21 Şubat 2015 Cumartesi

2006/YİNE YANILDINIZ RECEP BEY!



             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;22 Şubat 2015.

                   YİNE YANLIŞ SAYIN RECEP BEY!?

         “Başkanlık sistemi liderlik sistemidir.Bizim kadim geleneğimiz Başkanlık sistemidir!?Başkanlık Sevdalımız Bay Recep Beyimiz?!

         BİZİM KADİM GELENEĞİMİDİR!”Bu cümleye takıldım ve kalakaldım!”Bizim!”Türk’ü ve Türklüğü inkâr ettiğine göre;hangi ulusun kadim tarihi  olabilir?! Kadim=”Başlangıcını bilen olmaya!”Mecelle/Mecelle’i Ahkâm’ı Adliye/Osmanlının Karman-Çorman Medeni Kanunu. Sayın Başkanlık Sevdalımız, bu beyanı ile Türk tarihini ve Orhon Yazıtlarını da bilmediğini ortaya koymuştur. Bilge Tonyukuk,Bilge kağanın Başveziridir ve her Türk devletinde olduğu gibi  en büyük karar organı Kamutay da  vardır!?Kararnameler Kağanın ve Eşinin ortak imzaları ile yayınlanır.Büyük Türk Hükümdarı Temur/Aksak Timur/Kamutayının kararı ile Osmanlıya savaş açmıştır.

         TEK ADAM=ONBAŞI ADOLF HİTLER VE

             JOZEF STALİN=RECEP TAYYİP ERDOĞAN, ULUSLARININ DA

                       SONU YIKINTI VE HÜSRAN!

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZDA, Mustafa Kemal’in yapmış olduğu ilk iş, tüm karşı çıkmalara ve itirazlara karşın TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’Nİ KURMAK OLMUŞTUR.”Paşam, siz bu Meclisle bu savaşı kazanamazsınız!”Deyenlere de:”Hayır, ben bu Meclisle bu savaşı kazanacağım!”Yanıtını vermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi bu inancın ve mantığın eseri olarak Türkiye Cumhuriyetini yaratmıştır. Bay Erdoğan’dan nefret etmemizin nedeni de tek adam, tek erk dayatması yüzündendir. Bay Kemal Dersimli,”ikinci bir adaya izin vermem!”Buyurmaktadır.20 milletvekili yeni bir aday gösterirse onları Recep vari tutuklatacak mıdır? Ne demek” izin vermem!”Onbaşı Adolf Hitler misin Sayın Bayım?

Ortaasyayı gezen Arap Gezginlerini okumayanlara sözüm yok! Bir Oğuz aşiretinde, Kamutay toplanarak aşireti ilgilendiren bir konuda oybirliği ile karar almışlar. Akşam aşiretin sürülerini gütmekten dönen Çobana da ol kararı tefhim ettiklerinde Ol Çoban ayağa fırlayarak:”Beni adam yerine koyarak, aşiretin sürüsünü bana emanet ettiniz. Şimdi de adamdan saymayarak bensiz Kamutayı toplayarak karar aldınız. Bu eyleminizi ve noksan olarak topladığınız Kamutayın kararını da kabul etmiyorum!”Der. Kamutayın eski kararı iptal edilerek, KAMUTAY ÇOBANIN DA İŞTİRAKI İLE YENİDEN TOPLANARAK TARTIŞMAYA AÇILIR VE YENİ KARAR ALINIR!

Bu durumu gören Arap gezgin şaşırır ve: Türklerde Çobanın bile aşiret Beyi gibi söz hakkı vardır!”Der. Y-CHP Başkanı Kemal Beyimiz bu Arap gezginin durumuna düştüğünün farkında bile değildir.

1865 yılında, Güneyli bir Deli Aktör tarafından TİYATRODA TABANCA İLE VURULARAK ÖLDÜRÜLEN Abraham Linkolyn, ÇOK RENKLİ BİR KİŞİLİĞE SAHİPTİ. Amerika Başkanlık sisteminde, Bakanlar Başkanın sekreteri durumundadır. İç Savaş sırasında, çok önemli bir konu tartışmaya açılır. Yedi bakan Olumsuz olarak HAYIR! Oyu verir. Başkan EVET! Olumlu oyu verir ve Yazmana:”Yaz Beyim, Hayırlar Yedi, Evetler Bir. Evetler kazanmıştır!”USA, BU ÖRNEKLE BAY EKMELETTİNİ EMRETMİŞ OLAMAZ MI? Ekmelettin Beye değil de, Ekmelettin Beyin seçilme yöntemine şiddetle ve nefretle karşıyım.”

“Nizamülmülk, 21 Zilkade 408/10 Nisan 1018 yılında İran'ın, Horasan'da Tus şehrinde doğmuştur. Bu dönemde bu şehir Gazne Devleti idaresinde bulunmaktaydı. İlk devlet görevini Gazneliler sultanları için yapmıştır. Devlet işleriyle ilk olarak Gazne Devleti'nin Horasan valisinin yanında çalışarak başlayıp 1059'da Gazneliler Horasan valisi olmuştur. 1063'den itibaren Selçuklular devletinde Alparslan'ın Belh valisinin yanında devam etti. 1064 yılında Büyük Selçuklu Devleti'ne vezir olarak atandı. Alp Arslan (hüküm süresi 1063-1072) ve Melikşah (hüküm süresi 1072-1092) hükümdarlık dönemlerinde bu önemli vezirlik görevinde bulunmuştur. Memleketin nizamlarının kurucusu anlamında olan Nizamülmülk ismi Abbasi Halifesi Kâim bi Emrillah tarafından verildi. 1092 yılında bir derviş tarafından öldürülmüştür.”

         1877/1878 Osmanlı-Rus Savaşında, İkinci Abdülhamit, Yıldız sarayından telgrafla savaşı yönettiği için Çarlık Rus ordusu Yeşilköy’e kadar gelmiş, Başkomutanları da Beylerbeyi sarayı iskelesine çarın filamanını diktirtmiştir. Rus topçusu Tuna nehrindeki en yeni Osmanlı savaş gemisine ateş açtığında, sahile bir filika ile indirilen bir Osmanlı subayı, en yakın telgraf merkezinden saraya telgraf çekerek ateş etme izni istemeye gönderilmiş, ol subay sahile çıkmadan isabet alan savaş gemisi de içindekilerle beraber tuna nehrine gömülmüştür. Muharrem Kararnamesi ile Osmanlı Devleti iflasını ilan etmişti.1881.Osmanlı Devletinin en önemli gelir kaynaklarına Düyun’u Umumiye el koymuştu. İstanbul gümrüğünün bir haftalık geliri olan Onyedibin altın, Yıldız sarayının masrafları için kullanılmaktaydı. Sarayda, her gün 300/Üç yüz/horoz kesilirdi; bu horozların billurlarından/taşaklarından/Padişah’ı Zişan için Özel yemek yapılırdı. Bunu fasulye yemeği sanan İkinci Wilhelm, Mengenli Aşçı Hakkı Efendiyi sarayına alarak bu yemeği kendisi için yapmasını istediğin de şu yanıtı almıştı:”Senin gücün bu yemeğin yapılmasına yetmez, Senin sarayında günde üç horoz kesilmekteymiş! Bunlardan altı Billur çıkar. Benim padişahımın sarayında günde Üçyüz horoz kesilir, bunlardan çıkan altı yüz horoz taşağı ile senin iri fasulye sandığın o yemek yapılır!”Sayın Tayyip Beyimiz, Senin ne istediğini biz çok iyi biliyoruz. Bir kere içtiğin  tüm yeminlerden döndün,”YEMİNİNDEN DÖNMEK CEHENNEME DİREK!”Bu atasözümüzü unutma.!

 

 

 

 

 

 

 

                  

 

18 Şubat 2015 Çarşamba

2005/İSLAMIN MİRAS HUKUK!



              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com

TV. İZMİR;17 Şubat 2015.

         Zonguldak’ta yayınlanan UYANIŞ adlı gazetede yayımlanan yazılarım ilgi ile izleniyordu. Bir Avukat arkadaşım, Yazılarım üzerine konuşmak için yazıhanesine davet etmişti. Bu sırada, Çaycuma ilçe merkezinden Yaşlı bir Karı-Koca, yazıhaneye geldiler. Kocanın kardeşleriyle miras kavgası varmış! Bu konuda açılacak dava için gerekli evrakları Avukatın masasına koyan Adam:”Avukat Bey, Dört kardeşiz, kardeşlerimin Dördüne de dava aç! Dedi. Teferruatlı nüfus suretini inceleyen Avukat:”Siz, İkisi kadın, Dördü de erkek, Altı kardeşsiniz?! Deyince,ol adem,yerinden zıplayarak:”Kadınlar,insan mı?Sen,Allahın  kitabında yazdığı gibi taksim davası açacaksın”?!Dedi.  

Avukat Bey, sakince sordu:”Eşinizin miras derdi var mıdır?”

        “Efendim; onun erkek kardeşleri,”Mirası eşit olarak taksim ettiler!”Deyince; Avukat Bey, elindeki evrakları Ol herifin suratına fırlatarak:”Hemen burayı terk et; burada Türk Miras Hukuku uygulanır!”Diye bağırdı. Adam, karısından önce odayı terk ettiğin de bendeniz ayağa kalkarak:”Ben, bu tehlikeyi kimselere anlatamıyorum. UYANIŞ, Nurculuk üzerine çok emek vererek yazdığım yazıyı, yayından kaldırdı. Bu aymazlıkla çağdaş ömrüm, iş bu yazımı sizlere iletmeyi uygun buldum.”Bölük, Bölük bölen bizden değildir!”Hadis. Mirasçıların,mirastaki  haklarının cinslerine göre dağıtılması kabul edilemez?!Ostüzü.

        ASABE:Bir dini yayından?!
             “Baba tarafından akbaba, hısım. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisse (pay) takdîr edip bildirdiği vârislerden (Eshâb-ı ferâizden) sonra gelen ve belli bir payı olmayıp artan malı almaya hak kazanan, ölene erkek vasıtasıyla bağlanan erkek akraba veya bazı durumlarda bunlar gibi vâris olan kadınlar.
Hak sâhiplerine paylarını veriniz. Arta kalan asabeye aittir. (Hadîs-i şerif-Buhârî)
Kendileri Eshâb-ı ferâizden iken erkek kardeşleri ile beraber bulunduklarında asabe olan kadınlar şunlardır: Kızlar, oğlun kızları, ana baba bir kız kardeşler ve baba bir kız kardeşler. Oğul en kuvvetli asabe olup, oğul bulunduğu zaman, diğer asabelerin hiç biri asabe olmaz. (Mevkûfât
)

        Kaynak: TÜRK HUKUK TARİHİ, Profesör Dr. Coşkun ÜÇOK-Profesör Dr. Ahmet MUMCU.

                    İSLAMIN  MİRAS HUKUKU?!

         İslami Miras Hukuku, Arap Kültürünün ve Arap Geleneğinin Tanrı adına formatlanarak;Kadın-Erkek eşitsizliğinin ve haksızlığının ebedileştirilmesidir!?Ostüzü.

Okuyunuz da; Mustafa Kemal Atatürk,  nereden nereye getirmiş, aklınız ve vicdanınız varsa anlayınız! Yoksa Arabın çöllerinde sürünür, sömürülür durursunuz!                                                                    “Kur’anı Kerim’in 4’üncü Nisa Suresi,(7.12.14.33.175’inci ayetler.)Dinci geçinerek Kuranı iyi bildiğini sananlara bu konuda sormuş olduğum sorular, hep boynu bükük yanıtsız kaldılar. Sonunda da birisi, sakallarına kadar kızararak, ıkıla ve  sıkıla bu konuda bir yazı yazmamı irica etti?!Ayetleri vereyim dediğimde de:”Siz yazarsanız daha iyi olur!”Uzun boylu yazıyı uzatmadan,konuya hemen giriyorum:

         Murisin/Miras bırakanın/ 1-Cenaze giderleri,2-Borçları,3-Vasiyetleri Terekeden çıkarıldıktan sonra düşergeleri Varislerine/Mirasçılarına/ verilir. Miras Hukukumuza tamamen ters bir biçimde Üç çeşit Mirasçılar gruplandırması vardır:

         1-Eshab-ül Feraiz(Zevu’l Feraiz),

         2-Asebe,

         3-Zevu’l-Erham.

         1-Eshab’ül Feraiz(Zevu’l Feraiz).Murisin terekesinden, Kur’anı Kerime göre belli olan düşelgeleri almaya hakkı olan mirasçılara denir.Maide4/11.12.175’inci Ayetler.

         1-Kız çocuklar,

         2-Ana,

         3-Baba,

4-erkek kardeş,

5-Kız kardeş,

6-Karı,

7-Koca,

8-1’etanınan hak, Oğlun kızına, sonra.

9-3’e tanınan hak, Büyük babaya, sonra.

10-2’ye tanınan hak, Büyük anaya, sonra.

Daha sonra erkek kardeşler:

11-Ana bir baba ayrı erkek kardeş,

12-Baba bir ayrı erkek kardeş.

a-Baba: Terekenin 1/6’sını alır. Murisin erkek yanından erkek geleni yoksa o zaman Eshab’ül Feraiz’den artanı da gene baba Asebe’den olması nedeniyle alır.

b-Erkek yanından erkek ata, Murisin babası, babasının babasının, babasının, babasının babası gibi. Baba yoksa bunlar da terekeden düşerge alırlar. Baba varsa mirasa giremezler.

c-Ana bir erkek kardeş: Bunlar Murisin babası, erkek yanından erkek atası, çocukları ya da oğlunun çocukları varsa bir şey alamazlar. Bunlar yoksa 1/6 pay alırlar. Birden fazlaysalar1/3 pay alırlar. Ana bir bacıları ile birlikteyseler yine terekenin 1/3’ü aralarında paylaştırılır.

ç-Koca: Murisin çocukları ya da oğlunun çocukları yoksa terekenin 1/2’sinialırlar.Bunlardan birisi varsa terekenin 1/4'ünü alırlar.

d-Karı: Murisin çocukları ya da oğlunun çocukları yoksa terekenin1/4’ünü alırlar. Bunlardan birisi varsa terekenin 1/8’ini alırlar. Birden çok karı varsa bu düşelgeyi aralarında pay ederler.

e-Kız çocukları: Murisin yalınız bir kızı varsa terekenin 1/2’sini alır. Murisin birden fazla kızı varsa, bunlar terekenin 2/3’ünü alırlar. Kız çocukları oğlan çocukları ile bir iseler, Asebe’den sayılırlar ve oğlanlara düşenin yarısı kadar pay alırlar. YANİ İKİ DÜŞERGE OĞLAN ÇOCUĞUNA BİR DÜŞERGE DE KIZ ÇOCUĞUNA VERİLİR.

         f-Oğlun Kızı: Ya da oğlun, oğlunun kızı ve böylece. Murisin oğlu ve kızı yoksa oğlunun kızı terekenin 1/2’sini alır. Birden artık oğlun kızı varsa, bunlar birlikte terekenin 2/3’ünü alırlar. Murisin yalınız bir kızı varsa, oğlun kızı ya da kızları terekenin 1/6’sını alırlar. Oğlun oğlu işle birlikte bulunan oğlun kızları Asebe’den sayılır ve bunlara verilenlerin yarısı kadar mirastan pay alırlar. Murisin oğlu ya da iki, ya da ikiden artık kızı varsa oğlun kızı mirastan pay alamaz.

         g-Ana-Baba bir Bacı: Murisin çocukları, ya da babası ya da erkek yanından erkek atası yoksa, ana-baba bir bacılar terekenin 1/2’sini alırlar. Aynı durumda birden artık ana-baba bir bacı varsa birlikte terekenin 2/3’ünü pay olarak alırlar. Bunlar arasında baba bir erkek kardeşle birlikte iseler Asebe’den sayılırlar, erkek kardeşlerine düşergelerin yarısını alırlar. Ana-Baba bir bacılar, Murisin kızı, oğlunun kızı ya da oğlunun, oğlunun kızı ile birlikte iseler, başka kimse de yoksa Asebe’den sayılırlar ataları varsa, ana-baba bir bacıları mirastan pay alamazlar ve mirastan artanı alırlar. Murisin erkek yanından art gelenleri ya da erkek ataları varsa, ana-baba bir bacıları mirastan pay alamazlar.

         ğ-Baba bir bacılar: Murisin çocukları, babası ya da erkek yanından erkek atası ve ana-baba bir kardeşleri ya da bacıları yoksa başka bir bacı terekenin 1/2'sini alır. Aynı durumda birden artık baba bir bacı varsa terekenin 2/3 payını alırlar. Ana-Baba bir bacı ile birlikte iseler terekenin 1/6’sını alırlar. Ana-Baba bir bacılar, iki ve daha çok iseler, baba bir bacılar terekeden pay alamazlar. Bunlar, baba bir erkek kardeşlerle birlikte iseler Asabe sayılırlar ve baba bir erkek kardeşlere düşergenin yarısını alırlar. Baba bir bacılar, murisin kızı, oğlunun kızı ya da oğlunun, oğlunun kızı ile birlikte iseler ve başka da kimse yoksa gene Asebe’den sayılırlar ve artanı alırlar. Murisin erkek yanından erkek art gelenleri ya da ataları bir varsa baba bir bacılar mirastan pay alamazlar.

         h-Ana bir bacılar: Bunlar tıpkı erkek kardeşler gibi düşerge alırlar.

         i-Ana: Murisin çocukları ya da oğlunun çocukları ya da

 Oğlunun, oğlunun çocukları ya da iki ya da daha çok kardeşleri (ister ana-baba bir olsun, isterse ayrı olsun)varsa Terekenin 1/6’sını alır. Bunlar yoksa terekenin 1/3’ünü alır. Yok, eğer karı-kocadan biri ve baba varsa, önce karı ya da kocanın düşergeleri verilir, artan 1/3 pay da anaya verilir.

İ-Büyük ana: Büyük annelerin, Eshab’ül Feraiz’den sayılabilmeleri için Muris ile aralarında ya yalınız kadınlar (ananın, anasının anası)ya yalınız erkekler(babanın babasının anası gibi) bağıntı bulunmalı ya da bu sıra erkeklerden sonra bu sıra kadın bulunmalıdır.(Babanın babasının anasının anası gibi).Aradakiler değişiyorlarsa(Ananın babasının anası gibi).Bu gibi büyük analar Eshab’ülFeraiz sayılmayıp Zevu’l Erham olurlar. Büyük ana terekenin 1/6’sını alır. Murise aynı uzaklıkta birden çok büyük ana varsa terekenin 1/6’sı aralarında bölüştürülür. Ana sağ ise, büyük ana mirasa katılamaz. Baba sağ ise, baba yanından büyük analar da mirasa katılamazlar. Büyük analardan Murise daha yakın olan, hangi yandan olursa olsun, daha uzak büyük anaları mirastan yoksun bırakır.

         Eshab’ül Feraiz düşergeleri tüm terekeyi aşıyorsa, hepsinin düşergelerinden eşit olarak indirilir. Bu işleme “AVLİYYE” DENİR. Düşergeler tüm terekeden az olurda artanı alacak Asebeden kimse bulunmazsa düşergeler oranında herkesin payı arttırılır. Bu işleme de “REDDİYE” DENİR.

         2-ASEBE: Murisin erkek yönünden erkek olduklarında hısımlarıdır. E.F.Kadınlardan tek başlarına terekenin yarısını alırlar. Birden çok olduklarında terekenin 2/3’ünü alırlar. Aynı derecede ve durumda erkek mirasçılarla bir arada bulunduklarında Asebe sayılırlar, o erkeğe düşenin yarısını alırlar. Asebe mensupları da kendi aralarında dört gruba ayrılırlar. Bir gruptan birisi varken öteki gruptaki mirastan pay alamaz. Aynı grup içindeki yakın hısım uzak hısımın mirastan pay almasına engeldir. Aşağıdaki mirasçılar ölmüş olan babalarının yerine geçerek aynı derece mirasçı olamazlar,(Halefiyet prensibi yoktur!)  Asebe gruplarının biribirine üstün tutulma sırası:

         A-Birinci grup: Murisin erkek yanından erkek art gelenleri.

         B-İkinci grup: Murisin erkek yanından erkek ataları.

         C-Üçüncü grup: Murisin babasının erkek yanından erkek art gelenleri.

         Ç-Dördüncü grup: Murisin babasının, babasının erkek yanından erkek art gelenleri.

         Azatlı Köle, Asebe yoksa Erkek Efendisinin, onun Asebesi mirasçı sayılır.

         Önce Eshab’ül Feraiz artarsa, sıra ile Asebe gelir.

         3-Zeu’l ehram: Murise bir kadın aracılığı ile kan hısımı olanlar ya da bir erkek aracılığı ile kan hısımı oldukları halde, Asebe, Eshab’ül Feraiz olamayan kadınlar, mirasta üçüncü grubu oluştururlar. Asebe gibi öncelikle dört grupturlar: Bunlar, Asebe ve Zevu’l Feraizden sağ kanla eş dışında kimse yoksa mirasçı olurlar.

         A-Birinci grup: Murisin art gelenleri(kızının oğlu, oğlunun kızının kızı ya da oğlu).

         B-İkinci grup: Murisin ataları (Anasının babası, babasının anasının babası).

         C –Üçüncü grup: Murisin anasının ya da babasının art gelenleri( Erkek kardeşinin kızı ya da kardeşinin oğlu).

         Ç-Dördüncü grup: Murisin babasının ya da anasının atalarının art gelenleri(Amcasının kızı, hala, dayı).

         Asebe’de olduğu gibi, birinci gruptan biri varsa, ikinci gruptan olanlar daha yakın olsalar da mirasçı olamazlar. Burada da aynı grup içinde yakın hısım, uzak hısımı mirastan yoksun bırakır. Bununla birlikte her grup için ayrı, ayrı bölüştürme yöntemleri vardır.

         Birinci grupta aynı derecede murise yakın birkaç mirasçı varsa bunların içinde Eshab’ül –Feraiz çocuğu Eshab’ül, Feraiz çocuğu olmayana üstün tutulur. Hiç biri Eshab’ül Feraiz çocuğu değilse, erkekler iki, kızlar da bir düşerge alırlar. Ancak murisle mirasçılar arasındaki kuşakların hangisinde cins değişikse, ikili, birli bölüştürme yapılarak mirasçılara ulaşılır. Bir adamın kızının oğlunun kızı ile kızının, kızının oğlu varsa, burada kız iki düşerge, oğlan ise bir düşerge alır.

         İkinci grupta aynı derecede ede bulunan kimseler arasında ayrılık gözetilmez. Eshab’ül- Feraiz, ya da Zevu’l-Erham ile murise hısım olanlar eşit tutularak yalınız erkeklik ve kadınlıklarına göre ikili ve birli alırlar. Ancak burada da bu ikili ve birli bölüştürme, hangi kuşakta ilk cins değişikliği ile karşılaşılıyorsa orada yapılır.

         Üçüncü gruptaki Asebe çocukları, Asebe çocuğu olmayanlara üstün tutulur. Erkek kardeşin oğlunun kızı, kız kardeşin kızının oğlu ile birlikteyse, tüm mirası birincisi alır, ikincisi de mirasın dışında kalır. Hepsi Asebe çocuğu ise hangisinin atasının miras hakkı varsa mirası o alır. Ana-Baba bir erkek kardeşin oğlunun kızı mirası alır, baba bir erkek kardeşin oğlunun kızı hava alır. Hepsinin Eshab’ül, Feraiz çocuğu olması halinde de usul aynıdır.

         Dördüncü gruptaki miras taksim yöntemi de Üçüncü gruptaki gibidir: Aynı derecede murise yakın iki Zevu’l –Erham mirasçıdan erkek kardeşin kızı Asabe çocuğu olduğu için tüm terekeyi mirasçı olarak alır. Bacının oğlu Eshab’ül-Feraiz çocuğu olduğu için, mirastan hiçbir paya alamaz. Erkek kardeşinin kızının yanında bir de oğlu bulunsaydı, Bu, Asebeden olduğu için terekenin tümünü miras olarak alırdı. Bu sefer bacısı da hava alırdı.                                                 

                   3-Eshab’ül Feraiz- Zevu’l-Feraiz).

1-Kız çocukları,2-Ana-Baba,3-Erkek kardeşler,3-Kız kardeşler,4-Oğlun kızı,5-Büyük baba-Büyük anne,6-Baba bir, ana ayrı erkek kardeş,7-Ana bir, baba ayrı erkek kardeş. Bunların mirastan düşergeleri aynı mantık ve hesaplama üzerinedir.

 

 

 

                  

 

8 Şubat 2015 Pazar

1204/DEVE İLE TYAŞAKLARINI KARIŞTIRMAK!



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR,07 Şubat 2015.

                   DEVE İLE TAŞAĞINI KARIŞTIRMAK!

         Güzel Türkçemizle Güzel Kürtçemizi kucaklaştırmaya geldim!”Başvekil Bay Davutoğlu Ahmet Konyevî, Diyarbakır/Amid/!?

         Ziya Gökalp, Kürtlüğünü ararken Türklüğünü bulmuştur.23 Mart1876 Çermik-25 Ekim1924 İstanbul.Mezarı II’ inci Mahmud türbesi ,İstanbul!?Ostüzü.

         Türkçeye merak saran Belçikalı Onyedi yaşında bir Genç, Türkçemizin iki büyük lehçesini öğrendiği gibi, Yirmi üç şivesini de hatasız öğrenmişti.”Türk dili matematiksel bir yapıdadır ve en mükemmel bir dildir!”Demişti. Anadolu Lehçemizde ortaya koyduğumuz eserleri saymaya gerek görmüyorum, Çağatay Lehçesindeki eserler de ortadadır. Ali Şir Nevai, Yusuf Has Hacip, İbn’i Sina/Avicenna/Orhun ve Balasagun kitabeleri, Manas Destanı, Lügat’it Türk, Kutadkubilig, Diğer Türk Destanlarımız, Babür Şahın Anıları, Dedem Korkut Destanları, Köroğlu/Yirmi beş Türk elinde/,Keloğlan, Karacaoğlan/Altı Türk ilinde/Saymakla bitmez.Şu güzel Kürtçede ortaya konulan eserler mi?!Soygun,Cinayet,Ayaklanma…İHANET!?MEM U ZİN!

         Sayın Recep Beyimiz ve Anın Başvekili Davutoğlu Ahmet Konyevî öğrensin diyerek işbu yazıma emek verdim. Emeksiz her nimete erişenler için boş zahmet olduğunu da bilmeme karşın, emek verdim.

         Kürtçe diye özgün bir dil yoktur,büyük bir dil sefaleti vardır!?OSTÜZÜ.

         “Elli senedir Kürtçe üzerine çalışmaktayım, Kürtçe bir kelime bulamadım!”Viladimir Federovich Minorsky,(1877-1966).1954 Ankara.

         İslam Ansiklopedisinin/Leyden1912 baskısı/ Kürt maddesini, İngilizlerin verdiği bir torba altın karşılığında yazmıştır.

         Kürtlerle meskun olan her köyün Kürtçesi farklıdır.Ostüzü.

            “”Bir İngiliz bilim adamı olan MÜLLER bakınız ne söylemişti!”

         “Türkçenin bir gramer kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olmayanlar için bile bir zevktir. Türlü gramatikal şekillerin belirtilmesindeki ustalık, isim be fiil çekimindeki düzenlilik, bütün dil yapısındaki saydamlık kolayca anlaşılabilme yeteneği insan zekâsının dil aracıyla beliren üstün gücünü kavrayabilenlerde hayranlık uyandırır. Adet olarak, Türk dilindeki duygu ve düşüncenin en ince ayrıtlarını belirtebilme, ses ve şekil öğelerini baştan sona dek düzenli ve duygulu olan bir sisteme göre birbirleri ile bağdaştırıp dizileme gücü, insan zekâsının dilde gerçekleşen bir başarısı olarak belirir. Birçok dillerde bu gibi olaylar gözden perdelenmiştir. Onlar çözülmez kayalar gibi karşımızda durur. Ancak,dilcinin mikroskobuyla dil yapısındaki organik öğeler ortaya çıkarılır.Türk dilinde ise,herşey saydamdır,apaçıktır.Dilin iç ve dış yapısı billur bir arı kovanı yapısını seyrediyormuş gibi ortadadır.Türk dili,seçkin bilginler kurulunun uzun bir çalışma ve oylamasıyla yapılmış sayılacak düzgünlüktedir.Ne var ki,hiçbir kurul ,Tataristan bozkırlarında kendi kendilerine yaşayan bu insanların ,doğuştan edinilen ve yeryüzündeki benzerlerinden hiç aşağı olmayan  bir  dil duygusu kuralları ya da içgüdü ile ortaya koydukları bu dil gibi güzel bir dil yaratamazdı!”AGOP DİLAÇAR,S.G.E.S.12-13.Osman Türkoğuz,Halifelik s.49-50.”

“Kürt Dili ”V.F.Minorsky

         “Kürtlerin konuştuğu dil olan Kürtçe, Mesudi’ye göre; Farsçadan etkilenmiş Arapçadır. Ayrıca Mesudi’ye göre her Kürt aşireti farklı bir Kürtçe konuşur. [14] Şeref Han ise Mesudi’den farklı olarak Kürt topluluk ve aşiretlerini dil, gelenek ve sosyal durumlar yönünden dört büyük kısma ayırıp konuştukları dili müstakil bir dil kabul etmiştir. Şeref Han’ın ayırdığı bu dört topluluk da kendi adlarıyla anılan lehçeleri konuşurlar. Bunlar;[15]
- Kurmanci-                                                                                                                                                                
- Kelhuri

- Lori
- Gorani
Kürtlerin gelenek görenekleri, dini, dili hakkında bilgi veren Minorsky’e göre Farsça gibi Kürtçede Batı İran dillerinden olmakla birlikte, Kürtçenin menşeisinin Farsçadan ayrı olduğunu söyler. Ona göre; Farsça Güney-Batı İran dillerine mensup iken Kürtçe Kuzey-Batı İran dillerine mensuptur. Bu günkü lisanlarda birbirine yabancı unsurların bulunmasına rağmen genel olarak Kürtçenin Farsçadan tamamen ayrı bir mahiyet gösterdiğini belirtir.
[16] Minorsky; Batı İran dillerinin Kuzey-Batı ve Güney-Batı dillerinin birbirinden büyük farklarla ayrılmış olmamalarına rağmen Kürtçenin kendine has özellikleriyle bariz bir şekilde ayrılmış olduğunu dile getirir. Yazar; Kürtçe, Farsçanın yanında diğer Kuzey-Batı İran dillerinden de ayrılmış bununla beraber bizzat Kürtçenin de birbirinden oldukça farklı şiveleri var olduğunu ve Kürtçenin ekseri şiveleri Kurmanci tabiri ile anıldığını belirtir.[17]”.Evliya Çelebi, Kürtçenin Onbeş ayrı lehçesi olduğunu yazmıştı. Ostüzü.

Kürtçenin lehçeleri ALINTIDIR.MÛRAD CIWAN.ZAZALARI KÜRTLER KÜRT SAYMAZLAR!?OSTÜZÜ.

Oldukça yaygın bir alanda konuşulan Kürtçe, içinde pek çok lehçeyi barındırır. Kürtçenin lehçeleri üzerinde yazılan ve söylenenler birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Bu alanda farklı saptamalara ve içinden çıkılamaz karmaşık verilere rastlanmaktadır. çoğu kez lehçe, yöre, aşiret, din ve mezhep adları birbirine karıştırıldığı için lehçeler için her bir kaynakta başka bir isme rastlanabilmektedir. Bu yalnız araştırmacıların yapıtları açısından değil, bizzat Kürtler açısından da böyledir. Bir lehçeye o lehçeyi konuşanlar ve onların komşuları çoğu kez söz konusu yöre, aşiret, din, beylik ya da mezhebin adını vermişler ve bunun sonucunda tek bir lehçe için farklı isimler ortaya çıkmıştır. örneğin kuzey Kürtçe lehçesinin adı, Iran Kürdistanı´nda Şikakî, Irak Kürdistanı´nda Bahdînî, Türkiye Kürdis-tanı´nda bu lehçeyi konuşanlar arasında Kurmancî, Zazalar(Dımıliler) arasında Kırdasî ya da Here-weredir. Güney Kürtçesinin adı Iran Kürdistanı´nda Mukrî, Kürdistanın Türkiye ve Suriye´nin egemenliği altındaki parçalarında ve Bahdînan bölgesinde Soranîdir. Zazaca olarak bilinen lehçe, bunu konuşanlar arasında kimi yörelerde Zazakî, kimi yörelerde Dimilkî, Kirdkî, Kirmanckî ya da Se-bêdir. Hewramanîye, Goranî, Kakeî, Hewramî, Maço ya da Kurdî adlarının verildiğine kaynaklarda rastlanır.

Kürtçenin lehçeleri arasında en büyük karmaşıklık Goranî, Lurrî ve Zazakî alanındadır. Kimileri bu üçünü bir lehçe sayarak onları Kürtçenin bir lehçesi olarak görürken, kimileri de ayrı bağımsız bir dil olduklarını iddia etmişlerdir. Her üçünü Kürtçenin ayrı bir lehçesi olarak görenlerin yanılıra ikincisini(Lurrîyi) Kürtçenin dışında kabul edenler de vardır. Büyük ve Küçük Lurr diye ayrılan Lurrî´nin Büyük Lurr kesimini Kürtçe olarak görmeyip(bunlardan Büyük Lurrî´yi Farsçanın bir Lehçesi olarak görenlerin yanı sıra onu bağımsız bir dil olarak da görenler var) Küçük Lurr kesimini Kürt dilinin bir lehçesi sayanlar da vardır.

Lehçeler üzerinde yeterli araştırmaların yapılıp doğru sonuçların tüm boyutlarıyla çıkarıldığı söylenemez. Biz burada elimiz altında var olan kaynak ve belgeler çerçevesinde kimi görüşlere yer vererek gerçeğe en yakın bulduğumuz bir şemayı sunmaya çalışacağız.

Kürtçenin lehçeleri konusunda en eski kaynak Şeref Han´ın Şerefnamesi´dir. Şeref Han bu eserinde şöyle der:

"Kürt topluluk ve aşiretleri, dil, gelenek ve sosyal durumlar yönünden dört büyük kısma ayrılırlar:

Birinci kısım, Kurmanç

Ikinci kısım, Lor;

üçüncü kısım, Kelhur;

Dördüncü kısım, Goran."

Şeref Han´ın bu belirlemesini saymazsak, Kürtçenin lehçeleri üzerine araştırmalar, içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk yarısına kadar esas olarak yabancılar tarafından yapılmıştır. Bu konuda tek istisna Mela Mehmûdê Ba-yezîdî´nin çarlık Rusyası´nın Erzurum konsolosu Aleksander Jaba için 1858´de hazırladığı ve Hekarî şivesi ile Rewendî şivesinin karşılaştırmalı bir sözlüğünü içeren broşürdür. Mela Mehmûdê Bayezîdî bu broşürün girişinde dilbilgisi kuralları bakımından bazı noktalara değinmeden önce Kürt dilinin de bölgesel ve aşiretsel farklılıklardan dolayı farklı lehçelere sahip olduğunu belirterek, " mesela, Van, Muş, Bayezid, Kars ahalisinin ve Iran ve Rusya´ya bağlı Kurmancların konuştukları dil ile Botan, Hekariyan, Hemedan, Simtî(?), Diyarbekir, Musul, ta Bağdat sınırına varıncaya dek (ki Süleymaniye, Şehrizur yöreleri ile Zerza, Mukrî, Bebe ve Bilbas taifelerinden oluşur) olan ahalinin konuştuklar dil arasında farklılıklar vardır." Mela Mehmûdê Bayezîdî bu çalışmada, Kürtçeyi Kurmancî olarak adlandırmakta, lehçe olarak da Botan, Hekarî ve Rewendî adlarına değinmekte, karşılaştırmalı sözlüğünü de Hekarî ve Rewendî şiveleri açısından vermektedir.

1836-1837 yıllarında Kürt dili ve etnografyası hakkında bir kaç makale yayınlayan G. Givrinli, Kürt dilini Yukarı ve Aşağı Kürtçe diye ikiye ayırmıştır. Yukarı Kürtçeyi, Mukrî, Hekarî, Şukakî ve Bayezîdî diye ayıran Givrinli Aşağı Kürtçeyi de Lurr, Gelhurr, Lekî ve Goranî diye ayırmıştır. Peter Lerch ise Forschungen über die Kurden und die iranischen Nordch”ldaer, Petersburg, 1857-1958 adlı çalışmasında Kürt dilini, Zaza, Kurmancî, Kelhurî, Gûranî ve Lurî diye beş lehçeye ayırır.

Kürt dili üzerine araştırma yapanlardan Oskar Mann Kürtçeyi, Batı, Doğu ve Güney Kürtçesi olmak üzere üçe ayırır. Zazacayı Goranca´nın bir lehçesi sayan Oskar Mann, Gorancayı da Kürt dilinin dışında sayar. Oskar Mann´dan sonra gelen yabancı kimi dilciler, Kürt dilinin lehçeleri üzerinde ayrıntılı yeni araştırmalar yapmaktan çok bizzat Oskar Mann´ın çalışmalarına dayanarak onun görüşlerini tekrarlamışlardır. örneğin, Oskar Mann´ın 1907 yılında yayınlanan Kurdish Persich Forschungen Mundarten Gûran besonders, Kandulai, Auramani und Badschalani adlı Goranca üzerindeki çalışmasını gözden geçirdikten, bazı açıklamalar ekleyip dipnotlarla da kimi konuları aydınlattıktan sonra yeniden yayınlayan Karl Hadank bunlardan biridir. 

Gorancayı bağımsız bir dil olarak kabul eden Dr. Mac Kenzie, 1961 yılında Dil Derneği´nin yayınlanan yıllık raporunda yeralan "Kürt Dilinin Kökeni" adlı makalesinde, Kürtçeyi bile Orta Farsçanın lehçelerinden biri, The Dialect of Auraman(Hawramani-Luhon) adlı çalışmasında ise Hawramancayı, Kürtçe değil, Eski Farsçanın bir lehçesi saymıştır. Kürt dilini de iki lehçeye ayıran Dr. Mac Kenzie, bunları Yukarı Kurmancca ve Aşağı Kurmancca diye adlandırmış, aşağı Kurmanccaya Süleymaniye, Hevlêr(Erbil), Rewandiz ve Xoşnaw yörelerinde konuşulan Kürtçeyi dahil ederek Süleymaniye ağzını bunların temeli saymıştır. Akre ve Surçi ağızlarını da, Akre, Surçi, Amediye, Yukarı Berwar, Gullî, Zaxo va Şêxan yörelerinde konuşulan Kürtçenin esası olarak kabul etmiştir.

E. B. Soane, Grammar of Kurmanji or Kurdish Language, (London, Luzak and Company, 1913) adlı eserinde Kürt dilini üç lehçeye ayırarak ilk ikisine Kürtçenin temel lehçeleri demiştir. Soane´nin ayırımı şöyledir:

a)Yukarı Kurmancca

b) Aşağı Kurmancca

c) Lurce, Zazaca, ve birbirlerine yakın olmalarına rağmen Hewramî ile Goranca.

Türk sosyologu Diyarbakır´lı Ziya Gökalp, aşiretleri iskan etme projesinde yararlanmak üzere Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin istemi üzerine 1922´de hazırladığı, 1975´te Komal Yayınevi, 1992´de de Sosyal Yayınları tarafından Türkiye´de yayınlanan Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı eserinde, Kürtleri Kurmanc, Zaza, Soran, Gûran(Goran) ve Lur olmak üzere beş kavme ayırmakta, henüz tahkik etmediğini söylemekle beraber, Gûran ve Zaza lisanlarının birbirlerine yakın olduğunu yazmaktadır. Aynı raporunun ilk değerlendirmesinde, Bahtiyari lisanının Sorancaya, Kalhur lisanının Gûrancaya ilhakını mümkün gören Ziya Gökalp sonradan bunu tashih ederek "Bahtiyari lisanının Lurcaya, Kalhur lisanının Sorancaya mensup olduğu Şerefname´nin şahadetiyle anlaşılıyor" diye yazmaktadır. Ilk çalışmasında"Gûran, Bahtiyari, Kalhur lisanlarını ayırırsak elimizde istiklalleri malûm olmak üzere dört lisan kalır: Kurmanc, Zaza, Soran, Lur" diyen Ziya Gökalp sonraki tashih yazısında "Gûranca, Zazaca, Dünbüli lisanları aynı lisanın isimleri olduğu gibi, Kalhur, Baban, Soran isimleri de aynı lisanın muhtelif adlarından ibarettir. Bahtiyarî ve Lûr isimleri de yine aynı lisanı gösterir. Isimlerdeki bu taadüdün sebebi Kürt kavimlerinin muayyen isimlerinin olmamasındandır... O halde Kürtlerin bir kavim olmayıp dört kavim oldukları ve binaenaleyh Kürtçenin de birbirlerinin mensupları tarafından katiyen anlaşılmayan dört muhtelif lisana alem olduğu anlaşılıyor. Bu dört lisan şunlardır: Kurmanc lisanı, Zaza lisanı(Gûranca, Dünbüli), Soran lisanı(Baban, Kalhur), Lûr lisanı(Bahtiyarî, Fîlî[Fêlî], Lek)" sonucuna varmaktadır.

Ziya Gökalp, söz konusu çalışmasında, "Bu dört lisanın sahipleri birbirlerinin dillerini anlamazlar. Sarf, nahiv, lûgat itibariyle aralarında büyük farklar vardır. Binaenaleyh aradaki farklar lehçe farkları değil, lisan farklarıdır. Bu dört dilin her biri, lisaniyat itibariyle müstakil bir lisandır. Her biri müteaddit lehçelerden de mürekkeptir.

Bununla beraber bu dört lisan birbirine tamamıyla yabancı da değildir. Hepsi ´Kürdî-i Kadim´ namı verilebilen eski bir Kürtçenin müştaklarıdır. Neo-Latin lisanlariyle Latince arasında ne gibi rabıtalar varsa, Kürdî-i Kadim ile bu yeni Kürtçeler arasında da o rabıtalar vardır" diye yazmaktadır. 

Araştırmaları esas olarak Kurmanc aşiretiyle ilgili olan Ziya Gökalp Kurmanccanın "Lehçeleri”ne de değinmektedir:"Kurmanc lisanının kaç lehçeye ayrıldığı henüz ilmi bir tetkikle meydana çıkarılmamıştır. Yalnız Ahmed-i Hani “Mem û Zin” adlı kitabında kullandığı lehçelerden bahsederken aşağıdaki beyitte üç lehçenin isimlerini sayıyor.

Bohtî û Mehmedî û Silîvî

Hin la´l û hinik ji zêr û zîvî

Manası: [Kullandığım kelimeler] Bohtî, Mehmedî, Silîvî lehçelerine mensuptur. Bazısı la´l, bazısı altın, bazısı da gümüştür." Buradan hareketle Ziya Gökalp de Kurmanccayı Bohtî, Mehmedî ve Silîvî diye üçe ayırarak bu lehçelerin konuşulduğu yöreleri ve konuşan aşiretleri saymaktadır. 

Kürt bilgini Tewfîq Wehbî, Kürt dilinin lehçeleri konusunda Soane ile aynı görüşleri paylaşmaktadır.

Tanınmış yazar Alaeddîn Seccadî, Destûr û Ferhengî Zimanî Kurdî, Erebî û Farisî adlı eserinde "Kürt dilinde iki büyük lehçe bulunur" diye belirttikten sonra şöyle der:" Bugün ´Bahdînan´ lehçesi denen ´Botan´ lehçesi. Türkiye ve Suriye Kürtleri ile Musul ilçelerinin Kürtleri bu lehçeyle konuşurlar. Ikinci olarak da bugün ´Soran´ lehçesi denen ´Mukri´ lehçesi ki diğer Kürtler yani Irak´ın kuzeydoğusu ve doğusu ile Ardelan ve Mükriyan Kürtleri bu lehçeyi konuşurlar."

Kürt dili ve edebiyatı üzerine değerli çalışmaları olan Dr. Kemal Fuad, Kürt dilini aşağıdaki ana lehçe ve şivelere ayırır:

 

1) Batı Kürtçesi(ki kimi buna Yukarı(kuzey) Kirmancca der)

a- Afrînî

b- Cizîrî ve Botanî

c- Sincarî

ç- Badînî

d- Hekarî

e- Şikakî

2) Doğu Kürtçesi(ki bazıları buna Aşağı(güney) Kurmanccası, bazıları da Orta(merkez) Kürtçesi derler)

a- Soranî

b- Silêmanî

c- Mukrî

ç- Sineyî

3) Güney Kürtçesi

a- Xaneqînî

b- Feylî

c- Kirmanşanî

ç- Lekî

d- Kulgayeyî

e- Kelhorî

f- Perewendî

4) Goran-Zaza Kürtçesi

a- Hewramanî

b- Kenûleyî

c- Gehwareyî

ç- Bacelanî

d- Zengeneyî

Kendisinin Güney Lehçesi dediği lehçeye kimilerinin Lurrî dediğini belirterek bunu eleştiren Dr. Kemal Fuad, sadece Büyük Loristan´da konuşulan lehçeleri Lurr olarak kabul etmekte ve bunları Kürtçenin lehçeleri arasında saymamaktadır. Başka kimi kaynaklarda Küçük Lurr olarak geçen ağızlara Lurr denmesini eleştiren Dr. Kemal Fuad bunları Güney Kürt lehçelerinin içinde saymaktadır.

Fuad Heme Xurşîd, Zimanî Kurdî, Dabeşbûnî Cografyayîy Dîyalêkte-kanîy(Kürt Dili ve Lehçelerinin Coğrafi Dağılımı) adlı çalışmasında Kürtçe lahçelerini şöyle sınıflandırır.

1) Kuzey Kurmanccası

a- Bayezîdî

b- Hekarî

c- Botanî

ç- Şemdînanî

d- Behdînanî

e- Batı diyalekti

2) Orta Kurmanccası

a- Mukrî

b- Soranî

c- Erdelanî

ç- Silêmanî

d- Germiyanî

 

3) Güney Kurmanccası

a- Asıl Lurr

b- Bextiyarî

c- Mamesanî

ç- Gohgilo

d- Lek

e- Kelhurr

4) Goran

a- Asıl Goranî

b- Hewramanî

c- Bacelanî

ç- Zazaca

Fuad Heme Xurşîd, hem Büyük hem de Küçük Lurrîyi Kürtçe olarak kabul ederek onları Güney Kurmanccası arasında saymıştır. Kürt dili lehçeleri ve özellikle de Hewramanca üzerine değerli araştırmaları olan Mehemed Emîn Hewramanî, Zarî Zimanî Kurdî Le Terazûyî Berawird da adlı çalışmasında Kürt lehçelerini şöyle sınıflandırır;

1- Yukarı Kirmancca(yanlışlıkla da olsa yaygınlaştığı için ya da Bahdînî),

2- Orta Kirmancca(yanlışlıkla da olsa yaygınlaştığı için ya da Soranca),

3) Aşağı Kirmancca(yanlışlıkla da olsa yaygınlaştığı için ya da Goranca). Sonra, Gorancayı da aşağıdaki şivelere ayırır:

a- Hewramanca

b- Lurrce

c- Bacelanca

ç- Zazaca

 

M. E. Hewramanî, Bacelanca´nın da Zengene ve Şebek´i içine aldığını kaydeder.

Kürt dili üzerine özellikle de Zazaca konusunda değerli çalışmaları olan Kürt yazar ve dilbilimcisi Malmîsanij, Kürtçeyi beş ana lehçeye ayırarak şöyle sıralar:

1- Kuzey Kürtçesi veya Kurmanci lehçesi

2- Merkezi Kürdistan´da konuşulan Kırmanci Lehçesi: Bu lehçeye zaman zaman Güney Kürtçesi(Kirmancî Xwarû) veya yanlış olarak "Soranî" de denir.

3- Kirdkî, Kirmanckî(Kirmancî), Zazakî veya Dimilî(Dimilkî) adlarıyla bilinen lehçe. (Malmîsanij burada Zazacanın en belirgin iki şivesi o-larak Dersim şivesi ile çewlîg-Dîyarbekir-Sêwreg şivesini sayar.)

4- Gorani lehçesi: Hewramî lehçesi olarak da adlandırılan bu lehçe Kirdkî(Zazakî, Dimilkî) lehçesine yakın bir lehçe olup Iran ve Irak Kürdistanı´nda az sayıda Kürt tarafından konuşulur.

5- Güney Kürdistan´da konuşulan diğer Kürt lehçeleri grubu: Bu grubun Kermanşahî, Lekkî, Lurrî, Sencabî ve Kelhurî gibi değişik adlarla anılan kolları vardır ki bunlar Iran ve Irak sınırları içinde bulunan Kürtlerin bir bölümünce konuşulur.

Mehemed Emîn Hewramanî, Zarî Zimanî Kurdî le Terazûyî Berawird da adlı çalışmasında Oskar Mann´ın daha önce değindiğimiz ve sonraları Karl Hadank tarafından yeniden yayımlanan eserinde, Goranca lehçelerinin asağıdaki biçimde tespit edildiğini belirtir:

"Hewramanca(Auramani)

Kendulece(K”ndulei)

Bacelanca(Baj”lani)

Bêwenijce(Biw”niji)

Gehweraca(G”hwarai)

Rejawca(Rijabi)

Seyyidce(S”yyidi)

Zerdece(Z”rdai)"

 

Minorski´nin aynı Goran lehçelerini tekrarladığını, fakat Bewenijce, Gehweraca ve Rejawca´nın yerine Gelhur, Lek, Feyli ve Kakeyiceyi getirdiğini belirten M. E. Hewramanî, " bu aslında aşiret, din ve dilleri bir tür birbirine karıştırmadır"(23) diye yazar. Emin Zeki Bey´in de, Xulasetu Tarixu´l Kurd we Kurdistan adlı eserinde Hewramanî lehçesini Tacikçe bir dil olarak gördüğünü belirten ve kendisi de Hewramanlı olan M. E. Hewramanî, onun bu görüşüne herhangi bir kanıt getirmediğini, anlaşıldığı kadarıyla Minorski´nin görüşlerini aktardığını yazar.

Süleymaniye üniversitesi öğretim üyesi Dr. Izzedin Mustafa Resul, Zimanî Yekgirtûyî Edebîy Kurdî(Kürtçenin Ortak Edebiyat Dili) adlı eserinde Hewramancayı Kürt lehçelerinden biri sayar.

Mehemed Merduxî, Kürt lehçeleri konusunda Şeref Han´ın görüşlerini paylaşarak bunları Kırmanc, Goran, Lurr, ve Gelhurr diye dörde ayırır.

Tewfîq Wehbî ile Edmonds, A Kurdish Dictionary , (Tawfiq Wahby & Edmonds, Oxford at the Clarendon press, 1966) adlı sözlük çalışmalarında Hewramani Kürtçesi sözcüklerini de Kürtçe sözcükler arasına katmışlardır. Ayrıca Tewfîq Wehbî, Dr. Mac Kenzie´nin 1961´de yayınlanan makalesine cevap niteliğinde yazdığı bir makalede, Hewramanca Kürtçesinin Kürt dilinin eski lehçelerinden olduğunu vurgulamıştır.

Profesör Qanatê Kurdo, Haletekanî Cins û Bînayî Berkar Le Zaza da (ZaZacada Erillik-Dişillik ve Nesne) adlı makalede, karşılaştırmak suretiyle Zazaca ve Yukarı Kirmanc lehçelerinin aynı dil olduğunu aydınlat-mıştır.

Major Soane, Kurdish Grammar (Kürtçe Gramer) adlı yapıtında Zazacayı Kürtçenin lehçelerinden biri saymıştır.(25) Kürt dili konusundaki görüşlerde kendini en çok Oskar Mann´a yakın bulan Dr. Kemal Fuad, başta Oskar Mann olmak üzere Goranca-Zazacayı Kürtçe saymayanların görüşlerini eleştirerek bunların Kürtçenin birer lehçeleri olduğunu belirtmektedir: "Oskar Mann´ın da aralarında olduğu kimi dilciler, Goran-Zaza grubu lehçelerini Kürtçe saymazlar. Bu alanda ben farklı düşünüyorum: Bu grubun lehçeleri, Kürtçenin diğer grup lehçeleriyle leksikoloji bakımından farklılıklar göstermekle beraber, bunlar da Kürtçe gibi kuzey-batı Iranî grubuna dâhildirler. Coğrafik bakımdan da Kürdistan toprakları içine girerler. Ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkileri de diğer uluslara nazaran Kürtlerle daha güçlüdür. Üstelik Gorancanın şivelerinden biri olan Hewramî uzun bir süre(16. yüzyıldan 20. yüzyıla dek)Kürdistan´ın geniş bir yöresinde(Doğu ve Güney Kürdistan´da) edebi dil olmuştur. Ulusal bakımdan da bunlar kendilerini Kürt olarak görmekteler."

Mehemed Emîn Hewramanî´ye göre de, varolan eski kaynaklar, Hewramanî Kürtçesinin eski bir dil olduğunu, sadece(132 Hicri yılında kurulan) Baba Ardelan Beyliği boyunca değil daha eski zamanlara giden ve Avesta dilinden dönüşen, din ve edebiyat dili olduğunu gösterirler. M. E. Hewramanî, şöyle yazar:

Şêx Se´dî[yê Şîrazî] bir beytinde şöyle der:

Geh be Tazî astînî ber men zened gûyed "te´al"

Geh be Kordî gûyedem "borê nişîne w nan were"

(Bazen el edip bana Arapça "te´al" der

Bazen de Kürtçe "borê nişîne w nan were" der. M. C.)

Bu beyitte geçen "borê nişîne w nan were" Hewraman lehçesiyledir ve "gel otur ekmek ye" anlamındadır. O dönemde(13. yüzyıl M.C.) Se´dî[yê Şîrazî] Hewramanca lehçesine Kürtçe demiştir.

Sultan Sehak´ın Ehli Hak taraftarları için manzum olarak söylenen Kürtçe Yaresan Ilahileri Hewramancadır. Meşhur Kürt şairi Xanayî Qubadî´nin kendisi Şirin ile Husrev destanını Kürtçe manzumlaştırmak istediğini söyler. Ona göre Kürtçe Farsça´dan eksik değil, ondan daha şirindir. Onun için şöyle der:

Ce lay aqilanê sahib eql û dîn

Dana buzurganê Kurdistan zemîn

Rast en mewaçan Farisî şeker en

Kurdî ce Farisî bel şîrînter en

Ce ´ersey dinyay dûn bedfercam

Be destûrê nezmê Nîzamî meqam

Be lefzê şîrînê Kurdistan temam

Pêş buwan meh´zûz baqî weselam.

(Akıl ve din sahibi akıllılarca

Kürdistan´ın büyük bilginlerince

Doğrudur, "Farsça şekerdir" denir

Fakat Kürtçe Farsçadan daha şirindir.

Bu aşağılık fani dünyada

Nizamî makamın manzum usulünce

Tümü Kürdistan´ın tatlı sözleriyle

Xanayî Qubadî Şirin ile Husrev destanını yazdığında, Hewramanca Kürt edebiyat dili olmasaydı ne bu lehçeyle yazar ne de ona Kürtçe derdi." 

Ehli Hak´ın kutsal defterlerindeki ilahilerin söylenişi için iki lehçe kullanılmıştır. Defterler, Hewraman lehçesine, "Kurdî"(Kürtçe, bazen de "Kurdîyî Awramanî"(Hewramani Kürtçesi), Caf şivesine de "Cafî Awramanî(Hewraman Cafçası) demişlerdir. Bu bilgiyi veren derlemeci Abîdînî Caf(Abîdîn Başçawûş) sözkonusu ilahilerin sözlerinin ve dini kütüphanelerinde varolan yazıların 880 yıl öncesine dek gittiğini belirtir.

Vermeye çalıştığımız bilgiler ışığında, Büyük Lurr şiveleri dışında, Küçük Lurr de dahil Gorancanın bütün lehçeleri ile Zazaca lehçesinin Kürt dilinin lehçeleri arasında olduğu gerçeğini kabul etmek, Büyük Lurrlarla ilgili olarak da bu lehçenin tartışmalı olduğu gerçeğini gözönünde bulundurmak gerekir

Sonuç olarak Kürt dilinin lehçeleri, şiveleri ve coğrafik dağılımları ile ilgili olarak aşağıdaki veriler sunulabilir:

1- Kuzey Kürtçesi(ya da Kurmancî/Kirmancî):

Kuzey Kürt lehçesi, en geniş yayılma alanına sahip olan bir lehçedir. Kürdistan´daki yayılma alanı, doğudan bir hat çizilmeye başlanırsa, Urmiye Gölü´nün batı kıyısından başlayarak güneydoğuya doğru iner, Şino şehrinin kuzeyinden, Kêleşin vadisinden Iran-Irak sınırını geçer, Helgurd´e varıncaya dek uzar. Oradan Rewandiz nehrinin kuzey kıyıları boyunca ta Zêyî Badînan(Büyük Zap)´a varıncaya dek gider. Buradan da Dicle nehrine dökülünceye dek Zap´ı takipeder.(29) Urmiye Gölü´nden kuzeye doğru Kotur ve Xoyu içine alarak Aras nehrine kadar uzar, Kars, Erzurum, Muş, Bitlis´i içine alır Güneydoğu Toroslar´ın kimi zaman doğu yamaçlarını, kimi zaman da eteklerini boyluboyunca takip eder, Siirt il sınırlarını, Kozluk, Silvan, Kulp, Lice, Bismil kazalarını, Diyarbakır vilayet sınırlarını, Ergani´yi, Deşta Gewran ve Karacadağ yöresini içine alacak biçimde Siverek´in doğu, güney ve güneydoğu bölgesini, Hilvan kazasını, Gerger hariç Adıyamanı, Malatya´yı Maraş´ın kuzey, doğu ve güney yörelerini içererek Gavur Dağı´nın doruklarına kadar uzanır, Hatay´ın Kırıkhan ve Haleb´in Afrin ilçelerini içine alır. Oradan Dicle nehrinin Zap suyunu aldığı noktaya dek Kürtlerin yaşadıkları topraklarda Kuzey Kürtçesi(Kurmanci) konuşulur. Tunceli´nin Pertek ve Mazgirt kazalarında, Elazığ´ın Maden, Sivrice ve Palo dışındaki kazalarında, Bingöl´ün Karlıova kazasında ve Sivas´ın Kürtçe konuşulan yörelerinin çoğunluğunda da bu lehçe konuşulur. Bu lehçe ayrıca Lübnan, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan Kazakistan ve diğer Orta Asya cumhuriyetlerindeki Kürt nüfus tarafından, Horasan ve Konya Kürtleri ile Ankara Kürtlerinin bir bölümünce konuşulur. 

Kuzey Kürtçesinin şiveleri şöyle sıralanabilir:

a- Batı Kurmanccası: Afrin bölgesinden başlayarak Antep, Kırıkhan, Maraş, Adıyaman ve Malatya Kürtleri ile Urfan´ın Suruç, Birecik ve Halfeti Kürtlerinin konuştukları şive. Genel olarak Fırat nehrinin batı yakası Kurmanclarının konuştuğu şive denebilir. b- Rewendî: Van Gölü´nün kuzeyinde kalan topraklardaki şive. Doğudan Şikak bölgesinden başlar, Aras nehrine kadar olan yerler, Kars, Ağrı, Erzu-rum, Van, Muş ve Erzincan Kurmanclarının konuştukları şivedir. 

c- Şikakî: Urmiye gölü, Şemdinan ve Başkale arasındaki yörelerce konuşulur

ç- Hekarî: Şırnak´ın hemen güneyinden başlayarak Hakkari ili sınırları içindeki Kürtlerce konuşulur.

d- Botî: Suriye ve Türkiye sınırları içindeki Cizre Kürtlerinin, doğuda Zaxo´nun kuzeyinden başlayarak Şırnak´ın hemen güney ve batısından Eruh´u içine alacak biçimde Van Gölü´nün güneyine kadar uzanan, Bitlis´in doğu ve güney bölgelerini, Siirt´i, Batman çayı´na kadar olan yöreleriyle Batman´ı ve Mardin´in doğu yörelerini içine alan topraklardaki Kürtlerin konuştukları şive.

e- Bahdînî: Zaxo, Amadiye , Akre, Zêbar yöreleri ile Duhok Kürtlerinin konuştukları şive.

f- Sincarî: Sincar Dağı ve Şêxan yöresi Kürtlerinin konuştuğu şive.

g- Orta Kurmancca (ya da Silîvî-Kîkî-Milî) Diyarbakır ilinde, Mardin ilinin doğu yöresinin dışında kalan yörelerde, Urfa´nın Fırat´ın doğu yakasına kadar uzanan topraklarında kalan Kürtler ve Elazığ´ın doğu ve güney yörelerindeki Kurmanclarca konuşulan şive.1

2- Merkez Kürtçesi (ya da Soranî):

Bu lehçenin sınırları Kurmanci lehçesi için belirttiğimiz güney sınırlarından başlar, güneye doğru Sîrwan çayı´na ve Xaneqîn´e varıncaya dek devam eder. Güneyde Hemrîn Dağları´nın güneyinden doğuya doğru döner ta Sehend dağına, Mesirabad, Bicar ve Esedawa´ya kadar uzanır. Güney sınırının eni de Melayir-Kirmanşah-Qesri Şirin-Xaneqin ana yoluna kadar varır.(30) a- Soranî: Zêbar yöresi hariç bugünkü Hewlêr vilayeti ve kazaları.

b- Silêmanî(ya da Babanî): Süleymaniye, Kerkük, Kifrî, Qeretepe, Tuz-Şiwan yöreleri ile Xaneqîn´in bazı köylerini içerir.

c- Mukrî: Şino, Nexede, Meraxe, Mîyandiwaw, Şahîndij, Saqiz, Bokan, Bane ve Serdeşt Kürtlerinin konuştuğu lehçe.

ç- Sineyî: Sine(Senendec), Bicar, Kengewer ve Rewanser ile Ciwanro´nun kuzey yörelerinde konuşulur.

3- Güney Kürtçesi:

Kuzeyde Melayir-Kirmanşah-Qesri Şirin anayolundan başlayarak Kürdistan´ın güney sınırlarına kadar varan alanda konuşulur. Şiveleri aşağıdakilerdir:

a- Xaneqînî

b- Asıl Lurr( ya da Feyli)

c- Kirmanşanî

ç- Lekî

d- Kelhorî

e- Perewendî

f- Kulgayeyî

4- Goran Kürtçesi:

Goran şivelerini konuşanlar, Bağdat-Kermanşah yolunun kuzeyindeki dağlık bölgede, Hewraman dağlarının doğu ve batı yakalarında, ayrıca Paweh ve Kendule yöresinde, Musul´un doğu ve kuzeyinde; Xazır çayının Zap Suyu´na döküldügü yörelerde yaşarlar.

"Goranların yaşadıkları coğrafi bölgeler, eski tarihlerde lehçelerinin oluşmaya başladığı dönemlerde, yukarıda belirttiğimiz bölgelerden çok daha geniş ve büyüktü. 18’inci yüzyılda üzerinde yaşadıkları toprakların bugün üzerinde yaşadıkları topraklardan geniş olduğu kuşkusuzdur. 18’inci yüzyılın sonu ile 19’uncu yüzyılın başlarında Süleymaniye Beyliği´nin çağdaş ve yeni bir biçimde ortaya çıkması, bir dereceye kadar Goranların üzerinde yaşadıkları toprakların daralıp küçülmesi hesabınaydı. Böylece Kürtçenin Güney Kurmancca lehçesi(Merkez Kürtçesi, Süleymaniye şivesi M. C.) Süleymaniye Beyliği´nin resmi dili olarak oluştu. 18. yüzyılın ardından gelen yıllarda adım, adım Goran lehçesinin yerini daraltarak onun aleyhine gelişti.

Goran lehçesi, Baba Ardelan´ın 4’üncü  yüzyılda kurduğu Ardelan Beyliği döneminde yaygındı. Baba Ardelan, Moğolların harabettiği Şarezor´u yeni-den bayındır hale getirerek beyliğinin başkenti yaptı. Goranların Zagros´un doğusundan Şarezor´a doğru yayılmalarının bu olayla başlamış olduğu uzak bir ihtimal değil 

Kakeiler(Ehl-i Hak, Ali Ilahiler) Şarezor´u kutsal yerleri haline getirdiler. Gorancayı da dinlerinin dili yaptılar. O dönemde Şarezor´da şiir dili Goranca´ydı. Kakeilerin dinsel edebiyatları da şiirle başlamıştı. Bugüne kadar da bu, böyle kaldı.

Şunu da belirtmek gerekir ki Kerkük, Kifrî, Xaneqîn ve Sîrwan çayı karısındaki aşiret ve oymaklar, örneğin; Zengene, Cebarî, Şiwan, Bîbanî, Talebanî ve diğerleri Goran aşiretlerindendi. Bunların yazılı klasik edebiyatları ve folklorları vardı ve Goran lehçesiyleydi. Fakat Süleymaniye Beyliği´nin gelişip güçlenmesiyle, Aşağı Kurmanc lehçesi yavaş,yavaş bu yöreleri işgal etti."

 

a- Hewramanî: Sîrwan çayı´nın üst tarafına düşen Hewraman yöresi Kürtleri bu şiveyi konuşur. Hawraman dağlarının batı tarafı, Halebçe ve Pêncwîn arası yöredir, doğu yakası ise Sine ve Kermanşah´tır. Hewraman yöresi; Hewramanî Luhon, Hewramanî Dizlî, Hewramanî Text, Hewramanî Rezaw, Hewramanî Ciwanro ve Hewramanî Kenduleyî diye bölgelere ayrılır.

b- Bacelanî: Zengene ve Şebek´i içerir. Musul´un doğusundan Başvaye yörelerinden yayılarak Hamdaniye´nin kuzey ve güneyine ta Talabani ve Zengene yöresine, ayrıca Qeretû, Horên ve Şêxan´a dek dağılmışlardır. Bacelanîler Loristan´ın kuzeyindeki Zehaw yöresinde de yaşarlar.

c- Gehwareyî: 

5- Zaza(Dimilkî, Kirmanckî ya da Kirdkî) Kürtçesi:

Türkiye´nin egemenliği altındaki Kürdistan topraklarının kuzeybatısında kuzeyde Erzurum ve Erzincan´dan güneyde Adıyaman´ın Gerger ilçesine, Güneydoğu Torosların doğu ve güney eteklerinden Sıvas´ın Zara kazasına kadar uzanan bir alanı kapsar. Adıyaman´ın Gerger ilçesinde, Urfa´nın Siverek kazasının içi ve kuzeyine düşen köylerinde, Diyarbakır´ın çermik, Çüngüş, Piran ve Hani ilçeleri ile Lice, Hazro, çınar ve Kulp ilçelerinin bazı köylerinde, Siirt´in Kozluk, Sason ve Baykan ilçelerinin bazı köylerinde, Bitlis´in Mutki kazası ile bazı köylerinde, Muş´un Varto kazasının bazı köylerinde, Erzurum´un Hınıs ve Tekman kazalarının bazı köylerinde, Erzincan´ın içinde ve bazı köy ve kazalarında, Tercan´ın içi ve köylerinde, Sivas´ın Zara kazasının Beypınarı nahiyesi ile bazı köylerinde, Tunceli ili ile Pülümür, Nazimiye, Ovacık, Hozat ve Çemişgezek kazalarında hemen tamamıyla, Elazığ´ın içi ile Maden ve Palo kazalarının tamamında. Karakoçan´ın yarıya yakın bölümünde, Bingöl ili ile Genç ve Kiğı kazalarının tamamında, Solhan´ın çoğunluğunda ve Karlıova´nın az bir kesiminde Zaza lehçesi konuşulur. Diyarbakır´ın içinde de çoğunluk Kurmanc olmakla beraber Zazaca konuşan önemli bir nüfus yaşar.

Zaza lehçesi ikiye ayrılır:

a- Dersim şivesi: Tunceli, Erzincan ve Sivas´ta konuşulur.

b- Doğu(çewlîg-Diyarbekir-Sêwreg) şivesi. Bingöl, Elazığ, Diyarbakır, Siverek ve Gerger´de konuşulur.

Kaynak: Mûrad Ciwan, Türkçe Açıklamalı Kürtçe Dilbilgisi Kurmanc Lehçesi, Jîna Nû Yayınları, Balinge / Sweden, Ağustos 1992, s.15-30

         Afrika’da ilkel Zenci dillerin kaynaştırılmasından İngilizce ayarında İBOCA adında bir dil ortaya konulmuştur.Kürtler bir ulussalar,hangi tarihte ve nerede bir Kürt devleti kurmuşlardır,bu devletin devlet dili nasıldı?! A BİZİM KÜRT UŞAKLARIMIZ!?OSTÜZÜ.


 

 

 





 


 


 


 


İzleyiciler

Blog Arşivi