5 Aralık 2013 Perşembe

1189/TÜRK NEDİR?


     TÜRK NEDİR?

                                                        TÜRK, ATATÜRK DEMEKTİR!

                                                   ATATÜRK TE TÜRK DEMEKTİR!

                                                     TÜRK, TARİHİN BAŞLANGICI DEMEKTİR!

     TC                                    TÜM BUNLARI İNKÂRETMEK, NE POH YEMEKTİR!

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;05 Aralık 2013

         Afet İnan,İsviçre’de Profesör Eugene Pittard’ın kendisine doktora tezi olarak verdiği “Türk Milletinin Özellikleri” konusu ile ilgili Atatürk’ten yardım istemesi neticesinde, Atatürk Afet İnan’a ilk önce kendi görüşlerini yazmasını, kendi fikirlerini ise daha sonra bildireceğini söyledi.

Afet İnan kendi çalışmasını hazırlarken Atatürk iki küçük not kâğıdına kurşun kalemle kendi tanımını şöyle yaptı: “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir!”İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk’ü tanımlaması!  Ostüzü.                                                                       Ünlü Fransız Türkolog  Jean Paul Roux “Türklerin Tarihi” kitabında,

Son 5 bin yıllık İnsanlık Tarihi ‘Türkler olmadan yazılamaz diyor. Meraklı olanlarımız; bu ünlü Fransız Türkolog’unun dilimize çevrilmiş bulunan “Türklerin Tarihi” adlı kitabını okuyabilirler. Bakınız bu Ünlü Türkolog ne diyor:

            “Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler. Cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce Bozkır’a, sonra Çin’in içlerine ve sonra da sonu, başı belli olmayan bir sel gibi batıya doğru yöneldiler. TÜRKLER adıyla  Tarihe geçen bu boylar, aileler  ve kavimler, bütün Batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi oldular  ve Ortaasyanın yüksek uygarlıklarından birisini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorlukların sınırları dahilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ettiler.Bazen Memluk,bazen efendi ve bazen de birbirlerinin en amansız düşmanıydılar.En baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi?Ne kadar Budist,ne kadar Hıristiyan  ve ne kadar Yahudi  ve ne kadar Müslüman oldular?Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları,tavrı  savaşlar,yağmalar,fetihler,din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?Altay Türklerinde ölüm,Ortaasya  Kutsal Bitkiler ve hayvanlar.Moğol İmparatorluğu Tarihi,Orta Asya;Tarih ve Uygarlık Türklerin ve  Moğolların eski dininden sonra Ünlü Türkolog Jean Paul Roux sizi 2000 yıllık tarih içinde bir yolculuğa,bildiğinizi sandığınız ya da hiçbir fikriniz olmayan olaylara,insanlara  ve inançlara tanıklık etmeye davet eder.”

 Aşağıdaki yazı alıntıdır. Meraklı olanlarımız; Rahmetli Profesör Dr. Faruk Sümer’in OĞUZLAR(TÜRKMENLER) ADLI BAŞYAPITINA BAKARAK, Reşidüttin’in ve Rus Yüzbaşı Muravyev’in(1818)OĞUZ BOYLARININ Şematiğini görebilirler. Ve hatta Yazıcıoğlu Alinin şemasını da görebilirler.

“Kahramanı olduğu kadar,Gafili de,Haini de çok milletiz!”Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal.

Aslında Türk Ulusuna mal edilen bu hainler, Türkçe adlar alarak Türk kimliğine bürünmüş Dönme ve Devşirme döllerimizdir.”Bir Proff!”Türk dediğin bir sentezdir, zaten Türk diye bir ırk yoktur!”Buyurmuş. Ha sıçaydın da, Sizi dinleyenler ne kadar kalın boklu olduğunuzu görselerdi bari!

Irk:A.İ.Kök,Asıl,kuşak,Nesil,damar.Mustafa Nihat Özön,Türkçe--Osmanlıca Sözlük,s.346.Ulan Dümbelek kelleliler;tarihi YENİCAMİNİN KENEFLERİNİN TARİHİNDEN DAHA DA YENİ OLAN Amerikalılar mı Türkler melez olacak!FRANSIZ ULUSUNUN IRK BİRLİĞİ ,FAKİR ROMALI ASKERLERLE GALYALI KÖYLÜ KADINLARDAN OLUŞUR.Köksüz olan Türk’e sığınmış olan sizlersiniz!

24 Oğuz Türk Boyu

“Soyumuz, Oğuz Han‘dan gelmektedir. Atamız Oğuz Han‘ın “Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han” adlarında 6 (altı)  oğlu vardır. Oğuz Han’ın her oğlunun da dört tane oğlu vardır. İşte Atamız Oğuz Han’ın altı oğlundan olan 24 torunu, bugünkü “24 Oğuz Boyu“nu meydana getirmiştir. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar, bu 24 boya dayanmaktadır.

Şimdi bu boy adlarının ne anlama geldiklerini ve bu boyların nerede yaşadıklarına bakalım:

Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler.
1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları:
a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta ve yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesna şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir. EK: Osmanlılar Karakeçili aşiretindendir. İkinci Murat
(1421-1449)Yazıcıoğlu Ali’ye Osmanlının Kayı boyundan olduğunu yazdırtmıştır. Esas Kayı Boyu,Mavera ün nehrinden Hindistan’a inen ve orada”DevletitTürkiyye’yi kuranlarla;Mısırda,Osmanlının  Kölemenler diyerek küçülttüğü “DevletitTürkkiyye’y/Türk Devletini/kuranlardır.Osmanlı Padişahlarını büyültmek telaşı var!Bunların çoğu alkolik ve Kardeş ve hatta evlat katilleridir.Ostüzü.
b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğluları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhur şâir Fuzûlî bu boydandır.
c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır.
d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır.
2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları:
a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslar’daki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır.
b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır.
c) Totırka/Dodurga/Dodürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır.
d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır.
3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları:
a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır.
b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır.
c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır.
d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır.

 

Üç-Oklar: İç Oğuzlar da denilip, sol kolu teşkil ederler.
1. Gök-Alp/Gök Han: Sembolü sungur. Oğulları:
a) Bayundur/Bayındır: “Her zaman nîmetle dolu yer” anlamındadır. Akkoyunlular sülâlesi, İzmir’den Âzerbaycan’daki Gence’ye kadar Bayındır adlı yerler bu boydan gelir.
b) Beçene/Beçenek/Peçenek: “İyi çalışkan, gayretli” anlamındadır. Karadeniz kuzeyi ile Balkan Yarımadasına göçen ve 1071 Malazgirt ile 1176 Miryokefalon Meydan Muhârebelerinde Bizanslılardan ayrılarak Selçuklular safına geçen Peçenekler, Dicle Kürmançlarının iki ana kolundan güneydeki Beçene Kolu, Ankara-Çukurova Halep bölgelerindeki Türkmen oymaklarından Peçenekler bu boydandır.
c) Çavuldur/Çavındır: “Ünlü, şerefli, cavlı” anlamındadır. Türkmenistan’da Mangışlak Çavuldurları, Çorum çevresindeki Çavuldur ve Anadolu’daki Çavdar Türkmen oymakları, Erzurum ve çevresindeki Çoğundur adlı köyler bu boyun adından gelmektedir.
d) Çepni: “Düşmanı nerede görse savaşıp hemen çarpan, vuran ve hızlı savaşan” anlamındadır. Rize-Sinop arasındaki çok usta demirci Çepniler ve Çebiler, Kırşehir, Manisa-Balıkesir çevresindeki ve Kars ile Van bölgelerinde Türkmen Oymağı Çepniler bulunmaktadır.
2. Dağ-Alp/Dağ Han: Sembolü uçkuş. Oğulları:
a) Salgur/Salur: “Vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş görür” anlamındadır. Kars ve Erzurum hâkimi Salur Kazan Han Sülâlesi, Sivas-Kayseri hükümdarı âlim ve şair Kadı Burhâneddin Ahmed ve Devleti, Fars Atabegleri, Salgurlular, Horasan’daki Teke-Yomurt ve Sarık adlı Türkmenlerin çoğu bu boydandır.
b) Eymür/Imır/İmir: “Pekiyi ve zengin” anlamındadır. Akkoyunlu, Dulkadirli ve Halep Türkmenleri içindeki Eymürlü/İmirlü oymakları, Çıldır ve Tiflis’teki iyi halıcı ve keçeci Terekeme Oymağı bu boydandır.
c) Ala-Yontlup/Ala-Yundlu: “Alaca atlı, hayvanları iyi” anlamındadır. Yonca kelimesi bu boyun hatırasıdır.
d) Yüregir/Üregir: “Daima iyi iş ve düzen kurucu” anlamındadır. Orta Toros ve Çukurova Üç-Oklu Türkmenlerinin çoğu, Adana’daki Ramazanoğulları bu boydandır.
3. Deniz Alp/Deniz Han: Sembolü çakır. Oğulları:
a) Iğdır/Yiğdir/İğdir: “Yiğitlik, büyüklük” anlamındadır. İçel’in Bozdoğanlı Oymağı, Anadolu’da yüzlerce yer adı bırakan İğdirler, İran’da büyük Kaşkay-Eli içindeki İğdirler ve Iğdır adı, bu boyun hâtırasıdır.
b) Beğduz/Bügdüz/Böğdüz: “Herkese tevâzu gösterir ve hizmet eder anlamındadır. Dicle Kürtleri ilbeği olup, Hazret-i Peygamber’e elçi giden (622-623 yılları arasında Medine’ye varan), Bogduz-Aman Hanedanı temsilcisi ve Kürmanç’ın iki ana kolundan Bokhlular/Botanlar, Yenikent-Yabgularından onuncu yüzyıldaki Şahmelik’in Atabegi Kuzulu, Halep Türkmenlerinden Büğdüzler bu boydandır.
c) Yıva/Iva: “Derecesi hepsinden üstün” anlamındadır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092) devrinde Suriye ve Filistin’i fetheden Atsız Beğ, 12. yüzyılda Hemedân batısında Cebel bölgesi hâkimleri Berçemeoğulları, Haçlıları Halep çevresinde yenen Yaruk Beg, Güney-Âzerbaycan’daki Kaçarlu-Yıva Oymağı bu boydandır. Ankara’da çok makbul yuva kavunu bu boyun yerleştiği ve adları ile anılan köylerde yetişir.
d) Kınık: “Her yerde aziz, muhterem” anlamındadır. Büyük ve Anadolu Selçuklu devletleri, Orta Toroslar’daki Üçoklu Türkmenler, Halep-Ankara ve Aydın’daki Kınık Oymakları bu boydandır.

Türkçe, , Oğuzlarla ilgili diğer bilgiler: Oğuzlar, Oğuz Boyu Bugün; Türkiye, Balkanlar, Azerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’da yaşayan Türklerin ataları olan büyük bir Türk boyu. Oğuzlara, Türkmenler de denir.

Oğuz kelimesinin türeyişiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Kelimenin boy, kabile manasına gelen “Ok” ve çokluk eki olan “z”nin birleşmesinden “Ok-uz” (oklar, koylar) anlamında olduğu ileri sürüldüğü gibi, oyrat (haşarı, yaramaz) kelimesinin eş anlamlısı olduğunu iddia edenler de vardır. Ancak kelime, Anadolu ağızlarında “halim selim, ağırbaşlı” manalarına da kullanılmaktadır. Arap kaynaklarında ise “guz” veya “uz” şeklinde geçmektedir.

İlk zamanlar Üçok ve Bozok adlarıyla iki ana kola ayrılmış olan Oğuzlar, daha sonraki devirlerde, Dokuz Oğuz, Altı Oğuz, Üç Oğuz adlarında boylara da ayrıldılar. Oğuzlar, yirmi dört boydan meydana gelmişti. Bunlardan on ikisi Bozok, on ikisi Üçok koluna bağlıydı. Tarihçiler, hazırladıkları cetvellerde Oğuz boylarının adlarını, sembollerini ve ongunlarını (armalarını) göstermişlerdir. Buna göre, Bozoklar; Kayı, Bayat, Alka Evli, Kara Evli, Yazır, Dodurga, Döğer, Yaparlu, Afşar, Begdili, Kızık, Kargın; Üçoklar ise; Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymur, Ala Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık boylarına ayrılmışlardı. Bugün Türkiye’de yirmi dört Oğuz boyuna ait işaret ve yer adlarına çok rastlanmaktadır.

Oğuz adına ilk defa Yenisey Kitabelerinde rastlanmaktadır. Barlık Irmağı yöresinde bulunan bu kitabelerde; “Altı Oğuz budunda” sözü yer almaktadır. Öz Yiğen Alp Turan adlı bir beye ait olan bu kitabelerin yazıldığı devirde, Oğuzlar, Göktürklerin hâkimiyeti altında altı boy hâlinde Barlık Irmağı kıyılarında yaşamakta idile

       Profesör Dr. Kemal Üçüncü

(KTÜ-TÜRKOLOG-HALK BİLİMCİ)

Odatv.Com                                                                                                             “AÇILIMIN taçlandırılması sürecinde Diyarbakır’da düzenlenen toplantıda Barzani “Piroz be 2013” altınlarını saçarak/dökerek büyük bir halkla ilişkiler harekâtına Show yaparak imza attı. Bu faaliyet bize birden Kazancı Bedih’in unutulmaz türküsünü hatırlattı. Türk milletinin “duyguları karışık”. Gökalp’ın, Süleyman Nazif’in, Cahit Sıtkı’nın/TARANCI1906/1956 RAHMETLİ DİYARBAKIRLIDIR./, Celal Güzelses’in Diyarbakır portrelerini hatırladık.

“Vurmayın arkadaşlar ben yaralıyam”

Tayyip Bey’in etrafındaki danışmanlar kadrosunda ciddi bir sosyal bilimler kültürü zaafı var. Bu durum Türkiye için ciddi bir milli güvenlik sorunu yaratıyor! Ümmet, millet, ulus, boy, aşiret, klan, etnisite kavramlarını gelişigüzel bağlamından kopuk Batı düşünce kuruluşlarının jargonunu göre kullanıyorlar.

Ortaçağ İslam literatüründeki millet tabirini (bir inanç topluluğu) olarak belli belirsiz ihsas ettiriyorlar. Modern çağda adsız millet gibi arkaik bir yaklaşım söz konusu.

İl, ur, uruk, boy, soy, oymak, avul, oba, ulus, millet farklı terimlerdir. Bu anlamda Türk bir etnisitenin değil milletin adıdır.Yörük,Avşar etnisitedir. Ama Türk, milletin adıdır ve bütün kültür havzasındaki etnisiteleri de hukuken ve kültürel olarak kapsar.

TÜRK NEDİR

Türkler, Eski Dünya’daki bütün kadim medeniyetlerle kültürel ve siyasal ilişkilerde bulunmuş tarihin kıdemli bir milletidir. Toynbee’den Spengler’e bütün büyük tarih filozofları Türk kültürünü [bazen İslam medeniyeti başlığında] dünyanın büyük kültür ve medeniyetleri arasında zikrederler. Uygarlık tarihinin bize sunduğu malumattan anlıyoruz ki tarihsel süreçte ve hâlde dünya üzerinde bütün etnisiteler aynı oranda büyük bir siyasal ve kültürel yayılım ve iddia geliştirememiş, örgütleyememişlerdir. Walter Ong’a göre “Ong, bugün konuşulan üç bin kadar dilden yalnızca yetmiş sekiz tanesinin edebiyat üretebildiği ve yüzlerce dilin kendisini ifade edebilecek bir alfabe ile karşılaşmadığı iddiasındadır [Walter Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, Metis Yay]. Bu anlamda dünyada “de facto” olarak hâlen mevcut olan büyük kültür ve edebiyat dilleri bu tarihsel gerçekten kaynaklanır .Kültürün bütünlüğü açısından baktığımızda aynı çevre şartlarını ve kuşağını paylaşan halkları benzeşen kültürel öğeleri bulunmakla beraber aynı seviyede ve doğrultuda bir gelişme göstermediklerini hatta aynı çevre şartlarından farklı kültürler ürettiklerini görmekteyiz.Türk dili ve edebiyatı bunlardan bir tanesidir. Ne yazık ki tarih ve fıtratın doğası “beşeri mantık ve idrake göre” eşitlikçi değil.

[Bunu birisi lütfen AKP nomenklaturasına anlatsın çok mühim]

Kuzeyde tün ortasından güneyde kün ortasına kadar “Tundra kuşağından Akdeniz havzasına, Mezopotomya’ya, Türkistan’dan, Adriyatik sahillerine kadar ulaşan 12 milyon kilometrekarelik alan Türk kültür ve medeniyetinin tarihsel olarak meskûn olduğu coğrafyadır. Coğrafi keşifler öncesi Amerika ve Avustralya kıtaları haricindeki halklar ve toplumlar için dünya Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarından ibarettir. Kadim coğrafi literatürde bu alana “Eski dünya” denir. Toplam alanı 85 milyon kilometrekaredir. Bu alanın 3/2 sini oluşturan 55 milyon kilometrekarelik alan tarihsel süreçte Türk boy ve topluluklarının siyasal olarak denetim altına aldıkları alandır. Türk kültürünün coğrafi derinliği ve genişliğine bakıldığında Avrasya’nın kalpgâhı olan bir bölgeyi kapsar.20 doğu boylamı Budapeşte’de Gül Baba tekkesi Batı’daki en son Türk eseri 100 doğu boylamı Saha-Yenisey hattından Tarım havzasına kadar olan alan en doğu ucudur. Güneyde Sudan -Hartum ve Suakin limanından Yemene, Kuzeyde Tundra kuşağını takiben Petersburg, Tümen ve Sibirya'ya kadar olan Türk kültürünün coğrafyasıdır Bütün bu coğrafyalarda Türk kültürünün izleri/eserleri vardır.

ORTAK BİR MEDENİYET ÜRETTİ

Türkler doğudan batıya, kuzeye, güneye olan yürüyüşleri esnasında bulundukları her coğrafyanın kültürel geleneği ile bağdaştırmacı, dönüştürücü, telif eden bir kültürel geleneği üreterek ayakta kalma becerisini göstermişlerdir. Farklı mimari ve estetik anlayışlarını,sanat anlayışlarını,dili ve ananeleri, inançları , maddi ve teknik olanakları tanımış ve onlarla imtizaç etmiştir. Bu coğrafyada Türklerle beraber farklı etnisiteler ve inanç gelenekleri beraberce yaşayagelmişlerdir. Farklı etnisitelere sahip Müslim topluluklarla aynı inanç dairesi içerisinde ortak bir inanç repertuarında yoğrularak müşterek bir medeniyet sembolizmi ve grameri üretildi. Kürtler, Gürcüler, Arnavutlar, Lazlar, Çerkezler, ilh. Hep bu sembolizmin ve gramerin öğeleridir.Tekil olarak bu kültürleri ele aldığınızda özgün “unique” anlamda bulacağınız şey sınırlı ve arkaik bir folklorizmden öteye gitmez.Oysa bu halkların da dahil olduğu ve adına “Türk Kültür Havzası” dediğimiz alan ortak medeniyetimizin omurgasını teşkil eder.Söz konusu akraba halklar tarihsel süreçte Türk siyasal hakimiyetinin yarattığı [habitus’da]· yaşam ve kendini üretme geliştirme imkanı bulmuşlardır.Türk siyasal hakimiyetinin zayıfladığı veya kesintiye uğradığı tarihsel kesitlerde bu halkların her anlamda mağdur ve mazlum olduğunu görürüz.Bu anlamda havzadaki Türk siyasal aklı ve teşkilatcılığını bir istiare ile atomun yapısına benzetebiliriz.Merkezde çekirdek olarak Türk siyasal teşkilatçılığı ve siyasal aklı bulunmaktadır.çekirdeğin çekim gücü proton, nötron ve diğer parçacıkları bir arada tutarak maddenin oluşumuna imkan sağlamaktadır.Bu anlamda Türk siyasi erki bu coğrafyada ortak inanç eksenindeki akrabalarımızı kendi barış ve güvenlik alanı içerisinde koruyup himaye ederek varlıklarını devam ettirmelerine imkan sağlamıştır/sağlamaktadır.Bu bağlamda ortak acılarımız, sembollerimiz ve sürekli güncellediğimiz güncel yaşam pratiğimiz sarsılmaz bir yarın ve gelecek inşası için son derece elverişli bir zemindir.

Bu sosyal ve kültürel gerçekliği olabildiğince kuşatıcı bir perspektiften anlamak için Türk kültür havzası tabirimizde bir akarsuyun kaynağından denize veya göle varıncaya kadar geçtiği bütün alanın flora ve faunasını her türlü birikimini içererek denize ulaşmasından istiare yapılarak kullanılmıştır. Akarsu geçtiği havzanın bütün birikimi ile mündemiçtir. Lakin denize vardığında veya karıştığında diğer akarsularla organik bambaşka bir büyük yapı oluşturur. Artık Karadeniz içerisinde Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh suyunu ayıramazsınız artık o suya deniz denir. Dere veya çay, nehir tasnifi de o büyük hamule de anlamını ve geçerliliğini kaybeder. Türk kültür havzası yaşam sahasında coğrafyasında bulunan bütün bileşenleri ile beraber oluşturduğu medeniyete ve coğrafyaya Batılı seyyahlar ve düşünürler tarihsel süreç içerisinde Turchia, Micro Turchia, Macro Turchia, demişlerdir. Medeniyetimizin muarız olan Batı medeniyeti bu anlamda bizi karşı değer kümesine konumlandırırken Osmanlı, Safevi, vb boy isimleri ile değil Türk olarak tanımlaması üzerinde yeterince durulmamıştır. Batı bizdeki birleşen etnik toplulukların pek ala farkındadırlar. Karşılarındaki alanı tabir eden ve tanımlayan, hegemonya ve gelenek olarak bütününe Türk demişlerdir. Yani Balkanlarda Ortadoğu’da Kafkaslardaki Afrika’daki bütün mücadelelerde karşılarında bu coğrafyaları temsil eden siyasal akıl ve antitite olarak Türklüğü anlamış algılamış tescil ederek tanımlamışlardır.

BUNLARI BİLMİYORLAR

Sertleşme sorunlarından, ekonomiye, oradan, Suriye’ye kadar hemen her konuda yazan ve ortalama Türk siyasetçisini enforme eden yaygın basın ve medya mecralarındaki köşeci yazar profili de bu bilgilere vakıf değildir. Buna bir de her akşam kanal ,kanal gezip tartışan bir profesyonel sınıfı da dahil edebiliriz.Sözde hepsi ayrı görüşte ama hepsi tek bir ortalama vasatın goygoycuları.

Sunucu kızlar, arkasından küçük sorular. Derinliksiz, literatürden kopuk, afakî aforizmalar. Hoş millet de böyle istiyor. Gerçek entelektüeller sağda da solda da yaygın medyadan ve kurumsallaşmış müesseselerden uzak.

Türkoloji bu tartışmalarda saf dışıdır.

Tayyip Bey’in kullandığı terminolojiden devam edersek, bir başka ülke bizim Güneydoğu Anadolu’yu  “Kürdistan bölgesi” diye tabir ederek, doğrudan Ankara’yı atlayarak ziyaret etmeye kalkarsa, bölgeyle ilişki tesis ederse hangi argümanlarla karşı koyacak hariciyemiz. Başbakanımız Baydemir’e Türkiye için Kürdistan tabirini kullandığı için kızıyor. Güneyi olan şeyin Kuzeyi olmaz mı?

Hangi mantıkla şimdi karşı koyacaksınız?

MHP’DEN GELEN SÖZLER ALELACELE

Türk siyasal teşkilatı feodaliteden merkezi devlete geçmedi. Merkezi bir imparatorluktan milli merkezi devlete geçti. Bu farkı doğru anlamak lazım.

Türkler adına bu sürece müdahil olabilecek entelektüellerin sesleri yaygın medyadan ve pataronaj ilişkileri ile kurumsallaşmış yapılardan uzak. MHP kanalından gelen politik eleştiriler hasbî, iyi niyetli, gayretkâr, lakin olgun bir tefekkür ve tezekkür ameliyesinden geçmemiş alelacele sözler. Kanaatimizce,milli hareket milli tefekkürle, milli birikimle kucaklaşarak, kültür, sanat ve bilimle işbirliği yaparak daha geniş bir toplumsal muhalefetin siyasal dili olma seçeneğine yönelmesi ertelenemez bir önceliktir.

TÜRK OCAKLARI AÇIKLAYAMIYOR

Yusuf Akçura’ların takipçisi Türk Ocaklarının “ sağ siyasi iktidarlarla mutlak uyum gözetme kaygısı/tutumu” çerçevesinde Cumhurbaşkanımızı Türk dünyası bağlamlı sunumları açıkta kaldı. Ahmet Kaya’nın müzik ödülünü tevil edemiyor Türk Ocakları. İpekyolu, Qebele, Celal Güzel Bey’in kalın Türk dünyası külliyatındaki izahatlar tamam da, bu uymadı. Türkiye’den hiçbir milli düşünce adamının Cumhurbaşkanımızın devr-i riyasetlerinde davete dahi mazhar olmadığını hatırlatmak isterim. Bu toprakların geleneğinde ölenin arkasından muhakkak iyi şeyler söylenir. Lakin bu millet hafızasız değil. Bu ödüle karar veren heyet, Türk musikisine onlarca yıl emek vermiş ve taltif ve ihsan beklemeyen gerçek sanat adamlarına müzik nazariyat ve icrasına yaptığı katkıları izah etmeleri gerekir.

Gönül almak ve yaraları sarmak vakarlı, onurlu bir davranış, lakin bunun başkaca yollarlı da olabilirdi.

Kuva-yı Milliye CHP’si kuruluş felsefesi üzerinden yeni ve çağdaş bir okumayı yaparak toplumsal muhalefeti kucaklayamıyor. Yükselen etnik ilişkiler ve çelişkiler yumağından tarafları küstürmeden çıkabilmenin derdinde. Keşkesiz ve kesintisiz bir demokrasi, yurttaş hukuku, temel insan hakları ile Türk milletinin kurucu asli iktidar olma hakkını telif etmekte çekingen. Emperyalizmin kendi coğrafyasında AB, NAFTA, vb gibi örgütlerde ulusüstü bütünleşmelere giderken Ortada Doğu’da ve Asya’da etnik, dinsel ve sosyal çelişkiler temelindeki ayrışmaları teşvik etmesini Marksist edebiyat içerisinden cevaplayamıyor.

İI. MİLLİ! EĞİTİM GÜNDEMİ

12 Eylül yönetiminde 1983 yılında ceberut, vesayetçi diye nitelendirilen o zamanki YÖK yönetiminde profesör maaşları, Orgenerale denkken “sivil demokratik, ileri demokraside” /“bazılarına göre vesayetten velâyete evrilen süreçte” Orgeneral 8 bin TL, Albay  4 bin 500 TL/ kıdemli profesör 4500 lira alıyor.Bu verilere YÖK’ün resmi sitesindeki raporlarda da değinilmektedir. Bilime, eğitime, kültüre, sanat verilen önemi anlamamız açısından son derece önemli bir ölçüt. Açık öğretim mezunu bir fakülte sekreteri memurun maaşı Doçente denk neredeyse. Öğrencisi mühendisin kazancı hocasından fazla. Hakkıdır, herkes hak ettiği geliri alsın lâkin böylesi bir kıyası hangi akıl mantık, insaf ve vicdanla izah edebiliriz.

Ülkemizde devlet kadrolarında profesörden daha fazla maaş alan pek çok istisnai memuriyet vardır. Dünyada profesörlükten daha üst bir ihtisas ve uzmanlık var mı? Diye merak ediyor insan. Alt kademeler yardımcı doçentler, öğretim görevlileri ve okutmanlar, araştırma görevlileri bu maaşlarla hangi literatürü takip ederek, Türkiye’yi bilim ve kültürde çağla kulaklaştıracak.

YÖK, o günlerden bu güne en az üç kat yetkileri artırılarak merkezileşmiş durumda. Usta- çırak ilişkisi ve gelenek zinciri yok edilmiş.100 yılını geçmiş üniversitelere Ankara’dan kadro atanıyor. Öğretim üyelerine güvenmeyen bir sistem. Bu anlayış üniversiteyle nasıl izah edilebilir.

Hocaların süreçte hiçbir inisiyatifi kalmamış. Yüksek lisans doktora programlarında, enstitülerin işleyişinde büyük aksaklıklar var. Enstitülerimiz AR-GE ve yayın yapacak, edebiyat üretecek donanımdan uzak. Türkçe yayın ve neşriyat yapmak 

2009 yılı sonu itibariyle Türkiye’de merkez, fakülte, yüksekokul ve şube kütüphanelerinin sayısı 435 adettir ve bu kütüphanelerdeki  basılı ve elektronik kitap sayısı16.302.983 adettir. Bu sayı dünya ölçeğindeki herhangi bir üniversitede tek başına bulunan kitap sayısı kadardır.

 [Bu konuda bk.,Sami Çukadar vd, “Türkiye’de Üniversite Kütüphaneleri Mevcut Durum ve Gelecek”(1)

Yakın coğrafyalarımızın, havzamızın, ilgi alanlarımızın, nüfuz alanlarımızın, kültür coğrafyamızın döküm ve literatürüne hâkim değiliz. Onun içindir ki Selçuklu-Osmanlı siyasi idari teşkilatımızdaki Halep vilayetinde Türk yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz.(2)

TÜRK DÜNYASINDAN ÜRETİM YOK

Dünkü Rakka eyaleti, 1864 taksimatında Halep Vilayeti olan kültür havzamız birdenbire Rojava oluveriyor. Keza Musul vilayeti başka bir şey. Muhafaza ve muhafazakârlık bu olsa gerek.

Bu araştırmaları yapıp idareye ve karar alma mekanizmalarına sunacak akademik yapı, Türkoloji enstitüleri regional studies [bölge araştırmaları] yok denecek kadar az ve işlevsiz. 1960-1993 yılları arasında Indiana Üniversitesi, Ural Altay serisinden bölgedeki Türk halkları ve Avrasya’daki diğer halklarla ilgili 150 ciltlik bir bilimsel neşriyat gerçekleştirdi. Çokça nutuk attığımız ama çokça bilmediğimiz Türk dünyası konusunda Rusça, İngilizce kaynaklar Türkçedekinin abartmasız onlarca katıdır.(3) Bizim TTK ve TDK ihtialden sonra yanaşık düzen mantığıyla Suat İlhan Paşa’nın doğaçlama stratejisiyle el yordamıyla bir şeyler yapmaya çalıştı. Çok yetersiz, kifayetsizdi.

Nitelikli bir Türkoloji kütüphanemiz yok. Bir araştırma perspektifi ve Türkoloji politikamız yok.

Tarla kenarlarını, apartmanlara, kasaba irisi Anadolu şehirlerine plansız ve düzensiz olarak üniversiteler doldururken, gelişmiş bir kütüphaneyi elektronik ortamda bu gençlerimizin ve araştırmacılarımızın hizmetine açma fikri kimsenin aklına gelmiyor.

Kitap’tan alınan KDV sıfırlanmalıdır. Kitap ve neşriyat kargosu en alt düzeye indirilmelidir. Yabancı literatürü çeviren yayıncılar belli bir programla teşvik edilmeli, desteklenmelidir. Bu şekilde edebiyat ve teorik bilgi açığımız süratle kapatma yoluna gitmeliyiz.

Geçmişteki performans yetersizdi, günümüzde alan hepten alan boşlanmış. TTK Abdülhamit ve Vahdettin’le gündemi dolduruyor. TDK bolca “fiil çekiyor”. Türk dünyası gündemi hepten rölantiye alınmış. Diğerlerini saymaya bile gerek yok.

DÜNYA TÜRKÎ’Yİ NASIL ÇALIŞIYOR

Büyük devletler, Türkî’yi çalışırken ve konuşurken muhakkak İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsüyle koordine eder. Zaten a,b, c seçenekli olarak bütün meseleler çalışılmış durumdadır. ABD’ de Rusya’da da böyledir. Emperyal süreçler böyle işler.

Osmanlı, Osmanlı demekle o siyasi ve idari mirası anlamış olmazsınız. Osmanlı’nın Batum ve Ahıska, Şam, Halep  defterleri hane, hane demografiyi bilir, kaydeder. Büyük devlet böyle olunur. Bizim elimizde bu veriler bile kullanılabilir vaziyette değil.

 “DÖKÜLDÜ LİRALARIM TOPLAYAMADIM”.

11 yılda 5 milli eğitim bakanı değişti 5 ayrı birbirinden kopuk uygulama. Öğretmen yetiştirmeden, ders kitaplarına, pedagojik formasyondan, mesleki eğitime bütün süreçler savruk ve intizamsız, bilim dışı.

Dershaneler bu aksak sistemin bir nevi afyonu gibi bir ölçüde acıyı dindirmeye yarıyor. At yarışı gibi bir seçme sınavında bu bir ihtiyaç olarak var olacaktır. Dershaneler okulların bilgi açığını kapatan kurumlar değildirler. Öyle olsaydı kolejler ve fen liseleri dershanelerde yatıp kalkmazlardı. Pek çoğu bununla da yetinmiyor “bilmiyorsa öğrensinler “ kayıt dışı özel ders alıyorlar”.

Gerçek bir eğitim düzenini bilimsel, akademik, (gücü yetmeyenlere parasız) bir eğitim sistemini, insan gücü planlamasını, yaparak, yaşayarak sorgulayarak tartışarak öğrenmeyi kimse konuşmuyor.

Müsteşar eğitimci değil, eğitimle ilgili bir donanımı yok.

Bakan Nabi Avcı “Enformatik Cehalet” kitabının yazarı bir entelektüel olarak kendi biyografisinin trajedisini yaşıyor. Dijital devrimi! Zat-ı alilerine yaptırdılar. Microsoft patronu bile dijitalin eğitimi ve yeteneği öldürdüğünü söylerken bakanımız lal ü ebkem kaldı. Ne yazık! Ne a acıklı.

Hiçbir şekilde yapılan tartışmalar daha iyi bir eğitim amacına dönük değil.

Amerika’yla yaptığımız 1949’ daki ikili eğitim antlaşması ile Milli Eğitim! Politikalarına müdahalelerini ve etkisini bilmiyoruz bile. Bunu en koyu sosyalistler de milliyetçiler de merak etmiyorlar. Bugüne kadar mecliste tek bir soru önergesine dahi konu olmadı. Pek çok sağ iktidar suhuletle bu işi götürdü.Antlaşma hala yürürlükte.

Merak edenler antlaşmanın İngilizce ve Türkçe tam metnini okuyabilirler.(4)

1997’de başlatılan eğitim’de yeniden yapılanma/yalpalama programı ve Dünya Bankası telkinleri ile yapılan tufeyli uygulamalardan sonra eğitim Türkiye’de külliyen tasfiye edilmiştir.

Bugün pedagoji programlarımızda eğitim felsefesi diye bir ders kalmamıştır. Felsefesi olmayan bir eğitim nasıl olabilir.?

Türkiye’de olur.

Küçük sunular, power pointler, hizmet içi eğitimler “oldu da bitti maşallah”.

Bir sosyal yapı ve sistem için öngörülen hiçbir çözüm başka bir sosyal yapıya aynen aktarılarak işletilemez. Sosyoloji de bilmez bunlar.

Türk milleti bu kısır döngüyü aşabilmek için bilimin, sanatın ve kültürün yol göstericiliğinden başkaca bir sihirli formüle kulak asmamalıdır.

Siyasi partiler, düşünme ve üretme süreçlerinden entelektüelleri basit kasaba kaygıları ile dışladıkları, ahibbaları ile ıhlamur içip yarenlik edip vakit öldürdükleri  müddetçe meşruiyet krizi, temsil sorununu giderek ağırlaşan bir biçimde yaşamaları kaçınılmaz. Bu yaklaşımla çözüm odaklı gerçek bir alternatifi ve siyasal dili kuramazlar.

Türkiye’nin eğitim çınarı Fatih Eğitim Enstitüsü’nün [şimdi KTÜ ye bağlı Fakülte] 50. Kuruluş yıldönümünü kutluyorum.Fatih Eğitim TDE Eğitimi Bölümünde göreve başladım.C Blok’ta en üst katta görev yaptım, anmam lazım.Türkiye Cumhuriyeti bir öğretmen projesi olarak inşa edildi.Eğitim camiası bütün erozyonlara rağmen bu görevin şuurunda olarak hareket etmelidir.Bu vesileyle bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü tebrik ediyorum.Ahrete irtihal eden büyüklerimizi, öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum.

Sağlıkla kalın.

PROF.DR. KEMAL ÜÇÜNCÜ

[KTÜ-TÜRKOLOG/ HALK BİLİMCİ]

Odatv.Com

Kaynaklar:

1- http://www3.dogus.edu.tr/scelik/makaleler/_uyk_2011_Bildiri.pdf].

2-[Konuyla ilgili Ümit Özdağ’ın değerlendirmesi bk.,http://www.21yyte.org/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2012/07/31/6692/dis-isleri-bakani-ahmet-davutoglu-halepde-turk-yok ].

3-[ayrıntı için bk., http://www.indiana.edu/~rifias/Publications_List.htm#uralt]. Bizim

4-http://photos.state.gov/libraries/turkey/461177/pdf/1t603.pdf.

ŞİMDİ DE GELELİM KÜRTLERİN KENDİLERİNİ İNGİLİZLERE ANLATIMINA!

KÜRT HALK HEYETİNİN LOZAN'A GÖNDERDİĞİ TARİHİ MEKTUP
''Bu günlerde ( Lozan konferans görüşmeleri sırasında )  İngiltere
yetkili kurul başkanı Lord Curzon'un Kürtlere bağımsızlık verilmesi
fikrini ortaya atarak, Kürtlerin koruyucusu tavrını takınmasını,
hayret ve şaşkınlıkla karşıladık.
Biz Kürtler, Turan neslinden bir kavimiz. Milli hatıralarımız ve
özelliklerimizden dolayı Türkler bize ,'' yiğit ve cesur '' anlamına
gelen Kürt ismini vermişlerdir. Kürt adıyla anılan ve büyük hizmetleri
geçen kahramanların isimlerinin yaşaması amacıyla, Deminan, Hayderan,
Kureyşan ve Lolan gibi isimler kabile ve aşiretlere verilmiştir. Bu
aşiretler bu gün anavatanın Doğu Türklerini oluşturmaktadır. Kürtlerin
1876 tarihinden önceki ve sonraki durumları araştırılacak olursa,
İranlı misyonerlerin aşiretler üzerinde yaptıkları çalışmaların
sonucunda Kürtler kendi öz dilleri olan Türkçe lehçesini ve öz
kültürlerini yavaş, yavaş kaybettiler. Bundan dolayı Erzurum, Van,
Bitlis ve Musul taraflarındaki aşiretler, Farsçadan başka bir şey
olmayan, Kırmanç adı verilen Farisi lehçeyi konuşmaya başladılar.
Bu misyoner faaliyetlerinden az etkilenen, Harput ve Diyarbakır
taraflarındaki Kürt aşiretler ise ana dilleri olan Türkçe lehçesi ile
karışık Zaza lehçesini konuşmaya başladıklar. Bu Öz Türkoğlu Türkler'i
Yavuz Sultan Selim Han, Kürtlerin hanı Şeyh İdris-i Bitlisi'ye
gönderdiği fermanla kendi ülkesine dâhil etti. O günden bu güne kadar,
Türk akrabalarının şefkat ve himayelerinde huzurlu ve rahat yaşamakta
ve Türk lehçesi ile de konuşmaktadır.
Yukarıda yapılan değerlendirmeden sonra, İngiltere yetkili kurul
başkanı Lord Curzon'a sorarız ki; İranlıların dilini biraz konuşmakla,
o millete mensup olunduğu kabul edilirse İngilizler de dâhil her
milletin durumu tartışılır. Doğu ülkelerini istila eden ve genellikle
dünyanın kendi toprakları içerisinde olmasını hayal eden İngilizlerin,
diğer milletlerin kabullenemediği '' müstemleke '' kelimesinin yerine
kulağa hoş gelmeyen ve aynı anlamı taşıyan '' manda '' kelimesinin de
aslında aynı şey olduğunu Kürtler anlamıştır. Dünyadaki zenginlik
kaynaklarına sahip olmak isteyen İngilizlerin, 12/10 'u Türk olan
Musul'u ve petrol kaynaklarını biz Müslüman Türk'lere çok görmesini
hayretle karşılıyoruz. Lozan Konferansında İngiltere yetkili kurul
başkanı Lord Curzon'un, Dersim ( Tunceli ) ve Bitlis olaylarından
bahsederek tek millet olan Türk ve Kürt arasına ayrılık düşünceleri
sokma gayretini biz Kürtler anladık.
Biz Kürtler, Avrupa ve İngiliz diplomatlarının parlak vaatlerinin
altında kendi menfaatlerinin olduğunu biliyoruz. Ve bundan dolayı
kendi direniş kuvvetlerimizi oluşturduk.1917 yılında İngiltere yetkili
kurul başkanı Lord Curzon gibi bağımsızlık vaatlerinde bulunan Ruslara
biz Kürtler : ''Bizi anavatandan hiçbir kuvvet ayıramaz. Bizim rahata
kavuşmamız sizin hemen bu topraklardan çekilmenizle olacaktır.''
Dedik.
İşte bu gün bütün Kürtler, Lozan'daki Avrupa ve bilhassa İngiliz
diplomatlarına aynı yanıtı veriyoruz. Kürtler bağımsızlıklarını,
kendilerini yok edecek yabancılara değil, kendi ailelerinden olan
Türk'lere ve Onları temsil eden Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ne
emanet etmiştir. Sonuç olarak biz Kürtler, İngiltere yetkili kurul
başkanı Lord Curzon'un bizler için fikirler üretmemesini rica eder ve
Lozandaki Temsil Heyetine ve başkanı sevgili hemşerimiz (Kürt ) İsmet
Paşa hazretlerine başarılar dileriz.''
Umum Kürt Amele ve Esnaf Cemiyeti
İstanbul'daki Umum Kürtler adına
Reisi Salih Kâhya adına
Lolan aşiret reisi ve Sabık
Erzurumlu İsazade Ahmet
Kürt gençler cemiyeti üzerzadesi
Dersimli Mehmet Sabri.”

Kaynak:24 Kanun-i Sani (1339-24 ocak 1923) ,Devlet Arşivleri Genel
Müd.,Başbakanlık Osmanlı Arşivi ,HR.İM, 60/3


 

 

3 Aralık 2013 Salı

1188/TÜRK ADLI BİR ULUS YOKMUŞ!

            TC.                   TÜRK DİYE BİR ULUS YOKMUŞ!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
TV. İZMİR;02 Aralık 2013/VATAN HAİNLERİMİZ ULUDUKLARI SÜRECE!
Alıntıdır!
“Martin Luther , ‘’Ey Hristiyanlar Türklere dikkat edin ‘’ yazdırmıştı ilk
Protestan Kilisesi’ne.
Sebebini sormuşlar, Martin Luther’e.
Çünkü
Ey Hristiyanlar Kadınlara dikkat edin,
Ey Hristiyanlar Şeytanlar’ dikkat edin, gibi
normal İncil vaaz cümlelerinin arasına sıkıştırmış bu Türkler’e dikkat cümlesini.
Martin Luther;
Bu Türkler, hareket eden herzeye saldırır, onun için yazdım, demiş.”
Ünlü Fransız Türkolog  Jean Paul Roux Türkler’in Tarihi kitabında,
“Son 5 bin yıllık İnsanlık Tarihi ‘Türkler olmadan yazılamaz diyor.“Meraklı olanlarımız; bu ünlü Fransız Türkolog’unun dilimize çevrilmiş bulunan “Türklerin Tarihi” adlı kitabını okuyabilirler. Bakınız bu Ünlü Türkolog ne diyor:
                 “Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler. Cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce Bozkır’a, sonra Çin’in içlerine ve sonra da sonu, başı belli olmayan bir sel gibi batıya doğru yöneldiler. TÜRKLER adıyla Tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler, bütün Batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi oldular ve Ortaasyanın yüksek uygarlıklarından birisini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorlukların sınırları dâhilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ettiler. Bazen Memluk, bazen efendi ve bazen de birbirlerinin en amansız düşmanıydılar. En baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi? Ne kadar Budist, ne kadar Hıristiyan ve ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tavrı savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi? Altay Türklerinde ölüm, Ortaasya Kutsal Bitkiler ve hayvanlar. Moğol İmparatorluğu Tarihi, Orta Asya; Tarih ve Uygarlık Türklerin ve  Moğolların eski dininden sonra Ünlü Türkolog Jean Paul Roux sizi 2000 yıllık tarih içinde bir yolculuğa, bildiğinizi sandığınız ya da hiçbir fikriniz olmayan olaylara, insanlara  ve inançlara tanıklık etmeye davet eder.”Bunlar;”Türk ve Türklüğün üstüne bağdaş kurduk oturduk!”Diyen bunlar fazla kıçlarını oynatmasınlar cünüp olacaklar. Oturdukları şey, somut delilleriyle Türk ulusunun eserleridir! Çindeki Türk Piramitleridir ve Türklere karşı Milattan çok önceleri/MÖ. 2012/yapılmış 8 metre eninde ve 6700 kilometre uzunluğundaki Çin seddidir. Çin ölçüsüne göre: Uzunluğu 10.000 Li’dir.
“Bu şerefsiz gibilerin, Türk artık salon efendisi oldu ya, artık intikamı falânı unutur gibi ya,
Şeyleri kalktı bunların.
Tabii aslında şişirme haber bir kışkırtma elemanı çakal bu, gündem
Değiştirsin diye öttürüyorlar.
Ama bu söyleme kışkırtma için bile cesaret edilebilmesi, sonuçta BİZİM PASİFLİĞİMİZ!
Bugünler bir bakıma iyi ki yaşanıyor!”

“AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay’ın, bir panelde "Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yoktur" sözlerine de tepki gösteren Prof. Dr. Taşkıran, "Osmanlı’da Türk çok iyi anlamda değildi. ’İdraksiz Türkler’ tabiri Osmanlı’da en çok kullanılan tabirdi. Osmanlı’da Türk aşağılanırdı. Osmanlı’da Türk’e ’Eşek Türk’ denirdi. Biz şimdi ’Türküz’ diye övünüyorsak bunu Atatürk’le kazandık. Biz milli devlet olmayı ve milliyetimizi, Türklüğümüzü korkmadan, cesurca söylemeyi de yine Atatürk ve arkadaşlarıyla kazandık. Dün bir akademisyen ’Türk ırkı yoktur’ gibi bir laf etmiş, hiç ciddiye alınacak bir tarafı yok bunun. Atatürk ve arkadaşları bize Türklüğümüzle gurur duymayı sağladı" diye konuştu.

         “Türkiye; Atatürk’ü Allaha borçlusunuz, geri kalan her şeyi de Atatürk’e borçlusunuz!”DANİEL Demoun Belçika. Türkiye’ye gönderilmiş yılbaşı kartı.

         Mesnevisini ve Divanı Kebirini Farsça yazan Mevlana:”Hintçe konuşsam da özüm Türk’tür!”İtirafını yapmamış mıydı?

Aynı Mevlana, bakınız Mesnevisinin 242’inci sahifesinde, 2960’ıncı mısrasında ne diyor:”Hâşa… Tanrı hakkıyçin Türk bir nara attı mı köpek kim oluyor? Erkek aslan bile kan kusar!”Mevlana Celalettin’i Rumi(1204/1273).

Şimdi ben, Türk ve Türklüğü inkâr edenlere ne desem hakkımı söylemiş olmam mı? Hani, böyleleri için söylenmiş bir söz vardır:”Soyu bozuk bir dönmenin dölüsün/Bugün havlasan da, yarın pis bir ölüsün!”Türk diye bir ırk yoksa bunlar hayali yazılar mı?BİZ TÜRKOĞUZLAR HER İKİ ÂLEMDE DE TÜRKÜZ.
“Çağatay Türkçesinin en Büyük Yazarı Ali Şir Nevai, Muhakemet-ül Lügateyn adlı yapıtında nasıl da hayıflanıyor:
- “ Türk’ün bilgisiz zavallı gençleri, güzel sanarak Farsça şiir yazmaya özeniyorlar. Bir insan, geniş ve iyi düşünse, Türkçe’de böylesine genişlikler, zenginlikler durup dururken, bu dilde şiir söylemenin daha yerinde daha kolay olacağını anlar. Anadilimin üzerinde düşünmeye koyuldum;  Türkçenin derinliklerine dalınca, gözlerime onsekizbin evrenden daha büyük bir evren göründü. Bu evrenin aydınlık alanlarında, esinimin şahlanan atını koşturdum, sınırsız hayalimin hırçın kuşunu havalandırdım.” Osman Türkoğuz/ “ Halifelik” S. 47-48
Kaşgarlı Mahmut; Bağdat’taki Abbasi Halifesine Türkçe öğretmek için, Divan-ı Lügat-it Türk isimli ölümsüz eserini yazmıştır. 1072 yılında; bu eserini Bağdat’a götürüp Halifeye takdim etti. Türk ulusunu hayli övdükten sonra, Halifeye şöyle seslendi:
- “ Tanrı, Türkleri yeryüzüne ilk boy kıldı, dünya uluslarının yönetim yularlarını onların eline verdi, Türk dilini öğrenmek farz ve ayındır.” dedi. Osman Türkoğuz / “ Halifelik” S. 47
Kemalpaşazade Sait ( 1850- 1921), bakınız neler yazmış:
“ Arapça isteyen Urban’a gitsin,
Acemce isteyen İran’a gitsin,
Firengiler, Frengistan’a gitsin
Ki biz Türk’üz, bize Türkçe gerek.”
M. Cemal KUTAY / “Atatürk’ün Beraberinde Götürdüğü Hasret. Türkçe İbadet, Ana Dilde Kulluk Hakkı” s. 374

         Uzun boylu sövüp te saymaya ne gerek var? Dedelerimiz bunun yanıtını asırlarca önceden vermişlerdi:”Kış, kışlığını; Puş ta Puşluğunu gösterir! Ömür boyu hapse mahkûm olan Mao’nun karısının bir itirafı vardır:”Ben Mao’nun köpeğiydim; kimi ısır derse onu ısırırdım!”Köpeksiz diktatör mü olurmuş!

 

Nurullah AYDIN/İzniyle:
2 Aralık 2013-ANKARA
TÜRKÜN SABRI
Doğu’da Çin kaynakları Türk der,
Batı’da Avrupalılar Türk der,
Orta Asya’da kaynaklar, Türk der
Ortadoğu’da Arap kaynakları, Türk der,
Anadolu’da Bizans kaynakları, Türk der,
Anadolu’da arkeolojik kaynaklar, 10 bin yıldır Türk der.
Anadolu’da Selçuklu Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde halk Türkçe konuşur.
Türk dili, dünya diller ailesinde ön sıralardadır.
Dünya bugün bu coğrafyada yaşayanlara Türk diyor.
Ama şimdi Anadolu’da yaşayan bazıları, Türk yok diyor.
Peki, ama neden?

Bu gerçeğe rağmen;
Neden bazıları; ısrarla Türklüğü reddediyor?
Neden bazıları; Türklüğe hakaret ediyor?
Neden bazıları; Türk Milleti yoktur diyor?
Neden bazıları; Yüzde seksen yedilik Türkleri, azınlık etnik gruplar gibi görüyor?

Dünya insanlık ailesinde her toplum, her birey; kendi milli kimliği ile anılır, tanınır.

İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Japon, Arap kimliği ile yaşarken; Türkiye’de bazıları, Türk kimliğini reddederken, hangi ruh haliyle bunu ifade ediyor?

Dünya’da her toplantıda, her yarışmada, Türkiye ile ilgili her haberde; Türk siyasetçileri, Türk bilim adamı, Türk sporcu, Türk gazeteci tanımı ile Türkler deyimi kullanılır.

Türkiye’de yaşayan Türkçe konuşan bu insanların kökü, kökeni, cinsi, cibilliyeti nedir?

Kuşkusuz Türk olmadığını söyleyenler, belli bir amaçla bunu ifade eder.
Başka halktan olan bunu söyler.
Kökenini bilmeyen bunu söyler.
Babası belli olmayanlar bunu söyler.
Herkes kendini bir kimlikte görebilir, bu doğaldır.

Türklük; bir sentez değil, tarihin her devrinde var olan bir milletin adıdır.

Türk dili, Türk kültürü, Türk medeniyeti; dünyanın her coğrafyasında kalıcı eseri ile yaşıyor.

Türk’e, Türklüğe, Türk milletine dil uzatanlar; hezeyan içindedir.
Türklüğe dil uzatmak; kimlik, köken sorunu yaşayanların, hastalıklı yaklaşımıdır.
Türk Milleti’ne dil uzatanların beyanları; zavallıların çığırtkanlığıdır.

Türklerin en belirgin özellikleri; hoşgörüsü, sabrı, dayanıklılığı, mazlum milletlere sahip çıkması, hamilik yapmasıdır. Amerika kıtası hariç her coğrafyada devlet kurmuş yönetmiştir.

Bu nedenlerden dolayı da; bu mazlum rolünü çok iyi oynayan milletlerin tuzakları, Türkleri tarih boyu sabırlı olmayı, metanetli olmayı acı bir şekilde öğretmiştir.

Gittiği her yere; düzen ve nizam götürmüş, adalet üzere hüküm vermiş, adaletle hüküm sürmüştür.

Dış ve iç güçler; Türk’ün elindeki, yüreğindeki hasletleri yok edebilmek için oyun üzerine oyun oyun, tezgah üzerine tezgah kurdular, uyguladılar, uyguluyorlar.

Türk devletini kuran halka Türk Milleti denir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenlik alanında yaşayan herkes, Türk Milleti’nin şerefli mensubudur.

Türk’ün Sabrını Zorlamayın.
Türk’ün sabrının zorlanması halinde nelerin olduğu ise tarihi gerçeklerdir.

Günün Sözü: algı sorunu yaşayanların kimlik sorunu yaşaması kaçınılmazdır.

osmanturkoguz@gmail.com
TV.İzmir;02 Şubat 2013
OSMANLI MI?TÜRK'E SORMALISINIZ!
Dönme ve Devşirme mi? Osmanlı Tarihine sormalısınız! Ostüzü. Soyunu ve soy bilincini inkâr edenler bir dine ve bir mezhebe sahip olsalar da, alt tarafı birer soysuzdurlar! Ostüzü.
"Türk Genci, tarihini, atalarının başardığı büyük işleri öğrendikçe, daha büyük atılım gücü bulacaktır!"Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
"Ben bir Türk Hakanıyım!"Temürlenk.
"Benim için en büyük övünç Türk olarak dünyaya gelmemdir!"Ebu'l Gazi Hahadır Han, Şecereyi terakime.17'inci yüzyıl.
"TÜRK; ÖVÜN, GÜVEN, ÇALIŞ'"Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Evet; bizler Türklüğümüzle övünüyoruz. Devşirme ve Dönme dölü de değiliz. "Benim milletimden istediğim yegâne şey; sinesinden çıkarıp başının üstünde taşıyacağı kimselerin kanındaki ve vicdanındaki asli cevheri araştırmaktan bir an dahi tevaki etmesinler!"Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk. PS: Asabiyet=Kan bağı; Türklük bilinci ve Türklük sevinci.
"Türkçülüğü tarihten sileceğiz!"Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasını korumak üzere ant içen Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz!Sayın Bayım Boşuna gayret;dedem dediğiniz Osmanlı da bu oyunu oynadı kendisi tarihten silindi.Biz Türkler;Mustafa Kemal önderliğinde,Ulusal Kurtuluş Savaşında;Dönmeliği ve Devşirmeliği temelinden sildik;sizler bunu bugün yeniden tesis edemezsiniz.Fransız,Fransızım der;Fransızlığı ile övünür;İngiliz İngilizim der,İngilizliği ile övünür.Türklüğünü inkâr ederek, Kürdüm diyerek Kürtlüğü ile övünenler de sizinle müzakere eder!Sizin MİT Başkanımız hangi ordudan emekli olmadan ayrılmıştır ve Bölücü vatan hainlerimizle Hangi Ulus adına müzakere etmektedir.Mit çalışanlarının kimliği üzerinde hangi ulusun adı ve arması vardır?Siz hangi orduda kantin subaylığı yaptınız?Millet=Ulus demek değildir.Millet ve Milli;aynı dine ve aynı mezhebe sahip olanlar demektir.Açınız Türkçe ve Osmanlıca sözlüğü,takınız gözlerinize minnet gözlüğünü!Ülkemizi ve Ulusal gururumuzu savunmak için,dağlarda,denizlerde ölenlerin tabutlarının üstüne örttüğümüz bayrağımızın adı nedir?Türk Bayrağıdır.O askerler kimin askeridir?Türk Askeridir.Çeşitli dinlere mensup olarak Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olanların çocukları asker olduklarında MEHMETÇİK adı ile anılmaktan neden onur duyarlar?Siz,Sayın Bayım Kimin Başbakanısınız?Türk Ulusunun Başbakanısınız.Size; emekli bir Türk emekli jandarma subayı ve dahi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olarak,sizlere bir önerim olacaktır:Çarlık Rus Ordusunun subaylarından Yüzbaşı Muravyev,1818 senesinde, Türk şeceresinin köklerini yayımlamıştır.Daha önce de İranlı Reşid Ud-Din de aynı şemayı yayımlamıştı.Daha sonra da Osmanlı ,Türk boylarını egemenliği altına alabilmek için;İkinci Murat döneminde Yazıcıoğlu Ali'ye aynı şemayı yayımlattırarak Kayı Boyuna gelip te oturmuştu.Rahmetli Profesör Dr. Faruk Sümer'in Oğuzlar adlı eserini bir okuyunuz!
 
Bugün, nasıl İzmirli, Ankaralı, Adanalı dediklerimiz nasıl Türk iseler; o devirde de Kayı, Dodullu, Karaevli gibi 24 boy adında topladıklarımızın hepsi de Türk idiler. Uzaya fırlattığımız uydumuzun adını neden Göktürk koydurttunuz! Biz, KÛN emrinden beri Türküz. Devşirmelik ve Dönmelik Osmanlı uşaklığından başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyetinde uşaklık yoktur; Türklük şuuru taşıyan Türk vatandaşlığı ve Türk vatandaşları vardır.

           
Osmanlı vakanamelerini okuyarak, Osmanlının Türk’ü değerlendirmesine bir göz atalım! Türk yoksa bu ne bok yemektir?
            "
Vaka İş bu nameler, Türk’ü aşağılamada söz birliği etmişlerdir. Hoca Sadettin de, Peçevi de Neşri de, Solakzade de ve Naima da, aynı ortak tutumu görmek mümkündür. Bunlar ve bunlar gibi birçok Osmanlı vakıa yazarına göre ”Türk-Türkmen”, ”kaba”, ”barbar”, kıyıcı”, ”kan dökücüdürler.” Çingene takımıyla aynı düzeydedirler- (Koçi Bey). Türkler ”nadan(cahil ve kaba) Türk. ”Etrabı bi idrak” (Akılsız Türkler). ”Türk’ü bedlika”(çirkin suratlı Türk), ”çoban köpeği biçiminde bir Türk’ü sütür (iri)idi”, ”hilekâr Türk”, ”ağaç ayaklu Kızılbaş Türk”, ”nice alay yüzleri murdar Türk”, ”imanı zayıf türe”, ”kötü zanlı Türkmen”, cibilliyetinde hıyanet toplanmış Türkler”, ”kötü yollu Türkmen”, uğursuz kavim”, “ahdi bozuk Türkmen güruhu”, “kendine uyan napaz (temiz) olmayan Türkmen”, “bir ayağı çarıklı Türk”, “hayâsız Türk”, “soysuz Etrak (Türk)”, “batıl ve gafil Türk”, “soylu olmayan Türkmen”, “hain Türkmenler”, “Türk vari”, “melun Türk”,””gizli garazlı Türkmen”, ”dili bozuk Türkmen”, “kudurmuş kurtlar gibi halkı dalayan Türkmen”, ”kafasız Türkmenler”, ”aman bilmeyen Türkmenler”, ”hırsız kılıklı Türkmen”, ”yaramaz Türk” ,”edepsiz Türkler”, ”ayağı çarıklı hırsız Anadolu Türk’ü”, ”ayıplı mezhep ve geniş meşrepli Türkler” -Aleviler için-, “Anadolu’da yaşayan kavrama gücünden yoksun Türkler”, ”duygusuz Türkler”, ”anlayıştan kıt Türkler”, ”kapkara Türkmen yığını”, ”inatçı Türkler”, kaba ve yabani anlamında Oğuz”, ve bunun gibi nitelemeleriyle dile getiriyordu.  (240a).“ Dağlara ve taşlara:”NEMUTLU TÜRKÜM DİYENE!” BASİTLİĞİNİ! YAZMIŞ OLAN BİZLER! BU SÖYLEM ÜZERİNE, DAĞLARIMIZI VE TAŞLARIMIZI KANIMIZLA BOYUYORUZ!
"Osmanlı bu süreç içersinde, tabanına karşı yabancılaşmıştır. Bu süreçte oluşan Osmanlı kozmopolitizmi, “Türklüğün üzerinde egemenlik demektir”. 
      (240a)- “Osmanlı aydınlarından! Alınmış olan bu niteleme örnekler için, Celalazade Mustafa Selim- Name, Kültür Bakanlığı yayını, Ank. 1990, s. 279, 300, 357; Neşri tarihi, 1/184, II/193, 194; Solakzade tarihi, 1/112, 149, 150, 216, 259, 364, 373, 375, 461, II/3, 385; Naima Tarihi, 1/283, II/536, 669, 850, III/1062, 1180, 1184, 1381, 1382, ;IV/1669; Koçi Bey Risalesi, s. 43; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, I/212, 218, vd. II/99. Tarihi Gilmani, s.82, Yetkin, I/14, 66, 117 vd. 12
           
 Osmanlı toplumunu oluşturan kozmopolit yapı, toplumun başkalaşmasına yol açmıştır. Osmanlı Yönetimi de bir7, 138, 173, vd. 187, 191, 196, 200, 201, II/65; İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğunun en uzun yüzyılı, Hil. Yay. İst. 1983, s.42; Mustafa Akdağ, (1974),I/368II(1971/75).Ayrıca, bu alanda derli, toplu bir değerlendirme için şu çalışmalara bakınız: Baki Öz, Cem Dergisi, sayı4-5." TÜRK IRKI DİYE BİR IRK YOK İDİYSE Osmanlının bu hakaretleri tarihe mastürbasyon yapmak mı a dandoşlar!
           
Osmanlı ve onu izleyerek soyunu inkâr edenler, varsın Türk ve Türkmen’i aşağılıya dursun; Mustafa Kemal, O’NU yüceltmesini, O’NA gerçek değerini vermesini bilmiştir. Osmanlı, ”ETRAB’I Bİ İDRAK,” demiş! Mustafa Kemal:
    Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır.” Diyerek, tüm iftiraları silip, atmıştır. ”TÜRK; ÖVÜN, ÇALIŞ, GÜVEN;” diyerek, Türk milletinin gerisinde övünülecek bir geçmiş. Osmanlı gizli bir emir yayımlayarak, yanlışlıkla askere alınmış Alevi kesimindeki askerlerin, çeşitli bahanelerle ordudan terhislerini istemiştir. Osmanlı, Çepnileri hemen terhis etmiştir.
Mustafa Kemal: Türk olduğunu da vurguladıktan sonra:       
     “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” Sözünü bütün dünyaya ilan etmiştir. Bu söz benim amentüm olmuştur."Osman TÜRKOĞUZ; SOYUT’TAN SOMUT'MUSTAFA KEMAL,3'ÜNCÜ BÖLÜM.
Ekli araştırmayı da okursak; bugün Türk'e ve Türklüğümüze düşman olanların cibilliyetlerini d
aha iyice anlamış oluruz. 








 


 



Uygun
Uygun
Boşta
Boşta
Boşta
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı
Çevrimdışı

  


 

İzleyiciler

Blog Arşivi