13 Ocak 2017 Cuma

2147/NESİLLERE ÖĞÜTLER.


TC.                                                                                                            OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                          osmanturkoguz@gmail.com                                                                        TV.İZMİR,13Ocak2017.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

                               NESİLLERE ÖĞÜTLER!

            “Öğretmenler; Cumhuriyet sizlerden, Fikri hür, Vicdanı hür, İrfan’ı hür,   gençler yetiştirmenizi ister.”Mareşal Gazi Mustafa Kemal. ATATÜRK GENÇLERİNE.

                        “ZAMANEGENÇLERİNE1”                                                                                                                                                                                                                        ”ÇAĞADÜŞMANGENÇLER.                                                                                                                                                            DEDENİN KAYIĞI VARDIYSA, SEN TİCARET FİLOSU KUR YAVRUM.

                        Ali Ekrem Bolayır.(1867/1937).

            Ey benim şiveli postal yavrum;

            Benden en doğru sözü al yavrum:

            Şimdi dünya “pozitif,”dünyadır,

            Kendine yapmalıdır mal yavrum.

            Her ne suretle nasıl olsa hemen

            Ne kadar kabilse çal yavrum!

            Rüzela gel der ise koş durma,

            Sonra git derler ise kal yavrum.

            Nerde Çirkâb’ı rezalet görsen,

            Umku nâpakına dal yavrum.

            İnsanlık taslayarak bok yersen,

            Yuttururlar sana kangal yavrum.

            İftira membaına sok elini,

            Herkesin çehresine çal yavrum.

           Böyle ol yoksa bugün âlemde,

            Ya iş et kendine jurnalcılığı,

            Yahut işler sana jurnal yavrum.”                                                                                     

            Olamazsın bile hamal yavrum.”Hilmi Yücebaş, Hiciv ve Mizah Antolojisi.

           

           

           

2146/MECLİSTE BESİLİKÖPEKMİŞ GARİ*


   TC.                                                                                                                                            OSMAN         TÜRKOĞUZ                                                                                                                                                                                    OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                              
     osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                  TV.İZMİR;13 Ocak 2017.

 EFENDİLERİNİN EMRİNE UYANLAR,BATAKTAN ÇIKAMAZLAR.

         TÜRKİYE BÜYÜK MİLLETVEKİLLERİ MECLİSİNDEKİ KEPAZELİKLERİ GÖRÜNCE,BİR YAZI İLE ÜÇ ŞİİRİ HATIRLADIM:

         MS.12’inci yüzyılda yaşamış Ünlü Acem Şairi Ömer Hayâm:

         “Bir Rint gördüm, binmiş Dünya denen KIR-AT’A,

         Aldırmıyor Dine, İslama, Şeriata;

         Ne hak dinliyor, ne hakikat, ne mârifet,

         Gelmiş mi böylesi Kahraman kainata?!”

         Büyük Fransız yazarı Victor Hugo da, Napolyonların yönetimini hicvettiği için 18 sene Manş denizindeki bir adada sürgün hayatı yaşamış,bu yaşantısını da:”SÜRGÜN HER YERDE YALINIZDIR-L’EXİLE PAR TOUTE EST SEUL-Dizesiyle dile getirmişti.1802 Besançon-1885Paris/.Napolyon Saint Helen’de sürgünde ölmüş;Üçüncü Napolyon da,Sedan yenilgisinden sonra, İngiltere’de ameliyat masasında kalmıştır..

         “Afiyet olsun Beyler!

         Faziletli Nâzırlar!

         Müstakim Müşavirler,

         Hizmet bu mu?!

         İftihar edin yağma ettiniz şu ekmek kapısını,

         Demek utanmanız yok, küçük bir sızı

         Duymuyor yüreğiniz! Hem de tam zamanında,

         Can çekişen şu yurdun en acıklı ânında.

         Burada güttüğünüz biricik gaye demek

         Cebinizi doldurmak, sonra da kaçıvermek!

         Şu ölen memleketi kabrinde yakalayıp,

         Soyan Nebbaş takımı, artık uyanın ayıp.”NEBBAŞ=ÖLÜ SİKİCİ.

         Sonra da aklıma Rahmetli Neyzen Tevfik geldi:

         “Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;

         Kimi alçak, kimi Hırsız, kimi deyyus dediler.

         Künyeni almak için Partiye ettim telefon:

         Bizdeki kayda göre şimdi O BESİLİ BİR KÖPEKTİR, dediler.”NOT:Mecliste Mebuslar biri birini ısırmışlar da?!Hilmi Yücebaş, Hiciv ve Mizah Antolojisi.

11 Ocak 2017 Çarşamba

2145/İBRAHİM DİNİ MASALI?


           TC                                                                                                                                 OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                                            osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                 
TV.İZMİR
;11 Ocak 2017.

           Yekten önüme çıkan bir Zerzevat:”Hz. İbrahim ilk İslam peygamberidir.Aksini yazıp ta günaha girme,tövbe et?!Buyurdu.Hani İslamın peygamberi Muhammet idi?Deyince de”Allahın ilk dini Müslümanlıktı*”Buyurdu.O zaman,TEVRAT/39 KİTAP/İNCİLLER,KANONİK İNCİLLER ALTI ADET/KURAN’I KERİM VE SABİİLİLK NASIL ALLAHIN DİNLERİ OLUYOR?”Günaha girmemek için fazla karıştırma,Din inanç işidir?”Buyurunca,APTAL OLMAKTANSA GÜNAHKÂR OLURUM,dedim ve yoluma devam ettim.            Hz.Efraim/İbrahim/Mısır’a göçen AKAT dinine mensup bir PAGANDIR. Hz.Muhammet, Kuranın İkinci BAKARA suresinin 62’inci MAİDE suresinin de 69’uncu maddesinde es-Sabi’un-es-Sabi’in adıyla bu dini de kitaplı dinlerden saymıştır. Çünkü Muhammet te eski bir SABİİ idi. BAKARA/İNEK/SURESİ:62’İNCİ AYET.”Şüphesiz ki; âmenû olanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler, bunlardan her kim, Allah’a ve yevm’il âhire inanır ve ıslah edici ameller işlerse (nefsini tezkiye ederse), bu durumda onların mükâfatları Rab’lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”

                                                (5/MÂİDE-69: İman edenlerle Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.)”

                                               (22/HACC-17:” Gerçekten inananlar, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirk koşanlar; şüphesiz Tanrı, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Tanrı her şeyin üzerinde şahid olandır.)”                                                                                     

                                         Muhammed de, İlk Zamanlar “Sabii” Diye Tanınıyordu

                                        Buhari ve Müslim’in “e’s-Sahih”lerinde de yer alan, Muhammed’in ilk zamanlarda, Sabii diye tanındığını açıklayan hadis anlatımlarına, aktarmalarına tanık oluyoruz. İşte bir-iki örnek:

                                        “(Peygamberin arkadaşlarından iki kişi bir kadınla konuşuyorlar):

                                        - ‘Haydi, yürü gidelim!’ Dediler.
– ‘Nereye?’ Diye sordu kadın.
– Tanrı’nın Elçisi’ne diye karşılık verdiler.
– Haa şu kendisine “Sabii” denen kimseye mi? Diye sordu kadın.
– Evet, işte o senin söylediğin kimseye diye karşılık verdiler.” (Buhari,   e’s-Sahih, Kitabu’t Teyemmüm/6, c.1, s.89)

                                        Bir örnek daha:

                                        “Dedim ki: ‘Şimdi sen bana izin ver de ben gidip şu adama (Muhammed’e) bir bakayım’ dedi. (Ebu Zerr) Ve anlattı: ‘Mekke’ye gittim. Halkından güçsüz bulup gözüme kestirdiğim bir kişiye yanaşıp, ‘Şu sizin Sabii diye çağırdığınız kimse nerede?’ Diye sordum. O kişi beni halkına işaretle göstererek, ‘İşte bir Sabii (daha)!’ Dedi. Bunun üzerine, vadi halkı, kesek ve kemiklerle üzerime üşüştü.”(Müslim, e’s-Sahih, Kitabu Fedaili’s-Sahabe/132, hadis no.2473, c.2, s.1919-1920).Turhan Dursun.                                                                                                                                                                                                                                                         Sabilik ile Müslümanlığı Karşılaştıralım:

                                        –abdestiyle, boy abdestiyle taharet var.
– Sabiilikte de bu var.
– Müslümanlıkta vakitleriyle namaz var. Beş vakit.
– Sabiilikte de bu var. Aynı saatlerde, üçü farz altı vakit.
– Müslümanlıktaki namazlar, cenaze namazının dışında, rükûlu, secdelidir, rekâtlar vardır.
– Sabiilikteki namazlar da böyledir.
– Müslümanlıktaki namazlardan cenaze namazı, dua sayıldığı için rükûsuz ve secdesizdir.
– Sabiilikte de cenaze namazı böyledir.
– Müslümanlıkta oruç vardır.
– Sabiilikte de vardır.
– Müslümanlıkta farz oruçlar bir aydır. Bu ay da kimi zaman 29,kimi zaman 30 gün çeker.
– Sabiilikte de böyledir.
– Müslümanlıkta farz oruçlarının yanında, isteğe bağlı ve nafile adı verilen oruçlar vardır.
– Sabiilikte de böyledir.
– Müslümanlıkta “fıtr bayramı” adı verilen “ramazan bayramı” vardır.
– Sabiilikte de bu ad ve nitelikte bayram vardır.
– Müslümanlıkta kurban vardır.
– Sabiilikte de vardır.
– Müslümanlıkta hac vardır.
– Sabiilikte de vardır.
– Müslümanlıkta Kâbe, Tanrının evidir ve kutsaldır.
– Sabiilikte de böyledir.
– Müslümanlıkta ibadet için tapınaklar vardır.
– Sabiilikte de…
– Müslümanlıkta kutsal kitap vardır.
– Sabiilikte de…
– Müslümanlıkta peygamber, peygamberler vardır.
– Sabiilikte de…

                                        Ve böyle gider. Bütün bunların kanıtlarını ileride ve raporun sonundaki belgelerde bulacaksınız.

                                  Tıpkı Güneş ve Ay Kültlerinde(Sabiilikte) Olduğu Gibi ibadetlere Güneşe, Aya Ayarlıdır…

                                        Dikkat edilmeli: Güneş bir yere geldiğinde bir namaz, bir başka yere geldiğinde bir başka namaz, doğması yaklaştığında bir namaz, battığında bir başka namaz kılınır. Oruç da, güneş ışınları yokken (tanyeri ağarmadan önce) tutulur, güneş batınca bozulur. Yine oruç, hadisteki buyruğa göre,”Ay görülünce(ramazanın başında) başlar, ay görülünce (izleyen ayın başında) bitirilir (bayram edilir).”. Ay 29 çekerse ramazan orucu 29, ay 30 çekerse ramazan orucu 30 gün olarak tutulur.

                                        Güneş ve ay kültlerinde (Sabiilikte) de bu ibadetler böyledir, güneşe ve aya göre düzenlenmiştir. Bu da, İslam’daki ibadetlerin nereden kaynaklandığını çok açık biçimde ortaya koyan kanıtlardandır.

                                        Şu ayete bakın:

                                        Güneşin Kaymaya-Kıpırdamaya Başlaması Zamanı ve Nedeniyle Namaza Başla”

                                        Bu ayette Diyanet’in resmi çevirisinde, biraz eksik, biraz da yanlış olarak şu anlam verilir:

                                        “Güneşin batıya yönelmesinden, gecenin karanlığına kadar namaz kıl. Sabah vakti de namaz kıl. Zira sabah namazı, görülmesi gerekli bir namazdır.”(İsra Suresi, ayet 78).

                                        Bu ayetin başına, daha doğru olarak şu anlamı vermek gerekir:

                                        “Güneşin kayma-kıpırdama zamanında ve bu nedenle namaz kıl ve gecenin karanlığına değin (vakit vakit) sürdür…”

                                        , bir “dülukü’ş-şems” deyimi geçiyor. Bunun anlamı, “güneşin kıpırdaması (delk’ten) ve Kayması”dır. Bu deyimin başında da bir “li” yer alıyor. Bu “lam” ile “vakit” ve “neden” bildirilir. Dolayısıyla, bu lam için Kur’an yorumcuları ve dilbilimcileri “sebep lamı”,”vakit lamı” derler. Yani bu “lam” ile “vakit” ve “neden” bildirilir. Dolayısıyla, bu “lam”dan, namazların, hangi zaman ve hangi nedenle kılınacağı bildiriliyor. Fıkıhta da bu hüküm çıkarılır. F.Razi, bu ayet nedeniyle, “Üçüncü Mes’ele” anlamındaki başlık altında şu bilgiyi veriyor;

                                        “Vahidi şöyle diyor: Li düluki’ş-şemsi’deki lam, ecl ve sebep (neden) lamıdır. Bu böyledir çünkü namaz güneşin kaymasıyla vacib (farz) olur. Öyleyse namaz kılana, namazı yerine getirmesi, güneşin kaymaya başlaması nedeniyle gerekli (farz) olmuştur.”(F.Razi,E’t-Tefsirü’l-Kebir,21/26)

                                                        Her şey çok açık değil mi?

                                        Demek ki temel İslam kaynakları da, namazın güneşin kıpırdamasına-kaymaya başlamasına bağlı olarak insanlara buyrulduğunu kabul ediyor. Güneş Kültü’nün, yani Güneş Tapımı’nın bunda rol oynamadığı söylenebilir mi?”Tahsin MAYATEPEK’İN ATATÜRK’E yazdığı rapor. Turhan Dursun.

                                 Tek Tanrılı dinlerin kurucusu Mısır Firavunu ANEKNETHON(AMENOFİS IV, İKHNATHON) soyut bir tanrı düşünmüş:”Her şeyi bilen, her şeyi gören ve her şeyi yaratan bir tanrı!”Demiş, bu tanrıyı da parlak ışıkla, Güneşle sembolize etmiş. Ve eski inançlara ait ne varsa silip te atmış. Eski din adamı rahipler, vergi vermedikleri gibi, tapınaklara sunulanları da iç edip, çok geniş olan arazilerinin gelirleriyle de güçlenmişler. Rahiplik, babadan oğula geçiyormuş.
Muska ve büyü satıyorlar, kurmuş oldukları tarikatlarla da insanların iliklerini sömürüyorlardı.“İmparatorluk dualarımız üzerine kuruldu!” Diye de dualar uydurup, iki cihan mutluluğunu bir arada yaşıyorlardı. Hıristiyan’lık’taki Endelüjans, cennetten tapulu arazi satmanın kökeni de buradan çıkmış olsa gerek!
“DÜNYA VE DEVLET DUA ÜZERİNDE DURUR!” Öyle ise; yıkılan devletler, Yüce yaratanımıza bunca yakarışa karşın neden yıkıldılar!
Anekneton, tüm bunları, dinin politikaya ve ticarete alet edilmesini yasaklamıştı. Yahudilikten diğer dinlere de geçmiş olan şu duayı da bizzat yazmıştı:
Aton yeni dinin tanrısının adıdır, Aton, hayatın başlangıcı
Kadınlardaki hücrenin yaratıcısı
Erkeklerdeki tohumun “Ey! Yaşayan aratıcısı
Yaptığı her şeyi canlandırmak için
Onlara nefes veren!
Senin eserlerin kaç türlü!
Bizlerden hepsi gizli,
Ey tek tanrı…
Senin gücün kimsede bulunmaz,
Her şeyin yükseklerde,
Hepsi kanatlarla uçar,
Onlara gerekeni sen verirsin,
Eserlerin ne kadar muhteşem,
Ey sonsuzluğun tanrısı!
Yabancılar için gökyüzünde bir Nil var,
Ve bütün milletlerin hayvanları için.
Aydınlatarak, parlayarak, uzaklara gidip dönerek,
Milyonlarca şey yaratırsın,
Sadece kendi kendine,
Mısır gibi yabancı memleketler yarattın,
Herkesi yerine yerleştirdin.
Herkes başka dil bilir;
Vücutları ve renkleri ayrıdır,
İnsanlarla insanları ayırdın çünkü sen…
Seni tanıyan yoktur,
Oğlun İknaton’dan başka,
Sen O’NA akıl verdin,
Kendi planın ve kendi gücünle.”
Bu şiir Musevilerde ilahi olarak okunmaktadır!                                                      İkhnaton ve karısı Nefertiti ölünce Firavun olan General Harmhat, yeni dini silip attı. Roma İmparatorluğunu, devlet gibi örgütlemiş olan Hıristiyanlık yıkmış, Osmanlı İmparatorluğunu da, kişisel çıkarlarını dine monte eden hırs, tamah, cehalet ve sahipsizlik yıkmıştır.                                                 İnsanlar, asırlarca önce yapılmış olan büyük ve görkemli yapılara bakarak o devrin uygarlığından söz etmeye bayılır.”Vay canına, bu görkemli piramitleri yapanlar insanlığa bundan güzel armağan bırakamazdı!”Diye de hüküm yürütürler. Uygarlık taş binalar, barajlar ve köprüler yapmak mıdır? Mısır’da aklımda kaldığına göre (108) adet piramit bulunmaktadır. Gize piramitleri adıyla anılan üç piramitten Kefren Piramidinin yapımında(1.000.000) insanın ölmüş olduğu hesaplanmaktadır. Bunun yanında, piramit yapımının masraflarına yardım için,
KEOPS’UN KIZINI GENEL KADIN OLARAK PAZARLAMIŞ OLDUĞU DA SÖYLENMEKTEDİR. Bu tanrı sayılan, hükümdar olan ve başrahip kabul edilen bir makamın da Sahibi’nin kızının Genelevine sermaye olması ve değer mi bunca insanın ölmesine bu taş yığınları?
Maksim Gorki’nin Jozef Stalin tarafından öldürüldüğünü Kanada’ya sığınan bir Rus Kurmay Yarbayı açıklamıştı. Öldürülme nedeni de komünizmden soğumasıymış. Neden mi komünizmden soğumuş? Anlatayım; Maksim Gorki, soğuk bir kış günü, kürkler içinde emrine verilen lüks siyah arabadan iner ve dünyanın en büyük barajını seyre koyulur. Görmüş olduğu manzara karşısında göğüsleri kabarır:”İşte bu baraj komünizmin eseri!” Diye söylenir. Arkasında bir şıpırtı duyar, döner bakar ve yıkılır. Açlıktan karınları şiş ve çıplak sayılacak Beş-Altı çocuk lüks arabasına bakmaktadır.“Bu kimin eseri!” diye söylenir. Yanıtını kendisi verir:“Evet, bu yalınayak ve açlıktan karınları şiş zavallı insan yavruları da komünizmin ve bu barajın eseridir’”Der ve yıkılır. Kıymet ve en büyük En büyük eser insandır. Bir düşünce ve bir eylem insana ne vermiştir? Değer ölçüsü bu olmalıdır.
Dünyada, DİN DE; HUKUK TA; ÖRF TE; MODA DA AHLAK TA; DEVLET TE, HÜKÜMET TE İNSAN İÇİNDİR. Bu sosyal düzen kuralları insana ne vermiştir? İnsanları mutlu mu etmiştir, yoksa mutsuz mu etmiştir. Benim ölçüm budur arkadaşlarım. Bu zamana kadar tüm din sahipleri,”İNSANLAR DİN İÇİNDİR’İ” Kullanmışlardır. Böyle olunca da; din, diğer sosyal düzen kurallarını boyunduruğu altına almıştır. Aslında çıkarcı din adamları bu işi yapmıştır ya!
Tüm bunları çok iyi değerlendiren Mareşal Gazi Mustafa Kemal, bunlardan çok iyi bir ders çıkarmıştır:
ki ulusu gerileten, tutsaklaştıran, çürüten kötülükler hep din örtüsü altındaki Geriliklerden, bayağılıklardan ve alçaklıklardan gelmiştir. Onlar, her türlü davranışları dinle karıştırırlar.”
“Efendiler ve ey millet! Biliniz ki; Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ve mezhepler memleketi“Bizi yanlış yola sürükleyen kötüler, çoğu zaman din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz; görürsünüz olamaz. En doğru tarikat, uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve istencini yapmak, insan olmak için şarttır.”
Birtakım şeyhlerin, “dedelerin, seyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen üfürükçülere, muskacılara ve falcılara, büyücülere talih ve hayatlarını emanet eden insanlardan oluşan bir kitleye, uygar bir ulus gözüyle bakılabilir mi?”
Mısır’da köle olarak taşkıran Yahudilerin dikkatlerini çeken şey; halkı sömürerek lüks içersinde yaşayan Rahipler olmuştur. Tevrat’a da bu yansıtılmıştır:”Binbaşılar ganimet altın ve gümüşleri Hahamlara sundular!”Bazıları kızacaklar amma, sekizinci surenin 1 ve 41’inci ayetlerini okusunlar. Doyurulmaya ve güdülmeye muhtaç olan aç köleler kolayca Musa’nın peşine takılmışlardır. Günümüzde de Mısırlı rahiplerinin din anlayışları politikacılarımızda geri gelmiştir.
Ülkemizin başına ne gelmişse seçimle gelmiş olan sığ politikacılardan gelmiştir: Bakınız Sayın Recep Bey, neler söylemişler:
“Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer!”
“Kemalizm’in yeniden yoktur kendini üretmesi söz konusu değildir. BİZİM İÇİN EN ÜST BELİRLEYİCİ, İSLAM’IN ETKİLERİDİR. HER ŞEY ONA GÖRE BELİRLENİR!”
180 SENE Selçuklu,623 sene Osmanlı yönetiminde yapılmış olan cami sayısı 20.000olup,bunun 13.000 tanesi sınırlarımız dışında kalmıştır. Cumhuriyetimizin (75) yıllık sürecinde kaç adet cami yapılmıştır.
Beş ilimizin okul, cami ve Kuran kursu sayısı:
KONYA: Cami sayısı 2664,İlkokul sayısı1248,Ortaokul sayısı 377,Genel lise sayısı 109, Meslek lisesi sayısı 105,Kuran kursu sayısı 418.,
ANKARA: Cami sayısı 2520,İlkokul sayısı 1172,Ortaokul sayısı 600,Genel lise sayısı 169, Meslek Lisesi sayısı 149,Kuran kursu sayısı 348.
SAMSUN: Cami sayısı 2425,İlkokul sayısı 1489,Ortaokul sayısı 161,genel lise sayısı 42,meslek lisesi sayısı 44, sayısı 1489,Ortaokul sayısı 827,Genel lise sayısı 3321,Meslek Lisesi sayısı 203,Kuran kursu sayısı 372.
KASTAMONU: Cami sayısı 2282, İlkokul sayısı 989, Ortaokul sayısı 81, Genel Lise sayısı 26, meslek lisesi sayısı 28, Kuran kursu sayısı 66.
Şimdi şöyle bağırıyorum: Ey! Mareşal Gazi Mustafa Kemal’i küfürle yadedenler! Tanrımız niçin O’NA yardım etti! DÂHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLARI DA BEDBAHT ETTİ? EY!Çağdışçılarımız;ona,buna ve şuna
Kuran kursu sayısı 276.
İSTANBUL: Cami sayısı 2330,İlkokul güvenerek zaman ırmağını geriye doğru akıtamazsınız!İlerlemenin ve Çağdaşlaşmanın önüne de yıkılmayacak setler kurmanız da mümkün değildir.Kin ile Kine varıldığını  da hiç aklınızdan çıkarmamalısınız….                                                                                                                                                                                                                                                           Sâbilik ve Oruç.

                                         İbrahim Peygamber, yıldızı görür, yıldıza , “Tanrım” der; Ay’ı görür, Ay’a “Tanrım” der. Güneş’i görür, Güneş’e “Tanrım,” der. Bu gökcisimlerinden Güneş’i daha büyük ve daha parlak görünce, “İşte Tanrım budur, bu daha büyüktür,” diye konuşur. Ne var ki, “Tanrı” dedikleri batınca, onlara “Tanrı” demekten vazgeçer. İbrahim Peygamber önce yıldızdan, sonra Ay’dan en sonunda da Güneş’ten vazgeçer. ( En’am Suresi’nin 76, 77 ve 78) Hz. İbrahim’in “Tanrı” arayışını Kur’an ayetlerinden aktararak vermektedir. Sonunda da “Güneş’ten vazgeçer.  “ Ben, her dinden geçip yalnız hakka eğilerek yüzümü o gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim;” dedi. Ayetlerden de anlaşılacağı gibi Hz. İbrahim’in Rabbini araması, gerçek yaratıcıyı bulmasıyla son bulmuştur.

                                          “İbrahim Peygamber’i Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar paylaşamaz. Ali İmran Suresi, O’nun için “hanif” ve “Müslim”di der. İbn Nedim’in ünlü “El Fihrist” adlı eserinde “Hanifler” şöyle tanıtılır:“Hanifler, İbrahimci (el İbrahimmiye) Sabiilerin ta kendileridir.(s.32)”   İslam’ın, Yüce Allah tarafından gönderilen dinlerin bir devamı olduğu, Âdem’den (a.s) beri gönderilen peygamberlerin hep birbirini desteklediğini azıcık İslami bilgisi olan herkes bilir.

                                          “Abdest, namaz, cenaze namazı, fıtr bayramı, kurban, hac, Kâbe’nin kutsallığı gibi inançların hepsi, yıldızlara ve Güneşe tapan Sabiilik’te var.” Der  Turhan Dursun.

                                        “ Ramazan ayında Müslümanların tuttuğu oruç da Sabiilik’ten geliyor. Müslümanlıkta, “farz” oruçlar bir aydır. Bu ay da kimi zaman 29, kimi zaman 30 gün çeker. Sabiilik’te de aynen böyle.” Der yazar. Sâbiîlikte oruç var Müslümanlıktaki oruç ta oradan gelmiştir. “E Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte de oruç var onlardan gelmiştir,” demesi daha mantıklı olmaz mıydı peki? Hem Yahudilik, sâbiîlikten daha önce gelmiştir. Nitekim Yüce Allah: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”  (Bakara 183) buyurur. Oruç Hz. Âdem’den beri ola gelen bir ibadettir. Yazar “el-fihrist”teki sâbiîlikle ilgili bir bilgiyi alarak istediği gibi evirip çevireceğini sanıyor. Sâbiîlik’te 9 Aralık’ta başlayan ve 9 gün devam eden bir oruç varmış, bu İslam da yok şimdi ne yapacağız. Hz. Peygamberin tuttuğu ve tavsiye ettiği Pazartesi, Perşembe orucu var, her kameri ayın 13–14–15 inde tuttuğu oruç var, aşure orucu var recep ve şaban aylarında tavsiye edilen oruçlar var ama sâbiîlikteki 9 günlük, 7 günlük, 16–17 günlük oruç yok ne olacak şimdi Turan’ın teorisi suya düştü. Şimdi de sâbiîlikteki orucun nasıl bir ibadet olduğunu görelim:

                                         “ Bilindiği gibi, Kâbe bir Güneş tapınağı olarak yapılıp kullanılmıştı.” İslam’ın yapısını oluşturan inanç ve ibadet biçimlerinin tümüne yakını “güneşe tapma” ağırlıklı Sabiilik’ten kaynaklandı.” Kâbe’nin güneş tapınağı olarak yapıldığı ve kullanıldığı bilgisine nereden ulaşabiliyor?!KÂBE,Kybele dininin dikdörtgen biçimli bir tapınağıdır.Arap anlatımına göre, meleklerin yardımıyla Hz. Adem tarafından yapılmıştır.daha sonra da Hz. İbrahim tarafından yeniden yapılmıştır.10x11x13metreboyutundadır.KİBELDEN dönüştürülerek KÂBE VE KIBLE olmuştur.Suriye’de KİBELE’YE halen LAT denilmekte,oğlu—sevgilisi Attis/Adonis/te hâla anılmaktadır.Dinlerin kökeni Anatanrıça KİBELE’YE dayanmaktadır,o tüm uluslar için Toprak ve Bereket Tanrıçasıdır.Kökeni de Anadolu’dur.Her ulusta başka,başka adlarla anılırdı:KİBELE,KUBABA,KYBEBE,HEPAT,ARTEMİS,ARİANNA, GİRİTTE REA VE SÜMERLER’DE MASİANNA,ROMA’DA DA VENÜS olarak anılmaktaydı.Sözün özü:Göbeklitepe insan olunun yaratmış olduğu görkemli bir eserdir.Efraim’in/İbrahim’in/ de Müslümanlıkla ilgisi islama bir kök arama kaygısının eseridir.

 

 

10 Ocak 2017 Salı

2144/YENİ SEVİRCİLERE ARMAĞANIMDIR GARİ.


          TC.                                                                                                                                                                                  osmanturkoguz@gmail.com                                                                                              TV.İMİR;10 OCAK 2017.

             “DONANIR OL MECLİS HURİŞAN OLUR.”

             KÖROĞLU AYAKLANMASI, A.HAYDAR AVCI.

             “Haçan bir Mecliste bir cahil olsa,

             O Meclisin halkı perişan olu r.

             Orta yerde bir kahraman bulunsa,

             Donanır o Meclis hurişan olur.

             Sağsak bülbül olsa yakışmaz güle,

             Meğer bir eskici bezirgân ola.

             Nekesin eline beş para gele,

             Mühür bende deyu Süleyman olur.

             N’olsa namus terazide tartılsa,

             Adet olsa parasıyla satılsa

             Kırk derviş içine bir yiğit dalsa,

             Karışır kavuklar toz, duman olur.

             Viraneyi bekler divane naçar,

             Serçenin gönlünden Şahinlik geçer,

             Muhannet kavgayı görünce kaçar,

             Gider tenhalarda kahraman olur.

             Mert olan kurulmaz aslan avlasa,

             Namert zapt olunmaz tosbağa tutsa,

             Sakın Sarı bir gebe keklik alsa,

             Çıkar yüce dağa Balaban olur.

             Koç Köroğlu der ki korkmazım mertten,

             Tilki der aslanı kaldırsam yurttan,

             Bir keçi selamet kurtulsa kurttan,
             Bakar boynuzuna gergedan gelir. S.195

8 Ocak 2017 Pazar

2143/MASALLARI DİN RİYE ANLATMANIZ MÜMKÜNDÜR.


            TC

OSMANTÜRKOĞUZ                                                                        osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                               TV.İZMİR;09OCAK2017.

            MASALLARI DİN OLARAK ANLATMANIZ MÜMKÜNDÜR,

                        BİLİMİN GERÇEKLERİ ŞEYİNİZE BATAR?!

            URFA Şehir merkezinin 15 kilometre kuzeyinde bulunan Göbeklitepe Höyüğünde yapılan bir kazıda,11.000 senelik bir yerleşim yeri ve EN ESKİ MABEDİ ortaya çıkartılarak tarihin en eski yerleşim yeri ve MABEDİ olarak ilan edilmiştir. Harran, İkekyolunun güneyine düşmektedir. 

        Bizim kendinden menkul tarihçi dincilerimiz,Hz.İbrahimin yaptığı savunulan Kâbe’yi tarihin en eski mabedi olarak ilan ettikten sonra,yeni bir masal daha ileri sürmüşlerdir: GÖBEKLİTEPE HZ.İBRAHİMİN “YIKTIĞI PUTLARIN DİYARIDIR?!”TEVRAT’I okuyanlar çok iyi bilirler ki Abraham denilen bu Sümerli, Karısı Sare’yi  kız kardeşim diyerek pazarlayan bir kadın satıcısıdır.Bin çobanlı koyun sürüsüne sahip olan İbiram’a,oğlu İsmail’i kurban etmemesi için  onun Allahı tarafından,gökten,gözleri ve ayakları bağlı bir koç indirilmişmiş?!O kadar yükseklikten yere düşen koç neden patlamamıştır acaba?!  Hani ,Allah  MEKANDAN MÜNEZZEHTİ?!                                                                                                                               

        İbrahim, MÖ:2000’li yıllarda, Mezopotamya’nın Ur şehrinde, Abram adını alarak dünyaya gelir. ABRAHAM, ABROHOM, AVRUHOM olarak ta bilinir. ABRAHAM; TÜM ULUSLARIN BABASI anlamındadır. Ur şehrinin, su an Türkiye’nin şehri olan Urfa’yla alakası yoktur. Ur şehri bir Sumer şehridir ve Irak sınırları içerisindedir. İbrahim daha sonra “Haran”a (Carrhae) geçer. Tevrat’ta Haran’dan hem bir yer, hem de bir kişi olarak bahsedilir. Tanrı İbrahim’e “sana göstereceğim topraklara git,” diyene kadar burada yasayan İbrahim, daha sonra takipçileriyle bu vadedilen topraklar olan “Canaan ‘a” geçer. (Tevrat’a Göre bu geçişi yaptığında İbrahim’in yaşı 75’tir.)

        Bir kuraklık/kitlik sonucu yasadığı yerden ayrılıp Mısır’a göç etmek zorunda kalan İbrahim, karisi Sare’nin (Sarah) güzelliği başını belaya sokabilir ve güvenliği tehlikeye girebilir diye düşünerek karısından Firavun’a kendisinin karısı değil de kız kardesi olduğunu söylemesini ister. Tevrat’a göre, o tarihlerde, bir kadın, bir erkekle evlendiği zaman, erkeğin babasının da kızı kabul edilir. Bu durumda İbrahim’in babasının kızı olan SARE.  Sare’nin güzelliğinden etkilenen Firavun (hangi firavun olduğu maalesef bilinmiyor) hemen Sare’yi Harem’e aldırır. Sonra Firavun Ibrahim’in ve Sare’nin tavırlarından şüphelenip İbrahim’i sorguladığında gerçek ortaya çıkar ve Firavun İbrahim ve Sare’yi Mısır’dan kovar….”MISIR’IN  Firavunlar tarihinde 27 Firavun sülalesi geçtiği halde,bizim İslamcılarımız karısı Müslüman olan bir tek Firavundan söz etmektedirler.Ebu Varaka’nın Muhammed’e anlattıkları İslam dinine bu tarzda yansıtılmıştır.Tek Firavun ve 108 Firavun mezarı Pıramit?!KEOPS,KEFREN.MİKERİNOS olarak bilir bizim tarihçilerimiz gari?

        “Tanrı’dan gelen söz üzerine İbrahim ile Sare yasadıkları yer olan Mamre’den ayrılıp Abimelech’in hükümdarlık yaptığı Gerar’a (su anda İsrail’in güneyine düsen bir yerleşim yeri) geçerler. İbrahim burada Sare’nin (veya kendisinin) zarar görmemesi için(!) yine ayni hüllesini, yani Sare’nin kız kardesi olduğu yalanını tekrarlar. Abimelech, Sare’nin güzelliğinden etkilenir ve hemen onunla evlenmek ister. Ama Tanrı, Abimelech’e rüyasında Sare’nin aslında Ibrahim’in karısı olduğunu bildirir?!”Not:Tanrı,neden Firavun’a gerçeği bildirmemiş,Tanrının yaptığı suç ve dahi ayıp değil midir arkadaşlarım?!

 

 

 

i

 

İzleyiciler

Blog Arşivi