13 Mart 2011 Pazar

328-ÜÇ DEVİR VE ÜÇ BENZERLİK.

            OSMAN TÜRKOĞUZ   
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;07 Aralık 2008                                       

ÜÇ DEVİR VE ÜÇ BENZERLİK.

                                               “Göz kamaştırıcı nesnelerin parıltısı arttıkça;
                                                İnsanların iç gözü de o derece körleşir.”                                             Gılgameş Destanı,3’üncü tablet, Enkidu’nun söylemi.   
  “Delilikaynıeyitekrar,tekrar yapıp,                                                                                                                                                                                                                                                                                                           
                              Sonuçlar çıkarmaktır.”Alberte Einstein.
                            “Ayrıca; demokraside, yolsuzlukların önüne                                                   geçmeye olanak yoktur.”                                                                                                   Büyük Dariyüs(M.Ö.522)

                   Devlet ve hükümet şekilleri üzerine Eskiçağ Filozofları epeyce kafa yorarak, kitaplar yazmışlar, kitaplara geçen sözler söylemişlerdir. Doğal olarak, bu gibi şeyler, araştıranlar için vardır. Rahle önlerinde, Elif, Cim, Dal’la alınan icazetlerde bu gibi konuların geçmesi düşünülemez. Çöl Arabı’nın ve İran Mollalarının icazetleri, bu gibi konulara dokunmayı cehennem ateşi ile cezalandırdığından beri; ilmi tartışmalar:”Ol Mübarek”, ile başlayıp,” Ol Mübarek” ile de sonuçlanmaktadır. Mareşal Gazi Mustafa Kemal’den(88) sene sonra, hâlâ onu anlayamayanlara ve anlamak istemeyenlere ne söylesek azdır.1951 senesinde; Eskişehir’de, bir uçak hangarının içersinde, Rahmetli Tümgeneral Gavsi Uçagök, bizlere bir konferans vermişti: Konferansın konusu YOBAZLIK” üzerineydi. O konferans’ta dinlediklerimi hiç unutmadım. Unutmuş olanlar, o görüşleri dile getirdiğimde, beni hep suçladılar. YOBAZ denildiğinde, gözlerimizin önüne siyah, çember sakallı, başı takkeli, şalvarlı, gözleri yuvalarının içinde, fırıl, fırıl dönen bir yaratık aklımıza gelirdi. Rahmetli Tümgeneral Gavsi Uçagök; bu görüşümüzün yanlış ve çok eksik olduğunu bizlere örnekleriyle anlatmıştı. YOBAZI ŞÖYLE TANIMLAMIŞTI:”Dünya’da bir tek doğru olduğuna inan ve inanmış görünen; bu inancını gerçekleştirmek için, her kılığı ve her inancı sahiplenen, bu uğurda her türlü suçu işlemekten çekinmeyen insanlara YOBAZ DENİLİR. KAFALAR SAPLANTIYA TAKILMIŞ OLANLARI TEDAVİ ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Meğerki boyunları vurula.” Ve sözlerini şöyle sürdürmüştü:”Ne çember siyah sakallılar ve Poturlular vardır, çağdaş ve uygarlığa uyan; ne kılık ve kıyafeti modaya uygun, kravatlı ve yüksek okul diplomalılar vardır ki çağın dışında yaşayan.”Devrim sürecinin gevşetilmesiyle, ülkemizde çok olumsuzluklar sergileneceğini de anlatmıştı. Gençlik, çıkardıkları sonucu; ben çok uzak bir ihtimal olarak görmüştüm. Bir Baba ve Oğulun; güpegündüz, Kızılay’daki Atatürk anıtına çekiçle saldırmaları beni derinden yaralamıştı. YOBAZIN EYLEMLERİNE YOBAZLIK VE GERİCİLİK, DENİLİR. GERİCİNİN EYLEMLERİNE DE GERİCİLİK VE ÇAĞDIŞILIK TA DENİLİR. DÜNYA’DA İKİ YARATIK GERİ, GERİ YÜRÜYEMEZLER VE TEHLİKE ANINDA, KABUKLARINA ÇEKİLİP, TEHLİKENİN GEÇMESİNİ BEKLİYEREK KALDIKLARI YERDEN, İLERİYE DOĞRU, GERİYE GİDİŞLERİNİ SÜRDÜRÜRLER: BU İKİ YARATIĞIN ADLARI.
                            1-KAPLUMBAĞALAR,
                            2-YOBAZLAR’DIR.
                  Bu konuya ileride değineceğiz. Şimdi, üç önemli saptamaya değinmek istiyorum:
                   1-Bir darbe ile sahtekâr din adamları MAGİ’LERİN elinden Pers devletini kurtaran Büyük Darius ve Dört arkadaşının devlet ve hükümet şekilleri üzerine görüşleri,
                   2-Eflatun-Platon-un devlet şekilleri üzerine görüşleri,       
                   3- Aristo’nun devlet şekilleri üzerine görüşleri.
                            PERS’TE, DARBECİLERİN TARTIŞMALARI.
                   1-Mısır’da, seferde bulunan Pers Kralı Kambiz; Sus şehrine bir adamını göndererek, kardeşi Smerdis’i öldürtür. Bu olayı anlayan ve Smerdis’e çok benzeyen bir MAGİ-İranlı din adamı- kardeşi ile birlikte, Pers tahtını ele geçirirler. Babası Satrap-Eyalet valisi- olan Dariyüs ve Altı arkadaşı, durumu anlayarak, bir baskınla Sahtekâr Magi’leri öldürerek, Pers tahtını kurtarırlar. Baskıncıların ikisi yaralı olduğu için, Beş Baskıncı, bir yerde toplanarak, kuracakları yeni devletin şeklini tartışırlar. İlk sözü baskıncılardan Otan alır; Persia’da demokratik bir devletin kurulmasını ister.”Aramızdan çıkacak bir adamın tek başına iktidara sahip olmasının zamanı geçti. Krallık, ne güzel, ne de iyi bir şey; kambiz’in kibirli iktidarının o’nu nerelere götürdüğünü, Magi’lerin de neler yaptığını, kişisel tecrübelerimizle, hepimiz biliyoruz. Tek bir insanın, hiçbir sorumluluğa ve kontrole tâbi olmadan her istediğini yapmasına imkân veren krallığı, nasıl sağlam bir ahlak sistemine oturtabiliriz? O makama yükselen en iyi insan bile olayları başka türlü görmeye başladığı için, kötü ve tehlikeli bir biçimde değişiyor. KISKANÇLIK VE GURUR HÜKÜMDARLARIN TİPİK KUSURLARIDIR. KISKANÇLIK, İNSAN DOĞASININ ZAVALLILIĞINDAN İLERİ GELİR. GURUR DA, SONSUZ BİR SERVET VE İKTİDARIN, İNSANI İNSANÜSTÜ BİR VARLIK OLDUĞUNA İNANDIRMASININ SONUCU OLARAK DOĞMAKTADIR. BU İKİ KÖTÜLÜK, TÜM FENALIKLARIN ANA NEDENİDİR. Her ikisi de, insanı aşırı ve vahşi bir şiddete götürür… Kral, dilediği gibi yaşamaya ve en kötü şeylerden en büyük zevki almaya devam ederken, uyruklarının ve yetenekli ve erdemli olanlarını kıskanıyor. O İFTİRACILARA VE DEDİKODUCULARA İNANMAYA KİMSE BİR KRAL KADAR HAZIR DEĞİLDİR. KRAL İNSANLARIN EN KARARSIZIDIR. ÖLÇÜLÜ BİR SAYGI GÖSTERDİĞİNİZ ZAMAN; MAJESTELERİN ÖNÜNDE KÜÇÜLMEDİĞİNİZ İÇİN KIZAR. Kendinizi küçülttüğünüz zaman, aşağılık bir düzenbaz olduğunuz için, sizden nefret eder. Fakat hepsinin en kötüsü, eski gelenek ve töreleri bozarak, kadınları zevkine esir etmesi ve insanları yargılamadan öldürmesidir. BUNUN TAM TERSİ, HALKIN KENDİNİ YÖNETMESİDİR. Bunun adı bile güzeldir: İZONOMİ. YANİ, YASALAR ÖNÜNDE EŞİTLİK. ÖBÜR TARAFTAN, İKTİDARA GELEN HALK, BİR HÜKÜMDARIN YAPTIĞI ŞEYLERİN HİÇ BİRİNİ YAPMAZ. HALKIN YÖNETİMİNDEKİ HÜKÜMET ÇOĞUNLUĞUNUN ATADIĞI BİR YARGIÇ, GÖREVDE BULUNDUĞU SÜRECE, HALK YÖNETİCİSİNİN TÜM DAVRANIŞINDAN SORUMLUDURVE ÜLKENİN tüm sorunları, açık bir oturumda tartışılır. Bundan ötürü, krallıktan vazgeçip, bir halk yönetimi kurarak, halkın iktidara gelmesini sağlayalım. ÇÜNKÜ HALK VE DEVLET ANLAMDAŞ DEYİMLERDİR.”dedi.
Megabyzos söz alarak, şöyle konuştu:”Otan’ın krallığı kaldırmak için şimdiye kadar söyledikleriyle beraberim. Fakat siyasi iktidarı halka devretmeyi isterken yanılıyor. Halk, cahil, sorumsuz ve şiddete yönelmiş zayıf bir kitledir. Bir kralın canavarca kaprislerinden kurtulalım derken, ayak takımının buna eşit, kaba ve bilinçsiz yönetimi altına girmek te delilik olur. Hiç olmazsa bir kral bilinçlidir, yaptıklarını bilerek yapar; fakat ayak takımı bundan yoksundur. Doğru ile yanlışın ne olduğunu bilmeyen, bunları öğrenmemiş halkın bir ülkeyi yönetmesine olanak var mıdır? Halkın kafasında, düşünce denen şey yoktur; yapabilecekleri tek şey kör bir saldırı ile politikaya atılmak ve taşan bir nehir önlerinde ne varsa silip, süpürmektir. HALK, PERSİA’YI DEĞİL, PERSİA’NIN DÜŞMANLARINI YÖNETSİN. BİZE GELİNCE, ÜLKENİN BELLİ KAÇ KAFALI ADAMINI SEÇEREK, ONLARA SİYASİ İKTİDARI VERELİM. BİZ DE ARALARINDA OLURUZ. İYİ OLANLARIN, İYİ BİR SİYASET GÜDECEKLERİNE İNANMAK ÇOK DOĞAL BİR ŞEYDİR.”Dedi.
Dariyüs söze şöyle başladı:”Ben, Megabyzos’un halk için söylediği her şeyi kabul ediyorum, ama krallık için söyledikleriyle beraber değilim. Üç tür hükümet şekli üzerinde görüşüyoruz. BUNLAR:
                   1-DEMOKRASİ,
                   2-OLİGATŞİ,
                   3-KRALLIK’TIR.
                   Her birinin kendi türünde, en iyi hükümet şekli olduğunu kabul etsek bile, yine de ben, üçüncüyü diğer ikisine tercih ederim. Güçlü, yetenekli ve iyi bir adam olmak şartıyla bir kralın yönetimi en iyi devlet şeklidir. Böyle bir adamın kararları, karakterine uygundur. Halk üzerindeki denetimi söz götürmez. Düşmanlarına ve hainlere karşı önlemleri, diğer hükümetlerde olduğundan daha kolayca gizli kalabilir. Oligarşik sistemde, halk hizmetinde üstünlük kurmak isteyen bir grup insanın sürekli birbiriyle yarışması, şiddetli kişisel düşmanlıklara yol açar. Her biri, en yüksek mevkie gelmeyi ve yaptığı önerilerin uygulanmasını ister. Böylece, aralarında çatışma başlar, kişisel kavgalar, açık düşmanlıklar yaratır. Bu da, kan dökülmesine neden olur. Bu durumda, tek kurtuluş yolu tekrar krallığa dönüştür. Sadece bu bile, krallığın en iyi yönetim şekli olduğunu gösterir. Ayrıca, DEMOKTASİDE, YOLSUZLUKLARIN ÖNÜNE GEÇMEYE OLANAK YOKTUR! Devlet hizmetindeki yolsuzluklar, kişisel düşmanlıkları değil, kişisel gruplaşmalar meydana getirir. Bu çeşit işlerden sorumlu olanlar, kafa kafaya vererek, karşılıklı birbirlerin destekler Böylece sürüp giden yolsuzluklar sonunda, biri ortaya çıkıp, HALKIN KURTARICISI OLARAK, BU GRUBU DAĞITIR. Bu o’na, halkın hayranlığını kazandırır Böylece bu kimse, kısa bir süre içinde kendisini salt iktidar sahibi bulur Bu da, krallığın en iyi yönetim şekli olduğunun en iyi tanıtlanmasıdır. Söylediklerimi özetlersek, şöyle diyebilirim. Özgürlüğümüzü kimden aldık*Bunu bize kim verdi? Bağımsızlığımızı, demokrasi, oligarşi ve krallık sonunda mı elde ettik? Bizi bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşturan, bir tek adamdır. Bundan ötürü, bu tür hizmet şeklini sürdürmeyi teklif ediyorum. AYRICA, GEÇMİŞTE BİZE YARARLI ŞEKİLDE HİZMET ETMİŞ YASALARI DEĞİŞTİRMEKTEN ÇEKİNMELİYİZ.”Dedi.
Kimin kral olacağının belirlenmesi bir sonuca bağlandı: İsyancılar, atlarına binerek, şehrin dışına çıkacaklar, gün doğarken, kimin atı önce kişnerse o kral olacaktı. Toplantı biter, bitmez; Dariyüs, çok zeki olan seyisi Oebar’a gitti. Varılan kararı anlattı ve:” Eğer bir numara yapabilirsen yap ve bu aslan payının başkasına değil, bana düşmesini sağla “, dedi. Oebar
“-Efendimiz, eğer tahta geçmeniz sadece buna bağlıysa, hiç kuşku etmeyin”. Şimdiden kendinizi kral sayın”.Öyle bir usul biliyorum ki, tam bu iş için biçilmiş kaftan”, dedi.
Oebar’ın, Dariyüs’ün atını nasıl kişnettiğine dair çeşitli öyküler anlatılır. Karanlık bastıktan sonra; Oebar, Dariyüs’ün atının en çok sevdiği kısrağı alarak, sınavın yapılacağı tepeye çıkar ve Kısrağı bir kazığa bağladıktan sonra, Dariyüs’ün atını, Kısrağın yanına getirir, etrafında dolaştırır, Kısrağı koklamasına izin verir. Kısrağın sidiğini ve dişilik organını Dariyüs’ün atına koklatır. Kısrağın sidiğini bir mendile bulaştırarak, şehre döner. Sabahleyin, altı yarışmacı, atlarına binerek, tepeye çıkarlar. Güneş dağarken; Oebar. Sidikli mendili Dariyüs’ün atına koklattığında, at kişnemeye başlar. Beş yarışmacı da yerlere kapaklanarak, Dariyüs’ün krallığını onaylarlar. Dariyüs, ilk iş olarak, taştan bir anıt diktirerek, anıtın üzerine:”Hystaspes’in oğlu Dariyüs, atı ve seyisi sayesinde Persia tahtını kazandı.”Yazdırır. Üzerinde seyis ve at motifli bir altın para kestirir. Bu olaylar, M.Ö. 522 tarihinde meydana geldi, Herodot Tarihi, Perihan Kuturman çevirisi, S.142–147
                                ATİNA’DA BİR ADAY OYUNU.
Demokrasinin beşiği sayılan Atina Sitesi’nde, birçok seçim hileleri yapılmıştır. Atina şehrinin yönetimine aday olan bir üç kayıtçı, Atina’nın dışında, elbiselerini parçalayarak, elini ve dahi yüzünü kanatarak, Agora’da halkın huzuruna çıkıp:”Atinalılar, sizlere hizmet etmemi istemeyen halk ve demokrasi düşmanları, beni bu hale koydular. Neyleseler, dişleseler de; benim, siz Atinalı vatandaşlarıma hizmet etme aşkımı engelleyemezler. ÖHÖ! ÖHÖ!%47’2 ile seçimi kazanır! PLATON-EFLATUN-’UN DEVLET ŞEKİLLERİ.(M.Ö.429–347)
Tüm çağların en büyük filozofu kabul edilse de, DEVLET adlı eserinde Hindistan’dan ve Perslerden öğrenmiş olduğu bilgileri kullanmıştır. Bunu, 1854 tarihinde, Atina’da Fransız Büyük Elçisi olarak bulunan Bilim adamı da böyle söylüyor! Eflatun, Aristo’nun Öğretmenidir. Aralarında, fikir farklılıkları vardır. Eflatun’un günümüze ulaşan(29) kitabının en önemlisi DEVLET-CUMHURİYET- adlı kitabıdır. Bu kitabını Hindistan’dan döndükten sonra, 10 senede yazdığı söylenir. Eflatun, üç çeşit devletten söz eder:
         1-TİMOKRASİ, Korucularla Yöneticilerin yönettiği devlet şekli,
         2-OLİGARŞİ, Zenginlerin iktidara sahip olduğu devlet şekli,
         3-DEMOKRASİ, iktidarın bütün vatandaşlara ait olduğu devlet şekli. Eflatun, filozofların başında bulunduğu devlet şekli ile bu devlet şeklini karşılaştırır; uygulamada bulunan devlet şekillerinden en iyisinin TİMOKRASİ, en kötüsünün TİRANLIK olduğunu söyler. Eflatun, 70 yaşında yazdığı KANUNLAR adlı eserinde, çok önemli bir konuyu ortaya atar:”YÖNETİMDE EN BÜYÜK SORUN, HÜRRİYET İLE OTORİTE ARASINDA DENGE KURMAKTIR.”Devlet otoritesi sınırlanmadığı takdirde, zulüm kolaylıkla yerleşir ve bundan bütün vatandaşlar zarar görür. Eğer, kişilerin hürriyetleri hiçbir sınırlamaya tâbi olmazsa, anarşi doğar. AMAÇ. HÜRRİYET VE OTORİTE ARASINDA BİR DENGE KURMAKTIR. Devletin başlıca ödevi, vatandaşları eğitmek olmalıdır.”Demektedir. Eflatun, Kanunlar adlı eserinde;” hukuk kavramlarına toplum içinde önemli yer verilmelidir”, demektedir.1981 yılında ve Antalya’da, Devlet Başkanı Orgeneral Sayın Kenan Evren’in elindeki DEVLET adlı kitabı TRT, tüm dünyaya gösterdi. Geç te olsa, bir devlet başkanının elinde Devlet’i görmekle sevindim. Devlet’i okumak için, ille de devleti ele geçirmek mi gerek diye de kendime sormuştum. Devlet’i okumamaya bir eksiklik sayarım.8 ve 9’uncu kitabını özellikle okumak gerek derim.”Namuslu memur; ne ailesince, ne de devletince sevilir. Hırsız olup, herkesi memnun eden; fakat namuslu görünmesini bilen memur, herkesçe sevilir, takdir edilir ve onurlandırılır”.
DEMOKRASİLERDE, ÖNCE LİDERİNKARISI VE ÇOCUKLARI HIRSIZLIĞA ALIŞTIRILIR SONRA DA LİDER. “Diyor, neler, neler anlattıktan sonra da:”O zaman, kendileri daha zengin, daha zengin olma peşine düşerler, paraya verdikleri değer arttıkça, doğruluğun değeri düşmeye başlar. Zenginlikle doğruluk öyle şeylerdir ki, ikisini teraziye koyduğunuzda, kefelerin biri hep iner, öteki kefe yukarı çıkar.”Devlet. S.234.
“Bir devlette, zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır.”devlet. S.551,
“Çalıp, çırpma ve yurttaşları yoksulluğa, açlığa ve sefalete iten para hırsı, mutsuz insanlar yaratır. Bu mutsuz insanları görmezden gelen zenginlerse, bir şey düşünmezler. Zehirli iğneleri, yani paralarıyla, darda kalan yurttaşları sokmaya devam ederler. Onlar, sermayelerini büyüttükçe; toplumda, yaban arıları ve serseriler çoğaldıkça çoğalır. Devlet. s.240
Eflatun, şu sonuca varıyor:”işte bu kavgada, yoksullar, düşmanları yendiklerinde demokrasi kurulur. Evet, demokrasi ya böyle silah gücü ile olur, ya da zenginlerin korkup kaçmasıyla olur.”Devlet. S.24-557“Oligarşiden demokrasiye geçiş nasıl olursa; demokrasiden zorbalığa geçiş te, aşağı, yukarı öyle mi olur dersiniz?”Oligarşiyi kuran ne olmuştu; aşırı zenginlik kaygıları değil mi? Oligarşiyi yıkan da bu doymak bilmeyen zenginlikten başka şeye değer vermeyen tutku olmuştur.” Devlet. S.246–562,Özgürlük, bir demokrasi devletinde herkesin:”En güzel şey” dediği O’dur. Bu özgürlüğe susamış devletin başındakiler, içki sunmasını bilmeyen sakilere döndüler mi, demokrasi alabildiğine hürriyet için sarhoş olur. Halkı yönetenler, her yola girmesini beceremez, her istenen özgürlüğü veremez olunca; halk onları suçlandırır; hain diye, oligark diye cezalandırır.”Devlet. S.247-562c-d
              “Oligarşinin başını yiyen hastalık, burada da özgürlükten doğar; daha büyük bir hızla gelişir ve sonunda, demokrasiyi köleliğe çevirir; çünkü he aşırılığın ardından her zaman, sert bir tepki gelir. Mevsimlerde, bitkilerde ve tüm canlılarda böyle olur. Devletlerdeyse, hepsinden daha çok olur.” Devlet. S.248–563-c,
                  
         ARİSTO’NUN-ARİSTOTOLES-DEVLET ŞEKİLLERİ.
Aristo,(M.Ö. 384–322) yılları arasında yaşamış ve Eflatun’un öğrencisi olmuştur. Aristo, doğada, gerçek ve sürekli bir değişimin varlığına inanır. İnsan üzerine, insanı onurlandıracak anlatımlarda bulunur. Ne yazık ki,, gerek Eflatun, gerekse Aristo, köleliğin hep lehinde bulunmuşlardır. Çünkü Atina uygarlığı kölelik kurumu üzerine kurulmuştu. Her Atinalının, en az, üç kölesi vardı. Kadınlar, köleler ve çocuklar oy kullanma hakkından yoksundular. Benim hesabıma göre, Atina’da oy kullananların sayısı (10,000)’i aşmamaktadır. Aristo da, üç ayrı devlet şekli üzerinde fikir yürütmüştür:
                   1-MONARŞİ,
                   2-ARİSTOKRASİ,
                   3-POLİTİ’DİR.
“Bu yönetim şekillerinin üçü de, devletin başında bulunanların, genel fayda ilkesine göre hareket ettikleri takdirde, olumlu sonuçlar doğurabilirler.* MONARŞİ’DE EGEMENLİK KRALA AİT OLUP HALKI N ÇIKARLARI İÇİN KULLANILIR.
                   *ARİSTOKRASİ’DE İKTİDAR BİR AZINLIĞA AİTTİR.
                   *POLİTİ’DE İKTİDAR, ÇOĞUNLUĞA AİTTİR. Bununla beraber, bu yönetim şekilleri soysuzlaşabilir: MONARŞİ YERİNE, ONUN BOZULMUŞ ŞEKLİ OLAN TİRANLIK; ARİSTOKRASİ YERİNE ONUN DEJENERE OLMUŞ BİÇİMİ OLİGARŞİ GELİR. EN SONUNDA DA, POLİTİ YERİNE DEMOGOKLARIN EGEMENLİĞİ ELE GEÇİRDİĞİ DEMOKRASİ( DEMAGOJİ) ORTAYA ÇIKAR”. Onsekizinci yüzyıla kadar; özellikle, İngiltere’de, DEMOKRASİ= OLİGARŞİ olarak kabul ediliyordu. “Yoksulluğun, insanlara itaat alışkanlığı aşıladığı gibi; zenginliğinde insanlara otoriteye karşı koyma eğilimi verdiği; orta sınıfın böylesine bir noksanlığı olmadığı; sık, sık görülen ayaklanmaların, orta sınıfın, toplumun içinde etkili olacak bir çoğunluğu oluşturamamasından ileri geldiğini “ Aristo yazıyordu. İnsanlarda, zekâ ve bilgi geliştiği halde, davranış biçimleri değişmeden, olduğu gibi kalmaktadır. İKTİDAR’A, PARAYA, KADINA, ALKOLE VE ÇIKARA KARŞI, öğrendiklerimizi değil, kendi eğilimlerimizi kullanmaktayız. Ruhsal durumları karışık olanlar, SOSYALDÜZEN KURALLARININ UYGULANMASINDA, ŞARTLANDIRILDIKLARI GİBİ DAVRANMAKTADIRLAR. Bunlar, politikaya atıldıkları takdirde, zamanın gidişatını, insanların varmış oldukları sosyal gelişmeyi bilmediklerinden, kendilerinden istenenin yerine getirilmesi için, gözleri kapalı, ağızları her türlü söyleme açık olarak. Mensup oldukları toplumu karmaşaya sürüklemektedirler. Hitler’i, Stalin’i ve Mussolini’yi örnek gösterebileceğimiz gibi; günümüz Türkiye’sinden de sayısız örnekler verebiliriz. Böylelerinin bulunduğu ülkede, siyasal rejim, kendini savunmasız bırakırsa; halk yığınları bunların peşinden giderek, o ülkenin yıkılmasına neden olabilir. Şimdi, izninizle Sayın RTE’ Yİ örnek olarak gösterebilirim: Bu zatı muhteremin yetişme tarzı, geldiği yer, genetik yapısı bellidir. Kendisini iktidara taşıyan söylemleri de ortadadır. İzninizle, çok önemli bir yeminini vermek istiyorum:”BEN, MUHAMMET ÜMMETİNDENİM; TÜRKİYE DİNSİZ, LAİK BİR MEMLEKET HALİNEGELMİŞTİR. HAYATIMI, MUSTAFAKEMALDİNSİZLİĞİYLESAVAŞA ADAYACAĞIMA, TÜRKİYEYİ BİR DİN VE ŞERİAT DEVLETİ HALİNE GETİRMEK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİME, KEMAL PAŞA ZAMANINDA ÇIKARILAN DİNSİZ KANUNLARINTATBİKİNİ ÖNLEYECEĞİM KISA ZAMANDA, ÜMMET ESASINA DAYANAN ŞERİAT DEVLETİNİN KURULMASI İÇİNÇALIŞACAĞIMA, DİNİM, ALLAHIM VE BÜTÜN MUKADDESATIM ÜZERİNE YEMİN VE KASEM EDERİM.” Şimdi, iki parçayı da, buraya eklemek durumundayız: İmam- Hatipliler yemini ve Şevki Yılmaz’ın,   hacı adaylarımıza Mekke’de yaptırmış olduğu yemin. Bu büyüğümüz böylesine yemin ede dursun; İbni Haldun,”MUKADDEMESİNDE”, DEVLET, CANLI BİR ORGANİZMADIR. İnsan gibi, doğar, çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık dönemine girer ve ölür”, diyor.”Devlet ölür “,diyor. O devleti kuran halk, yeni bir devlet kuramaz demiyor. Osmanlı İmparatorluğu, güç ve takatten düştü ve öldü. Türk ulusu yeni bir devleti, Cumhuriyeti kurdu ve yasalarını düzenleyerek, onu bu günlere getirdi. (M.Ö.522) senesinde; yeni kurulacak bir Pers devletinin nasıl olması gerektiğini tartışan kurul üyesi DARİYÜS’ÜN önerisine bir göz atalım:”AYRICA, GEÇMİŞTE BİZE YARARLI ŞEKİLDE HİZMET ETMİŞ YASALARIN DEĞİŞTİRMEKTEN ÇEKİNMELİYİZ”.SAYIN RTE, bir çırpıda cumhuriyet rejimimizi yıkıp, yeni dediği gerici düzeni kurma gücünü kendisinde görmektedir! Sevsinler böyle mücahidi! Mustafa Kemal Paşa; en bunalımlı ve kurtuluş umutlarının tükendiği bir zamanda, ilk iş olarak, T.B.MMECLİSİNİ kurrnuştur. Yenilen ve dağıtılan Osmanlı Devleti olduğu için, devletin devamlılığı ilkesine de uyarak, Türk halkının Osmanlı Mebusan Meclisi için seçtiği milletvekillerini de Ankara’ya, T.B.MMECLİSİNE davet etmiştir. Tek adamın bir ulusu felaketlere sürüklediği ortadadır. En yakın örnek, Enver Paşa örneğidir. Bir alicengiz oyunu ile kral olan Dariyüs,(700.000) kişilik bir ordu ile gittiği İskit ülkesinde yenilerek, rezil olmuştur. Kserkhes te, 1000.000’luk ordusu ile gittiği Yunanistan’da yenilerek, rezil olmuştur. Hitler, Mussolini, Saddam Hüseyin gözümüzün önündeyken; BAŞKANLIK-MAŞKANLIK masalları söylemenin önemi yoktur. T:B:M:Meclisinde; muhalifleri Mustafa Kemal’i çalışamaz duruma getirdiklerinde;” bu Meclisle zafer kazanılamaz,” diyenlere;” yanılıyorsunuz, ben bu Meclisle zaferi kazanacağım” demiştir.’Bakınız, M.Ö.522 yılında, Darbeci OTAN ne diyor:”YÖNETİMDEKİ HÜKÜMET ÇOĞUNLUĞUNUN ATADIĞI BİR YARGIÇ, GÖREVDE BULUNDUĞU SÜRECE HALK YÖNETİCİSİNİN TÜM DAVRANIŞLARINDAN SORUMLUDUR.” RAHMETLİ OTAN,”ANAYASA MAHKEMESİ”, DİYOR. Sayın RTE’NİN bu yemin ve dahi kasemi boşuna. Anayasalar, kanla yazılır; yemin ve kasemle yazılmış anayasa var mıdır?
                   1-Bir ihtilal ya da başarılı bir ayaklanma,
                   2-Büyük bir savaş sonrası,
                   3-Mağlubiyet sonrası,
                   4-Dissensus sonucu, anayasa yapmak üzere, bir kurucu meclisin toplanması.
Bakınız, DARİYÜS ne diyordu:” Devlet hizmetindeki yolsuzluklar, kişisel dargınlıkları değil, kişisel gruplaşmaları meydana getirir. Bu çeşit işlerden sorumlu olanlar, kafa kafaya verip, karşılıklı olarak, birbirlerini desteklerler. Bu böylece sürüp gider.sonunda..”Şimdi; Rahmetli Eflatun’un alıntı yaptığımız yazılarını da okuyup, günümüz Türkiye2sine dönelim:
                   1-Balıkesir AKP: milletvekili Dr. Çömez, hırsızlıkların üstüne gitti, yurt         dışında ve Ergenekon’a dâhil edildi.
                   2-Hatay AKP. Milletvekili Sayın Fuat Geçen, Hatay ilindeki Ali Dibo olaylarına neşter atarak vurgun olayını gün yüzüne çıkarttı, AKP’den ihraç edildi.
                   3-Deniz Fenerindeki soygunlar nedeniyle, Almanya’da hüküm giyen suçlular, en yüksek yerlerdeki makamlara getirildiler.              
                   4- Dişlilerin dişlerinin ısırdığı yasalar, hala uykuda.
                   5-Eski Isparta’da, yakalanan hırsızlar öldürülürdü, yakalanmayanlar en yüksek makamlara oturtulurdu. Güneydoğu’nun bazı yerlerinde, hiç hırsızlık yapmayana kız vermezlerdi. Şimdi, yeniden, Eflatun’dan aktardıklarımızı okuyup, günümüzdekilerle karşılaştırmalısınız!
                   MGABYZOS,522 SENE ÖNCE, YAPTIKLARI DARBE ÜZERİNE TARTIŞIRLARKEN, EGEMENLİĞİN DEVRİ İÇİN ŞÖYLE DEMİŞTİ:”Birkaç kafalı adam seçerek, onlara siyasi iktidarı verelim. Biz de aralarında oluruz.”
                   27 Mayıs1960 darbesinden sonra, birkaç kafalı adama verilen siyasi iktidara MİLLİ BİRLİK KOMİTESİ DE ORTAK OLMUŞTU.
                   12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbe sonunda, seçilen birkaç kafalı adamla, MİLLİ GÜVENLİK KONSEYİ ÜYELERİ, SİYASİ İKTİDARI ORTAKOLARAK KULLANMIŞTI.
                   Amerikalı İktisatçı Milton Friedman’ın, gazetelerimizde de yayımlanan, çok güzel bir saptaması vardır:”Bir hükümet, bazen bir sorunu çözmeye kalkınca; o sorun, daha da büyük bir sorun haline gelir.” Ülkemizde, Büyük Türk Büyükleri, olmayan sorunları yaratarak, büyüklüklerini halkımıza göstererek, iktidarlarını sağlamlaştırmaktadırlar. ATATÜRK DEVRİMİ, ülkemizi ve ülkemiz insanlarını lâyık olduğu yerlere getirmişken,25 yılda bir savaşa sokulan ülkemizi barış içersinde yaşatırken, hiç mertebesinde sayılan insanlarımızı yüceltmişken, bu ülkenin ve bu sosyal sistemimizin aleyhinde bulunarak, ülkemizi ve ülkemiz insanlarını Ortaçağın karanlıklarına götürme düşlerini anlamış değilim! Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin tüm olanaklarını hovardaca kullanarak, bu siyasi sistemimizi yıkma özlemlerinin arkasındaki gerçekleri açıklamamız gerekmez mi? Görünen odur ki:”ÇALANLAR, ÇIRPANLAR, ÇARPANLAR VE ATATÜRK DEVRİMİNİ YOZLAŞTIRARAK, FİKRİ PARA, VİCDANI ÇIKAR, İRFANI MASAL BİR NESİL YETİŞTİRENLER; SUÇU, CUMHURİYET’E VE ONUN EVRENSEL HUKUK KURUMLARINA
ATMAKTADIRLAR. GÜVENDİKLERİ TEK ŞEY; BULGUR, NAHUT VE BİR ÇUVAL KÖMÜRLE ELE GEÇİRDİKLERİNİ SANDIKLARI VAROŞLARIN SAKİNLERİDİR ve BAŞLARININ İÇİNE DE BEZ DOLADIKLARI SAKİNELERİDİR!
Yazımı bitirirken, iki önemli teklifim olacaktır:
         1-Büyük Dariyüs; bir cemile olarak, diktirdiği anıta, nasıl ATI ve SEYİSİ sayesinde kral olduğunu yazdırmışsa; Sayın RTE DE, AKP GENEL MERKEZİ önüne bir anıt diktirerek, kendisini iktidar yapan NOHUT, FASULYE VE KÖMÜR’E şükranlarını yazdırmalıdır.
         2–2009 yılında, sürüme girecek Türk lirasının, hiç olmazsa, on liralıklarının üzerine NOHUT, FASULYE VE BİR TORBA KÖMÜR fotoğrafı ile bunları kamyonların üzerine çıkarak dağıtan bir VALİ fotoğrafı konulmalıdır.
İslamın uygulandığı yerlerde ve cennette Kadınların üst taraflarından ve yeteneklerinden yararlanmak için söz eden olmamıştır. Tüm erkeklerin akılları ve istekleri KADINLARIN ALT TAKIMINDA DÜĞÜMLENMİŞTİR, Osmanlı yönetiminde; haremde hep cinsellik önde tutulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, KADINI bir değer olarak ele almış, toplum yaşamında kadın olgusunu cinsel objelikten çıkarmıştır. Demokrat parti döneminde, Kadın İslam inancına göre değerlendirilmeye başlanmıştır. Adnan Menderes’in kadına bakışı ortadadır! Toplumumuz iki gruba ayrılmıştır: Kadınların baş tarafı, Kadınlığı ve yetenekleri ağır basan bir grup! Kadını cinsel bir obje gibi görerek demokrasi adına onun cinselliğinden yararlanarak iktidar olmak isteyen bir diğer grup. Rahmetli Profesör Doktor Türkan Seylan, başının içini kullanarak ulusumuza ve tüm insanlığa yararlı olduğu için, kadınların başlarını Türbana dolamak isteyen çevrelerce kabul görmemiştir. Dünyada ilk Kadın Savaş pilotu olan ve tek başına Balkan turu atmış olan Rahmetli SABİHA GÖKÇEN DE; ATATÜRK’ÜN dünyasındaki Kadın tipinin Görkemli örneğidir. Kadınlar da bu iki grubun inanışları doğrultusunda yeteneklerini ortaya koyarak Siyaset Meydanına atılmışlardır. Yükselmek, ünlü olmak için yanıp, tutuşan beyin yapısı ve kişiliği buna müsait olmayan bir kısım kadınlar, cinselliğini kullanarak ünlü olmaya yönelmişlerdir. Bu tip kadınların, çırılçıplak poz veren kadınlardan hiçbir farkları da yoktur! Amerika’dan öğrenmiş oldukları “CİNSEL TACİZ” ÖYKÜLERİ İLE MASUM VATANDAŞLARIMIZIN VİCDANLARINI TACİZ ETMEKTEN ÇEKİNMEMEKTEDİRLER! Meselenin aslı da budur. Prof.Dr. W.F.NİŞİ’NİN tanımladıklarının genel seçimlerde ağırlığını kazanmak. Az gelişmiş ülkelerde, alt takımlar daha çok gelişmişlerdir. Yukarı takımları da hep onlar etkilemektedir de! Bu tip kadınları kullananların da iki türlü çıkar hesapları olduğuna inanmaktayım:1-Prof.Dr. W.F. NİŞİ’NİN tanımındaki “GENEL İRADE!”Sahiplerinden oy almak!2*-Başı açık ve Modern Kadınların o biçim olduğu hususunda, ahlakı dışta arayanlara kanıtlar sunmak.
                   KAYNAKÇA
         1-Herodot tarihi, A-Eflatun, Devlet, Kanunlar. B-Aristo. Politika, Organon,
         2-Prof.Dr. Adnan Güriz, Hukuk Felsefesi,
         3-İbni Haldun, Mukaddeme,3 cilt.
         4-Osman Türkoğuz, Atatürk Devrimi’nin temel ilkeleri nedir, ne değildir.
                                 



























12 Mart 2011 Cumartesi

327-İDDİA,SAVUNMA VE YARGILAMA MAKKAMLARI

OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir; 11 MART 2011

SAVUNMA, İDDİA VE YARGILAMA (KARAR) MAKAMLARI!
                         “Savcı ile Avukat bir tutulmaz!”
                   Silivri duruşmalarında bir Mahkeme Başkanı, Sayın                                                                   Mehmet Karababa

        “Ben, avukatlarla hâkimlerin yemek yemesi nasıl doğru değilse, savcılarla polislerin yemek yemesini doğru bulmuyorum. Amerika’da savcılar, sanık lehine delil toplamaz. Ama bizde savcılar hem aleyhte hem lehte delil toplarlar. AYRICA AVUKATLAR PARA KARŞILIĞI HİZMET VERİR. SAVCILAR VE HÂKİMLER İSE KAMU ADINA HİZMET EDER VE MAAŞ ALIR. BU NEDENLE AVUKAT VE SAVCILARIN MAHKEME HEYETİNE EŞİT MESAFEDE OLDUĞUNU DÜŞÜNMENİZ YANLIŞTIR. Burası Amerika değil. Hâkim ve savcı nasıl oturup kalkacağını sizden öğrenecek değil.” Mahkeme Başkanı Sayın Mehmet karababa. YAZILI Basınımız.
        Türkiye Cumhuriyetinde; bir ceza Mahkemesi:
        1*-İddia Makamı,
        2*-Savunma Makamı,
        3*-Yargılama ve Karar Makamlarından oluşmaktadır. Bu üç makam olmadan Muhakeme—Yargılama— yapılamaz. Bir Sanığın Avukat tutacak parası yoksa ücretini devletimizden almak üzere, o yerin Barosu tarafından bir Avukat, Savunma makamı olarak görevlendirilir.  Bu üç makam da, maaş aldıkları yerlere göre değil de bir hakkın adilce tahakkuku için, YARGI ERKİNİ kullanmak üzere var olmak zorundadırlar. Biri birlerine göre de üstünlük ve öncelik ileri sürülemez. Nazi Almanyası ve Stalin Rusyası hariç! Maaş alma durumu bir makama öncelik ve itibar kazandırıyorsa, SAVUNMA MAKKAMLARINI HAZİNE AVUKATLARINDAN TEŞEKKÜL ETTİRELİM. Anayasa Mahkememizin Örnek Başkanlarından Sayın Yekta Güngör Özden’inde bir Savunma Makamı temsilciliğinden geldiğini de unutmayalım.
        “Sanıklık”,bir suç zanlısına mahkeme tarafından verilmiş, birçok hakları olan bir sıfattır. Ülkemizde, neyin ne olduğu hiç belli değilken, sayılamayacak kadar çok askere, bilim adamlarına ve gazetecilerimize idari makamlar tarafından suçluluk damgası suç! Dosyaları hazırlanarak ilgili Müddei hususilere teslim edilmeden vurulmuştur. Amerika’da bu duruma hiç rastlanılamaz.
        3–7 Mart 2003tarihinde oynanmış olan bir harp Oyunun dosyaları, bir ”Taklib’i hükümet” suçunun belgeleri olarak özel mahkemelere, Başsavcılığını ilan eden Amerikan Başkanının himayelerinde BEŞ SENE SONRA sevk edilemez. Kaldı ki, bu Harp Oyununa emirle, not almak için, iştirak ettirilenlerin çoğu emekli olmuş, birçoğu da daha büyük komutanlıklara geldikleri halde, NE BU KONUDA BİR TOPLANTI YAPMIŞLAR NE DE MADDİ BELGELER, HAZIRLIKLAR VE SİLAHLAR TEMİN ETMEMİŞLERSE! Darbeler üç kıçıkırık silahı gömerek yapılmamıştır. Adama gülerler. Dümdüz arazilerde Dozerlerle, zar, zor, gece yarıları çıkarılan pırıl, pırıl yağsız, parafinsiz ve ambalajsız silahlara ulaşılarak darbe yapıldığı nerde görülmüştür. Yağmur sularından etkilenmemesi için çok sıkı ambalajlanan silahlar, özenle hazırlanmış meyilli araziye gömülür. Ben, Amerikalıların Ünlü Yeşil bereli RANGER birliklerinde komando kursu görmüş bir jandarma komando subayıyım. Bendeniz; olası bir işgal anında; özel kişilerce kullanılmak üzere Silahlarla o silaha ait fişekleri ve cephaneleri beraber gömen subayı, haşat ederdim. Hadi canım sende! Amerika’da bu şekilde bir suç ve dava olamaz! Almanya’da Hitler Sapığı iktidara geldiğinde; Jozef Stalin, Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da toplam olarak 625.000) özel görevlinin kullanacağı silah ve cephaneyi toprağa gömdürmüş; bu yerleri Almanların işgal etmesiyle de, Almanlara karşı kullandırtmıştır. PS: Bu konudaki araştırma yazımı taktim edeceğim.
        Bendeniz bu tartışma ile bir mahkemenin yüce başkanının fikrini açıklamasını hayretle karşılayamadım. Sayın Avukat, ilkel şeriat devletleri dışında uygulanmakta olan Evrensel Pozitif Hukuk kurallarını açıklıyor; Sayın Mehmet Karababa da Türkiye’nin yeni yargılama hukuku uygulamasını itiraf ediyor.
        Sayın Avukat ile Sayın Savcının mahkeme heyetine farklı mesafede olduğu büyük bir gerçektir.
        1*Sayın İddia Makamlarının arkasında, bu Pehlivan Tefrikası davalarının Türkiye Başsavcısı Sayın Recep Bey vardır. Savunma Makamlarının arkasında da, Avukat olduklarında giymiş oldukları yakası solarak, ezilmiş siyah bir avukatlık cübbeleri vardır.
        2*Sayın, bu ünlü davaların güçlü ve Ankara’dan tam destekli, İddia Makamı Zekeriya Öz Beyin itiraflarından öğrendiğimize göre de; bu Davalar için hazırlanmış olduğu tüm davranışlarından anlaşılan Polisimizin ve RECEPKO’LARIMIZIN hazırlamış oldukları suç dosyalarını ve dahi iddianameleri mahkemelere bir imza ile göndermenin Müddeilere düşmüş olduğunu öğreniyoruz.
        3*Hâlbuki tüm Savunma Makamları, savunmalarını kendileri hazırlayarak, bilgisayarlarına yüklediklerini ve çıktısını alarak yalınız ilgili makamlara ilettiklerini tüm dünyanın bilmiş olduğu bir gerçektir!
        4*Bu Davaların İddia Makamlarının altlarında devletin tahsisli arabaları vardır. Arkalarında da elleri tetikte korumaları ve lojmanları da vardır. Savunma Makamlarının korunmaları Allahlarına kalmıştır.
        5*Sayın Özel görevli ve Türkiye Başsavcısından tam destekli İddia Makamları, posta ile gönderilen “Darbe planlarındaki sanıklar! Aleyhindeki belgeleri çürütmek için! Onlar lehine Donanma Komutanlığı taban döşemelerinin altından eski masalların tıpkı kopyasını bularak,163 Kahramanı yeniden tutuklatırlar!
        Sayın Savunma Makamları da, çiğnenen Evrensel hukuka dayalı insan hakları ve Usul Hukuku ADINA HOPLAYARAK ZIPLARLAR! Suçları vatan savunması olan bu suçluların! Eşleri ve Çocukları bu haksızlıklar karşısında baygınlıklar geçirerek bu suçluların! Resimlerini ve sırtlarından derileri imiş gibi soyulan Üniformalarını koklarlar.
        6*Kendilerine Bu davaların Türkiye Başsavcısı tarafından
Verilenleri, bu davalardaki başarıları nedeniyle nice yüksek makamlar beklediği halde; bu davaların Savunma Makamları da, evlerinin ve iş yerlerinin aranılarak sanık listesine girmeleri zamanını ve sırasını beklenmektedirler.
                 “BURASI AMERİKA DEĞİLDİR!” Mahkeme Başkanı Sayın                                                                    Mehmet karababa.
        Bu, son suçlama ve yargılama olayları ve Sayın Türkiye Başsavcısı’nın beyanatları üzerine verilmiş en doğru bir Hâkim karardır!
        1*-Amerika Birleşik Devletlerinde bir Başkan—Aynı zamanda Başbakandır da—“Ortada hiçbir belge yok iken kalkıpta:
        “Ben bu davanın başsavcısıyım. Bu davanın ucu nereye kadar giderse, Polisimiz ve Savcılarımız oraya kadar gidecekler!”Diyemez. Zira Amerika Birleşik Devletlerinde kanunlarına sıkı, sıkıya bağlı POLİS, FBİ, CİA, FEDERAL SAVCILAR, FEDERAL MAHKEMELER VE BASIN VE EGEMENLİĞİN SAHİBİ UYANIK BİR SEÇMEN KİTLESİ VARDIR! Böyle konuşan bir Başkanı önce tam teşekküllü bir ASKER HASTANESİNE  SEVKEDERLER SONRA DA DEFTERİ Kebirini yasal bir izlek sonunda dürerler. Bu beyanatı dinleyenler de:                 ”Ula Coni, bizim Başkan dellenmiş mi!”Derler VE Mısır gevreklerini de keyifle ve çıtır, çıtır yerler!
        Amerika Birleşik Devletleri Ceza Mahkemeleri JÜRİLİDİR. Yargılanmakta olan sanığın yükletilen suçun sahibi olup olmadığına JÜRİ karar verir. İddia Makamı ile Savunma Makamı, Mahkemenin Yargıcına ve Jüriye eşit mesafede ve konumdadır. İddia Makamının, Sanıkları, Tanıkları, Polisi ve Bilirkişileri sorguya çekme hakkı Savunma Makamına da tanınmıştır. Savunma makamı, dava konusu olay hakkında araştırma ve delil toplama ve bunları mahkemeye sunma ve Jüri üyelerine delillerini gösterme hakkına da sahiptir. Bunlar, bir ceza davasının bulunmazsa olmaz öğeleridirler. Bir Amerikan Mahkemesi Yargıcının duruşmaya geç gelen İddia makamı sahibini (21 saat) odasına hapsettiği de unutulmamalıdır.
        Sayın Recep Beyimiz; İskenderun’da buyurdular kim:”Mahkemeler süratle karar vermelidirler!”Bu, dış ve iç baskılar üzerine:”Aman Beyler, iş tersine dönmek üzere, meseleleri tatlıya bağlayınız!” Talimatıdır. Amerika’da hiçbir Adli, İdari ve Askeri yetkili böyle bir beyanatı uluorta ve yüksek sesle tüm dünyaya karşı veremez.
        Amerika’da; bütün dünyanın gözü önünde çalınmakta olan davula, Mahkeme Başkanı DAVUL, o Mahkemenin iki Üyesi de DÜMBELEK diyemezler!
        Amerika’da Mahkemeler elde edilen delillere göre objektif olarak karar verirler. Dünyanın hiçbir mahkemesinde de” suret dosyalar üzerine (162) Kahraman ve Masum devlet hizmetlisi yeniden, yeniden tutuklanamaz. Ve:”Yeni deliller ve kanıtlar bulunabilir”Mesajı dışarıya:”Elinizi çabuk tutun aman, ne yapıp, yaparak yeni deliler ve yeni kanıtlar yaratın! X-“TOUTE ET SAN DESSUS DESSOUS!”YA DA, Fransızcaya adapte bir Türkçe deyim ile:”X1Les affaires sont fourchetes nous fuoillons! Mantığı ile BU KAHRAMANLARIN tutukluluk hallerinin devamına karar verilemez.
        2*-Amerika’da; Anayasanın 145’inci maddesine aykırı olarak, geceyarısı Ekspresi hızı ile muhalefet partileri uyutularak, askerler aleyhine yasa çıkartılamaz.
        3*-Amerika’da Harp oyunu dosyaları benzerleri ileri sürülerek, tebligat yapmadan, şerefli insanların evleri ve iş yerleri yeni yetme polis müfrezeleriyle basılarak, karısının ve kızının çeyiz sandıkları aranamaz. Amerika’da; Amerikan Silahlı Kuvvetleri küçük ve suçlu duruma düşürecek eylemler de hiç olamaz ve dahi yapılamaz!
        4*-Amerika’da, tutuklananların başları polis elleriyle bastırılarak, hiçbir kimse polis arabasına bindirilemez. Daha fazla saymaya da gerek yok. Sayın Hâkim Mehmet karababa’nın: ”BURASI AMERİKA DEĞİLDİR! ” SÖZÜNE YÜREKTEN KATILIYORUM.
        X-X1-HERŞEY ALT, ÜST OLDU; İŞLER DE ÇATALLAŞTI TÜYELİM!

326-ŞERİAT YARGISI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;08 Ocak 2009.                                                  
                                     

ŞERİAT YARGISI”,”YARGI ŞERİATI”,
                                               ÇAĞA DÜŞMAN BİR KAFA!
“Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİ BAĞLAR.”Anayasa md.153 son fıkra.%92,7
KABUL OYU İLE!
                  Çağa ve akla düşman bir kafa,”Dostluk ve Paylaşım”, adı altında, bilgisayarıma girerek, bana çağdışı ve hiçbir esasa dayanmayan, kulaktan dolma masallar iletmiş! Yanıtlamaya bile değer bulmadığım bu masalları, hemen sildim. Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir ÇAĞDAŞ VE ATATÜRKÇÜ Dostum ısrar etti.”Bu çağdışı sayıklamaya bir yanıt vermelisin”, dedi ve sildiğim iletiyi benim adresime yeniden iletti.
                   O Beyefendinin yazısının başlığı, “YARGI ŞERİATI!” Allah! Allah dedim, Şeriatın Yargısı, Şeriat Hükümlerine göre Yargı, ŞERİ ŞERİF HÜKÜMLERİNE GÖRE YARGI OLUR.
Bu kelimelerin sözlük anlamlarına bir göz atayım dedim ve sözlükleri açtım.
                  

9 Mart 2011 Çarşamba

325- TÜRK KADINI.

OSMAN TÜRKOĞUZ

izmir;09 Mart 2011.


TÜRK KADINI!
Seni gördükçe; içimde engin denizler kaynamakta, ruhumda da çağlayanlar çağlamakta. İçimde de çiçekleri kurumuş ve umutları soldurulmuş binlerce öldürülmüş kadınımız ağlamakta.
Sen; adı sarı öküzden sonra anılan, sofradaki yeri kapıya yakın olan, tarlaya eşeklerin de arkasında yürütülen, Ulusal Kurtuluş Savaşında cephelere kağnılarla mermi taşırken, kağnının ve Öküzlerin önünde; bebesi sırtında kağnısı ile birlikte donarak kahramanlığının heykelini yaratan, bizim namus ve onurumuzu kurtaran; seni küçük düşürecek fikirler nereden gelirse gelsin,kimlere ve hangi kitaplara dayandırılırsa dayandırılsın HEPSİNİ DE REDDEDİYORUM!Önünde eğiliyorum.Lütfen bizi bağışla.
Sen çok büyüksün.

324-DOSTLARIMA VİCDANİ BİR AÇIKLAMAMADIR!

OSMAN TÜRKOĞUZ
                    osmanturkoguz@hotmail.com
                    İzmir;  09 Mart 2011

                              DOSTLARIMA VİCDANİ BİR AÇIKLAMA!

          Temel, avucuna yazmış olduğu      TEESSÜF EDERİM!” kelimesini Tursuna göstererek: ”Emekli Bir Paşa, bana bu sözü söylediği için her ihtimale garşı ve sabah garşı vurdum oni! Bu söz kötü midur? Diye sormuş!

          Bilgisayar ekranıma düşen Kırmızı bir cümle ile http://osmanturkoguz.blogspot.com/ adlı Blog sitemin, mahkeme kararı ile erişime kapatılmış olduğu haberine, az sayıda olsa da, yazı dostlarımın bir bölümünün üzülmüş olduğunu görerek bendeniz de üzülmüş ve biraz da süzülmüş durumdayım!
          Evrensel hukuk ve hak kurallarını uygulayan ve Anayasamızın 26’ncı ve dahi 27’inci maddelerine ve insan haklarına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine saygılı mahkemeyi zamanemizden kişinin anayasal hakları aleyhine karar çıkmayacağına inanmış Eski bir Türk vatandaşı olarak, ol kararı serinkanlılıkla irdelediğimde çok sevindim.
Bu mahkeme kararının beni her türlü küfürden ve düşman kazanmaktan korumak için alınmış olduğu gerçeğine vardım.
Öyle ya; elleri, dilleri ve dahi kalemleri her yere uzanan çağdışı ve ATATÜRK DÜŞMANI yobazlar, benim bu yazılar müzeme girerek bana kin bağlayabilirlerdi.
Bu karar üzerine şimdi NAH!—EL İŞARETİMLE—SİTEME GİREBİLİRLER.
S: İş bu Mahkeme Kararı ile onların da üzülmeleri önlenmiş oldu.
          3–7 Mart 2003 tarihinde oynanmış olan Harp Oyununa iştirak etmiş olanların listeden tutuklanmalarına ve 11’ici Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının muhalefet şerhine bakarak: ”Ula Osman, bizim Temel hukuk mu okumuş!” Diyorum kendi kendime!
“Maddi Unsur” yok. “Örgütlenme ve ileri safhaya hazırlık,” o da yok.
Harp oyununa iştirak edenlerin çoğu emekli olmuş. Çoğu da daha güçlü birlik komutanlıklarından sessiz ve sedasız emekli olmuş.
 Kalkışma suçunun hiçbir dayanağı da yok. Bu davaları olsa ve dahi olsa, eline ”TEESSÜF EDERİM” cümlesini yazmış olan bizim Temel açar diyorum.
Hayal bile olsa, olmamış ve olmasına da olanak bulunmayan tehlikelerden İKTİDARIMIZI ve “AÇILIMCI DEMOKRASİMİZİ” KORUYANLARA ŞÜKR EDİYORUM!
Amen! Ve dahi Âmin.

8 Mart 2011 Salı

323-SESSİZ KURBANI KESEN ÇOK OLURMUŞ!

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;08 Mart 2011.

SESSİZ KURBANI HERKES KESERMİŞ!

Nazi Almanyası’ndaki papaz Profesör Dr. Martin Niemöller’in günlüğünden:

“Öncesosyalistleritopladılar,sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar; sesimi çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar; sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler,benimiçinsesiniçıkaracak kimse kalmamıştı.”

Bu işler bizde nasıl oldu? Hatırlayanınız var midur? Sayın Bay Recep Bey; televizyonlara çıkarak :

“BU İŞİN SAVCISI BENİM!”Buyurduktan sonra; emir ve taktik gereği”Çuvallar ve dahi bavullar dolusu “EVRAK’I METRUKEYİ” MÜDDEİ HUSUSİLERE ve dahi Polislerine teslim ettirerek, onlara şükranlarını sundu.”Bu iş nereye kadar giderse oraya kadar da gidiniz! Emrini de verdilerdi!”.

Türk toplumu film seyreder gibi her anlatılan masalımsı gerçeklerle hayret ile korkuyu birlikte yaşayarak varabilmişti. Referandumda da matlup hâsıl olmuştu. Rahmetli Papaz Bilginin not defteri Türk toplumunun önüne açılmıştı. Birkaç gün önce Bilgisayarımı açtığımda ekranımı boydan boya kırmızı bir cümlenin kapladığını gördüm:”BLOG SİTENİZE, MAHKEME KARARI İLE ULAŞIM YASAĞI KONULMUŞTUR!”

Bu haber çarçabuk yayılmış.

Bana geçmiş olsun dilekleri gelmeye başladı. “Hayret! Demek ki adam yerine konulmaya başlamışım”, dedim. Bir tanıdığımla karşılaştım, yekten:

“Seni o kadar ikaz etmiştim. Olacağı buydu. Sana mı kalmış ülkeyi kurtarmak!” Dedi. Bendeniz de veriştirdim:

“Bana kalırsa sizin dedeniz de Mirliva Mustafa Kemal’e aynı aklı vermişti: Gitme Anadolu’ya, sana mı kalmış bu işler?”Demiştir. O gittikten sonra da, doğruca Osmanlı Erkânıharbiyesine giderek, Miralay Mustafa İsmet Bey’e:

“Bu Selaniklinin peşine takılıp ta Anadolu’ya gitme; yeni evlisin de!” Demiştir.

Onlar gitmeselerdi Anadolu’ya Şimdi İzmir’de kimler olacaktı?” dediğimde de:

“Bunlar hep halksızlık yapıyorlar, senin de haksızlığa uğradığına inanıyorum!”Buyurdu.

Geçmişte yaşanmış gerçek bir olayı anlatarak size cevap vereceğim. Okudunuz mu bilemiyorum. Bendeniz Sokrat’ın Müdafaasını klasiklerden ezberlemiştim. Rahmetli Sokrates, Anitos, Lykos ve Melatos adlı üç Madrabaz tarafından, gençlerin ahlakını bozuyor suçlaması ile mahkemeye verilerek idam cezası almıştı. Hücresinde ölümün için hazırlık yapılırken, Öğrencileri ve dostları ağlamaktaydılar. Rahmetli Büyük filozof Platon—Eflatun--,gözyaşlarını akıtarak:

Seni haksız yere ölüme mahkûm ettiler!” Dediğinde, yatağından doğrulan O Büyük Bilge İnsan:

“iyi ya; haklı olarak idam cezası verselerdi daha mı iyi olurdu!” Diyebilmiştir.

322-TÜRK KADINI.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;08 Mart 2011.

TÜRK KADINI!

Seni gördükçe, içimde engin denizler kaynamakta, ruhumda da çağlayanlar çağlamakta.

Sen;adı sarı öküzden sonra anılan,sofradaki yeri kapıya yakın olan,tarlaya eşeklerin de arkasında yürütülen,Ulusal Kurtuluş Savaşında cephelere kağnılarla mermi taşırken,kağnının ve Öküzlerin önünde;bebesi sırtında kağnısı ile birlikte donarak kahramanlığının heykelini yaratan,bizim namus ve onurumuzu kurtaran seni küçük düşürecek fikirler nereden gelirse gelsin HEPSİNİ DE REDDEDİYORUM!Önünde eğiliyorum.Lütfen bizi bağışla.Sen çok büyüksün.

321-KADIN-LAR-LAR-VE LAR!

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

İzmir;08 Mart 2011.

NEDEN KADIN-LAR-LAR-LAR?

Kadınlıklarını; erkeklerin hışmı ve her türlü zulüm ve işkencelere uğratılıp,”CEHENNEM EHLİ!”Oldukları da hatırlatılarak yaşattığımız İNSANLIĞIN EN BÜYÜKLERİ, BİZİM CANIMIZ KADINLARIMIZ. KÖR GÖZLERİMİZ VE SAĞIR VİCDANLARIMIZ ÖNÜNDE SİZE YAPILMAKTA OLAN HAKSIZLIKLARI DERLENMİŞ EFSANE ÖYKÜLERİNE BAĞLAYARAK GEÇİŞTİREN BİZLERİ AFFEDİNİZ. BİZLERİ DAHA BEBE İKEN; CEPHEYE TAŞIDIĞINIZ TOP MERMİLERİNİ OKŞAR GİBİ BAŞIMIZI OKŞIYAN O NASIRLI ELLERİNİZDEN ÖPERİM.

Günlük gazetelerimizde, kadın uzmanlarımızın!”kadınlar ne isterler!”Mavallarını okumakta iken;Eşim Sayın Hamret Türkoğuz,başıma dikildi ve:

“Sayın Beyim, neden KADINLAR? Kadınlar torba yasası mıdır, her maddeyi doldurasınız içine? Yoksa ucu açık Silivri suç dosyası mıdır? Tüm Kadınları ÇOĞUL EKİ ile teke indirgeyerek “KADINLAR NE İSTERLER!”Hadi canım sizdeler. Erkekleri kişilik olarak teke indiren sizlerin bu salaklıklarınız fena halde canımı sıkıyor. Bu dünya da,tek hamurdan tek ruh haline bizi neden ve niçin indirgersiniz.Cennete de her erkeğe 72 hemcinsimiz,cinselliklerini tatmin için verilecekmişiz.Kimseler de kızmasın;bu dünyada sıcak bir delik,öteki âlemde de sıcak bir delik miyiz biz!

Sayın Emine Hanım Türbanlı; Sayın Hayrünisa Hanım da Türbanlı.865 Rakımlı Tepeden geçen Hanımlarla hepisini “Kadınlar” sıfatı altına koyabilir miyiz? Bak, senden bizi irdeleyen bir seri yazı yazmanı istiyorum. AN-LA-DIN-IZMIII! Ne yapma

İzleyiciler

Blog Arşivi