18 Aralık 2015 Cuma

2039/KERRİ KUZU KERRİ...


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;18 Aralık 2015,

                     KERİ KUZU KERRİ PARÇAMPA?

Amerika Başkanının Dışişleri Sekreteri John Kerry yine yellenmiş:

“Suriye’nin yeni yönetiminde Beşar Esad’ın yeri yoktur?!”Buyurmuş.

Bir ülkenin yönetiminde kimin ya da kimlerin yeri olacağına o ülkenin halkı karar verir. John Kerry’ye poh yemek düşer.John Kerry,ya da Amerika başkanı bu yetkisini kimlerden almaktadır?!Bizim Amerikan Taşeronu da aynı gazeli okumaktadır.Hani demokratik seçim?Hani ulusların özgür iradesi?Amerika çok şımardı!Artık uluslar uyanmalı,Amerikaya hak ettiği dersi vermelidir.Bu adamın adını duyunca aklıma Başlıktaki Kürtçe  küfür gelmektedir?!

 

2038/NE ÇARE?


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;18 Aralık 2015.

 

                           NE ÇARE?!

BİR DALDA;

                   KIRMIZI GÜL,YEŞİL YAPRAK.MOR DİKEN!

ÖLÜMLERE ALIŞMIŞIM NE ÇARE!

DENİZ, DENİZ ÖZLEMİNDİR;

                                               DAĞ, DAĞ ÜSTÜME ÇÖKEN:

17 Aralık 2015 Perşembe

2037/YIKILMANIN İŞARETLERİ.


        TC

OSMAN TÜRKOĞUZ
TV. ÇEŞMEALTI,23Haziran 2015.                                                                                                                                                               HIRSIZLIKLARINI SAKLAMAK İÇİN FETVA ÜSTÜNE FETVAYA, MAVAL ÜSTÜNE MAVALA SARILANLAR, KIÇINIZI YIRTSANIZ SONUNUZ ÖTEKİ HIRSIZ VE VURGUNCULAR GİBİ OLACAKTIR.

Diyanet Eşbaşkanı  Sümeyye fetva verdi:”YOLSUZLUK SORUŞTURMASI DİNE İHANETTİR?!”Fetva kapısı ve fetva emini tarihe karışmıştı.Fetvayı da Şeyhülislamlar verirlerdi?!İslam tarihinde ilk defa, pahalı şarap içtiği  ve soygun paralarını kardeşi ile birlikte sıfırladığı  iddia edilen bir kız kurusu fetva vermiştir.BİR KERE SINIRI AŞANLARIN ÖNÜNDE, NE DİN NE DE ALLAH NE DE VİCDAN ARTIK  SINIR DEĞİLDİR?!OSTÜZÜ.Züğürdün teki?!

TÜRK BİREYİ;
AŞAĞIDAKİ AYETİ OKU DA, YA SENİ ALDATANLARI YIK, YA DA ÜLKENLE BİRLİKTE,TARİHİ ÇÖPLÜĞÜNE GÖMÜLMEYE HAZIROL?!

                Duvarlarında bez torbalar içinde Kuranları asılı duranlar,kendileri de elde Kuran dilde ALLAH Kelamı ile aldatılanlar,bir paket yiyecek maddesine vicdanlarını ve Türkiye Cumhuriyetini satanlar,aşağıdaki ayeti bari okuyarak doğru yolu bulunuz?!

 KUR’ANI KERİM’E GÖRE ;KAÇAK SARAY’IN ,BİN LİRALIK SU BARDAKLARININ ,ALTIN KAPLI HELALAR’IN VE “PARALARI SIFIRLA OĞLUM’”UN ANLAMI?!

             "Biz, bir ülkeyi değişime / yıkıma uğratmak istediğimiz zaman / bir ülke kendisini yok olma aşamasına getirdiğinde; adil olmayan kişilerini / varlık ve güç sahibi önde gelenlerini / zevkine düşkün zenginlerini söz sahibi yaparız / o ülkenin yönetimine gelmesine izin veririz de, onlar, orada kötü işler yaparak hak yoldan çıkarlar / onlar eliyle oranın altını üstüne getirerek, verdiğimiz sözü gerçekleştiririz."(İsrâ,17’inci sure, ayet:16).

 

 

12 Aralık 2015 Cumartesi

2036/VATAN BORCU!


TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


EV. İZMİR;12 Aralık 2015.

                 VATAN BORCU?!

FAKİRLERİMİZCE, KAN VE CANLA ÖDENEN, SOYTARILARIMIZCA DA PARA VE SAHTE RAPORLARLA ÖDENEN BİR BORÇTUR.

        Vatan Borcu;banka veznelerine para yatırarak ödenmez!?Vatan Borcu;dağlarda,denizlerde,ovalarda ve sınır boylarında ter ve kan akıtarak,sakat kalınarak ve can verilerek ödenir?!

        Adana’da bir taksinin arka camı yazısı:

        “VATAN BORCUMU ÖDEMEYE GİDİYORUM,BURADAKİ BORÇLAR DA BABAMA?!İŞTE TÜRK Ulusu ve onun yetiştirdiği Türk Askeri bunun için çok büyük ve çok güçlüdür.

Yurt:

Memleket. Göçebe Türklerin oturduğu çadır. Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan. Yörüklerin yazın veya kışın oturdukları yer. Bir şeyin ilk veya çok yetiştirildiği yer, vatan. Diyar. Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın oturduğu, yetiştirildiği veya bakıldığı kurum. Sahip olunan arazi, emlak. Öğrencilerin kaldığı, barındığı yer.”Fr. LE SéRVİCE MİLİTAİRE!Vatan Borcu;

Türk ulusunun bireylerinin GEN’LERİNE  ve DNA’LARINA geçmiş; sakat kalmaları, ölmeleri ve zoru da kapsayan Tanrısal bir manevi özelliğin SOMUT OLARAK DIŞA YANSIMASIDIR.Seferberlik ilan edildiğin de,yeni evli bir Erzincanlı askerlik şubesine teslim olduğu vakit,askerlik şubesi başkanı,yeni evli olduğu için kendisine  üç gün izin vermiş.Ertesi sabah erkenden,askerlik şubesi başkanının huzuruna dikilen  Erzincanlı bir Kadın:”Kumandan Bey,ben oğlumu gerdeğe girsinde,gönül eğlendirsin  diye doğurmadım?!Askerlik Borcunu ifa etsin diye doğurdum?!Oğlanı geri getirdim,al,n’apacaksan yap Gari?!”Demişti.

  Anayasamızın V.Vatan hizmeti

Madde72-“Vatan hizmeti,her Türk’ün hakkı ve ödevidir…”Hukuku şekilcilik sayan bazı soytarılar,bu hak ve vazifeyi fakir Türk Çocuklarına yıkmasını da bilmişlerdir!?Birinci Dünya Savaşında,bir Gayrımüslüm Mebusun itirazına karşın kanunlaşan BEDELLİ’YE dört elle sarılmışlardır.Ve en büyük hakareti de şu şiirle iktisap etmişlerdir:

          “Yemen yolları çukurdandır,

          Karavananamız da bakırdandır.

          Zenginler bedel öder,

          şehidimiz de Fakirdendir?!”

Şehitleri ile övünenler,Şehitlerin yerinde olmak istemedikleri için,NAMUS BORCU OLAN VATAN BORCUNU ÖDEMEK İÇİN, HER TÜRLÜ ONURSUZ YOLU  DENEYEREK  KAÇINIRLAR?!

                Kışlada Bahar


               BEKİR SITKI ERDOĞAN,


Kara gözlüm, efkârlanma gül gayrı!
İbibikler, öter ötmez ordayım.
Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayrı!'
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

Ah çekerim resmine her bakışta!
Bir mahzunluk var o boyun büküşte.
Emin ol ki, her sigara yakışta,
Daha duman tüter tütmez ordayım...

Mor dağlara, karargâhlar kurulur;
Eteğinde bölük, bölük durulur...
On dakika istirahat verilir;
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım!..

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde;
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda!
Akşam olur, tepelerin ardında,
Daha güneş batar batmaz ordayım...

Aramıza dağlar girmiş koskoca!
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce...
Bir gün değil, beş gün değil, her gece,
Yatağıma yatar yatmaz ordayım…

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
İki âşık, senelerdir bekleşti...
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
Vatan borcu biter bitmez ordayım!

DUR YOLCU

Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed'in yattığı yerdir!

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed'in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!
NECMETTİN HALİL ONAN.

BU VATAN KİMİN 
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda 
Kendini tarihe verenlerindir.
 
Tutuşup kül olan ocaklarından, 
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından 
Alnına ışıklar vuranlarındır.
 
Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
 
İleri atılıp sellercesine 
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine 
Şu kara toprağa girenlerindir.
 
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan 
Can verme sırrına erenlerindir.
 
Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil, 
Topun namlusundan görenlerindir.              
Orhan Şaik GÖKYAY.
                                                                                                                                                    Şimdilerde,bu şiirin en önemli dörtlüğü  başka şekilde okunmaktadır:
“BU VATAN TOPRAĞIN KARA BAĞRINA,
SIRA APARTIMAN KURANLARINDIR.
ALLAH ADINA,DİN YOLUNDA,
HALKINI ALDATIP SOYANLARINDIR.
 
 

 

 

Serdar Ortaç tarafından söylenen vatan borcu adlı şarkının sözleri.NOT:Serdar Ortaç,askerlik görevini yapmamak için sahte rapor almak suçundan yakalanmıştı?!
geceler ağır, ağır
çöker dizime,
yarime haber edin
benim yerime.

Uyanır dururum onu
can evimde bulurum;
ben ona kavuşayım,
uzanır dizinde uyurum.
beni gurbet elde bırakın
onu çeker canım avunurum.

affet beni,affet anam;
yolum bekler kahpe düşman,
gelen yolcu, giden yolcu,
çabuk biter vatan borcu

canım anam bekle beni,
ben askerim özle beni,
göz yaşlarım sitem dolu,
zor beklenir asker yolu.

canım anam bekle benli,
ben Mehmedim özle beni,
bitmek bilmez uzun yollar,
izin verin yarime gidem dağlar.

söz yazarı: Serdar Ortaç
Selim Çaldıran
besteci: Serdar ortaç
düzenleme: Selim Çaldıran.

Vatan Borcunu ödeyenler:”SAVAŞTAN ÖNCE KARTALDA BAHÇIVAN,”

                                   Savaştan sonra da KARTALDA SAKAT BAHÇIVANIN TORUNLARIDIR.

 

 

 

 

8 Aralık 2015 Salı

2035/İSLAMDA KADININ YERİ*!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                     TV.İZMİR;08 ARALIK 2015.

            İSLAMDA KADININ YERİ?!

İSLAMDA KADIN: PEYGAMBERİ DOĞURUR, CEHENNEM EHLİ YAPILIR; HÜKÜMDARI DOĞURUR, KÖLE VE CARİYE OLARAK SATILIR. İMAMI DOĞURUR, KÜÇÜK YAŞTA ALLAH ADINA IRZINA GEÇİLİR, OĞLUNU DOĞURUR, ONUN ARKASINDADIR, EVDE YERİ VE SIRASI İNEKLERDEN SONRADIR VE KAPIYA DA YAKINDIRIR.  KARA KÖPEK,  EŞEK VE DOMUZLA BİR TUTULUR. ASKER MEKTUBUNDA SARI İNEKTEN SONRA GELİR. HER İKİ DÜNYADA DA IRZINA GEÇİLİR. SİKTİRİN ULAN DÜMBÜKLER. MUSTAFA KEMALİ DOĞURUR BAŞTA TAŞINIR:
 
 
.
 
 

7 Aralık 2015 Pazartesi

2034/OSMANLIDA EŞCİNSELLİK1


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;08 Aralık 2015.

        Aklımda yanlış kalmadıysa,1983 senesindeydi.Konya’da bir eczanede birkaç sakalı Genç adam,bana duyurmak için, Mustafa Kemal’i kötülemekteydiler.Eczanenin köşesinde oturan Yaşlı bir Dede,hışımla ayağa kalkarak:”Götünüzün sağlam kalmasını sizler ona borçlusunuz.Önce götünüzün zekatını verin de sonra konuşalım.Sizler,Konya’da atasözü haline gelmiş bir duayı duymadınız mı?”EY ALLAHIM,ÜSTÜMÜ YORGANDAN ALTIMI DA OĞLANDAN EKSİK ETME?!”BİLEREK KONUŞUN,BİLMİYORSANIZ ŞU BEYEFENDİDEN ÖĞRENİN,YA DA BURADAN DEF OLUP GİDİN?!DEMİŞTİ.Bendeniz;iş bu yazımı Osmanlı Oğlancıklarına ithaf ediyorum.Osmanlıcılık geri gelirse götlerine sahip olsunlar?!DİYEREKTEN?!

'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...' ALINTIDIR:

10.11.2013.

        “Başbakan'ın bağnaz otoriterliğinin son numunesi olan "kızlı-erkekli yaşam" tartışmasından sonra, İslamcı yazarların pek beğendiği Osmanlıların bu konulardaki pratiklerine bir göz atıp neyin 'meşru olduğunu' anlamaya çalıştım.”


 

"... Ve yaz olunca avretlere meylet ve kışın oğlanlara, ta ki bedenen sağlam olasın."
(11. yüzyılda yaşamış Kuhistan Sultanı Kâbus’un oğluna nasihat kitabı Kâbusname’den)
Başbakan’ın bağnaz otoriterliğinin son numunesi olan “kızlı-erkekli yaşam” tartışmasından sonra İslamcı yazarlardan Hayrettin Karaman, Başbakan’ı savunmak için “kadın ve erkek öğrencilerin bir veya birkaçının aynı evlerde kalmalarının Müslüman milletimizin ahlak, gelenek ve göreneğine göre meşru olmadığını” söyleyince, İslamcı yazarların pek beğendiği Osmanlıların bu konulardaki pratiklerine bir göz atıp neyin ‘meşru olduğunu’ anlamaya çalıştım.
GÜNAH KEÇİSİ: OLİVERA DESPİNA
Orhan Gazi zamanında (1326-1359) Osmanlılara esir düşen Bizans’ın Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas, Osmanlı’da sapkınlığın çok yaygın olduğunu, özellikle Hıristiyan esirlere yönelik tacizlerin çok olduğunu yazar hatıratında. ‘Oğlancılığın’, I’inci Bayezid döneminde başladığını kabul eden kaynaklar ise suçu Bayezid’in karılarından Sırp asıllı Olivera Despina’ya atarlar. Güya bu gavur hatunun kocası için bulduğu Hıristiyan oğlanlarla başlamıştır eşcinselliğin Osmanlı’da kurumsallaşması ve saraydaki ‘iç oğlanları’ örgütlenmesinin nüvesini bu oğlanlar oluşturmuştur…
Palamas’ın da esareti sırasında cinsel tacize maruz kalıp kalmadığını bilmiyoruz ama tarihe düşmanlarına reva gördüğü ölüm şeklinden dolayı Kazıklı Voyvoda olarak geçen Romen Boyar’ı (bir soyluluk unvanıdır) Vlad Tepeş Drakula’nun 1442-1448 arasında rehin tutulduğu 2’inci Murad’ın Edirne’deki sarayında yaşadığı tecavüzlerden dolayı böyle acımasız biri olduğuna dair kaynaklar var. (Drakula ile birlikte rehin olan kardeşi Radu ise, kendi isteği ile 1462’ye kadar İstanbul’da kalmıştır ki, bunu nasıl yorumlamak gerekir bilmiyorum.)
YAZ OLUNCA AVRETLERE, KIŞ OLUNCA OĞLANLARA.
Peki II. Murad, kendisinin emri üzerine Mercimek Ahmed’in Farsçadan çevirdiği, 11. Yüzyılda yaşamış Kuhistan Sultanı Kâbus’un oğluna nasihat kitabı Kâbusname’deki şu satırları okuduğunda şaşırmış mıydı acaba: "... ve yaz olunca avretlere meylet ve kışın oğlanlara, ta ki bedenen sağlam olasın. Zira ki oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir yere gelirse teni azıtır ve avret teni soğuktur, kışın iki soğuk bir yere gelse teni kurutur vesselam."
"Osmanlı'nın eşcinselliği neredeyse tarihsel ve cinsel bir norma dönüştürmesine karşılık, Cumhuriyet etiğinin, eşcinselliği kamusal söylemin dışına çıkardığını söyleyebiliriz” diye söze giren Hilmi Yavuz, Fatih Sultan Mehmed’in ‘Avni’mahlasıyla yazdığı gazellerden birinde Veyis adlı güzel bir oğlanı övdüğünü, gazelin sonunda da “Ey Avni! Talihin yaver gitti ve o sevgili misafirin oldu. Fırsatı kaçırma; zira Veyis bin cana bedeldir” dediğini; Fatih’in bir diğer gazelinde ise Galata’daki bir kilisede görevli papazı öve, öve bitiremediğini yazdığında kıyamet kopmuştu. Bu konu da hala araştırmacısını bekliyor…
DELİ BİRADER VE KİTABI
‘Osmanlı sultanlarının kahkahalarla okuduğu kitap’ olarak ünlenen Kitab-ı Dâfi‘ü 'l-gumûm ve Râfi‘ü 'l-humûm’un (kısaca ‘Gamları Def Eden Kitap’) ilk bölümü nikâhın meziyetlerine ve sevişmenin faydalarına; ikinci bölüm ‘kulampara’ (aktif eşcinsel) kardeşlerin ve zampara biraderlerin arasında geçen tartışmalara; üçüncü bölüm servi boylu yalın yüzlü ve lale yanaklı oğlanlarla sohbetin zevklerine; dördüncü bölüm gümüş tenli kadınlar ve yasemin göğüslü kızlarla oynaşmanın hazlarına; beşinci bölüm, rüyalarda yaşanan bazı hallere ve hayvanlarla ilişkilere; altıncı bölümde oğlanların (pasif eşcinsellerin) ve ne idüğü belirsizlerin durumlarına; yedinci bölümde gidilerin (pezevenk ?) ve boynuzluların hikâyelerine dairdi.
Kitabın yazarı ise Gazali mahlasıyla yazan, ası adı Mehmet olan, ama Deli Birader adıyla tanınan bir medreseliydi. Deli Birader, 1466’da Bursa'da doğmuş, medrese eğitimini tamamladıktan sonra devrin önemli din bilginlerinden olan Muhyiddin-i Acemi'den ders almış, Bursa'da Bayezid Paşa Medresesi’nde müderrislik yaparken Manisa Sancağı’nda bulunan Şehzade Korkut’un (2’inci Bayezid'in oğlu idi) edebiyat çevresine girmişti. Sözünü ettiğim kitabı Piyale Ağa adlı birinin isteği üzerine yazan ancak Şehzade Korkut’un eseri beğenmemesi üzerine gözden düştüğü ileri sürülen Deli Birader, 1512’de Korkut'un tahtı ele geçiren kardeşi (Yavuz) Sultan Selim tarafından öldürmesinden sonra, Bursa yakınlarındaki Geyiklibaba Türbesi'nde şeyhlik etmiş, ardından Sivrihisar, Akşehir ve Amasya’da medrese hocalığı yapmıştı. Derken İstanbul'a gelip Beşiktaş'ta bir hamam açmış ama hamamda delikanlılarla yaptığı âlemler İstanbul halkının diline düşünce, çareyi uzaklara kaçmakta bulmuştu. Sığındığı yer ne ilginçtir ki, Mekke idi. Deli Birader hayatını 1535’te burada kaybetmiş ve bir din adamı olduğu için cenaze namazı Kâbe’de kılınmış ve Kâbe yakınlarına defnedilmişti...
SUHTE AYAKLANMALARI
Buraya kadar anlattıklarımız devletlülerimizin keyifli yaşamları hakkında. Ama Mustafa Akdağ’ın günışığına çıkardığı, 16’lncı Yüzyıl Osmanlı tarihine damgasını vuran ‘suhte ayaklanmaları’ (kıyamı) ‘kızsız-erkekli’ yaşamın çok yıkıcı da olabileceğini düşündürüyor.
O dönemde Osmanlı’da din adamı olmak üzere medreselerde okuyan ergenlik çağındaki öğrencilere ‘suhte’ (softa) deniliyordu. Medrese eğitimini başarıyla tamamlayanlar devlette kadılık, naiplik, müderrislik, imamlık gibi görevlere atanıyorlardı. Medreselerde öğrenciler yatılı okuyorlar, imarethane denilen öğrenci yurtlarındaki 3-5 kişilik hücrelerde yaşıyorlardı. Akdağ’ın anlatımıyla “Ömürlerinin en genç ve kızgın çağını, bu dışa kapalı, dar, karanlık ve kubbe biçimindeki, tavanından karanlığın hayalleri sarkan bu hücrelerde geçirmek zorunda kalan öğrencilerin, ara sıra çıktıkları şehrin sokak ya da çarşı ve pazarları da, onların gençlik ihtiyaçlarına kesinlikle kapalı bulunuyordu. Gizli çalışan, yakalandıkça da şuraya buraya sürülen fahişeleri bulmak çok zor bir işti (…) medrese öğrencilerinin, genç çocuklar ile düşüp kalkmaları, toplum ahlâkını kemiren bir alışkanlık hâlinde sürüp gidiyordu. Yalnız bunlar değil, ‘levent’ dediğimiz, köyden kente gelmiş, işsiz güçsüz dolaşan ve ‘bekâr odalarında’ her türlü ahlâksızlığı yapmaktan çekinmeyen ergen kitleler de, bu doğa dışı cinsel sapıklıkları huy edinmişlerdi. Kadın-erkek ilişkilerini son derece kısıtlayan, hatta fahişeliğe bile göz yummayıp, bu gibi kadınları oradan oraya süren o dönemin yobazlığının, asayişçilerin cerime (para cezası) çıkarabilmek için, bir erkekle bir kadını konuşurken de olsa yakalayabilme gayretlerinin, suhte ve leventlerin bu söylediğimiz doğaya aykırı alışkanlıklarını bütün, bütün kamçılamakta olduğu bir gerçektir. Bu incelediğimiz sıralarda, hatta birer meyhane gibi kullanılan bozahanelerin işleticileri, bu gibi yerlere doluşan ergen müşterileri için ‘taze oğlanlar’ bulundurmakta ve yasakları da hiçe saymaktaydılar.”
Mustafa Akdağ’ın eşcinselliği doğa dışı gören, hatta şeytanlaştıran dilini ve cinsel bunalımları sanki tek nedenmiş gibi ele almasını eleştirmemek mümkün değil. Çünkü suhtelerin sadece cinsel sorunları yoktu. Mezun olduktan sonra iş bulamamak gibi başka bir sorunları daha vardı. İkisi birleşince ortaya gerçekten vahim bir tablo çıkmıştı. Öyle ki, önce ümitsiz ve öfkeli suhteler 100-150’şer kişilik bölükler halinde çevre yerleşimlerdeki halkı rahatsız etmeye, cer, kurban, nezir adı altında haraç toplamaya başladılar. Sonra işi eşkıyalığa vurdular. Anadolu’da Tarsus’tan başlayarak, Toroslar’ı takiben, Sivas’tan ve Erzincan’dan Giresun’un doğusuna çekilen bir hattın batısında kalan bölgelerde yoğun suhte ayaklanmaları görüldü. (Akdağ’a göre isyanlar Kürt bölgelerinde çıkmamış, Türk bölgelerine münhasır kalmıştı, yani adeta ‘milli’ nitelikteydi.)
Suhteler Selanik, Üsküp, Gümülcine gibi Balkan şehirlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada önce zenginlerin evlerini, sonra sıradan insanların evlerini bastılar, yakışıklı çocuklarını (bunlara ‘yüzü tüysüz oğlan’ anlamına ‘sâderû’ diyorlardı) kaçırdılar. Kaçırma olayına ‘oğlan çekme’ deniyordu. Bazı yerlerde hocaları da öğrencilere yardım ediyordu. Baskınlardan paylarını alan devlet görevlileri vardı. Olaylar Kanuni döneminin (1520-1566) son yıllarında tırmanışa geçen suhte ayaklanmaları onun oğlu II. Selim döneminde (1566-1574) zirveye çıktı. Etrafı yağmalayan suhteler, güvenlik güçleri takip edince dağlara kaçıp, saklanıyor, bahar geldiğinde tekrar şehir ve kasabaları yağmalıyorlardı. Suhte ayaklanmalarını bastırmak için ‘il eri’ denilen özel kuvvetler kuruldu. Ancak suhteler bunlara, hatta zaman, zaman Yeniçeri ocaklarına bile baskınlar düzenlediler. Suhte sorunu ancak yüzyılın sonlarında hafifledi ancak yerini işsiz askerlerin de katılmasıyla birlikte 1610’a kadar sürecek olan Celali İsyanları aldı…
Bu ‘yıkıcı’ parantezi kapatıp yine, ‘zevk-u sefa’ faslına dönelim.
TÜYSÜZ OĞLANLAR KILAVUZU !
2’inci Selim, Üçüncü Murad ve 3’üncü Mehmed dönemlerinin tarihçisi, divan kâtibi, valisi Gelibolulu Mustafa Ali (ö. 1600), Divân’ında "Zenne rağbet eder mi âkil olan/Tab-ı Ali civâne maildir.” (Aklı başında olan kadına eğilim gösterir mi? Ali'nin yaradılışında delikanlıya yöneliş vardır) demiş, dönemin eşcinselliğe bakışını en güzel özetleyen eserlerden biri olan Mevâidün Nefais fi Kavaidil-Mecalis’i (Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları) kaleme almıştı. Bu kitapta eşcinsellik (oğlancılık) toplumun bir gerçeği olarak bir yandan kabulleniliyor ve konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler verilirken, bir yandan da kötüleniyordu.
Gelibolulu Mustafa Ali, Mevâid'in çeşitli bölümlerinde Osmanlı eyaletlerinde yaşayan çeşitli ırk ve etnik kökenden toplumların delikanlıları hakkında kısa, kısa bilgiler veriyordu. Örneğin “Tüysüzler soyundan namert lokması olanların çoğu Arabistan piçleri ve Anadolu Türklerinin veled -i zinalarıdır, onların sürdüğü güzellik ve cazibe süresini hiçbir diyarın tüysüzleri sürmez,” diyordu. Örneğin “Edirne, Bursa ve İstanbul'un ince bellileri her yönden kusursuzlukta ve güzellikte onlardan ileridir,” diyordu. Örneğin “Kürt tüysüzleri, anadan doğma evbaş olanların tecrübesine göre sağlıklı, yumuşak ve uysal ve her ne teklif olunsa dinleyip yapmaları çok olur. Hele bellerinden aşağısını kına ile boyatır, dizlerine ininceye kadar boyanarak kendilerini süslerler,” diyordu. “Uzun boylu, salınarak yürüyenleri kullanmak isteyenler Rumeli köçeklerinden şaşmasınlar. Kul cinsinin de Yusuf çehreli Çerkeslerinden ve Hırvat asıllıların nefesleri mis kokanlarından sakın usanıp bezmesinler,” diyordu. “Ama Gürcü, Rus ve Görel cinsi, öteki esnafın gübresi gibidir. Onlara bakarak Macar soyundan olanlar, başka tayfaların tabiata uygun ve makbul olanlarıdır. Gel gelelim, çoğu efendisine, hıyanet eder; düşüp kalkmalarından, davranışlarından her kişi onların çirkin yönlerini görür,” diyordu. “Şaşılacak olan budur ki Mısır evbaşları Habeşlilere düşkündür. Araya soğukluk girer, her biri insanın samurudur, derler. Aslında yatak hizmetinde usta olurlarmış, yani esbap buhurlamayı, yatak ve yastık döşemeyi candan isterlermiş. Erkeğinde, dişisinde adamlık belli imiş: her ne semte görülürse uysal ve güzel davranarak yumuşaklık göstermeleri kolaymış,” diyordu...
EMİRGÂN ADI NEREDEN GELİYOR?
Bundan çeyrek asır sonra, IV. Murad (1623-1640) İran Seferi sırasında Revan kalesini kendisine savaşsız teslim eden kale kumandanı Emirgûneoğlu Tahmasp Kulu Han adlı bir eşcinseli İstanbul’a getirecek, adını Yusuf yapıp musahipliğine atayacaktı. Padişahın Yusuf Paşa’ya verdiği hediyelerden biri bugün Emirgân dediğimiz semtteki ‘Feridun Bahçesi’ idi. Dimitri Kantemir ve Eremya Çelebi’ye bakılırsa, padişah bu bahçedeki konakta, Musa Çelebi ve Silahtar Mustafa Paşa gibi dönemin ünlü eşcinselleri ile sabaha kadar oturak alemleri düzenlerdi. Bir yandan da, halkın ahlak bekçiliğini yapardı. Öyle ki IV. Murad devrinde, bazı kaynaklara göre 14 bin, bazılarına göre 20 bin kişi kahvehanelere gittiği, tütün, afyon veya içki içtiği gerekçesiyle katledilmişti… Üstelik bu katliam işinde padişah da bizzat yer almıştı…
Hâlbuki dönemin açık sözlü yazarı Evliya Çelebi’den öğrendiğimize göre o tarihlerde eşcinsel meslek erbablarına ‘hizan-ı dilberan’ (düşkün ahlaksız gençler) denirdi. Bunlar ‘defter-i hîzan’a kaydedilerek devlet tarafından vergilendirilirdi. Çelebi’ye göre “Hîzân-ı Dilberân esnafı nefer (kişi) 500, bunlar bir alay yersiz, yurtsuz, düs¸kün, ahlâksız, yüzsüzlerdir ki kendi kadir ve kıymetlerini bilmeyip Babulluk’ta, Kalatyonoz’da, Finde’de, Kumkapı’da, San Pavla’da, Meydancık’ta, Kiliseardı’nda, Tatavla’da ve çes¸it çes¸it içki içilen yerlerde sürü

 sürü gezip boğazı tokluğuna avlanırken subaşı tuzağına düşüp sonunda defterli olur” idi. Çelebi’ye bakılırsa yine o tarihlerde “Deyyuslar esnafı” 212 kişi, “Ahmak pezevenkler esnafı” 300 kişi idi. Bu kişiler diğer meslek erbabıyla birlikte, padişahı İran Seferi’ne uğurlayan esnaf alayına katılmışlardı üstelik…
GENÇ OSMAN’IN BAŞINA GELENLER.
Evliya Çelebi’nin konumuzla ilgili bir başka ifşaatı da, I. Ahmet’in talihsiz oğlu Genç Osman’ın kendisini tahttan indiren Yeniçeriler tarafından öldürülmeden (1622) önce ırzına geçildiğiydi. Ancak Seyahatname’nin bu sayfaları, 1896 yılında orijinal yazmayı ilk kez yayımlayan kurulun içindeki Necib Asım Bey tarafından yırtılarak imha edildiği için bunu yakın tarihe kadar duymamıştık. Asım Bey bu eylemini şu tanıdık sözlerle gerekçelendirmişti: “Tarihimiz için bu sayfa kara bir lekedir. Bunu gelecek kuşaklara göstermek doğru olmadığı için yırttım!"
Biz de bu ‘kara’ sayfayı kapatalım ve resmi tarihçilerin ‘Lale Devri’ adını taktığı III. Ahmed döneminin (1718-1730) ünlü şairi Nedim’in lise kitaplarında kesinlikle rastlayamayacağınız şu beyitle neşelenelim: "İzn alub cum'a nemâzına deyû mâderden/Bir gün uğrılayalım çerh-i sitem-perverden/Dolaşub iskeleye doğrı nihân yollardan/Gidelim serv-i revânım yürü Sad'âbâde." NOT:Kadınlar ve Kızlar Cuma namazına gitmezlerdi?!
Günümüz Türkçesiyle şair şöyle diyor: "Annenden cuma namazına gideceğiz diye izin alıp sitemlik felekten bir gün çalalım. Gizli yollardan iskeleye doğru dolaşıp, yürü selvi boylu sevgilim Sadabad'e gidelim." Nedim’i (ve benzer temaları işleyen, Kanuni dönemi şairleri Baki’yi ve Fuzuli’yi) savunmak için ‘Divan şiiri sembolizminden’ dem vuracaklara: “Kadınlar cuma namazına gitmediklerine göre, Nedim'in ayartmaya çalıştığı servi boylu, erkek familyasından biri olmalı”, deyip yolumuza devam edelim.
ENDERUNLU FAZIL’IN OĞLANLARI.
Neyse ki, 18/19’uncu yüzyıl divan şairlerinden Enderunlu Fazıl Bey (ö.1810) oğlan sevgililerinden övgüyle bahseden açık sözlü biriydi. “Şairiz, şeyn verir şanımıza/Giremez fahişe divanımıza'” (Fahişeler kitabımıza giremez, şairiz, bu şanımıza leke sürer) şeklindeki ünlü beytin de müellifi olan şairimiz, Defter-i Aşk adlı eserinde dört erkek sevgilisini (ilki adını vermediği bir delikanlı, ikincisi Süleyman Bey, üçüncüsü hanende Şehlevendim Abdullah Ağa, dördüncüsü İsmail adlı bir köçek); bir sevgilisinin merakını gidermek için yazdığı Hubanname adlı eserinde çeşitli memleketlerin erkeklerini; sevgilisinin “kadınlarla birlikte olurum” tehdidi üzerine yazdığı Zenanname adlı eserinde o memleketlerin kadınlarını; Çenginame adlı eserinde döneminin erkek raksçılarını (köçekleri) anlatmıştı. Divan adlı eserinde ise devrin büyüklerine düzdüğü övgüler ve oğlanlar için yazılmış gazeller yer alıyordu.
Daha hamamların eşcinsel kültürdeki yerine, köçeklik geleneğine, Kalenderilik ve Bektaşilikteki ‘mücerretlik’ kültürüne, Yeniçeri Ocağı’ndaki ‘civelek’ taburlarına, musikideki eşcinsel göndermelere ve elbette kadın eşcinselliğine değinemeden yerimiz bitti. (Kadınsız ve geleceksiz bir hayatın tetiklediği, 16’ıncı yüzyıla damgasını vuran ‘medreseli’ ayaklanmalarına internet nüshasında kısaca da olsa değiniyorum.)
AHMET CEVDET PAŞA’NIN SAPTAMASI.
Özetin özeti, eşcinselliğin ayıp sayılması, Batı tipi reformlara hız verilen, dolayısıyla kadın-erkek ilişkilerinin normalleşmeye başladığı Tanzimat Dönemi’nden (1839’dan) itibaren oldu. Dönemin alimi ve resmi tarihçisi Ahmet Cevdet Paşa, Maruzat adlı eserinde son durumu şöyle özetlemişti: "...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden Kâğıthane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü başladı. Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kâmil ve Âli Paşalar ile onlara mensup olanlar kalmadı..."
Cevdet Paşa iyimser bir yorum yapmış elbet. Eşcinsellik, insanlık tarihi kadar eski bir insanlık hali. Muhtemelen insanlık var oldukça da var olacak... Eşcinselliğin biyolojik, sosyo-kültürel, siyasal nedenleri ve işlevleri başlı başına araştırma konusu. Kızlı-erkekli yaşamı içlerine sindiremeyenlerin eşcinselliği nasıl sindirdiklerini de ‘muhafazakâr-demokrat’ yazarlar anlatır herhalde.
Yazımızı Jurnal adlı günlüğüne “tarih, galiplerin propagandasıdır,” diye yazan, sahici muhafazakâr-demokrat düşünür Cemil Meriç bağlasın: “Düşünmek, insan üzerine düşünmek mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur. Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir. O halde din vaktiyle en basit jestlere kadar bütün insan hayatını düzenlemeye kalkışmıştır: İçki içmeyeceksin, domuz yemeyeceksin, zina yapmayacaksın. Osmanlı bunların hepsini yaptı. Ama gözlenerek, korkarak ve şuuru yaralandıkça yaralandı. Hayır uyuzlaştı. İkiyüzlü bir hayvan oldu Osmanlı. Tanrı’yı ve kulu aldatan bir panayır gözbağcısı. Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua…”
Bilmem bunun üstüne söz söylemeye gerek var mı?..
Özet Kaynakça: Evliya Celebi Seyahatnamesi, I. Cilt, 1. Kitap, Hazırlayan…radical.com.tr

Osmanlı’nın en ünlü içoğlanı.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, 'Osmanlı'nın En Ünlü İçoğlanı' başlıklı dünkü yazısında çok tartışılacak satırlara imza attı.
"Dünyadaki hiçbir imparatorluk tarihinde, Osmanlı Sarayı'ndaki kadar beşik cinayeti işlenmemiş, hiçbir imparator ve kral, Osmanlı sultanları kadar çok oğul katletmemiştir."Diyen Kırıkkanat, Muhteşem Yüzyıl'la ilgili tartışmalara da katıldı.
İşte Mine Kırıkkanat'ın o satırları
1442 yılında Osmanlı payitahtı Edirne, Sultanı ise Fatih'in babası İkinci Murat'tı.
Eflak Prensi Vlad Besarab, o yıl kardeşi Prens Güzel Radul'la (Radu cel Frumos) birlikte babaları Ejderha Vlad (Drakula) tarafından Osmanlı Sultanı'na rehin olarak Edirne Sarayı'na gönderildiğinde, sadece 11 yaşındaydı.
rehin prense Edirne'deki sarayda çok iyi davranıldı, ilerde Osmanlı'ya hizmet eğitimini de Sultan Murat'ın "içoğlanı" kadrosunda aldılar...
İÇOĞLAN KADROSUNDAN EMEKLİ OLUNCA..
Ama Sultan'ın gözdesi Vlad'dı. Öyle ki genç prens sakalı bıyığı çıkıp "içoğlanı"kadrosundan emekli olunca; İkinci Murat kendisine 6 yıl süreyle duyduğu şefkatin karşılığını da cömertçe ödedi. 1448'de 17 yaşına basan Vlad'ı voyvoda unvanıyla bezeyip yanına bir ordu kattı ve Eflak tahtını fethe gönderdi.
Ama Osmanlı sultanları, her ne kadar aşk ile iş ilişkilerini birbirine karıştırsalar da enayi sayılmazlar... İkinci Murat da pek sevdiği Prens Vlad'ın kendisine bizzat verdiği "içoğlanı" eğitimine hoşlanarak mı, yoksa dişlerini sıkarak mı katlandığından pek emin değildi. Vlad'ı Eflak'a voyvoda gönderirken, kardeşi Güzel Radul'u rehin tutarak Osmanlı'ya bağlı kalmasını sağlama aldı.
Ne var ki Vlad Besarab, önce velinimetinin ordusuyla alıp iki ay sonra yitirdiği, ardından tekrar oturduğu Eflak tahtına iyice yerleşip, kaidesini artık güvencede hissettiği an... Rehin kalan kardeşi Radul'u gözden çıkararak Osmanlı'ya isyan bayrağını çekti.
KURUTULMUŞ GÜL YAPRAKLARINI KOKLAYAN FATİH
Artık 31 yaşındaki Eflak Voyvodası Vlad'ın başkaldırdığı payitaht İstanbul olup, sahibi de "enfiye kutusunda kurutulmuş gül yaprakları koklamayı pek seven" Fatih Sultan Mehmet'ti.
Prens Vlad, 1462 başından itibaren İstanbul'dan gelip de karşısında sarığını çıkarmayı reddeden tüm elçi ve ulakların sarığını kafalarına çiviyle çaktırdı. Tuna boylarına ordu kaldırıp 30 binden fazla Osmanlıyı kazığa geçirdikten sonra Eflak ve Buğdan’da Romence "Kazıklı" anlamına gelen Tepeş lakabını aldı.
İBNE-GÖTVEREN-SÜZGEÇ.
Osmanlıcada ise çocukluğunda maruz kaldığı tacize gönderme yapan Kalleş, İbne, Süzgeç, Götveren lakaplarıyla ya da Kazıglu Bey diye anılıyordu. (Kaynak: Matei Cazacu, "Prens Drakula'nın Tarihi", Droz, 1988).
Çoğu Batılı tarihçinin uzun zaman anlam veremediği bu lakaplardan özellikle dördüncüsü, Almanca sanılıp yüzyıllarca "Gotveren" diye söylendi!
Fatih Sultan Mehmet, babasının eski gözdesinin uçan kaçan Osmanlı'dan kazıkla çıkardığı "içoğlanlığı" hıncını öğrenince gazaba gelip, Eflak Voyvodası Vlad Tepeş'e karşı düzdüğü ordunun başına kimi geçirdi biliyor musunuz? İçoğlanıyken aldığı eğitime sadakat gösteren rehin kardeşi, Güzel Radul'u...
OSMANLI 300 ASKERİ KAZIĞA GEÇİRDİ
Osmanlı ordusu Eflak'ı aldı, Güzel Radul 15 Ağustos 1462'de voyvodalık tahtına oturdu ama, kazıkçı kardeşini ele geçiremedi. Vlad Tepeş, sığındığı Macarlar tarafından esir alındı. 12 yılın sonunda serbest bırakıldığında, yine Eflâk’a dönüp 1476'ya kadar voyvoda olarak hüküm sürdü. Aralık ayında Osmanlı ordusuyla girdiği savaşta öldürüldü ve 300 askeri kazığa geçirilirken, Vlad'ın kesilen kafası Fatih Sultan Mehmet'e gönderildi.NOT:GÖTÜ DE ROMANYA DA KALDIYDI?!
Ama Vlad Tepeş'in ardında bıraktığı kazıklı ve kanlı efsane, 1897 yılında Bram Stoker'a, kurgusal romanı Drakula'daki ölümsüz kont, ancak kalbine kazık çakılarak yok edilebilen vampir karakterini esinledi. Romanya'nın Transilvanya bölgesi, Francis Ford Coppola başta olmak üzere romanın sinemaya uyarlandığı pek çok filmle birlikte dünyada Kont Drakula'nın ülkesi olarak tanındı.
'G' NOKTASI
Dünyadaki hiçbir imparatorluk tarihinde, Osmanlı Sarayı'ndaki kadar beşik cinayeti işlenmemiş, hiçbir imparator ve kral, Osmanlı sultanları kadar çok oğul VE  akraba katletmemiştir. Hatta Batılı saraylarda veliaht olmasın diye oğul ve kardeş katli parmakla gösterilecek kadar azdır. Çünkü hiçbirinin tekeşli evlilik dışı ilişkileri ve metres sayısı; odalık, cariye, nikâhlı nikâhsız eşle dolup taşan Osmanlı haremi kadar kalabalık olmayıp, peydahlanan çocuk sayısı da sultanlarınki kadar yüksek değildir. Biseksüel ve pedofil egemen sayısı da öyle...
OSMANLI'DA GERİCİLİĞİN VAHŞİ ZİHNİYETİ
2012 yılında Osmanlı tarihindeki tahta rakip oğul ve kardeş katlini vacip kılan uygulamayı "Devleti böldürmemek için akılcı bir yöntemdi" diye sunmak, gericiliğin vahşi zihniyetidir. Günümüz Türkiye'sine dayatılan genel cehalet ve özel "tarih karartması" da, zaten "Down sendromlu" olması arzulanan halkın,"Yahu İngiltere İmparatorluğu'nda tahta rakip oğul ve kardeş katli vacip değildi. Acaba Osmanlı'dan daha uzun sürmeyi, hem de bölünmeden nasıl başardı," diye sorgulamaktan bile aciz kılmaktadır.
TÜRKİYE'YE YUTTURULMAYA ÇALIŞILAN OSMANLI GÜZELLEMESİ
Muhteşem Yüzyıl dizisine saldırmaktan "kardeş katli" yasasının övülmesine, topluma yutturulmaya çalışılan Osmanlı güzellemesinin tamamı, çokeşliliği sorgulatmamak ve hatta yakın tarihte yeniden geçerli kılmak için yapılmaktadır.
"İntikam, aşağılanmış benliklerin silahıdır."

http://www.ensonhaber.com/mine-kirikkan ... 12-10.html.
 
Osmanlı'da ‘Oğlancılık’
Muhteşem Yüzyıl'la başlayan tartışma, Osmanlı'ya dair kitaplarla devam ediyor.
Tarih kitapları, ecdadımızın at sırtında olmadığı zamanlarda, Muhteşem Yüzyıl dizisinde asla göremeyeceğimiz türden faaliyetler içinde olduğunu anlatıyor...
Başbakan Erdoğan’ın Muhteşem Yüzyıl çıkışının ardından, AKP’de “ecdadı koruma yasası” için hazırlıklar başladı. RTÜK’ün yayın ilkelerine, “Tarihî olayları ve tarihî şahsiyetleri aşağılayan, küçük düşüren nitelikte yayın olamaz” şeklinde bir ekleme yapılarak Muhteşem Yüzyıl ve benzeri televizyon projelerinin önünün kesilmesi tasarlanıyor.
Yasanın kapsamı ve Osmanlı tarihi ile ilgili kısıtlamaların nerelere uzanacağı belirsizliğini korurken, kitapçılarda Osmanlı’nın renkli toplumsal hayatını bütün yönleriyle anlatan çok sayıda eser bulunuyor.
Bu eserlerden biri de gazeteci Murat Bardakçı tarafından kaleme alınan ve İnkılap Yayınları’ndan çıkan Osmanlı’da Seks adlı kitap. İlk olarak 1987 yılında yayımlanan kitap bugüne kadar altı baskı yaptı. Bardakçı kitabında Osmanlı toplumundaki cinsel yönelimleri ve usulleri anlatıyor.
Yemenici Bali Oğlan.
Kitapta, 1686 yılında Hamamcılar Kethüdası olan İsmail Ağa tarafından kaleme alınan Dellakname-i Dil Küşa yani Gönüller Açan Tellaklar Kitabı adlı uzunca bir metin yer alıyor. İstanbul’un ünlü hamamları ve bu hamamlarda “kulamparaya peştamal çözen nazenin oğlanları” anlatan İsmail Ağa’nın kitabı kaleme almasının sebebi ise yine bir hamam oğlanı.
Kılıç Ali Paşa Hamamı’nda “soyunurken” İsmail Ağa tarafından çok beğenilerek “iç oğlanı” yapılan Yemenici Bali Oğlan, “Bir kitap yazsan, içinde adımız geçse, tarihte hatırlansak,” deyince İsmail Ağa, İstanbul’daki 2 bin 123 “parlak” tellaktan on birini seçerek anlatmaya başlamış. Tabii başta Yemenici Bali Oğlan. Kethüda’nın coşkulu üslûbunun katkısıyla, ortaya Osmanlı’nın en renkli eşcinsel metinlerinden biri çıkmış.
İsmail Ağa, “mahbûb-ı ziba” yani “yakışıklı sevgili” diye andığı Yemenici Bali Oğlan için şunları söylüyor: “Henüz on beş yaşında ve güzellik tacı adının başında ve bu günahkârın mürg-i dili (gönül kuşu) yemenici oğlanın samur kaşında.”
Zavallı Yemenici, gaddarlıklarıyla nam salmış 59’uncu Yeniçeri Ortası’nın acemilerinden. Şahbaz bir yoldaşının altındayken baskın verilince defterli olup Kılıç Ali Hamamı’nda soyunmaya başlamış. Kethüda’nın deyişiyle, “Amma camekân odada, amma içeri halvette o nazlı oğlanın firuze kâsesini ejder misali demir kazık millerle oymuşlar.”
İsmail Ağa, Yemenicinin hamamda soyunduğu dönemdeki tarifesiyle ilgili de bilgiler vermiş: “Gece ve gündüz seferi 70 akçedir. 20 akça dahi ortağı dellak alır. Gece döşek yoldaşlığı 300 akçadır. Kulamparası kaç sefere takati varsa 300 akçaya dâhildir.”
Sipahi Mustafa Bey
Bir kadızadenin gönül eğlencesiyken sokaklara düşen Sipahi Mustafa Bey, Mudurnu Dağı’nda “Kara Domuz” namlı bir hayduda peşkeş çekilmiş.Taraf:http://w.w.w.haberinyeri.net/osmanlida-4561-html.

.
.
 



 


 

 

 

6 Aralık 2015 Pazar

2033/BİR OKUL AÇILIRSA BİR HAPİSHANE KAPATILIR!


           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;07 Aralık 2015.

            BİR OKUL AÇILIR, BİR HAPİHANE KAPANIR*

             BİR CAMİ AÇILIR,SOYULANLAR DA ÇOĞALIR?!

              TÜRKİYE’DE CAMİ SAYISI:15 Ocak 2014 itibarıyla:

İstanbul:3190.Konya:3087,Ankara:2876,Samsun:2639,Kastamonu.2577,

Antalya:2130;ordu:2045;Trabzon:1952,Diyarbakır;1945,İzmir:1823,Şanlıurfa:1755,

Manisa:1686;Bursa:1660;Balıkesi:1654,Erzurum:1547;Giresun:1590;Mersin:1486;

Zonguldak:1464;Adana:1362;Van;1350;Sivas.1327;çorum:1306;K.Maraş:1301;

Kayseri:1389,Sakarya:1278;Bolu.1232;Kütahya:1190,Denizli.1187;Tokat:1151;

Kocaeli:1142,Afyon:1124;Aydın.1114,Sinop.1083;Muğla.1082;Mardin.10079,

Rize.1050;Hatay:982:Elazığ:965;Yozgat.961;Karabük.935;Gaziantep:935;

Malatya.934;Ağrı:871;Çanakkale:808;Bartın:775;Eskişehir:769;Adıyaman:730,

Çankırı.716;Isparta:711;Amasya:682;Artvin:681;Düzce:664;Bitlis:656;Siirt:624;

Batman:619;Muş:602;Aksaray:581;Erzincan:565;Bingöl:564;Osmaniye:551;

Uşak:544;Burdur:522;Gümüşhane:521;Kars:503;Şırnak:503;Hakkâri:498;

Karaman.497;Tekirdağ.495;Nevşehir:486;Kırşehir:485;Niğde:411;Bilecik.408;

Edirne:392;Kırklareli:288;Kırıkkale:353;Ardahan:273;Bayburt.244,Iğdır:240,

Kilis.213;Yalova.155;Tunceli:120.Toplam:84 684.OKUL SAYISI:60 BİN 165?!

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre, ilköğretimdeki öğrenci sayısında, bir önceki eğitim yılına göre bin 799'luk düşüş yaşanmasına rağmen öğretmen sayısı 12 bin 524, derslik sayısı ise 5 bin 57 arttı.

MEB, 2011-2012 eğitim öğretim yılı istatistiklerini yayımladı. Sayısal verilere göre, Türkiye'de 60 bin 165 okulda toplam 25 milyon 429 bin 670 öğrenci eğitim görüyor, 880 bin 317 öğretmen de hizmet veriyor. Türkiye genelindeki tüm okullarda ise toplam 607 bin 98 derslik bulunuyor.
2010-2011 eğitim-öğretim yılı verileriyle kıyaslandığında örgün ve yaygın eğitimdeki okul sayısında 426, öğrenci sayısında 797 bin 839, öğretmen sayısında 34 bin 778 ve derslik sayısında da 15 bin 890 artış oldu.
Örgün eğitimde 435 bin 328 erkek, 445 bin 43 kadın görev yapıyor; 8 milyon 756 bin 141'i erkek, 8 milyon 149 bin 2'si kız olmak üzere 16 milyon 905 bin 143 öğrenci öğretim görüyor.

Yaygın eğitimde ise 4 milyon 144 bin 631'i erkek, 4 milyon 379 bin 896'sı kız toplam 8 milyon 524 bin 527 öğrenci okuyor.
Okul öncesi dersliklerinde yaklaşık 2 bin 500 artış
Okul öncesi eğitimdeki okul sayısı, geçen seneye göre bin 19 artışla 28 bin 625 olarak belirlendi. Öğrenci sayısı ise bu sene 53 bin 738 arttı.
Türkiye'de 607 bin 52'si erkek, 562 bin 504'ü kız olmak üzere toplam 1 milyon 169 bin 556 öğrenci okul öncesi eğitimi alıyor. Okul öncesi eğitim kurumlarında 2 bin 953'ü erkek, 52 bin 930'i kadın olmak üzere toplam 55 bin 883 öğretmen görev yapıyor.
Kurumlardaki toplam derslik sayısı ise geçen seneye göre 2 bin 466 artışla 48 bin 802'ye çıktı.
Özel okul öncesi eğitim kurumu olarak da 3 bin 453 okul bulunurken, bu okullarda toplam 110 bin 652 öğrenci eğitim alıyor.
Öğretmen ve derslik sayısı arttı
8 yıl eğitim verilen ilköğretim kurumlarında, 32 bin 108 okul bulunuyor. Bu okullarda 5 milyon 622 bin 661 erkek, 5 milyon 356 bin 640 kız, toplam 10 milyon 979 bin 301 öğrenci okuyor.
İlköğretimdeki öğrenci sayısında, bir önceki eğitim yılıyla kıyaslandığında bin 799 öğrencilik düşüş yaşandı. Erkek öğrencilerin sayısı 815, kız öğrencilerin sayısı ise 984 azaldı. Okul sayısında 689'luk düşüş meydana geldi.
Öğretmen ve derslik sayıları ise arttı. Toplam öğretmen sayısı 503 bin 328'den 515 bin 852'ye, derslik sayısı 339 bin 653'ten 344 bin 710'a çıktı.
Açık ilköğretimdeki öğrenci sayısı, 404 bin 879'dan 607 bin 890'a yükseldi. 2010-2011 öğretim yılı verilerine göre açık ilköğretimde 195 bin 618 erkek, 209 bin 261 kız öğrenci eğitim görürken, 2011-2012 öğretim yılında erkek öğrenci sayısı, 292 bin 70'e kız öğrenci sayısı ise 315 bin 820'ye çıktı.
Özel ilköğretim okul sayısında da artış yaşandı. 931 özel ilköğretim okulunda, 286 bin 972 öğrenci eğitim görüyor.
Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO) sayısı, geçen seneye göre 44 azalışla 495 olarak belirlendi. Öğrenci sayısı ise 34 bin 669 düşüşle 212 bin 894 oldu.
Liselerde erkek öğretmen sayısı fazla
Bakanlığın verilerine göre, ortaöğretimde 9 bin 672 okulda, 2 milyon 526 bin 428'i erkek, 2 milyon 229 bin 858'i kız toplam 4 milyon 756 bin 286 öğrenci eğitim görüyor. Geçen senenin verilerine göre, okul sayısında 391, öğrenci sayısında 7 bin 676 artış oldu.
Öte yandan genel ve mesleki ortaöğretim kurumlarında okuyan erkek öğrenci sayısı 59 bin 743 düştü, kız öğrenci sayısı ise 67 bin 419 arttı.
Ortaöğretimdeki derslik sayısı da 4 bin 154 artışla 121 bin 914 olarak belirlendi.
Liselerde 134 bin 153'ü erkek, 101 bin 661'i kadın olmak üzere toplam 235 bin 814 öğretmen görev yapıyor.
Genel açıköğretim liselerinin öğrenci sayıları da arttı. Buna göre, 134 bin 538 öğrencinin daha kayıt yaptırmasıyla açıköğretim lisesine giden öğrenci sayısı 680 bin 139'a çıktı. Genel açıköğretim lisesinde erkek öğrenci sayısı kız öğrencilere göre yüksek bulunuyor. Buna göre, bu okullarda 378 bin 754 erkek, 301 bin 385 kız öğrenci okuyor.
Mesleki açıköğretim liselerinde 128 bin 409'u erkek, 131 bin 720'si kız toplam 260 bin 129 öğrenci eğitim görüyor.
Son 5 yılda en çok derslik 2010'da yapıldı
İstatistik bilgilerinde MEB tarafından yıllara göre yapılan derslik sayılarına da yer verildi.
Türkiye genelinde, Eğitime yüzde 100 Destek Kampanyası ile Dünya Bankası, Avrupa Birliği Hibesi, Milli Piyango, Eğitime Fiziksel Katkı Projesi (EFİKAP), Telekom ve TOKİ kaynaklarıyla da derslik yaptırıldı.
Geçen yıl yapılan derslik sayısı toplam 9 bin 802 olarak belirlendi. Bunun bin 627'sini anaokulu/anasınıfı, 3 bin 797'sini ilköğretim, 2 bin 7'sini mesleki eğitim de dâhil olmak üzere ortaöğretim, 114'ünü yaygın eğitim kurumları, 2 bin 257'sini ise Eğitime Yüzde 100 Destek kampanyasıyla yapılan derslikler oluşturdu.
Son 5 yıl verilerine bakıldığında yapılan derslik sayıları şöyle:
Yıl Toplam Anasınıfı İlköğretim Ortaöğretim Yaygın Eğitim Eğitime Yüzde 100 Destekle Yapılan
2011 9 bin 802 bin 627 3 bin 797 2 bin 7 114 2 bin 257
2010 17 bin 317 bin 500 10 bin 98 2 bin 725 27 2 bin 967
2009 9 bin 844 bin 304 6 bin 148 bin 720 48 624
2008 16 bin 790 505 14 bin 169 716 42 bin 358
2007 15 bin 728 425 10 bin 721 928 124 3 bin 530
En çok derslik, anasınıfı veya anaokullarına 2011'de, ilköğretime 2008'de, ortaöğretime 2010'da, yaygın eğitime 2011'de yapılırken, Eğitime Yüzde 10 Destek Kampanyasıyla ise en çok derslik 2007 yılında eğitime kazandırıldı.”

 

 

5 Aralık 2015 Cumartesi

2032/KARIŞTIRICI ARARSANIZ AYNAYA BAKINIZ?!


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;05 Aralık 2015.

              KARIŞTIRICI ARARSANIZ AYNAYA BAKINIZ?!

         Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan, Alman Savunma Bakanı Sayın Ursula von der Leyen’i Kaç-Ak sarayda kabul ettiği sırada; Rusya Devlet Yöneticilerinin PETROL KAÇAKÇILIĞINA Erdoğan’ın aile bireylerinin Karıştığını iddia etmelerine çok üzülmüş ve aşağıdaki sözleri sarf etmiş ve hatta bu konuda da İran’ı uyardığı iddiası, babası Azeri Türkü olan Hamaney tarafından BİZZAT yalanlanmıştır?! Şimdi doğru oturarak doğruca konuşalım: Yeryüzünde, babalarının forsundan yaralanarak ülkelerini soyan evlatlara ENDONEZYA’DA rastlamıştık. Endonezya Cumhuriyetini yıkarak, Başkanlık sistemini kuran BAŞKAN  GENERAL SUARTO’NUN  oğullarının ve kızlarının vurgunlarını okuyalım:

  BAŞKAN GENERAL SUHARTO’NUN ÇOCUKLARI.

        1-Bambang Trihatmoco (42 yaşında ve Erkek) Tahmini serveti, (3.000.000.000) Dolar. Birnantara Gurubu’nu yönetiyor. Petro kimya, Medya, Telekomünikasyon ve Bankalar.)

        2-Siti Hardijanti Rukmana, ”TUTUT” (47 yaşında ve Kız).Tahmini serveti, (2.000.000.000.) Dolar. Citra Ramtoro Gurubu’nu yönetiyor. Emlak, Paralı Otoyollar ve Bankalar.

        3-Hutomo Mandala Putra, ”Tommy” (33 yaşında ve erkek) Tahmini serveti, (600.000.000.) Dolar. Humpuss Gurubu’nu yönetiyor. Havacılık, Oto yollar, otomotiv ve Petrol Endüstrisi.

        4-Sigit Harcojudanto (45 yaşında ve Erkek). Tahmini serveti, (450,000,000,) Dolar. Hanurata Gurubu’nu yönetiyor. Bankalar, Plastik Endüstrisi.

        5-Siti Hedijanti Herijadi,”Titiek” (Kız).Tahmini serveti, (200.000.000.) Dolar. Finans, Emlak, Benzin İstasyonları.

        6-Siti Hutami Endang Adyningsih, “Mamiek”. (31 yaşında ve Kız.) Tahmini serveti,(100.000.000.) Dolar. Emlak, Petrol ve Bilgisayar.

        Kaynak. Far Eastern Economic Review,1996.

        Rafael Trujillo adlı bir Başkan da, Güney Amerika kıtasına adını yazdırmıştı. Kızı ile dans edenleri general yaparmış. Kızın evlendirdiği Beynelmilel Hovarda Porfiroza Robeiroza’yı Paris’e Büyük Elçi atayıvermişti. Bu Büyük Elçi de, tutup Fransız Sinema yıldızı, baygın bakışlı Daniel Dariyö ile evlenmişti.

Amerika’dan gelen yardım dolarlarıyla, Hava Kuvvetleri Komutanı olan 29 yaşındaki Oğlu Amerikalı sinema yıldızları Kim Novak ile gönül eğlendirilmişti.

Sonra ne mi oldu? Eflatun’un dediği oldu? Bu, general bonkörü Başkan, aracı içersinde öldürüldü. Suharto da hapsedildi.

Güney Kore Başkanı Shman Re de tepetaklak düşürülmüştü.

Az gelişmiş ülkelerde,  elbirliği ile demokrasinin ırzına geçenler,” demokrasi bağırıyor” diyerek, o’nu boğmaya kalkışıyor Nazi subayı gibi; işkencecilere dokunmayıp, işkence altında inleyen genci öldürerek, sessizliği sağlayıp huzur içersinde, kemanlarımızı çalmayı sürdürelim mi?

Her türlü pisliğe bulaştırıp, günde belki yüz kere tecavüz ettiğimiz DEMOKRASİ HİÇ BAĞIRMASIN MI? Samanlıkta, bastırılarak ırzına geçilen kimsesiz ve sahipsiz kadınlar gibi hiç GIKI ÇIKMASIN MI?

Büyüklerimize seslenmek istiyorum. Siz, “sistemin değişmesi gereklidir”, derseniz, ötekiler de başka türlü düzen isterler. Dünya’da düzenden çok ne var?

Az gelişmiş ve kalkındırılamamış ülkelere bir bakmamız yeterlidir.

                SONUÇ OLARAK DERİM Kİ.

        1-Hastalıklar ve sakatlıklar, sistemde değil, sistemin kaymağını yiyenlerdedir,

        2-Öncelikle, şu 83’üncü maddeyi değiştirelim. HIRSIZIN, RÜŞVETÇİNİN, SOYGUNCULARIN, BÖLÜCÜ HAİNLERİN VE ÇAĞDIŞILARIN SIĞINDIKLARI KALELERİ YERLE BİR EDELİM.

        4-Milletvekillerinin siyasi parti değiştirme pazarlarını kapatalım; kim hangi siyasi partiden seçilmişse siyasi partide siyaset yapmalıdır,

        5-Güney Kore, iki cumhurbaşkanını ve bir Cumhurbaşkanı’nın oğlunu RÜŞVET’TEN MAHKÛM ETTİRDİ,

        6-Bizler, her türlü suçtan ve özellikle de CUMHURİYET REJİMİNE KARŞI İŞLENMİŞ OLAN SUÇLARDAN SABIKALI OLANLARI YÖNETİME GETİRİRSEK, bu kafaya ve bu eylemlere sistem mi dayanır? HIRSIZ BAŞA, DÜZENİ DE TAŞA KOYMAYALIM.

        Brezilya’dan, Arjantin’den ve dahi öteki BAŞKANLIKLARDAN DERS alanımız yok mu? DÜZENİ DEĞİŞTİRMEYİ BIRAKALIM DA, DÜZÜLENLERİN POZİSYONLARINI DEĞİŞTİRELİM, ANALARININ DA MAMINA KONULMASIN?TÜM BU HIRSIZLARIN,DEVLETİNİ VE MİLLETİNİ SOYMALARININ SONLARINI DA GÖREBİLMİŞTİK?!                                                                                                                                   Sonra da bu işe ailecek siz başladınız. Ülkemizde genel seçimle iktidara gelen yalınızca sendin. Eşin Emine Hanımın yetkisi, yetenekleri ve kültürü müsait olmadığı halde, KÜRSÜLERE ÇIKARAK, siyasi nutuklar attığına yalınız Sayın Kamer Genç itiraz etmişti. Anıtkabire tören için gitmeye sap gibi durmak dediniz ve hap tek başınıza gittiniz.İsrail devletinin ve de Yahudiliğin kurucusu Teodor Hertz’in kabrine EŞİNİZLE BİRLİKTE GİDEREK MUM YAKARAK,HUŞU İÇİNDE SAYGI DURUŞUNDA BULUNDUNUZ.Eşiniz emine Hanım,bir İngiliz gazetecesine siyasi beyanatta bulundu:””RECEP BEY,ALLAH’A İNANIR AMMA GÜVENMEZ?!”Dedi,sustunuz?!”Türkiye Cumhuriyetinin ömrü tükenmiştir?!”Dedi,yine de sustunuz.Kerimeniz Sümeyye de,HIRSIZLIKLARIN ORTAYA ÇIKMASI ÜZERİNE  vaaz verdi:” DİNEN GÜNAH VE SUÇ DEĞİLDİR?!” Dedi,sustunuz?!                                                                                                                     “Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan'a ait olduğu iddia edilen 17 - 18 Aralık 2013 tarihli telefon görüşmeleri yayınlandı. Görüşmelerde Erdoğan 17 Aralık sabahı oğlu Bilal'i arıyor ve Yolsuzluk operasyonu başladığı haber veriyor. Kayıtlara göre Başbakan oğluna evdeki paraları başka yere taşıyarak saklamasını istiyor. Paranın miktarı ise dudak uçuklatıcı, Başbakan Erdoğan'a ait 1 Milyar doların üzerinde rüşvet parasından bahsediliyor.
Ortalığı sarsan iddia akşam saatlerinde geldi. youtube video/yuh tuh be?/ paylaşım sitesi üzerinden Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan'a ait olduğu iddia edilen ses kayıtları yayımlandı. Konuşmalarda geçen İddialara göre Başbakan Erdoğan 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu sabahı oğlu Bilal Erdoğan'ı arayıp evdeki paraları saklamasını istiyor. Telaffuz edilen para ise 1 milyar dolar tutarında.
You Tube'daki ses kaydında Erdoğan ve oğlu arasında 5 parçadan oluşan telefon kayıtları bulunuyor. Konuşmanın başında Başbakan oğluna operasyon hakkında bilgi veriyor. Başbakan oğluna "Muammer Bey'in oğlu, Zafer'in oğlu, Erdoğan'ın oğlu, Ali Ağaoğlu, Reza Zerrab gibi filan 18 kişinin evlerinde arama yapılıyor" diyerek bilgi veriyor.
Devamında ise Başbakan, oğlunun evinde bulunan nakit parayı başka yerlere taşımasını istiyor.
Konuşmalarda paraların büyük araçlarla evden çıkarıldığı da iddia ediliyor. Öte yandan Mehmet Gür, Fikri Işık, Ö. Faruk Kalyoncu para transferi yapılacak isimler olarak zikrediliyor.
18 Aralık tarihli görüşmede ise Bilal Erdoğan babasına cemaate yönelik operasyon yapması telkininde bulunuyor. Başbakan yanıt olarak "emniyette bazı şeyler yaptık şu an diyor.
Recep Tayyip Erdoğan ile Bilal Erdoğan arasında geçtiği ileri sürülen ses kayıtlarında şunlar yer aldı:
17 Aralık 2013 tarihinde 08.02'de yapıldığı iddia edilen görüşmenin ses kaydı
- Evde misin oğlum?
- Evet babacığım?
- Sabah şeyler operasyon yaptılar. Bu Ali Ağaoğlu, Reza Zerrab, işte bizim Erdoğan'ın oğlu, Zafer'in oğlu, Muammer'in oğlu filan, bunların şu an evlerinde arama yapıyorlar!
- Bir daha söylesene babacığım!
- Diyorum ki, Muammer Bey'in oğlu, Zafer'in oğlu, Erdoğan'ın oğlu, Ali Ağaoğlu,, Reza Zerrab gibi filan 18 kişi şu anda büyük yolsuzluk operasyonu şeyiyle evlerinde arama yapıyorlar filan falan.
- Evet?
- Tamam mı, şimdi diyorum ki, senin evinde ne var ne yok. Sen bunları bir çıkar. Tamam mı?
- Bende ne olabilir baba. Senin para var kasada.
- Onu diyorum işte. Ondan sonra ben şimdi gönderiyorum kardeşini (Sümeyye Erdoğan'ın kastedildiği iddia ediliyor). Tamam mı?
- Kimi gönderiyorsun?
- Kardeşini gönderiyorum diyorum.
- Hı tamam.
- Ondan sonra aynı şekilde o bilgiler onda var tamam mı, abinle konuş
- Evet
- Onda... Onu şey yapalım, amcanla filan konuş, o da aynı şekilde çıkarsın. Eniştenle konuş. O da...
- Ne yapalım bunları baba? Nereye koyalım?
- Belirli yerlere, oralara şey yap işte (Arkadan Emine Erdoğan olduğu iddia edilen bir kadın sesi "Berat" diyor)
- Berat'ta da var
- Onu söylüyorum işte. Şimdi biraraya gelin. Amcanı da al, Ziya eniştende var mı, yok mu bilmiyorum da, tamam mı? Burak ağabeyine de hemen şey yap. Tamam mı
- Tamam baba. Sümeyye yani çıkarıp Sümeyye bana nereye götüreceğimi mi söyleyecek
- Ya tamam. Hadi şey yap. Sizinkileri düşünün aranızda eniştenle filan
- Ne yapalım diye
- Evet, evet, hemen irtibat kuralım saat 10'a kadar. Çünkü....
- Tamam, baba
- Tamam mı?
- İrtibatta kalın.
- Tamam, babacım.”
         “17 Aralık 2013 tarihinde saat 11.17'de yapıldığı görüşmenin ses kaydı:
- Baba Hasan ağabey ile filan biraraya geldik. Abim Berat, amcam beraber, bir şeyler düşünüyoruz. Bu arada bir fikir daha geldi Berat'a. Bir kısmını diyor Faruk'a (Kalyoncu) diğer işle ilgili hemen vereyim diyor. Öbür paraları işlediği gibi işlesin zaten konuşmuşsunuz önceden. Onu yapalım mı? Ciddi bir miktarı o şekilde halledebiliriz.
- Olabilir.
- Tamam. Öbür bir kısmını da Mehmet Gür ile ortak işe başladığımız için, bir kısmını al sende dursun. Projeler geldikçe oradan kullanırsın diye verelim mi diyoruz. Böylelikle azaltıp geri kalanı da başka bir yere taşıyacağız.
- Tamam, işte onları şey yapın da
- Tamam.
- Sümeyye geldi mi?
- Sümeyye eve gelmiş. Şimdi buraya gelecek, yanımıza gelecek. Tamam babacım. Hallediyoruz bugün inşallah. Başka bir şey var mı?
- Şey yapmanızda fayda var. (Parayı kastettiği ileri sürülüyor) Tamamiyle sıfırlamanızda fayda var.
- Evet tamamiyle sıfırlayacağız inşallah?!”
         “17 Aralık 2013 tarihinde saat 15.39'da yapıldığı iddia edilen görüşmenin ses kaydı
- Sana diğer verdiği görevler tamam mı
- İşte akşam bitirmiş oluyoruz. Bir kısmını hallettik. Berat ile ilgili olan kısmını hallettik. Şimdi Mehmet Gür ile ilgili olan kısmı herhalde önce halledeceğiz. Geri kalan kısmını da artık karanlık olunca halledeceğiz
- ....
- İnşallah
- Sümeyye ne yaptı?
- Sümeyye de işte onları çıkardı getirdi filan, konuştuk filan
- Her iki tarafı da halletti mi?
- Verdi herhalde babacağım, ikisini de boşalttım dedi.
- Her iki tarafı.
- Evet. İkisini de boşalttım dedi ama iki taraf derken onu diyorsun değil mi?
- Neyse tamam.
- Siz kaçta geliyorsunuz?
- On ikiyi filan bulur.
- Yolunuz açık olsun.
- Telefonlarla konuşmayın.”

         “17 Aralık 2013 tarihinde 23.15'te yapıldığı iddia edilen görüşmenin ses kaydı
- Şimdi babacım şey için aradım. Büyük ölçüde şey yaptık. Siz mi aradınız babacığım şimdi beni…
- Yo ben aramadım sen aradın,
- Gizli numaradan arandım.
- Büyük ölçüde derken sıfırladınız mı yoksa?
- Sıfırlamadık henüz babacığım. Şöyle ki, bi 30 milyon Avro gibi bir miktar daha var. Şey yapamadık, eritemedik henüz. Bu şey geldi aklına Berat'ın. Ahmet Çalık'ın alacağı ekstra bir 25 milyon dolar kalmış. Onu oraya verip o para gelince onu şey yaparız diyorlar, üstüyle de Şehrizar'dan daire alabiliriz diyor. Sen nasıl bakarsın baba?
- ....
- Hı Babacığım,
- Sümeyye yanında mı?
- Yanımda, çağırayım mı?
- Yok, ses karıştı da onun için dedim
- Hıı, yani 25 milyon dolar Çalık'a aktarıp, geri kalan kısımla da Şehrizar'dan daire alabilir
- Neyse şey yaparız, hallederiz.
- Öyle mi yapalım?
- Tamam yapın.
- Tamamen sıfır kalsın mı baba? Yoksa senin elinde biraz para kalsın mı?
- Kalsın. Olmaz zaten oğlum. Şeye öbür tarafa, Mehmet'le şey yapsaydınız, onu da oraya aktarsaydınız?
- He onlara verdik tamam, 20 (milyon olduğu ileri sürülüyor) dolar verdik
- He onlara verdik tamam. 20 dolar verdik.
- Allah, Allah. Ya aktarsaydınız sonra şey yapardınız?
- Ya ne bileyim. Şimdi bu kadar verebildik baba. Zaten zor yer kaplıyor. Falan başka bir kısmını başka bir yere koyuyoruz. Bir kısmını bizim şeye verdik. İşte Tunç ağabeye verdik. Ondan sonra...
- Tunç'a tamamını aktardın mı?
- Nereye baba?
- Tunç'a diyorum tamamını aktardın mı?
- Ya sormuşlar. 10 milyon Avro alabiliriz demişler herhalde.
- Neyse, Neyse bu kadar şeyleri konuşma şeyde. Böyle de olsa konuşma.
- Tamam, biz hallediyoruz o zaman.
- Halledin şimdi tabi ben bu akşam ben gelemiyorum. Ankara'da kalacağım.
- Tamam biz hallediyoruz sen merak etme?!”
         “18 Aralık 2013 tarihinde 10.58'de yapıldığı iddia edilen görüşme
- Bir arayayım dedim. Bir şey var mı yok mu diye.
- Yani herhangi bir şey yok. Verdiğin işleri bitirdik Allah'ın izniyle
- Tamamen sıfırlandı mı?
- Tamamen. Yani sıfırlandı derken, nasıl diyeyim. İşte bende bir, Samandıra ve Maltepe'nin paraları vardı. 730 bin dolar ve 300 bin lira. Onları da şey yapacağım. Bizim Faik Işık'a borcumuz vardı. Bir milyon lira, ona vereceğim, üstünü de akademiye aktar diyeceğim
- Şey konuşma. Açık, açık konuşma
- Konuşmayayım mı?
- Konuşma, tamam mı?
- Tamam babacığım.
- Yani şeyi Samandıra vs. Nerenin olursa olsun üzerinde tutma, yerine gönder. Niye üzerinde tutuyorsun?
- Tamam, babacığım, ama güncel olarak herhalde takip altındayız, güncel olarak takip edildiğimi düşünüyorum.
- Biz sana ne diyoruz, ta baştan beri sana?
- Ama işte koruma ekibi mi yapıyor. Kim takip ediyor bizi?
- Oğlum dinleniyorsunuz?
- Ama görüntülü de takip ediyorlarmış.
- Doğrudur. Şimdi işte İstanbul'da Emniyette bazı şeyler şu anda yaptık…?!
ulusalkanal.com.tr

İşte o Tayyip Erdoğan ve Bilal Erdoğan'a ait olduğu iddia edilen o görüşme.Kayıtların sahte olmadığı uzmanlarınca özellikle vurgulanmıştır?!

Sayın Bay,Recep Erdoğan;ailenizi bu gibi kirli işlere bulaştıranı öğrenmek isterseniz,LÜTFEN AYNAYA BAKAR MISINIZ?!

 


 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi