23 Ekim 2015 Cuma

20055/SULTAN ABDÜLHAMİT TOPRAK KAYBETMEMİŞTİR?!


 

                       İKİNCİ ABDÜLHAMİT!

Babası: Abdülmecit, Anası: Ermeni Virjil,1842—1918.


             TC

OSMAN TÜRKOĞU


TV. İZMİR;03 Kasım 2013.Osmanlı Padişahı, Sultanı, Halifesi

derken, şimdi bir de “ABDÜLHAMİT HAN?!” ÇIKTI KARŞIMIZA?! Sayın Bay Recep Beyden bu masalı dinlediğim de Şair

Ayhan Hünalp’ın bir şiiri geliyor aklıma:

“Yar gitti, gideli döndüm deliye,

Eylemiyor gayrı buralar beni.

Hanlarda serilmiş yatağa döndüm,

Önüne gelen dert kiralar beni?!”

Han, kerpiçten yapılmış, yandan merdivenli, odalarında ve salonlarında çarşafsız yataklar serili bir Anadolu yolcu evidir.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” adlı ölümsüz şiirini de unutmak ne mümkün? Ya Asker Şairlerimizden Rahmetli Emekli Öğretmen Albay Bakir Sıtkı Erdoğan’ın,”GURBETTEN GELMİŞŞİM YORGUNUM BE HANCI?!ŞİİİRİ!Sonra da aklıma Cengiz Hanın,eşin göstererek:Ben,tüm ulusların HANIYIM EŞİM DE BENİM HAN’IM?!Han’ım demesini unutamam.

İkinci Abdülhamit döneminde;

ülkemiz, biti,piresi,hastalıkları,sefaletleri,kiri ve dertleri eksik olmayan, YOLCULARININ SAĞ İNİP TE ÖLÜ ÇIKTIĞI  han odaları gibiydi.Ve de İkinci ABDÜLHAMİT TE HAN değil Hancıydı?!

İKİNCİ ABDÜLHAMİT HİÇ TOPRAK KAYBETMEDİ Mİ?

               Hâlâ bu iddiaları savunan, akılları kulaklarında olan Salaklara ne demeliyiz?”Ula Oğlum, bu denli aptal olmak zorunda mısınız?

                Abdülhamit’i Saniye, Bağdat demiryolu için, gıyabında Doktora veren Kara-Bük üniversitesinin Türk Tarihinden habersiz Akademisyenlerine ithaf olunur! Ostüzü.

        “Sait Paşa; elimden gelse bu Milletin/Türk Milletinin/ dilini Arapça yapardım! İkinci Abdülhamit

        “Padişahım; siz o zaman küçük bir Arap kabilesinin Şefi    olurdunuz!” / Eğinli /Kemaliyeli/ Küçük Sait Paşa

      30 Eylül 2012 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde Altemur Kılıç’ın, “Ulu Hakan mı-Kızıl Sultan mı?” başlıklı bir yazısı var.  Sayın Kılıç yazısında: “Bir başka gerçek de otuz üç yıl süren saltanatı boyunca imparatorluk mülkünden bir karış toprak vermemişti.” diyor II. Abdülhamit için. Gerçekten doğru mu bu, İKİNCİ Abdülhamit döneminde Osmanlı Devleti, hiç toprak kaybetmedi mi?  

 

Pts 26 Ekim 2009, 11.58  
“Abdülhamid Han bir karış toprak vermemiş mi? O zaman 1877-78 Osmanlı Rus savaşında Ayestefanos’ u sonra Kıbrıs’ı İngilizlere vererek Berlin Mütarekesini imza ederek Balkanlardaki Osmanlı varlığını yok ederken, Sırplara, Yunanlılara, Bulgarlara, Romenlere ( o zaman adı Eflak ve Buğdandı ) ve de Bosna Hersek in Avusturya idaresine bırakan başka bir 2. Abdülhamid Handı. Abdülhamid Han evet büyük bir liderdi, toprakları uzunca bir süre büyük kayıplar yaşamadan baskı ve İngiliz desteğiyle yönetti, batılı kavramları ve kurumları geliştirdi ancak iktidara geldiği 1877 yılından tahtan bir darbeyle indirildiği 1908 yılına kadar toprak kaybı olmamıştır demek yanlıştır hatta çoğu tarihçi tarzı siyaset diye bir Osmanlılıktan İslamcılığa en son kendisinin tahtan indirilmesiyle gelişen veya dahada gelişme imkânı bulan Türkçülük akımına vurgu yaparlar bununda sebebi yaşanan büyük toprak kayıpları neticesinde değişen nüfus yapısıdır. 1908 yılında 2’inciAbdülhamid henüz tahta iken Makedonya’da çıkan ayaklanmanın yarattığı karışıklık sırasında

 Bulgaristan’ın Doğu Rumeli’yi, Yunanistan’ın Giriti, İngilizlerin Kıbrıs’ı, Bosna Hersekin Avusturya Macaristan tarafından ilhak edildiğini de eklersek Abdülhamid Hanın yani 2’inci Abdulhamidin büyük toprak kayıpları yaşattığını görürüz. Osmanlı Devleti Balkanlar üzerinde en büyük gerilemeyi 2. Abdülhamid döneminde yasamış ve kendisi tahtan indirildikten sonra sonunda Balkan Savaşıyla Makedonya ve Trakya’yı da kaybederek Balkanlar siyasetinden çekilmiştir. Kaynak benim kendi yazdığım Doktora tezimdir, 1817-1914 Osmanlı Balkan Siyasi haritasındaki değişimler, 2008 Prag Charles Üniversitesi”    

    “II. Abdülhamit, 1876’da Padişah oldu, 1909’da tahttan indirildi. Otuz üç yıl padişahlık yaptı. Bu yönüyle Osmanlı tahtında en çok oturan padişahlardan biridir. Uzun süren yönetiminde Osmanlı Devleti’nin hangi toprakları yitirdiğine bir göz atalım:

 4 Haziran   1878’de imzalanan Berlin Antlaşması’yla Bulgaristan Prensliği kuruldu. EK: İngiltere Rus tehlikesine karşı Kıbrısı istediğinde, Osmanlı Hariciye Nazırı Saffet Paşa, Yaverine:”Eyvah! Kıbrıs ta gitti elimizden!”Diye dövünmüştü. Ostüzü. Bulgaristan’ın devlet olma yolundaki en önemli adım atıldı. Yine Berlin Antlaşması’yla Sırbistan, Romanya ve Karadağ bağımsızlıklarına kavuştu. Aynı antlaşmayla Bosna Hersek’in yönetimi geçici olarak Avusturya’ya bırakıldı. Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya; Tesalya Yunanistan’a verildi.       

    Berlin Antlaşması’ndan sonra Kıbrıs, İngiltere’ye üs kurmak amacıyla bırakıldı. Böylece İngiltere hem Doğu Akdeniz’i hem de Süveyş Kanalı’nı kontrol altında tutacak bir olanağa kavuştu. Bundan sonra Kıbrıs bir daha geri gelmedi. 1974’teki “Barış Harekâtı” ile Türk varlığı yeniden söz konusu oldu Kıbrıs’ta.    

     Tunus, 1881’de Fransa; Mısır, 1882’de İngiltere tarafından işgal edildi.     

     1885’te Doğu Rumeli, Bulgar Prensliği ile birleşti.  

    Osmanlı Devleti, 1897’de Yunanistan’la yaptığı Dömeke Savaşı’nı kazanmasına karşın, imzalanan İstanbul Antlaşması ile Girit’e özerklik verilerek, yönetim de bir Yunanlı prense bırakıldı. Böylece Girit de kaybedildi.     

    II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Bulgaristan, bağımsızlığını ilan etti; Bosna Hersek Avusturya, Girit de Yunanistan tarafından işgal edildi.        

    Unutmadan şunu da söyleyelim. 1881’de Düyun-u Umumiye İdaresi kuruldu ki bu, Osmanlı’nın iflasının resmen kabul edilmesidir.   

     Şimdi önümüze bir harita açıp II. Abdülhamit döneminde Osmanlının elinden çıkan topraklara bakalım. Bu dönem, Osmanlı Devleti’nin en çok toprak yitirdiği dönemdir. Küçük bir araştırmayla bu gerçeğe ulaşmak varken şehir efsanelerini bilgiymiş gibi sunmanın gereği var mı? 1950’den sonra kasıtlı olarak Osmanlı’nın son dönemiyle ilgili yalan yanlış bilgiler üretildi. Olmayan şeyler, olmuş gibi gösterilmeye çalışıldı. Bilgi ve belgenin yerini, söylentiler aldı. Söylentilerle bir tarih yazılmak istendi.      

     Yılların gazetecisi Sayın Kılıç’ın tarihsel gerçeklere dayanarak II. Abdülhamit’le ilgili yazması herkesi mutlu ederdi. Ps: FARK ETMEZ, HERKESİ ERMENEKLİ ETTİKTEN SONRA!

    Rahmetli Uğur Mumcu: “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmamalı.” demişti. Ne kadar doğru bir söz… Bilgi olmadan tarih doğru kavranmaz, anlaşılmaz, tarihten ders de çıkarılmaz. Demek ki önce bilgimiz olacak, sonra da o bilgiler üzerinde düşüncelerimizoluşacak.   “                                                                AdilHacıömeroğlu5Ekim 2009.                                                                     

       Benim yaptığım bir hesaba göre; Abdülhamit’i Sani zamanında Osmanlı Devleti tam 243.000 Kilometre kare toprak kaybetmiştir. Şimdi de gelelim Bağdat Demiryolunun inşaatı için Almanya’ya verilen ödünlere: Bu konuda meraklı olanlarımıza sayın Dr. Mustafa Albayrak’ın çok mükemmel 37 sahifelik araştırmasını iletebilirim. Bağdat Demiryolu inşaatı için, Almanya, İngiltere ve Fransa arasında çok sıkı bir rekabet vardı. Rusya ise Osmanlı Devletinin demiryolu ağına sahibolmasını askeri açıdan aleyhine değerlendiriyordu. Alman İmparatoru olan Aptal Wilhelm İstanbul ziyaretini Kudüs’e kadar uzatmış, İstanbul’a Almanya’da yaptırtmış olduğu Alman/Kayzer/Çeşmesini de armağan etmişti. Osmanlı Ordusu Alman yapımı 88 Model Piyade tüfeğinden sonra, daha gelişmişi olan 98 modeli Mauserle donatılmıştı. Haydarpaşa-Bağdat demiryolunun yapımını, finansmanını da Alman Bankasının karşıladığı, Alman şirketi üslenmişti. Almanlar, anlaşmaya aykırı olarak Demiryolunun bazı bölümlerini inşa etmemişlerdi. Almanya ile Osmanlı Devleti arasındaki anlaşmaya göre:

       A-Almanya, demiryolunun iki kenarındaki arazilerin Yirmişer Kilometresinde:

       1-Ormanlardan, madenlerden, yer altı ve yerüstü

değerlerden yararlanabilecekleri gibi, ruhsat almadan kazı da yapabileceklerdi.

       2-Kum, Çakıl ve taşocaklarını da ruhsatsız kurabileceklerdi.

       3-İhtiyaçlarına göre iskele ve Antrepolar inşa edebilecekleri gibi, demiryolu için gerekli lokomotif, vagon ve makine aksamını da gümrüksüz getirebilecekler ve bunlara ait depolar yapabileceklerdi.

       4-Almanya yapılacak demiryolunu 99 sene kullanabilecekti.

       5-Almanya demiryollarını satabilecekti,

       6-Demiryolları satışa sunulduğunda kilometresi için önce 7.500 Frank, daha sonra da değer artışı nedeniyle 15.000

 Frank ödenecekti.     

       6-Alman sanayi malları kullanılacaktı. Dikiş makineleri ve Alman pullukları Osmanlı sınırlarını kolayca aşmıştı.

         7-Osmanlı devleti %30 kâr garantisi vermişti!

         Ey! Dombalak kafalılar, sizler Abdülhamit’in bu marifetine Fahri doktorluk vereceğinize; Padişah Abdülaziz’in iki Cariyesini öldüler numarası ile nasıl Analığının etekleri altına saklayarak kullandığına da Fahri doktorluk verseniz!?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15 Ekim 2015 Perşembe

2104/VOLEYBOLCU KIZLARIMIZ?!



              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,15 Ekim 2015.

                   VOLEYBOLCU KIZLARIMIZ!

         Osmanlı padişahı denildiğin de Türk Ulusuna en ağır işkenceleri uygulayanlar aklımıza gelir.Son yıllarda Voleybol ve Basketbol sporlarında çok üstün başarılar sergileyince,Kadın voleybol takımına “FİLELERİN SULTANLARI!?”Adını taktığımız gibi;erkek basketbol takımına da ”ONİKİ DEV ADAM?!SANINI YAPIŞTIRDIK.CUMHURİYET DÖNEMİNDE SULTANLAR NE DEMEKTİR?!Bunun en güzel yanıtını ,bir televizyon programında,canlı yayında İKİ TÜRK KIZI VERMİŞTİ:Bu İki Türk kızının adları:Ulusal Voleybol Takımı Kaptanı Sayın NAZ AYDEMİR İLE SAYIN EDA DÜNDAR HAN’IM KIZLARIMIZDIR:

         “BİZ,FİLELERİN SULTANLARI DEĞİL,ATATÜRK’ÜN KIZLARIYIZ?!

ULUSAL VOLEYBOL TAKIMIMIZIN ADI VERİLMİŞTİR:”FİLELERİN ATATÜRK KIZLARI!   

2103/HUKUK VE GUGUK DEVLETİ



               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,15 Ekim 2015.

                 HUKUK DEVLETİ İLE GUGUK DEVLETİ FARKI?!

         “ELİMİZDE CANLI BOMBALARIN LİSTESİ VAR.ANCAK EYLEM YAPMADIKLARINDAN ONLARI YAKALALMIYORUZ.BURASI BİR HUKUK DEVLETİDİR?!DAVUDUNOĞLU SAYIN AHMET,BAŞTAŞERON?!

         İki devlet arasındaki farklı özellikleri belirtmeden önce,08 Mart 2009 tarihinde Mersin şehir merkezine gidelim: Daha önce, Mersinli Çiftçi, Büyük Ustamızdan,”ANANI DA ALT GİT!”Azarı ile miting meydanından kovulmuştu. Büyük Ustamız Mersin’e geleceği gün,

Mersin valisinin emri üzerine, Mersinin Yalaka emniyet müdürü, Sayın Mustafa Kemal Önal’ı yakalayarak gözetim altına almıştı.”Korku dağları beklediğinden,Ustamız Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz VE MERSİNLİ YÖNETİCİLER BU ALÇAKÇA TUTUMU SERGİLEMİŞLERDİ.MADEM Kİ TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİİDİR?!Masum bir Türk vatandaşının hürriyetini elinden alan bu yalakaları ihbar ediyorum.Acaba bu ihbarımı işleme koyacak bir CUMHURİYET SAVCISI YOKMUDUR?!                                                                                                                    Şimdi de gelelim iki devlet arasındaki farka: Hukuk devletinde tüm hukuki işlemler, önceden kararlaştırılmış hukuk normlarına göre işler.Bu hukuk normları keyfe göre değiştirilemez.Her türlü seçime,o seçime iştirak edeceklere uygulanan ölçülere sahip olanlar iştirak ederler.Seçimlere insanlar iştirak eder.Hiç bir Hâkim,bir siyasi partinin göstereceği Eşek Adaya oy veremez?!

         Gelelim guguk devletine: Önce guguk kuşunun özelliğinden söz edeyim: Guguk kuşları göçmen kuşlardandır. Hiç bir guguk kuşu, yuva yaparak, Bu yuvaya yumurtlayarak yumurtasının üstüne yatmaz. İki yüz çeşit yumurta yumurtlama teknikleri vardır. İlkbahar mevsiminde, yuvasında yumurtlayan kuşların yumurtalarını aynen taklit ederek o yuvaya yumurtasını bırakır.Götlerinde sanki fotokopi makinesi vardır?!Zavallı kuşlar,yumurtadan çıkan guguk yavrularını besleyebilmek için çok gayret ederler.Oysa,GUGUK KUŞLARI OL ÜLKEDEN GÖÇMÜŞLERDİR.HUKUK YERİNE GUGUK HUKUKU UYGULAYAN ÜLKELERDE;İKTİDARDAKİLERİN TÜM HIRSIZLIK,İHANET,VURGUN VE İFTİRA YUMURTALARI BAŞKALARININ YUVALARINA BIRAKILARAK BU YUMURTALARIN GERÇEK SAHİPLERİ ZAHMETSİZCE YAŞARLAR?!

 

14 Ekim 2015 Çarşamba

2102/ISİD SÖZCÜSÜ HAKLIDIR?!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.Çeşmealtı,15Ekim2015.                                                                                           ISİDLİLER İSRAİL'E KARŞI NASIL SAVAŞSINLAR?!SAVAŞ,EMİR VERENİN  GÖNDERECEĞİ SAVAŞ ARAÇLARI İLE YAPILIR.BÖYLE BİR EMİR VERİLMEMİŞTİR ?!SİLAH GÖNDERİLMESİNE ENGEL OLAN ASKERLER TUTUKLANMIŞLARDIR BİLE?!

                                       ISİD SÖZCÜSÜ HAKLIDIR?!

         “Allah,bize Alevilere ve Şiilere karşı savaşın dedi.Yahudilere karşı savaşın demedi?!Isid Sözcüsü.

         “Allah ölmeseydi,oyunu Tayyip Recep Erdoğan’a verirdi?!”AKP’Lİ BİR SAPIK?!

         “Allah tüm yetkilerini Recep Tayyip Erdoğan’a vermiştir?!Urfalı Arap asıllı bir AKEPE’Lİ.

         “Recep Tayyip Erdoğan’ın göğe yansıması ALLAHTIR?!Bir AKEPE’Lİ daha.

         OZAMAN,ISİD’E SİLAH VE SAVAŞ GERÇLERİNİ VEREN KİMSE,O ALLAH OLMAKTADIR?!Amerika mı?Ben öyle bir şey demedim?!

2101/AK'IM DERKEN BOK'UM DEMEYE BAŞLADILAR?!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı;13 Ekim 2015.     

               AK’IM DEYENLER,BOKUM DEMEYE BAŞLADILAR?!

        “İTALYA’YI DOST OLARAK ALMAK,NE ZAMAN İHANET EDECEK DİYE BEKLEMEKTİR.EN İYİSİ,DÜŞMAN OLARAK KABUL EDEREK BİR MUHAREBEDE YENMEKTİR?!Akıllı bir İngiliz Generali.

        Bay Mehmet Barlas, Ünlü Cemil Sait Barlas’ın oğludur ve Gazianteplidir. Babası trafik kazasında ölmüş ünlü bir chp’liydi.29 Yaşında Cumhuriyet Gazetesinde başmuharrir iken birden nevri dönerek sağ cephe saflarına iltica etmişti. Döne, döne Boğaz Köprüsü üstündeki ünlü villanın da sahibi olmuştu. Biz,Mustafa Kemal Atatürk’ten beri EVRENSEL BİR DÜNYA DEVLETİYDİK.LAİKLİĞİ İNKÂR EDEREK ,SONUÇTA ÜLKEMİZİ  Ortadoğu devleti haline getirenler ,yalakaları ile birlikte NS.RECEP TAYYİP ERDOĞANDIR.BUNDA SENİN VE SENİN GİBİ YALAKALARIN  PAYIN İNKÂR EDİLEMEZBBAY MEHMET BARLAS.SENİN ADINI DUYDUKÇA,AKLIMA NEDENSE,KIZINA VERMEK İÇİN HAZIRLADIĞIN  KONDOM GELMEKTEDİR.RAHMETLİ BABANIZ NAMINA UTANDIM?!

        “DÜN MEHMET BARLAS,AKP’Yİ SAVUNAYIM DERKEN SKANDAL BİR SÖZ SÖYLEDİ::”BİZ,SONUÇTA BİR ORTADOĞU ÜLKESİYİZ.ORTADOĞU ÜLKELERİNDE BOMBALARIN PATLAMASI İNSANLARIN TOPLUCA ÖMESİ NORMAL BİR ŞEY?!”DEDİ

        “DAHA DÜNE KADAR””DÜĞNYA LİDERİYİZ”,”ALMANYA BİZİ KISKANIYOR”,”KAİNAT DEVLETİ OLDUK?!”DİYE BAĞIRANLAR,BUGÜN U DÖNÜŞÜ YAPIP,”ORTADOĞU ÜLKESİYİZ” DEMEYE BAŞLADILAR?!

 

12 Ekim 2015 Pazartesi

2100/ANKARA GARINDA BOMBALAR PATLATILMIŞ?!



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,11 Ekim2015.

            ANKARA’DA PATLAYAN BOMBALAR?!      

            “Ortadoğu’da bizden habersiz bir yaprak kımıldamaz?!Bay Ahmet Kalkan/Davudunoğlu/AKEPE’NİN RÜZGÂR TANRISI?!

           Cumartesi günü Ankara’da AKP’NİN MERKEZİNDE iki bomba patlatılarak Türk Ulusunu acılara gark

etmişti! İÇİŞLERİMİZİN İĞRETİ BAKANI ile bir gazetecimizin konuşması çok dikkat çekicidir:

       Gazetecimizin,”İstihbarat ve güvenlik zaafı var mıdır?!”Sorusuna ol bakan:

       “İstihbarat ve güvenlik zafiyeti yoktur?!Buyurmuştu.Gazetecimizin,”istifayı düşünüyor musunuz?!”sorusuna da gülerek susulmuştur.Olay yerinde bulunan görgü tanıklarımız:

      “Patlamalardan önce etrafta hiç polis olmadığı gibi,aramada yapılmamıştır?!Demektedirler.İstihbarat ve Güvenlik zafiyeti yoksa,Bakanın bu ifadesi bir ikrar değil midir?!Ortalıkta neden polis yoktu?!Sorusuna da ben yanıt vereyim:

     “Bir de burada polisler demi ölsünler?!

         

11 Ekim 2015 Pazar

2099/ADUAMIZ BAŞA YARAMAKTADIR?!



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.Çeşmealtı,11 Ekim 2015.      

“MİLLETİN BAŞI SAĞOLSUN DERSEK,MİLLETİN BİREYLERİ,TEKER,TEKER VE TOPLUCA ÖLDÜRÜLÜRKEN MİLLETİN BAŞI DA DUALARIMIZIN ESİRGEMESİNDE,TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN OLANAKLARINI KULLANARAK EVLİYA ÇELEBİ OLUR DA DÜNYAYI GEZER!?                                                                                                                                                                                                       HER FELAKETTE EDİLEN DUALAR?!

          Bir askerimiz Şehit edilir,aynı duayı terennüm ederiz:MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN?!Bir polisimiz Şehit edilir,Ulusça aynı duayı terennüm ederiz.Ankara Garında,İktidarın,İktidarın MİT’İNİN ve Emniyet Müdürlüğünün merkezinde iki bomba patlatılır?!İlk işimiz,”milletimizin başı sağ olsun?!”Demek olur.Milletin başı kim?!Çok uzaklarda, oğlu gibi, gezide olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan.Bu dualarımız üzerine gepegenç insanlarımızı birer,birer ve topluca öldürüldüğü halde,duamız Milletin başına yaramaktadır.TÜRK ULUSUNUN BAŞI SAĞOLSUN DESEK;BU DUAMIZ TÜRKLERE YARAMAZ MI A GAFİLLERİMİZ?!

 

                           

 

10 Ekim 2015 Cumartesi

2098/ANKARA GARINDA PATLAMALAR OLMUŞ?!



         TC.       

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV..Çeşmealtı,10 Ekim 2015.        

                                     ANKARA GARINDA BOMBA PATLATILMIŞ?!

          “Suriye’ye Üç—Dört Adamımı göndererek,Türkiye’ye Dört—Beş füze attırarak,Suriye ile savaş sebebini yaratabilirim?!MİT Müsteşarı Emekli Astsubay Hakan Fidan.Ağabeysi,Fethullah Gülen’in en güvendiği kimesne?!

            Bendeniz, bu bombalama haberini duyunca aklıma bir öykü geldi: Anadolu kasabalarında, perşembeyi cumaya bağlayan gece, evlerin yatak odalarını gözetleyerek, ev sahiplerinin sevişmelerini izleyenler vardı. Sevişen çiftleri seyretmekten şehevi zevk duyan bu gibi Sapıklar bu işi meslek edinmişlerdi. Bunlar, bir tecessüs eseri olarak değil de bir ruh hastalığı nedeni ile hareket etmekteydiler.

         Bir Perşembe akşamı,mahalledeki cami imamının genç karısı,imam yardımcısını evine alarak sevişmeye başlamış.Adamın acele etmesinin nedenini sorduğun da şu yanıtı almış:”KOCAN GELEBİLİR,İŞİ HEMEN BİTİRMEMİZ LÂZIM?!”Kadın bir kahkaha atarak:”Acele etme;kocam,şimdi  kim bilir kimin evini gözetlemektedir.Sabah ezanından önce gelmez?!Demiş.İmam da,yahu bizim avrat ne yapar diyerek merdivenini evin Üçüncü kattaki   yatak odasının penceresine dayayarak içeriye bir göz attığın da,yardımcısını karısının üstünde görerek bu konuşmayı da duyunca,Allahhh!” Diye bir nara atarak,MERDİVENDEN DÜŞÜP TE ÖLMÜŞ!? Sabahleyin Şehit diyerek cenazesini kaldırmışlar,Diyanet İşleri Başkanlığı da şehit fetvasını verdiğinden eşine ŞEHİT MAAŞI BAĞLAMIŞLAR?!NOT:Canından olmasına karşın,72 Götkılına,100 Huriye ve de 100 Gılmana birden kavuşmuş?!HAŞİYE:Sayın Erdoğan’ın hasoğlu ve emanetçisi Davudunoğlu Ahmet:”Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak KIMILDAYAMAZ!?”BUYURMUŞTU.Ankara’da bombalar Patlayamaz dememişti?!

2097/BİR BÖLÜCÜ DİNCİ SAPIĞINA ŞAMARIMDIR?!+



              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,08 Ekim 2015.

                       BİR BÖLÜCÜ DİNCİ SAPIĞA ŞAMARIMDIR?!

                “Eşim namaz kılmıyor;pişirdiği yemeği yemem dinen sakıncalı mıdır?!Sorusuna,kendinden menkul bir ulemamız?!”O zaman şehirdeki bir lokantada ya da belediyenin aşevinde yemeğinizi yersiniz?!”Diyor,bu Soytarı!Lokanta aşçıları beş vakit namaz mı kılıyorlar a Salak?!Gayrimüslim kadınlarla  evlenmek dinen caiz?!Onların pişirdikleri yemekleri neden yiyor Müslüman geçinenler?!TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE VE YATILI OKULLARDA,AŞÇILAR BEŞ VAKİT NAMAZ MI KILIYOR A SOYTARILAR?!

                “HADİS=SÖZ demektir. Geleneksel İslam`da hadis, peygamber sözleri olarak bilinir. Hâlbuki bunların çoğu aşırma iftiralardır. Samimi bir müminin Kuran`daki Allah sözleri dururken kul sözlerine itibar etmesi ve bununla yetinmeyip bunları dininde kaynak edinmesi, inancında samimi olmadığını göstermeye yeter.”Hadisler, Hz.Muhammedin sözlerini ve davranışlarını taklit etmektir. Bunlara SÜNNET denir.                                                                   

                   Sünnet, Peygamber Hz. Muhammed’in yapmış olduğu hal ve hareketler, söylemiş olduğu sözlerin tümüdür. Sünnet, farz ve vacip değildir. Yani Müslümanlar için yapılması sevap olan, yapılmaması günah olmayan davranışlardır. Örnek verecek olursak; ezan, kamet, beş vakit namazda kılınmayan sünnet gibi. Yapılması zorunlu değildir fakat uyulduğu takdirde bütün yaşamımıza fayda sağlayacak hal ve hareketlerdir.                                                                                                        Hz.Muhammet,ALTI yaşındaki kız çocuğu ile nişanlanıp,dokuz yaşında da gerdeğe girdiğinden,tüm Müslümanlar da bunu uygulamalıdır.Hz.Muhammet,Kocasını ateşli odunla döverek öldürdüğü Safiye ile onca askerin içinde ve güpegündüz,devenin üstünde gerdeğe girdiyse bu eylem olarak uyulması gereken SÜNNETTİR/?!
İlk hadis kitabı, Hz.Muhammedin ölümünden 245 sene sonra, Semerkant’ta bir Türk asıllı imam tarafından/Muhammed bin ismail/,600.000Hadis rivayeti taranarak yazılmıştır. Hadislerin seçimi, iki rekat namaz kılınarak yapılmıştır?! Bu esere Sahihi Buhari/-Câmi’s Sahih/ denir. Kuranı Kerimden sonra en güvenilir kitaptır.” Ebu Hanife, gerçek olarak 17/Onyedi/hadis olduğunu beyan etmişti. Öğrencisi Ebu Yusuf ölürken, PARA KARŞILIĞINDA,125 hadis uydurduğunu itiraf etmiştir. Hz. Muhammed’in 23 senelik kölesi Ebu Hureyra’nın hadis rivayet etmesi Emevilerce yasaklanmıştı. Hz.Muhammedin Arap toplumunun her ferdi ile, onların seviyelerine göre konuşması da hadis olarak kabul edilmiştir. İşte hadis seçimindeki çelişki de bundan dolayıdır. Tüm Müslümanlar, Kuranı Kerimi bırakarak işlerine geldiği sözlere dört elle sarılmışlardır. İslamda bölünmenin ve keşmekeşliğin en önemli nedenlerinden birisi de budur.

“51- Peygamberin içtihad ile hükmetmeğe izin vermesi: Peygamberimizin sahabenin âlim ve fakihlerinden Muaz bin Cebel'i Yemen'e vali gönderirken aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:

Peygamber:

              - Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir soru sorulduğu yahut bir davacı geldiği vakit onların müşkülünü ne ile halledeceksin?

                      - Tanrının Kitabı Kur'an ile.  

Peygamber:

              -Kitap'ta bulamazsan?

Muaz:

              -Resulu'llah'ın sünnetleriyle.

Peygamber:

              -Onda da bulamazsan?

Muaz:

              -Kendi reyimle içtihadımle hükmederim.

Peygamber:

-Senden daha iyi, emir yoktur derim. (Tanrı'ya şükür olsun ki; elçisini başarılı kıldı.) - A. Hamdi Akseki İslam Dini S. 63 ­-Besim Atalay Türk Dili ile ibadet - S. 28

İslam dinini yüce bir din oluşu, herşeyin çözümünü insan aklına bırakmasındandı?!Hz. Muhammed'in veda haccındaki hutbesi yeni toplumla eski Arap toplumunu karşılaştırmak yönünden çok ilginçtir…”

        “Hep şu sorunun cevabını merak etmişimdir. “Neden PEYGAMBERİMİZ hayatta İKEN derlenmemiş de, PEYGAMBERİMİZİN sünnetleri, insan sağlığını da olumlu etkileyen sünnetlerdir.  ölümünden 50-245 yıl sonra derlenmiştir? Cevap basit aslında Kuran herkesi tatmin etmiyor, çünkü insanlar ilerledikleri halde, Kuran MS. YEDİNCİ ASRIN BAŞINA KİLİTLENEREK Kalmıştır. Kuran,Allahın sözü ise Allahın fikirleri de insan zekası karşısında çaresiz kalmıştır?!

        Hz.Muhammet, MS.629 senesinde Yahudilerin zengin bir yerleşim yeri olan Hayber kalesine saldırmıştı. Kale düştükten sonra da, Hayberdeki Yahudi kabilesinin reisini ve oğlunu, ucu ateşli odunlarla döğerek hazinen yarısının yererini söyletip öldürmüşlerdi. İşkenceyi bizzat Hz.Muhammet yapmıştı. Kabile reisinin yeni evlenmiş olan 17 yaşındaki gelini Safiye’yi kendisine nikâhlayarak, güpegündüz, devenin üstündeki mahfede gerdeğe girmişti. Safiye, aynı zamanda öldürülen Kureyza Yahudi kabilesinin reisinin kızıydı.

        “Asıl yerlileri olan Yahudileri çeşitli bahanelerle dağıtmaya, kovmaya, katletmeye yönelir. Örneğin; Beni Nadir, Beni Kaynuka, Beni Kurayza ve daha sonra da Hayber Yahudileri gibi. Tabii ki İslami kesim burada şunu savunur: Yahudiler Hz. Muhammed'e karşı olup Mekke müşriklerini destekledikleri için onlarla savaşıldı... Benzer savunmaların hiçbir şekilde haklı tarafı yoktur. Çünkü Medine onların yurduydu, Hz. Muhammed ise yabancıydı: Mekkeliydi ve onu orada rahat bırakmadıkları için Medine'ye hicret etmişti. Burada haklı olarak şu söylenebilir: Madem iddia edildiği gibi onun arkasında Tanrı vardı, o zaman niye Mekke'de ona yardım etmedi, neden Medine'ye gelip bu insanların da istirahatını bozmaya neden oldu, o kadar savaşlar, katliamlar oldu? (Beni Nadir, Beni Kureyza, Beni Kaynuka, Hayber, Fedek gibi bunların hepsi Yahudi ve hepsi de Hz. Muhammed tarafından ortadan kaldırıldılar.)

     “Hz. Muhammed'i bu konuda haklı çıkaracak hiçbir gerekçe olamaz: Başka bir ülkeye gitmek ve oranın insanlarını, beni dinlemiyorlar diye katletmek gibi bir anlayış, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bugünkü tabire göre, onun Medine'de oturma izni yok. Bunu hangi ülke kabul eder: Gel bir, iki yıl bir ülkede kal, ondan sonra yönetimi ele geçir, oranın halkıyla da kavga et, onları katlet, yurtlarından eyle. Bunun örneği dünyanın hiçbir yerinde yoktur!”JOZEF STALİN DE, KIRIM TÜRKLERİNİ ORTAASYAYA SÜRGÜN ETMİŞTİR.

     Muhammed ve yandaşları, Hayber kalesini ele geçirince, ölümden kurtulanlar ona şu teklifi sundu: Biz bu toprakları sizden daha iyi işleriz. Çünkü yıllarca ekip biçtik, deneyimimiz var. O yüzden bizi öldürmeyin, sürgüne de göndermeyin, biz burayı ekip biçelim, gelirini paylaşalım derler. Hz. Muhammed de bu teklifi kabul eder ve Hayber toprakları bu anlaşmadan sonra bu şekilde işlenir. Zaten esir düşen Hayber sakinleri için bunun dışında alternatif de yoktu.”

      “Hayber'den sonra Hz. Muhammed'in kendilerine yöneleceği bilgisini alan Fedek halici bu pazarlığı duydu. Onlar da Hz. Muhammed'e aynı teklifi sundular ve önerileri kabul edildi. İşte Fedek savaşsız alındığı için, Kuran’daki Haşr suresinin 6-7’inci ayetlerine göre bu köy (Fedek) 'Fey' sayılırdı. Yani ancak Allah'a ve Muhammed'e ait olacaktı; diğer ganimet malları gibi Müslümanlara dağıtılmayacaktı. Sonuçta Muhammed Fedek köyünü kendine ayırdı; ancak Hayber'i hazine malı olarak arkadaşları arasında paylaştırdı. Savaşın kısa durumu bu.”Hz.Muhammedin ölümünden sonra,kızı ve Hz. Ali’nin de eşi olan Hz. Fatma miras olarak Fedek hurmalığını almıştı.Ebu Bekir,”bizzat Hz. Muhammet’ten işittim,peygamberlerin mirası olmazmış!?”Diyerek hurmalığı Hz. Fatma’nın elinden aldığı gibi bu çekişmede Hz. Fatma dövülmüş,babasının ölümünden 93 gün sonra da ölmüştü..

      Hz. Muhammed'in bu baskın sırasında yediği zehirli yemeğe gelince; Hayber Yahudilerinden sağ kalan Haris kızı Zeynep -ki Selam b. Meşkem'in Hanımıydı- soruşturuyor, acaba Hz. Muhammed hangi yemekleri çok sever, diye. Etin kaburga kısmını çok sevdiğini söylüyorlar kendisine. Bu arada Zeynep bir koyun pişirip içine zehir doldurarak Muhammed'e ikram ediyor, tabii ki Hz. Muhammed'in sevdiği kısma daha fazla zehir bırakıyor. Hz. Muhammed yemeğe başlayınca, onun arkadaşlarından Bişr b. Bera, acele edip ondan önce ağzına alıyor ve orada yığılıp can veriyor. Hz. Muhammed ise henüz arkadaşı kadar fazla yemediği ve bu arada onun da durumunu gördüğü için, artık yemekten vazgeçiyor. Sonra o yemeği hazırlayan kadını çağırıyor: "Neden buna gerek duyup bizi zehirlemek istedin?" Diyor. Kadın da, "Sen bizim başımıza neler getirdiğini iyi biliyorsun. Babam Haris'i, kocam Selam b. Meşkem'i, amcam Yaser'i, kardeşim Merhab'ı ve diğer yakınlarımla Hayber Yahudilerini öldürdünüz, kalanları da esir-cariye yaptınız. Bunun için ben de kendi kendime dedim ki, bu adamı zehirleyeceğim: Peygamberse, Tanrı ile irtibatı varsa, zaten vahiy alır bu etten yemez; ama yalancıysa yemeğe devam eder ve ölür. Dolayısıyla biz kalanlar da ondan kurtulmuş oluruz. O yüzden böyle bir plan kurdum"! Diyor.Her zaman Allah’ın yardımına mazhar olan Hz.Muhammet,Uhut’ta tehlikeye düştüğünde neden:”Yetiş ya Ali?!”Diye bağırmıştır?!Bedir’de yardım eden Allah,Uhut’ta neden yardım etmemiştir?!Şimdi,şu masalı da okuyalım.Zehirli et yeme olayını Allah’ın neden haber vermediğini düşünelim?!

      “Cabir bin Abdullah'ın anlattığı şu olay: "Bir yere baskın düzenlemiştik; bir ara istirahat için gölgeye çekildik. O arada Hz. Muhammed kılıcını bir ağaca asıp o ağacın altında uzanırken adamın biri gelip onun asılı kılıcını alır ve kendisine, "Ey Muhammed; bugün kim seni elimden kurtaracak, seni öldüreceğim," der. Hz. Muhammed de, "Allah beni kurtarır." Yanıtını verir. Bu soru, o adam tarafından üç sefer tekrarlanır ve Hz. Muhammed'den aldığı yanıt da hep aynı... Sonuçta Allah tarafından adam etkisiz hale gelir, vücudu sanki donmuş, felç olmuş gibi olur ve kılıç kullanamaz hale gelir." Bu hadis en başta Buhari ve Müslim'de anlatılmaktadır…”

      “Şunu da kabul etmek lazım ki, kadın çok yetenekli ve aktif biriymiş. Bu plan, her babayiğidin işi değil. Yineliyorum: Hz. Muhammed'in kendileriyle savaştığı ve çoğunu katlettiği insanların kalanlarından birinin hazırladığı yemeği yemesi çok yanlış bir şey; bu kadar tedbirsizliğin açıklaması olamaz. Ben, madem Tanrı arkasındaydı neden haber vermedi sorusundan ziyade; normal bir insan düşman olan kesimin yemeğini nasıl bu kadar rahatlıkla yiyebilir diye hayret ederim. Hatta bazı İslami kaynaklarda Muhammed'in talimatıyla o kadın işkenceyle, çarmıha gerilmek suretiyle infaz ediliyor. Ha reklam için affetmiş, ha katletmiş bu o kadar önemli değildir. Önemli olan, kendileriyle savaştığı insanların ikram ettiği yemeği yemek, bunun sakıncalarını göze almamak. Bu önemli bir yanlıştır. Bazı kaynaklara göre bu zehirli etten sadece Bişr adındaki şahıs değil; birkaç kişi ölmüş diye farklı bilgi de var.”

      “ Bu olayda yediği zehirli etten dolayı Muhammed'in bedeninde yıpranmalar oluştuğu ve ölene kadar da sıklıkla (hacamat denilen yöntemle) vücudundan kan aldırdığı bir gerçek. Mesela Ebu Hind, Ebu Tayyip adlarındaki şahısların ondan kan aldıkları kaynaklarda geçiyor. Hatta bunun karşılığında Muhammed'in Ebu Tayyibe ücret olarak iki Sa' hurma verdiği bile yazılı. Yine İbni Mace'nin aktardığı rivayette, onun eşlerinden Ümmü Seleme'nin kendisine, "Bakıyorum sen o zehirli etten sonra gitgide olumsuz etkileniyorsun" dediğini ve ara sıra onun da Muhammed'den kan aldığını aktarıyor.”

      Buhari ve Müslim'de, "Bazen hac için ihramda iken, bazen oruçlu iken kendisinden kan aldırıyordu" şeklinde hadisler var. Yani kan aldırma, Hayber'de yediği zehirli etin etkisiyle oluşan hastalıktan dolayı oluyordu...”

      “ Enes bin Malik, "O yemekten sonra Muhammed'in ağız bölgesinde bozukluklar oluşmuştu" diye bilgi veriyor. Bu Enes b. Malik, Muhammed'e on yıl yaverlik yapan bir sahabi ve onun bu hadisi en başta Buhari ve Müslim'de geçmektedir.(5) Bu açıklamalara göre Hz. Muhammed'in bu suikastta darbe aldığı kesin; ancak bu olaydan sonra üç yıl daha yaşıyor. Acaba bir zehir bu kadar zamana yayılır mı veya o zaman bu kadar güçlü bir zehir var mıydı? Tabii ki bu, ancak uzmanların bileceği bir iş?!”

      “İnananlar açısından Hz. Muhammed'in bu suikastta öldürülmemesi bir mucize olarak iddia edilebilir: Hani arkadaşları öldü de o ölmedi, diye. Ama yersiz bir savunma. Bir kere Muhammed'in bu olayda kurtulması gayet normal bir şeydir: Dünyada her eylem başarıyla sonuçlanır diye bir kural yoktur. Bu yoruma karşı şu rahatlıkla söylenebilir: Mademki onda bir mucize vardı, neden önceden haber vermedi? Haber verseydi, en azından arkadaşları ölmezdi. Bir de Allah koruduğu için ona bir şey olmadı diyelim, peki sağlam hadislerde anlatılan, yediği zehirli etten dolayı dudaklarında, ağzında ve yüzünde neden yaralar oluşmuştu, bu zehirli yemekten dolayı zaman, zaman vücudundan kan aldırdığı bir gerçek. Hani en azından bu zehirli etten ötürü kendisinde rahatsızlıklar oluşmuş. O halde ölmedi diye bundan pay çıkarmak yanlıştır.”

      “Ancak burada Hz. Ayşe'ye mal edilen bir hadis var: Muhammed hasta iken bir ara, "Ey Ayşe! Kaç yıl önce Hayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artık dayanamam." şeklinde bir ifade kullandığı söz konusu. Bir kere Muhammed'in Hayber'de yediği zehirli et olayını Enes b. Malik, Ebu Hureyre gibi birçok sahabe anlatıyor; ancak "Hayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artık dayanamam." sözünün arkasında yalnız Ayşe var. (6) Tabii ki bu ölüm konusunda Ayşe töhmet altında; bunu zaten anlatacağım. O yüzden Ayşe'ye dayalı benzer hadislerin hiçbir değeri yoktur…”Şimdi, bizim kendinden menkûl Ulemamıza göre, akla, bilime ve İslamiyet’e aykırı, insanları kandırmak için,  her sözün önemiş vardır. Madem ki,Hz. Muhammed’in her eylemi sünnettir,O Müslüman olmayan bir Yahudi kadınının pişirdiği yemeği iştahla yediği halde,sizler nemasallar anlatıyorsunuz çağ dışı SAPKINLAR?!

 

İzleyiciler

Blog Arşivi