19 Aralık 2015 Cumartesi

2041/ ÜLKESİNİ SOYDURTMAMAK!


 

           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR,19 Aralık 2015.YÖNETİCİLERİ NAMUSLU OLAN ULUSLAR.BU DÜNYADA MUTLUDURLAR!*

YÖNETİCİLERİ HIRSIZ OLAN ULUSLARIN DA YÖNETİCİLERİ BU DÜNYADA ZENGİN VE MUTLUDURLAR*CENNET TE BİR ÜTOPYA OLARAK AÇLARA BÖLÜŞTÜRÜLÜR.

ÜLKESİNİ SOYDURTMAMAK?!

“SELAM VERDİM RÜŞVET DEĞİLDİR DİYE ALMADILAR/FERMAN GÖSTERDİM HÜKÜMSÜZDÜR DEYU MÜLTEFİT OLMADILAR!”FUZULİ(1483-Kerbela-1556Kerbela)KANUNİDÖNEMİ..OSMANLI SINIRINDAN İÇERİ GİRDİĞİNİZDE RÜŞVET KESESİNİN AĞZINI KAPATMAYIN?!BOUSBECK AVUSTURYA BÜYÜK ELÇİSİ(1555—1562).  Osmanlının en büyük Rüşvetçisi Kanuninin Damadı Hırvat Rüstem Paşa ile kardeşi İkinci Beyazıt’ın damadı Sinan Paşadır.1627’de ölen Şair Üveysi:”Vezire itimad etme benim Devletlü Hünkârım/Olardır düşmeni dinin ,olardır devlete bedhah/Vezaret sadrına geçmiş oturmuş bir bölük hayvan/Bu din’ü devlete hizmet eden yoktur,ah,vah?!

“Yıkılıptur bu cihan, sanma ki bizde düzele/Devleti cerhi deni ,virdi kamu müptezele/Şimdi ebvabı saadette gezen hep hezele/İşimiz kaldı heman merhamet’i Lemyezele…”Padişah Üçüncü Mustafa Cihangir/Gazelinden.1657/1715.

“Ozanlığı Şeyhülislamlığından daha da ünlü olan YAHYA EFENDİ(1552-1644)Rüşvetçiliği ayyuka çıkan Kemankeş Âli Paşanın bu davranışını yüzüne karşı söylemekten çekinmez. Divanda Paşa ile baş başa kaldığı bir gün, Sadrazama çıkışır:

“Rüşvet aldığınız işler kulağıma geldi.Bu yolda yanılıyorsanız tövbekâr olunuz.Bir yerden haksız olarak bir şeyi koparıp almak,gönlünde hayatın da ışığını söndüren ne kötü tufanlara yol açar!”Der.Sadrazam Kemankeş ali Paşa bu nasihate fena halde bozularak,alaylı bir biçimde:

“Bak şu dönen işlere ki,hep hak yiyenler dediklerimizin serveti ve saltanatları var.Beri tarafta hak,hak diye çenesini yoranlar ise,ya sürünecek,ya da

dövünecek hallere düşüyor.Bunun hikmeti nedir acaba?!Diye sorar?!Osman Türkoğuz,Rüşvetin Anatomisi.S.25.

Başbakan İsmet İnönü,Çankaya köşküne beklenilen saatten çok sonra yorgun olarak geldiğin de Cumhurbaşkanımız gazi Mustafa Kemal:”Ne o İsmet,yorgun ve bitkin görünüyorsunuz?”Sormayınız Atatürk’üm,Türk Hava Kurumunun HESAPLARINDA BİR KURUŞLUK AÇIK ÇIKTI.ONU BULANA KADAR ÇOK UĞRAŞTIK!”Deyince,  doğrusunu yapmışsınız,bugün bir kuruş,yarın da bin kuruş çıkardı?!karşılığını almıştı.O ismet İnönü,Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra,ATATÜRK  tarafından Ömer İnönü’ye 800Tl,Erdal İnönü’ye de 600 TL.Aylık bağlanmıştı.Pembe Köşk Atatürk’ün armağanı,

 

Mareşal Fevzi Çakmak,Erzurum’daki asker Hastahanesini yaptırtırken evdeki halılarını  da satmıştı.Parası yine de yetişmeyince devreye Milli Savunma Bakanlığı girmişti.Enver Paşanın Eniştesi  Genelkurmay başkanlarımızdan emekli Orgeneral Kazım Orbay,maaşı yetişmediği için,evini üniversite öğrencileri ile paylaşmıştı.Sonunda,Türkiye Büyük Millet meclisi hizmeti vataniye tertibinden 500 TL.MAAŞ BAĞLAMIŞ,AYNI YASAYLA Celal Bayar’a da 3500 Tl.Maaş bağlamıştı.

Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarınızdan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdurrahman Nafiz Gürman,Genel Kurmay Başkanı olduğun da,kendisine sunulan lojmanın anahtarını:”Biz karı,koca iki kişiyiz.Gölbaşı sinemasının yanındaki sahibi çok iyi olan bir evde de kiracıyız.Bu lojmanı ihtiyaç sahiplerinden birisine versinler,der,kendisine sunulan 500 TL.Makam tazminatını da:”Biz iki kişiyiz,maaşım bize yetmektedir.Bu para da Maliyeye iade edilsin?!”Diyerek reddeder.Sonradan bu tazminatların toplam mevcudu MALİYECE GELİR KAYDEDİLİR. BÜYÜK İNSAN VE BÜYÜK DEVLET ADAMIMIZ,TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCULARINDAN VE DEMOKRASİMİZİN KURUCUSU CUMHURBAŞKANIMIZ MUSTAFA İSMET İNÖNÜ.

SAYIN BAYAN MONA SAHLİN,BİR ANLIK GAFLETİN KURBANIDIR?!TÜRK TOPLUMU DA SÜREKLİ GAFLETİNİN KURBANIDIR?ARADAKİ FARK BU KADARDIR!

Yeah Yea?!

14 Ekim, 18:27 · 

DEMOKRASİ, ÇİKOLATA VE TENİS*!

Bir düşünün… Hafta sonu bir otelde kalıyorsunuz, oda temizliği için gelen görevli kapınızı çalıyor. Açtığınızda karşınızda duran temizlikçi eski bir bakan.

İsveç’in eski bakanı, 25 yıl milletvekilliği yapmış, üstelik yıllarca İsveç’in en büyük partisi olan Sosyal Demokrat İşçi Partisi başkanlığı görevini yürütmüş olan Mona Sahlin tam da bunu yapıyor şu sıralar. Kızının kurduğu bir temizlik şirketinde hafta sonları otel odası temizliyor. Hiç gocunmadan…

Sahlin 25 yılı aşkın siyasi hayatı boyunca iki kez rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla soruşturma geçiriyor. İlkin, sağcı bir gazete Sahlin’in devlet işleri için tahsis edilen kredi kartından kendisine çikolata aldığını öne sürdüğünde Sahlin görevinden istifa ediyor ve kendisini mahkemeye veriyor. Tarihe “tobleron davası” olarak geçen bu soruşturma sonucunda aklandıktan sonra görevine geri dönüyor.

Sahlin’i ikinci kez rüşvet iddiasıyla yolsuzlukla mücadele komisyonu karşısına çıkaran suçlama ise, denetim mekanizmalarının demokrasilerde nasıl çalıştığı konusunda ibret olacak cinsten.

Sahlin, bakanlık yaptığı dönemde, ünlü tenisçi Roger Federer’in Dünya Şampiyonluğu final maçına turnuva organizatörleri tarafından onur konuğu olarak davet ediliyor. Ancak yolsuzlukla mücadele komisyonu, bu daveti kabul edip maç bileti ücreti ödemediğinden, siyasal makamını kullanarak kendisine çıkar sağladığı gerekçesiyle Sahlin hakkında soruşturma başlatıyor. Turnuva organizatörleri, bu tür organizasyonlarda onur konuğu davetiyelerinin parayla satılmadığını söyleseler de aynı şekilde davet alan İsveç Genel Kurmay Başkanı’nın reddedip kendi parasıyla bilet almış olması Sahlin’i çok zor durumda bırakıyor.”Mona Sahlin
Yargılama sonunda aklanıyor. Seçimlerde, Partisi  %o5 oy kaybettiğinden derhal istifa eder.  Bizim tüm Büyük Hısızlarımız da YARGILANMADAN AKLANIYOR, HIRSIZLIKLARINI KANITLAYANLAR DA DAİMA HAKLANIYOR?

2040/SAKALLI AHMET HOCANIN NİYETİ!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;19 Aralık 2015.

        ULAN SAKAL SAPIK?KADINLAR OLMASAYDI,SENİ BABAN SIÇARDI?!

        Sakalı ile ünlenen Ahmet Hoca adlı bir zavallı, TİMARHANELİK BİR HAL ALDI. Hz. Muhammed’in sakalı ile yıkanmış su satışına başlamasının yanı sıra bir laf etti ki sıçsaydı daha iyiydi:

        “Kadınlar olmasaydı,erkekler cennete daha kolay girerlerdi?!”Dedi. Sapıttı?!Kadınsız dünyanın çiçeksiz,kuşsuz,ağaçsız,semasız ve denizsiz  bir çöl olacağından haberi yok,Sonra,kadınlar olmadan erkekleri babaları sıçarak mı doğuracak?Peki cennette her Müslüman erkeğine 72 Kadın,i100 Huri ve 100 de Gılman masalı ne olacak.Sonra,Nuri—Nuriye;Vasfi—Vasfiye;Kadir—Kadriye;HURİ—HURİYE kelimeleri Huri’nin de erkek olduğunu vurgulamaktadır.Ulan Sakallı,Seni Hurilerin erkek olmaları mı cennete çekiyor?!SAKALLI;sana bir fıkra anlatayım da sen yine de iyice bir düşün:

        Bir grup Şeriat kurallarına göre örtünmüş kadınımız; bir araya gelerek sohbete başlamışlar.Yaşlı bir kadın,”encamımızı öğrenmek üzere müftüye giderek sorun, sonucu da bana bildirin?!”Demiş.Bir grup Genç kadın  telaşla İl müftülüğüne gitmiş,ille de İl Müftüsü ile konuşacağız diye ısrar ettiklerinden,İl Müftüsünün huzuruna alınmışlar.Kadınların sözcüsü,ayağa kalkarak:”Sayın Müftümüz,bizler Hz. Muhammed’in (svs)ümmeti olarak şeriat kurallarına uymaktayız.Bugünde,Laikliğe Hayır?!”Mitingine iştirak ettik.Öteki âlemde bizim yerimiz neresidir,söyler misiniz?”Demiş.Müftü Hazretleri:”Sizin yeriniz cennettir!”Deyince sevinerek ol yaşlı kadına cennet müjdesini vermişler.Ol mübarek kadın bu yanıttan pek hoşnut olmamış:”Hemen Müftü Hazretlerine gidin ve neden cennetlik olduğumuzun  sebebini sorun,verdiği cevabı da bana bildirin?!Demiş.Kadıncağızlar,pürtelaş Müftü Hazretlerin huzuruna çıkarak:müftü hazretleri,neden cennetliğiz sebebini söylemediniz?Dediklerinde,Müftü hazretleri ayağa kalkarak,”VALLAHİ DE,BİLLAHİ DE,TALLAHİ DE SİZ KADINLAR CENNET’İ ALALIKSINIZ!”Der demez,kadınların sözcüsü:”NEDEN MÜFTÜ EFENDİ?”DEDİĞİNDE ŞU YANITI ALMIŞ:” SİZLER NE LAF ANLAMAZSINIZ, SİZ KADINLAR  OLMASAYDINIZ HER İKİ DÜNYADA  DA BİZİ DÜZERLERDİ!?!Diye fetvasını vermiş. SAYIN SAKALLI SENİN NİYETİN DE HER İKİ DÜNYADA DÜZÜLMEK MİDİR?!

          

18 Aralık 2015 Cuma

2039/KERRİ KUZU KERRİ...


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;18 Aralık 2015,

                     KERİ KUZU KERRİ PARÇAMPA?

Amerika Başkanının Dışişleri Sekreteri John Kerry yine yellenmiş:

“Suriye’nin yeni yönetiminde Beşar Esad’ın yeri yoktur?!”Buyurmuş.

Bir ülkenin yönetiminde kimin ya da kimlerin yeri olacağına o ülkenin halkı karar verir. John Kerry’ye poh yemek düşer.John Kerry,ya da Amerika başkanı bu yetkisini kimlerden almaktadır?!Bizim Amerikan Taşeronu da aynı gazeli okumaktadır.Hani demokratik seçim?Hani ulusların özgür iradesi?Amerika çok şımardı!Artık uluslar uyanmalı,Amerikaya hak ettiği dersi vermelidir.Bu adamın adını duyunca aklıma Başlıktaki Kürtçe  küfür gelmektedir?!

 

2038/NE ÇARE?


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;18 Aralık 2015.

 

                           NE ÇARE?!

BİR DALDA;

                   KIRMIZI GÜL,YEŞİL YAPRAK.MOR DİKEN!

ÖLÜMLERE ALIŞMIŞIM NE ÇARE!

DENİZ, DENİZ ÖZLEMİNDİR;

                                               DAĞ, DAĞ ÜSTÜME ÇÖKEN:

17 Aralık 2015 Perşembe

2037/YIKILMANIN İŞARETLERİ.


        TC

OSMAN TÜRKOĞUZ
TV. ÇEŞMEALTI,23Haziran 2015.                                                                                                                                                               HIRSIZLIKLARINI SAKLAMAK İÇİN FETVA ÜSTÜNE FETVAYA, MAVAL ÜSTÜNE MAVALA SARILANLAR, KIÇINIZI YIRTSANIZ SONUNUZ ÖTEKİ HIRSIZ VE VURGUNCULAR GİBİ OLACAKTIR.

Diyanet Eşbaşkanı  Sümeyye fetva verdi:”YOLSUZLUK SORUŞTURMASI DİNE İHANETTİR?!”Fetva kapısı ve fetva emini tarihe karışmıştı.Fetvayı da Şeyhülislamlar verirlerdi?!İslam tarihinde ilk defa, pahalı şarap içtiği  ve soygun paralarını kardeşi ile birlikte sıfırladığı  iddia edilen bir kız kurusu fetva vermiştir.BİR KERE SINIRI AŞANLARIN ÖNÜNDE, NE DİN NE DE ALLAH NE DE VİCDAN ARTIK  SINIR DEĞİLDİR?!OSTÜZÜ.Züğürdün teki?!

TÜRK BİREYİ;
AŞAĞIDAKİ AYETİ OKU DA, YA SENİ ALDATANLARI YIK, YA DA ÜLKENLE BİRLİKTE,TARİHİ ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLMEYE HAZIROL?!

                Duvarlarında bez torbalar içinde Kuranları asılı duranlar,kendileri de elde Kuran dilde ALLAH Kelamı ile aldatılanlar,bir paket yiyecek maddesine vicdanlarını ve Türkiye Cumhuriyetini satanlar,aşağıdaki ayeti bari okuyarak doğru yolu bulunuz?!

 KUR’ANI KERİM’E GÖRE ;KAÇAK SARAY’IN ,BİN LİRALIK SU BARDAKLARININ ,ALTIN KAPLI HELALAR’IN VE “PARALARI SIFIRLA OĞLUM’”UN ANLAMI?!

             "Biz, bir ülkeyi değişime / yıkıma uğratmak istediğimiz zaman / bir ülke kendisini yok olma aşamasına getirdiğinde; adil olmayan kişilerini / varlık ve güç sahibi önde gelenlerini / zevkine düşkün zenginlerini söz sahibi yaparız / o ülkenin yönetimine gelmesine izin veririz de, onlar, orada kötü işler yaparak hak yoldan çıkarlar / onlar eliyle oranın altını üstüne getirerek, verdiğimiz sözü gerçekleştiririz."(İsrâ,17’inci sure, ayet:16).

 

 

12 Aralık 2015 Cumartesi

2036/VATAN BORCU!


TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


EV. İZMİR;12 Aralık 2015.

                 VATAN BORCU?!

FAKİRLERİMİZCE, KAN VE CANLA ÖDENEN, SOYTARILARIMIZCA DA PARA VE SAHTE RAPORLARLA ÖDENEN BİR BORÇTUR.

        Vatan Borcu;banka veznelerine para yatırarak ödenmez!?Vatan Borcu;dağlarda,denizlerde,ovalarda ve sınır boylarında ter ve kan akıtarak,sakat kalınarak ve can verilerek ödenir?!

        Adana’da bir taksinin arka camı yazısı:

        “VATAN BORCUMU ÖDEMEYE GİDİYORUM,BURADAKİ BORÇLAR DA BABAMA?!İŞTE TÜRK Ulusu ve onun yetiştirdiği Türk Askeri bunun için çok büyük ve çok güçlüdür.

Yurt:

Memleket. Göçebe Türklerin oturduğu çadır. Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan. Yörüklerin yazın veya kışın oturdukları yer. Bir şeyin ilk veya çok yetiştirildiği yer, vatan. Diyar. Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın oturduğu, yetiştirildiği veya bakıldığı kurum. Sahip olunan arazi, emlak. Öğrencilerin kaldığı, barındığı yer.”Fr. LE SéRVİCE MİLİTAİRE!Vatan Borcu;

Türk ulusunun bireylerinin GEN’LERİNE  ve DNA’LARINA geçmiş; sakat kalmaları, ölmeleri ve zoru da kapsayan Tanrısal bir manevi özelliğin SOMUT OLARAK DIŞA YANSIMASIDIR.Seferberlik ilan edildiğin de,yeni evli bir Erzincanlı askerlik şubesine teslim olduğu vakit,askerlik şubesi başkanı,yeni evli olduğu için kendisine  üç gün izin vermiş.Ertesi sabah erkenden,askerlik şubesi başkanının huzuruna dikilen  Erzincanlı bir Kadın:”Kumandan Bey,ben oğlumu gerdeğe girsinde,gönül eğlendirsin  diye doğurmadım?!Askerlik Borcunu ifa etsin diye doğurdum?!Oğlanı geri getirdim,al,n’apacaksan yap Gari?!”Demişti.

  Anayasamızın V.Vatan hizmeti

Madde72-“Vatan hizmeti,her Türk’ün hakkı ve ödevidir…”Hukuku şekilcilik sayan bazı soytarılar,bu hak ve vazifeyi fakir Türk Çocuklarına yıkmasını da bilmişlerdir!?Birinci Dünya Savaşında,bir Gayrımüslüm Mebusun itirazına karşın kanunlaşan BEDELLİ’YE dört elle sarılmışlardır.Ve en büyük hakareti de şu şiirle iktisap etmişlerdir:

          “Yemen yolları çukurdandır,

          Karavananamız da bakırdandır.

          Zenginler bedel öder,

          şehidimiz de Fakirdendir?!”

Şehitleri ile övünenler,Şehitlerin yerinde olmak istemedikleri için,NAMUS BORCU OLAN VATAN BORCUNU ÖDEMEK İÇİN, HER TÜRLÜ ONURSUZ YOLU  DENEYEREK  KAÇINIRLAR?!

                Kışlada Bahar


               BEKİR SITKI ERDOĞAN,


Kara gözlüm, efkârlanma gül gayrı!
İbibikler, öter ötmez ordayım.
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayrı!'
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

Ah çekerim resmine her bakışta!
Bir mahzunluk var o boyun büküşte.
Emin ol ki, her sigara yakışta,
Daha duman tüter tütmez ordayım...

Mor dağlara, karargâhlar kurulur;
Eteğinde bölük, bölük durulur...
On dakika istirahat verilir;
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım!..

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde;
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda!
Akşam olur, tepelerin ardında,
Daha güneş batar batmaz ordayım...

Aramıza dağlar girmiş koskoca!
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce...
Bir gün değil, beş gün değil, her gece,
Yatağıma yatar yatmaz ordayım…

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
İki âşık, senelerdir bekleşti...
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
Vatan borcu biter bitmez ordayım!

DUR YOLCU

Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed'in yattığı yerdir!

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed'in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!
NECMETTİN HALİL ONAN.

BU VATAN KİMİN 
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda 
Kendini tarihe verenlerindir.
 
Tutuşup kül olan ocaklarından, 
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından 
Alnına ışıklar vuranlarındır.
 
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
 
İleri atılıp sellercesine 
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine 
Şu kara toprağa girenlerindir.
 
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan 
Can verme sırrına erenlerindir.
 
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil, 
Topun namlusundan görenlerindir.              
Orhan Şaik GÖKYAY.
                                                                                                                                                    Şimdilerde,bu şiirin en önemli dörtlüğü  başka şekilde okunmaktadır:
“BU VATAN TOPRAĞIN KARA BAĞRINA,
SIRA APARTIMAN KURANLARINDIR.
ALLAH ADINA,DİN YOLUNDA,
HALKINI ALDATIP SOYANLARINDIR.
 
 

 

 

Serdar Ortaç tarafından söylenen vatan borcu adlı şarkının sözleri.NOT:Serdar Ortaç,askerlik görevini yapmamak için sahte rapor almak suçundan yakalanmıştı?!
geceler ağır, ağır
çöker dizime,
yarime haber edin
benim yerime.

Uyanır dururum onu
can evimde bulurum;
ben ona kavuşayım,
uzanır dizinde uyurum.
beni gurbet elde bırakın
onu çeker canım avunurum.

affet beni,affet anam;
yolum bekler kahpe düşman,
gelen yolcu, giden yolcu,
çabuk biter vatan borcu

canım anam bekle beni,
ben askerim özle beni,
göz yaşlarım sitem dolu,
zor beklenir asker yolu.

canım anam bekle benli,
ben Mehmedim özle beni,
bitmek bilmez uzun yollar,
izin verin yarime gidem dağlar.

söz yazarı: Serdar Ortaç
Selim Çaldıran
besteci: Serdar ortaç
düzenleme: Selim Çaldıran.

Vatan Borcunu ödeyenler:”SAVAŞTAN ÖNCE KARTALDA BAHÇIVAN,”

                                   Savaştan sonra da KARTALDA SAKAT BAHÇIVANIN TORUNLARIDIR.

 

 

 

 

8 Aralık 2015 Salı

2035/İSLAMDA KADININ YERİ*!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                     TV.İZMİR;08 ARALIK 2015.

            İSLAMDA KADININ YERİ?!

İSLAMDA KADIN: PEYGAMBERİ DOĞURUR, CEHENNEM EHLİ YAPILIR; HÜKÜMDARI DOĞURUR, KÖLE VE CARİYE OLARAK SATILIR. İMAMI DOĞURUR, KÜÇÜK YAŞTA ALLAH ADINA IRZINA GEÇİLİR, OĞLUNU DOĞURUR, ONUN ARKASINDADIR, EVDE YERİ VE SIRASI İNEKLERDEN SONRADIR VE KAPIYA DA YAKINDIRIR.  KARA KÖPEK,  EŞEK VE DOMUZLA BİR TUTULUR. ASKER MEKTUBUNDA SARI İNEKTEN SONRA GELİR. HER İKİ DÜNYADA DA IRZINA GEÇİLİR. SİKTİRİN ULAN DÜMBÜKLER. MUSTAFA KEMALİ DOĞURUR BAŞTA TAŞINIR:
 
 
.
 
 

7 Aralık 2015 Pazartesi

2034/OSMANLIDA EŞCİNSELLİK1


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;08 Aralık 2015.

        Aklımda yanlış kalmadıysa,1983 senesindeydi.Konya’da bir eczanede birkaç sakalı Genç adam,bana duyurmak için, Mustafa Kemal’i kötülemekteydiler.Eczanenin köşesinde oturan Yaşlı bir Dede,hışımla ayağa kalkarak:”Götünüzün sağlam kalmasını sizler ona borçlusunuz.Önce götünüzün zekatını verin de sonra konuşalım.Sizler,Konya’da atasözü haline gelmiş bir duayı duymadınız mı?”EY ALLAHIM,ÜSTÜMÜ YORGANDAN ALTIMI DA OĞLANDAN EKSİK ETME?!”BİLEREK KONUŞUN,BİLMİYORSANIZ ŞU BEYEFENDİDEN ÖĞRENİN,YA DA BURADAN DEF OLUP GİDİN?!DEMİŞTİ.Bendeniz;iş bu yazımı Osmanlı Oğlancıklarına ithaf ediyorum.Osmanlıcılık geri gelirse götlerine sahip olsunlar?!DİYEREKTEN?!

'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...' ALINTIDIR:

10.11.2013.

        “Başbakan'ın bağnaz otoriterliğinin son numunesi olan "kızlı-erkekli yaşam" tartışmasından sonra, İslamcı yazarların pek beğendiği Osmanlıların bu konulardaki pratiklerine bir göz atıp neyin 'meşru olduğunu' anlamaya çalıştım.”


 

"... Ve yaz olunca avretlere meylet ve kışın oğlanlara, ta ki bedenen sağlam olasın."
(11. yüzyılda yaşamış Kuhistan Sultanı Kâbus’un oğluna nasihat kitabı Kâbusname’den)
Başbakan’ın bağnaz otoriterliğinin son numunesi olan “kızlı-erkekli yaşam” tartışmasından sonra İslamcı yazarlardan Hayrettin Karaman, Başbakan’ı savunmak için “kadın ve erkek öğrencilerin bir veya birkaçının aynı evlerde kalmalarının Müslüman milletimizin ahlak, gelenek ve göreneğine göre meşru olmadığını” söyleyince, İslamcı yazarların pek beğendiği Osmanlıların bu konulardaki pratiklerine bir göz atıp neyin ‘meşru olduğunu’ anlamaya çalıştım.
GÜNAH KEÇİSİ: OLİVERA DESPİNA
Orhan Gazi zamanında (1326-1359) Osmanlılara esir düşen Bizans’ın Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas, Osmanlı’da sapkınlığın çok yaygın olduğunu, özellikle Hıristiyan esirlere yönelik tacizlerin çok olduğunu yazar hatıratında. ‘Oğlancılığın’, I’inci Bayezid döneminde başladığını kabul eden kaynaklar ise suçu Bayezid’in karılarından Sırp asıllı Olivera Despina’ya atarlar. Güya bu gavur hatunun kocası için bulduğu Hıristiyan oğlanlarla başlamıştır eşcinselliğin Osmanlı’da kurumsallaşması ve saraydaki ‘iç oğlanları’ örgütlenmesinin nüvesini bu oğlanlar oluşturmuştur…
Palamas’ın da esareti sırasında cinsel tacize maruz kalıp kalmadığını bilmiyoruz ama tarihe düşmanlarına reva gördüğü ölüm şeklinden dolayı Kazıklı Voyvoda olarak geçen Romen Boyar’ı (bir soyluluk unvanıdır) Vlad Tepeş Drakula’nun 1442-1448 arasında rehin tutulduğu 2’inci Murad’ın Edirne’deki sarayında yaşadığı tecavüzlerden dolayı böyle acımasız biri olduğuna dair kaynaklar var. (Drakula ile birlikte rehin olan kardeşi Radu ise, kendi isteği ile 1462’ye kadar İstanbul’da kalmıştır ki, bunu nasıl yorumlamak gerekir bilmiyorum.)
YAZ OLUNCA AVRETLERE, KIŞ OLUNCA OĞLANLARA.
Peki II. Murad, kendisinin emri üzerine Mercimek Ahmed’in Farsçadan çevirdiği, 11. Yüzyılda yaşamış Kuhistan Sultanı Kâbus’un oğluna nasihat kitabı Kâbusname’deki şu satırları okuduğunda şaşırmış mıydı acaba: "... ve yaz olunca avretlere meylet ve kışın oğlanlara, ta ki bedenen sağlam olasın. Zira ki oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir yere gelirse teni azıtır ve avret teni soğuktur, kışın iki soğuk bir yere gelse teni kurutur vesselam."
"Osmanlı'nın eşcinselliği neredeyse tarihsel ve cinsel bir norma dönüştürmesine karşılık, Cumhuriyet etiğinin, eşcinselliği kamusal söylemin dışına çıkardığını söyleyebiliriz” diye söze giren Hilmi Yavuz, Fatih Sultan Mehmed’in ‘Avni’mahlasıyla yazdığı gazellerden birinde Veyis adlı güzel bir oğlanı övdüğünü, gazelin sonunda da “Ey Avni! Talihin yaver gitti ve o sevgili misafirin oldu. Fırsatı kaçırma; zira Veyis bin cana bedeldir” dediğini; Fatih’in bir diğer gazelinde ise Galata’daki bir kilisede görevli papazı öve, öve bitiremediğini yazdığında kıyamet kopmuştu. Bu konu da hala araştırmacısını bekliyor…
DELİ BİRADER VE KİTABI
‘Osmanlı sultanlarının kahkahalarla okuduğu kitap’ olarak ünlenen Kitab-ı Dâfi‘ü 'l-gumûm ve Râfi‘ü 'l-humûm’un (kısaca ‘Gamları Def Eden Kitap’) ilk bölümü nikâhın meziyetlerine ve sevişmenin faydalarına; ikinci bölüm ‘kulampara’ (aktif eşcinsel) kardeşlerin ve zampara biraderlerin arasında geçen tartışmalara; üçüncü bölüm servi boylu yalın yüzlü ve lale yanaklı oğlanlarla sohbetin zevklerine; dördüncü bölüm gümüş tenli kadınlar ve yasemin göğüslü kızlarla oynaşmanın hazlarına; beşinci bölüm, rüyalarda yaşanan bazı hallere ve hayvanlarla ilişkilere; altıncı bölümde oğlanların (pasif eşcinsellerin) ve ne idüğü belirsizlerin durumlarına; yedinci bölümde gidilerin (pezevenk ?) ve boynuzluların hikâyelerine dairdi.
Kitabın yazarı ise Gazali mahlasıyla yazan, ası adı Mehmet olan, ama Deli Birader adıyla tanınan bir medreseliydi. Deli Birader, 1466’da Bursa'da doğmuş, medrese eğitimini tamamladıktan sonra devrin önemli din bilginlerinden olan Muhyiddin-i Acemi'den ders almış, Bursa'da Bayezid Paşa Medresesi’nde müderrislik yaparken Manisa Sancağı’nda bulunan Şehzade Korkut’un (2’inci Bayezid'in oğlu idi) edebiyat çevresine girmişti. Sözünü ettiğim kitabı Piyale Ağa adlı birinin isteği üzerine yazan ancak Şehzade Korkut’un eseri beğenmemesi üzerine gözden düştüğü ileri sürülen Deli Birader, 1512’de Korkut'un tahtı ele geçiren kardeşi (Yavuz) Sultan Selim tarafından öldürmesinden sonra, Bursa yakınlarındaki Geyiklibaba Türbesi'nde şeyhlik etmiş, ardından Sivrihisar, Akşehir ve Amasya’da medrese hocalığı yapmıştı. Derken İstanbul'a gelip Beşiktaş'ta bir hamam açmış ama hamamda delikanlılarla yaptığı âlemler İstanbul halkının diline düşünce, çareyi uzaklara kaçmakta bulmuştu. Sığındığı yer ne ilginçtir ki, Mekke idi. Deli Birader hayatını 1535’te burada kaybetmiş ve bir din adamı olduğu için cenaze namazı Kâbe’de kılınmış ve Kâbe yakınlarına defnedilmişti...
SUHTE AYAKLANMALARI
Buraya kadar anlattıklarımız devletlülerimizin keyifli yaşamları hakkında. Ama Mustafa Akdağ’ın günışığına çıkardığı, 16’lncı Yüzyıl Osmanlı tarihine damgasını vuran ‘suhte ayaklanmaları’ (kıyamı) ‘kızsız-erkekli’ yaşamın çok yıkıcı da olabileceğini düşündürüyor.
O dönemde Osmanlı’da din adamı olmak üzere medreselerde okuyan ergenlik çağındaki öğrencilere ‘suhte’ (softa) deniliyordu. Medrese eğitimini başarıyla tamamlayanlar devlette kadılık, naiplik, müderrislik, imamlık gibi görevlere atanıyorlardı. Medreselerde öğrenciler yatılı okuyorlar, imarethane denilen öğrenci yurtlarındaki 3-5 kişilik hücrelerde yaşıyorlardı. Akdağ’ın anlatımıyla “Ömürlerinin en genç ve kızgın çağını, bu dışa kapalı, dar, karanlık ve kubbe biçimindeki, tavanından karanlığın hayalleri sarkan bu hücrelerde geçirmek zorunda kalan öğrencilerin, ara sıra çıktıkları şehrin sokak ya da çarşı ve pazarları da, onların gençlik ihtiyaçlarına kesinlikle kapalı bulunuyordu. Gizli çalışan, yakalandıkça da şuraya buraya sürülen fahişeleri bulmak çok zor bir işti (…) medrese öğrencilerinin, genç çocuklar ile düşüp kalkmaları, toplum ahlâkını kemiren bir alışkanlık hâlinde sürüp gidiyordu. Yalnız bunlar değil, ‘levent’ dediğimiz, köyden kente gelmiş, işsiz güçsüz dolaşan ve ‘bekâr odalarında’ her türlü ahlâksızlığı yapmaktan çekinmeyen ergen kitleler de, bu doğa dışı cinsel sapıklıkları huy edinmişlerdi. Kadın-erkek ilişkilerini son derece kısıtlayan, hatta fahişeliğe bile göz yummayıp, bu gibi kadınları oradan oraya süren o dönemin yobazlığının, asayişçilerin cerime (para cezası) çıkarabilmek için, bir erkekle bir kadını konuşurken de olsa yakalayabilme gayretlerinin, suhte ve leventlerin bu söylediğimiz doğaya aykırı alışkanlıklarını bütün, bütün kamçılamakta olduğu bir gerçektir. Bu incelediğimiz sıralarda, hatta birer meyhane gibi kullanılan bozahanelerin işleticileri, bu gibi yerlere doluşan ergen müşterileri için ‘taze oğlanlar’ bulundurmakta ve yasakları da hiçe saymaktaydılar.”
Mustafa Akdağ’ın eşcinselliği doğa dışı gören, hatta şeytanlaştıran dilini ve cinsel bunalımları sanki tek nedenmiş gibi ele almasını eleştirmemek mümkün değil. Çünkü suhtelerin sadece cinsel sorunları yoktu. Mezun olduktan sonra iş bulamamak gibi başka bir sorunları daha vardı. İkisi birleşince ortaya gerçekten vahim bir tablo çıkmıştı. Öyle ki, önce ümitsiz ve öfkeli suhteler 100-150’şer kişilik bölükler halinde çevre yerleşimlerdeki halkı rahatsız etmeye, cer, kurban, nezir adı altında haraç toplamaya başladılar. Sonra işi eşkıyalığa vurdular. Anadolu’da Tarsus’tan başlayarak, Toroslar’ı takiben, Sivas’tan ve Erzincan’dan Giresun’un doğusuna çekilen bir hattın batısında kalan bölgelerde yoğun suhte ayaklanmaları görüldü. (Akdağ’a göre isyanlar Kürt bölgelerinde çıkmamış, Türk bölgelerine münhasır kalmıştı, yani adeta ‘milli’ nitelikteydi.)
Suhteler Selanik, Üsküp, Gümülcine gibi Balkan şehirlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada önce zenginlerin evlerini, sonra sıradan insanların evlerini bastılar, yakışıklı çocuklarını (bunlara ‘yüzü tüysüz oğlan’ anlamına ‘sâderû’ diyorlardı) kaçırdılar. Kaçırma olayına ‘oğlan çekme’ deniyordu. Bazı yerlerde hocaları da öğrencilere yardım ediyordu. Baskınlardan paylarını alan devlet görevlileri vardı. Olaylar Kanuni döneminin (1520-1566) son yıllarında tırmanışa geçen suhte ayaklanmaları onun oğlu II. Selim döneminde (1566-1574) zirveye çıktı. Etrafı yağmalayan suhteler, güvenlik güçleri takip edince dağlara kaçıp, saklanıyor, bahar geldiğinde tekrar şehir ve kasabaları yağmalıyorlardı. Suhte ayaklanmalarını bastırmak için ‘il eri’ denilen özel kuvvetler kuruldu. Ancak suhteler bunlara, hatta zaman, zaman Yeniçeri ocaklarına bile baskınlar düzenlediler. Suhte sorunu ancak yüzyılın sonlarında hafifledi ancak yerini işsiz askerlerin de katılmasıyla birlikte 1610’a kadar sürecek olan Celali İsyanları aldı…
Bu ‘yıkıcı’ parantezi kapatıp yine, ‘zevk-u sefa’ faslına dönelim.
TÜYSÜZ OĞLANLAR KILAVUZU !
2’inci Selim, Üçüncü Murad ve 3’üncü Mehmed dönemlerinin tarihçisi, divan kâtibi, valisi Gelibolulu Mustafa Ali (ö. 1600), Divân’ında "Zenne rağbet eder mi âkil olan/Tab-ı Ali civâne maildir.” (Aklı başında olan kadına eğilim gösterir mi? Ali'nin yaradılışında delikanlıya yöneliş vardır) demiş, dönemin eşcinselliğe bakışını en güzel özetleyen eserlerden biri olan Mevâidün Nefais fi Kavaidil-Mecalis’i (Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları) kaleme almıştı. Bu kitapta eşcinsellik (oğlancılık) toplumun bir gerçeği olarak bir yandan kabulleniliyor ve konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler verilirken, bir yandan da kötüleniyordu.
Gelibolulu Mustafa Ali, Mevâid'in çeşitli bölümlerinde Osmanlı eyaletlerinde yaşayan çeşitli ırk ve etnik kökenden toplumların delikanlıları hakkında kısa, kısa bilgiler veriyordu. Örneğin “Tüysüzler soyundan namert lokması olanların çoğu Arabistan piçleri ve Anadolu Türklerinin veled -i zinalarıdır, onların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez,” diyordu. Örneğin “Edirne, Bursa ve İstanbul'un ince bellileri her yönden kusursuzlukta ve güzellikte onlardan ileridir,” diyordu. Örneğin “Kürt tüysüzleri, anadan doğma evbaş olanların tecrübesine göre sağlıklı, yumuşak ve uysal ve her ne teklif olunsa dinleyip yapmaları çok olur. Hele bellerinden aşağısını kına ile boyatır, dizlerine ininceye kadar boyanarak kendilerini süslerler,” diyordu. “Uzun boylu, salınarak yürüyenleri kullanmak isteyenler Rumeli köçeklerinden şaşmasınlar. Kul cinsinin de Yusuf çehreli Çerkeslerinden ve Hırvat asıllıların nefesleri mis kokanlarından sakın usanıp bezmesinler,” diyordu. “Ama Gürcü, Rus ve Görel cinsi, öteki esnafın gübresi gibidir. Onlara bakarak Macar soyundan olanlar, başka tayfaların tabiata uygun ve makbul olanlarıdır. Gel gelelim, çoğu efendisine, hıyanet eder; düşüp kalkmalarından, davranışlarından her kişi onların çirkin yönlerini görür,” diyordu. “Şaşılacak olan budur ki Mısır evbaşları Habeşlilere düşkündür. Araya soğukluk girer, her biri insanın samurudur, derler. Aslında yatak hizmetinde usta olurlarmış, yani esbap buhurlamayı, yatak ve yastık döşemeyi candan isterlermiş. Erkeğinde, dişisinde adamlık belli imiş: her ne semte görülürse uysal ve güzel davranarak yumuşaklık göstermeleri kolaymış,” diyordu...
EMİRGÂN ADI NEREDEN GELİYOR?
Bundan çeyrek asır sonra, IV. Murad (1623-1640) İran Seferi sırasında Revan kalesini kendisine savaşsız teslim eden kale kumandanı Emirgûneoğlu Tahmasp Kulu Han adlı bir eşcinseli İstanbul’a getirecek, adını Yusuf yapıp musahipliğine atayacaktı. Padişahın Yusuf Paşa’ya verdiği hediyelerden biri bugün Emirgân dediğimiz semtteki ‘Feridun Bahçesi’ idi. Dimitri Kantemir ve Eremya Çelebi’ye bakılırsa, padişah bu bahçedeki konakta, Musa Çelebi ve Silahtar Mustafa Paşa gibi dönemin ünlü eşcinselleri ile sabaha kadar oturak alemleri düzenlerdi. Bir yandan da, halkın ahlak bekçiliğini yapardı. Öyle ki IV. Murad devrinde, bazı kaynaklara göre 14 bin, bazılarına göre 20 bin kişi kahvehanelere gittiği, tütün, afyon veya içki içtiği gerekçesiyle katledilmişti… Üstelik bu katliam işinde padişah da bizzat yer almıştı…
Hâlbuki dönemin açık sözlü yazarı Evliya Çelebi’den öğrendiğimize göre o tarihlerde eşcinsel meslek erbablarına ‘hizan-ı dilberan’ (düşkün ahlaksız gençler) denirdi. Bunlar ‘defter-i hîzan’a kaydedilerek devlet tarafından vergilendirilirdi. Çelebi’ye göre “Hîzân-ı Dilberân esnafı nefer (kişi) 500, bunlar bir alay yersiz, yurtsuz, düs¸kün, ahlâksız, yüzsüzlerdir ki kendi kadir ve kıymetlerini bilmeyip Babulluk’ta, Kalatyonoz’da, Finde’de, Kumkapı’da, San Pavla’da, Meydancık’ta, Kiliseardı’nda, Tatavla’da ve çes¸it çes¸it içki içilen yerlerde sürü

 sürü gezip boğazı tokluğuna avlanırken subaşı tuzağına düşüp sonunda defterli olur” idi. Çelebi’ye bakılırsa yine o tarihlerde “Deyyuslar esnafı” 212 kişi, “Ahmak pezevenkler esnafı” 300 kişi idi. Bu kişiler diğer meslek erbabıyla birlikte, padişahı İran Seferi’ne uğurlayan esnaf alayına katılmışlardı üstelik…
GENÇ OSMAN’IN BAŞINA GELENLER.
Evliya Çelebi’nin konumuzla ilgili bir başka ifşaatı da, I. Ahmet’in talihsiz oğlu Genç Osman’ın kendisini tahttan indiren Yeniçeriler tarafından öldürülmeden (1622) önce ırzına geçildiğiydi. Ancak Seyahatname’nin bu sayfaları, 1896 yılında orijinal yazmayı ilk kez yayımlayan kurulun içindeki Necib Asım Bey tarafından yırtılarak imha edildiği için bunu yakın tarihe kadar duymamıştık. Asım Bey bu eylemini şu tanıdık sözlerle gerekçelendirmişti: “Tarihimiz için bu sayfa kara bir lekedir. Bunu gelecek kuşaklara göstermek doğru olmadığı için yırttım!"
Biz de bu ‘kara’ sayfayı kapatalım ve resmi tarihçilerin ‘Lale Devri’ adını taktığı III. Ahmed döneminin (1718-1730) ünlü şairi Nedim’in lise kitaplarında kesinlikle rastlayamayacağınız şu beyitle neşelenelim: "İzn alub cum'a nemâzına deyû mâderden/Bir gün uğrılayalım çerh-i sitem-perverden/Dolaşub iskeleye doğrı nihân yollardan/Gidelim serv-i revânım yürü Sad'âbâde." NOT:Kadınlar ve Kızlar Cuma namazına gitmezlerdi?!
Günümüz Türkçesiyle şair şöyle diyor: "Annenden cuma namazına gideceğiz diye izin alıp sitemlik felekten bir gün çalalım. Gizli yollardan iskeleye doğru dolaşıp, yürü selvi boylu sevgilim Sadabad'e gidelim." Nedim’i (ve benzer temaları işleyen, Kanuni dönemi şairleri Baki’yi ve Fuzuli’yi) savunmak için ‘Divan şiiri sembolizminden’ dem vuracaklara: “Kadınlar cuma namazına gitmediklerine göre, Nedim'in ayartmaya çalıştığı servi boylu, erkek familyasından biri olmalı”, deyip yolumuza devam edelim.
ENDERUNLU FAZIL’IN OĞLANLARI.
Neyse ki, 18/19’uncu yüzyıl divan şairlerinden Enderunlu Fazıl Bey (ö.1810) oğlan sevgililerinden övgüyle bahseden açık sözlü biriydi. “Şairiz, şeyn verir şanımıza/Giremez fahişe divanımıza'” (Fahişeler kitabımıza giremez, şairiz, bu şanımıza leke sürer) şeklindeki ünlü beytin de müellifi olan şairimiz, Defter-i Aşk adlı eserinde dört erkek sevgilisini (ilki adını vermediği bir delikanlı, ikincisi Süleyman Bey, üçüncüsü hanende Şehlevendim Abdullah Ağa, dördüncüsü İsmail adlı bir köçek); bir sevgilisinin merakını gidermek için yazdığı Hubanname adlı eserinde çeşitli memleketlerin erkeklerini; sevgilisinin “kadınlarla birlikte olurum” tehdidi üzerine yazdığı Zenanname adlı eserinde o memleketlerin kadınlarını; Çenginame adlı eserinde döneminin erkek raksçılarını (köçekleri) anlatmıştı. Divan adlı eserinde ise devrin büyüklerine düzdüğü övgüler ve oğlanlar için yazılmış gazeller yer alıyordu.
Daha hamamların eşcinsel kültürdeki yerine, köçeklik geleneğine, Kalenderilik ve Bektaşilikteki ‘mücerretlik’ kültürüne, Yeniçeri Ocağı’ndaki ‘civelek’ taburlarına, musikideki eşcinsel göndermelere ve elbette kadın eşcinselliğine değinemeden yerimiz bitti. (Kadınsız ve geleceksiz bir hayatın tetiklediği, 16’ıncı yüzyıla damgasını vuran ‘medreseli’ ayaklanmalarına internet nüshasında kısaca da olsa değiniyorum.)
AHMET CEVDET PAŞA’NIN SAPTAMASI.
Özetin özeti, eşcinselliğin ayıp sayılması, Batı tipi reformlara hız verilen, dolayısıyla kadın-erkek ilişkilerinin normalleşmeye başladığı Tanzimat Dönemi’nden (1839’dan) itibaren oldu. Dönemin alimi ve resmi tarihçisi Ahmet Cevdet Paşa, Maruzat adlı eserinde son durumu şöyle özetlemişti: "...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden Kâğıthane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü başladı. Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kâmil ve Âli Paşalar ile onlara mensup olanlar kalmadı..."
Cevdet Paşa iyimser bir yorum yapmış elbet. Eşcinsellik, insanlık tarihi kadar eski bir insanlık hali. Muhtemelen insanlık var oldukça da var olacak... Eşcinselliğin biyolojik, sosyo-kültürel, siyasal nedenleri ve işlevleri başlı başına araştırma konusu. Kızlı-erkekli yaşamı içlerine sindiremeyenlerin eşcinselliği nasıl sindirdiklerini de ‘muhafazakâr-demokrat’ yazarlar anlatır herhalde.
Yazımızı Jurnal adlı günlüğüne “tarih, galiplerin propagandasıdır,” diye yazan, sahici muhafazakâr-demokrat düşünür Cemil Meriç bağlasın: “Düşünmek, insan üzerine düşünmek mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur. Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir. O halde din vaktiyle en basit jestlere kadar bütün insan hayatını düzenlemeye kalkışmıştır: İçki içmeyeceksin, domuz yemeyeceksin, zina yapmayacaksın. Osmanlı bunların hepsini yaptı. Ama gözlenerek, korkarak ve şuuru yaralandıkça yaralandı. Hayır uyuzlaştı. İkiyüzlü bir hayvan oldu Osmanlı. Tanrı’yı ve kulu aldatan bir panayır gözbağcısı. Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua…”
Bilmem bunun üstüne söz söylemeye gerek var mı?..
Özet Kaynakça: Evliya Celebi Seyahatnamesi, I. Cilt, 1. Kitap, Hazırlayan…radical.com.tr

Osmanlı’nın en ünlü içoğlanı.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, 'Osmanlı'nın En Ünlü İçoğlanı' başlıklı dünkü yazısında çok tartışılacak satırlara imza attı.
"Dünyadaki hiçbir imparatorluk tarihinde, Osmanlı Sarayı'ndaki kadar beşik cinayeti işlenmemiş, hiçbir imparator ve kral, Osmanlı sultanları kadar çok oğul katletmemiştir."Diyen Kırıkkanat, Muhteşem Yüzyıl'la ilgili tartışmalara da katıldı.
İşte Mine Kırıkkanat'ın o satırları
1442 yılında Osmanlı payitahtı Edirne, Sultanı ise Fatih'in babası İkinci Murat'tı.
Eflak Prensi Vlad Besarab, o yıl kardeşi Prens Güzel Radul'la (Radu cel Frumos) birlikte babaları Ejderha Vlad (Drakula) tarafından Osmanlı Sultanı'na rehin olarak Edirne Sarayı'na gönderildiğinde, sadece 11 yaşındaydı.
rehin prense Edirne'deki sarayda çok iyi davranıldı, ilerde Osmanlı'ya hizmet eğitimini de Sultan Murat'ın "içoğlanı" kadrosunda aldılar...
İÇOĞLAN KADROSUNDAN EMEKLİ OLUNCA..
Ama Sultan'ın gözdesi Vlad'dı. Öyle ki genç prens sakalı bıyığı çıkıp "içoğlanı"kadrosundan emekli olunca; İkinci Murat kendisine 6 yıl süreyle duyduğu şefkatin karşılığını da cömertçe ödedi. 1448'de 17 yaşına basan Vlad'ı voyvoda unvanıyla bezeyip yanına bir ordu kattı ve Eflak tahtını fethe gönderdi.
Ama Osmanlı sultanları, her ne kadar aşk ile iş ilişkilerini birbirine karıştırsalar da enayi sayılmazlar... İkinci Murat da pek sevdiği Prens Vlad'ın kendisine bizzat verdiği "içoğlanı" eğitimine hoşlanarak mı, yoksa dişlerini sıkarak mı katlandığından pek emin değildi. Vlad'ı Eflak'a voyvoda gönderirken, kardeşi Güzel Radul'u rehin tutarak Osmanlı'ya bağlı kalmasını sağlama aldı.
Ne var ki Vlad Besarab, önce velinimetinin ordusuyla alıp iki ay sonra yitirdiği, ardından tekrar oturduğu Eflak tahtına iyice yerleşip, kaidesini artık güvencede hissettiği an... Rehin kalan kardeşi Radul'u gözden çıkararak Osmanlı'ya isyan bayrağını çekti.
KURUTULMUŞ GÜL YAPRAKLARINI KOKLAYAN FATİH
Artık 31 yaşındaki Eflak Voyvodası Vlad'ın başkaldırdığı payitaht İstanbul olup, sahibi de "enfiye kutusunda kurutulmuş gül yaprakları koklamayı pek seven" Fatih Sultan Mehmet'ti.
Prens Vlad, 1462 başından itibaren İstanbul'dan gelip de karşısında sarığını çıkarmayı reddeden tüm elçi ve ulakların sarığını kafalarına çiviyle çaktırdı. Tuna boylarına ordu kaldırıp 30 binden fazla Osmanlıyı kazığa geçirdikten sonra Eflak ve Buğdan’da Romence "Kazıklı" anlamına gelen Tepeş lakabını aldı.
İBNE-GÖTVEREN-SÜZGEÇ.
Osmanlıcada ise çocukluğunda maruz kaldığı tacize gönderme yapan Kalleş, İbne, Süzgeç, Götveren lakaplarıyla ya da Kazıglu Bey diye anılıyordu. (Kaynak: Matei Cazacu, "Prens Drakula'nın Tarihi", Droz, 1988).
Çoğu Batılı tarihçinin uzun zaman anlam veremediği bu lakaplardan özellikle dördüncüsü, Almanca sanılıp yüzyıllarca "Gotveren" diye söylendi!
Fatih Sultan Mehmet, babasının eski gözdesinin uçan kaçan Osmanlı'dan kazıkla çıkardığı "içoğlanlığı" hıncını öğrenince gazaba gelip, Eflak Voyvodası Vlad Tepeş'e karşı düzdüğü ordunun başına kimi geçirdi biliyor musunuz? İçoğlanıyken aldığı eğitime sadakat gösteren rehin kardeşi, Güzel Radul'u...
OSMANLI 300 ASKERİ KAZIĞA GEÇİRDİ
Osmanlı ordusu Eflak'ı aldı, Güzel Radul 15 Ağustos 1462'de voyvodalık tahtına oturdu ama, kazıkçı kardeşini ele geçiremedi. Vlad Tepeş, sığındığı Macarlar tarafından esir alındı. 12 yılın sonunda serbest bırakıldığında, yine Eflâk’a dönüp 1476'ya kadar voyvoda olarak hüküm sürdü. Aralık ayında Osmanlı ordusuyla girdiği savaşta öldürüldü ve 300 askeri kazığa geçirilirken, Vlad'ın kesilen kafası Fatih Sultan Mehmet'e gönderildi.NOT:GÖTÜ DE ROMANYA DA KALDIYDI?!
Ama Vlad Tepeş'in ardında bıraktığı kazıklı ve kanlı efsane, 1897 yılında Bram Stoker'a, kurgusal romanı Drakula'daki ölümsüz kont, ancak kalbine kazık çakılarak yok edilebilen vampir karakterini esinledi. Romanya'nın Transilvanya bölgesi, Francis Ford Coppola başta olmak üzere romanın sinemaya uyarlandığı pek çok filmle birlikte dünyada Kont Drakula'nın ülkesi olarak tanındı.
'G' NOKTASI
Dünyadaki hiçbir imparatorluk tarihinde, Osmanlı Sarayı'ndaki kadar beşik cinayeti işlenmemiş, hiçbir imparator ve kral, Osmanlı sultanları kadar çok oğul VE  akraba katletmemiştir. Hatta Batılı saraylarda veliaht olmasın diye oğul ve kardeş katli parmakla gösterilecek kadar azdır. Çünkü hiçbirinin tekeşli evlilik dışı ilişkileri ve metres sayısı; odalık, cariye, nikâhlı nikâhsız eşle dolup taşan Osmanlı haremi kadar kalabalık olmayıp, peydahlanan çocuk sayısı da sultanlarınki kadar yüksek değildir. Biseksüel ve pedofil egemen sayısı da öyle...
OSMANLI'DA GERİCİLİĞİN VAHŞİ ZİHNİYETİ
2012 yılında Osmanlı tarihindeki tahta rakip oğul ve kardeş katlini vacip kılan uygulamayı "Devleti böldürmemek için akılcı bir yöntemdi" diye sunmak, gericiliğin vahşi zihniyetidir. Günümüz Türkiye'sine dayatılan genel cehalet ve özel "tarih karartması" da, zaten "Down sendromlu" olması arzulanan halkın,"Yahu İngiltere İmparatorluğu'nda tahta rakip oğul ve kardeş katli vacip değildi. Acaba Osmanlı'dan daha uzun sürmeyi, hem de bölünmeden nasıl başardı," diye sorgulamaktan bile aciz kılmaktadır.
TÜRKİYE'YE YUTTURULMAYA ÇALIŞILAN OSMANLI GÜZELLEMESİ
Muhteşem Yüzyıl dizisine saldırmaktan "kardeş katli" yasasının övülmesine, topluma yutturulmaya çalışılan Osmanlı güzellemesinin tamamı, çokeşliliği sorgulatmamak ve hatta yakın tarihte yeniden geçerli kılmak için yapılmaktadır.
"İntikam, aşağılanmış benliklerin silahıdır."

http://www.ensonhaber.com/mine-kirikkan ... 12-10.html.
 
Osmanlı'da ‘Oğlancılık’
Muhteşem Yüzyıl'la başlayan tartışma, Osmanlı'ya dair kitaplarla devam ediyor.
Tarih kitapları, ecdadımızın at sırtında olmadığı zamanlarda, Muhteşem Yüzyıl dizisinde asla göremeyeceğimiz türden faaliyetler içinde olduğunu anlatıyor...
Başbakan Erdoğan’ın Muhteşem Yüzyıl çıkışının ardından, AKP’de “ecdadı koruma yasası” için hazırlıklar başladı. RTÜK’ün yayın ilkelerine, “Tarihî olayları ve tarihî şahsiyetleri aşağılayan, küçük düşüren nitelikte yayın olamaz” şeklinde bir ekleme yapılarak Muhteşem Yüzyıl ve benzeri televizyon projelerinin önünün kesilmesi tasarlanıyor.
Yasanın kapsamı ve Osmanlı tarihi ile ilgili kısıtlamaların nerelere uzanacağı belirsizliğini korurken, kitapçılarda Osmanlı’nın renkli toplumsal hayatını bütün yönleriyle anlatan çok sayıda eser bulunuyor.
Bu eserlerden biri de gazeteci Murat Bardakçı tarafından kaleme alınan ve İnkılap Yayınları’ndan çıkan Osmanlı’da Seks adlı kitap. İlk olarak 1987 yılında yayımlanan kitap bugüne kadar altı baskı yaptı. Bardakçı kitabında Osmanlı toplumundaki cinsel yönelimleri ve usulleri anlatıyor.
Yemenici Bali Oğlan.
Kitapta, 1686 yılında Hamamcılar Kethüdası olan İsmail Ağa tarafından kaleme alınan Dellakname-i Dil Küşa yani Gönüller Açan Tellaklar Kitabı adlı uzunca bir metin yer alıyor. İstanbul’un ünlü hamamları ve bu hamamlarda “kulamparaya peştamal çözen nazenin oğlanları” anlatan İsmail Ağa’nın kitabı kaleme almasının sebebi ise yine bir hamam oğlanı.
Kılıç Ali Paşa Hamamı’nda “soyunurken” İsmail Ağa tarafından çok beğenilerek “iç oğlanı” yapılan Yemenici Bali Oğlan, “Bir kitap yazsan, içinde adımız geçse, tarihte hatırlansak,” deyince İsmail Ağa, İstanbul’daki 2 bin 123 “parlak” tellaktan on birini seçerek anlatmaya başlamış. Tabii başta Yemenici Bali Oğlan. Kethüda’nın coşkulu üslûbunun katkısıyla, ortaya Osmanlı’nın en renkli eşcinsel metinlerinden biri çıkmış.
İsmail Ağa, “mahbûb-ı ziba” yani “yakışıklı sevgili” diye andığı Yemenici Bali Oğlan için şunları söylüyor: “Henüz on beş yaşında ve güzellik tacı adının başında ve bu günahkârın mürg-i dili (gönül kuşu) yemenici oğlanın samur kaşında.”
Zavallı Yemenici, gaddarlıklarıyla nam salmış 59’uncu Yeniçeri Ortası’nın acemilerinden. Şahbaz bir yoldaşının altındayken baskın verilince defterli olup Kılıç Ali Hamamı’nda soyunmaya başlamış. Kethüda’nın deyişiyle, “Amma camekân odada, amma içeri halvette o nazlı oğlanın firuze kâsesini ejder misali demir kazık millerle oymuşlar.”
İsmail Ağa, Yemenicinin hamamda soyunduğu dönemdeki tarifesiyle ilgili de bilgiler vermiş: “Gece ve gündüz seferi 70 akçedir. 20 akça dahi ortağı dellak alır. Gece döşek yoldaşlığı 300 akçadır. Kulamparası kaç sefere takati varsa 300 akçaya dâhildir.”
Sipahi Mustafa Bey
Bir kadızadenin gönül eğlencesiyken sokaklara düşen Sipahi Mustafa Bey, Mudurnu Dağı’nda “Kara Domuz” namlı bir hayduda peşkeş çekilmiş.Taraf:http://w.w.w.haberinyeri.net/osmanlida-4561-html.

.
.
 



 


 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi