4 Haziran 2015 Perşembe

2043/ADALET SARAYLARI?!



     TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. ÇEŞMEALTI,04 Haziran 2015.


              ADALET, ŞAKLABANLARIN EMRİ OLUNCA,

           “ADLİYE” DE ADALET SARAYINA DÖNER.

                Geçen gün; Çeşmealtı’ndan Urla’ya gidiyordum. Urla’ya girişte; sağ taraftaki bir tepenin üstünde, parlak ve görkemli, şato gibi yeni bir bina gözüme ilişti. Minibüste yanımda oturan Gence, binayı göstererek sordum:”Beyefendi,Adaletin ipliği pazara düşünce,Adliyeciler de saraylara çıkıyorlar!”Urla Adalet Sarayı!?Dedi.Alt katı Adliye’ye tahsis edilmiş Urla Hükümet konağı çok eski ve çok kullanışlı bir yapıdaydı.Minibüsten,alt katının girişinde,” ADLİYE” yazan binanın köşesinde indim.Keşke,Urla adliyesi eski yerinde kalsaydı da,BİRİNCİ DERECEDE SİT ALANINA YAPTIRILAN KAÇAK VİLLALARIN ŞAİBELİ GÖLGESİ ALTINDA KALACAK OLAN ADALET SARAYINA TAŞINMASAYDI?!Bir çayevine oturdum ve düşüncelere daldım:1957/1958 yıllarında,Uluborlu ilçe jandarma bölük komutanıydım.Uluborlu aşağıya,ovaya taşındığından,Askerlik şubesi yukarıdaki Redif kışlasında,Ortaokulun yanında kalmış,ilçe jandarma komutanlığı da Hükümet konağına dönüştürülen eski hal binasının içinden geçen yolun sağındaki ve solundaki iki küçük odaya sığınmış,Merkez jandarma karakolu da Halkevi binası olarak kullanılan ahşap bir binaya yerleştirilmişti.ADLİYE,Hükümet binasının batı kesimindeydi.Adliyecilerin daracık odalarında,yaz ve kış yerinden kımıldamayan,boruları tuzlu külle pekiştirilmiş sobaları vardı.Çok yaşlı bir zat olan Sorgu Yargıcımız Rahmetli Abdullah Tevfik Öz de böyle bir odada çalışırdı.Kendisi,1948 yılında,Emirdağ’ındaki faaliyetleri nedeniyle,Afyon Sorgu Yargıcı olarak,Türk ve İslam düşmanı Sait’i Norsiyi ve kız güzeli pasif homo olan halifesini tutuklamıştı. Ölmüştü! Bu Halife!1948 yılında pasif homoluğu yüzünden Afyon Koç Öğrenci Yurdundan atılmıştı.1963 senesinde İstanbul’da bir trafik kazasında ölmüştü. Bunların ifadelerinin ve tutuklama kararının fotokopisi de bendedir. Ufacıcık, hal binasından bozma odalarda, yürekleri Cumhuriyet ateşi ve çağdaşlıkla atan Adliye Mensupları adalet dağıtırlardı. Haftada, iki günlüğüne, Isparta’dan Uluborlu’ya görevle gelen Yargıç Ahmet Bey, yemeklerini gecelediği o küçücük odada, dedikodu olur diyerek lokantaya gitmeyerek, yemeklerini de yerdi. Manavgat Adliye binası da,Hükümet konağının alt katındaydı,üst katta Cumhuriyet Savcısının ve Sorgu Yargıcının odaları vardı.İlçe jandarma bölük komutanı olarak ta bana üst kattan iki küçük oda tahsis edilmişti,üstelik ilçede polis teşkilatı da yoktu.DERİK Adliyesi de Hükümet konağının alt katındaydı.Adliyeye ait odalar acınacak bir durumdaydı.Demokrat Partisi döneminde;Adliye Bakanı Emekli jandarma yüzbaşısı Osman Şevki Çiçekdağdı;ilçesinden izin almadan Ankara’ya gelerek huzuruna çıkan bir Cumhuriyet Savcısı,kendisinden odası için perde istemişti.Türkiye cumhuriyetini kuran ve onun Cumhurbaşkanlığını yapan kimse de Çankaya’da bir bağ evinden dünyaya kafa tutmaktaydı.Türkiye Cumhuriyeti,bu denli basit adliye binalarında görev yapanlarca korunmuş ve muhafaza edilmişti.İngiliz casusu Mustafa Sagir’i vatan haini İskilipli Atıf’ı da böyle  Adliye mensupları asmışlardı.Vatan haini Damat Mehmet Ferit Paşa,Nemrut Mustafa başkanlığındaki Örfi idare mahkemesine,sonradan eğitim kurumu olan çok lüks bir binayı tahsis etmişti.Türkler,saray gibi bu binada,yukarıdan verilen emirlere göre idam edilmişlerdi.2 Ağustos1926 senesinde;Midilli açıklarında,Bozkurt adlı kömür gemimizle Fransızların  Lotus adlı gemisi çarpışır,bu çarpışma sonucu Sekiz  denizcimiz de ölür.İstanbul’da her iki geminin kaptanı da tutuklanır,dikkatsizlik ve tedbirsizlik nedeniyle ölüme sebebiyetten de hüküm giyerler.Fransızlar,kaptanlarının derhal serbest bırakılmaması halinde,limanlarımızı bombardıman edeceklerini ültimatom olarak bildiriler.Himmet Bey,”eldeki mevcut delillere göre her iki kaptanın da tahliyesine karar veremem.Fransız ültimatomu da beni alakadar etmez?!”Der.Mareşal Fevzi Çakmak’a durumun anlatılması üzerine,Fransız ültimatomu reddedilerek,”her hangi bir Türk limanına bir Fransız mermisi düştüğünde Suriye’yi işgal ederiz cevabı “bildirilir.12 Ekim 1926 tarihinde;Lahey Adalet Divanına gitmek için anlaşılır.Adliye Vekili Mahmut Esat,Lahey’e giderek davayı kazanır/07 Aralık 1927/ ve BOZKURT soyadını alır.İktidar,Sıkıyönetim Mahkemelerini lağvederek devlet Güvenlik Mahkemelerini kurdu.Biraz sonra da,Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapan asker kökenli yargıçların görevlerine son verdi.Anayasamızın 1425inci maddesini değiştirerek askeri yargıyı budadı.Sonra da ,özel görevli mahkemeler,özel yetkili savcılar ve bir hukuk garibesi olan gizli tanıkları yaratarak başsavcılığına da Sayın SAHTE DİPLOMALI BİRİSİNİ KENDİLİĞİNDEN ATADI.HÂLÂ PAŞALAR GİBİ UYANMADINIZ MI?!

             İstanbul Adliyesine gelen üç Adliye Müfettişi, duruşma salonunda Ağır ceza kurulunun gerisine geçerek otururlar. Celseyi açan ağır ceza reisi kararını yazdırır: “Mahkememizi denetlemek üzere gelen adliye müfettişleri, hâkimler kurulumuzun gerisine iskemle koydurtarak oturmuş olduklarından baskı altında duruşma yapma olanağımız yitirilmiştir. İş bu sebepten dolayı bugünkü duruşmalar mahkememizin bağımsızlığa kavuşma tarihine kadar iptal olunmuştur!”

             Polis, çaldığı odunlarla birlikte, evli ve üç çocuk babası bir vatandaşımızı cürmümeşhut evrakı ile adliyeye sevk eder. O salaş binada görev yapan Türk Hâkimi, evrakı inceler ve menimuhakesine karar verir:

             “Askerliğini yapmış, namusu ile yaşamakta olan bir vatandaşımızı en doğal hakkı olan ısınma aracını satın alamaz bir hale koyarak, eşi ve çocuklarının yanında küçük düşürmenin acısını hiçbir ceza ile vermek mümkün olamayacağından, evinin ısınma odunun temini olayında suç görülmemiştir!”İŞTE, KAPISINDA:ADLİYE YAZAN BİNALARDA,BÖYLESİNE YÜREKLİ TÜRK HÂKİMLERİ GÖREV YAPARLARDI;YANİ ADALETİMİZ DE EŞEKLİ DEĞİLDİ?!

             Saraylardaki adalet, adaletsizlik olarak tarihe geçmiştir. Osmanlının saray adaletini okursanız insanlığınızdan da Utanırsınız. Padişah olan şehzade, İLK İŞ OLARAK, Kardeşlerinin sayısına bakmaksızın onları boğdurturdu. Bazıları, Boğulan yedi kardeşin hazır üstüne serilmiş sapsarı cesetlerini görerek, huzuru kalple cariyelerinin koynuna dönerdi. Bazıları da ilk iş olarak otuz beş karındaşını boğdurturdu. Babasını zehirlettiren Birinci Selim, iki karındaşını da öldürttükten sonra, yedi yakınını da Cellâtlarına teslim etmişti. Oğlu Mustafa’yı Çadırı hümayununun içinden boğdurtan Birinci Süleyman, gönderdiği Cellâtları ile Oğlu Beyazıt’ı ve üç torununu da İran şahının sarayında boğdurtmuştu. Bu cinayetler, hep iktidara sahibolarak saltanat sürmek için işlenirdi.Osmanlı Devleti, sarayı adaletini infaz etmek için,Üç Cellâtla başlattığı kafa kesme işini Yetmiş Üç Cellatla yürütmek zorunda kalmıştı?!

             Sayın Başkanlık sevdalımızın bazı beyanlarını analiz etmemiz gerekmektedir:

             Zırhlı araçlarla takviyeli Koruma ordusu ile geçerken,karşı apartmanda  sigara içen gençlere bağırmıştır:”Bu ne terbiyesizlik Cumhurbaşkanı geçiyor,sigara içiyorsunuz?!Soma’da aracına tekme atan işçimize:”Cumhurbaşkanını aracına tekme atmaya utanmıyor musun?!Güneydoğunun bir ilçesinde kendisine sırtlarını dönen kadınlarımıza:”BENİM TERBİYEMİ BOZDURTMAYIN,Cumhurbaşkanına arkanızı dönmeye utanmıyor musunuz?!”Bu haykırışlardan şu anlam çıkmaktadır:Yaptığı kanunsuzluklar,vurgunlar ve atmış olduğu çamurlar nedeniyle kişisel itibarını yitirdiğinin farkına vararak,Makamının itibarına sığınmaktadır.Etmiş olduğu yeminlere rağmen,Bay Recep Bey olarak,işgal etmiş olduğu  makamların  onurunu koruyabilmiş midir?!Şimdi de dönelim,büyük binalar ve büyük projelere sarılmasının nedenlerine:soyutta kazandığı kötü namlarını somut eserlerle örtme gayretidir tüm bu israflar.Kanuni Süleyman,oğullarını ve dahi torunlarını

Boğdurtmuş bir katildir. İstanbul’a bir Süleymaniye camisini yaptırtarak bu cami ile bütünleşip, onunla da anılır olmuştur. Kardeşlerini ve onların çocuklarını boğdurtan Sarhoş Sarı Selim, Edirne’ye adını verdirttiği bir cami yaptırtarak onunla bütünleşmiş ve öylece anılır olmuştur. Halkın aklı gözündedir. Somut olan hırsızlık, vurgun, talan, cinayet ve ihanet zamanla unutulur. Kişi yapmış olduğu maddi eserlerle anılır. Harabeler adlı ölmez eserin yazarı Volney’in—Paris 1791/—bir saptaması vardır. İnsanların somutta bir anlaşmazlıkları yoktur ve olamaz. Güneş yuvarlak ve Sarı renktedir derseniz, görenlerden kimse itiraz etmez. Güneş üçgen gibidir ve de Mavi renktedir derseniz, işte o zaman anlaşmazlıklar başlar. KAVGALAR Ve SAVAŞLAR SOYUT KAVRAMLAR YÜZÜNDEN YAPILMAKTADIR. Köprüleri, Adalet Sarayların, büyük yapıları görenler, bunları yapanların büyük ve namuslu olduklarına hükmeder ve onlara oy verirler. Hırsızlık ta ekmek çalanların üzerinde kalır. Halkın aklı gözlerindedir. Atatürk, denilince akan sular durulmaktadır. Saygı için de unvanlarını söylemeye gerek duyulmamaktadır. Kendileri ne hırsızdır ne de soyguncu ve dahi yalancıdır. İsmet İnönü’ye saygı için de unvan sıralamasına gerek duyulmaz. Onların şerefleri unvanlarının çok üstündedir.

 

 

3 Haziran 2015 Çarşamba

2042/TERBİYESİZLİĞİN ÖLÇÜSÜ?



                    TC.                                                                                                                                                                                                                                        OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,02 Haziran 2015.

                   TERBİYESİZLİĞİN ÖLÇÜSÜ?!

 Sayın Bi taraf! BAŞKANLIK SEVDALIMIZ,  MUHAFIZ ALAYI İLE BİR CADDEDEN MÜRUR EDİP TE GEÇERLERKEN; TAAA! UFUKTAKİ BİR BALKONDA CİGARA İÇEN GEÇLERİMİZE, “TERBİYESİZ SIFATINI” BAHŞETMİŞLERDİ? Kendilerinin göt kılı olduğunu övünerek anlatan Hatunlarımıza bir sıfat bahşetmedikleri için,ol Hatunlarımız,Kadınlık tarihimize GÖT KILLARI     OLARAK tescil edilmişlerdi.”Milletin Mamına koyacağız*! Diyeni de yanına alarak, PARAYA BOĞMUŞTUR. Soma’da, polislerinin başını tuttuğu, Anayasal hakkını kullanan İŞÇİMİZE tekme atan bir Yalaka Uşağını kınamadığı gibi makamını da yükselttirmiş, ol tekmeden ayağı incinen ol Yalaka da, Hipokrat yemini etmiş olan Tabiplerimizden bir haftalık rapor alarak, ol işçimiz hakkında dava açmıştır. Başkan Rüyalımızın aracına tekme atan  OL İşçimizin de başına gelmedik kalmamıştır.Dünya tarihinde böylesine bir rezalet görülmüş müdür?! Bunlar,terbiyesizlikten de öte,insanlık suçudur.Sayın Bay YANSIZIMIZ;YEMİNLERİNİ,YANSIZLIĞINI,TÜRK ULUSUNA VE ONUN ONURLU BAYRAĞINA VE ANAYASASINA ARKASINI DÖNDÜĞÜNÜ UNUTARAK,KENDİLERİNE ENSELERİNİ DÖNEN KADINLARIMIZA  TERBİYESİZ SIFATINI İKRAM ETMİŞLERDİR.Çalmak,iftira etmek,yalan söylemek,ettiği yeminlere uymamak TERBİYESİZLİK OLMUYOR MU GARİ?!

 

 

 

31 Mayıs 2015 Pazar

2041/Cahil VE CEHALET.



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. ÇEŞMEALTI,31 Mayıs 2015.İş bu yazı Ahlat Gazetesi’nden alınmıştır.

Cahile EN YÜCE MAKAMI VERİRSENİZ,DEVLETİ DE CEHALETE TESLİM ETMİŞ OLURSUNUZ?!CAHİLLER,HALKI ÇÖP BİDONLARINDAN KARINLARINI DOYURURLARKEN,DEVLETİN PARASIYLA YAPTIRTTIĞI

ALTIN HELÂYA SIÇMAYI ONUR SAYARLAR. AHLÂT GAZETESİNİN BU KONUDAKİ YORUMUNU OKUMALISINIZ.

               KÜLTÜR                   AHLAT GAZETESİ

                       CAHİL VE CEHALET! Naçizane benim de kendime göre bir özlü sözüm var. “Çok bildiğini zanneden, çok yanıldığını fark edemez.” Çok bilen çok yanılır, özdeyişine çok benziyor ama ondan farklı. Burada çok bilenden söz ediliyor, çok bilene bir sözümüz yok, olamaz da. Benim kastettiğim çok bilen değil, çok bildiğini zanneden. Bu tiplerden hiç haz duymam. Hele ki ben diye başladıkları sözlerinin ardı arkası gelmez, oldukça itici olurlar. Küçük bir sondaj yaparsın bakarsın ki söyledikleri ile yanıtları örtüşmüyor. Kimileri her konuda ahkam keser, ders vermeye kalkar. Hele bazıları yapılan bir işi beğenmeyip, daha da ileri giderek anında o işi düzeltmeye soyunur. Cahil cesareti denen şey bu olsa gerek. Örneğin yolda gidiyorsunuz, birisi size bir adres sorar, siz ona anlatmaya çalışırken başka biri gelir sizin sözünüzü keser, tarif etmeye kalkışır. Dışarıdan gazel okumak gibi. Açıkça “sen bilmiyorsun, ben biliyorum” der de bu çirkin ve itici tavrının farkında bile olmaz. Tekrar başa dönecek olursak, ben bu sözü işte bu tür örnekleri sergileyenler için çok düşünerek buldum. Yoksa durduk yerde yumurtlamadım. Bu konuya benim gibi kafa yoran başkaları da olmuştur kuşkusuz.  Bakınız bunlardan birkaçını sunuyorum. Aşağıdaki deyişler arasında benim “Çok bildiğini zanneden, çok yanıldığını fark edemez.” Özdeyişime çok benzeyen hatta neredeyse tıpa tıp aynı anlamı içeren cümleleri de göreceksiniz. Buradan da şu sonuca ulaşıyoruz: Aklın yolu birdir, akıl, olasılıklar üzerine değil, gerçekler üzerine inşa edilen sonuçları kabul eder.  *Cahil, kendini sultan sanır. *Cahil çabuk yükselir. *Cahilin en büyük silahı iftira atmaktır. *Cahille cahilce konuşmuyorsan anlaşamazsın. *İktidardaki cahil, muhalefetteki cahilden daha tehlikelidir. *Cahil, düşerken yalakasını da sürükler. *Cahil, kitabı o kadar sever ki okumaya kıyamaz. *Cehalet, cahilin doğasında var. *Cahil açısından, cehaletin erdemleri tartışılmaz. *Yüzme bilmeyen cahil, derin sulara dalar. *Cahilin sesi çok çıkar. *Cahilin kafası çerçöple doludur, o bunları bilgi sanır. *Cahillerin öyküleri yanında ariflerin öyküleri hiç kalır. *Cahil, karanlığı sever. *Yöneticisi cahil olan ülkede, ışığı gençler yakar. *Cahil bağırarak konuşur, bilge kişi susarak. *İki cahil aynı dilden konuşmaz. *Cehaletin sınırları sonsuzdur, bilgeliğinki sınırlı. *Cahil, yıkmayı sever, *Cahil, balığa çıksa yanındaki cahili yakalar. *Cahil zenginliği para ile ölçer. *Cahilliğin yayılması politikacının işine gelir. *Düşünen adam heykeline bakan cahil, onu gülüyor sanır. *Cahilin kafası boş, kasası doludur. *Tanrı insanı yarattı, cahil sonra oldu. *Zengin cahil, fakir cahilden daha cahildir. *Cahil, yükseldikçe alçalır. *Cahilin sarayında cüceler çalışır. *Gözü kara cahiller vardır. Gözü açık cahiller vardır. Ama gözü tok cahil yoktur. *Cahilin her alanda bilmediği bir şey yoktur. Bilmediği tek şey bunları bilmediğidir. *Cahil, kuşku duymaz. Hele kendinden hiç. *Cahilin kadını erkeği yoktur, ancak erkek cahil sayısı kadından çoktur. *Güldürü, cahili kızdırır. *Cahil, gülmez ayıptır. *Cahil yalancıları sever, yalancılar da cahili. *Cahilin yalancılarla işbirliğinden iktidar doğar. *Cahil, yemin eder başı ağrımaz. *Cahil, elinde büyüteç kendisine devaynasında bakar. *Cahilden daha cahili bir başka cahildir ki tüm cahiller ona tapar. *Cahilde eksik olan akıl değildir, eksik olan ahlaktır. *Cahil horoz gece gündüz öter. *Cahil hukuk tanımaz. *Cahil, kendisi için kurban keser. *Cahil, tanrıya yakarırken, asla beni bu cahillikten kurtar demez. *Cahilin ayıbı olmaz. *Bazı ülkelerde cahiller için özel gazeteler, dergiler vardır. *Cahil, kitabı yakar, sanatı yok eder. *Cahilin köpeği olsa bile gene de kendisi havlar. *Kendisini şah sanan cahil, çok geçmeden mat olur. *Cahil, maddi kazanımları ile övünür. *Cahil, çocuklarını okuttuğu ile değil, onlara  bıraktığı miras ile övünür. *Sonuç olarak, cahil cahildir işte!” BAŞBAKAN OLSA Da,BAŞKAN OLSA DA,PEYGAMBER VE DAHİ ALLAH KABUL EDİLSE DE,CAHİL CEHENNEME KADAR YİNE DE CAHİLDİR.HIRSIZLIKTA VE HALKI DİN İLE ALDATMAKTA KAHİLDİR?!?

 

 

30 Mayıs 2015 Cumartesi

2040/NENE HATUNLAR ÖLMEZLER EY SAPIKLAR!



                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. ÇEŞMEALTI,30 Mayıs 2015.

                   NENE HATUNLAR ÖLMEZLER?!

                   EYÖLÜMLÜSAPIKLAR?!                                                                          ATATÜRKÜMÜZÜN GONCA’SINDAN ERZURUMDA GÜLLER AÇACAKTIR1

             1877/1878—1293—Osmanlı—Rus savaşında,8/9Kasım1877gecesi, Ruslar Aziziye Tabyasını basarak, uyuyan askerlerimizi kılıçtan geçirmişti. Olayın duyulması üzerine; Erzurumlular, Aziziye Tabyasını geri alma yarışına girmişlerdi. Bir gün önce, hasan isimli Ağabeyi Şehit olan 20/Yirmi/yaşındaki Nene Hatun/1857/22 Mayıs 1955/ çocuğunu emzirerek, Ağabeyinin tüfeğini alıp, çocuğuna:”Seni bana Allah verdi, seni Allaha emanet ediyorum!”Diyerek Aziziye Tabyasına koşmuştu. Aziziye Tabyası Ruslardan geri alındığı gibi, Ruslar Erzurum’a da sokulmamıştı.

               Sene 2015,Aylardan Mayıs ayı; Erzurum’dan bir Nene Hatun daha çıktı: Adı Gonca Aktaş, Yirmibir yaşında bir MUSTAFA KEMAL KIZI, bu MİLLETVEKİLLER GENEL SEÇİMİNDE, ERZURUMDAN CUMHURİYET HALK PARTİSİ ADAYI. AKEPE/ŞEYTANIN OCAĞI/NI-İN kulağına kar suyu kaçtı.Propaganda için Erzurum’a gelen Sayın Gonca Aktaş’ın TIRI Erzurum’a Polis tarafından sokulmadı.AKEPE;ATATÜRK GONCASINDAN GÜLLER AÇILMASINDAN KORKTU.Erzurum halkı hayatları pahasına,Rusları Erzurum’a sokmamıştı?!Sayın Başkanlık Sevdalısının polisleri de Türk bayraklı bir Türk TIRINI Erzurum’a sokmadılar.TÜRK,TÜRKÜLERİYLE GİRER VATANINA EY GAFİLLER!BUYURUNUZ?!

                “Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa/Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa Askerin Milletin Bayrağınla Çok Yaşa/Arş Arş Arş İleri İleri Arş İleri Marş İleri Dönmez Geri, Türkün Askeri Sağdan Sola, Soldan Sağa Al Da Bayrağı Düşman Üstüne/Cephede Süngüler Ayna Gibi Parlıyor Azeri Türkleri Bayrak Açmış Bekliyor/nArş, Arş, Arş İleri, İleri Arş İleri Marş İleri Dönmez Geri, Türkün Askeri Sağdan Sola, Soldan Sağa Al Da Bayrağı Düşman Üstüne/Parlayan Yıldızın Alemi Tenvir Eder Cumhuriyet Bayrağın Semalar İçre Süzer/nArş, Arş ,Arş İleri, İleri Arş İleri ,Marş İleri Dönmez Geri, Türkün Askeri Sağdan Sola, Soldan Sağa Al Da Bayrağı Düşman Üstüne../nKars – Yöresi.

28 Mayıs 2015 Perşembe

2039/PAPA DEVLET BAŞKANIDIR EY TAYYİP?!



              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com

TV. İZMİR;28 Mayıs 2015.

                   PAPA DEVLET BAŞKANIDIR EY RECEP BEĞ?!

                   Bizim İmam Eskisi,Başkanlık sevdalısı Sayın Recep Beyimizin Cehli Türk Ulusu için emsal alınmamalıdır?!Bizim Mercedes Sevdalısı Müderris Mehmet Görmezi savunurken yinede cehalet çukuruna düştü ve:”Papanın bile uçağı ve helikopteri var!?Buyurdular.Papanın Ankara’da olduğu gibi tüm devletlerde de Büyük elçisi var?!Papa,Vatikan devletinin de devlet başkanı?Papanın özel ordusu bile var. “Vatikan, İtalya'nın Roma şehrinde bulunan, Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlet. Yerleşik nüfus 930 civarındadır. Fakat Vatikan turistik bir yer olduğundan bu nüfus turistlerle 1.500'ü aşmaktadır. Çevresi yüksek duvarlarla kaplıdır ve kameralarla izlenmektedir. Dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ülkesidir. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanır. Devlet başkanı olarak Papa'nın sözleri yasa hükmündedir. Papa, hem devlet başkanı, hem de Katolik mezhebinin ruhani lideridir. Katolik kilisesinin genel başkanı, Vatikan Devleti'nin de başkanı olur. Papa yasama, yürütme ve yargının da başkanıdır. Vatikan'ın, 100 kişilik İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan küçük bir ordusu var.”Toprağının yüzölçümü sadece044Kilometre karedir. Devlet başkanı olduğu halde, Papanın ne uçağı, ne helikopteri ne de altından mamul kenefi var.Yani,Papa altına sıçmaz,çünkü yalancı ve hırsız da değildir!

 

 

22 Mayıs 2015 Cuma

2038/HAİNLER VE MÜNKİRLER

BİR YALAKA SATILMIŞ,CANLI YAYINDA:"ENVER PAŞA SEKSEN MUSTAFA KEMAL EDER?!DİYE HAVLAMIŞ!ASLINDA MUSTAFA KEMALİN TAŞAKLARINDAN BİRİSİ,YÜZ ENVER PAŞA SALAĞINI EDER.SARIKAMIŞ'TA 90.000 ŞEHİT,ALMANYA'YA KÖPEKLİK,ORTAASYAYA GİDEREK ORASINI DA BATIRMAK VE KAÇMAK?!GALİÇYAYA VE KANALA  ALMANLARA UYARAK ASKER GÖNDERMEK,TÜRKİYEDE GÖREV ALACAK ALMAN SUBAYLARINA BİR ÜST RÜTBE VERMEK,EMEKLİ SÜVARİ TÜM GENERALİNİ MAREŞAL YAPMAK/LİMON VON SANDERS/,OSMANLI ORDUSUNUN KOMUTA SİSTEMİNİN BAŞINA ALMAN GENERALLERİNİ OTURTMAK!BİR ARNAVUTTAN BEKLENENLERİN TÜMÜNÜ YAPMAK.OSMANLI İMPARATORLUĞUNU BATIRMAK. 

21 Mayıs 2015 Perşembe

2037/ANITKABİR AĞLAMA YERİ DEĞİLDİR?!



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.ÇEŞMEALTI,20 Mayıs 2015.

            2005 Yılında;BENDENİZ,UZUN BİR ŞİİRİME AŞAĞIDAKİ KANIMI EKLEMİŞTİM:BUGÜN,DAHA İLERİ GİDEREK ŞU ÖNERİLERİMİ SUNUYORUM:ANMITKABİRDE ULUSAL VE BAYRAM GÜNLERİMİZDE,ŞİİR VE MÜZİK ŞÖLENLERİ,DEFİLELER,TİYATRO OYUNLARI,ZEYBEK OYUNLARI,DANSLAR, VE HATTA DEFİLELERLE GÜZELLİK MÜSABAKALARI DÜZENLEYELİM.ATATÜRKÜN TÜRK ULUSUNA VERDİKLERİNİ SAHNELEYELİM.?!O ŞİİRDEN SON BÖLÜM:

 

          İstedikleri istasyonlarda indirtmeyin,
            özel amaç güden YOLCULARI!
            Şam’da, Amman’da gördünüz,
            Peygamber gelinini ve Suriye gelinini.
            ONURLU, Sade ve
Şık, şaçları rüzgâr’da DALGALI!

            İleriye, güzele ve bilime yönelin,
         Önünüzde, ÇAĞ
DAŞ TÜRK KIZLARI olmalı ;                                                                                              Devrimlere aykırılık, HAK ve HÜRRİYET olamaz...
         Hürriyet ve hak söylemi ile DEVRİMLER BOĞULAMAZ!
         Her sene, yeniden, yeniden, BENİ
SAMSUN'A çıkartmayın.
         Devrim düşmanlarına karşı kavgada,
         HER KÖY;
              HER
ŞEHİR,
                              HER KÖŞE; HER BUCAK,
         RER SAMSUN OLMALI,
         Ulusal günlerimizde, ANITKABİR'İN bahçesinde,
         Sergiler açın, oyunlar oynayın,
         Müzik şölenleri düzenleyin.
         MOZAİK”! Masallarına da kanmayın;
         Bir bütün halinde BİRLEŞTİRDİK ANADOLU'YU.
         ÖNCE, HALKLA BÜTÜNLE
ŞTİK;
         SONRA DA VATAN'I BÜTÜNLEDİK.
         Akı
lları sıra; GAFLET, DALALET ,
         Ve hatta HIYANET'İ
oynuyorlar.
         Kanla ve imtihanla bütünleşti TÜRK ULUSU;
         KAN ve KILIÇLA çizildi VATAN'IN SINIRLARI.
         Unutulması
n ki; hiç te söylemedi demesinler;
           
Kanla kurulan, kılıçla çizilen,
         OYLA VE OYUNLA BOZULAMAZ!
         Gayrı
benden söylemesi.
 

            YABANCILARIN öğ
ütleriyle,
            Testiler ve küpler su ile dolmaz.
            Unutursanı
z ULUSAL HAFIZANIZI;
            On senede bir,
            Ba
şınıza gelmedik FELÂKET kalmaz!
            Ne yapsalar, neyleseler, nitelerde
            Kölelikten bir türlü kurtulamazlar.
            Kadı
nlarımıza, kızlarımıza SON SÖZÜM:
            lık, kıyafetle namuslu olunamaz.
            Her çağda, her yerde ve her kılıkta,
            En yiğit, en efendi, en fedakâr senidin.
            At ba
şından TÜRBAN'I, Arap işi çarşafı,
            Tesettürü at, kaldır gül yüzünden peçeyi.
            At ba
şından bezleri, başından SIKMABAŞI;
            Ne çabuk unutuluyorsun, GÖNLÜ YÜCE TÜRKKIZI,
            SENİ
NLE KAZANDIK BİZ; KURTULUŞ SAVAŞINI...

 

 

 

 

18 Mayıs 2015 Pazartesi

2036/İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK.



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;18 Mayıs 2015.      

                                                                                                                                                                İÇERİDEN VE DIŞARIDAN GÖRMEK!?

         “Cehenneme döşenen taşlar, iyi niyetin eseridir!”Fransız Atasözü.

         “Fırat nehri kenarında oğlağını kaybeden beni sorumlu tutmaktadır!”Halife Ömer(MÖ:634-644).

         “Yetmiş sente muhtacız!?”Süleyman Demirel.

         İktidar, tüm dünyayı kapı, kapı gezerek borç dilenciliğine çıkmıştı. Bizim orta boy bir ilçemiz kadar olan Liechtenstein/Lihtenstayn/’ından bile Bir milyon dolar borç için kapısını çalmıştık?!Bu Prensliğin  toprağı sadece 160 Kilometre kare,nüfusu da 2013 sayımına göre, 39.926 idi?!.Bu Avrupa’da borç almak için kapısını bir bakanımızın çaldığı genel müdür düzeyindeki bir görevli,sözü uzatan bakanımıza,kapısını göstererek:”Konuşma bitmiştir!?”Diyebilmiştir.

         Sayın Burhan Savaş’tan bir değerlendirme:

         Elleri dert görmesin Ali Nejat Abimiz.”

           “11 Eylül 1980 akşamı bile Demirel ve Ecevit geri zekâlılığı bırakıp koalisyon kursa idi,

Hatta ‘’sadece’’tek bir kez adam gibi buluşup cinayetleri ‘’beraberce’’ kınamış olsalardı,

Haziran 1980’de bile Ankara sokaklarında ihtilâl konuşlanmasını bitirmiş olan TSK

İktidarı şutlamazdı.

Haziran 1980’de Ankara’da 5 dakika tur atan İhtilâl’ı görürdü.

Asker aylarca bekledi bu lider maskotlarını.

Ben Haziran başında  1980’de KMO kongresi için Ankara’ya gittim.

Otobüsten gece indim önemli ANKARA SEMTLERİNİ GECE 3’E KADAR GEZDİM.

Ertesi günkü Kongre’de konuşmalarımı iptal edip İstanbul’a döndüm.

Kongre’ye hükümet komiseri bile gelmemişti.

Haziran’da, biraz zekâsı olan, vaziyeti okur, askerin yönetimi geri zekâlılardan alacağını yüzde anlardı.”SORUNLARIN VE KAVGALARININ içinden çıkamayan iktidar ve muhalefet, İhtilalin gelmesine adeta çanak tutmuştur. Gerisi Şark tipi politika yapmaktır.

         Dünya üzerinde hangi ulusun ordusu darbe ile gelerek kendiliğinden, seçimleri tarafsız olarak yaptırarak,kışlasına dönmüştür?!Siyasi iktidarlar,her türlü  kepazeliği yaparak ülkeyi çıkmaza soktuklarında susanlar, her şeyin hesabını Türk     Silahlı Kuvvetlerine sorarak demokrasi kahramanlığı yapmaktadırlar?!Terörü sonlandıran kim,terörü azdıran kim?!Ey Masa Başı Eyyamcıları,sizleri acıyarak okumaktayım.Günümüzdeki rezaletlere ne buyurmaktasınız?Ordunun ortaya koyduğu hukuktan yararlanarak iktidara gelenlerin, bu hukuku yaratanları zamanaşımına bakmaksızın yandaş mahkemelerde süründürmeleri Türk Demokrasisi için utanılacak bir durum değil mi?!İzin almadan gösteri ve tepki hakkınızı verenlere yükleniniz bakalım?

         “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır!”Mustafa Kemal Atatürk.”TEK ADAMIN DİKTATÖRLÜĞÜNDE, TÜM GÖREVLİLERİ DE DİKTATÖRDÜR!”Bunu çok yaşadık ve fiilen öğrendik. VOİLA! OSTÜZÜ.Parola değiştirilmiştir:”Söz konusu iktidar ve SOYGUN İSE geri tarafı,Vatan,Cumhuriyet ve Türklük söz konusu bile değildir!?”

         Benim ortanca Teyzemin Kocası Rahmetli Abdullah Siper, Mustafa Kemal Atatürk ve Mustafa İsmet İnönü hayranıydı. Menemen piyade alayı kışlasının tam karşısındaki bakla tarlasına bu alayın iki katırının girmesi,onu deliye çevirmiş,İnönü’ye ve hatta Mustafa Kemal’e düşman etmişti.Sene 1948 idi.Bu düşmanlığı ölene kadar sürmüştü.Katırların verdiği zarar için konuştuğu Onbaşı da onu terslemiş!?Katırların bağlı olduğu bölük,tabur,alay komutanlıklarına da başvurmamış.Başvuru makamlarını saydığımda da”.Onların hepsi de İsmet Paşanın has adamlarıdır!?”Diyerek İsmet Paşaya ilenirdi.?!Atatürk,İsmet İnönü’yü değerlendirmeseymiş,o katırlar  da onun bakla tarlasına zarar vermezmiş.Hz. Ömer’in, yukarıda yazdığım bir sözünü  hatırlarım.Türkiye’de insanların değerlendirilmesi hep olumsuzluklara sarılarak yapılmaktadır.yüz çeşit iş yapan birisinin bir tek işi beğenilmezse,o kişi o işinin hükmü ile değerlendirilmektedir.Silahlı kuvvetlerde de bu ölçü egemendir.Atatürk:”Benim niyetlerim, yaptıklarım ve yapamadıklarım ortada,buna göre değerlendirin!”Demiş. Çok kimse,”Selanik’i neden almamış?!”Demektedir.İsmet İnönü bizi İkinci Dünya Savaşı yangınından kurtardı ve ülkemize de demokrasiyi getirdi!”Dediğimizde de:”Oniki adayı neden almadı?!Diye değerlendirilmektedir.oniki adayı Osmanlı Uşi Antlaşması ile İtalyanlara devretmişti!?Dediğimizde,”olsun,iki adamlık yer,alabilirdi!?”Denmektedir.Sonra;Mustafa Kemal’in emrinde savaş gemisi de yoktu?Dediğimizde de,aldığımız yanıtlar bizi fıtık ettirmeye yetmektedir:”Ne demek savaş gemisi?Cennetmekan Süleyman Paşamız,70 kişi ile ve salla Trakya’ya geçmedi mi?””Tam araştırma yapılmadan,tam bilgilere ulaşılmadan kişilerin aleyhlerinde ve lehlerinde hüküm vermekteyiz.İçimizde oluşmuş olan sabit fikre göre verdiğimiz kararları da beğenmekteyiz.Başımdan geçen iki önemli olayı yazmak zorundayım:

         26/27 Mayıs 1960 gecesi Başbakanlık Jandarma Koruma bölüğünün nöbetçi subayıydım. Bölüğümüz, Başbakanlığın sığınağında kalmaktaydı. Harp okulu öğrencileri, Başbakanlığı ve bölüğümün bulunduğu yerleşim alanlarını ateş altına aldılar. Çankırılı jandarma askeri Mehmet Bozkurt’u da sırtından vurdular. Bölük, bakanlıkların, Toprak Mahsulleri ofisinin ve Yeni TBMMECLİSİNİN dış güvenliğin Simith Wesson tabancalarla korumaktaydı. Nöbetçi subayının emrinde, imal tarihlerine göre tasnif edilmiş, 860 adet 7,9 piyade fişeği vardı. Benim soğukkanlılığım ve basiretimle Öğrencilerle anlaştık. Radyo evinin yayın emniyetini bildiğim için, bir Kurmay Binbaşı ile radyoevine gittik. Bölüğüme geri döndüğümde, bölüğümün esir alınarak Harp Okuluna götürüldüğünü öğrendim. Yıldırım gibi yetişerek, bölüğümü kapatıldığı Harp Okulu kütüphanesinden kaçırarak, koşarak Başbakanlığa getirdim. Neden sonra; Gaziantep Jandarma Hudut Tümen Komutanı Başbakanlığa geldi. Kendisi Kara Harp okulundan öğretmenim olduğu için karşıladım. Tanımadığın bir öğrenci; benim öğrencileri, bir buçuk saat makineli tüfek ateşine tuttuğumu söylemesiyle, bir görev yaptığını kanıtlayarak yer kapmak isteyen Sayın Tüm General, hiçbir yetkisi olmadığı halde, beni tutuklatarak, bir tanka bindirdi ve Harp Okuluna sevk etti.Oraya vardığımda da apoletlerimi kopardılar,Roma Hukuku terimlerini yazdığım küçük not defterimi de şifre kitabı diye aldılar.NEDEN GÜLDÜĞÜME DE ÇOK ŞAŞIRDILARDI!? Akşam, Üç asker yargıç geldi,

Herkesin suçlarını yazmağa başladılar. Bana kısmet olan suçu hemen kabullendim: Adnan Menderesin akıl Hocalığı ve Onsekiz makineli tüfekle Harp Okulu öğrencilerine Bir buçuk saat ateş ettirmek. İtirafnamemdeki imzamın üstüne:”Beşinci Jandarma koruma bölüğünde bir tek makineli tüfek yoktur. Jandarma Üstteğmeni rütbemle de Başbakanın akıl hocalığını da onurla kabul ediyorum. Beni, tam Onbir gün içeride tuttular. Askerlerim, iki Komite üyesini bölüğe indirerek, Çift

Camlı pencerelerdeki dıştan atılan mermilerin duvardaki izlerini göstererek tutanak tutturmuşlar. O sırada,  Milli Birlik Komitesi Başkanı Orgeneral Rahmetli Cemal Gürsel’in traş olmak için berber aradığını duyan bölük berberimiz, şimşek gibi huzuruna çıkarak ve ağlayarak O gecede yaşananları anlatmış. Çok üzülen Rahmetli Cemal Gürsel, telefonla benim hemen bırakılmamı emretmiş. Ben, hakkımda soruşturma açılmadan ve anlatacaklarımın da mahkeme tutanaklarına geçirilmeden dışarı çıkmayacağımı bildirince bir asker yargıç ifademi aldı. İfademin altına, Sanık, Tanık ve Şikâyetçi yazarak imzaladım.Yalınız Sanık yazmamı emrettiler?!Kabul etmedim ve zoraki razı oldular! Hemen başka bölüğe nakledildim.Dosyalarım işleme konulmayınca da,yazdığım dilekçeyi Korgeneral Cemal Madanoğlu’nun önüne koydum.Dilekçeme bir göz attığın da masasından zıpladı:”27 Mayıs 1960 günü uğramış olduğum haksızlıklara ait şikayet hakkımdan feragat ediyorum.Çünkü,Türk Ordusunda,alt rütbelerin üst rütbelilerinin  ve âmirlerinin işlemiş oldukları suçlarını örtmek için ihdas edildiğini anlamış bulunmaktayım....”Dosyalar tamamlandı ve  113 sayılı kanuna da bir madde eklendi:Madde.13:”27 Mayıs 1960 tarihinde işlenen tüm şahsi suçlar affedilmiştir.Sıkı bir soruşturmadan sonra,”meni muhakeme kararını aldım:”Jandarma Üstteğmeni Osman Türkoğuz,26/27Mayıs 1960  gecesi Başbakanlık jandarma Koruma bölüğüne ateş ettirmediği gibi ateş emrini de vermemiş kendisi de ateş etmemiştir…” Bu kararı çoğaltarak dağıttığımın haftasında 122’inci seyyar jandarma alayı karargâh ve servis bölük komutanlığına naklim çıktı. Emeklilik furyasından sonra bu alayın komutanlığı bana kaldı. Sonra da ek görev olarak alay levazım müdürlüğünü bana verdiler.”Şunu öğrenmiş oldum: Bir tek otoritenin egemen olduğu ülkelerde her görevli ve her rütbeli kişi de tek otoritedir. Bunların tüm kanunsuz ve namussuz olarak yaptığı işlemler de  o,tek otorite olduğunu sanan Saf Zavallıya  fatura edilir?!”

         19 Şubat 1979 tarihinde, Alaşehir Lisesinde polisleri kafalarından yarayanları, CEHAPE ilçe binasına saklanmaları üzerine yakalayarak mahkemeye sevk ettim. Acele naklim Zonguldak il jandarma alay komutanlığına çıktı. Mücadele ettim, yılmadım ve yıkılmadım. Sıkıyönetim ilan edildiğinde de gece, gündüz çalıştım. Sorgu yargıcı gibi, düzenlenen dosyalara gözetim kararı ya da salıverilme kararına göre işlem yaptım. Hakkında soruşturma yapılan, hastaneye sevk ederek hastane raporları ile Sıkıyönetim mahkemesine ya da

 Adliye mahkemesine sevk ettim. KÖMÜR VE KUM KAÇAKÇILIĞINI DA ÖNLEDİM. Bazı gözaltı kararları nedeniyle, kararlarda Sıkıyönetim komutan yardımcısının imzası olmasına karşın benim üzerime geldiler. Çünkü soruşturma dosyalarını inceleyerek kararları ben hazırlıyordum. Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığından iki kurmay Binbaşı T.K.ve O.K.Birisi Zonguldaklı, aleyhimde rapor yazarak,--Komünistmişim/ jandarma Genel Komutanlığını direnmesine rağmen, KKK İST. Başkanı Korgeneralin ısrarı üzerine beni Konya Jandarma Bölge komutanlığı emrine kış ortasında sürdürdüler.Aile harcırahı olarak bana 27.000 TL.Verilirken;bir gün sonra,Zonguldak il merkezinden  Konya il merkezine nakledilen bekar  bir Astsubay Çavuşa da  harcırah olarak, 73.000Tl.Ödediler.Benim suçum da Hz. Ayşe’ye sövmekmiş!?Soruşturma açtırttım ve:”Zonguldak il jandarma alay komutanı j.Kd.Albay Osman Türkoğuz,hiçbir suçtan sanıklanamaz!” Mahkeme kararını alarak o iki kurmay subay hakkında dava açtım, dava dosyasının Kenan Evren’de olduğunu öğrendim.1978 senesinde, TSK’YA “Askerin, Jandarma ve Polis gibi görevlendirilmesi kitabın da, Kenan Evren’in emri üzerine ben yazmış, Ülkemiz genelindeki büyük karargâhlarda da Konferanslar vermiştik: Ben; Konya, Adana, İskenderun, Diyarbakır, Elazığ ve Malatya’da konferanslar vermiştim. Biz, jandarma subayları, her iki darbeyi bizzat yaşayarak, en küçük görevlilerin bile darbenin başı gibi davrandığın görmüştük. Darbecilerin bundan haberleri bile yoktu?!Yapılan haksızlıkları ve kanunsuzlukları,Konsey Üyesi Nurettin Ersine anlatan Zonguldaklı bir vatandaş,”YALAN SÖYLEYEK İFTİRA ETME,ANAYASAYI DEĞİŞTİRDİK,HER ŞEYİ DE DÜZENE SOKTUK!”Azarı ile kovulmuştu.Bizim komutanlar,Anayasayı değiştirmek ve yasaları yapmakla her şeyin düzeleceği inancındaydılar;bu inanç Tanzimattan beri süregelmekteydi.Alt tarafın uygulamalarına bakan da yoktu,Mustafa Kemal’den başka.Sobası gürül,gürül yanan Harp Okulu komutanı tüm sınıfların sobalarının da yandığını sanmaktaydı?!Rumeli’nde eşek ve inekle çift süren köylünün öyküsünü bilen de yoktu.Türk toplumu,ata benzemektedir,at nasıl binicisine göre kişnerse;Türk toplumu da yöneticine göre davranmaktadır:Mustafa Kemal yönetirse şaha kalkar,

Dağları devirir,Recep Tayyip Erdoğan yönetirse,Bayrağımıza ve kendisine düşman Ettirilir!1946 senesindeydi;bir adamın 300 koyunu,Kösem koyuna uyarak, bir uçurumdan atlayarak ölmüştü de Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun çıkartarak adamın zararını Hazinemize ödetmişti.Acaba bu hasletimizi nereden ve nasıl kazandık?!Müslüman olalım derken,Araplaştırıldık ve Arabın aşağılık hasletlerine de sahip olduk.”ZALİM OLSA DA ULULEMRE İTAAT ET!”Batı,büyük filozofların uyarısına uyarak,ulusallaştığı gibi,zalim yöneticilerin de boyunlarını vurmuştu.”Osmanlı erkeklerinin cepkenlerinin yakasız olması,kafaları kesilirken zalimin işini zora sokmamak içindi!” Der bir batılı filozof.Bizim komutanlarımızın politika ve ekonomik bilgileri yoktur.iyi niyetle hareket etmektedirler,yani çok ta saftırlar.Platon’un-MÖ.447-329/ Devlet adlı eserini,ilk defa Kuleli Asker Lisesinin ikinci sınıfında okumuştum ve bugüne kadar da Sekiz defa okudum.Orgeneral Kenan Evren,1981 tarihinde ve Antalya’da,elinde Devlet adlı kitapla televizyona çıkmıştı.Özal’a rest çekerek İstifa eden Genelkurmay Başkanlarımızdan Emekli Orgeneral Rahmetli Necip  Torumtay,Mavi sitedeki yazlık evinde, sürekli kitap okur ve,”bu cehaletle nasıl Genelkurmay başkanlığını yönetmişim?!Diye itirafta bulunurmuş.Komşusu Emekli Kurmay Albay Necdet Elkır,bu itirafa çok şaşırdığını anlatmaktadır.Evini soyanı yakalayacağımıza Nasrettin Hocayı suçlamakla nereye varırız.Pencereni kapatsaydın,kapını dayaklasaydın,uyumasaydın,hırsızın geleceğini hesaplasaydın?O kadar da çok ve çeşitli eşya almasaydın?!Biz zamanlar,Zonguldak—Kozlu’da bir jandarma taburu vardı.Bölük komutanlarından Rahmetli j.Üstteğmeni Kemal Bozkurt’un da terzilikten anlayan Fikri adlı bir hizmeteri vardı.12 Eylül’den önce;Terzi Fikri binlerce silahlı militanı ile Ünye’ye egemen olmuş.Çatışmalar,Ünye—Çorum—Kahramanmaraş—İskenderun çizgisi üzerinde şiddetlendi ve yoğunlaştı. Emekli Oramiral Bülent Ulusu’nun deyimi ile “sınır muharebeleri verilmekteydi!!?Jandarma Albayı Rahmetli Mehmet Ayhan,Çorum Ulu caminin köşesinden ateş eden birisine neden ateş ettiğini sorduğunda:”Komutanım,Ulu camiyi yıkmışlar,neden ateş etmeyeyim?!Yanıtını almış.Aynı olay,aynı soru ve aynı yanıt Kahramanmaraş Ulu camisinin köşesinden ateş edenden de alınmış.İkinci Ordumuz,Balıkesir’den Konya’ya nakledilmişti.Alelacele neden Malatya’ya nakledildi?!Uzunyayla kuşağı düşerse,Anadolu’muzu savunmak mümkün olmaz da ondan?Sovyetler birliği henüz dağılmamıştı.Sovyetlerin Dağlık Doğu Anadolu için lastik tekerlekli tanklar ürettiği öğrenilmişti.İzmir’de Tariş’in dokuma fabrikası tahrip edilerek şişleri silah olarak alınmıştı.Soma’da ve Seydişehir Aliminyüm fabrikasında durum aynıydı.Fabrikalarımızda çalışmakta olan Çek mühendisler:”Eyvah!Çekoslovakya da böyle yıkılmıştı!”Diyerek alenen ağlamaktaydılar. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN elinde, idareye el konulduğunda ülkemizin nasıl yönetileceğine dair bir talimatname bile yoktu. Amerika Birleşik Devletleri, işgal ettikleri ülkeleri, kendi adamları ile değilde, o ülkeden seçtikleri adamlarla yönetmekteydiler. Ben, Zonguldak’ta bu sistemi uyguladım. Her dairede oluşan olayları o daireden çok önceden seçtiğim o dairedeki görevliye incelettirdim. Tüm ülkemizde, askerler tarafından, ortak bir kurala bağlanmaksızın,  alaminüt ve terörü önlemeye yönelik soruşturmalar resen yapıldı. İncelemeyi bizzat yapan asker, itham eden aynı asker,karar veren de aynı asker.Kuran mantığı.İtham et,karar ver ve kanıtı da içinde ara?!Türk Silahlı Kuvvetleri;TERÖRÜ VE BÖLÜNMEYİ ÖNLEMEK,KARDEŞ KANI AKITILMASINA DUR DEMEK,SİYASİ PARTİLERİN DAYATMASINI ORTADAN KALDIRMAK,SULH ORTAMI YARATACAK MEVZUATI HAZIRLAYARAK DEMOKRASİYE DÖNÜŞÜ SAĞLAMAK AMACINDAYDI.Konsey Üyelerinin ve üst rütbeli komutanlarımızın hiç birisi de Ekonomist değillerdi.Askerliğin dışında da,diğer silahlı kuvvetlerde olduğu gibi,bir dal üzerinde ihtisasları da yoktu.Atatürkçülükleri de statikleşmiş,öykücülüğe dönmüştü?!Yeni fikirlere de açık değillerdi, kışla kapısı gibi yeni fikirlere kapalıydılar.İhtisas isteyen konularda, bürokratlara muhtaçtılar.İşte teklemeler burada başlamış oldu. Her şeyi askerden bekleyen Bizim masa başı Entellerimiz, vay şunu neden böyle yapmadınız, vay şöyle yapabilirdiniz saldırısına hazırdılar. Başlık parası vererek, evin büyük oğluna alınan geline sıra ile yapışmaya başladıklarında, sırası gelen evin babası:”Sızlanma da yat,  askerde daha üç oğlum var!”Demiş.                                                                                

          “Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay'ın “Hoşana’nın Son Sözü” adlı kitabı çıktı. Kitapta 12 Eylül darbesinden 6 gün sonra, 18 Eylül 1980 tarihinde Oral Çalışlar'ın Kenan Evren'e yazdığı bir mektup da yer alıyor:

O dönemde Aydınlık gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Oral Çalışlar’ın darbe yönetiminin yayın durdurma kararının kaldırılması için Kenan Evren’e gönderdiği mektupta şu ifadeler yer alıyor:

Aydınlık Gazetesi ilk çıktığı 20 Mart 1978 tarihinden bu Yana yayınını şu ilkeleri temel alarak sürdürmüştür;

1-Özellikle Sovyetler Birliği’nden gelen dış tehdit, sızma ve yıkıcılığa karşı milli bağımsızlığı savunmak, savaş tehlikesine karşı hazırlıklı olmak, milli savunmayı güçlendirmek.

Aydınlık Gazetesi, bugüne Kadar ki yayını ve mücâdelesi ile Milli Güvenlik Konseyinin liân ettiği bu amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve, seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır. “                                                                                        27Mayıs1960 Devriminin ülkemize kazandırmış olduğu önemli kurumlar:                                                                                                                                              DÜNYANIN EN MODERN ANAYASASI?!Bunu da beğenmeyen,Türk Toplumuna bol geldi diyenler neden utanmazlar?!

·         Anayasa Mahkemesi: 22 Nisan 1962'de Anayasa Mahkemesi Kanunu kabul edilmiş ve 20 Aralık'ta çalışmalarına başlamıştır. Kurucu Meclis; yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemek üzere bir Anayasa Mahkemesi kurulmasına karar verdi.

·         Yüksek Hâkimler Kurulu,

·         Devlet Planlama Teşkilatı,


·         Cumhuriyet Senatosu,



·         Milli Prodüktivite Merkezi,

·         Hürriyet ve Anayasa Bayramı.İzin almaksızın her türlü gösteri ve tepki?! Anayasa,25/26 MADDELERİ.

OLAĞANÜSTÜ HAL KANUNU

 

          Kanun Numarası: 2935

          Kabul Tarihi: 25/10/1983

         göstermek hakkı?! Yayımlandığı R.Gazete: Tarih: 27/10/1983 Sayı: 18204

          Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5 Cilt: 22 Sayfa: 815

Bu Kanun ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren

yönetmelik için, "Yönetmelikler Külliyatı" nın kanunlara göre

Düzenlenen nümerik fihristine bakınız.

Bu Kanunun yürürlükte olmayan hükümleri için bakınız, "Yürürlükteki bazı kanunların mülga hükümleri Külliyatı”nın kanunlara göre düzenlenen nümerik fihristine

Cilt: 2, Sayfa: 1335.

 

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

                           Amaç:

             Madde 1 – Bu Kanunun amacı,

             a) Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım,

             b) Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması,

             Durumlarında olağanüstü hal ilan edilmesi ve usulleriyle olağanüstü hallerde uygulanacak hükümleri belirlemektir.

             Kapsam:

             Madde 2 – Bu Kanun; olağanüstü hal ilanına tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde ilan edilen olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile olağanüstü hallerin her türü için ayrı ayrı geçerli olmak üzere, temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağına, halin gerektirdiği tedbirlerin nasıl ve ne suretle alınacağına, kamu hizmeti görevlilerine ne gibi yetkiler verileceğine, görevlilerin durumlarında ne gibi değişiklikler yapılacağına ve olağanüstü yönetim usullerine ilişkin hükümleri kapsar.

             Olağanüstü halin ilanı:

             Madde 3 – Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu:

             a) Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinden birinin veya birden fazlasının görülmesi durumunda,

             b) Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü de aldıktan sonra;

             Yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.

             Olağanüstü hal kararı Resmi Gazete'de yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir. Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.

            

 Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince ilanından sonra; süreyi uzatmaya, kapsamını değiştirmeye veya olağanüstü hali kaldırmaya ilişkin hususlarda da karar almadan önce Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü alır.

             Olağanüstü hal kararının hangi sebeplerle alındığı, bölgesi ve süresi, Türkiye radyo ve televizyonuyla ve Bakanlar Kurulunca gerekli görülen hallerde diğer araçlarla ilan edilir.

             Kanun hükmünde kararname:

             Madde 4 – Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda Anayasanın 91 inci maddesindeki kısıtlamalara ve usule bağlı olmaksızın, kanun hükmünde kararnamemeler çıkarabilir. Bu kararnameler Resmi Gazete'de yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.

İKİNCİ KISIM

Yükümlülükler ve Alınacak Tedbirler

BİRİNCİ BÖLÜM

Tabii Afet ve Tehlikeli Salgın Hastalıklarda Yükümlülükler ve

Alınacak Tedbir.

             “HERKESIN BUGÜN AÇIKCA BILDIGI BIR KONUDUR BU. BU BİR KÖTÜLÜK DEĞİL MİDİR?

 BÖYLE BÜYÜK BIR DARBE YAPMADAN  BIR OLAGANUSTÜ HAL ILAN EDILEREK ÜLKEMIZI AMERIKA'NIN YARATTIGI KENDILERINE SAGCI VE SOLCU DIYEN TERÖRIST VEYA ANARSISTLERDEN TEMIZLEMEK VARKEN DARBE YAPARAK ÜLKENIN  ALTINI  USTUNE GETIREREK SON DERECE GEREKSIZ BIR DARBE  YAPTIGINDAN DA  BAHSETMEMISSINIZ.

BU DARBENIN AÇTIGI YOLLARIN  BIZI OZAL'IN VE ARKASINDAN TAYYIP 'IN ELINE DUSURDUGUNDEN VE ULKENIN YAVAS ,YAVAS KÖKTENDİNCİ ANLAYISIN ELINE DÜSTÜĞUNDEN DE BAHSETMEMİSSİNİZ…”Olağanüstü Hal Kanunu ,25 Ekim 1983 tarihinde kabul edildi.Türk silahlı Kuvvetleri Yönetime 12 Eylül 1980’de el koydu?!Saygılarımla.kişilerin hatalarını kuruma mal etmek Türk Aydınının!Tek savunma ve itham yoludur’?

 

İzleyiciler

Blog Arşivi