15 Aralık 2013 Pazar

1196- SAYGINLIK VE İTİBAR!


               TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
TV: İzmir,15 Aralık 2013
HAKSIZ OLARAK ELİNE GÜÇ GEÇİRENLERE SAYGI,
KÖLE RUHLU İNSAN MÜSVETTELERİNE AİTTİR. 
PADİŞAHLIĞI KOVDUK 550 PADİŞAH PEYDAHLADIK, HAİNLERİ DE BAŞTACI ETTİK!
                  “ Saygınlık ve İtibar!”
         “Bazı kişilerin davranışları nedeniyle Meclisin, Saygınlığı ve itibarı en alt düzeye indirildi!” Sağcı iktidarların si ne gu’a                                     non’su./ Olmazsa olmazı/ Bay Cemil Çiçek! Hadi yavv!
         Birinci İnönü Muharebesinde Milletvekillerimizden bazıları muharebeye er gibi fiilen katılmıştı. Bunların adlarının okunarak zapta geçirilmesi kabul edilmişti. Ateş hattından iki saat boyunca muharebeye katılan milletvekillerimizin adları:
         1-Ziya Hurşit; 30 yaşında Almanca öğretmeni telsiz astsubayı.
         2-Neşet, 39 yaşında, eski İzmit Mutasarrıfı, 2’inci ve 3’üncü dönemlerde de milletvekili seçilmiştir.
         3-Yusuf Ziya ( Eraydın), 35 yaşında ziraat memuru, Fransızlara karşı savaşta Mersin grubu müfreze komutanı.
         4-Memduh,30 yaşında Jandarma subayı.
         5-Rıza
30 yaşında Muşlu bir ağanın oğlu.
         6-Sabit,43 yaşında Eşraftan,2’inci dönemde de milletvekili.
         7-Sami,32 yaşında Silifke eşrafından.
         8-Hamdi Namık, 37 yaşında mülkiye memuru,Geyve kaymakamı.
         9-Operatör Emin(Erkul)39 yaşında,sonradan İstanbul Şehremini/Belediye Başkanı/
         10/Doktor Fuat,sonra Kırklareli milletvekili oldu.Çocuk esirgeme Kurumu kurucu başkanı.
         11/Doktor Abidin,41 yaşında 2’inci dönemde de milletvekili oldu. TBMM: Zabıt Ceridesi c.5,s.369/370.Sabahattin Selek,İstiklal Harbi 2’inci cilt,s.114.
         Milletvekillerimiz, askerlere tütün almak için maaşlarından yirmişer Lira kesilmesine oy birliği ile karar aldılar. Öğrenci yataklarında yatarak, öğrenci sıralarında oturdular ve karavanadan yemeklerini yediler, gaz lambasının ışığı altında çalıştılar, bir paltoyu iki kişi kullandılar.Daha sonra maaşları öğretmen maaşlarına göre düzenlendi,en sonunda da bir albay maaşı emsal alındı.daha sonra da Millet vekilleri maaşları Başbakanlık Müsteşarının maaşına endekslenmişti.Hazineye yardım için de her ay maaşlarından yüzer lira kesildi.Ankara Müftüsü Uşaklı Rıfat Börekçinin 1200Türk lirasını Meclis Başkanının emrine vermesi üzerine, ilk defa ve bir sefere mahsus olmak üzere, ETLİ BULGUR PİLAVI YEDİLER.ŞİMDİKİLERE BİR BAKALIM:Milletvekili maaşları:
         İki senesini milletvekili olarak parmak kaldırmak suretiyle dolduranlar kıyak emeklilik hakkına kavuşturulmuşlardı. Meclis Başkanı Bay Cemil Çiçek, milletvekillerinin Zam taleplerine bilimsel bir yaklaşımda bulunmuştu!”Milletvekillerimiz davet edildikleri nişan ve düğünlere çeyrek altın takmak üzere gitmektedirler. Bu da milletvekillerimizin saygınlığı ve itibarıyla bağdaşmamaktadır!”Milletvekillerimizin adetleri olduğu gibi parmaklarını kaldırmaları suretiyle bu zam isteği de yasalaşmıştı. Asgari ücretin SEKİZYÜZ TÜRK LİRASI olmasını da Bakan Çağlayan:”Sekiz yüz lira büyük bir paradır!”Diyerek tiye almıştı. ŞİMDİ GELELİM MİLLETVEKİLLERİMİZİN HAZİNE VURGUNUNA:
         “Milyonlarca işçi kıdem tazminatlarını bile kaybetmek endişesi yaşarken, milletvekilleri maaşları Ocak 2014 ayından itibaren YİRMİ BİN LİRAYI GEÇECEK!2014 bütçesine göre,milletvekili maaşları Ocak 2014 ayı itibarıyla  ONÜÇ BİN YEDİ YÜZ LİRAYI /13 700/geçecek.Milletvekillerimizin büyükçe bir bölümü de Emekli Sandığı,Bağkur ve Sosyal Sigortalar kurumundan emekli aylıklarını almaktadırlar.böyle olunca da Milletvekili maaşlarında ALTI BİN DOKUZYÜZYETMİŞ ÜÇ/6973/liralık bir artış olacak.bu da Yirmibin lira demektir.Bu arada,milletvekili maaşları 2013 yılbaşında Cumhurbaşkanlığı ödeneğine göre endekslenmişti.Bu endeks uygulandığı taktirde,Ocak 2014’ten itibaren Milletvekili aylıklarında ALTI BİN DOKUZYÜZYETMİŞÜÇ/6973/LİRADAN YEDİBİNDÖRTYÜZYETMİŞDOKUZ/7479/LİRALIK BİR ARTIŞ OLACAKTIR.”
         Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında; Samanpazarında bir halıcı dükkânına uğrayan Meclis Başkanı Mustafa Kemal, çok kıymetli bir halının satışa arz edildiğini görerek halıcıya bunun ederini sorduğunda şu yanıtı almış:
         “Paşam bu halı, milletvekili ŞEYH FALANA AİTTİR. Sıkılmış, Kırk liradan satılması için bırakıldı!”Dediğin de halının parasını ödeyerek ol halıyı katlatıp şeyhin evine bırakmıştır. biz tüm bu yaşanmış olan olayların kahramanlarına karşı hem saygılıyız hem de onlara şükran beslemekteyiz.Andından dönen döneklere ve sizlere saygımız yoktur bizim.
         Verdiği sözden ve yemininden dönmek, kişinin kendisini inkâr etmesidir. Kendisini inkâr edenlerin ne Saygınlıkları kalır ne de itibarları. Anayasamızın 2- Ant içme bölümünün 81’inci maddesindeki Milletvekili Andını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Şeref kürsüsünden tüm dünyaya duyuranların bu andlarına karşı tavır almalarının şeref ve itibarla bağlantısını bulmamız ne mümkündür. Okuyalım:
         “Madde 81-“Türkiye Büyük MİLLET Meclisi üyeleri,göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:
        “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalcağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
        Sayın Cemil Çiçek Beyimiz; Siz hukuk fakültesi mezunu olarak Anayasa Hukukunu iyi bilmek durumundasınız. Anayasalar bir ulusun dönüm noktasını belirleyen büyük olaylardan sonra Kurucu Meclislerce/Assemble Constitityonele/ Hazırlanır.Normal seçimle seçilmiş bir meclisin anayasa hazırlama yetkisi geleneği anayasalar tarihinde yoktur.1921/1924/1961 ve 1982 Anayasalarımızın hazırlanış biçimine bakar mısınız?Hem Anayasayı kollayıp koruyacağınız üzerine andiçeceksiniz,hem de BOL MAAŞLI VE MİLLETVEKİLİ SAYISININ İKİ KATI SUÇ DOSYALI MİLLETVEKİLLERİNİ KULLANARAK,ULUSAL BİRLİĞİMİİZİ VE TOPRAK BÜTÜ
NLÜĞÜMÜÜZÜ BOZACAK ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPACAKSINIZ.
        “Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, dokunulmazlık dosyaları konusunda TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşeceğini, siyasi parti liderleriyle görüşmek istediğini söyledi. Kuzu, “Cumhurbaşkanı ile görüşmeyeceğim” dedi. Kuzu’nun verdiği bilgilere göre, 869 dokunulmazlık dosyası var. AKP’nin 63,  CHP’nin 85, MHP’nin 21, 38’i bağımsız,  1’i KADEP ve 661 dosya  BDP milletvekilleri hakkında.  Adalet  Bakanlığı’ndan bir dosyanın gönderilmesi durumunda bu sayı  870’e çıkacak. Hakkında dokunulmazlık dosyası bulunan milletvekili sayısı 116. Bu milletvekillerinin 42’si AKP,  31’i CHP, 13’ü  MHP, 4’ü  bağımsız, 1’iKADEP ve 25’i  BDP milletvekili. Türk siyasi tarihi boyunca 3 bin dokunulmazlık dosyası  geldi. 42 dosya hakkında dokunulmazlığın kaldırılması kararı verildi. Bunlar,  Mehmet Ağar ve arkadaşları ile Leyla Zana ve arkadaşları hakkındaki dosyalar.”
        Suçluların da Duayenliği olmalıdır! Nasıl cezaevinde en çok adam öldüren en çok saygıyı görürse; Mecliste de en büyük suçu işleyen milletvekili de en büyük saygıyı görmelidir! Nasıl Almanya’da asrın en büyük soyguncuları sıfatını Alman adaletinden alanlar yüksek makamlara getirilmişse, Fors kullanılarak Forsa haline sokulmuş olan halkımızın saygısı da böylece sağlanmış olur Garik!
        SAYGINLIK: Saygı görme, güvenilir olma durumu, itibar, prestij. TDK, Türkçe Sözlük, c.2,s.1268,
        İTİBAR: A.İS. Saygı görme,güvenilir olma durumu,saygınlık göz önünde bulundurmak,dikkate almak,sayılmak,kendisine değer verilmek,aranmak,istenmek,hesaba katmak.
        İtibardan düşmek: Saygınlığını yitirmek, adam yerine konulmamak. TDK, Türkçe Sözlük, c.1,s.734.
        Sayın Bay Cemil Çiçek Beyimiz; son beyanınızda bu Meclise sizin de saygınızı yitirmiş olduğunuz anlaşılmaktadır. Masal anlatmayı siz de sürdürmemelisiniz. İçtiğiniz anddır, gazoz değil! 
Bizlerin, siz başta olmak üzere, topunuza saygımız ve güvenimiz kalmadı. 
SİZE DEĞİL DE, SİZE HÂLÂ İNANANLARA LANET OKUMAKTAYIZ...



14 Aralık 2013 Cumartesi

1195/TEMEL'E İKİ SORU VE TEMELDEN DE İKİ YANIT!


 

 


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;14 Aralık 2013


                                    TEMEL’E İKİ SORU

                                                 VE

                                      TEMELDEN DE   İKİ YANIT!

         Lise bitirme sınavında başarılı olamayan Bizim Temel’e Sosyal Bilgiler Öğretmeni:

         “Bak Temel, Sana iki soru soracağım, doğru yanıt verirsen liseyi geride bırakmış olacaksın. Sorular bu kağıtta yazılı, sana On dakika süre.Buyur yanıtlamaya başla!”Demiş.

         Temel birinci soruyu okumuş:”1-Rusya ile Türkiyenin biribirine zıt bir yönü nedir?”

         Temel hemen yanıtını yazmış:”Rusların Evrenin sırlarını çözmek için Soyuzları var.Türkiye’nin deTürklüğü,Türkü ve Türkiyenin üniter yapısını çökertmek için var güçleri ile çalışan Deyyusları var.”

         İkinci soru:”Afganistan ile Türkiyenin idari yönden benzerliği nedir?”

         Temel onun yanıtını da vermiş:

         “Afganistan’ın yönetim biçimine Taliban; Türkiyenin yönetim biçimine de Tayyiban denir.”Temele ne mi olmuş? Sille ve tokat sınav salonundan kovulmuş!

 

13 Aralık 2013 Cuma

1194/ALLAH VE DİN İLE ALDATAN MADRABAZLARIMIZA!


 

                                 TC.

                   OSMAN TÜRKOĞUZ

                  osmanturkoguz@gmail.com

                   TV.İzmir;06 Ocak 2013.SOYU BOZUKLAR ÖTTÜKÇE!

                     Kışlalarımız yetersiz olduğundan; İkinci Dünya Savaşı sırasında Askerlerimiz camilerimizde yatırılmıştı.3.000.000.000 Gencimiz silâhaltındaydı. Hatta İstanbul müzelerindeki tarihi eşyalarımız da Niğde’de bir camide koruma altına alınmıştı. Bezm’i âlem Valide Sultan camisine canlarını kurtarmak için sığınmış olan Türk Gençlerimize atılmadık iftira bırakılmamıştı. Boş bira tenekesi iftirası tutmayınca bu sefer de BOZDAĞ’IN BEKR’İ”CAMİDE ÖPÜŞME MASALINI ORTAYA ATTI. Nasrettin Hocayı mihrapta baldızını ş’aparken yakalayanlar,”Bre dinsiz! Bre imansız!”Diye çıkıştıklarında: Rahmetli Hocamız:”Dinsizlikten ve imansızlıktan değil,yersizlikten!”Demiş!Utanmazlık bu kadar olur.Politika gerçekten de ülkemizde yalan sanatı haline getirildi.

             ALLAH VE DİN İLE ALDATAN MADRABAZLARIMIZA!

            Soygunlar, vurgunlar, lüks içinde yaşantılar sürdürüldükçe;halkımıza bol miktarda dini masallar anlatılmaktadır.Osmanlı İmparatorluğu döneminde 13.000'i yurt dışında kalmak üzere,623 senede,20.000 cami yapılmıştır.Laik Türkiye Cumhuriyeti dönemindeyse 85,000 cami yapılmıştır.

           İkinci Dünya Savaş sınırlarımıza yaklaştığında İstanbul'daki müzelerde bulunan tarihi eşyalarımız Niğde'ye taşınmıştı. Şah İsmail'in tahtı ve diğer kıymetli eşyalar da bir camiye depolanmıştı. Buraları denetleyen cumhurbaşkanımız Rahmetli Mustafa İsmet İnönü; görevli subayımıza, bu eşyaların güvenli olarak korunduğunu sormuş ve sakın kimseleri Tahtın içinde bulunduğu bu camiye sokmayınız emrini vermiştir. Her büyük vurgun ortaya çıktığında; Atatürk’ten nefret edenler bir yalan ortaya atmışlardır: Efendim, Cumhuriyet Halk Partisi Seferihisar'ın bir dağ köyündeki camiyi ahır olarak kullanmıştır. Sonradan bu köyün camisini Yunanlıların tavla olarak kullandıkları VE CUMHURİYET HALK PARTİSİ Hükümetinin de Savaştan sonra camiyi tamir ettirerek ibadete açtırdığı anlaşılmıştır. Konfüçyüs, boşuna söylememiş:"Bir yerde dinden söz edildi miydi sıkı durunuz; ya malınızı ya da canınızı alacaklardır!"  Şimdi, bu din ve iman satıcılarının suratlarına bir belgeyi çarpmak istiyorum: 

        Garp Cephesi Komutanı Tümgeneral İsmet Paşa; Mudanya ateşkes antlaşmasından sonra;Dış İşleri Bakanlığına ve Lozan Konferansı başdelegeliğine getirilmişti. Bir gün; Ankara’dan ilginç bir şifre almıştı:"Bulgarlar, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra; Sofya’da bulunan Kırk beş caminin Kırk dördünü yıkmışlardı. Kırk beşinci camiyi de yıkacakları duyumunu alan Ankara Hükümeti Dış İşleri Bakanımız ve Başdelegemiz Tümgeneral Mustafa İsmet Paşa'ya şu telgrafı şifreli olarak çekmişti:

        "Hüseyin Rauf Bey'den İsmet Paşa'ya tel,30 01 1923:

        "Bulgaristan Sobranyası Sofya'daki camiin yıkılması için bir kanun lahihası kabul etmiş. Sofya’da yegâne kalan camiin yıkılması Bulgaristan'ın İslam unsuruna karşı hürmetkâr davrandığı iddiasına aykırı bir fiil teşkil edecektir. Buna yer kalmaması için girişimde bulunulmasını rica ederim!"Bilal N.Şimşir, Lozan Telgrafları 1,s.462,no=457.Bilal N,Şimşir, Lozan Günlüğü, s.402.

                            

12 Aralık 2013 Perşembe

1193/MABETLERİ KİRLETMEKMİŞ!HADİ CANIM SİZ DE!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;12 Aralık 2013

         İleti yazım: Mabetler; hırsızlar, yalancılar, din ve Allah ile aldatanlar ve vatan hainleri içlerine girdiklerinde ebediyen kirlenmiş olarak kalırlar.  Ostüzü.    

“Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır!”YTCK Madde21/1

“İdari Makamlar, Ceza kanununda belirtilen suçlar dışında başka suç düzenleyemez! Evrensel Hukuk kuralı.

         KAST, A.İs.Kasıd: AMAÇ, İstek; Maksat, Öldürme, yaralama ya da zarar vermek isteme, kötü niyet.

         Kasıtlı: S.İsteyerek, bilerek yapılan, maksatlı.

         Hukuki anlamda Kast/Kasd/:Fransızca İntention Criminelle, Suçun sübjektif unsurudur.HUKUKÇULARA GÖRE Kast,bilerek,yani iradi olarak bir şeyi yapma,bir fiili işleme,Kanunun suç saydığı bir şeyi  bir fiili işleme,yapma iradesidir.Bilerek,kurarak yapma,niyet.Haksız bir sonucun elde edilmesi için bilerek ve iradi olarak yapılan eylemler.

                  Mabedi Kirletmekmiş!

                    HADİ CANIM SİZDE!

      Mabet: ma-bed. A.Tapınak,ibadet yeri,ibadethane.Sözlük anlamı budur.Danıştay kararlarına göre de,içinde ibadet edilen Cami,Kilise,Havra gibi kutsal sayılan yerler.Cemevi Mabet,ibadethane, olarak kabul edilmemiştir.

         Gezi olayları olarak dünyada geniş ilgi ve yankı uyandıran tepki olayları anayasamızın 25 ve 26’ıncı maddelerindeki gösteri ve tepki hakkını kullanmaya yöneliktir. Nitekim Cumhurun Başı ve Başbakan Yardımcısı bu olayları anayasal bir hakkın kullanımı olarak görmüşler ve böylece de yorumlamışlardır. Kuzey Afrika gezisinden tersyüz olarak döndürülen Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan’ımız, ikinci Çanakkale Destanını vatandaşlarına karşı kazanan Recepkolarına, yalan ve iftiralarına güvenerek işin içine boş bir bira kutusunu da sokarak, Tomalarını ve biber gazlarını ve lastik kaplı demir coplarını da ateş hattına sürmüştü. Canlarını kurtarmak için Bezmi âlem Valide Sultan camisine sığınan yaralılarımıza ve onları tedavi etmek için camiyi revire çeviren Hipokrat yeminlilerimize de düşman olmuştu. Camide içki içtiler yalanı ve iftirası tutmadığı için de yeni bir suç oluşturulmuştu: İbadet yerini kirletmek! İbadet yerleri yalancı, dolandırıcı, soyguncu ve Allah ile aldatanların varlığı ile kirlenir. İnsanlar, canlarını kurtarmak ve zalimlerin savletleri ile almış oldukları yaralarını tedavi ettirmek kastı ile anılan camiye sığınmışlardı. Cami kutsal bir inanç için bağrını haksızlığa uğrayan insancıklarımıza açmıştı. Ne demek kirletmek? Yaralanma, tedavi görme manisi geldiğinde camiye ayakkabı ile girmek memnusu avdet eder.

         Birkaç sene önceydi; İda dağında hain avcıların yaralamış olduğu bir Geyik onca evlere karşın Jandarma karakoluna sığınmıştı. Jandarmalarımız, ol yaralı Geyiği avcılardan kurtararak koruma altına almışlardı.

         Ulusal Kurtuluş Savaşımızda; Sakarya Meydan Muharebesinde Karaca Dağı Yunan ordusunun elinden alan 190’ıncı piyade alayımız; dağın bir mağarasında,Yunan Asker Tabipleri  Tarafından ameliyat edilerek sağlıklarına kavuşturulmuş Üç yaralı Türk askerine ulaşmışlardı.Bu Yunanlı Tabipler vatanhaini miydiler,bu üç yaralı Türk askerini ölüme ve Yunan askerlerinin ellerine teslim etmediler!

         Kasıtsız suç olmayacağı Kanun hükmüdür, yoksa eski bir İmamın suçlama hükmü geçersizdir. Suçlu olan Türkü, Türklüğü ve Atatürk’ü inkâr eden hainlerdir ey uyuyanlar ve uyutulanlar!

10 Aralık 2013 Salı

1192/İÇ DÜŞMANLARIMIZ!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR,10 Aralık 2013


                                      “ İÇ DÜŞMANLAR”

         “İçimizde çok iç düşman var.İç düşmanlar dış düşmanlardan çok daha tehlikelidir!...”Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimizin aynaya bakarak halkımıza hitabıdır!

Romalı Ünlü Hukukçu ve devlet adamı Marcus Tullius Cicero’nın –MÖ:106/MÖ:43/İç Düşmanlar tanımını okuyalım:

“Bir ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerdeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve bayraklarını açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanla konuşur, onların çehresine bürünür ve onların tartışmalarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfuz eder, bütün kapılardan serbestçe geçer,sesi en üst düzey hükümet koridorlarından duyulur,ulusun ruhunu çürütür,politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır.Bir katil daha az korkutucudur!”Bu çeviri alıntıdır!”

“Amerika Birleşik Devletleri çok büyük ve çok ta güçlüdür. Çünkü biz, vatan hainlerini hemen öldürürüz. Başka ülkelerin başına da o ülkelerin vatan hainlerini getiririz.”Amerika Birleşik Devletlerinin ünlü Dış İşleri Bakanlarından Alman Yahudi’si Henry Ksınger!

Ünlü ve Rahmetli Marcus Tullius Çiçero’nun Hain tanımı, ulusal onur ve ulusal çıkar açısından yapılmış bir tanımdır. Başka ulusların çıkar/arı için ulusuna ve ülkesine zarar verenleri anlatmaktadır. Sayın Her Şeyimiz Bay Recep Beyimizin hain tanımı ise;ulusunu,ülkesini ve ilkesini savunanlara yöneliktir.Lozan Antlaşmasını yapan,Vatan hainlerini yok eden,Çağdaş devrimleri yapan,Arap Meddahlığına son veren,kadınlarımızı başımızın tacı yapan,cenneti genelevi durumundan kurtaran,Türk tarihinin görkemini ortaya koyan,Türkçemizi layık olduğu yere çıkaran,Kadınlarımızı cariyelikten,erkeklerimizi de kul ve kölelikten kurtaran,Tam Bağımsız ve onurlu bir devlet kuranlar içindir.Belçika’dan Yılbaşı tebriki atan Daniel Doumolin de bir haindir!:

“TURQUİE, TU DOİS ATATÜRK a DİEU ET LE RESTE a ATAÜRK!”(Türkiye; ATATÜRK’Ü Tanrıya borçlusun, geri kalan her şeyi ATATÜK’E!”Bu adam da Sayın Recep Beyimize göre haindir: Mademki Mustafa Kemal Atatürk’ü Allah gönderdi O’NUN yaptığı her eylem de Tanrısaldır. Böyle olunca da Sayın Recep Beyimizin her eylemi ve her sözü de Amerikansal ve Tarikatsaldır! Biz Kemalistlere göre de Hain; Anayasamızın 81’inci maddesine göre, kendilerini en yüksek mevkilere getiren, bu anayasamızı koruyup, kollayacaklarına dair yemin edip te yetkileri olmadığı halde anayasamızı değiştirmeye kalkan, kahramanlarımızı hain,hainlerimizi de kahraman yapan,çakma bir hukuki sistem yaratarak insan haklarını hiçe sayanlar,Türk’ü,Türklüğü ve Türk tarihini inkâr edenlerdir. Buyurunuz da okuyunuz ve isterseniz uyumayı sürdürünüz:

               “ BAY RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN YEMİNİ:”
  Türklüğü ve Türkü inkâr ederek Ulusalcılığa ayakları altına aldığını söyleyen Bay Recep Beyimiz, Kürt’ü ulus yaparak ülkemizin ve ulusumuzun üniter yapısını dağıtma savaşında. Şu iki belgeyi okuyalım da aklımızı dizi filimler den VE MEYDANLARDA, TARAF TELEVİZYONLARDA SÖYLENEN  YALANLARDAN  ayırıp, birazcık geleceğimizin felaketlerle dolu olduğunu düşünelim!    “Ben, Muhammet ümmetindenim. Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı, Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”
    DÜNYA üzerinde bulunan her devletin Milli Menfaatlerini gerçekleştirmek için Milli Hedefleri VE Milli Stratejileri vardır. Bu hedefler, Milli Güvenlik siyaset Belgelerinde açıklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, Ümmetçiliğe ve dış devletlerin önerilerine kilitlenmiş durumdadır. Bizi ilgilendiren ve bugünkü durumumuzu ve yarınımızı etkileyecek olan Tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Siyaset Belgesindeki 21’inci Yüzyıl Hedefleridir. Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Güvenlik Belgesinde iki önemli konu vardır, bizleri bugünkü karmaşaya ve dağınıklığa iten. Burasını iyi okuyup, aklımızı da başımıza almazsak yarın için de çok geç kalmış olacağımızı şimdiden söyleyebilirim:
1*“21’inci yüz yılda; hiçbir ülke ya da ülkeler topluluğuna STRATEJİK GÜÇ OLMA İZNİ VERİLMEYECEKTİR!”
2*”Bu hedefin sağlanması için önleyici güç kullanımı da dâhil her yola başvurulacaktır.”
Amerika Birleşik Devletleri’nin, Türkiye toprakları üzerinde ÜÇ temel, ÜÇ’Ü DE mümkünse ulaşılabilir nitelikte hedefleri vardır:
“1-Büyük İsrail’in oluşturulması,
“2-Büyük Ermenistan’ın oluşturulması,
“3-Büyük Kürdistan’ın oluşturulması.
Daha uzun vadede:
A-İstanbul merkezli Büyük Ortodoks devletinin kurulması,
B-Pontus Rum ve Yunan devletinin kurulması,
C-Konya merkezli HİLAFET devletinin kurulması!

Çok önemli bir haber: “Ankara-Cumhuriyet Bürosu.”
“Vali ve kaymakamlar Amerika Birleşik Devletlerine eyalet uygulaması stajına gittiler.”
“İş İşleri Bakanlığı Strateji geliştirme Başkanlığı bünyesinde, Amerikan yönetim sistemini görmek ve uygulamaları incelemek amacıyla 35 Kaymakam ve Vali Muavini, 1,5 aylık kurs için Amerika Birleşik Devletlerine gittiler.”
Gezi heyetinin başkanı Kadir Çakır:”Öğrendiklerimizi en iyi şekilde uygulayacağız!” Dedi.
Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in,06 Mart 1922 tarihinde Türkiye büyük Millet Meclisi Kürsüsünden tüm dünyaya seslenmişti:
“Efendiler,”
“Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlandırılmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”Gazi Mustafa Kemal.


                   TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI

                  MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN

         01KASIM 1922 TARİHLİ TBMMECLİSİNDEKİ KONUŞMASI

                   Sayın Ahmet Avcı iletti.

         Bir insanlık dünyasında en az Yüzeli Milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük Türk ulusu vardır. Ve bu ulusun kapsadığı toprakların alanı oranında da tarih alanında da bir derinliği vardır.

         Efendiler!

         Bu derinliği isterseniz ölçüte vuralım. Tarih öncesi çağlara ait ölçütüdür.Bu ölçüte göre Türk Milletinin en yüksek adları,Türk adındaki insan,insanların ikinci babası Nuh Peygamberin oğlu  YASEF’İN oğlu olan kişidir.Tarih döneminin belge toplama konusu,pek umursamadığı ilk evrelerine biz de anlayış gösterelim.Fakat en belirgin nesnelere ve en kesin tarihi kanıtlara dayanarak diyebiliriz ki,Türkler  Asya’nın göbeğinde çok büyük devletler kurmuş ve insanlığın her türlü yeteneklerine ortam yaratmış bir varlıktır!”Nutuk 264 sayılı ek belgeden.

M.T. Cıcero’nun Devlet Anlayışı ve Yönetim biçimi:

Devleti her şeyden üstün tutan Cicero, “Kişinin kendini kamu hizmetine adaması” şeklindeki eski Roma geleneğini canlandırmak amacıyla politikanın devlet adamlığının en üstün uğraş olduğunu savunur. Yurttaş kişisel çıkar ile kamusal çıkarın bir olduğu bilincine varmalı ve gerektiğinde kendini devlet için feda edebilmelidir

Devletin amacının toplumsal düzeni koruyup yurttaşların mutlu ve iyi bir yaşam sürmesini sağlamak olduğunu belirten Cicero, yine Platon-Aristoteles çizgisini izleyerek siyasal rejimleri yönetimde bulunanlara göre sınıflandırmaya gider: 

Yönetimin tek kişinin elinde olması Krallık (Monarşi); seçkin bir azınlığın yönetmesi Aristokrasi; kamusal işlerin halkın elinde bulunması ise halk yönetimi ya da Demokrasi adını alır. Bu yönetim biçimleri arasında Cicero’nun en az beğendiği demokrasi’dir. Çünkü ona göre yönetimi elinde bulunduran halk, özgürlüğü gerçekleştirmesine rağmen, bilgisizliğinden dolayı bunun sınırlarını bilemeyip adaletli ve disiplinli davranamaz. Dahası bu rejimde, eşitlik adına yukarı olana da aşağı olana da aynı önemin verilmesiyle eşitsizlik yaratılır. Eşitsizliğin, özgürlüğün aşırı boyutlar kazanması ile Demokrasi yozlaşır ve yığınların tiranlığına dönüşür. EK: Aynı görüşü MÖ.522 yılında Büyük Darius te dile getirmişti: “Timokrasi ayakların baş olması sonucunu doğurur!”Demişti. Aristokrasi’de bilge bir azınlığın ”Doğru-Orta” ilkesi doğrultusunda ılımlı bir yol izleyerek kamusal işleri yürütmesi bu rejimin olumlu yönünü oluşturur. Üçünün arasında en iyisi olan Monarşi’de ise Kral bir Baba gibi uyruklarını koruyup kollamaktadır. Ancak Demokrasi gibi diğer iki yönetim biçimi de olumsuz özellikler içermektedir. Nasıl ki Demokrasi yığınların tiranlığına dönüşüyorsa, Aristokrasi de Atina’nın yaşamış olduğu Otuzlar Tiranlığı gibi bir Oligarşi’ye, Krallık ise tek kişinin kan dökücü Tiranlığına dönüşebilir. Bu noktada Cicero, Platon gibi siyasetin mutlak özerkliği anlayışını benimseyerek “ Her devletin durumu onu yöneten kişi ya da kişilerin eğilimine ya da istencine bağlıdır.” diyerek, Siyasal değişim-dönüşümlerde belirleyici olanın yönetim kademesi olduğunu ileri sürmektedir…”

 

1191/VATAN HAİNLERİMÖİZE SERENAT!


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;10 Aralık 2013

TÜRK’Ü VE TÜRKLÜĞÜ İNKÂR EDEN VATAN HAİNLERİMİZE!

Sayın vatan hainlerimiz;bakınız GİANNİ DE Michelis sizlere nasıl nasihatte bulunuyor;okuyunuz da tuttuğunuz sonu felaketli yoldan dönünüz!”TÜRKLERELE DOST OL AMA DÜŞMAN OLMA!”

ALINTIDIR:

         ''İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir lakin mağlup edilemezler"
Napoleon Bonaparte - Fransız İmparatoru

"Türklerden bahsediyorum... Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir berrak bir göldür. Gönül açan bu yeli yıldırma göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatı da inciten bir gaflet olur."
Tasso - İtalyan Şair

"Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilmeyecek olan yalnızca Türklerdir. Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız; gerçek misafirperverliğin ne demek olduğunu orada görüp öğrenirsiniz."
William Martin

"Irk ve millet olarak Türkler bence geniş imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenedir. Dini sosyal ve örfi faziletleri tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır."
Lamartine-Fransız Yazar şair ve Devlet adamı.
Tarihin kaydetmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir!”İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk’ü tanımlaması!  Ostüzü.                                                                       Ünlü Fransız Türkolog  Jean Paul Roux “Türklerin Tarihi” kitabında,

Son 5 bin yıllık İnsanlık Tarihi ‘Türkler olmadan yazılamaz diyor. Meraklı olanlarımız; bu ünlü Fransız Türkolog’unun dilimize çevrilmiş bulunan “Türklerin Tarihi” adlı kitabını okuyabilirler. Bakınız bu Ünlü Türkolog ne diyor:

            “Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler. Cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce Bozkır’a, sonra Çin’in içlerine ve sonra da sonu, başı belli olmayan bir sel gibi batıya doğru yöneldiler. TÜRKLER adıyla  Tarihe geçen bu boylar, aileler  ve kavimler, bütün Batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi oldular  ve Ortaasyanın yüksek uygarlıklarından birisini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorlukların sınırları dahilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ettiler. Bazen Memluk,bazen efendi ve bazen de birbirlerinin en amansız düşmanıydılar.En baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi?Ne kadar Budist,ne kadar Hıristiyan  ve ne kadar Yahudi  ve ne kadar Müslüman oldular?Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları,tavrı  savaşlar,yağmalar,fetihler,din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?Altay Türklerinde ölüm,Ortaasya  Kutsal Bitkiler ve hayvanlar.Moğol İmparatorluğu Tarihi,Orta Asya;Tarih ve Uygarlık Türklerin ve  Moğolların eski dininden sonra Ünlü Türkolog Jean Paul Roux sizi 2000 yıllık tarih içinde bir yolculuğa,bildiğinizi sandığınız ya da hiçbir fikriniz olmayan olaylara,insanlara  ve inançlara tanıklık etmeye davet eder.”
"Poltava'da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su ardımda düşman tepemde cehennemler püsküren güneş... Su beni boğmak düşman beni parçalamak güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim Türklerin esiriyim. Demirin ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin asaletin nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar âlicenap bu kadar asil bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak bilsen ne kadar tatlı."
Demirbaş Şarl -İsveç Kralı (Ruslardan kaçıp Osmanlıya sığınmıştır)
"Türkler ölmeyi biliyorlar hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkânlardan bol, bol faydalanıyorum. Fakat meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları!
Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar."
M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)
"Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak bakımından da onlardan dirayetli hiç bir kavim yoktur. Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır."
İbn-i Hassul
''Türk asillerin asilidir. Yapma olmayan gösterişi bulunmayan bu pek yüce asalet ona tabiatın hediyesidir.''
Pierre Loti
''Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekâsı vardır. İşte Türk bu zekâsıyla zafer kazanır uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa'nın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı.''
Çarnayev(Rus Komutan)
''Silahlı milletin en canlı örneği Türklerdir. Bu diyar köylüsünün orak kâtibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür.''
Moltke
''Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır.''
 ALPHONSE de La Martine(1790/1869/Sultan Abdülmecit’ten bir çiftlik isteği kabul edilerek mülkiyeti Mustafa Paşanın üzerine geçirilen ve kirası da Osmanlı devleti tarafından ödenen 38.000 dönümlük bir çiftliğin zilyetliği ona verilmesine karşın sekiz ciltlik Histoire de la Turguie yazarak 1859’da Pariste yayınlattı.
''Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.''
Towsend (İngiliz Komutan)Kütülemera’da 13 general,450 subay ve 13.000 askerle Halil Kut paşaya esir düşen İngiliz generali,
''Doğulu önderler milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar: iyi yola gotürmek ve kötülüklerden korumak. Bu asil hareket Ruslardan fazla özellikle Türklerde göze çarpıyor.''
Auguste Comte
''Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş ve kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır.''
Lady Mary Wortley Montagu
''Türk'ün güzel yüzünü kuvvetli endamını pırıltılı kostümünü zarif tavırlarını kibar gülüşünü aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan Türk'ün özünü göstermektir. Bu öz ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez.''
Decamps (fransız ressam)
''Türkler yaman binicidirler. Türkler hücumunda düşmanı bir yaprak gibi çevirip bozarlar.''
Câhiz (Arap Bilgini)
''Türklerin yürekleri temizdir. Onlarda batıl fikirler basit düşünceler yoktur.''
Semame İbn-i Eşreş (Arap Bilgini)
''Türkler kahramandırlar. Dostlarına zarar vermezler. Fakat kazanç getirirler.''
Comenius (Çek Bilgini)
''Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Ve hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır.''
William Pitt (İngiliz Devlet Adamı),
''Türk Heredot'tan Tevrat'tan çok eski yüzyılların tanıdığı bir ulustur.
Sadelik içinde görkemi sükûnet içinde ihtişamı tahakküm kabul etmeyen bir
yüreklilik alabildiğine geniş bir fetih aşkı sonsuz bir teşebbüs kabiliyeti bölgelere uymaktan çok bölgeleri kendine uydurma zevki ve alışkanlığı Türk milletinin asırlar dolduran tarihinde açıkça görülür.''
(Ünlü Tarihçi) Hammer
''Türkler kahramadırlar dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu eli bırakmaz sözünden dönmez iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir.''
Comenius (Çek Bilgini)
''Türkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakın Asya tarihinin bildiği en halis efendi millettir.''
Kayzerling
''Her Türk'ün bakışında silahın ruha verdiği güveni görmek mümkündür. O hayata ve olaylara güvenle bakmayı öğrenmiştir.''
Molkte
''Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk'ün eli yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır.''
Lord Byron
''Türk korkmaz korkutur. Bir şey isterse onu yapmadıkça vazgeçmez. Hangi işe el atarsa başarır.''
Semame İbn-i Eşreş
''Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk'ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman ışığı örten zevksiz bir perde oluyor.''
Gelland (Fransız Bilgini)

''Türk askeri cesurdur. Anavatanını sever ve onun için gerekirse çekinmeden canını feda eder.''
Albert Einstein
''Artık Türklerle savaşmam. Onlar çok cesur ve iyi insanlar.''
Andreas Phitiades
''Dünyada iki bilinmeyen vardır. Biri kutuplar diğeri Türkler.''
Albert Sorel
''Türk toplumunda kişisel nitelik ve değer dışında hiçbir şeye önem verilmez.''
Baron Büsbek Avusturya’nın İstanbul  Büyük Elçisi 1555/1562
''On ulusun on yiğit adamının gücü tek bir kimsede toplansa yine bir Türk'e bedel olmaz. Türklerin en çok konuştuğu şey savaştır zaferdir. Eğlenceleri ise attır silahtır. Türklerin doğrulukları ve namuslulukları ne kadar övülse yeridir.''
Charles Mcfarlene
''Türk milleti ikibin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir.''
Donaldson
''Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun Türk askerinin karşısında düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler.''
Donaldson
''Türklerle dost ol ama düşman olma.''
Gianni de Michelis
''Dünyada Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz.''
Hamilton
''Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur.''
Hamilton
''Türkler devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf ustadır. Ülkeleri değil kıtaları altüst etmişler ve korkunç saldırışlar arasında sarsılması hiç de kolay olmayan egemenliklerini yaratmışlardır.
Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler vardır ki uygarlık için birer süs olmaktadır.''
Hammer
''Çanakkale'de başarılı olamadık. Nasıl başarılı olurduk ki? Zira Türkler yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle cüret ve cesaret kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.''
Sir Julien Corbet
''Türk gibi ölüme gülerek bakan bir eri başka hiçbir ulusta bulamazsınız.
Yalnız ona iyi bir komutan gerektir.''
Mulman
''Toplumsal düzenin Türkler arasında kurmuş olduğu ilişkilerin hepsinde temiz yüreklilik ve iyi niyet hakimdir. Vatandaşların birbirlerine karşı borçlu oldukları işlemleri yapma ve yerine getirmeleri için başka ülkelerde olduğu gibi senetleşmeye yani yazılı belgeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü onların övülmeye değer hallerinden biri de verdikleri söze genellikle sadık kalmaları ve karşılarındakini aldatmaktan güveni suiistimal etmekten çekinmeleridir.''
Monradgea D'ohsson
''Kendi ulusuna karşı bu kadar dürüst ve cömert olan müslüman Türkler hangi mezhebe bağlı olursa olsun aynı dürüstlüğü yabancılara karşı da yapar ve yerine getirirler. Bu noktada müslümanla Müslüman olmayan arasında hiçbir fark gözetmezler.''
Monradgea D'ohsson
''Türk'ü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. Haksız saldırılar ve adi iftiralar önünde Türk'ün vakur kalışı kuşku yok ki körlerin gerçeği eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere acıdıklarındandır. Bu soylu davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap oluyor.''
Pierre Loti,Aziyade romanının yazarı Fransız deniz subayı.
''Türk'ün ahlaki seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle değil çevrelerinde fenalık görmemek suretiyle oluşur.''
Thomas Thorsten
"Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski ışığını bulacaktır."
Feldmareşal von Moltke -Alman Genelkurmay Başkanı
"TÜRKLER SİZE DOKUNMADIKÇA SİZ DE ONLARA SAKIN DOKUNMAYIN."
Hz. Muhammed
"Hz. Peygamber Miraca çıktığında yeryüzünde sonsuz atlılar görür ve Cebrail 'a sorar;
Ey Cebrail bunlar kimlerdir?
Cebrail cevap verir:Bunlar Türklerdir , sizlerden sonra Müslümanlığı koruyup kollayacak millet işte bunlardır......."







 

 

 

8 Aralık 2013 Pazar

1190/KENDİ BAŞINA BUYRUK OLMAK!

              TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
TV. İZMİR;07 Aralık 2013

BAŞKALARI TARAFINDAN KURTARILMAYI YALINIZ KÖLELER BEKLER. KÖLELERİ YENİ EFENDİLERİ ESKİ EFENDİLERİN ELİNDEN KURTARIR. MÜSLÜMAN OLDUKTAN VE BİZANSI DA ALDIKTAN SONRA TÜRK TOPLUMU DA HAİNLERİNİN KURTARICI OLMALARINI BEKLER OLDU DA.
                                     KENDİ BAŞINA BUYRUK OLMAK!
                            KÖLELİKTEN KURTULMANIN
                                                          VE
                                  LİDERLİĞİN İLK ŞARTIDIR!
         “Benim söylediklerim,ilmin verilerine uymazsa ilmin dediklerini tercih edin!”Mustafa Kemal Atatürk
         Sayın İdris BAL, AKP’NİN Kütahya ilinden seçilen bir Milletvekiliydi. Bay Recep Tayyip Erdoğan’ımızın  ülkemizi nereye götürmek istediğini görerek  Milletvekili görevini yapmak için kıpırdanmaya başlaması ile birlikte saldırılara uğraması da bir oldu. AKP’DEN ihraç etmek için disiplin kuruluna sevk tehdiyle birlikte Partiden istifası da bir oldu. İhraç nedenini hemen,HER TÜRLÜ OYUN İLE ALDATILAN  Kamu oyuna açıkladılar:                                                             ”KENDİ BAŞINA BUYRUK!”
         Sözlüklere bakarsak Buyruk kelimesinin anlamının şöylece anlatılmış olduğunu görürüz:
         BUYRUK: BİR KİMSEYİ BELLİ BİR DAVRANIŞTA BULUNMAYA ZORLAYAN SÖZ,EMİR VE FERMAN.
         BUYURMAK(Fiil):Bir şeyin yapılmasını ve yapılmamasını istemek, söylemek ve emretmektir.
         Kendi başına buyruk; KENDİ KENDİSİNİ YÖNETMEK, TUTUM VE DAVRANIŞLARINI KENDİSİ AYARLAMAK, BİR EMİR ALTINDA OLMAMAK. Köleliği kabul etmemek.
         MUSTAFA KEMAL, kendi başına buyruk olarak Amasya Genelgesini yayınladı, Erzurum ve Sivas Kongrelerini kendi başına buyruk olarak yaptırtı. Heyeti Temsiliyeyi ve Türkiye Büyük Millet Meclisini kendi başına buyruk olarak kurdu. Türkiye Cumhuriyetini de kendi başına buyruk olarak yarattı.Kendi başına buyruk olmayan köleler onları idama mahkûm ettiler;Ol köleler
Son nefeslerini de Efendilerinin ülkelerinde verdiler.
         Sayın Bay Recep Beyimizin her günkü konuşmaları hep farklı; değişik karakterde ve bilgideki farklı insanları tarafından bu konuşmaların hazırlandığı akla gelmektedir!”Benim her konuşmamı tamam Efendim, evet Efendim diyerek tasvip etmeyiniz.Bunun doğrusu ne ise çekinmeden onu söylemelisiniz!”Haydi bree!Efendimiz!Sizin konuşmalarınızın doğru tarafını hiç göremedik te! Sayın İdris Bal’a hiddetinizin nedeni nedir öyleyse! Bakınız;Sayın Lale Elmasulu Han’ım’dan aldığımız bir Büyük Filozofun saptamasını beraber okusak!
EĞRİLERİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ  
(EFLATUN'UN "DEVLET" İNDEN)
   ...Eğrilerin en önemli özelliği doğru olmadan DOĞRU GÖRÜNMEKTİR. En büyük eğrilikleri işlerken adı en doğru adama çıkar. İşlediği suçlardan biri ortaya çıkarsa, güzel sözler söyleyerek herkesi suçsuzluğuna inandırır. Gerekirse zenginliğine, gücüne ve dostlarına güvenerek zor kullanır, eğriliklerini doğru olarak kabul ettirir. Düşmanına ve doğru kişilere karşı üstünlük sağlar, kazanç sağlar, zenginleşir, çevresine iyilik eder. Çevresi kalabalıklaşır. Böylece eğrileri savunanlar çoğalır, her yönde etkin bir kişi olur, iyi bir hayat sağlar. Tanrılara bol, bol tantana ile kurban keser.
    Doğru adam ise; doğruları savunduğu, eğrileri ortaya çıkardığı için baskı görür. O zaman doğru olarak değil, doğru görünmek gerektiğini anlar. Böyle kişiler eğriler tarafından, EĞRİ OLMAKLA  suçlanır. Çoğunluk eğri olduğundan veya eğrilik güç kazandığından DOĞRU ADAM eğrilikle tanıtılır. Doğrular pasifize edilmiş olur.
    Maharetleri EĞRİ OLUP ADINI DOĞRUYA ÇIKARMAKTIR.
    Kötülüğe akın,akın gider insanlar,
    Rahattır, yakındır kötülüğün yolu,
    Erdemin ise alın teri koymuş önüne tanrılar.
    EFLATUN (PLATON) ; M.Ö.427- M.Ö.347 yıllarında yaşamış ünlü Yunan filozof ve  Matematikçisidir.


5 Aralık 2013 Perşembe

1189/TÜRK NEDİR?


     TÜRK NEDİR?

                                                        TÜRK, ATATÜRK DEMEKTİR!

                                                   ATATÜRK TE TÜRK DEMEKTİR!

                                                     TÜRK, TARİHİN BAŞLANGICI DEMEKTİR!

     TC                                    TÜM BUNLARI İNKÂRETMEK, NE POH YEMEKTİR!

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;05 Aralık 2013

         Afet İnan,İsviçre’de Profesör Eugene Pittard’ın kendisine doktora tezi olarak verdiği “Türk Milletinin Özellikleri” konusu ile ilgili Atatürk’ten yardım istemesi neticesinde, Atatürk Afet İnan’a ilk önce kendi görüşlerini yazmasını, kendi fikirlerini ise daha sonra bildireceğini söyledi.

Afet İnan kendi çalışmasını hazırlarken Atatürk iki küçük not kâğıdına kurşun kalemle kendi tanımını şöyle yaptı: “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir!”İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk’ü tanımlaması!  Ostüzü.                                                                       Ünlü Fransız Türkolog  Jean Paul Roux “Türklerin Tarihi” kitabında,

Son 5 bin yıllık İnsanlık Tarihi ‘Türkler olmadan yazılamaz diyor. Meraklı olanlarımız; bu ünlü Fransız Türkolog’unun dilimize çevrilmiş bulunan “Türklerin Tarihi” adlı kitabını okuyabilirler. Bakınız bu Ünlü Türkolog ne diyor:

            “Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler. Cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce Bozkır’a, sonra Çin’in içlerine ve sonra da sonu, başı belli olmayan bir sel gibi batıya doğru yöneldiler. TÜRKLER adıyla  Tarihe geçen bu boylar, aileler  ve kavimler, bütün Batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi oldular  ve Ortaasyanın yüksek uygarlıklarından birisini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorlukların sınırları dahilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ettiler.Bazen Memluk,bazen efendi ve bazen de birbirlerinin en amansız düşmanıydılar.En baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi?Ne kadar Budist,ne kadar Hıristiyan  ve ne kadar Yahudi  ve ne kadar Müslüman oldular?Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları,tavrı  savaşlar,yağmalar,fetihler,din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?Altay Türklerinde ölüm,Ortaasya  Kutsal Bitkiler ve hayvanlar.Moğol İmparatorluğu Tarihi,Orta Asya;Tarih ve Uygarlık Türklerin ve  Moğolların eski dininden sonra Ünlü Türkolog Jean Paul Roux sizi 2000 yıllık tarih içinde bir yolculuğa,bildiğinizi sandığınız ya da hiçbir fikriniz olmayan olaylara,insanlara  ve inançlara tanıklık etmeye davet eder.”

 Aşağıdaki yazı alıntıdır. Meraklı olanlarımız; Rahmetli Profesör Dr. Faruk Sümer’in OĞUZLAR(TÜRKMENLER) ADLI BAŞYAPITINA BAKARAK, Reşidüttin’in ve Rus Yüzbaşı Muravyev’in(1818)OĞUZ BOYLARININ Şematiğini görebilirler. Ve hatta Yazıcıoğlu Alinin şemasını da görebilirler.

“Kahramanı olduğu kadar,Gafili de,Haini de çok milletiz!”Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal.

Aslında Türk Ulusuna mal edilen bu hainler, Türkçe adlar alarak Türk kimliğine bürünmüş Dönme ve Devşirme döllerimizdir.”Bir Proff!”Türk dediğin bir sentezdir, zaten Türk diye bir ırk yoktur!”Buyurmuş. Ha sıçaydın da, Sizi dinleyenler ne kadar kalın boklu olduğunuzu görselerdi bari!

Irk:A.İ.Kök,Asıl,kuşak,Nesil,damar.Mustafa Nihat Özön,Türkçe--Osmanlıca Sözlük,s.346.Ulan Dümbelek kelleliler;tarihi YENİCAMİNİN KENEFLERİNİN TARİHİNDEN DAHA DA YENİ OLAN Amerikalılar mı Türkler melez olacak!FRANSIZ ULUSUNUN IRK BİRLİĞİ ,FAKİR ROMALI ASKERLERLE GALYALI KÖYLÜ KADINLARDAN OLUŞUR.Köksüz olan Türk’e sığınmış olan sizlersiniz!

24 Oğuz Türk Boyu

“Soyumuz, Oğuz Han‘dan gelmektedir. Atamız Oğuz Han‘ın “Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han” adlarında 6 (altı)  oğlu vardır. Oğuz Han’ın her oğlunun da dört tane oğlu vardır. İşte Atamız Oğuz Han’ın altı oğlundan olan 24 torunu, bugünkü “24 Oğuz Boyu“nu meydana getirmiştir. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar, bu 24 boya dayanmaktadır.

Şimdi bu boy adlarının ne anlama geldiklerini ve bu boyların nerede yaşadıklarına bakalım:

Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler.
1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları:
a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta ve yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesna şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir. EK: Osmanlılar Karakeçili aşiretindendir. İkinci Murat
(1421-1449)Yazıcıoğlu Ali’ye Osmanlının Kayı boyundan olduğunu yazdırtmıştır. Esas Kayı Boyu,Mavera ün nehrinden Hindistan’a inen ve orada”DevletitTürkiyye’yi kuranlarla;Mısırda,Osmanlının  Kölemenler diyerek küçülttüğü “DevletitTürkkiyye’y/Türk Devletini/kuranlardır.Osmanlı Padişahlarını büyültmek telaşı var!Bunların çoğu alkolik ve Kardeş ve hatta evlat katilleridir.Ostüzü.
b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğluları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhur şâir Fuzûlî bu boydandır.
c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır.
d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır.
2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları:
a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslar’daki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır.
b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır.
c) Totırka/Dodurga/Dodürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır.
d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır.
3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları:
a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır.
b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır.
c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır.
d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır.

 

Üç-Oklar: İç Oğuzlar da denilip, sol kolu teşkil ederler.
1. Gök-Alp/Gök Han: Sembolü sungur. Oğulları:
a) Bayundur/Bayındır: “Her zaman nîmetle dolu yer” anlamındadır. Akkoyunlular sülâlesi, İzmir’den Âzerbaycan’daki Gence’ye kadar Bayındır adlı yerler bu boydan gelir.
b) Beçene/Beçenek/Peçenek: “İyi çalışkan, gayretli” anlamındadır. Karadeniz kuzeyi ile Balkan Yarımadasına göçen ve 1071 Malazgirt ile 1176 Miryokefalon Meydan Muhârebelerinde Bizanslılardan ayrılarak Selçuklular safına geçen Peçenekler, Dicle Kürmançlarının iki ana kolundan güneydeki Beçene Kolu, Ankara-Çukurova Halep bölgelerindeki Türkmen oymaklarından Peçenekler bu boydandır.
c) Çavuldur/Çavındır: “Ünlü, şerefli, cavlı” anlamındadır. Türkmenistan’da Mangışlak Çavuldurları, Çorum çevresindeki Çavuldur ve Anadolu’daki Çavdar Türkmen oymakları, Erzurum ve çevresindeki Çoğundur adlı köyler bu boyun adından gelmektedir.
d) Çepni: “Düşmanı nerede görse savaşıp hemen çarpan, vuran ve hızlı savaşan” anlamındadır. Rize-Sinop arasındaki çok usta demirci Çepniler ve Çebiler, Kırşehir, Manisa-Balıkesir çevresindeki ve Kars ile Van bölgelerinde Türkmen Oymağı Çepniler bulunmaktadır.
2. Dağ-Alp/Dağ Han: Sembolü uçkuş. Oğulları:
a) Salgur/Salur: “Vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş görür” anlamındadır. Kars ve Erzurum hâkimi Salur Kazan Han Sülâlesi, Sivas-Kayseri hükümdarı âlim ve şair Kadı Burhâneddin Ahmed ve Devleti, Fars Atabegleri, Salgurlular, Horasan’daki Teke-Yomurt ve Sarık adlı Türkmenlerin çoğu bu boydandır.
b) Eymür/Imır/İmir: “Pekiyi ve zengin” anlamındadır. Akkoyunlu, Dulkadirli ve Halep Türkmenleri içindeki Eymürlü/İmirlü oymakları, Çıldır ve Tiflis’teki iyi halıcı ve keçeci Terekeme Oymağı bu boydandır.
c) Ala-Yontlup/Ala-Yundlu: “Alaca atlı, hayvanları iyi” anlamındadır. Yonca kelimesi bu boyun hatırasıdır.
d) Yüregir/Üregir: “Daima iyi iş ve düzen kurucu” anlamındadır. Orta Toros ve Çukurova Üç-Oklu Türkmenlerinin çoğu, Adana’daki Ramazanoğulları bu boydandır.
3. Deniz Alp/Deniz Han: Sembolü çakır. Oğulları:
a) Iğdır/Yiğdir/İğdir: “Yiğitlik, büyüklük” anlamındadır. İçel’in Bozdoğanlı Oymağı, Anadolu’da yüzlerce yer adı bırakan İğdirler, İran’da büyük Kaşkay-Eli içindeki İğdirler ve Iğdır adı, bu boyun hâtırasıdır.
b) Beğduz/Bügdüz/Böğdüz: “Herkese tevâzu gösterir ve hizmet eder anlamındadır. Dicle Kürtleri ilbeği olup, Hazret-i Peygamber’e elçi giden (622-623 yılları arasında Medine’ye varan), Bogduz-Aman Hanedanı temsilcisi ve Kürmanç’ın iki ana kolundan Bokhlular/Botanlar, Yenikent-Yabgularından onuncu yüzyıldaki Şahmelik’in Atabegi Kuzulu, Halep Türkmenlerinden Büğdüzler bu boydandır.
c) Yıva/Iva: “Derecesi hepsinden üstün” anlamındadır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092) devrinde Suriye ve Filistin’i fetheden Atsız Beğ, 12. yüzyılda Hemedân batısında Cebel bölgesi hâkimleri Berçemeoğulları, Haçlıları Halep çevresinde yenen Yaruk Beg, Güney-Âzerbaycan’daki Kaçarlu-Yıva Oymağı bu boydandır. Ankara’da çok makbul yuva kavunu bu boyun yerleştiği ve adları ile anılan köylerde yetişir.
d) Kınık: “Her yerde aziz, muhterem” anlamındadır. Büyük ve Anadolu Selçuklu devletleri, Orta Toroslar’daki Üçoklu Türkmenler, Halep-Ankara ve Aydın’daki Kınık Oymakları bu boydandır.

Türkçe, , Oğuzlarla ilgili diğer bilgiler: Oğuzlar, Oğuz Boyu Bugün; Türkiye, Balkanlar, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’da yaşayan Türklerin ataları olan büyük bir Türk boyu. Oğuzlara, Türkmenler de denir.

Oğuz kelimesinin türeyişiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Kelimenin boy, kabile manasına gelen “Ok” ve çokluk eki olan “z”nin birleşmesinden “Ok-uz” (oklar, koylar) anlamında olduğu ileri sürüldüğü gibi, oyrat (haşarı, yaramaz) kelimesinin eş anlamlısı olduğunu iddia edenler de vardır. Ancak kelime, Anadolu ağızlarında “halim selim, ağırbaşlı” manalarına da kullanılmaktadır. Arap kaynaklarında ise “guz” veya “uz” şeklinde geçmektedir.

İlk zamanlar Üçok ve Bozok adlarıyla iki ana kola ayrılmış olan Oğuzlar, daha sonraki devirlerde, Dokuz Oğuz, Altı Oğuz, Üç Oğuz adlarında boylara da ayrıldılar. Oğuzlar, yirmi dört boydan meydana gelmişti. Bunlardan on ikisi Bozok, on ikisi Üçok koluna bağlıydı. Tarihçiler, hazırladıkları cetvellerde Oğuz boylarının adlarını, sembollerini ve ongunlarını (armalarını) göstermişlerdir. Buna göre, Bozoklar; Kayı, Bayat, Alka Evli, Kara Evli, Yazır, Dodurga, Döğer, Yaparlu, Afşar, Begdili, Kızık, Kargın; Üçoklar ise; Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymur, Ala Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık boylarına ayrılmışlardı. Bugün Türkiye’de yirmi dört Oğuz boyuna ait işaret ve yer adlarına çok rastlanmaktadır.

Oğuz adına ilk defa Yenisey Kitabelerinde rastlanmaktadır. Barlık Irmağı yöresinde bulunan bu kitabelerde; “Altı Oğuz budunda” sözü yer almaktadır. Öz Yiğen Alp Turan adlı bir beye ait olan bu kitabelerin yazıldığı devirde, Oğuzlar, Göktürklerin hâkimiyeti altında altı boy hâlinde Barlık Irmağı kıyılarında yaşamakta idile

       Profesör Dr. Kemal Üçüncü

(KTÜ-TÜRKOLOG-HALK BİLİMCİ)

Odatv.Com                                                                                                             “AÇILIMIN taçlandırılması sürecinde Diyarbakır’da düzenlenen toplantıda Barzani “Piroz be 2013” altınlarını saçarak/dökerek büyük bir halkla ilişkiler harekâtına Show yaparak imza attı. Bu faaliyet bize birden Kazancı Bedih’in unutulmaz türküsünü hatırlattı. Türk milletinin “duyguları karışık”. Gökalp’ın, Süleyman Nazif’in, Cahit Sıtkı’nın/TARANCI1906/1956 RAHMETLİ DİYARBAKIRLIDIR./, Celal Güzelses’in Diyarbakır portrelerini hatırladık.

“Vurmayın arkadaşlar ben yaralıyam”

Tayyip Bey’in etrafındaki danışmanlar kadrosunda ciddi bir sosyal bilimler kültürü zaafı var. Bu durum Türkiye için ciddi bir milli güvenlik sorunu yaratıyor! Ümmet, millet, ulus, boy, aşiret, klan, etnisite kavramlarını gelişigüzel bağlamından kopuk Batı düşünce kuruluşlarının jargonunu göre kullanıyorlar.

Ortaçağ İslam literatüründeki millet tabirini (bir inanç topluluğu) olarak belli belirsiz ihsas ettiriyorlar. Modern çağda adsız millet gibi arkaik bir yaklaşım söz konusu.

İl, ur, uruk, boy, soy, oymak, avul, oba, ulus, millet farklı terimlerdir. Bu anlamda Türk bir etnisitenin değil milletin adıdır.Yörük,Avşar etnisitedir. Ama Türk, milletin adıdır ve bütün kültür havzasındaki etnisiteleri de hukuken ve kültürel olarak kapsar.

TÜRK NEDİR

Türkler, Eski Dünya’daki bütün kadim medeniyetlerle kültürel ve siyasal ilişkilerde bulunmuş tarihin kıdemli bir milletidir. Toynbee’den Spengler’e bütün büyük tarih filozofları Türk kültürünü [bazen İslam medeniyeti başlığında] dünyanın büyük kültür ve medeniyetleri arasında zikrederler. Uygarlık tarihinin bize sunduğu malumattan anlıyoruz ki tarihsel süreçte ve hâlde dünya üzerinde bütün etnisiteler aynı oranda büyük bir siyasal ve kültürel yayılım ve iddia geliştirememiş, örgütleyememişlerdir. Walter Ong’a göre “Ong, bugün konuşulan üç bin kadar dilden yalnızca yetmiş sekiz tanesinin edebiyat üretebildiği ve yüzlerce dilin kendisini ifade edebilecek bir alfabe ile karşılaşmadığı iddiasındadır [Walter Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, Metis Yay]. Bu anlamda dünyada “de facto” olarak hâlen mevcut olan büyük kültür ve edebiyat dilleri bu tarihsel gerçekten kaynaklanır .Kültürün bütünlüğü açısından baktığımızda aynı çevre şartlarını ve kuşağını paylaşan halkları benzeşen kültürel öğeleri bulunmakla beraber aynı seviyede ve doğrultuda bir gelişme göstermediklerini hatta aynı çevre şartlarından farklı kültürler ürettiklerini görmekteyiz.Türk dili ve edebiyatı bunlardan bir tanesidir. Ne yazık ki tarih ve fıtratın doğası “beşeri mantık ve idrake göre” eşitlikçi değil.

[Bunu birisi lütfen AKP nomenklaturasına anlatsın çok mühim]

Kuzeyde tün ortasından güneyde kün ortasına kadar “Tundra kuşağından Akdeniz havzasına, Mezopotomya’ya, Türkistan’dan, Adriyatik sahillerine kadar ulaşan 12 milyon kilometrekarelik alan Türk kültür ve medeniyetinin tarihsel olarak meskûn olduğu coğrafyadır. Coğrafi keşifler öncesi Amerika ve Avustralya kıtaları haricindeki halklar ve toplumlar için dünya Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarından ibarettir. Kadim coğrafi literatürde bu alana “Eski dünya” denir. Toplam alanı 85 milyon kilometrekaredir. Bu alanın 3/2 sini oluşturan 55 milyon kilometrekarelik alan tarihsel süreçte Türk boy ve topluluklarının siyasal olarak denetim altına aldıkları alandır. Türk kültürünün coğrafi derinliği ve genişliğine bakıldığında Avrasya’nın kalpgâhı olan bir bölgeyi kapsar.20 doğu boylamı Budapeşte’de Gül Baba tekkesi Batı’daki en son Türk eseri 100 doğu boylamı Saha-Yenisey hattından Tarım havzasına kadar olan alan en doğu ucudur. Güneyde Sudan -Hartum ve Suakin limanından Yemene, Kuzeyde Tundra kuşağını takiben Petersburg, Tümen ve Sibirya'ya kadar olan Türk kültürünün coğrafyasıdır Bütün bu coğrafyalarda Türk kültürünün izleri/eserleri vardır.

ORTAK BİR MEDENİYET ÜRETTİ

Türkler doğudan batıya, kuzeye, güneye olan yürüyüşleri esnasında bulundukları her coğrafyanın kültürel geleneği ile bağdaştırmacı, dönüştürücü, telif eden bir kültürel geleneği üreterek ayakta kalma becerisini göstermişlerdir. Farklı mimari ve estetik anlayışlarını,sanat anlayışlarını,dili ve ananeleri, inançları , maddi ve teknik olanakları tanımış ve onlarla imtizaç etmiştir. Bu coğrafyada Türklerle beraber farklı etnisiteler ve inanç gelenekleri beraberce yaşayagelmişlerdir. Farklı etnisitelere sahip Müslim topluluklarla aynı inanç dairesi içerisinde ortak bir inanç repertuarında yoğrularak müşterek bir medeniyet sembolizmi ve grameri üretildi. Kürtler, Gürcüler, Arnavutlar, Lazlar, Çerkezler, ilh. Hep bu sembolizmin ve gramerin öğeleridir.Tekil olarak bu kültürleri ele aldığınızda özgün “unique” anlamda bulacağınız şey sınırlı ve arkaik bir folklorizmden öteye gitmez.Oysa bu halkların da dahil olduğu ve adına “Türk Kültür Havzası” dediğimiz alan ortak medeniyetimizin omurgasını teşkil eder.Söz konusu akraba halklar tarihsel süreçte Türk siyasal hakimiyetinin yarattığı [habitus’da]· yaşam ve kendini üretme geliştirme imkanı bulmuşlardır.Türk siyasal hakimiyetinin zayıfladığı veya kesintiye uğradığı tarihsel kesitlerde bu halkların her anlamda mağdur ve mazlum olduğunu görürüz.Bu anlamda havzadaki Türk siyasal aklı ve teşkilatcılığını bir istiare ile atomun yapısına benzetebiliriz.Merkezde çekirdek olarak Türk siyasal teşkilatçılığı ve siyasal aklı bulunmaktadır.çekirdeğin çekim gücü proton, nötron ve diğer parçacıkları bir arada tutarak maddenin oluşumuna imkan sağlamaktadır.Bu anlamda Türk siyasi erki bu coğrafyada ortak inanç eksenindeki akrabalarımızı kendi barış ve güvenlik alanı içerisinde koruyup himaye ederek varlıklarını devam ettirmelerine imkan sağlamıştır/sağlamaktadır.Bu bağlamda ortak acılarımız, sembollerimiz ve sürekli güncellediğimiz güncel yaşam pratiğimiz sarsılmaz bir yarın ve gelecek inşası için son derece elverişli bir zemindir.

Bu sosyal ve kültürel gerçekliği olabildiğince kuşatıcı bir perspektiften anlamak için Türk kültür havzası tabirimizde bir akarsuyun kaynağından denize veya göle varıncaya kadar geçtiği bütün alanın flora ve faunasını her türlü birikimini içererek denize ulaşmasından istiare yapılarak kullanılmıştır. Akarsu geçtiği havzanın bütün birikimi ile mündemiçtir. Lakin denize vardığında veya karıştığında diğer akarsularla organik bambaşka bir büyük yapı oluşturur. Artık Karadeniz içerisinde Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh suyunu ayıramazsınız artık o suya deniz denir. Dere veya çay, nehir tasnifi de o büyük hamule de anlamını ve geçerliliğini kaybeder. Türk kültür havzası yaşam sahasında coğrafyasında bulunan bütün bileşenleri ile beraber oluşturduğu medeniyete ve coğrafyaya Batılı seyyahlar ve düşünürler tarihsel süreç içerisinde Turchia, Micro Turchia, Macro Turchia, demişlerdir. Medeniyetimizin muarız olan Batı medeniyeti bu anlamda bizi karşı değer kümesine konumlandırırken Osmanlı, Safevi, vb boy isimleri ile değil Türk olarak tanımlaması üzerinde yeterince durulmamıştır. Batı bizdeki birleşen etnik toplulukların pek ala farkındadırlar. Karşılarındaki alanı tabir eden ve tanımlayan, hegemonya ve gelenek olarak bütününe Türk demişlerdir. Yani Balkanlarda Ortadoğu’da Kafkaslardaki Afrika’daki bütün mücadelelerde karşılarında bu coğrafyaları temsil eden siyasal akıl ve antitite olarak Türklüğü anlamış algılamış tescil ederek tanımlamışlardır.

BUNLARI BİLMİYORLAR

Sertleşme sorunlarından, ekonomiye, oradan, Suriye’ye kadar hemen her konuda yazan ve ortalama Türk siyasetçisini enforme eden yaygın basın ve medya mecralarındaki köşeci yazar profili de bu bilgilere vakıf değildir. Buna bir de her akşam kanal ,kanal gezip tartışan bir profesyonel sınıfı da dahil edebiliriz.Sözde hepsi ayrı görüşte ama hepsi tek bir ortalama vasatın goygoycuları.

Sunucu kızlar, arkasından küçük sorular. Derinliksiz, literatürden kopuk, afakî aforizmalar. Hoş millet de böyle istiyor. Gerçek entelektüeller sağda da solda da yaygın medyadan ve kurumsallaşmış müesseselerden uzak.

Türkoloji bu tartışmalarda saf dışıdır.

Tayyip Bey’in kullandığı terminolojiden devam edersek, bir başka ülke bizim Güneydoğu Anadolu’yu  “Kürdistan bölgesi” diye tabir ederek, doğrudan Ankara’yı atlayarak ziyaret etmeye kalkarsa, bölgeyle ilişki tesis ederse hangi argümanlarla karşı koyacak hariciyemiz. Başbakanımız Baydemir’e Türkiye için Kürdistan tabirini kullandığı için kızıyor. Güneyi olan şeyin Kuzeyi olmaz mı?

Hangi mantıkla şimdi karşı koyacaksınız?

MHP’DEN GELEN SÖZLER ALELACELE

Türk siyasal teşkilatı feodaliteden merkezi devlete geçmedi. Merkezi bir imparatorluktan milli merkezi devlete geçti. Bu farkı doğru anlamak lazım.

Türkler adına bu sürece müdahil olabilecek entelektüellerin sesleri yaygın medyadan ve pataronaj ilişkileri ile kurumsallaşmış yapılardan uzak. MHP kanalından gelen politik eleştiriler hasbî, iyi niyetli, gayretkâr, lakin olgun bir tefekkür ve tezekkür ameliyesinden geçmemiş alelacele sözler. Kanaatimizce,milli hareket milli tefekkürle, milli birikimle kucaklaşarak, kültür, sanat ve bilimle işbirliği yaparak daha geniş bir toplumsal muhalefetin siyasal dili olma seçeneğine yönelmesi ertelenemez bir önceliktir.

TÜRK OCAKLARI AÇIKLAYAMIYOR

Yusuf Akçura’ların takipçisi Türk Ocaklarının “ sağ siyasi iktidarlarla mutlak uyum gözetme kaygısı/tutumu” çerçevesinde Cumhurbaşkanımızı Türk dünyası bağlamlı sunumları açıkta kaldı. Ahmet Kaya’nın müzik ödülünü tevil edemiyor Türk Ocakları. İpekyolu, Qebele, Celal Güzel Bey’in kalın Türk dünyası külliyatındaki izahatlar tamam da, bu uymadı. Türkiye’den hiçbir milli düşünce adamının Cumhurbaşkanımızın devr-i riyasetlerinde davete dahi mazhar olmadığını hatırlatmak isterim. Bu toprakların geleneğinde ölenin arkasından muhakkak iyi şeyler söylenir. Lakin bu millet hafızasız değil. Bu ödüle karar veren heyet, Türk musikisine onlarca yıl emek vermiş ve taltif ve ihsan beklemeyen gerçek sanat adamlarına müzik nazariyat ve icrasına yaptığı katkıları izah etmeleri gerekir.

Gönül almak ve yaraları sarmak vakarlı, onurlu bir davranış, lakin bunun başkaca yollarlı da olabilirdi.

Kuva-yı Milliye CHP’si kuruluş felsefesi üzerinden yeni ve çağdaş bir okumayı yaparak toplumsal muhalefeti kucaklayamıyor. Yükselen etnik ilişkiler ve çelişkiler yumağından tarafları küstürmeden çıkabilmenin derdinde. Keşkesiz ve kesintisiz bir demokrasi, yurttaş hukuku, temel insan hakları ile Türk milletinin kurucu asli iktidar olma hakkını telif etmekte çekingen. Emperyalizmin kendi coğrafyasında AB, NAFTA, vb gibi örgütlerde ulusüstü bütünleşmelere giderken Ortada Doğu’da ve Asya’da etnik, dinsel ve sosyal çelişkiler temelindeki ayrışmaları teşvik etmesini Marksist edebiyat içerisinden cevaplayamıyor.

İI. MİLLİ! EĞİTİM GÜNDEMİ

12 Eylül yönetiminde 1983 yılında ceberut, vesayetçi diye nitelendirilen o zamanki YÖK yönetiminde profesör maaşları, Orgenerale denkken “sivil demokratik, ileri demokraside” /“bazılarına göre vesayetten velâyete evrilen süreçte” Orgeneral 8 bin TL, Albay  4 bin 500 TL/ kıdemli profesör 4500 lira alıyor.Bu verilere YÖK’ün resmi sitesindeki raporlarda da değinilmektedir. Bilime, eğitime, kültüre, sanat verilen önemi anlamamız açısından son derece önemli bir ölçüt. Açık öğretim mezunu bir fakülte sekreteri memurun maaşı Doçente denk neredeyse. Öğrencisi mühendisin kazancı hocasından fazla. Hakkıdır, herkes hak ettiği geliri alsın lâkin böylesi bir kıyası hangi akıl mantık, insaf ve vicdanla izah edebiliriz.

Ülkemizde devlet kadrolarında profesörden daha fazla maaş alan pek çok istisnai memuriyet vardır. Dünyada profesörlükten daha üst bir ihtisas ve uzmanlık var mı? Diye merak ediyor insan. Alt kademeler yardımcı doçentler, öğretim görevlileri ve okutmanlar, araştırma görevlileri bu maaşlarla hangi literatürü takip ederek, Türkiye’yi bilim ve kültürde çağla kulaklaştıracak.

YÖK, o günlerden bu güne en az üç kat yetkileri artırılarak merkezileşmiş durumda. Usta- çırak ilişkisi ve gelenek zinciri yok edilmiş.100 yılını geçmiş üniversitelere Ankara’dan kadro atanıyor. Öğretim üyelerine güvenmeyen bir sistem. Bu anlayış üniversiteyle nasıl izah edilebilir.

Hocaların süreçte hiçbir inisiyatifi kalmamış. Yüksek lisans doktora programlarında, enstitülerin işleyişinde büyük aksaklıklar var. Enstitülerimiz AR-GE ve yayın yapacak, edebiyat üretecek donanımdan uzak. Türkçe yayın ve neşriyat yapmak 

2009 yılı sonu itibariyle Türkiye’de merkez, fakülte, yüksekokul ve şube kütüphanelerinin sayısı 435 adettir ve bu kütüphanelerdeki  basılı ve elektronik kitap sayısı16.302.983 adettir. Bu sayı dünya ölçeğindeki herhangi bir üniversitede tek başına bulunan kitap sayısı kadardır.

 [Bu konuda bk.,Sami Çukadar vd, “Türkiye’de Üniversite Kütüphaneleri Mevcut Durum ve Gelecek”(1)

Yakın coğrafyalarımızın, havzamızın, ilgi alanlarımızın, nüfuz alanlarımızın, kültür coğrafyamızın döküm ve literatürüne hâkim değiliz. Onun içindir ki Selçuklu-Osmanlı siyasi idari teşkilatımızdaki Halep vilayetinde Türk yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz.(2)

TÜRK DÜNYASINDAN ÜRETİM YOK

Dünkü Rakka eyaleti, 1864 taksimatında Halep Vilayeti olan kültür havzamız birdenbire Rojava oluveriyor. Keza Musul vilayeti başka bir şey. Muhafaza ve muhafazakârlık bu olsa gerek.

Bu araştırmaları yapıp idareye ve karar alma mekanizmalarına sunacak akademik yapı, Türkoloji enstitüleri regional studies [bölge araştırmaları] yok denecek kadar az ve işlevsiz. 1960-1993 yılları arasında Indiana Üniversitesi, Ural Altay serisinden bölgedeki Türk halkları ve Avrasya’daki diğer halklarla ilgili 150 ciltlik bir bilimsel neşriyat gerçekleştirdi. Çokça nutuk attığımız ama çokça bilmediğimiz Türk dünyası konusunda Rusça, İngilizce kaynaklar Türkçedekinin abartmasız onlarca katıdır.(3) Bizim TTK ve TDK ihtialden sonra yanaşık düzen mantığıyla Suat İlhan Paşa’nın doğaçlama stratejisiyle el yordamıyla bir şeyler yapmaya çalıştı. Çok yetersiz, kifayetsizdi.

Nitelikli bir Türkoloji kütüphanemiz yok. Bir araştırma perspektifi ve Türkoloji politikamız yok.

Tarla kenarlarını, apartmanlara, kasaba irisi Anadolu şehirlerine plansız ve düzensiz olarak üniversiteler doldururken, gelişmiş bir kütüphaneyi elektronik ortamda bu gençlerimizin ve araştırmacılarımızın hizmetine açma fikri kimsenin aklına gelmiyor.

Kitap’tan alınan KDV sıfırlanmalıdır. Kitap ve neşriyat kargosu en alt düzeye indirilmelidir. Yabancı literatürü çeviren yayıncılar belli bir programla teşvik edilmeli, desteklenmelidir. Bu şekilde edebiyat ve teorik bilgi açığımız süratle kapatma yoluna gitmeliyiz.

Geçmişteki performans yetersizdi, günümüzde alan hepten alan boşlanmış. TTK Abdülhamit ve Vahdettin’le gündemi dolduruyor. TDK bolca “fiil çekiyor”. Türk dünyası gündemi hepten rölantiye alınmış. Diğerlerini saymaya bile gerek yok.

DÜNYA TÜRKÎ’Yİ NASIL ÇALIŞIYOR

Büyük devletler, Türkî’yi çalışırken ve konuşurken muhakkak İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsüyle koordine eder. Zaten a,b, c seçenekli olarak bütün meseleler çalışılmış durumdadır. ABD’ de Rusya’da da böyledir. Emperyal süreçler böyle işler.

Osmanlı, Osmanlı demekle o siyasi ve idari mirası anlamış olmazsınız. Osmanlı’nın Batum ve Ahıska, Şam, Halep  defterleri hane, hane demografiyi bilir, kaydeder. Büyük devlet böyle olunur. Bizim elimizde bu veriler bile kullanılabilir vaziyette değil.

 “DÖKÜLDÜ LİRALARIM TOPLAYAMADIM”.

11 yılda 5 milli eğitim bakanı değişti 5 ayrı birbirinden kopuk uygulama. Öğretmen yetiştirmeden, ders kitaplarına, pedagojik formasyondan, mesleki eğitime bütün süreçler savruk ve intizamsız, bilim dışı.

Dershaneler bu aksak sistemin bir nevi afyonu gibi bir ölçüde acıyı dindirmeye yarıyor. At yarışı gibi bir seçme sınavında bu bir ihtiyaç olarak var olacaktır. Dershaneler okulların bilgi açığını kapatan kurumlar değildirler. Öyle olsaydı kolejler ve fen liseleri dershanelerde yatıp kalkmazlardı. Pek çoğu bununla da yetinmiyor “bilmiyorsa öğrensinler “ kayıt dışı özel ders alıyorlar”.

Gerçek bir eğitim düzenini bilimsel, akademik, (gücü yetmeyenlere parasız) bir eğitim sistemini, insan gücü planlamasını, yaparak, yaşayarak sorgulayarak tartışarak öğrenmeyi kimse konuşmuyor.

Müsteşar eğitimci değil, eğitimle ilgili bir donanımı yok.

Bakan Nabi Avcı “Enformatik Cehalet” kitabının yazarı bir entelektüel olarak kendi biyografisinin trajedisini yaşıyor. Dijital devrimi! Zat-ı alilerine yaptırdılar. Microsoft patronu bile dijitalin eğitimi ve yeteneği öldürdüğünü söylerken bakanımız lal ü ebkem kaldı. Ne yazık! Ne a acıklı.

Hiçbir şekilde yapılan tartışmalar daha iyi bir eğitim amacına dönük değil.

Amerika’yla yaptığımız 1949’ daki ikili eğitim antlaşması ile Milli Eğitim! Politikalarına müdahalelerini ve etkisini bilmiyoruz bile. Bunu en koyu sosyalistler de milliyetçiler de merak etmiyorlar. Bugüne kadar mecliste tek bir soru önergesine dahi konu olmadı. Pek çok sağ iktidar suhuletle bu işi götürdü.Antlaşma hala yürürlükte.

Merak edenler antlaşmanın İngilizce ve Türkçe tam metnini okuyabilirler.(4)

1997’de başlatılan eğitim’de yeniden yapılanma/yalpalama programı ve Dünya Bankası telkinleri ile yapılan tufeyli uygulamalardan sonra eğitim Türkiye’de külliyen tasfiye edilmiştir.

Bugün pedagoji programlarımızda eğitim felsefesi diye bir ders kalmamıştır. Felsefesi olmayan bir eğitim nasıl olabilir.?

Türkiye’de olur.

Küçük sunular, power pointler, hizmet içi eğitimler “oldu da bitti maşallah”.

Bir sosyal yapı ve sistem için öngörülen hiçbir çözüm başka bir sosyal yapıya aynen aktarılarak işletilemez. Sosyoloji de bilmez bunlar.

Türk milleti bu kısır döngüyü aşabilmek için bilimin, sanatın ve kültürün yol göstericiliğinden başkaca bir sihirli formüle kulak asmamalıdır.

Siyasi partiler, düşünme ve üretme süreçlerinden entelektüelleri basit kasaba kaygıları ile dışladıkları, ahibbaları ile ıhlamur içip yarenlik edip vakit öldürdükleri  müddetçe meşruiyet krizi, temsil sorununu giderek ağırlaşan bir biçimde yaşamaları kaçınılmaz. Bu yaklaşımla çözüm odaklı gerçek bir alternatifi ve siyasal dili kuramazlar.

Türkiye’nin eğitim çınarı Fatih Eğitim Enstitüsü’nün [şimdi KTÜ ye bağlı Fakülte] 50. Kuruluş yıldönümünü kutluyorum.Fatih Eğitim TDE Eğitimi Bölümünde göreve başladım.C Blok’ta en üst katta görev yaptım, anmam lazım.Türkiye Cumhuriyeti bir öğretmen projesi olarak inşa edildi.Eğitim camiası bütün erozyonlara rağmen bu görevin şuurunda olarak hareket etmelidir.Bu vesileyle bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü tebrik ediyorum.Ahrete irtihal eden büyüklerimizi, öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum.

Sağlıkla kalın.

PROF.DR. KEMAL ÜÇÜNCÜ

[KTÜ-TÜRKOLOG/ HALK BİLİMCİ]

Odatv.Com

Kaynaklar:

1- http://www3.dogus.edu.tr/scelik/makaleler/_uyk_2011_Bildiri.pdf].

2-[Konuyla ilgili Ümit Özdağ’ın değerlendirmesi bk.,http://www.21yyte.org/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2012/07/31/6692/dis-isleri-bakani-ahmet-davutoglu-halepde-turk-yok ].

3-[ayrıntı için bk., http://www.indiana.edu/~rifias/Publications_List.htm#uralt]. Bizim

4-http://photos.state.gov/libraries/turkey/461177/pdf/1t603.pdf.

ŞİMDİ DE GELELİM KÜRTLERİN KENDİLERİNİ İNGİLİZLERE ANLATIMINA!

KÜRT HALK HEYETİNİN LOZAN'A GÖNDERDİĞİ TARİHİ MEKTUP
''Bu günlerde ( Lozan konferans görüşmeleri sırasında )  İngiltere
yetkili kurul başkanı Lord Curzon'un Kürtlere bağımsızlık verilmesi
fikrini ortaya atarak, Kürtlerin koruyucusu tavrını takınmasını,
hayret ve şaşkınlıkla karşıladık.
Biz Kürtler, Turan neslinden bir kavimiz. Milli hatıralarımız ve
özelliklerimizden dolayı Türkler bize ,'' yiğit ve cesur '' anlamına
gelen Kürt ismini vermişlerdir. Kürt adıyla anılan ve büyük hizmetleri
geçen kahramanların isimlerinin yaşaması amacıyla, Deminan, Hayderan,
Kureyşan ve Lolan gibi isimler kabile ve aşiretlere verilmiştir. Bu
aşiretler bu gün anavatanın Doğu Türklerini oluşturmaktadır. Kürtlerin
1876 tarihinden önceki ve sonraki durumları araştırılacak olursa,
İranlı misyonerlerin aşiretler üzerinde yaptıkları çalışmaların
sonucunda Kürtler kendi öz dilleri olan Türkçe lehçesini ve öz
kültürlerini yavaş, yavaş kaybettiler. Bundan dolayı Erzurum, Van,
Bitlis ve Musul taraflarındaki aşiretler, Farsçadan başka bir şey
olmayan, Kırmanç adı verilen Farisi lehçeyi konuşmaya başladılar.
Bu misyoner faaliyetlerinden az etkilenen, Harput ve Diyarbakır
taraflarındaki Kürt aşiretler ise ana dilleri olan Türkçe lehçesi ile
karışık Zaza lehçesini konuşmaya başladıklar. Bu Öz Türkoğlu Türkler'i
Yavuz Sultan Selim Han, Kürtlerin hanı Şeyh İdris-i Bitlisi'ye
gönderdiği fermanla kendi ülkesine dâhil etti. O günden bu güne kadar,
Türk akrabalarının şefkat ve himayelerinde huzurlu ve rahat yaşamakta
ve Türk lehçesi ile de konuşmaktadır.
Yukarıda yapılan değerlendirmeden sonra, İngiltere yetkili kurul
başkanı Lord Curzon'a sorarız ki; İranlıların dilini biraz konuşmakla,
o millete mensup olunduğu kabul edilirse İngilizler de dâhil her
milletin durumu tartışılır. Doğu ülkelerini istila eden ve genellikle
dünyanın kendi toprakları içerisinde olmasını hayal eden İngilizlerin,
diğer milletlerin kabullenemediği '' müstemleke '' kelimesinin yerine
kulağa hoş gelmeyen ve aynı anlamı taşıyan '' manda '' kelimesinin de
aslında aynı şey olduğunu Kürtler anlamıştır. Dünyadaki zenginlik
kaynaklarına sahip olmak isteyen İngilizlerin, 12/10 'u Türk olan
Musul'u ve petrol kaynaklarını biz Müslüman Türk'lere çok görmesini
hayretle karşılıyoruz. Lozan Konferansında İngiltere yetkili kurul
başkanı Lord Curzon'un, Dersim ( Tunceli ) ve Bitlis olaylarından
bahsederek tek millet olan Türk ve Kürt arasına ayrılık düşünceleri
sokma gayretini biz Kürtler anladık.
Biz Kürtler, Avrupa ve İngiliz diplomatlarının parlak vaatlerinin
altında kendi menfaatlerinin olduğunu biliyoruz. Ve bundan dolayı
kendi direniş kuvvetlerimizi oluşturduk.1917 yılında İngiltere yetkili
kurul başkanı Lord Curzon gibi bağımsızlık vaatlerinde bulunan Ruslara
biz Kürtler : ''Bizi anavatandan hiçbir kuvvet ayıramaz. Bizim rahata
kavuşmamız sizin hemen bu topraklardan çekilmenizle olacaktır.''
Dedik.
İşte bu gün bütün Kürtler, Lozan'daki Avrupa ve bilhassa İngiliz
diplomatlarına aynı yanıtı veriyoruz. Kürtler bağımsızlıklarını,
kendilerini yok edecek yabancılara değil, kendi ailelerinden olan
Türk'lere ve Onları temsil eden Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ne
emanet etmiştir. Sonuç olarak biz Kürtler, İngiltere yetkili kurul
başkanı Lord Curzon'un bizler için fikirler üretmemesini rica eder ve
Lozandaki Temsil Heyetine ve başkanı sevgili hemşerimiz (Kürt ) İsmet
Paşa hazretlerine başarılar dileriz.''
Umum Kürt Amele ve Esnaf Cemiyeti
İstanbul'daki Umum Kürtler adına
Reisi Salih Kâhya adına
Lolan aşiret reisi ve Sabık
Erzurumlu İsazade Ahmet
Kürt gençler cemiyeti üzerzadesi
Dersimli Mehmet Sabri.”

Kaynak:24 Kanun-i Sani (1339-24 ocak 1923) ,Devlet Arşivleri Genel
Müd.,Başbakanlık Osmanlı Arşivi ,HR.İM, 60/3


 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi