesine sıçmaktadırlar. O zaman anladım ki,bu gelenek pislik yemenin vermiş olduğu bir alışkanlıktır!
         Profesör ve Doktor unvanlı bir Akademisyen de,23 Ekim 2010 tarihinde, Sabancı Üniversitesindeki bazı öğrencileri ve Velilerini aydınlatmak için tarihimizin kahramanlık zirvesinin tepesine çıkmış.”Yarbay Mustafa”,”5-10 kişiyi bile yönetemezmiş!”Sonradan kıvırtarak, bu kanının Enver Paşa’ya ait olduğu yalanına sığınmıştır.Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’i ,Maydos’taki yalınız adı ve numarası olan Tümenin Komutanlığına bu Enver Paşa atamamış mıydı?
         Çanakkale Muharebelerinin en bunalımlı gecesinde, tüm cephenin komutanlığını Erkânıharp Kaymakamı Mustafa Kemal’e bırakmamışlar mıydı?

10 Ağustos 2011 Çarşamba

422-PINARIN GÖZÜNE SIÇMAK!

                                                                              

 

OSMAN TÜRKOĞUZ,
Osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir 13 Aralık 2008/22 Mart 2010.

                  
PINARIN GÖZÜNE SIÇMAK!

“Kahramanı kadar; gafili de, haini de çok bir Milletiz.” Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
Turgut ÖZAKMAN, Şu ÇILGIN TÜRKLER. S.555,
DÖRT Türk vatandaşı; Dördü de okumuş, Dördü de mürekkep yalamış…
Dördü, bir araya gelmiş; Dördü, kafa kafaya vermiş; bilgilerini ortaya sermişler.
Bir de, ihanetin parlak geleceğine kapılan bir Proff! Ta, Çanakkale Alman Generali“Liman Von Sanders’in eseridir. Yarbay Mustafa Kemal 10 kişilik bir mangayı bile yönetemez!” Demiş. Çüşş! Desem Eşekler alınır,ama yine de ÇÜŞŞŞ!
Hiç unutmam mümkün değildir. Akçakoyunlu’da kurulmuş bulunan IV’ üncü bağımsız seyyar jandarma taburunun 11’inci bölük komutan vekilliğinin yanı sıra Tabur Komutanlığına da vekâlet etmekteydim. Taburun eski evraklarını ayıklarken elime cildi yırtılmış bir tarih kitabı geçmişti. İngiliz Harp Tarihinin Çanakkale Muharebelerine ait tercümesi yapılmış bir kitaptı. Aynen şöyle yazıyordu:
“Bir grup Türk askeri tepeye doğru kaçıyordu. Onları takibeden, sahile çıkmış olan İngiliz askerleri de tepeye ve zafere çok yaklaşmışlardı. Aniden tepede bir atlı  Türk subayı belirdi ve kaçan Türk askerlerine  süngü taktırarak mevzi aldırdı. İngiliz askerleri de tam siper yaptı ve böylece savaş dört sene daha uzamış oldu!”
“Yirmi kadar asker geriye doğru kaçıyorlardı. “Düşmandan kaçılmaz” dedim.”Mermimiz bitti”, dediler! Merminiz bittiyse süngünüz var! Dedim ve Süngü tak!” Emrini verdim, askerler süngü takarak mevzi alınca onları takibeden İngiliz askerleri de tam siper yaptılar. Bu fırsattan yararlanarak…”19’uncu Fırka Komutanı Erkânıharp Kaymakamı Mustafa Kemal.
Emekli Süvari Tümgenerali Liman Von Sanders, Alman Islahat Heyeti Başkanı olarak gelmiş olduğu Osmanlı Ordusunda şıpıdanak Müşir—Mareşal—yapılmıştı. Alman Ordusunda süvari subayları Tümgeneralliğe kadar yükselebiliyorlardı. Sonra; Alman subayları bir üst rütbe verilerek kabul edilmişti. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarımızda; Afgan ordusunu eğitecek Türk Subayları da Afgan ordusuna bir üst rütbe ile gönderilmişti. Bu Liman Paşa’nın Gelibolu’da düşmanı sahile çıkartma taktiği Türk ordusuna çok pahalıya patlamıştır. Kıyıda tertiplenerek düşmanın çıkarmasına engel olma Türk tezini kabul etmemiştir. Sultan Aziz, üç aylığına basan oğlu Yusuf İzzettin Efendiyi ---Müşir—Mareşal yapmıştı. Kuleli Askeri Lisesinde bir öğretmen üsteğmen de bu Mareşale tüm derslerinden sıfır vermişti. Yıldız sarayının Arnavut Bahçıvanları da okuma ve yazma bilmedikleri halde Müşir yapılmıştı.                             Mustafa Kemal’i hiç sayan satılık kalemlerimiz;    İnsan kaleminden ve kâğıdından ve konuyu bilenlerden utanır. Utanmanın insanlara özgü  yüksek bir duygu olduğunu unutmuşum! Bu Ermeni hayranları, bir araya gelmişler:
Konuşmuşlar, konuşmuşlar, bir karara varmışlar: KİTAP YAZMAK, ZOR BİR İŞ; ARAŞTIRMA YAPMAK GEREK, KİTABI YAZMAKLA İŞ BİTMİYOR. BASTIRMAK VE SATMAK GEREK! Oysa bu kadar zor ve çetin bir yolla ünlü olmak ta mümkün değildir! Öyle bir karar vermişler ki, akıllara seza!
TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ADINA, ERMENİLERE ÖZÜR MEKUBU YAZIP, YAYIMLAMIŞLAR. En kolay ve en kestirmeden ünlü olmanın yoluna girmişler.
Zamane kızları gibi, üstsüz ve yarı çıplak fotoğraf çektirecek halleri de yok. Akademik çalışmalarla ünlü olmak; YABANCI DOSTLARIMIZIN! GÖZÜNE GİREREK, bir yerlere gelmek te olası değil. Elin herifçioğulları, Türkiye aleyhine iki kelime konuşmakla, hem parasal hem de makamsal ödüller almakta!
Arşivlerde, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ ZORDA BIRAKACAK BİLGİ VE BELGE DE YOK. AMA TÜRKLER ALEYHİNE KONUŞMAKLA, NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜNE KAVUŞMAK TA VAR!
Mecelle, istediği kadar: ”KÖTÜ, EMSAL OLMAZ”, desin; ÖRNEKLER VE Makyavelizm de ortada!
İzninizle, Tarih Dedenin tozlu sahifelerine bir göz atalım:
1-Amerika Birleşik Devletleri,1802 tarihinde, bir Kızılderili kabilesini toptan katletti,
2-A.B.Devletleri; İkinci Dünya Savaşının başında; (120,000) Japon asıllı vatandaşını toplayarak, çöl ortasındaki barakalara yerleştirdi. Bu kamplarda, (20,000) Japon asıllı, Amerikan vatandaşının öldüğü söylenmektedir.
3-Amerika Birleşik Devletleri; 06 Ağustos 1945’te HİROŞİMA’YA, 09 AĞUSTOS 1945’TE NAGAZAKİ’YE; CENEVRE KONVANSİYONUNA AYKIRI OLARAK, ATOM BOMBASI ATARAK İNSANLARI VE TÜM CANLILARI YOK ETTİ.
4-Hitler Canavarı; Yahudilerin ve öteki ulusların köklerine kibrit suyu ekti.
5- Fransa, Cezayir’de soy kırımın daniskasını yaptı.
6-Rusya, İkinci Dünya Savaşından önce ve sonra, her ulusal topluluklara soykırım uyguladı.
7-General Franko, İspanya, iç savaşı sonrası, kendi toplumuna soykırım uyguladı.
8-Ermeniler; Birinci Dünya Savaşı sırasında; Doğu Anadolu’da, Türk ahaliyi toplu kıyımlara uğrattı. Çarlık Rus Ordusu Subaylarından, bir kurmay yarbayın, hükümetine vermiş olduğu rapor ortalardadır: ”Ermeniler, Türklerle meskûn mahalleri basarak, camilere doldurdukları Türkleri, diri, diri yaktılar. Türklerin, ırzlarına, canlarına ve mallarına tasallut ettiler. ERMENİLER, RÜZGÂR EKTİLER, FIRTINA BİÇTİLER.“ Demektedir.
9-A.B.Devletlerinde yayımlanan ve Türkçeye de tercüme edilen bir Ermeni’nin itiraflarını içeren kitabı okuyanımız, okuyup ta unutmayanımız var mı? Bu namuslu Ermeni asıllı Amerikalı: ”Bir Türk köyünün bütün insanlarını öldürdük.14 yaşında iki Türk kızının ırzına (250) kişilik Ermeni bölüğü askeri tecavüz etti. Akşam karanlığında; ağlayan bir çocuk sesinin geldiği tarafa baktığımızda; bir Türk Bebesinin, öldürdüğümüz anasının memesini emmeye çalıştığını dehşet içinde gördük.” Diye, itiraf etmekten çekinmemiştir.
Bir ulusun yapmamış olduğu bir insanlık suçundan! Dolayı, o ulusun üç nesil sonraki evlatları adına özür dileme yetkisini kendilerinde bulanlar; yukarıda yazdığımız gerçek insanlık suçunu işleyenler adına niçin özür dilemezler!
Tarihimizi, iç hukukumuzu ve dahi devletler hukukunu hiç bilmeyen bu AYDINLAR! Ve bu konuyu merak edenler, Sayın Ahmet Avcının, asa haber com, YAZARLAR KÖŞESİNDE yayımlanan ”SAYGIN DEVLET VE SAYGIN DEVLET ADAMI NASIL OLUR MUŞ? Başlıklı yazılarını mutlaka ve mutlaka okumalıdır, derim.
Bu, yürekleri yabancılara yardım etmek ateşi ile dolu olan Dört Bilim! Adamımıza soruyorum:
-SİZLERE, TÜRK ULUSU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ADINA, ERMENİLERDEN ÖZÜR DİLEME YETKİSİNİ KİM VE KİMLER VERDİ?
-YA DA, BU YETKİYİ NEYE DAYANARAK SAHİPLENDİNİZ?
-SİZLERİ, TÜRK ULUSUNU ZORA SOKACAK VE DEDELERİMİZİ VE TÜRK ULUSUNU SOYKIRIMLA LEKELEYECEK VE ALTINDAN KALKAMAYACAĞIMIZ TAZMİNATLARA UĞRATACAK KANAATA GÖTÜREN BELGELERİNİZ VAR MI?
-NOBEL DAĞITILDI, NE GİBİ BİR YABANCI ÖDÜLÜ BEKLİYORSUNUZ?
“Dört Aydınımız, Ermenilerden özür dileyen bildiri yayımlamışlar, “dediğimde; Hanım:”Fransa’daki üç silahşorlar de, aslında dört kişiydiler, birisi ölünce, yerine Kızı Kıler geçtiydi, “dedi. Bir Bayram konuğu Hanımefendi, itiraz etti:”
“-Onlar, ülkelerinin lehine savaşmışlardı,” dedi.
Osmanlı devleti Tebaası Ermeniler; Osmanlılarca ”TEBAAYI HAS,” olarak vasıflandırılıp, en yüksek makamlara getirilirdi. Bu TEBAA’NIN yapmış oldukları isyanlara bir göz atalım.


ERMENİ AYAKLANMALARI.

1-Erzurum isyanı---1890
2-Musa Bey Olayı----1890
3-Kumkapı Gösterisi---1890
4-Merzifon, Kayseri, Yozgat Olayları---1892-1893
5-Birinci Sason İsyanı---1894
6-Bab’ı Âli olayı---1895
7-Zeytun İsyanı---1895
8-Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Erzurum, Hınıs, Muş, Bitlis Olayları---1895
9-Birinci Van isyanı---1896
10-Osmanlı Bankası baskını---1896
11-İkinci Sason İsyanı---1904
12-İkinci Abdülhamit’e suikast—1905
13-Adana Olayı---1909
14-1914 Olayları sayısız
15-İkinci Van İsyanı---1915
16-Şebinkarahisar İsyanı---1915,

“Yukarıdaki tarih ve olaylarla günümüzdeki Ermeni terör olayları mukayese edilirse; Ermeni hareketlerinin tertiplendiği dönemler, Osmanlı Devleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, iç ve dış mücadele verdiği, zor şartlar altında ve güçsüz olduğu dönemlerdir. Bu da, Ermenilerin güç ve otorite karşısında sinen bir yapıda olduğunu gösterir.” Osman Türkoğuz, ”Azınlıklar ve Misyonerler” S5-6
Arşivimde; Ermeni kiliselerinde ve Ermeni isyanlarında yakalanan her türlü silah ve cephanenin belgeleri mevcut. Ermenilerce, hunharca şehit edilen Türk insanlarının fotoğrafları ve Van isyanında; Türk ordusuna karşı, ellerinde silahları ile mevzilenmiş Osmanlı Vatandaşı Ermenilerin fotoğrafları da mevcut.
1970 senesinde; Fransa’nın Besançon şehrinde, yanımıza gelen Yaşlı Ermeniler, ağlayarak: ”Babalarımız, bizlere söylemişlerdi; bu gâvurların sözlerine inanarak, Türklere karşı savaşmayınız,” demişlerdi. Hatalarımızın kurbanı olduk; kendimizi köle yerine koydurduk,” demişlerdi.
Bu Dört Aydın Bilim Adamının! Aydınlıklarının ve bilim adamlıklarının, kendilerinden menkul olduğu, hiçbir örfe ve hukuka sığdırılamayan eylemleriyle ortaya çıkmıştır.
Devletler hukuku, devletlerin ve devletler hukukuna tâbi toplulukların birbirleriyle yapmış oldukları diyalogların örf haline getirilmesiyle ortaya çıktığını söylemek durumundayız.
10 Eylül 1922 tarihine ve İzmir Vilayet konağına gidelim. Yanımızda; bu Dört Aydın! Bilim adamı da olsun. Bunların, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN RAHMETLİ BAŞYAVERİ SALİH BOZOK’UN ANILARINI, ya da, Sayın Ahmet Avcının, yukarıda sözünü ettiğim makalesini okuduklarını sanmıyorum. Bu nedenle, tarihe mal olmuş olayı, kendi kulaklarıyla dinlemesini istedim: İngilizlerin, İzmir Konsolosu, Mareşal Gazi Mustafa kemal’e hitaben:
“-Tebaamız için, hükümetinizden yazılı teminat istiyorum,” der. Yanıtın hemen alır:
“-Ne yani, Yunanlılar zamanında, siz tebaanızı daha emniyette mi görüyordunuz?” Konsolos, kasılarak:
-“Evet, Yunanlılar buradayken, tebaamızı daha emniyette görüyorduk.”
“Öyle ise buyurun, tebaanızla birlikte Yunanistan’a gidin efendim!”
Konsolos, sinirli bir şekilde sesini yükselterek.
-“Yani, majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?” Diye sorar.
-“Siz, kiminle neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Savaş açmaya da, barış yapmaya da tam yetkiliyim. PEKİ, SİZ KİMSİNİZ? HÜKÜMETİNİZ ADINA SAVAŞ VE BARIŞ GÖRÜŞMELERİ YAPMAYA YETKİLİ MİSİNİZ? BÖYLE BİR YETKİNİZ VARSA GÖRÜŞELİM. YOKSA ELİYLE KAPIYI GÖSTERDİ, BUYURUNUZ DIŞARI EFENDİM.”
Konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleri üzerine, sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.”
Ben, bu Dört Aydın ÖZÜRCÜYE! Soruyorum:
“-Yetki belgesi olmadan, devletler hukuku ve özel hukuk alanında, başkaları adına söz söylemek ve hukuki işlem yapmak mümkün değil iken, SİZLERİN BU BİLDİRİSİ, KEENLEMYEKUN –YOK HÜKMÜNDE –DEĞİL Mİ? KIZ KARDEŞLE YAPILAN VE NÜFUSA TESCİL EDİLEN EVLİLİK GİBİ, HİÇ YAPILMAMIŞ HÜKMÜNDE DEĞİL Mİ?
Akıllı ve ciddi bir Ermeni yetkili:
“-Beyler, hizmetinize şükran borçluyuz. TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ ADINA SÖZ SÖYLEMEK İÇİN, YETKİ BELGENİZ VAR MI? Dese, bir tek yanıt verebilirsiniz:
-“BİZLER, SİZE VE HARİCİ BEDHAHLARA HİZMETİMİZİ SUNDUK. Orhan Pamuk, isteğiniz üzerine: ”Türkler, (1.000.000) Ermeni’yi ve (30,000) Kürdü kestiler,” dediğinde, yetki belgesi sormadan, NOBEL’İ sundunuz. Bu gibi işlerde, hizmete bakılır”, diyebilirsiniz.
Aydın Beyler! Hazır özür dilemeye başlamış iken, Ermenilerin öldürdükleri TÜRKLER İÇİN DE, ERMENİLER ADINA DA ÖZÜR DİLER MİSİNİZ?
Kaliforniya valisi Bilmem ne Zeneger; sözde, Ermenilerin alacakları tazminata karşılık, Kaliforniya’da yaşayan Ermenilerin borçlarını erteledi!
Daha şimdiden!PS:İsim değiştiren OYAK sigorta da Ermenilerin sigorta bedellerini ödeyeceğini beyan etti!
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÖZÜR DİLERSE
*Türkiye topraklarından, (6) vilayette, sözde, sürgüne uğramışların çocuklarına toprak verilir.
*Çok yüklü bir şekilde, Türkiye cumhuriyeti tazminat ödemeye hüküm giyer.
*Çok yüklü sigorta kayıplarını! Ödemeye hüküm giyer.
*Türkiye cumhuriyeti, bu ülkeyi bize bırakmak için kanlarını ve canlarını vermiş olanları soy kırımı yapmakla suçlamış olur.

Bu gibi öyküleri dinledikçe; aklıma Elbeyli Bucağımızda dinlediğim, yaşanmış bir olay aklıma gelir. Elbeyli-İlbeyli, Beydili- Beğdili-büyük bir Oğuz Oymağıdır.
1840 senesinde; Oymak ikiye ayrılarak; bir kısmı Sivas’ta kalmış, bir kısmı da Halep iline inmiştir. Benim anlatacağım olay; şimdi Kilis ilimizin bir ilçesi olan, ELBEYLİ’DE geçmiştir.
Elbeyli’nin adı, Türkçeleştirme furyasında, ALİMANTAR olarak değiştirilmişti
. Çok seneler önce; bir Elbeylili, unutulup gitmekten nasıl kurtulurum diye çareler ararken, aklına halkın su içtiği pınarın gözüne sıçmak fikri gelmiş ve kalkıp, gidip, herkesin gözü önünde pınarın gözüne sıçmış.
O günden beri de, hiç unutulmamış.
Birisi, ters ve akla uymayan bir iş yaptığında: ”Ali Mantar gibi, pınarın gözüne sıçtın”, derler.
Günümüzde de, pınarlarımızın gözüne sıçanlarımız çok!


   

421-AKIL VE İNANÇ

                                                                             

                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        Çeşmealtı;09 Haziran 2011.

                        SAYIN HAN’IMEFENDİM;
            Üç adres isminizin hangisi öz isminiz olduğunu bilemediğimden böyle seslendiğim için kusurumu bağışlayınız.
            Dün geceki sorunuza hemen yanıt verebilirdim. Sizi biraz dolaştırarak yormak istedim. Siz; itikat ve bir inanca ibadeti evrensel inanç yerine kullanıyorsunuz. felsefa pozitif ilmin yokluğundan dolayı yaratılmış bir mantık kuralları manzumesidir. Din de öyle, aklın dışında akıl ölçüleriyle kanıtlanamayacak argümanlar kullanılarak insanlar tarafından, içinden çıktığı toplumun kurallarına ve inanışlarına göre düzenlenmiş, silah zoru ile de evrensellik kazandırılmış bir sistemin adıdır. Akıl tektir ve evrenseldir.”Aklı olanın dini vardır!”,”Fetvayı müftüden değil aklından al!””Zaman değiştikçe hükümler de değişir!” Bunlar islamın ana kurallarıdır.
            Din; kaskatı ve değiştirilip, esnetilemez kurallara bağlı tutulduğundan, toplumlar ve onların ihtiyaçları geliştikçe patlatılmış; önce mezhepler sonra da tarikatlar ortaya çıkmıştır. Her toplumun mezhebi ve tarikatı o toplumun kültür ve ihtiyaç düzeyindedir. Hepisi de ana kitap Kur’andan söz etse de Kur’anı Kerim ile hiçbir alakaları da yoktur.Sonsuz ve sınırsız olan inanç toplumları bir daha bütünleşmemek üzere bölmüş ve o halde de dondurmuştur.Akıl kelime olarak,”devenin ayağına takılan bukağı “demektir.İnsanları kötülüklerden,felaketlerden ve şerlerden alıkoymak demektir.İnanç ise onun uğruna diğer inanç sahiplerini yok etmek temeline dayandırılmıştır.Bendeniz;NURCULUK “adlı kitabıma şöyle başlamıştım:”Bu kitabımı,inançlarını da aklın erdemli emrine veren insanlarımıza adıyorum!”

5 Ağustos 2011 Cuma

420-TEKKELER VE ZAVİYELER,OSMANLI PADİŞAHLARIN TARİKATLARI

                                                                               

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            Çeşmealtı;28 Temmuz 2011.

                        TARİKAT SİLSİLELERİ, TEKKELER,
                                               VE
                        OSMANLI PADİŞAHLARININ TARİKATLARI!
                                   1*Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi,
                                   2*Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi(Tamamlanmış)
                                   3*Cumhuriyet Gazetesi, İstanbul Ansiklopedisi.
                                   4*Vikipedi Ansiklopedisi.
              16 Mart 1959 günü özel bir görevle Diyarbakır’da idim. Başvekil Adnan Menderes te Diyarbakır’a gelerek; Diyarbakır Belediyesinin balkonundan, Diyarbakırlılara seslenmişti. Sağ yanında hiç kımıldamadan duran birisini bana gösteren bir Diyarbakırlı, sol kolumdaki Muhafız Jandarma Alayının sembolünü ve görev yerimi öğrendikten sonra:
            “Sayın Üsteğmenim; mademki Başbakanlıkta görevlisiniz, bu kımıldamadan duran adam var ya, onun adı Hasan Değer’dir şimdilik Diyarbakır Belediye Reisidir. Yarın kurulacak olan Kürt kabinesinde de Harbiye bakanıdır!” Demişti.
            Bu Hasan Değer;27 Mayıs 1960’tan sonra, milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine girmişti. Yanılmıyorsam ilkokulu da dışarıdan bitirmiş birisiydi. Bir kanun teklifi hazırlayarak TBMMECLİSİ Başkanlığına vermişti:
            “HAFTA TATİLİNİN CUMA GÜNÜNE ALINMASINA DAİR…!”
            Aşağıya aldığım “İnkılâp kanunlarının korunması,1961 Anayasamızın 154’üüncü maddesinden aynen alınmıştı. İşin en ilginç yanı da hafta tatilini öngören yasanın bu kapsamın dışında kalmasıydı ve bunu da bir ilkokul diplomalı görebiliyordu.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

419-İSTİFA VE EMEKLİLİK,DEVENİN PABUCU!

                                                                              
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            Çeşmealtı;02 Ağustos 2011.

                        İSTİFA MI, EMEKLİLİK Mİ?
                                      YOK!
                        DEVENİN PABUCU!
            Nasrettin Hoca Türk zekâsının bir ürünü olsa gerektir. Bir gün, eşeğine binmiş,karısı arkasında yaya.Bir tanıdık denk gelmiş:
            “Hoca, sen eşekte karın yaya; sana yakışır mı demiş!”Hoca, eşekten inmiş, karısını eşeğe bindirerek eşeğin peşinden yola revan olmuş.Başka bir komşusu:
            “Yahu Hoca bu ne kılıbıklık, karın eşekte sen yayan! Tövbeler,tövbesi!” Demiş. Hoca,bu sefer karısını eşeğin terkisine almış.başka bir komşusu:
            “Hoca, ayıp ve dahi çok günah.Küçücük eşekte iki kişi.Olmaz!” Demiş. Bu sefer de hoca,karısı ve eşek peş,peşe yola koyulmuşlar.Bu sefer de başka bir komşusu:
            “Yahu Hoca,sende hiç akıl yok mu?Allah eşeği niçin yarattı;binmek için!” Demiş. Kafasının tası atan Hoca Nasrettin, bu sefer eşeği sırtladığı gibi yoluna devam etmiş. Eyyy! Hocaya eşeği sırtlatanlar, sizlerde hiç utanma ve arlanma yok mudur? Toptan istifa’nın emre itaatsizlik ve askeri isyan sayacaklarını hiç düşünmediniz mi? İstifa edilmiş, hakları olan emeklilik te kazanılmıştır. Yok, seçimle gelmiş iktidar! Yok milli irade! Hepsi de bizi çağın dışına taşımaya cevaz verir mi? Bir ülkede aydın geçinenler bu denli ulusal değerlere nasıl ters olabilirler a canım? Yalınız istifa ederek orduda kalsaydılar, KİMİN VE DAHİ KİMLERİN TASARRUFU ALTINA GİRECEKLERİNİ NEDEN DÜŞÜNMEDEN VURUYORSUNUZ!
           

İzleyiciler

Blog Arşivi