17 Mayıs 2016 Salı

2102/ALLAH KELİMESİ VE 19 RAKAMI!


                       TC.                                                                                                                                OSMAN TÜRKOĞUZ
   osmanturkoguz@gmail.com

        TV. İzmir; 25 Mart 2012.  TEKRAR:17 Mayıs 2016.               

ALLAH KELİMESİ VE 19 RAKAMI!

“İnsan Tanrı’ya ne denli muhtaçsa, Tanrı da insana o denli muhtaçtır; zira dünya yüzünde Tanrı’yı algılayan tek varlık insandır!” Muhittin Arabî

“Dünyayı aradan kaldırırsanız gece ve gündüz farkı kalktığı gibi; Tanrı ve Kul farkı da ortadan kalkar!” Muhittin Arabî, Hikmetlerin Özü. Fusüsu’l Hikem.

Allah kelimesi Arapça olmayıp, İLOH, ELOH, İLAH ve ine zel demeç?!x olarak kullanıldığı söylenmektedir. Müslümanlıktan önce de Güney Arabistan’daki küçük bir Arap kabilesinin putunun adının da ALLAH olduğunu bilmekteyiz.

Türkçemizde ÇALAP ve Tengri’de Tanrı olarak kullanılmıştır.” Gönül Çalabın tahtı!” Yalvaç ta Peygamber demektir. Ostüzü.

Recep Bey,Allah’a inanır amma Allah’a güvenmez?!Sayın Emine Erdoğan.Bir İngiliz gazetecisine özel beyanat?!

      İnsanoğulları maymunsuluktan çıktığı mağara kovuklarında, doğal olayların korkusunu hayvani bir alışkanlıkla karşılamaktan kurtularak, nedenselliğini aramaya başlamışlardır. Onlar, sürüler halinde dolaşan av hayvanlarını, mağara grupları ile avlamaktaydılar. Hayvanların ve durup, dururken tüm canlıların ve insanların ölümleri, ormanların kendiliğinden yanmaları, yıldırımların düşmeleri, şimşeklerin çakmaları, dev gibi ağaçların rüzgâr tarafından devrilmeleri onları metafiziğe sevk etmişti. Görünmez güçlerin varlığına inanmışlardı. Yangınları, yıldırımları ve su baskınlarını önleyebilmek için bu görünmez gizli güç sahiplerine adaklar adamak ve kurbanlar kesmek fikri, insanlara kendi kurtuluşları için, egemen olmuştu.

En kıymetli şeyleri olan insanları kurban etmek.

Aztekler, her sene 20.000 tutsak erkeğin göğüslerini keskin granit bıçaklarla açarak kalplerini çıkartarak Tüylü Yılan Quatzequatıl’a kurban ederlerdi.

İnsanlarda doğaüstü güçlere korkmak egemendi.

Müslüman olduktan sonra bile; Mısır’da Nil nehrinin taşmaması için Genç Kızlar kurban edilirdi.

         Ortadoğu’da; sonraları, insanların akılları ve anlayışları geliştikçe ve insanlar doğanın düzenini öğrendikçe insan kurban etme yerini yenmekte olan uysal hayvanları kurban etmeye bırakmıştı.

Hz. İbrahim, oğlu İsmail ve Gökten gözleri bağlı bir koçun kurban edilmek üzere yere indirilmesi bir dini motif olarak inanç sahiplerine sunulmuştu. Bin

Hz. İbrahim; Efrahim ve Abraham! MÖ:2000’li yıllarda yaşamış

 Sümer vatandaşıydı.

Sümerler de doğa olaylarında çok önemli bilgilere sahip olmuşlardı.

Yağmurlar Gökten yağdığı, Şimşekler de Gökten yere indiği için, Göklerde oturan görünmez bir gücün varlığına inanılmış, bu inancı pekiştirmek için de, oğlu İsmail’i kurban edecek olan Hz. İbrahim’in önüne Gökten bir koç yollanmıştı. Hz. İbrahim’in bin çobanlı koyun sürüsü dururken gökten koçun indirilmesi,Allah’ı bir yere bağlamak olmuyor mu?!

Neden yandaki sürüden değil de Gökten sorusu, Gökteki görünmez güç sahibini kızdırmamak için, Fransız Papaz Jean Mesliére gelene kadar da bu konular hiç Sorgulanmamıştır!

Rahmetli Papaz Jean Mesliére,--15 Haziran 1664—17 Haziran 1729’da ölmüştür.—Ölümünden sonra yayımlanmak üzere üç suret olarak hazırlamış olduğu “Le Bon Sens—Aklı Selim—adlı eserinde DİN inancını sorgulamıştır. ”Elinizi boş yere yukarıya açmayın, yukarıdan yere inen şey, yerden yükselenlerin dönüşüdür. Ne varsa yerde varır. Bir Hahamın Yahudileri, bir İmamın da Müslümanları aldattığı gibi elli sene sizleri aldattım!” Diyerek itirafta bulunmuştur.

         Çeşitli toplumlar bilgi derecelerine göre Tanrılar Panteon’unu yaratmış, insanların toplumsal organizyonunu tanrıların katına da uygulamıştır.

         Tanrıların katlarının en üstünde, toplumun en üstündeki Krala benzer bir tanrı oturtulmuştur. Somut tanrı kavramından soyut Tanrı kavramına geçildiğinde Zeus’a yüklenen tüm olağanüstülükler de aynen soyut Tanrıya yüklenmiştir. Zeus, nasıl kırar, dökerse;
 Soyut Tanrı da aynen öyle düşünülmüştür. Soyut Tanrı da insan gibi kızar, sevinir ve şiddetle de öfkelenerek insanlardan öç alır.TANRI,İNSANA BENZETİLMİŞTİR?!Zeus kelimesi zamanla şekil değiştirerek DİEU--ALLAH—OLMUŞTUR.Kutuptaki yabanıllara Somon Balığını da O yollar. İnsan davranışı nedeniyle de yaratmış olduğu felaketlerde tüm masum canlılar da telef olurlar?! Nuh Tufanı insanların azgınlıkları üzerine dünyadaki sekiz insan dışındaki tüm canlıları da yok etmiştir. Ama ne var ki dünyada 30 ana gurup kan gurubu taşıyan dört renk grubunda milyonlarca insan vardır. 

 Her toplumdaki adları ne olursa olsun, en tepedeki bu tanrı  bu tanrı baş tanrıdır.

Hititler, egemenlikleri altına aldıkları toplumların ve federelerinin tanrılarına hiç karışmamışlardır. Bu nedenle Hititlere ”1000 tanrılı” devlet denilmektedir.

İlkel insanlarca; İnsanın umup ta yapamadığı istekleri tanrılara mal edilmiştir.

Baştanrı Zeus’un, Sekizi insan soyundan, Onbeşi de tanrıçalar soyundan olmak üzere 23 karısı vardır. Buna karşın, bir kuğu şekline giren Zeus, bir gölde yüzmekte olan Isparta Kıralı Tyndareus’un eşi Leda’nın—Lada-- ırzına geçmiştir.

Bunun mermer yontusu Floransa müzesindedir. Bu yontunun fotoğrafını getirtmeme karşın yitirmekle de çok üzülmüştüm.

Sonunda Hürriyet gazetesinin dergi ekinde, 28 Eylül 2005’te bu resim yayımlanmıştır.

Zeus’un dokuz adet Musa’sı yani melaikesi vardır. Tevrat’ta da Hz. Süleyman’ın—Salamon—700 nikâhlı karısının ve de 300 cariyesinin olduğundan övünçle söz edilmektedir.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in de 24 eşinin adlarını dahi bilmekteyiz. Kuranı Kerim’de bir erkeğin evlenebileceği nikâhlı eş sayısının dört ile sınırlaması var iken, egemenler bu sınırlamanın dışına çıkmışlardır. Hz.Muhammet, oğulluğu Zeydin eşi,eski nişanlısı ve yeğeni Zeynep ile evlenebilmek için Allahını devreye sokarak,33’üncü Ahzap suresinin50’inci ayetine yakın akrabaları ile evlenebilmek hükmünü koydurtmuştur?!Günümüzün kendinden menkûl Ulemaları Hz. Muhammed’e indirilen?!Bu ayete dayanarak,hala,teyze gibi  yakın akraba evliliklerine ruhsat vermektedirler?!Hz. Adem’in çocuklarının evlenmelerini de örnek  alarak kardeş evliliklerine de fetvalar vermişlerdir.Yakın evliliklerin yaratacağı felaketten ilkel insanların tanrılarının bile haberleri yokmuş?!

         Dünya’da ilk defa tek tanrı kavramını ortaya atan 1V’üncü Amonofis, bu inancı nedeniyle, çıkarları ve halkı sömürmeleri önlenen din adamlarınca sopalanarak öldürülmüştür. Öldürüldüğünde de henüz 18 yaşında olduğu saptanmıştır ”IV’NÜCÜ Amonofis öldürüldükten sonra; Rahipler, eskisi gibi muskalar yazmalarına ve para karşılığı kişileri cennete yollamalarına devam etmiştir. Bu gelenek, Hıristiyanlıkta Vatikan’ın cennetten arsa satması olarak sürdürülmüştür. BUGÜNDE ÜLKEMİZDE, BAZI SOYTARI DİN TÜÇCARLARI, ALLAH ADINA CENNETTE KÖŞK VE DÜZÜLECEKKADIN,HURİ VE GILMAN PAZARLAMAKTADIR?!

 İslam’da da cennet Müslüman erkeklerin maslahatlarına bağlanmış;kadınlarsa,her iki âlemde de  seks aracı olarak algılanmıştır?!

“        Babasının ölümünden sonra genç yaştaki IV’ üncü Amonofis, büyük bir baskıya maruz kaldı. Bu baskının sebebi, geleneksel çok tanrılı Mısır dinini değiştirerek tek tanrı inancına dayalı bir din getirmiş olması ve her alanda köklü değişikliklere girişmesiydi.

Tahta çıktıktan 5 sene sonra kendisinde çok büyük bir manevi değişiklik hâsıl oldu. İlahin Bir, isminin ise Aton olduğunu halkına ilan etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı (!) isimlerinin kazınmasını emretti.

Amenophis (İmparatorluk tanrısı Amus razı olsun) olan adını Akheneton (Aton'un hadimi, yani hizmetkârı) olarak değiştirdi. Akheneton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği İlah, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın Yaratıcısı idi. Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi.
Akheneton’un Tek Tanrı'ya yazdığı şiir, şöyledir:

Tanrı uludur, birdir, tektir.

Ondan başkası yoktur.

Bir tanedir,

O'dur her varlığı yaratan

Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh.

Ta başlangıçta vardı Tanrı,

Tek varlıktı o.

Hiç bir şey yokken o vardı.

Her şeyi o yarattı (...)

Ezelden beri süregelen varlığı,

Ebediyete kadar sürecek,

Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.

İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman [10]” Bu dua tüm semavi dinlerde de aynen tekrarlanmaktadır.

”Putperestlikle mücadelesinde çok kararlı olan Akheneton, Karnak’taki Amon tapınağını kapattı. Yerine GEMATON (Aton'u bulduk) adında başka bir mabet inşâ ettirdi. Akheneton’un kendisinin iman ettiği ve halkının da iman etmesini istediği ilâh, yalnızca Mısır halkının ilâhı değil, bütün insanlığın ilâhıydı.

Bütün evrenin yaratıcısıydı Güneş'i ve Ay'ı da O yaratmıştı. İlâh'ın Bir, isminin ise Aton olduğunu halkına ilan etti.

Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı (!) isimlerinin kazınmasını emretti.

Ameophis (İmparatorluk tanrısı Amus razı olsun) olan adını Akheneton - İslamiyet'teki Abdullah adı gibi - Aton'un hadimi, yani hizmetkârı) olarak değiştirdi. Akheneton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği İlah, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın Yaratıcısıydı. Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi. Akheneton, bir şiirinde Rabbine şöyle sesleniyordu:

“Aton… Gündüz gibi ışıklı Aton.

Gözlerimiz sana bakıyor. Seni görüyor sana karşı.

Sen, benim kalbimdesin.

Fakat [onlar,] seni tanımak istemiyorlar.

Sadece ben, senin kulun Akheneton, Seni tanıyorum.

Onlara araştırma gücü ver!

Senin gücün, senin planın, sonsuzdur.

Dünya Sana ait ve Senin.

Çünkü onu Sen yarattın.”

Bir başka şiirinde de şöyle der:

“Senin nurunla bütün yollar açılır.

Balığın suda zıplaması, Sen'dendir.

Senin nurun, ruhların kalbine nüfuz eder...” [11]

Ancak Teb önde gelenleri bu dini tebliğ etmesine müsaade etmediler. IV. Amenofis ve ahalisi Teb şehrinden uzaklaşarak Tell El-Amarna'ya yerleştiler.

Burada "Akh-en-aton" adında yeni ve modern bir şehir inşa ettiler. IV. Amenofis de "Amon'un Hoşnutluğu" anlamına gelen adını, Akh-en-aton yani "Aton'a Boyun Eğen" olarak değiştirdi. Amon, çok tanrılı Mısır dininde en büyük toteme verilen isimdi. Aton ise, Amenofis'e göre "göklerin ve yerin yaratıcısı" idi ki bu sıfatla Allah'ı kast etmiş olması kuvvetle muhtemeldir.[10]

Ancak bu tek tanrı fikri biraz karışıktır. Zira Akheneton’un tek tanrı olarak ortaya attığı düşüncede tanrı, güneş diski ile sembolize edilmektedir. Hz. İsa’nın başının üstünde de güneş resmi bulunmaktadır. Hz. Meryem’in de başını üstünde, kızlık sembolü olarak yarım hilal bulunmaktadır?!

Âdem aleyhisselamdan beridir, İslam'ın hiçbir versiyonunda yaratıcı sembolik de olsa resmedilmemiştir.

Güneş merkezli bu tek tanrı fikri ilahi orijinli değil tamamen Atonhotep'e ait bir fikirdir. Peki, bu fikre nereden kapılmıştı. Bunun cevabını biraz gerilerde, Hazret-i Yusuf'un yaşadığı Hiksoslar döneminde bulabiliriz: Bilindiği gibi Hiksoslar---İkisuslar-- Mısır'ın yerlisi olmayan insanlardır. Mısır'ı işgal ettiklerinde, yerlilere ait tüm tapınakları yerle bir ederler. "Amon Rahipleri" topluluğunu da dağıtırlar. Ancak, değişik Asyalı topluluklardan oluştukları için belirli bir dinleri yoktur.

Hazret-i Yusuf, işte bu dönemde Mısır'da yöneticilik yapmış ve insanları tek olan Allah'a davet etmişti.

İslamiyet'in halk arasında yayılması ve devletçe de kabul görmesi Amon rahiplerinin gücünü tamamen sıfırlamıştı. Hiksoslar Mısır'dan çıkarıldıklarında Amon rahipleri eski statülerine kavuşurlar. Tapınaklar elden geçirilip yeniden inşa edilir. Dahası, eskisinden de kuvvetli bir şekilde devlet yönetiminde söz sahibi olurlar. Bu durumun, Mısır'daki yönetici tabakayı rahatsız etmesi kaçınılmazdır.

Firavun Akheneton döneminde yönetici tabaka ile Amon rahipleri arasındaki bağlar kopar. Firavun, Amon tapınağının gücünü kırmak için Hiksoslar dönemindeki inanç sisteminin bir benzerini getirmek ister. Bu sistemin kendi kontrolünde olması için bütün kaideleri Hazret-i Yusuf'un şeriatından adapte ederek yeni bir din kurar.[12]

Bu dönüşüm, kısmen güncel muhalefetin etkisinden ve özellikle Amon rahiplerinin girişimleriyle ayaklanan alt sınıfların baskısından kaçma amacını taşıyor olabilir.

Yeni başkent, Teb'in 500 kilometre kuzeyindedir ve daha önce hiçbir Tanrı ya da Tanrıça'ya adanmamış bakir topraklardan kurulmuştur. Aton'un Ufku anlamını taşıyan "Akh-et-Aton" şehri, Amon rahiplerine karşı girişilen mücadelenin merkezî rolünü üstlenecektir.[11]

Akheneton, yüzyıllar boyu eski Mısır'ın başkenti olan, Amon kültürünün de merkezi sayılan, Karnak tapınağının bulunduğu [13] Teb'i bırakarak 300 km. kuzeydeki El-Amarna'da yeni bir başkent yaptırır. Buraya Aton'un ufku anlamına gelen “Akhetaton” adı verilir. Asıl Aton tapınağı, oraya inşa edilir ve firavun da onun başrahibi olur.[6]

Akheneton, firavunların halka benimsettirdiği resmî din, eski ve geleneksel olan her şeye katıksız bir bağlılığı zorunlu kılıyordu. Oysa Akheneton, resmî dini benimsemiyordu. Tarihçi Ernest Gombrich, şöyle yazıyor:

"Eski geleneğin kutsadığı birçok alışkanlığı kaldırıp, halkının, garip bir biçimde betimlenmiş sayısız tanrısına saygı göstermek istemedi. Onun için tek bir yüce tanrı vardı, o da Aton'du. Aton'a taptı ve onu güneş biçiminde imgeleştirtti. Öteki tanrıların rahiplerinin etkisinden korunmak için, sarayını bugünkü El-Amarna'ya taşıdı." [11]

Yeni başkente taşınılır taşınılmaz; Teb, başkent niteliğini kaybetmiştir. Akheneton, mücadelesinde bir adım dahi geri adım atmayarak, Aton dışındaki Mısır ilâhlarının isimlerini abidelerin üzerinden sildirmeye girişir ki, babası Amen-Hotep'in de bu politikalardan kaçamadığı gözükür. Teb, Uzun süre sonra bu dönemde ilk kez önemini yitirmiştir. Çünkü Akheneton, aynı zamanda Amon'un şehrinden de nefret etmekte, onu Tağut'un / kâfirliğin sembolü olarak görmektedir. Bu sıfat; Müslüman Yobazlarınca da,”Tagut’u Dalalet,”olarak kullanılmaktadır.

Kralın eylemlerinin meşruiyeti, mitoslarla desteklenmiştir. Anlatılardan çıkardığımız ölçüde; Aton kültü, henüz Akheneton’un doğuşundan önce, ailesi tarafından tertip edilen bir ritüelle gerçekleşmiştir. Babası, Akheneton henüz doğmadan yaptırmış olduğu sunî bir göl içinde, altın ile yaldızlanmış bir kayığı dolaştırmış, bu kayığın ismine de Teye, "Aton" ismini vermişti...

Spekülasyonu biraz daha ileriye götürecek olursak, anne ve babanın, Amon-Re rahiplerinin nüfuzundaki güçlenmeden rahatsızlık duyarak, iktidarı "kendilerinin mutlak hâkimiyetine" dönüştürebilme gayretlerinden dolayı oğullarını genç yaşta güçlü bir eğitime tabi tuttukları söylenebilir.[11]

Mısır'da IV. Amenhotep M.Ö. 1375 yılında firavun olarak tahta çıkınca, o ana kadar kilden ve tahtadan yapılmış yüzlerce mahalli ilahlarla birlikte Amon- Ra gibi İsis Osiris gibi yüce ilahların yanında Aton sadece bir ilahtı.

EK: Amenhotep’in doğum ve ölüm tarihlerindeki ihtilaf giderilememiştir. Kanımca Hz. Musa’dan önde olması gerekir. Hz. Musa tek tanrı fikrini bu genç Firavundan almış olmalıdır! Ancak III’ üncü Amenhotep zamanında güneş ilahı Aton'a tapınma, Mısırlıların gözde ilahı Amon’a kıyasla öne çıkmış bir haldeydi. Tıpkı Yahve gibi insanlardan uzak kalmış tek başına yalnız bir Tanrı olarak Aton, diğer Mısır ilahları arasından öne geçip sıyrılmış olmakla; aslında cinsiyetsiz tek tanrı tipinin Yahve'den önce ilk örneğini oluşturmuştur.

İlahın ruhunu bedeninde taşıdığı için kendini yaşayan ilah olarak gören ve yüce ilah Ra'nın göğü yönettiği gibi yeryüzüne hükmettiğine iman edilen tüm firavunların, siyasi iktidarlarının meşruiyet dayanağı olan ilahlarla olan soy bağını kırmaya teşebbüs etmekle Aton; firavunlar ile Amon-Ra rahipleri arasındaki ruhani uluhiyet bağı da kopmuş olacaktı. Oysa bütün firavunlar, Amon-Ra rahiplerinin itinayla yetiştirdikleri öğrencileri olmuş, her haliyle ruhunu ölümden sonraki yargılamaya hazırlayan ve ilahla karşılaşarak yeniden dirilmeyi arzulayan nefis terbiyecileri haline gelmişlerdi.[14]”

Aton dinince yasaklanmış eylemlerden birkaçını şimdi burada açıklarsak... Efsane, sihir ve büyüyle ilgili her şeyin bu dinin kapsamı dışında tutulduğudur. Bir başka nokta, güneş tanrısının tasvirinde Aton dininin izlediği yoldur; güneş tanrısı artık eskisi gibi küçük bir piramit ve şahinle değil, adeta nesnel diye niteleyebileceğimiz bir tutuma başvurularak bir yuvarlakla belirtilmekte, yuvarlaktan dört bir yana saçılan ışınlar insan elleriyle son bulmaktadır.

Ölüm tanrısı Oziris’ten ve ölüler ülkesinden Aton dininde tek kelimeyle söz açılmaz. ... Bu da Aton dininin bir halk dinine ne kadar karşıt nitelik taşıdığını açıkça ortaya kor.

Amenhotep bu kadarla kalmamış, bunun çok ötesine taşan bir eyleme başvurmuştur. Aton dinine birtakım yeni öğeler katmış, ancak bu öğelerledir ki evrensel tanrı öğretisi gerçek tek tanrılığa dönüşmüştür; bu öğe de Tanrının tekliği ve biricikliği düşüncesidir.

“Ey biricik Tanrım! Senden başka tanrı yoktur!”.

Yeni öğretiye ilişkin bir değer yargısına varırken, bu öğretinin yalnız yapılmasını istediği olumlu şeyleri bilmek yetmez, yasaklayıp lanetlediği eylemleri de tanımak nerdeyse aynı ölçüde önemlidir. Yeni dinin...

Bir çırpıda dört başı mamur olarak dünyaya gözlerini açtığını sanmak bir yanılgıdır. Elde bulunan kanıtlar, bu dinin Amenhotep'in saltanatı döneminde yavaş, yavaş güçlendiğini ve giderek daha büyük bir açıklığa, tutarlığa, katılığa ve hoşgörüsüzlüğe ulaştığını göstermektedir. Devrimci firavun, kötü gözle bakılıp aşağılanan Tanrının adını yalnız kendi adından değil, ne kadar yazıt varsa hepsinden, hatta babası Amenhotep III'ün bile adından silip atmıştır.[15]

Bu ani ve köklü değişiklik karmaşaya yol açtı ve Mısır uluslararası nüfuzunu kısmen yitirdi. Bu durum Ahenaton'un ardılı olan oğlu Tutankhamon'un, Teb'deki Amon -Ra'nın ve diğer tanrıların rahiplerini yeniden kazanmasına kadar sürdü.[1]

Akheneton, Mitanni kralının kızı ile evlendi. Güzelliği ve zarafetinden dolayı karısına da Nefertiti adı verildi. Ama tek tanrılı din anlayışı, Mısır tarihinde pek uzun sürmedi.[4] Başlangıçta halkın büyük desteğini alan firavun, Amon rahiplerin yanında olan soylular ve Aton kültünün giderlerinin artmasıyla tepkisi artan halkın isyanlarıyla karşılaşır.[6]

Şurası bir gerçektir ki, bir firavunun bir anda tüm tanrıları - özellikle de Amon'u - reddedip Aton'u yüceltmesi, Mısır için gerçekten gerek gündelik hayatta, gerek siyasî açıdan büyük bir şok olmuştur. Bu, aynı zamanda cesaretli bir harekettir. Çünkü Akheneton, inancını kabul ettirirken o dönemde büyük güç sahibi Amon rahiplerini boyun eğdirebilmiştir. Zamanın kaynakları, Aton dinini getirdikleri için ilâhların (!) onlara ceza verip erkek çocuğu vermediğini firavunun da ilâhları simgeleyen putları yıktırıp hepsinin yerine Aton kültürünü getirdiğini belirtirler. Yani ilâhların (!) verdiği cezaya isyan eden firavun, onların varlıklarını da reddediyor. Sonuçta Nefertiti'ye verilen ceza, onu çok derin bir üzüntüye ve mutsuzluğa sevk etmiştir.[11]

Akheneton’un tek bir tanrıya inanması, halkını tedirgin etmişti. Özellikle Akheneton’un düşmanları, onun eski firavunlar kadar güçlü olmayı amaçladığına ve artık büyük ölçüde rahiplerin eline geçmiş olan dinsel gücü yeniden kazanmaya çalıştığına inanıyorlardı. Onlara göre tek bir tanrıya tapmak çok, yanlıştı. Teb'de bir isyan çıktı; ama ordu, bastırdı.[11] Yeterince askeriye önem vermediğinden hakları ellerinden alınan ruhbanlar Akheneton`a karşı koydular.[16] Akheneton, TEB'DEN ayrılıp göç etmesine karşın, TEB rahipleri tarafından öldürüldü.[13] Firavunun ölmesi ile Amon Rahipleri, halkı baskı ile çok tanrılı dine geri döndürdüler.[4] .

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN hayatında, ilginç bir sayısal uyum vardır. Bu sayısal uyumu, 1975 yılında bir broşür halinde yayımlamıştım.

Roosevelt, Churchill, Hitler, Mussolini ve Stalin'in doğum tarihlerinden 1944 yılına kadarki hayat safhalarının toplamı da eşittir.

Biz, ATATÜRK’ÜN yaşamındaki bu sayısal uyuma mistik hezeyanlarla ve dört elle sarılmıyoruz. ATATÜRK gerçeğinin, böylesine saçmalara sığınmasına gerek duymuyoruz.

3.7.9.12.18.19.40.41 ve 52 sayıları, bazı inanç gruplarınca kutsal sayılır. Bazı sapık dini akımlarda; cifir ve ebcet hesaplarıyla kendilerine kutsallık yakıştırmakta, ayetlerin harflerinin sayılarını toplayarak; onlardan yardım ummaktadırlar. 

Tek sayısal uyum ATATÜRK’TEDİR. Bunu mistik sayıklama yapmayız. Sayılar kutsalsa; o kutsallık, hiçbir zorlamaya, sapkınlığa başvurmadan Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN yaşamında vardır. Doğumu 1881'dir.

Bunun Arapça yazılışı (IAAI’ DİR.

Bir erkeğin sağındaki kadınıyla elele tutuştuğunu görelim; erkeğin sağ eli, kadının sol eli yine (!AA!) eder. Erkeğin sağ elinde (lA), kadının sol elinde (AI) yazılıdır.

Efendim; kadın solda olur, denilirse; kadının sağ elinde (lA), erkeğin sol elinde (AI) birleşince yine de (IAAI) oluşur.

Bu ellerin aynen birleştiğini düşünüp sayıları toplayalım:

lA + AI = 18

1881 eder.

AI + lA = 81

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK = 19 (On dokuz) harflidir.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE = 19 (On dokuz) harflidir.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:

1881'de doğmuştur,

19’Uncu asırdır,

19’Uncu Asrın bitimine 19 yıl vardır.

19 Mayıs 1919'da SAMSUN’A çıkmıştır.

19 + 19 + 19 = 57 eder.

SAMSUN’A çıktığında 38 yaşındadır. 57 yaşında da aramızdan ayrılmıştır.

1915'de 19’Uncu Tümen Komutanı olmuştur. 19 +15 = 34 eder. O tarihte 34 yaşındadır.

1920'de T.B.M.M. açılmıştır.

19 + 20 + 39 eder. O tarihte 39 yaşındadır.

3 Mart, 1924'de Hilafeti kaldırmıştır. 19 + 24 = 43 eder. O tarihte 43 yaşındadır.

25 4 1915'de ARIBURNU’NDA düşmanı; önce geri çekilen, 19 jandarma erine süngü taktırarak mevzilendirmiş ve durdurmuş, sonra da 57’İnci Alayı koşar adımlarla savaş alanına sürmüştür. Mustafa Kemal olarak bu 19’Uncu Tümen'in 57’İnci Alay'! İle doğmuş, 57 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Sicil Numarası: 317/8 = 19 eder.

1915'de 19 + 15 + 34 yaşındadır.

 71

İsmet İnönü’nün, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ölüm gününde söylediği söylevi 19 cümledir.

Bismillahirrahmanirrahim'in Arapça yazılışı 19 harften oluşmaktadır.

ATATÜRK:

19 Yaşında Harp Okulu'na girmiştir.

19 yıl askerlik yapmıştır.

19 yıl da devletimizi yönetmiştir.

19 Eylül 1921'de Mareşal olmuştur.

  19 Kasım 1938'de cenazesi ANKARA’YA getiriliştir.

  1919 içinde 101 adet 19 vardır.

  Sayılar kutsalsa bu kutsallık Tanrısal ise; ATATÜRK’ÜN çıkışı, devrimi, ölümsüz önderliği, Türk ulusu için kutsallığı da Tanrısaldır...

29 Ekim 1975 Osman TÜRKOĞUZ

J. Yarbay

117’İnciSınır. J. A.K.V. Kızıltepe/MARDİN

 BİLGE KAĞAN:

19 SENEDE YETİŞMİŞ

19 SENE ÇİN’LE DÖVÜŞMÜŞ

19 SENE DEVLET BAŞKANLIĞI YAPMIŞ

19 KİŞİYLE ÇİN’E BAŞKALDIRMIŞ

57 YAŞINDA ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR

ATATÜRK, Samsun’a 19 kişiyle çıkmıştır.

Kur’an’ı Kerim’de büyük ölçüde 19 uyumu vardır.

Bilge KAĞAN’IN babası, İlteriş KAĞAN ile Annesi ilbilge Hatun, 17 kişiyle, Çin'e başkaldırmıştı

1976'dan sonra, Kur-an'ı Kerim'in 19 sayısıyla ilgisi üzerine araştırmalar yoğunlaştırılmıştı.

Londra'da Ahmed Deadat, bir dernek ve yayınevi kurdu. Sonradan bu araştırmadan vazgeçti. Libya asıllı, Mısırlı Ziraat Mühendisi Reşat Halife, A.BD giderek 19 ve Kuran’ı Kerim üzerine çalıştı. Kur'anda fazla ayet olduğunu savundu ve sonra da peygamberciğini ilan etti ve öldürüldü. Karacan Yayınlarından, Bilinmeyenler Ansiklopedisinde, bu konuda makale yayınlandı Sonunda: ünlü Sunucu Cenk KORAY, 19 ve ATATÜRK adlı bir kitap yayımlayarak satış rekorları kırdı.

“Elinde tek bir asker, tek bir silah bile bırakılmamış devleti, mezardan hayata kavuşturmadı mı? Sakarya zaferinden sonra millet ona “GAZİ” unvanı vermedi mi?

Şimdi adı bir ayet büyüklüğünü taşıyan bu zatın ismini “Gazi Mustafa Kemal’i ebced hesabıyla hesaplayınız. Zaferinin tarihini yani(1338–1922) i bulursunuz. Gâvur dediğiniz adama Allah bu nimeti nasip etmez.Bu uzun yazıyı ona Protestanlığı isnat edecek kadar İslamlığı bilmeyen ve böylece Nahl suresinin 125. ayetini inkâr eylemiş bulunan Müslümanlara Enfal suresinin 24’üncü ayetini okumalarını ve onun “Devlet ve Millete hayat veren davetine icabet ediniz” sözünü tekrarlayarak son vermek istiyorum.

Av. Dr. A. ALTUNSU, Osmanlı Şeyhülislamları S.XXXV.

Prof. DR. Vasfi Raşit SEVİG’İN Önsözü..

 

 

 

 

   

 

 

12 Mayıs 2016 Perşembe

2101/DÜNYA ÜZERİNDEKİ DİNLER?


        TC.

OSMANTÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,10 Mayıs 2016.

                                                                                                                                                Dünya üzerindeki dinler:”BENİM BABAM,SENİN BABANDAN DAHA BÜYÜK VE GÜÇLÜDÜR?!”DİNCİLERİMİZ?!

“EL-MAİDE 5/44’ÜNCÜ AYET: Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, Yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahitler, Yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitabı’ndan korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim ayetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o takdirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.”39 Kitaptan oluşan Tevrat’ın “TORA, TORA” adlı Beş kitabı Musa’ya aittir. Tevrat’ın aslı da 10/13/emre dayanmaktadır. Hangi bölümünün ne zaman yazıldığı da bilinmektedir. Tevrat, Yahudilerin tarihidir. Yazılması da binlerce sene sürmüştür. Hz.Haticenin Dayısı Ebu Varaka, TEVRATI VE İNCİLİ TERCÜME ETMİŞTİ.BU NEDENLE DE HZ.MUHAMMET BU KİTAPLARI BİLMEKTEDİR.TAHMİNİME GÖRE DE 114 SURELİK SAİNT THOMAS İNCİLİNİ YA DA KIBRISLI BİR YAHUDİ OLAN  YUSUF/JOSEPH/ ,BARNABA’NINİNCİLİNİ TERCÜME ETMİŞTİR.BARNABA SONRADAN VERİLMİŞ BİRLAKAPTIR:TESELLİ OĞLU ANLAMINDADIR.BU NEDENLE DE UZAK DOĞU DİNLERİNDEN HZ.MUHAMMEDİN  VE DOLAYISIYLE DE ALLAHIN HABERİ YOKTUR.HZ.İSA’NIN ÇARMIHA GERİLMESİ OLAYI BARNABA  İNCİLİNDEN AYNEN ALINMIŞTIR.NOT:KORKUYA DAYALI İNANÇ VE ÖĞRETİ KÖLELİĞİ VE SÜREKLİ KORKUTANI YARATIR.BEN,NE KORKAN BİR KULUM NE DE KÖLEYİM.SADECE,HAKKA VE ADALETE İNANAN ÖZGÜR  BİR İNSANIM.

1.   Allah katında tek “Din” İslamdır (3/9)*. Bu ayetin hükmü gereğince, DİN Allah’ın Kur’an’da (ve önceden gönderdiği Kitaplar da: “Tevrat, İncil, vb.”  22/78)*bildirdiğidir.”Hindu dininde de tek ve ebedi din HİNDU DİNİDİR.: “Hindular ise dinlerini "Sanatana Dharma" yani ezeli ve ebedi din veya baki din diye adlandırırlar. Bu dine mensup kişilere de "Sanatani" yani “Baki” denir?!” Çıkın işin içinden bakalım?!

Dinlerin ortaya çıkış tarihindeki toplumların yapısını incelemek gerekmektedir. Devlet olgusu tüm boyutları ile işlerlik kazanamadığı, tüm bireylerin kendi dürtüleri ile yaşam kavgası verdikleri, güçlülerin güçsüzleri ezdiği,tüm bireylerin uyacakları genel kuralların olmadığı biz zaman diliminde,toplumdaki anarşiyi ve kargaşayı önleyebilmek için bazı kişiler kurallar ortaya koymuşlardır.Kuran’da 124.000 peygamberden söz edilmekte yalının 28 peygamberin adı verilmektedir.Kitapsız yol göstericilerine NEBİ adı verilmiştir.Mısır uygarlığında taş ustalığı yapan Yahudiler,Musa sayesinde KÖLELİKTEN KURTULARAK  örgütlenebilmişler,topluma yön verecek dini içerikli yasalar ortaya koymuşlardır.

Hz.İsa, Roma İmparatorluğunun egemenliğindeki bir ülkede doğmuştur. Roma İmparatorluğu, tüm kurum ve kuruluşları ile mükemmelen işleyen bir hukuk devletiydi. İsa, bu nedenle, bireylerin eğitimine, toplumların düzenliliğinin bu yolla sağlanmasına ağırlık vermiştir. Sümer şehir devletlerinin de kendilerine özgü, mükemmel bir devlet kuruluşları vardı. BABİL KIRALI HAMORABİ ,284 maddelik bir CEZA YASASI  ortaya koymuştu. Sümerler, uygarlıkta çok ileri gitmiş olmasına, özgün mahkemeleri olmasına karşın, dini içerikli bir devlet idi. Her şeyin öğretildiği mabetlerde GENELEVLER DE vardı. Hasat bayramında ”DUMUZİ”, BABİLDEKİ ADI /TAMMUZİ/Sümer kıralı bir Fahişe ile evlenirdi. Fahişelere herkesin hürmet etmesi için yalınız Fahişe kadınlar BAŞÖRTÜSÜ/TÜRBAN/takalardı. Babilde, her kadın senede bir defa İbadethaneye giderek, erkeklerle yatmanın kazancını din adamlarına verirlerdi.Roma İmparatorluğunda İKİ HUKUK GELİŞMİŞTİ:DİN ADAMLARININ YARATTIĞI HUKUK,DİN ADAMLARININ DIŞINDAKİLERİN,HUKUKÇULARIN ,YARATMIŞ OLDUĞU HUKUK.Mısırda din adamlarının saltanatları o boyuta varmıştı ki,cennetten tapulu arsa satışları onları çok zengin etmişti.Papalık zirveye oturduğunda onlarda İndelüjans/günahtan arındırma belgeleri ve cennetten arsa satışına başlamışlardı.Hıristiyanlık,güler yüzü ile,insanları manen kalkındıracağı masalı ile  MS:Dördüncü yüzyıldan itibaren çok güçlenmişti.Vergilerden ve işkencelerden bunalan halk,kiliselerin çatısı altında ve papazların etekleri altına sığınmıştı.Derebeylikler karşısında gerileyen kırallıkların Papalardan yardım dilemeleri Kiliseyi kırallıkların üstüne çıkartmıştı.Papa,V11’inciGregorius,Kutsal Roma İmparatoru   1V’üncü Heinrick’i1227 ve 1239 yıllarında iki defa aforoz etmiştir.Kıral,Üç gün sırtında bir çulla,Şatonun  bahçesinde affedilmeyi beklemişti.Sonunda da,bir kadından nikahsız çocuk sahibi olduğu için  1250 yılında tahtından indirtilmiştir.Derebeylik rejiminin baskısı altında bunalan halk,Kiliselerin ilkelerine dört elle sarıldı.Cennet kapılarının yollarını gösteren Ruhanilerin masallarını da ümit dolu inançlarla dinlediler.Bugün,İslam ülkelerinin mutsuz ve ümitsiz olan insanları da,ülkemizde olduğu gibi,CENNET MASALLARI ANLATAN SOYTARILARIN ANLATTIKLARINA CANDAN BAĞLANDILAR.Anaokuluna giden Beş yaşındaki bir Türk Kızının okul dönüşü anasına anlattığı FELAKETİMİZİ TÜM ÇIPLAKLIĞI İLE ORTAYA KOYMAKTADIR:”ANNE,CENNET ÇOK GÜZELMİŞ,BEN ÖLMEK İSTİYORUM?!’”Onüçüncü asırdan sonra;laisizm yanlısı otoriteler Hıristiyan dünyasının her yanında kiliseden üstün gelmeyi başardılar.18’inci asırın ikinci yarısının başlarında 23 yaşındaki bir İtalyan Genci BECCARİA,”SUÇLAR VE CEZALAR,      ADLI YAPITI İLE ÇAĞINI AYDINLATTI.18’İNCİ YÜZYIL,”IŞIKLAR YÜZYILI?!”OLARAK ATLANDIRILIR.Tüm toplumlar,uluslaşma sürecine girdikleri halde,Osmanlı Ümmetçilik batağında Araplaşmıştır.Şeyhülislam Ebu Suut Efendi,MEDRESELERDEN FELSEFE ,MATEMATİK VE FELEKİYAT DERSLERİNİ ORTADAN KALDIRMIŞ,YERİNE DİN BİLİMLERİNİ KOYMUŞTUR.BİRİNCİ SELİM,RİDANİYE’DEN SONRA,ÜLKEMİZE, TÜM ISRARLARI DİNLEMİYEREK, 1600 ARAP HOCA GETİRMİŞTİ.AKEPE,GENEL MERKEZİN DİBİNE AÇTIĞI CAMİYE DE BİR ARAP İMAM GETİRMİŞTİR.BATIDA AKIL VE İLİM İNANCIN VE DOĞMALARIN YERİNİ ALMIŞTIR.HUKUK AKLA DAYALI OLARAK DÜZENLENMİŞTİR.KİLİSE BABALARI YAKTIKLARI BİLİM ADAMLARININ ATEŞLERİNİN AYDINLIĞINDA YENİLMİŞTİR.BATILI TOPLUMLARA ARTIK HUKUK EGEMENDİR.İkinci Mahmut’tan sonra Fransız kanunları tercüme edilerek yürürlüğe konulmuştur.Ahmet Cevdet Paşanın ısrarı üzerine de,Dokuz senede,DÖRT İSLAM MESHEBİ İÇTİHATLARINA GÖRE MECELLE/MECELLEYİ AHKAM’I ADLİYE/HAZIRLANARAK YÜRÜRLÜĞE SOKULMUŞTUER.MUSTAFA KEMAL SAYESİNDE LAİK HUKUK YÜRÜRLÜĞE SOKULMUŞTUR.LAİK HUKUKA KARŞI ŞERİAT FETVALARI İLE KARŞI ÇIKMAK VATAN HAİNLİĞİDİR.HALKI YASALARIMIZ ALEYHİNE KIKIRTMAKTIR.BİR ULUSUN BİRLİĞİNİ SAĞLAYAN ETKENLERİN BAŞINDA DİL,TARİH ,ÇAĞDAŞ EĞİTİM BİRLİĞİVE HUKUK GELMEKTEDİR.İslam dini de,diğer dinlerden farkı olmayan, çağdışında kalmış,Arap toplumunun kültürüne göre hazırlanmış,  insanların kafalarını safsatalarla doldurup,sürü haline getirmiş bir dindir.ALLAH MOTİFİ KORKUYU EGEMEN KILMAK VE DEĞİŞTİRİLMESİNİ ÖNLEMEK ÜZERE KONULMUŞTUR.BUYURUNUZ OKUYUNUZ.BAKINIZ KIZILDERİLİ ŞEFİ NELER SÖYLÜYOR:" Madem ki insanlar için  din gerekliymiş,Amerika'ya neden peygamber gönderilmemiş?!"

 

2.   Asya dinlerinde, Yağma, Katliam, Metafizik bir gücün arkasına sığınarak halkları korkutarak sömürmek yoktur. HZ.İSA VARİ BİREYİ EĞİTMEK, BİREYE DOĞRU YOLLARI GÖSTERMEK, İKTİDARA EL KOYMAMAK VARDIR. NE ZAMAN Kİ, MÜSLÜMANLIK VE HIRİSTİYANLIK BURALARA GİRDİ, SOYGUN VE KATLİAMLAR ALLAH’A MAL EDİLEREK ONUN ADINA YAPILDI. Musa, İsa ve Muhammet, Amerika, Hindistan ve uzak doğu kıtalarını bilmediklerinden, Allahları adına oralara hüküm koyamadılar. Ora insanları; dillerini, geleneklerini ve hukuklarını buldukları gibi, kendi dinlerini de yarattılar. Yani DİN, BİR SOSYAL DÜZEN KURALI OLARAK AHLAKLARININ EMRİNDE YARATILMIŞTIR. DİNLERİN DİĞER SOSYAL DÜZEN KURALLARINA EGEMEN OLMASI, DİN ADAMLARININ EGEMEN OLMALARINI SAĞLAMIŞTIR. Papanın aforozuna uğrayan Alman İmparatorunun, yalın ayak ve Üç gün papanın kapısında bekleyerek affedildiğini tarih yazmaktadır. MS.1071. Ahlakın üstünlüğü halkın egemenliğini sağlamıştır. Örnek mi, işte JAPONYA, İŞTE ATEİST KUZEY ÜLKELERİ VE İZLANDA. Yalnız Güney Amerika dinlerinde Şiddet ve tanrılarına insan kurban etme ayinleri vardır.İslamiyet:Dinler hakkındaki bilgiler alıntıdır.

Arapça "selem" kökünden alınmış olan islâm, lügatte, "itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak" vb. anlamlara gelen bir mastardır. islâm Hz. Muhammed (s.a.v)'e Allah tarafından vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Genel manada Müslümanlık Allah'ın varlığına, birliğine O'ndan başka ilâh olmadığına Hz. Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, O'nun tebliğleriyle temellendirilen sisteme inanmak ve inandıklarını uygulamak yani amel etmek demektir. Bu durumda olan kimseye Müslüman denir.” İslamiyetin kutsal kitabı Kur'an ı Kerim'dir.

Hinduizm:
Hindistan 'ın en belirgin dinlerinden biridir. Hint dinlerindeki gelişmeler sonucu Hinduizm adını alan din, Brahmanların hâkimiyet sağladıkları dönemde ise Brahmanizm terimi ile ifade edilmiştir. Günümüzde Hinduizm ve Brahmanizm terimlerinin bir biri yerine kullanılır. Hint yarımadasındaki halkın çoğunun dini inanç ve geleneklerini ifade ettiği için Hinduizm terimini kullanmaktadır. Hindular ise dinlerini "Sanatana Dharma" yani ezeli ve ebedi din veya baki din diye adlandırırlar. Bu dine mensup kişilere de "sanatani" yani baki denir?!” Allah katında tek “Din” İslam’dır (3/9)*. Bu ayetin hükmü gereğince, DİN Allah’ın Kur’an’da (ve önceden gönderdiği Kitaplar da: “Tevrat, İncil, vb.”  22/78)*bildirdiğidir.”?!
Kutsal kitaplarının tamamını içine alan metinler Veda 'lardır.
Kast Sistemi:
1 - Brahmanlar (rahip ve âlimler)
2 - Kşatriya (prensler ve askerler)  

Hıristiyanlık:
Hıristiyanlık, bugünkü dünya coğrafyasının hemen her bölgesinde mensubu bulunan, temelde vahiy ve mukaddes kitap ile tektanrıcılığa dayanan bir dindir. Hıristiyan kelimesi Yunanca "khristianos" kökünden gelir. İsa’nın adı bu dilde Khristos olarak geçer. Bu kökten çıkan "khristianos" ve "khristian" kelimeleri de, İsa’ya bağlanan, O'nun yolundan giden anlamına gelmektedir. Hıristiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuştur. Nasıralı İsa'yı merkez alan bir Yahudi -Mesihi hareketi-dir. Hıristiyanlığın mukaddes kitapları İncillerdir. Yunanca "evangelion" kelimesinden gelen İncil, "müjde, iyi haber" anlamlarını ifade eder.
Mezhepleri :
1. Katolik
2. Ortodoks
3. Protestan
4. Anglikan

Yahudilik

Musevîlik, kurucusu Musa'ya izafetle bu adı almıştır. Yahudi, İbrani ve İsrail terimleriyle de Musevîlik kastedilir. Musevîliğin tek tanrıcılığın saf bir şekli olduğu söylenmekle beraber O, yalnız başına ne bir mezhep ne bir ırk, ne de modern bir millettir. Yahudiler dünyanın en eski tarihî, dinî cemaatini meydana getirmişlerdir. Dinler Tarihi'nde özel bir yeri bulunan Yahudilik, kutsal kitaplarında Ahd'e geniş yer ayırmasından dolayı bir Ahid dini olarak da telâkki edilmektedir.
Kutsal Kitapları: Tanah ve Talmud'dur.
Günüz Yahudi Mezhepleri:
1. Muhafazakâr Yahudiler,
2. Ortodoks Yahudiler,
3. Reformist Yahudiler.
4. Yeniden Yapılanmacılar

Sikh Dini (Sihizm) :

Sihizm olarak geçen Sıkh Dini; Hindistan 'da takriben 1500 'lü yıllarda doğmuştur. Günümüz Hint Yarımadası’nda diğer dinlere nazaran daha aktif ve uzlaşmaz tutumu ile gündemde kalmaya çalışan Sıkh Dini, Hint Felsefesinden kaynaklanan Maya ve Nirvana tasavvurlarını benimsemiş olmakla tanınmıştır.
Kutsal Kitabı Adi-Granth'dir.
Mezhepleri:
1. Orsi
2. Hendali
3. Artenas
4. Namdari
5. Akali

Ateizm

Ateizm kelimesi Yunanca da "Tanrı" anlamına gelen "Teos”tan türemiştir. Bu kelimeden de "Tanrı inancına sahip olmak" ya da "Tanrı'ya inanmak" anlamına gelen theism anlayışı ortaya çıkmıştır. Ateizm kelimesi de İngilizce "theism" kelimesinin başına "a" ön takısının eklenmiş hali olup Türkçede "tanrı tanımazlık" anlamına gelmektedir.

Zerdüştilik.

İran dinleri içerisinde, tek tanrı inanışına yer vermesi bakımından, en dikkat çekicisi Zerdüştilik 'tir. Bu din, adını kurucusundan alır. Bu dine, dayandığı tek tanrı Ahura Mazdah 'a nispeten “Mazdeizm” de denir.
Kutsal Kitapları, Gathalar - Avesta

Aztekler Ve Tanrıları

Aztek dini, birçok Orta Amerika kültüründen değişik unsurları özümsemiş, çeşitli inanç sistemlerinden karşıt öğeleri bir araya getirmişti. Önceki halkların birçok kozmolojik inancını paylaşan bu din, özellikle evrenin bir dizi yaradılışın sonuncusu olduğu ve 13 gök katı ile 9 yeraltı dünyası arasında bulunduğu yolundaki Maya inancını benimsemişti. Azteklerin başlıca tanrıları, Savaş ve Güneş Tanrısı Huitzilopochtli, Yağmur Tannsı Tlaloc ve yarı tanrı-yarı kahraman Tüylü Yılan Quetzalcoatl idi. İnsan kurban etme töreninde, kurbanın yüreği Güneş Tanrısı’na sunulurdu.

Şamanizm.

Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir. Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir.

Taoizm
Çinin en eski dinlerinden biri olan Taoizm, Şintoizm ve Konfüçyanizm 'e reaksiyondan doğmuştur. Kurucusu Lao Tzu (Lao-Tse / ihtiyar bilgin)‘dir.
Kutsal kitabı Tao-Te-King (Tao ve Fazilet)'dir.

Tanrının Yolu Topluluğu .”

Tanrının Yolu Topluluğu son yıllarda ortaya çıkan uzlaştırmacı dinlerdendir. Topluluğun en önemli özelliği her hangi bir dinden kopmadığı gibi,kurucusunun herhangi bir din tarafından beklenilen Mesih iddiasında olmamasıdır.Topluluk inananları kendilerini gizlediğinden dolayı haklarında pek fazla bilgi yoktur. Topluluğun temel inancı tüm dinlerin aynı Tanrıdan olduğu - Dinlerin Birliği - inancıdır.

Yehova Şahitleri :


Yehova şahitliğinin kurucusu C.T. Razıl 'dır.(Charles Taze Russell 1852-1916) Razıl önceleri bir Kitab-ı Mukaddes topluluğu kurdu, ve grubun pastörü seçildi.


Hinduizm:


Hindistan 'ın en belirgin dinlerinden biridir. Hint dinlerindeki gelişmeler sonucu Hinduizm adını alan din, Brahmanların hakimiyet sağladıkları dönemde ise Brahmanizm terimi ile ifade edilmiştir. Günümüzde Hinduizm ve Brahmanizm terimlerinin bir biri yerine kullanılır. Hint yarımadasındaki halkın çoğunun dini inanç ve geleneklerini ifade ettiği için Hinduizm terimini kullanmaktadır. Hindular ise dinlerini "Sanatana Dharma" yani ezeli ve ebedi din veya baki din diye adlandırırlar. Bu dine mensup kişilere de "sanatani" yani baki denir.
Kutsal kitaplarının tamamını içine alan metinler Veda 'lardır.
Kast Sistemi:
1 - Brahmanlar (rahip ve âlimler)
2 - Kşatriya (prensler ve askerler)
3 - Vaişya (tüccar, esnaf ve çiftçiler)
4 - Şudra (işçiler, sanatkârlar)

Bahailik:

Bahaî Dini: 1800'lerde İran'da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan Babiliğin Bağımsız Dine dönüşmüş biçimi. Tüm dünyada inananları olan evrensel bir dindir. Bahai Tarihi, 1844'te Bab'ın (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir Peygamber'in geleceğini ilan etmesiyle başlar. Bahaîliğin kurucusu ve peygamberi, lakabı Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali'dir 21 Nisan 1863'te yeni dini ve yeni prensipleri Bağdat'ta sürgünde iken ilan etti.
Kutsal Kitabı Kitab-ı Akdes’dir. NOT: BAHAİLİK ,1947 YILINDA,İNGİLİZLERİN ÖNERİSİ İLE BİRLEŞMİŞ MİLLETLERCE DİN OLARAK KABUL EDİLMİŞTİR.NORSLU SAİT TE BAHAİLİKTEN NURCULUĞA GEÇİŞ YAPMIŞTIR.OSTÜZÜ.

Yezidilik:

Yezidilerin Kimliği Karma bir dinin mensubu olan Yezidi'lerin Arap, Kürt ve Asur kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Çeşitli kültürlerin birbirlerine karıştığı Ortadoğu'da ulusal kimlikleri olmayan İran'daki Bahaîler, Lübnan'daki Dürzîler ve Maruniler gibi Yezidiler de dini bir cemaattir. Yezidi inancının, Hariciliğin İbadiye kolundan ayrıldığı söylenen Yezid bin Ebi Uneyse'ye dayandığını ileri sürenler olduğu gibi Yezidi adının eski İran inançlarındaki İyilik Tanrısı İzd ya da Yeda'dan geldiğini de savunanlar vardır. Yezidilik hakkında fazla bir bilgi yoktur bir sır dini olduğu için Yezidiler, kendilerine sorulan soruları, soranların duymak istediklerine göre yanıtlamışlardır
Yezidilerin Kitab-al Cilva (Kitab-i Celve) ve Mashâf-i Res (Mushâf-i Res- Kara Kitap) olmak üzere iki mukaddes kitabı vardır. Kitapların yazım dili Kürtçedir.

Şintoizm :

ünyanın en eski dinleri arasında yer alan Şintoizm M.Ö.VII yy kadar eskiye dayandırıla bilinecek Japonların Milli Dini karakterini sergilemektedir. Şintoizm 'in Japoncada karşılığı Kami-Nomiçi 'dir ( Tanrıların Yolu) Şintoizmin herhangi bir kurucusu yoktur.
Şintoizm 'in iki adet kutsal metni bulunur:
1- Kojiki 2- Nihongi.

Masonluk:

Masonluğun köklerini, Çin'den Ortadoğu'ya, Eski Yunan'dan Şaman rahiplerine, eski Mısır'dan Avrupa'nın şövalye tarikatlarına kadar dünyanın çeşitli yer ve topluluklarına dayandırmak mümkündür, zira Masonik ritüellere bakıldığında ise bu kadim öğretilerin tamamının etkileri görülebilmektedir. Fakat Masonluğun çok uzun yıllar boyunca çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde sürdürmesi ve 1390'da Regius el yazmasına kadar hiçbir kayıt tutmamaları sebebiyle, asal kökeni hakkında net ve kesin bir yargıya henüz varılabilmiş değildir. Tüm dünyadaki Masonlar köklerini MÖ 10.yüzyılda yapılmış olan Hazreti Süleyman Mabedi işçilerine dayandırsalar da, bu işçilerin de önceden bu işi yaptıkları ve oraya hep birlikte gittiklerinin bilinmesi, kökenleri daha eskiye taşımaktadır.

Mandaizm (Sabiilik) :

Araplar tarafından “Sâbiî” (Subbi ya da Subbâ) biçiminde adlandırılan bu topluluk, kendilerine “Mandenler” (bilgili olanlar, arifler anlamında; İngilizcede Mandaeans) adını verir. Kendileri için kullandıkları bir diğer ad “Nasuralar’”dır (kutsal öğretileri koruyanlar anlamında; İngilizcede Nasoraeans). Mandenler, ayrı bir dil olan Mandence konuşurlar. Sâbiî sözcüğü ise Mandence’de “vaftiz olmak” ya da “suya daldırmak” anlamına gelen “sab” fiilinden türetilmiştir ve Araplar tarafından, Mandenlerin en dikkat çeken ve sık uyguladıkları ibadetlerinden biri olan vaftiz uygulaması nedeniyle, bu topluluğa bir ad olarak verilmiştir. Hz.Muhammet SABİİDİR.SABİLİĞİN İSLAMA ETKİSİ ÇOK OLMUŞTUR.KURAN BUNLARI KABUL ETMEKTEDİR.
Kutsal kitapları üç ayrı kitap tutar: “Ginza”, “Draşia d Yahya” ve “Qolasta”. “Ginza” (Hazine)

Maoirler ve Dinleri :

Maori Dini Güney Pasifik Okyanusu Adalarında yaşayan Polinezyalılardan bir grubun (Maoriler) inandığı kabile dinidir ve mahalli bir özelliğe sahiptir evrensel değildir. Maori Dini' nin kutsal bir kitabı veya yazılı bir kaynağı olmadığı gibi din kurucusu da yoktur.

Panteizm

Tanrı ile evreni bir, aynı ve özdeş kabul eden görüştür. Panteizm, anlam olarak tümtanrıcılık demektir.
Panteizme göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada, nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı'dır. Panteizme göre; Tanrı her şeydir ve her şey Tanrıdır. Tanrı Evren - İnsan ayırımı yoktur. Böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da söz edilemez.
Panteizmin Türleri:
1. Tabiatçı Panteizm: Tek realite tabiattır. Tanrı da tabiatın içinde var olandır. (Dideron, Boron d 'Holbach)
2. İdealist Panteizm: Tek realite ruhtur. Tanrı da ruhun özünde var olandır. (Hegel, Fichte, Brunschvicg)
3. Teolojik Panteizm: Felsefî anlamda asıl Panteizm budur

Janizm :

Hindistan 'da yaklaşık M.Ö.4 yüzyılda ortaya çıkan dini akımlardan biridir. Hindistan 'da ki dört büyük dinden biridir. Kurucusu Mahavira (M.Ö.599 - 527 ) Benares ' te doğmuş, otuz yaşına gelince evini, karısını ve çocuğunu terk ederek rahiplik elbisesini giymiş ve kendini dünyadan soyutlamıştır. Caynizm daha çok asiller ve halk arasında yayılmıştır. Mahavira 72 yaşında Bihar ' da ölünceye kadar doktrinini vaaz yöntemiyle yaymış ve Mahavira ' nın Nirvana ' ya kavuşması Caynist takvimin başlangıcı sayılmıştır.
Janizm'in kutsal kitabı Agamalar'dır.
Mezhepleri:
1. Digambara (Göksel giysili)
2. Shvetambara (Beyaz cübbeli)

Konfüçyanizm:

Dinin kurucusu Konfüçyüs (M.Ö. 551- 479) adındaki bir filozoftur. Şantung eyaletinde doğmuş ve orada ölmüştür. O zamandan beri eyalet Çinlilerce kutsal sayılır. Konfüçyanizm 'de insanın evlenmeden veya bir erkek evlat bırakmadan ölmesi büyük günah sayılır. Çünkü erkek evladın, ata ruhlarına ibadeti devam ettireceğine inanılır. EK:

:BİREYİN EĞİTİLMESİ İLE İLGİLİDİR.”CEZAEVLERİ, CAHİLLERİN VE FAKİRLERİN ÇOCUKLARI İLE DOLUDUR. CEHALETİ VE SEFALETİ KALDIRMADAN SUÇ ÖNLENEMEZ. ÖNCELİKLE DE DİL DÜZELTMEK GEREKİR.” DER. OSTÜZÜ.
Konfüçyanizm 'in en önemli dini metinleri beş kitaptan meydana gelmektedir:
-Değişiklikler Kitabı,
-Tarih Kitabı,
-Şiirler Kitabı,
-Törenler Kitabı,
-ilkbahar ve Sonbahar Vakayinameleri.

Voodoo Dini:

Voodoo, müritleri için "korku"nun ve "zafer"in iç içe girdiği bir yaşam tarzı... Afrika'nın Benin Cumhuriyeti'nde konuşulan bir etnik dil olan "Fon" dilinde "voo" içe bakış, "doo" ise "bilinmeyen" anlamına geliyor. Voodooistler Tanrı "Djo"ya inanıyorlar. İnsanlar Voodoo dininde, potansiyel bir hayvandan farksız olarak dünyaya geliyor. Başlangıçta, her insana rehber olarak bir ruh, yani "loa" veriliyor. Böylece, potansiyel olarak hayvandan farksız olan "insan", "ruhsal bir varlığa" dönüşüyor. Bu ruhsal varlık "birer küçük melek" olan üç ruhsal parçadan oluşuyor. İnsanın yaşamı boyunca bu ruhsal parçalarını kendi iradesiyle geliştirmesi ve mükemmelleştirmesi gerekiyor.

Helen ( Eski Yunan ) Dini:

Eski Yunan 'da kaynağını Anadolu, Girit ve Mezopotomya'dan alan, tanrıların çoğu doğu kökenli olan çok tanrılı bir din anlayışı vardı. Yunan dininin oluşmasında destanların önemli rolü olmuştur. Hatta destanları yazan şairler bu dini şekillendirmişlerdir. Çünkü Yunan şairleri destanlarla birlikte eski Aka , Dor ve Anadolu tanrılarının kendi tanrılar dünyasına katmışlar, Bu tanrıların ad görev ve nüfuz alanlarını belirlemişler bu tanrıları insan biçiminde düşünüp göstermişlerdir. Buna göre bir kısmı erkek bir kısmı dişi olan bu tanrılar insanlar gibi evlenen yiyip-içen, çoluk - çocuk sahibi ve iyi - kötü olan; ama insanlardan daha güçlü, güzel ve ölümsüz varlıklardı. Ölümsüzlükleri ise nektar adlı hayat suyunu içiyor olmalarından geliyordu.
Eski Yunan Dini'nin Özellikleri:
1. Bu dinde, din adamları sınıfı yoktur.
2. Bu dinde bireyin giderek kişiler karşısında da alçalma duygusunu geliştiren tanrılar karşısında alçalma anlayışı yoktur.
3. Bu dinde soru sormaksızın, tartışmaksızın inanma vardır.

Satanizm.
Özel olarak Hıristiyanlığa genel olarak da bütün dinlere karşı alternatif din olarak ortaya çıkan geçmişi oldukça eskiye dayanmasına rağmen yakın zamandan itibaren yeni bir din hüviyetine bürünen önemli bir harekettir. Kelime olarak şeytana inanma, tanrı diye tapınma anlamına gelen satanizm; şeytana tapınma faaliyeti adı altında Yahudi-Hıristiyan geleneğine Yahudi - Hıristiyan din tahakkümüne ve özelliklede Hıristiyanlığa karşı başlatılan bir reaksiyonun adı olmuştur. Modern Protesto Hareketi demek de mümkündür. Bu hareket başta Hristiyanlık olmak üzere bütün dinlere ve dinlerin ortaya koymuş olduğu kutsal değerlere karşı bir başkaldırıyı temsil eder. Dinin ve dini olan her şeyin karşısında, fakat şeytanın ve onun temsil ettiği şeyin yanında yer alma hareketidir.
Kutsal kitabı: Anton Szandor Lavey'in yazmış olduğu Satanist Bible'dir.

Budizm :

Budizm 'in kurucusu Buda (Guatama, Gotama) Kuzey Hindistan 'da Lumbini koruluğunda doğmuş bir filozoftur. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Budistler Buda 'nın vaazlarının Pali - Kanon adlı bir kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Budizm 'in kutsal kitabı üç sepet anlamına gelen “Tripitaka veya Tipitaka 'dır”.
Mezhepleri:
1. Hinayana (Küçük Araba) ,
2. Mahayana (Büyük Araba) .

 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi