27 Ekim 2013 Pazar

1168/NAMUSSIUZLUK ARTIK PARA İLE!


 

              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;27 Ekim 2013.

                             NAMUSSUZLUK ARTIK PARA İLE!

            ORTADOĞU İLE ORTADOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİNİ KARIŞTIRAN BAZI KALEMENDAZLARIMIZ, ORTADOĞUDAKİ PİSLİKLERİN İSLAMA MALEDİLİŞİNİ GÖRMEDEN;

CENNETİN KERHANE OLARAK ANLATILMASINA TEPKİ GÖSTERMEDEN, ORTADOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTEMİZİ KARALAMAYA ÇALIŞMAKTADIRLAR.

            Sözde, o kesilen ormanlık alanda Ortadoğu Örencileri ayşınuş etmektelermiş! Ortadoğu Bataklığını bu Paralı Uşaklarımız, Ortadoğu Teknik Üniversitemize mal etmeye çalışmaktadırlar!

         Ortadoğu’da;Kız Kardeşle,Hala,Teyze ve hatta Torunuyla evlenmek dinen serbest sayıldığı,Nebbaşlık alenen Hadislere dayanılarak önerildiği halde,bunları candan kabul eden Müfterilerimiz iftira etmekten de asla çekinmemektedirler.Bakınız,iftiranın aslı nedir:Bunlar, cennette 72 Kadın,100 Huri ve 100 Gılman/Tüysüz oğlan/ masalını Ortadoğu Teknik Üniversitesi Öğrencilerine mal etmektedirler.Akılları,fikirleri sekste.Camiye ayakkabıları ile girdiler İftirasının sahibi:”Yolumuzun üstüne cami çıksa onu da yıkarız!”Demekten çekinmemektedir.Burada anlatılan yolumuz!Bildiğiniz yol değildir,emeksiz Rant Yoludur.”Yalanlar ne Kadar büyük olursa ve ne kadar çok TEKRARLANIRSA İNANANLAR DA O KADAR ÇOK OLUR!”Onbaşı Adolf HİTLER ve GÖBELS VE AKP!

         “BUNLARA SORMAK GEREK:HAV MAÇ MANİ!?

                                                                            

25 Ekim 2013 Cuma

1167/BAĞIRAN KİMSE RECEP BEYİMİZ'


 

              TC

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;25 Ekim 2013

BAĞIRMAK, ÇARESİZLİĞİN VE BİTİŞİN EN BELİRGİN İŞARETİDİR SAYIN RECEBİMİZ, BİTTİNİZ ARTIKIN!

                     BAĞIRAN KİMSE, BAY RECEP BEYİMİZ!

         Sayın Hidayet Tuksal, Başı Bağlı Vicdanı Hür bir Bayanımızın basınımıza yansıyan çok önemli bir saptaması var:

         “GEZİ DİRENİŞİNDEN SONRA BAŞBAKAN BAĞIRAN İNSANA DÖNÜŞTÜ!” Sayın Hidayet Han’ım, burada yine yumuşak bir sıfat kullanmış! Görünen odur ki “Bağıran bir canavara! Dönüşmüş olmaktır!”

         Temel, bir Sarraf Dükkânını açtığı günün sabahı, bir soyguncunun saldırısına uğramış;Soyguncu ile boğuşurlarken,Soyguncu var gücü ile:”İmdaaat!Can kurtaran yok mu,göz göre,göre adam öldürüyorlar!”Diye bağırmaya başlamış!Çarşı esnafı ile birlikte yoldan geçenler Temele hücum ederek onu bayıltıncaya kadar dövmüşler,Soyguncu da onlara teşekkür ederek bir torba dolusu altını alarak kayıplara karışmış.Temelin elini ve dahi ayaklarını bağlayan Çarşı Esnafı, Onu oradan geçmekte olan Recepkolara teslim etmişler.Temel:”Ula bu ilkgün kârı mıdır!”Diye düşünürken polis arabasında da iyice bir parpılanmış!

         Adamın birisi, okuluna götürmek üzere aracına aldığı 12 yaşındaki Kız Çocuğunu ıssız bir ormana götürerek ırzına geçmiş! Aracın numarasını ezberleyen Kız çocuğu doğruca Polise giderek Mütecavizi yakalatmış. Mütecaviz, sürekli olarak:”Ben onu şaparken gıkı bile çıkmadı, o bu işe dünden razıymış!”Diyerek savunmasını yapmış. Hâkim, neden bağırmadın a kızım?”Diye sorduğunda, zavallı Kız Çocuğu:”Hâkim Bey; beni in ve cin dahi olmayan  ıssız bir yere götürdü.Tabancasını da yanıma koydu.Ne yapabilirdim?”Dediğin de Ol Hakim kükreyerek;” bunu bana mı soruyorsun? Bağırsaydın belki bir duyan olurdu da yardımına gelirdi! Arabadan neden atlamadınız? Yaz kızım,mağdurenin sesini bile çıkarmayışı rızasına delalet sayıldığından,

Dokuz yaşından yukarı olan kızların da erkeklerle birleşmeye Dinimizce de yaşları ehil olduklarından ırza geçme sanığının beraatına karar verildi!”Diye kararını vermiş!

         Sarayının bodrumunda masumları işkenceden geçiren Zalim ve zulmünün adamları danalar gibi böğürürken, dışarıdaki avam, sesi çıkmayan mazlumlara küfreder.

         Şimdi ülkemizdeki durumlara bir bakar mısınız? Anayasal tepki hakkını kullananlar, ölürler,yaralanırlar,Recepkolar tarafından her türlü zulüm ve işkencelere uğradıkları halde sesleri bile çıkmaz!Recep Beyimiz,Televizyonlarda ve meydanlarda bangır,bangır bağırır onu dinleyen Gafiller Zulme uğrayanlara küfürler ve beddualar yağdırırlar!Her türlü hukuk dışı organizasyonlarla esir alınan Komutanlarımızın  ve Aydınlarımızın sesleri çıkmaz;avaz,avaz YALAN  bağıran Sayın  Bay RECEBİ DİNLEYENLER BU MASUMLARIMIZI SUÇLARLAR.Recep Beyimizin bağırır hale gelmesi inandırıcılığının bittiğinin işaretidir.Yalancılar,yüksek seslerle herkesi susturacaklarını sanırlar.Ama BİZ O BAĞIRMANIN NE ANLAMA GELDİĞİNİ BİLENLERDENİZ,MASALLARA DA İNANALARDAN HİÇ DEĞİLİZ! Bizler bunu MAVALLARI yemeyiz!

 

1166/KENDİMİZLE BİRLİKTE ÜLKEMİZİ YİTİRMEK!


 

 

            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;25 Ekim 2013

              KENDİ İTİBARINI YİTİRMİŞ OLAN TOPLUMLAR, LAİK OLMAYANLARI İTİBARLI YAPARAK YIKILIRLAR!                         

                    KENDİMİZLE BİRLİKTE ÜLKEMİZİ DE YİTİRMEK!

     “Birine gereğinden fazla değer verirsen, ya o’nu ya da kendini yitirirsin!”La Edri=Anonim!

Mustafa Kemal’in Dinsiz LAİK Rejimini!? Yıkmak için Kuran ve Allah üzerine Yemin ve kasem etmiş olan bir imam eskisine gereğinden fazla değer vererek O’NU SÜREKLİ OLARAK başınızda tutarsanız, Ülkenizi de, Bağımsızlığınız da, Çağınızı da ve en sonunda da Üniter yapınızı ve insan olma onurunuzu da YİTİRMİŞ OLURSUNUZ!

                                       

 

23 Ekim 2013 Çarşamba

1165/AZINLIKLAR VE MİSYONERLER!İHANETLER SÜRDÜKÇE!


               TC.                                                                                                                                                     OSMAN TÜRKOĞUZ

TV. İzmir,16 Ekim 2008.



İHANETLER SÜRDÜKÇE!

AZINLIKLAR VE MİSYONERLER.

Bu coğrafya’ya lâyık bir ulus olduğumuzu kanıtlayamazsak;

Kara gözümüzün hatırı için bizi bu coğrafyada yaşatmazlar.”MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL.

        “Tarihin piyonu mu olacağız, yoksa tarihin öznesi mi olacağız? Geçmişte olduğu gibi tarihin öznesi olmaya daha yatkınız, yani tarihi biz yapacağız.Yapılan olmayacağız ve biz yapacağız.Yapmak için bilgili olmak zorundayız.iyi eğitimli olmak zorundayız,bunun için okumak zorundayız.Başka hiçbir alternatifi yok,okuyacaksınız.Fransa,Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde 500 okul açmış,İngiltere 178,Amerika 426,Almanya 140 okul açmış; sadece bu Dört devletin açtığı okul 1244.Kim idare eder bu imparatorluğu?1878’e kadar hiçbir misyoner okulunda Türk öğrenci,Müslüman öğrenci okutulmamıştır!Kim yönetir bu devleti?Siz Gençler okuyacaksınız,okumalısınız!”Profesör DR. YUSUF HALAÇOĞLU,Türkiye’nin derin kökleri,OSMANLI KİMLİĞİ VE AŞİRETLER,ÖNSÖZ.

        Osmanlı Anadolu Selçuklularının yönetim biçimini aynen uygulamış; İmparatorluk olunca da Türklük asabiyetini yitirerek Selçuklular gibi tarihin çöp çukuruna yuvarlanmıştır. Eski Türk geleneklerini benimseyen Osmanlı kozmopolit bir devlete dönüşünce de Türkten korkmaya başlamıştır.Türklerde Dört anayön vardır ve kutsaldır.Haftanın dört günü de kutsaldır.Osmanlı devletinde Hükümet haftanın Dört gününde toplanırdı.Bab’ıhümayun/Bab’ı Meşihat/Bab’ı Seraskeri ve Bab’ı Âli DÖRT ÖNEMLİ ANA KURUM İDİ.Şamanizm’den gelmeydi.24’te kutsaldı.Anadolu’ya yerleştirilen Türk aşiretleri Türkçe Aşiret adlarını taşıyan köy ve kasabalara yerleştirilmişti.Bendeniz;OĞUZ’UN YİRMİDÖRT oğlunun adlarını taşıyan aşiretlerin yerleşme adlarının da aynı olduğunu arşivime aldım.Meraklı olanlarımız Profesör DR. Yusuf Haçaloğlu’nun yukarıda adını verdiğim kitabına bakabilirler.Rize’de Sayın Bay Recep Beyimizin doğup büyüdüğü RUM Köyünün adı da POTOMA olarak Osmanlı köy envanterine geçirilmiştir.Gariptir ama çok acı bir gerçektir:Bu Rum köyünden çıkan ve Türklüğe düşmanlığını yüksek sesle haykıran bir kişiye karşı Oğuz’un soylarından tek kişi ÖNE

Çıkamamıştır. Mustafa Kemal’in kurmuş olduğu CHPARTİSİNİN başına geçen Zat ta Hem Kürtlüğünü hem de Peygamber soyundan indiğini, Sait’i Kürt’e nazire olarak ilan etmekten utanmamıştır. Demek ki bu zat Dağ Arabı olmaktadır!                                              

               Şimdi de gelelim yazımıza:

“Malatya cinayetleri üzerine; Misyonerler, Misyonerlik

Faaliyetlerini bir süre, askıya alma kararı aldılar.”Yazılı basın.

“Dört ayet ezberledim; bu Aptallara (30) sene imamlık yaptım”

Mordoğan doğumlu bir Rum Papazının itirafı

Önce; Trabzon’da, İtalyan Uyruklu bir Katolik Papazı öldürüldü. Papazın katili, (16) yaşında bir Türk genci çıktı. Irak’tan ülkemize geldiği saptanan cinayet tabancasını Katilin Ağabeysi vermiş!

Daha sonra; İstanbul’un göbeğinde ve GÜPEGÜNDÜZ; HRAN DİNK adlı bir Türk GAZETECİSİ, tabanca ile öldürüldü. HRAN DİNK’İN KATİLİ  YİNE TRABZONLU  BİR TÜRK Genci çıktı.”Böylece; Türk ve Türklük Düşmanlarının ellerine Türlük aleyhinde  kullanacakları bir fırsat daha geçti; “ diye, ne yapacağımıza karar veremez bir ürküntü içersinde çırpınırken; yepyeni bir facia haberi dünyamızı yerinden oynattı: Malatya’da Hıristiyanlık propagandası yapan üç kişi, işkenceler altında, boğazları kesilerek öldürülmüştü.Tüm bu feci olaylar olurken; bizler, Türban- Mürban,Ümmet- Mümmet,Müslim- Gayrı Müslim, Alt kimlik- Üst kimlik yutturmacaları  üzerinde, ÇAĞDIŞI VE ATATÜRK DEVRİMİNE TERS POLİTİKA YAPMAKLA uğraşıyorduk.

Daha sonra; çok vahim bir utanmazlık ortaya çıkartıldı: Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü’nün çay ocağında; Hrant Dink’in katilinin boynuna Türk bayrağı asılarak, ULUSAL BİR KAHRAMANMIŞ gibi; fotoğrafı yayımlandı. İşin daha kötüsü, bu fotoğrafı çeken emniyet görevlileri,” bu fotoğraf, Garaj Jandarma Karakolunda çekilmiştir;” yalan ve iftirasına başvurdular.

Katiller, cahiller, tarikatçılar, sözüm onlara, milliyetçi geçinenler; TÜRK ULUSUNU yerden yere vuracak eylemlerini yaparlarken; bizler, öyle uykusuna yatan mandalar gibi; ağızlarımızda kelime salatalarıyla derin uykulardaydık. Akıllara sığmayan bu

 

Kanlı eylemler üzerine; akıllara durgunluk verecek davranışlar sergiledik. Öldürmek, çaresizliğin en çarpıcı ifadesidir. Anadolu’da yaşamış Büyük FİLEZOF EPİKTETOS’UN “Düşünceler ve Sohbetler” adlı eserinde; öldürmenin çaresizliğini anlatan bir öykü vardır: Roma imparatoru, FİLOZOF EPİKTETOS’A:

-  ”Ben, her şeye muktedirim. Sözümü dinlemeyecek olan seni, bir çırpıda öldürtmek gücünde ve yetkisindeyim;” diyerek, gürler. FİLOZOF EPİKTETOS, gayetle sakin bir şekilde:”Ben, size benim istemediğim bir şeyi zorla yaptıramazsınız dedim. Beni öldüremezsiniz demedim; beni öldürmeniz, benim istemediğim bir şeyi yaptıramamış olmanızın çaresizliğindendir.”  Deyince; Haşmetli ve dahi Dehşetli Roma İmparatoru şişer ve öylece kalakalır. Öldürmek son çare değildir. Zalimler, masumları öldürdüklerinde, son ölümün kendilerine geleceğinden habersizdirler. İnsanları okutmazsanız ve dahi insan gibi yaşatmazsanız, onların işledikleri suçların ve yaptıkları hataların altında kalmaktan sizi hiçbir kimse kurtaramaz.

Önce; (AZINLIK—EKALLİYET)nedir? O’nu tanımlayalım. ATATÜRK DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU’NUN, Türkçe Sözlüğüne bakalım. c.1, s.120.

AZINLIK, ĞI,İS.1-Bir toplulukta, herhangi bir nitelik bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; EKALLİYET, ÇOĞUNLUK KARŞITI.

2-Sosyolojik. Bir ülkede, egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayıca az olan topluluk, ekalliyet hükümeti, mecliste çoğunluğu olmayan bir siyasi partinin kurduğu hükümet. Azınlıkta kalmak; toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler, karşı düşünceye oy verenlerden daha az olmak.”

Profesör Dr. Pars Tuğlacının yaratmış olduğu DEV SÖZLÜK, OKYANUS’A bir göz atalım. c.1, s.199.AZINLIK-ĞI,İ.1- Bir toplulukta, her hangi bir nitelik bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar, ya da bunların bu hali.OSM .EKALLİYET.İng.Minorıty, Fr.Minorıte. Fel-Sos. Bir ülkede, egemen olan ulusa göre sayıca az olan, kendilerini başka etnik kökten sayan ve aralarında ayrı bir dil ya da din bağı olan topluluk.”AZINLIK’IN sözlük anlamı bu

A-Misyon, misyoner, misyonerlik nedir? Bunların da sözlük anlamlarına bakalım. OKYANUS, C.3.S.19B-Misyon, i.Fr. Mission 1- Bir kimseye bir şey    yapmak üzere verilen özel görev.2-Bir hükümetin, bir kimseye verdiği belirli ve özel görev.3-Dini, diplomatik, bilimsel v.b.bir görev yüklenmiş kimselerin tümü(diplomatik misyon).

 

B-Misyoner, i.Fr. Missionnere.1-İç ya da dış misyonlarda görev alan RAHİP, PAPAZ, DİN ADAMI.( İng.missionnary

C-Misyonerlik-ği.i.1- Misyonerin yaptığı iş.Misyoner olma hali.2- Genel anlamda; başka dinden olan iş, Başka dinden olanları, kendi dinine kazandırmak için kurulan dernek.3-Özel anlamda, Hıristiyan olmayan ülkelerde, Hıristanlığı yaymak amacıyla kurulan ve bu amacı güden kurum.”

Bazı köşe yazarlarımız, bu MİSYONERLİK OLAYLARINI hayali varsayımlarla özdeşleştirmek gayretine düştüler. Her birisi Rahmetli Ahmet Mithat Efendi olup çıktılar. Hıristiyanların ülkemizde faaliyet göstermeleri doğal bir hak sayılmalıymış! Ülkemizde bulunan Hıristiyanların Kiliseleri, Şapelleri, Metropolitlikleri; Yahudilerin de Havraları vardır. Bu gibi ibadet yerleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin koruması ve güvencesi altındadır. Amma ve lakin ülkemiz genelinde yoğun bir biçimde sürdürülen ve MİSYONERLERCE YÜRÜTÜLEN HIRİSTİYANLAŞTIRMA FAALİYETLERİ, İBADET HÜRRİYETİİNİN SINIRLARI İÇERSİNDE GÖRÜLEMEZ VE GÖSTERİLEMEZ. Bu, gırtlağına kadar borçlandırılan bir ülkenin egemenlik hakkına yapılmış fiili bir müdahaledir. Bu konuya, tarihten örnekler vererek, tekrar döneceğiz.

Sayın Metin Gökçe’nin dilimize kazandırdığı çok değerli bir kitap var: Prof.Dr. Pierre Benouvin’in “Birinci Dünya Savaşı.”X1X’uncu asırda gelişen Sanayi, çok büyük ham madde ihtiyacına neden olmuştu. Az gelişmiş ya da hiç gelişememiş ülkelerde, DİNİ PROPAĞANDA, EN ETKİLİ BİR SİLAH OLARAK KULLANILMIŞTIR. Prens BİSMARK’I azleden İkinci Wilhelm, İstanbul’a, Kudüs’e ve Halep şehrine gitmiş, Müslüman olduğu söylentileri yayılmıştır. Bir taraftan, Müslümanlar okşanırken; diğer tarafta, Misyonerler, İslam Dünyası’nın dibine dinamit koymakla uğraşmaktaydılar. Osmanlı İmparatorluğunda EĞİTİM MİSYONERLERİN EMRİNE VERİLMİŞTİ!Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı bir araştırma; Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içersinde(392) azınlık okulunun  Misyonerlerin EMİR VE DENETİMLERİ altında olduğunu ortay koymuştur.Prof.Dr. Pierre Benouvin , durumu şöylece değerlendirmektedir:”Nihayet, İslam Dinindeki devletlerin  siyasal hayatına liberal ve demokratik fikirlerin sokulması daha da kolay değildi.Her ne kadar, Paris’te ve Londra’da sürgün hayatı yaşamış olan “JeunesTurc”-Jön Türkler-Abdülhamit istibdadına saldırmışlarsa da, onlarda , otoriter bir rejime bağlı kalmışlardır.Hıristiyan Avrupa, kendi din düşüncelerini yayma yolunda, durmadan çaba göstermiştir.Katolik, Protestan, dahası Ortodoks Misyonerleri, “İncil’”i duymamış olanlara karşı bir ödevi yerine getirdikleri duygusundan hareket ediyorlardı…Hıristiyanlık doktrinini yayan misyoner, bundan dolayı bir uygarlık şeklinin ,Hıristiyanlığın temelindeki”Avrupa Uygarlığı’nın propagandasını yapmış oluyordu…”

 

“XX’ inci yılın ilk yıllarında; Avrupa’nın dışında,Hıristiyanlığı yaymağa çalışan(18.000) Misyoner,”vicariast”ve “prefectures” adı verilen örgütlerin içersine alınmış ve propaganda yönetimine bağlanmıştı.(8.000) Protestan misyoneri de, dünyanın her yerine dağılarak çalışıyordu….Osmanlı imparatorluğunda ayrı bir durum vardı: Bu İmparatorluğun kapladığı ülkelerde, Müslümanlık, ortadan kaldıramadığı öteki dinlerin üstüne yerleşmişti.Bundan başka,”KAPİTİLASYONLARIN” koruduğu Katolik misyonerleri ÜÇ YÜZ YILDIR, BU MEMLEKETLERDE ÇALIŞMAKTAYDILAR.Cizvitler Suriye’de, Dominikler Filistin ve Irak’ta  önemli sonuçlar elde etmişlerdi.Bununla birlikte, Müslüman çevrelerde, hiçbir başarı gösterememişlerdi.” Prof. Dr. Pierre Benouvin, Misyonerlik olayının dünya çapında çalışmalarını ve aldıkları sonuçları, uzun, uzun anlatmakta; ilkel dinlere sahip zenciler üzerinde aldıkları önemli sonuçları anlatmaktadır. Bu konuda, Afrikalı bir devlet adamının anlatımı misyonerlik çalışmalarını en çarpıcı bir biçimde, gözler önüne sermektedir:

“AVRUPALILAR GELDİKLERİNDE; ELLERİNDE KİTAPLARI VARDI. Bizim de arazilerimiz vardı. GÖZÜMÜZ KAPALI OLARAK, KİTAPLARINI OKUMAMIZ İÇİN KİTAPLARI BİZE VERDİLER. GÖZLERİMİZİ AÇTIĞIMIZDA, KİTAPLAR BİZİM ELİMİZDE; ARAZİLERİMİZ DE AVRUPALILARIN ELLERİNDEYDİ.”Osmanlı İmparatorluğu’nun içersine düştüğü yüz kızartıcı durum; 1839 Tanzimat fermanı ve 1856 Islahat fermanından sonra; büyük devletlerin ve azınlıkların çok büyük baskılarının oluşturduğu çaresizliklerin ve korkaklıkların bir uzantısıdır.

Sürekli ve planlı bir şekilde yürütülen bu müdahaleler, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik hakkını ipotek altına sokmuştur. KATOLİK, ORTODOKS VE PROTESTAN KİLİSELERİ, ÜLKELERİNDEN DAHA GÜÇLÜ VE ÖRGÜTLÜ BİR BİÇİMDE, OSMANLI İMPARATORLUĞUNA YERLEŞMİŞLERDİR. Büyük il merkezlerinde kurulan metropolitliklere bağlı kiliseler, tam bir askeri disiplin altında, istihbarat faaliyetleri de dâhil olmak üzere, ülkemiz aleyhinde çalışmışlardır. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında; kiliseler, her türlü din dışı, din ile bağdaşmayan işlerde faaliyet göstermişlerdir. İzmir metropoliti Hristostomas, Averof zırhlısı süvarisi Mavraki ile İzmir’in işgalini planlayıp, Yerli Rum çetelerini örgütlemiştir. Kiliseler, silah deposu haline sokulmuştur.15.Mayıs.1919 tarihinde; İzmir’e çıkan Yunan askerlerini tuz ve ekmekle karşılayan bu Metropolit, onları takdis etmiştir. Hristostomas’ın asıl adı Meletyos’tur. Metropolit olunca; Rumca,” altın ağızlı” anlamına gelen Hristostomas adını almıştır. Yunanlılar, Gediz galibiyetinden sonra; Kütahya’da bir savaş konseyi toplamışlardı. Hristostomas, bu toplantıya, iki metropolit göndermişti. Efes Metropoliti Aftimos, Yunan Ordusu’nun Ankara’ya yürümesi için çılgınca çalışmıştı. Hıristiyan din adamları, Kralın başkanlığındaki bir savaş konseyine girerek, KRALIN, POLİTİKACILARIN VE YUNAN GENERALLERİNİN ÜZERİNDE MANEVİ BİR BASKI OLUŞTURMUŞLARDI. Misyonerlik

Faaliyetleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve A.B.D.LERİ’Nİ tam yetkili kıldığı ve her türlü desteği sağladığı Hıristiyan din adamlarınca yürütülmüştür. Bunlar, azınlıklar için KATOLİK,

ORTODOKS VE PROTESTAN OKULLARI AÇARAK, Osmanlı vatandaşı gayrımüslümleri eğitmişlerdir. Osmanlı devleti, tam bir çaresizlik ve çıkmaz içersindedir. Misyonerler, Hıristiyanlık eğitiminin yanı sıra, MİLLİYETÇİLİK FİKİRLERİNİ VE HİLAL HAÇ KAVGASINI DA AŞILAMIŞLARDIR. Bu konuda, yayımlanmış çok eser vardır. Biz, belgelerimizi Sayın Dr.M. Hidayet Vahapoğlu’nun “Osmanlıdan günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları,” adlı eserinden alacağız. Ermeniler, Gregoryen olmaları nedeniyle, Papalığın ve Hıristiyan dünyasının ilgisini çekmiştir. Katolik ve Protestan misyonerlerince açılan okullarda, Müslümanlara karşı din düşmanlığı ve ulusal bağımsızlık fikirleri işlenmiştir. Merzifon’daki Amerikan kolejinden HINCAK VE RUM PONTUS faaliyetleri yönetilmiştir. Van’daki Çarlık Rus konsolosları,1870-1880 yıllarında; bağımsızlık duygularıyla dopdolu bir Ermeni gençliği yetiştirmişlerdir. “ATATÜRK” ADLI BİR KİTAP YAZARAK, ÜLKEMİZDE VE DÜNYA2DA ÜNLENEN LORD KİNROSS, Van’da, İngiliz konsolos yardımcılığı görevinde bulunmuş ve, ve Ermeni soykırımı yalanları ile dopdolu Mavi Kitaba imzasını atmıştır. İslam Ansiklopedisinin Kürtler maddesini, İngilizlerden aldığı altınlara karşılık olara, Çarlık Rusya’nın Erzurum konsolosu Minorski’nin yazdığı söylenmektedir. Bu nedenle; önemli Ermeni ayaklanmalarını şöylece sıralayabiliriz:

Erzurum İsyanı-----------------------1890

Musa Bey olayı-----------------------1890

Kumkapı gösterisi--------------------1890

Merzifon, Kayseri ve Yozgat olayları—1892-1893

Birinci Sason İsyanı-------------------1894

Bab’ı Âli Olayı------------------------ -1895

Zeytun İsyanı-------------------------- 1895

Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Erzurum,Hınıs, Muş,

Bitlis Olayları----------------------------1895

Birinci Van İsyanı---------------------- -1896

Osmanlı Bankası baskını------------ -1896

İkinci Sason İsyanı----------------------  1904

2’inci Abdülhamit’e Suikast---------   1905

Adana Olayı----------------------------   -1909

1914 Olayları---------------------------    1914

 

 

 

2’inci Van isyanı-----------------------    -1915

Şebinkarahisar isyanı----------------    -1915

“Yukarıdaki tarih ve olaylarla günümüzdeki Ermeni terör olayları mukayese edilirse, ermeni hareketlerinin tertiplendiği dönemler, Osmanlı Devleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış mücadeleler verdiği, zor şartlar altında ve güçsüz olduğu dönemlerdir. Bu da, Ermenilerin güç ve otorite karşısında sinen bir yapıda olduğunu gösterir.”            İLK MİSYONERLİK FAALİYETLERİ.

İlk misyonerlik çalışmaları, Hz. İsa’nın Havarilerinden olan ve adını PAVLUS olarak değiştiren, Roma’da, işkence ile öldürülen ve Azizlik mertebesi verilen kişi tarafından yapılmıştır. Bu kişinin çalışmaları sonucu; Anadolu’da ve Makedonya’da çok sayıda kilise kurulmuştur. İkinci Misyonerlik faaliyeti; Roma’da, Papanın misyon başkanlığında,1662 tarihinde örgütleniştir. s.g.e.s.33

Protestan misyonerlik örgütleri içinde en etkili olanı, AMERİKAN BOART OF COMMİSSİONERSFOR FOREİGN MİSSİON adlı misyonerlik örgütüdür. Bu örgüt, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli bölgelerine çok sayıda misyoner göndermiştir. Örnek verecek olursak:

1-Batı Trakya’ya yönelik olarak 6

2-Kıbrıs’a yönelik                       3

Musevilere yönelik                     4

4-Batı Anadolu’ya yönelik               227

5-Orta Anadolu’ya yönelik                98

6-Doğu Anadolu’ya yönelik              102

7-suriye2ye yönelik                          59

8-Avrupa Türkiyesine yönelik          

Toplam olarak: 540 misyoner. s.g.e. s.35

XVII’ inci y.y.da;Fransa, Cizvitler ve Fransiskenlerle, Osmanlı Devleti’nin başına bin türlü dert ve bela getirmiştir.Katolik, Paris Capucin Cemiyeti Vaizi Rahip Pasifico,1621 yılında; İstanbul, Kıbrıs, Suriye , Filistin ve Irak’ Capucin Manastırları kurmuştur.XVIII ve XIX’UNCU yüzyıllarda;Protestan misyoner faaliyetleri büyük boyutlarda olmuştur.Özellikle;

        İngilizler tarafından kurulan misyonerlik örgütleri, çok etkili bir biçimde, Osmanlı Devletini

İçeriden sarsmıştır. Beyrut’ta, Cizvit papazları tarafından, Saint Jozef üniversitesi kurulurken, İstanbul’da da Amerikan Protestanları tarafından, Amerikan Robert koleji kurulmuştur.

“Amerikalıların, Osmanlı Devletine ilgi göstermeleri üç nedene dayanıyordu:”

EKONOMİK DURUM VE İMKÂNLAR.

“Misyonerler ve onları gönderen devletler tarafından kurulan EĞİTİM VE HAYIR KURUMLARI’NIN VARLIĞI. Osmanlı Devletinde, kalıcı Amerikan bağı, misyonerlerce kurulup işletilen eğitim ve hayır kurumlarının faaliyetleri sonucu oluşmuştur. Amerikan Misyonerleri’nin sahip oldukları mülk varlığı,1879’da (100.000.000) Dolara ulaştığı tahmin edilmektedir.1914 TARİHİNE GELİNDİĞİNDE; Osmanlı Devletinde, doktor ve eğitmen kisvesi altında, (1000)’den fazla misyoner çalışmaktadır. Reverend William Goodel, İNCİL’İ ERMENİCE VE TÜRKÇEYE ÇEVİRMİŞTİR. Bursa, Trabzon ve Erzurum’da kurulan misyonlarla, 1869 yılında, görev sayısı (21)’e yükselmiştir.1896 yılında; Amerika’dan 7,İngiltere’den 4 ayrı kiliseye bağlı misyonerler, tüm ülkeye dağıtılarak, görev sayısı 869’a yükselmiştir. Bu tarihte; Anadolu’da, Amerikan misyonu bulunan şehirler şunlardır: Bursa, İzmir, Merzifon, Kayseri, Sivas, Trabzon, Erzurum, Harput,Bitlis, Van,Mardin,Adana, Haçin,Ankara, Yozgat,Amasya, Tokat,Arapkir, Malatya, Palu,Diyarbakır, Urfa, Birecik,Elbistan, Tarsus ve İstanbul.”Misyonerler, hastane teşkilatlanması şeklinde çalışmalarını sürdürmüşlerdir.1910 yılı ve sonrası yapılan (42.693)tıbbi müdahalenin, sadece(185)’i Türklere yapılmıştır. Tek, tek görevlendirilen misyonerlerin yerini, dış devletlerce tam destekli ve dev finans kaynaklı, ÖZEL EĞİTİM SİSTEMLERİ ALMIŞTIR. BU İŞLER OLUP, BİTERKEN; OSMANLI VATANDAŞI TÜRKLER, HÂLÂ, ELİF, CİM, DALLI. ARAP GAZVE ÖYKÜLERİYLE DESTEKLİ, POZİTİF BİLİMLERE ARKASI DÖNÜK BİR ANLAYIŞLA YARATILAN EĞİTİM SİSTEMİYLE UYUTULMAKTAYDI.

Köylere kadar yayılan misyoner okulları, EMPERYALİZMİN ELİNDE ÇOK GÜÇLÜ BİR SİLAH OLMUŞTUR. Osmanlı vatandaşlarını birbirlerine düşman etmiştir. Ülke, bağımsızlık mücadelesini veren kamplara bölünmüştür. Ayrılıkçı Arap liderlerinden Refik Rızzık Sellum, Osmanlı Divan’ı harbi huzurunda, aynen şöyle ifade vermiştir:”Ben, Fransız okullarında okudum. Bugün, Suriye, Irak ve Lübnan’da Eşraf ve ağaların çocukları, Cizvit okullarında okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hâkimdir. Onlar, ya İngiliz okullarında, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir. Hepsi için ortak düşman Türklerdir. Bu itibarla, Arapları malûm ve hatta gayrı malûm sevketmek, emelinde olanların ele alacakları yegâne konu, Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamıza bizden sonrakiler de ister, istemez düşeceklerdir.”

Bir yandan, yoğun bir şekilde yürütülen misyonerlik faaliyetleri; diğer yandan, çeşitli tarihlerde, yabancı devletlere verilmiş olan KAPİTİLASYONLAR, YABANCI DEVLETLERİN, OSMANLI DEVLETİNİ ÇÖKERTME AMACINA HİZMET ETMEKTEYDİ. Başlangıçta ekonomik

Olan bu imtiyazlar, sonraları, DİNİ, SİYASİ, ADLİ VE SOSYAL BİR MÜDAHALE HAKKI KAZANDIRMIŞTIR

Kapitülasyonlar, değişik adlarla ve değişik yorumlarla, Osmanlı devletini ve Osmanlı vatandaşlarını çepeçevre kuşatmıştır:

-“ŞARK MESELESİ,”

- “KATOLİKLİĞİN, ORTODOKSLUĞUN VE PROTESTANLIĞIN HAMİLİĞİ,”

-“HIRİSTİYANLARIN KUTSAL YERLERİNİN KORUYUCULUĞ,”

-“GAYRIMÜSLÜMLERE TANINAN, IRZ, NAMUS, CAN VE ÖĞRETİM EŞİTLİĞİ,”

-“ERMENİLERLE MESKÛN YERLERDE, İSLAHAT YAPILMASI,

En sonunda da,”muhtar bir Ermeni yurdu.”En sonunda da, bağımsız bir Ermeni Devleti’nin kurulması, gündeme getirilmiştir.

ÇEŞİTLİ DEVLETLERE VERİLEN KAPİTİLASYONLAR.

1346        Bizans,

1365        Raguza,

1451        Cenova,

1455        Venedik,

1460        Floransa,

1535        Fransa,

1579        İngiltere,

1612        Hollanda,

1615        Avusturya,

1737        İsveç,

1740        İki Sicilya krallığı,

1746        Danimarka,

1747        Toskanya,

1761        Prusya.1782 İspanya;1783 Rusya;1821 Sardunya;1830 A.B.Devletleri; 1838 Belçika; 1839 Bremen, Lübeck, Hamburg;1843 Portekiz; 1855 Yunanistan!;1858 Brezilya; 1870 Bavyera.

Kapitülasyonlar, Önce, “İHSAN,”olarak verilmiş;  sonra “İMTİYAZ” OLMUŞ,  DAHA SONRA DA, EGEMENLİĞİN KAYBINA NEDEN OLMUŞTUR.

Ermeni soykırım masalı-jenosit- tanımı; 1948 Birleşmiş Milletler JENOSİT tanımının geriye doğru işletilmek istenmesidir. İngilizlerin, Fransızların, Amerikalıları ve Rusların yapmış oldukları SOYKIRIMDAN SÖZ EDEN YOKTUR. Fransızların etek düşkünü Cumhurbaşkanları Nikolas Sarkozy:” Ermeni soykırımını Türkler kabul etmeli”, derken; CEZYİR’DE, FRANSIZLARIN YAPMIŞ OLDUKLARI SOYKIRIM İÇİN:”Bunlar tarihçilerin işi. Bunları tarihçilere bırakalım”, demektedir. Soykırımı tanımanın gerisinde, TAZMİNAT VE TOPRAK İSTEKLERİ YATMAKTADIR.

XX’İNCİ ASRIN BAŞLARINDA; MİSYOERLİK FAALİYETLERİ AZINLIKLARIN BAŞKALDIRISI İLE BİRLİKTE, OKULLAŞMA SÜRECİNE GİRMİŞTİR. İstanbul’da,(45) azınlık kız ve erkek okulu açılmıştır. Osmanlı Ülkesinin tamamında açılan(900) Azınlık Okulu’nun en kritik bölgelerimizde açılmış olduklarının farkına çok geç varılmıştır.”Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesiyle Orta doğu’da sürdürülen okullaşma faaliyetlerinin hemen, hemen tamamı Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere İmparatorluğu tarafından, ya bizzat ya da desteklenerek gerçekleştirilmiştir. Bu bölgelerde faaliyet gösteren  bu devletlere  ait  misyonerler  ya da siyasi ajanlar, emellerine ulaşmada alt yapıyı oluşturacak  kalıcı mahiyette her türlü önlemleri almaktan kaçınmamışlardır.”s.g.e.s.74-75,Misyonerlik Teşkilatını destekleyen ve himaye eden devletlerin bu nlara yapmış oldukları yardım miktarları aşağıya çıkarılmıştır;Okullar ve Frank olarak yapılan yardımlar.

1-Fransız okulları   140.000Fr.

2-İngiliz okulları     125.000Fr.

3-Alman okulları     85,000Fr.

4-Rus okulları            5.000Fr.

5-İtalyan okulları    32.000Fr.

6-Yahudi okulları    bilinmiyor.

7-Amerikan okulları        100.000Fr.

8-Özel okullar         100.000Fr.s.g.e.s.167-171

Osmanlı devleti zamanında İstanbul’da kurulan (65) yabancı okulun bir kısmı, Lozan Antlaşması ile Cumhuriyet dönemine intikal etmiştir:”1893 tarihinde, Zühtü Paşa tarafından, padişah’a sunulan bir raporda Osmanlı ülkesi içinde bulunan Protestan okullarının durumuna dair köklü bilgiler verilmiştir. Ülke içinde (392) Protestan ve Amerikan okulunun bulunduğu; bunlardan(108) tanesinin 17 yıllık süre içersinde açıldığı, buna göre de her yıl, yaklaşık olarak 7 okul’un açılmış olduğu anlaşılmıştır.33 okulun açılış ruhsatının Padişah tarafından, 7 okulun açılış ruhsatının Sadrazam tarafından, 11 okulun da Maarif Nezareti tarafından ruhsatlandırıldığı anlaşılmıştır. Buna göre; (341 okulun ruhsatsız ve mevzuat hükümlerine aykırı olarak açılmış olduğu anlaşılmıştır:”

1903 tarihli Maarif Salnamesi ile ve Amerikan milli arşivinde bulunan bir belgeye göre, çeşitli okullardan(1039 tanesi Osmanlı ülkesinin dört bir tarafında faaliyet göstermektedirler. Çeşitli devletlerin destek ve kontrolündeki okulları şöylece sıralayabiliriz:

1-Fransız okulları         72,

2-İngiliz okulları           83,

3-Amerikan okulları 465,

4-Avusturya okulları 7,

5-Alman okulları              7,

6-İtalyan okulları            24,

7-Rus okulları(Beyrut)         44,

8-İran okulları         2,

9-Yunan okulları(İzmir)        3.

Amerikan okullarının çokluğu, Ulusal Kurtuluş Savaşında, AMERİKAN MANDACILIK FİKRİNİN SİVAS’TA ORTAYA ATILMA NEDENİNİ DE BELİRLEMEKTEDİR.

OSMANLI NE YAPIYORDU?

1838 TARİHLİ Balta limanı Anlaşması, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanmıştı. İngiliz Dış İşleri Bakan’ı:”Tatlı iş,” diyerek, bu anlaşmayı değerlendirmişti. Bu anlaşma ile; Osmanlı İmparatorluğu, hem kendi ekonomisini hem de Mısır ekonomisini çökertmişti.1854 Kırım savaşı, ayakta zar, zor duran Osmanlı Maliyesini iflasa götürmüştü. zo Avrupa’nın seri üretimli fabrika ürünleri, Osmanlı’nın el tezgâhlarını da silip, süpürmüştü. Avrupa devletlerinden alınan borçlarla, saraylar v e konaklar yapıldığı gibi, Abdülmecit’in kızlarının ve damatlarının masrafları karşılanmıştı.1867 senesinde, Fransa ve İngiltere’yi gezen sultan Abdülaziz, Mısır’a da uğramış, çok görkemli törenlerle karşılanmıştı. İstanbul’a dönüş törenleri için, Osmanlı Bankasından(360.000)altın, borç olarak alınmıştı. Bu arada, A.B.Devletleri de EĞİTİM YAĞMASINA KATILMIŞTI. Misyonerlik teşkilatı, CASUSLUK VE DİNİ PROPAGANDA YANINDA, SİLAHLI EYLEMLERİ DE DESTEKLEMEYE BAŞLAMIŞTI. Kiliseler ve mabetler, birer cephanelik haline sokulmuşlardı. Her türlü silah ve cephane, KIZIL HAÇ İLAÇ SANDIKLARI İÇERSİNDE, ÜLKEMİZE SOKULMUŞTUR.

Cennet mekân Rahmetli Papa Eftim, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda, Rum Ortodoks Kilisesinden ayrılarak, TÜRK ORTODOKS KİLİSESİNİ KURMUŞTUR. Mareşal Gazi Mustafa Kemal ve Batı Cephesi Komutanı Korgeneral Mustafa İsmet sayesinde ve Lozan’da, bu misyonerlik derdinden ve Yabancı okullar derdinden kısmen kurtulabilmiştik. Lozan’a rağmen, İngiliz lisesi, Alman lisesi, İtalyan Lisesi, Avusturya lisesi ve Amerikan Kolejleri eğitim ve öğretimlerini sürdürmektedirler. Lozan Anlaşması ile, İstanbul valiliği, Eyüp Kaymakamlığı emrine bağlanan Fener Rum Ortodoks Patrikliği, günümüzde; Vatikan’daki Papa’nın sevdası ile sevdalanarak EKÜMEMENLİK SAVAŞINI SÜRDÜRMEKTEDİR. Heybeli Ada’da, bağımsız bir Hıristiyan İlahiyat fakültesi açma savaşı da bütün hızı ve şiddeti ile sürdürülmektedir.”TEVHİD’İ TEDRİSAT KANUNU’NUN-EĞİTİM VE ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI’NIN- gerekçesi, günümüzde ve sağcı iktidarlar döneminde, TÜRK OKULLARINDA BİLE UYGULANMAMAKTADIR?

AZINLIKLAR MESELESİ.

24.Temmuz.1923 tarihinde imzalanan LOZAN ANTLAŞMASI ile, Ülkemizin sınırları içersinde yaşayan ÜÇ AZINLIK KABULSTATÜSÜ EDİLMİŞTİR:

1-RUMLAR,

2-ERMENİLER,

3-YAHUDİLER. Lozan Antlaşmasından sonra; Bulgarlarla yapılan özel bir anlaşma ile ülkemizde yaşayan Bulgar kökenlilere de azınlık statüsü verilmiştir. Bunun dışında, ülkemizde yaşayan azınlıklar yoktur. Uluslararası emperyalizm; az gelişmiş ülkelerin etnik varlıklarından, önce azınlıklar yaratarak sonunda yeni, yeni uluslar yaratma gayretlerini, iç yardımcıları sayesinde, sürdürmektedirler. Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda; Mareşal Gazi Mustafa kemal, TÜRK MİLLETİ’NİN TANIMINI YAPMIŞTIR:”ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINI YAPAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR.” DEMİŞTİR. Bu, ezberden yapılan bir tanım değildir. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas Kongrelerini oralara giderek orada yaşayanlarla birlikte gerçekleştirmişti. Düşman devletlerin her türlü tehditlerine ve bol, bol harcadıkları altınlarına karşın, TÜRKİYEMİZİN DÖRT BİR TARAFINDAKİ İNSANLAR, O’NUN PEŞİNDEN GİDEREK, O’NUN FİKİRLERİ VE VATANSEVER EYLEMLERİYLE GENEL KABULDE BİRLEŞMİŞLERDİR. Bu birleşmenin sınavını da, muharebe meydanlarında, kanlarını dökerek ve canlarını seve, seve vererek ve vermişlerdir. Bunun dışındaki konuşma ve yorumlar ihanete yöneliktir. MİLLETLER ARASI KONFERANS2I KİŞİNEV’DE ALMIŞ OLDUKLARI KARARI OKUMALARI, ONLARI UYUDUKLARI İHANET UYKUSUNDAN UYANDIRMAYA YETER SANIYORUM. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının yattığı gaflet uykusundan uyanmazsa, sadece ve dahi sadece KÖTÜ TARİH TEKRARLANIR.

Takvim Gazetesi’nin 19.Mayıs.2007 tarihli sayısında yayımlanan ilginç  bir haber, tehlikelerin varlığını bizlere haber vermektedir:

“KENDİSİNİ KURTARICI SANMIŞ”.

“Malatya’daki yayınevi katliamının planlayıcısı ve azmettiricisi olduğu belirtilen Emre günaydın, 4 kişilik bir ekip tarafından sorgulanıyor. Günaydın’ın,”Misyonerlik çalışması içersinde bulunanlara”,”dur”      , denilmesi gerektiği ve bu işi Malatya’da yapacak kişinin ben olduğumu düşündüm”, dediği ileri sürüldü. Bu arada, Emre Günaydın, sağlık kontrolünden geçirilirken, pencerenin kenarına gelen Baba Mustafa Günaydın:”Kimseden korkum yok, arkandayım oğlum, korkma, seni çok seviyorum;” diye bağırdı.

30.Mayıs.2007 tarihli Milliyet gazetesinde iki haber:

“ARTVİNDE SKANDAL.”

“Boyunlarında haç taşıyan iki Papaz, üç kişinin saldırısına uğradı. Papazlar, şikâyetçi olmadı.”

“ARTVİNDE İKİ PAPAZ DÖVÜLDÜ.”

“Borçka ilçesine turist olarak gelen iki Gürcü Papaz, kontör almak için girdikleri dükkânda, tartıştıkları üç kişi tarafından dövüldü. Hastaneye götürülen Papazları döven Fatih Kurtuluş, Serkan kurtuluş ve Mehmet Özdemir:” Boyunlarında haçla büfeye geldiler. Ne iş yaptıklarını sorduk; Misyoner olduklarını söylediler. Kavga çıktı;” dediler. Papazlar, şikâyetçi olmadılar.”

Büyük, güçlü ve vatansever bir İstihbarat örgütümüzün:”Türkiye’de (3.500) casus bulunduğunu söylediğini gazetelerden okumuştuk. Posta Gazetesi2nin 02.Eylül.2007 tarihli sayısına da bir göz atalım:”TÜRKİYE’DE 1100MİSYONER VAR.

“A.B.D. Dışişleri Bakanlığı’nın ,”Uluslar arası dini özgürlükler”, raporuna göre, Türkiye’de 1100 Hıristiyan misyoner bulunuyor. ABD raporunda, Türkiye’de hükümetin genel olarak, dini özgürlüklere saygılı olduğu ve bu özgürlüklerin anayasa ile korunduğu belirtilirken, Müslümanlar ve diğer dinlere mensup kişiler için üniversiteler ve devlet kurumlarında belli kısıtlamaların devam ettiği belirtildi. Raporda, Türkiye’de Radikal İslami unsurların Yahudi karşıtı tutumlarının sürdüğü ifade edildi.”Şimdilik, benim yazacaklarım bu kadarlık.

 

KAYNAKLAR.

1-Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler,

2-Prof.Dr. Pierre Benouvin, Birinci Dünya savaşı, Metin gökçe çevirisi,

3-Papa Eftim, Torunu Sayın Bayan Sevgi Erenerol’u, Cebren Taklibi Hükümet etmeye teşebbüs suçundan Silivri Çatma Mahkemesi 18 yıla Mahkûm ederek Ortodoks PAATRİĞİ BARTOLEMEOS’U SEVİNDİRMİŞTİR!

4- Yazının içersinde belirtilen gazeteler.

 

22 Ekim 2013 Salı

1164/YÜKSELMENİN YOLU İHANETLERDEN GEÇER!


 

            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;21 Ekim 2013

 MUSTAFA KEMAL’DEN KURTULMAK BOK ÇUKURUNA GÖMÜLMEK DEMEKTİR!

              YÜKSELMENİN YOLU İHANETLERDEN GEÇMEKTEDİR!

         Sayın Abdullah Gül Refah Partisi Kayseri Milletvekili ve yarı ünlüyken, bir İngiliz gazetecisine verdiği DEMEÇTE

         “Dağlara ve taşlara”NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”Basitliğini yazdılar!”Demişti ve Cumhurumuzun başı olarak 1864 Rakımlı tepeye gelip te Noterliğe başlatıldı!

         Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ımız,Hindistan’da;rayın üstüne yattığı için trenin durmasına neden olan İneğe bakarak:”Bizim yolumuzun üstünde de ölmüş bir inek yatmaktadır!…”Diyerek Mustafa Kemal’i işaret etmişti ve Türkiye Cumhuriyetine Başbakan yapılmıştı!

         Gürcü asıllı Orhan Pamuk: “Türkiye 1.000.000 Ermeni’yi ve 40.000 Kürdü öldürmüştür!”Dedi ve Nobel ödülü sahibi yapıldı!

         Bay Hüseyin Çelik:”Vaktiyle SaitiNorsi dinlenmiş olsa bunlar olmazdı dedi ve Eğitim Birliği /Tevhidi Tedrisat/yasamızı karaladı Başbakan yardımcısı yapıldı. Vatan,Türk,Türklük ve İslam dini aleyhindeki SaitiNorsi kahraman  ve örnek alınacak din uleması yapıldı!

         Şeyh Sait ve diğer vatan hainlerimiz de aklandı ve Kahraman yapıldı!

         “Asıl kafası kopartılacak şeytan Ankara’daki Mustafa Kemal’dir!” Diyen ve Türk Savunma Mevzileri üzerine İngiliz ve Yunan uçakları ile Kuvvayı milli aleyhinde bildiriler atan İskilipli Atıf Hoca’nın heykeli dikildi ve adına hastane yapıldı.

         Türk ve Türklük düşmanı Osmanlı Padişahları da baştacı yapıldı. Özdilimiz. Türk varlığımızın nedeni TÜRKÇEMİZ bırakıldı, Kelime Salatası/Salade dö Mots/olan Osmanlıca baş tacımız yapıldı!

         Mustafa Sarıgül’ün çok reklamı yapıldı. Onsuz Türkiye Cumhuriyetinin şahlanamayacağı da vurgulandı! Bu Türkiye Cumhuriyeti at mı ki; Mıstıva Sarıgül de arpa mı ki Şahlanma olayı meydana gelsin!”İktidara geldiğimiz de ilk önce Mustafa Kemal’den kurtulmamız gerek!”Dediği doğru ise, iktidara gelecek demektir; bir iktidar uğruna ya Rab bu ne halt etmektir!MUSTAFA KEMAL’DEN KURTULMAK;ÖNCE BÖLÜNMEK SONRA DA YIKILMAK DEMEKTİR!

19 Ekim 2013 Cumartesi

1163/DÖVÜŞEN İKİ KARDEŞ KAVMİN TANRILARIDIR!


                         TC.

            OSMAN TÜRKOĞUZ

 Osmanturkoguz@gmail.com

TV. İzmir;  11 Mart 2009/İHANETLER SÜRDÜKÇE!     

            Ülkemizin Başsavcısı ve her şeyin de başı olan Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan, Kurmaylarına kesin talimat vermiş!” İSRAİL POLİTİKAMZI AÇIKLARSANIZ FENA CEZALANDIRIRIM!”Demiş!

ÇOPLATTIRIR MISINIZ? BİBER GAZI MI SIKTIRIRSINIZ? ÇATMA DOSYALARLA ÖZEL MAHKEMELERİNİZE SEVK Mİ EDERSİNİ? AĞIZLARINA /BİBER Mİ SÜRERSİNİZ?                                                                                          

 “politikacılar, gelecek seçimleri düşünür;

Devlet adamları gelecek nesilleri düşünür.

 Prof. Dr. Maurice Duverger

“Savaş size Farz kılındı,gerçi size hoş gelmez….”Kur’anı Kerim,Bakara/inek/suresi 216’ıncıayeti.”O halde Allah yolunda çarpışın ve bilin ki Allah her şeyi işitir ve bilir!”Bakara2/244 ayet.

“2/246:”Baksana, İsrail Oğullarının Musa’dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine:”bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım.”Dediler. O Da: Size savaş farz kılınsa acaba yapmamazlık eder misiniz?”Dedi.Onlar,bize ne oldu a yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?”Dediler.Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek az hariç,yüz çevirdiler.Ama Allah o zalimleri bilir.”

2/279:Eğer böyle yapmazsanız,o zaman Allah ve Resulü size savaş açmış olduğunu bilin…..”

                     /

                         DÖĞÜŞEN, İKİ KARDEŞ KAVMİN TANRILARIDIR!

 

         İzmir’deki işlerimi bitirip, Çeşmealtı’na dönmek üzere, minibüse bindiğimde tanıdık bir sesin Yahudiler aleyhinde serenat çektiğini gördüm.

O da beni görerek:

         -“Aha! Filozof ta geldi”, dedi.1944 senesinden beri Yahudi düşmanlığıyla yaşayan bir asker emeklisi arkadaş, her nedense, bana hep FİLOZOF diye seslenmektedir.

Tüm yolcuları selamladım ve esenlikler diledikten sonra:

         “-Hayrola dostum, yine sazı eline almışsın, biraz nefes alsan iyi olur!” Dedim.

         -“Zaman, dinlenmek zamanı değil, GAZA ZAMANI,” dedi.

         Yol boyunca, Yahudilerle her Müslüman’ın CIHAT yapması gerektiğini anlattıktan sonra; bana dönerek:

         “-Bizim Filozof, benimle aynı görüşte değildir”, dedi

Yolcular, başlarını benden tarafa çevirerek:

         “-Bu Filozof, Müslüman değil mi?” Dediler.

         -“Benim gözüm, kulağım ve ağzım, aklıma bağlıdır. Kulağınıza bağlı ağzınızla beni mahkûm ettiniz. Bendeniz; Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde Türküm.  Anayasamız gereği, inancımı hiç kimse sorgulayamaz” dedikten sonra; izin verirseniz, ben de sizlere ve bu arkadaşa sorular sormak istiyorum”, dedim.

Yahudi düşmanı arkadaş:

         “Buyur Filozof, seni dinliyoruz,” dedi.

         Sorularıma numara vererek başlayacağım.

1. Endülüs Emevi Devleti’nin en gözde vatandaşları Yahudilerdi. Büyük Yahudi asıllı Bilgin İbni MEYMUN, aynı zamanda, Mısır’daki Türkiye Devletinin de/DEVLETİT TÜRKİYYE/ Baş Hekimiydi. Bu devletlerin halkı Müslüman’dılar ve Kuran’ı Kerim’e de yürekten bağlıydılar. 15’inci asırda, Kuran’ı Kerim’e rağmen; neden ve niçin Müslüman ve Yahudi ayırımı yapmadılar?

          Sarı Selim’in karısı ve 3’üncü Murat’ın annesi de, adı SONRADAN NURBANU olan, bir Yahudi kızıydı!

         2. 1492 yılında; Kastilya ve Aragon krallıkları, Endülüs Emevi devletini ortadan kaldırınca; Yahudilere iki şık sundular:

         A. YA HIRİSTİYAN OLUN;

         B. YA DA İSPANYA’YI TERKEDİN!

         Dünya üzerinde hiçbir devletin sesi çıkmazken, VELİ LÂKAPLI Osmanlı Padişahı 2’inci Beyazıt, bu haberi duyar, duymaz:

         “Deli midir bunlar? Bunlarda hiç akıl yok mudur? Tiz, donanma’yı Hümayunum, İspanya’ya giderek bu zavallıları ülkeme getirsinler!” Ferman’ı Hümayununu verdi!

         Ülkemize getirilen Yahudiler; Karaköy’e, Eyüp’e, Selanik’e ve İzmir’e yerleştirildi.

Bu Padişah Müslüman değil miydi?

Osmanlı’da Kuran’ı Kerim baş tacı değil miydi?

Hiç bir Osmanlı vatandaşı bu olayı, neden ve niçin, sesini çıkarmadan kabullendi?

Onlar; Kuran’ı Kerim’in emirlerini bilmiyorlar mıydı?

O ZAMAN,  BAKARA SURESİ OKUNMUYOR MUYDU?

         Yahudiler Osmanlı imparatorluğunun sınırlarından içeri alındıklarında ne gibi yararları ve zararları oldu?

Ben yanıtlayayım:

         1. Osmanlı ordusunun topları için tekerlekli kundak icat ederek, Osmanlı ordusuna armağan ettiler.

         2.  Vergiye tabi oldular.

         3.  Avrupa ile ticareti geliştirdiler.

         4.  Sermayeyi hareketlendirdiler.

         5.  Yeni sanatları getirdiler.                                                                                

         Tüm bunlara karşın, verdikleri zararları sayabilir misiniz?

Bizim arkadaş:   

           -Onlar Hz. Muhammed’e çok sıkıntı çektirdiler,  Müslümanlığı kabul etmediler,” dedi.

         - Herkesin Müslümanlığı kabul etmesi şart mı?

Onlar, hareketlerinin bedelini canları ile ödemediler mi?

Kureyza Yahudi aşiretinin tüm ergin erkekleri, topluca öldürülmedi mi?

Kadın, kız ve çocukları esir olarak satılmadı mı?

         Bizim arkadaş: ”Onlar Allah’ın emri ile öldürüldüler”, dedi.

         “Tarih öyle yazmıyor. Hendek çatışmasında, bir ağaç kökünün üzerine düşerek ölümcül yara alan Kureyşli bir HAKEM’İN kararı üzerine öldürüldüler. Daha öncede; Beni Nadir ve beni Luka adlı Yahudi aşiretleri, Medine’den kovulmadı mıydı?”Dedim.

         Bizim arkadaş: “Uzun sözü bırak; Yahudilerin öldürülmesinin Allah’ın emri üzerine gerçekleştirildiğini kabul etmiyor musun?”Diye çıkıştı.

         “-HİTLER, 6.000.000 YAHUDİYİ, KİMİN EMRİYLE ÖLDÜRDÜ?

         “- O DA ALLAHIN İŞİ “ dediler.

         “Mademki, arkasında Allah vardı, Hitler niçin yenildi?” dediğimde, hiç ses çıkmadı.

         “O zaman, bugünkü Yahudilerin günahı nedir?”Diye sordum:

         “Kuran’ın hükmünü uygulamak” dediler.

         “Peki, Hazreti Muhammed’in VEDA HAÇCINDAKİ BUYRUKLARINA NE DEMELİ?” ”HERKES KENDİ YAPTIKLARININ HESABINI VERECEK. Kimse, kimsenin yaptıklarından sorumlu olmayacak!”

         Bu arkadaşımız, bireysel bir düşüncenin peşinde. Toplumsal olarak, ulusal çıkarlarımızı gözetmemiz gerekmez mi? 

Ben, bunları burada söylemekten mazurum.

Yalınız, izin verirseniz, yüce kitabımız Kuran’ı Kerim üzerine bir iki söz söylemek istiyorum Eksiğim ve yanlışım olursa, bu arkadaşımız düzeltir!

         Kuran’ı Kerim’i inceleyecek olursak, içindekileri üç ana gurupta toplarız:

         1- İBADET HÜKÜMLERİ,

         2- MUAMELAT HÜKÜMLERİ,

         3- MESELLER.

         İslam’ın en önemli hükmü de, ZAMAN DEĞİŞTİKÇE HÜKÜMLER DE DEĞİŞİR! Değil mi?

İbadet hükümleri aynen kalıcıdır. Namaz, Kudüs’e yönelerek kılınırken; zaman değişmiş Kâbe kıble olmuştur.

Müslümanlığın ilk yılları bir egemenlik kavgasının hüküm sürdüğü yıllardır.

Bakara suresindeki hükümler, o yılların Arabına yönelik hükümlerdir. Bunu, Endülüs Emevileri ve Mısırdaki Devlet’it Türkiye de, Osmanlı da böyle kabul etmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğunun Yahudilere uyguladığı hoşgörü, aynen ve daha fazlası ile Türkiye Cumhuriyeti’ne de yansımıştır; dedikten sonra, cebimden çıkardığım bir belgeyi okudum.

Birinci Dünya Savaşında; çeşitli cephelerde şehit düşen TÜRK TABİBLERİNİN MİKTARINI VERİYORUM:

         1- 140 TÜRK ASILLI TÜRKTABİBİ,

         2- 32 ERMENİ ASILLI TÜRK TABİBİ,

         3- 25 RUM ASILLI TÜRK TABİBİ,

         4- 18 YAHUDİ ASILLI TÜRK TABİBİ.

         Yolculardan birisi ve o arkadaşımız itiraz ettiler:

         “-Hıristiyan ve Yahudi şehit olmaz!” Buyurdular.

         Türk asıllı tabipler niçin öldüler? Vatanımızı ve dinimizi korumak için ölmediler mi? Pekiyi, şehit saymadığınız bu kahramanlar niçin öldüler? Vatanımızı ve dinimizi korumak için ölmediler mi? Osmanlı Devleti, bunları da şehit sayarak, yetimlerine şehit maaşı bağlamadı mı? 

Dediğimde, yolculardan birisi:

         “-Beyefendi, siz bizim aklımızı karıştırdınız.” Dedi.                                       

         “Benim görevim, ezberlerinizi bozmak,” dedim ve ekledim: ”Burası yeri değil amma, meseleye, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği açısından bakmamız gerek,” dedim. Yolcular, bir tuhaf oldular.

İneceğim yere de gelmiştim, izin istedim, inerken, birkaç yolcu:  

         “ Beyefendi; sizinle aynı kanıdayız”, dediler.

         Arapların Yahudilere bakış açıları, aynen bizim toplumumuza da yansımış. Bizim toplumumuz da, 1400 sene önceki bir değerlendirmeye saplanıp kalmış.

Arap- İsrail oğulları kavgası bir hegemonya kavgasıdır. Yüzümüzü birazcık olsun, Tarih Dedeye çevirmekte yarar vardır sanıyorum:

         MÖ. Önce, 13’üncü asırda; İsrail oğulları, Mısır’da sürgündeydiler ve taş ocaklarında çalışmak zorundaydılar. Hz. Musa; İmran adlı bir Yahudi mimarın, Firavun 1’inci SETİ’NİN kızı ve 2’inci Ramses’in kız kardeşinden olan oğludur.

Bir sepet içersine konularak, Nil nehrine bırakılan bir çocuk, Firavun 1’inci Seti’nin kızının sarayının önüne gelmiş!

Bu nedenle de o çocuğun adını, SUYLA GELEN ANLAMINDA, MUSA-MOŞE- koymuşlar.

Sümer Devletini yıkan, gayrı meşru birisi olan Sargon için de SUYLA GELEN deyimi kullanılmaktadır!

Hz. Musa; Amon Rahibi ve Dayısı 2’inci Ramses’in muhafız alay komutanıydı. Nesebini öğrendikten sonra; Mısır’da köle olarak tutulan İsrail oğullarının başına geçerek, Mısır’ gizlice terk etti.

Tevrat’a göre; Kızıldeniz yarılarak kendilerine yol verdi. Bu mucizeyi gösterdiğine inanılan Hz. Musa’nın; VAATEDİLMİŞ TOPRAKLARI-ARZ’IMEVUT’U- bulmak için, küçücük Sina yarımadasında KIRK SENE DOLAŞIP, DURDUĞU çelişkisi de anlatılır.

Tarihi belgeler; Musa’nın adının HORSİF; karısının adının da TSİPPARO olduğunu göstermektedir.

         Hz. Musa’nın tanrısı, mensup olduğu Yahudi aşiretinin rüzgâr tanrısı olan YAHVE, YEHOVA’-sıkça kullanıldığı şekliyle YAHOVA’DIR.

         İsrail oğullarının ELOHİM, ELOAH diye atlandırılan bir tanrıları daha vardır; ELOHAYNU-ALLAHIM-diye çağrılır. TEVRAT tercüme edilirken; bunlar, ALLAH olarak, ya da RAB olarak tercüme edilir.

         Bu isim ELOH, İLOH, İLAH olarak değişmiştir. Sonunda da ALLAH kelimesine varıldığı iddia edilmektedir.

ALLAH kelimesi Arapça değildir. İslamiyet’in çıkışında; Güney Arabistan’da, küçücük bir Arap aşiretinin putunun adının Allah olduğunu biliyoruz.

         Uzun süren bir esaretten kurtulan İsrail oğullarının maneviyatlarını yükseltmek için, onlara üstün nitelikli sıfatlar verilmiştir.

Dini metinlerinde, KABALA’LARDA VE TEVRAT’TA BU ANLATIMLARA SIKÇA RASLANMAKTADIR.

         YEHOVA, bütün ulusları, mallarıyla birlikte, İsrail oğullarının emrine sunmuştur.

İsraillilere karşı gelenlerin kemiklerinin taşla kırılmasına da izin verilmiştir.

Bundan birkaç sene önce; iki İsrail askerinin; bir Filistinli gencin ayak kemiklerini taşla kırmaları, televizyonlara da yansımıştı.

39 kitaptan oluşan Tevrat’ın beş kitabı Hz. Musa’ya aittir. ”TORA, TORA”, TÖRE adını taşır.

Tüm kitaplara, Tevrat denilmiştir. Yahudi dinsel metinlerine göre; bütün ulusların kadınları ve kızları İsrail oğullarının cinsel içgüdülerine tabidir.

İsrail oğulları, yaptıkları her türlü toplumsal olayları, tanrılarının emir ve desteklerine dayandırmaktadırlar.

Bu konularda, Tevrat’a bir göz atmak yeterlidir sanıyorum:

         “İsrail, Doğu Filistin’i tamamıyla ele geçirmek için giriştiği savaşların en zorlusunu bundan sonra yapar. Midyani’lere karşı imha savaşı! Lut’un torunları oldukları söylenen Moab’lılarla hısım sayıldıkları için İsrail oğulları onları esirgemektedir, ama Midyani’lere karşı amansızdırlar. ”H.Örs, Musa ve Yahudilik. S.135-136.”

Şimdi; Tevrat’ın Sayılar bölümü 31-7-19’uncu ayetlerini hep birlikte okuyalım:

         “Ve Rabbin Musa’ya emrettiği gibi, Midyan’a karşı cenk ettiler ve her erkeği öldürdüler…

İsrail oğulları, Midyan kadınlarını ve onların çocuklarını esir aldılar ve bütün hayvanlarını, bütün sürülerini ve bütün mallarını çapul ettiler ve içinde oturdukları bütün 3 şehirleri ve bütün obaları yaktılar.

Savaş sonrası; savaşçılar, aldıkları ganimetleri ve esirleri getirince, Musa’nın tepkisi çok korkunç oldu:

         “Musa onlara dedi: Bütün kadınları sağ mı bıraktınız? İşte, İsrail Oğulları’nın, Peor-Baal- meselesinde Balam’ın öğüdü ile Rabba karşı tecavüz etmelerine bunlar sebep oldu. *-Hâlbuki daha önce, Balamın İsrail’e iyilik dilemekten başka bir şey yapmadığını gene Tevrat anlatmıştı—Ve böylece Rabbin cemaati arasında veba oldu.

Ve şimdi, çocuklar arasındaki her erkeği öldürün ve erkekle yatmış olarak erkek bilen her kadını öldürün. Ve erkekle yatmış olmayarak bilmeyen bütün kadın ve çocukları kendiniz için sağ bırakın.” Sayılar:31-7-19.

         “Ve bütün İsrail, orada onun ardınca zina ettiler ve Gideon’a ve ev halkına bir tuzak oldu.” Hâkimler,8-27, Bütün bu tecavüzler ve yıkımlar; bir melek aracılığı ile emirlerini ileten Yahve’nin emirleriyle olmaktadır.

         Tevrat, İsrail Oğulları’nın bir bakıma tarihleridir. Tevrat’ın hangi bölümünün hangi tarihte yazıldığı bilinmektedir.

         Tevrat’ta; her sefer dönüşü; ”binbaşıların, ganimet olarak yağmalanan altın ve kıymetli eşyaları çadırlarında oturan Hahamlara verdiklerini”  yazmaktadır.

         Kuran’ı Kerim’in sekizinci Enfal suresinin ilk ayetinde: ”ganimetin, Tanrı ile peygambere ait olduğu”, yazılıyken; Hüneyin gazvesinde; elde edilen:

         1- 24.000 deve,

         2- 44.000 davar,

         3- 6.000 esir;

         4- 300 okka altın, -Sayın Ş.Keçeli,4,000 okka altın ve gümüş diyor.-

         5- 600 okka gümüşün paylaşımda büyük tartışma çıktığı için; aynı surenin 41’inci ayetinde, yağmadan elde edilen ganimetin (8) zümreye paylaştırılması emredilmiştir.

Hz. Muhammet’in sütannesi Âlime de ganimet olarak alınan esir kadınlar arasında bulunmaktadır!

         Hz. Muhammet, Mekke’yi gizlice terk edip, Medine’ye sığındığında, orada yaşayan Yahudi toplumu ile 65 maddelik bir anlaşma yapmıştı.-Taha Akyol; Medine’den Lozan’a-

Bu anlaşmaya göre; Hz. Muhammet, kervan basma gibi eylemlere girişmeyecek, Medine’deki huzuru koruyacaktı.

Bedir Gazasında; kendisini Beni Nadir Yahudi aşiretinin öldüreceğini öğrenen Hz. Muhammet; Beni Nadir Yahudi aşiretinin tüm mallarına el koyarak, kendilerini Medine’den sürgün etti.

         Uhut Gazasından sonra da; Beni Luka Yahudi aşiretini, 24 saat içersinde, bir deve yükü eşya alarak Medine’yi terk ettirdi.

         Bir kış günü; Müslümanlığı kabul etmemiş Kureyşlilerin, 10,000 kişilik bir kuvvetle Medine’ye saldıracakları haberini Hz. Muhammet’in amcası Abbas bildirince, Medine’deki panik, şehrin etrafına hendek kazılması ile durduruldu

Medine’de yaşayan en büyük Yahudi topluluğu olan Kureyza; Mekkelilerle bir oldu. Kureyza kabile reisinin kızı Safiye de, Hayber Yahudi aşireti reisinin oğlu ile evliydi.

Mekkeliler, Medine ablukasını kaldırıp, Mekke’ye dönünce; Kureyza aşiretinin anlaşmaya uymama konusu gündeme getirildi.

         Kazılan hendekten atlayarak geçmek isterken, bir ağaç dikmesinin üzerine düşerek, ağır yaralanan bir Müslüman hakem seçildi. Hasta haliyle Medine’ye gelen bu seçilmiş hakem, iki tarafı dinledikten sonra; kararını açıkladı:

         “Kureyza aşiretine mensup, bütün ergin erkeklerin boyunları vurulacak; bütün malları ve mülkleri ellerinden alınacak, çocukları, kadın ve kızlarına esir işlemi yapılacaktır. ”Meydana toplatılan Kureyzalı erkeklerin, meşale ışıkları altında; bizzat Hz. Muhammet tarafından, etek kıllarına bakılarak; etek kılları siyah olanlar cellâtlara teslim edilerek boyunları vuruldu.*-İslam Ansiklopedisi, Beni Nadir, Beni Luka ve Kureyza maddeleri.-

         O minibüste, Yahudi düşmanı arkadaşım:                                                                  

         “-Kureyza Yahudi kavmi, Allah’ın emri ile öldürüldü!”Demişti.

İşin en çok tuhafıma giden tarafı da; büyük bir din bilginimizin, aynı fikri yayımlaması oldu:

Ol bilginimizde, bu soruya yanıt olarak, gazetedeki köşesinde: ”Kureyza Yahudi aşireti Allah’ın emri ile öldürüldü!” Diye yazdı,

         -Hz. Musa, tanrısının emrini uygulayarak kadın esirleri öldürtmüştür.

         -Diğer kavimlere verilen her türlü zarar, Hz. Musa’nın tanrısının emri gereğidir.

         -Bütün kavimlerin malları ve canları Musa Peygamberin tanrısının emri ile İsrail oğullarının tasarrufundadır.

         -Tüm insanlara yapılacak işlemler Hz. Musa’nın tanrısının emri gereğidir. Tevrat ve İsrail dini metinleri böyle yazmaktadır.

         Şimdi, gelelim İslam tarafına:

         -23 senede, Kuran’ı Kerim’in 200’e yakın ayet Neyis oldu-Nakzedildi- Kıble Kudüs iken Kâbe’ye döndü.

         -Kureyza Yahudi aşiretinin tüm ergin erkekleri, Ulu Tanrımızın emirleri üzerine öldürüldü! Kadınları, kızları ve çocukları esir işlemine tabi tutuldu. Tüm mal varlıklarına Ulu Tanrımızın emirleri gereği el konuldu VE SATILDILAR!

         -Hz. Muhammet’in kölesi ve üvey oğlu Zeyd’in boşadığı karısı, Hz. Muhammet’in yeğeni ve eski nişanlısı Zeynep’in, Hz. Muhammet ile nikâhlarını bizzat Ulu Tanrımız kıydı.-Kuran’ı Kerim,  33’üncüAhzap suresi,37’inci ayet.-

         -Kuran’ı Kerim’de, Ulu Tanrımız, Hz. Muhammet’e:

         “Ne bir eksik, ne de bir fazla, sen tebliğ et”  diye seslendi. 5’inci Maide suresi, 67’inci ayet.

            Şimdi de buradan 2’inci Bakara suresine geçelim:

         Bakara suresi, İsrail oğullarının yaptıkları kötülükleri ve döneklikleri, uzun, uzun anlatmakta; tanrı’nın nimetlerini inkâr ederek, Musa peygambere de Bin bir zorluk çıkardıklarını sayıp, dökmektedir. Kuran’ı Kerime ve Hz. Muhammet’in getirdiklerine inanmadıkları takdirde, nasıl bir Tanrısal azapla karşılaşacakları anlatılmaktadır.114’üncü ayette:

         “Allah’ın mescitlerinde (secde edilen ibadet yerlerinde) onun anılmasını men edenlerden, onların harap olmasına koşanlardan daha zalim kimdir? Onların hakkı oralara korkak, korkak girmekten başkası değildir. Dünya’da rüsvaylık onlarındır. Ahiretde en büyük azap da yine onların”.

         211’inci ayet: ”Sor İsrail oğullarına; onlara nice açık ayetler verdik. Kim Allah’ın nimetini; o nimet kendisine geldikten sonra, küfr ile değiştirirse, şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır”  demektedir.

         217’inci ayette:”..fitne katilden de beterdir. Demektedir.

         İsrail Oğulları’nın, kıyamete kadar, yenilginin mahcubiyeti ile yaşayacakları anlatılmaktadır.

         Prof. Dr. Sayın Süleyman Ateş, senelerce önce, Milliyet gazetesi için hazırladığı iki küçük kitapçıkta, çok ilginç bir yaklaşımda bulunmuştu. Hz, Muhammet, Mekke döneminde, Hz. İsa gibi, bireyin kurtuluşunu sağlayacak ayetler getirmişti.

         Medine döneminde; daha katı, bir devlet için gerekli ayetlerle gelmişti. Tekrar Mekke döneminde inen ayetler daha katıydı

         Üç kutsal kitabı incelediğimizde, şöylesine bir olgu ile karşılaşırız:

         -Hz. İsa, bireysel olarak tüm insanları kucaklamıştır.

         -Hz. Musa, Yalınız İsrail oğullarını kucaklamıştır.

         -Hz. Muhammet, Kureyş kavmini ve Arapları kucaklamıştır. Öncelikle; şu ayetlere bir bakmalıyız:

         -42’inci Şuara suresi, 7’inci ayet: ” Ve işte böyle sana –Hz. Muhammet’e-Arabî bir Kuran vah yetmekteyiz ki Umm’ul kura’yı ( Mekke şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-Onda şüphe yok-, bir fırka cennet’te bir fırka sair’de 8 çılgın ateş içinde)”.                                                                                                                           

         -12’inci Yusuf suresi, 2’inci ayet: ”Biz O’nu sana aklınızı çalıştırasınız diye ARAPÇA bir Kuran olarak indirdik.”

         -14’üncü İbrahim suresi; ayet 37: ”Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki onlara açık, seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azizdir, Hâkimdir o”.

         -16’ıncı En Nahl-Hurma- suresi,103’üncü ayet: ”Andolsun ki biz, onların “Kuran’ı ona bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık ARAPÇA bir dildir.”

         -20’inci Taha suresi, 113’üncü ayet: ”Biz o’nu işte böyle ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik ve onun için de tehditleri türlü yad elerle sıraladık ki, korunabilsinler yahut ta Kuran onlara yeni bir hatırlatıcı, hatırlatma sunsun.”

         -39’uncu Zümer suresi, 28’inci ayet: ”Bunu, eğrisi, büğrüsü olmayan ARAPÇA bir Kuran olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.”

         -64’ÜNCÜ TEGABÜN SURESİ, 12’İNCİ AYET. ”ALLAH’A İTAAT EDİN, PEYGAMBERE İTAAT EDİN, EĞER BUNDAN YÜZ ÇEVİRİRSENİZ BİLİN Kİ, PEYGAMBERİMİZE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDİR.”

         Türkler için söylendiği iddia edilen hadisleri bir kenara bırakıyorum. Şu iki hadis; canımı fena halde sıkıyor:

         -Bütün dünya Müslümanlarını, Kureyşli Müslümanlar yönetecek; bütün kâfirleri de, Kureyşli kâfirler yönetecek!”

         1- MÖ.13’üncü asırda yaşamış olan Hz. Musa’nın 10-13 emrinin varlığını biliyoruz. Hz. Musa’dan sonra; Tevrat yazıcısı Hahamların, İsrail oğullarının yaşadığı dönemleri Tevrat’a eklediklerini de biliyoruz.

Daha sonraları; Tevrat’a inanırlık kazandırmak için, Tevrat’ın KELAMULLAH olduğu inancı ortaya atılmıştır.

         2- MÖ. 325 İznik konsülü ve 431 Efes konsülü sayıları yüzleri çok aşan İNCİL’İ dört adet olarak kabul etmiştir:

         a- Yuhanna incili,

         b- Matta İncili,

         3- Markos İncili,

         4- Lukas İncili.  

         Bunlara KANONİK—YASAL—İNCİL DENİLMİŞ; GERİ KALAN İNCİLLE DE APOKRİF OLARAK KABUL EDİLİP, YAKILMIŞTIR.

Daha sonra; Barnabas İncili bulunmuştur. İncillerde, 23 yerde adının geçmesine karşın Barnabas, kilise babalarınca aforoz edilmiştir.

         1945 senesinde; Mısır’da bir çocuk mezarında, bakır levhalara yazılmış, 114 surelik yeni bir İncil,  Saint Thomas İncili bulunmuştur.

         İnciller; Roma’ya Senato’ya gönderilmiş, iki rapora dayanılarak yazılmıştır. Hz. İsa’nın hayat öyküleridir. İlk İncil; Hz. İsa’nın ölümünden 160 sene sonra yazılmıştır. Tevrat, AHDİ ATİK; İnciller de AHDİ CEDİT diye anılır.

Mademki; Tevrat Tanrı Kelamıdır; İnciller de niye Tanrı Kelamı sayılmasın mantığı ile Onlar da tanrı kelamı sayılmışlardır.

         Prof. Dr. Sayın Süleyman Ateş, yukarıda sözünü ettiğim iki küçük kitabında, Kuran’ı Kerim’in Kelamullah olmayıp, Kelam’ı Resulullah olduğunu belirtmiştir. DOĞRUDUR DA, bir çan sesi ya da arı vızıltısı gibi Hz. Muhammedin kulağına gelen Vahiyleri Hz. Muhammed Arap dilini kullanarak açıklamışmış!

         Emeviler döneminde; Kuran’ı Kerim de Kelamullah olarak benimsenerek, diğer semavi kitapların sıfatı kazandırılmıştır.

         *Üç semavi kitap ta, tanrısal boyuta taşınmış ve asırlarca böylece kabul edilmiştir.

         *İsrail Devleti, Tevrat’a dayalı bir din devletidir. Gücünü ve dayanağını Tevrat’tan alır. 

*DEMOKRATİK, LAİK, EVRENSEL HUKUKA DAYALI, SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ OLAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR DÜNYA DEVLETİDİR.                                                                                                                                  *Türkiye Cumhuriyeti’nin dışındaki Müslüman ulusların uyruğu olduğu tüm devletler de, Kuran’ı Kerim’e dayandıklarını iddia eden, dogmatik, katı, çağımızın dışında, ortaçağda yaşayan, KADINLARINI TANRISAL ÖFKE İLE CEZALANDIRAN BİRER FANATİK DEVLETTİR.

Allah’ın kanunu kabul ettikleri Kuran’ı Kerim hükümleri dışında hiçbir hüküm kabul etmemektedirler.

         Filistin’de konuşlanan Hamas, İslami Terör Örgütü de, Kuran’ı Kerim hükümleri dışında, hiçbir hükmü kabul etmediğini bildiren bir örgüttür ve tüm dünya’da TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK KABUL EDİLMEKTEDİR!

         İsrail, Tevrat’a dayanarak kendi tanrısının emirlerine uymaktadır!

         Arap Âlemi ve özellikle de İran, Kuran’ı Kerim hükümlerine, kendi tanrılarının emirlerine uymaktadır!

İsrail Devleti ve İsrail oğulları yeryüzünden kaldırılmalıdır!

Elinde 5000 adet basit rampalardan fırlatılan füze bulunan Hamas Terör örgütünün düzenli bir askeri yapılanması da vardır. Bu füzeleri, evlerin balkonlarından, okulların ve sağlık birimlerinin bahçelerinden, İsrail’e fırlatarak masum insanların ölmesine ve sakat kalmasına neden olmaktadır.

İsrail’in anında karşılık vermesi ile ölen Filistinlilerin cenazeleriyle de acındırma propagandasına girişmektedir.

Kendi şehitlerine yapmadığı yardım kampanyasını Türkiye Cumhuriyeti bile Filistinliler için yapmaktadır.

Hamas Terör örgütü; ”BİR İNSANI ÖLDÜREN TÜM İNSANLIĞI ÖLDÜRMÜŞ OLUR!”  İslami inanca da aldırış etmemektedir.

Filistin’de seçimle gelen bir hükümet var iken:

         Türkiye Cumhuriyeti’nin Hamas ile siyasi diyalog kurması;

         “Hamassız Filistin davası çözülemez,” diye, ulu orta beyanlarda bulunması, en sonunda, Türkiye Cumhuriyeti’ni PKK ile bir masaya oturtabiliri hesaplaması gerekmektedir.

         -Hamas, Iranın ve diğer destekçi Arap ülkelerinin taşeronluğunu yapmakta; Hamas yöneticileri de, bu arada lüks içinde 4-5 kadınla saltanat sürebilmektedir.

         Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığım nedenlerden dolayı, Arap ülkelerinin İsrail ile anlaşması mümkün değilken; Sayın RTE’ nin arabuluculuğa soyunması, duyguları ile düşünen ve duygularıyla karar veren kuru kalabalıklardan alkış ve oy alır.

Amma, velâkin, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASINI VE DIŞ İTİBARINI YARALAR. ARAP ÂLEMİ, İSRAİL İLE ANLAŞMAYA VARDIĞI GÜN; İÇ SORUNLARINI ÇÖZÜLEMEZ BİR HALDE BULUR.

         -Hamas’ı siyasi muhatap yaparak, İsrail’i yüklenmemiz, YAHUDİ LOBİSİN’Nİ YİTİRMEMİZE neden olur.

         -İsrail ile dost olarak dış hatta çıkmış olan Türkiye, bu dostluğu yitirmekle, tamamen kuşatılmış olarak kalır.

         -Haber alma ve teknik yararlanmayı yitirir.

         -İsrail’i bir terör örgütü için yitirmek başımıza çok işler açar.

         Kemalist sistemi yıkarak Kuran’a dayalı bir şeriat sistemi getirmek için yemin ve kasem eden Sayın RTE’NİN, Davos’taki çıkışı mı TAKİYYEDİR; YOKSA ARABULUCULUK TEKLİFİ Mİ TAKİYYEDİR?

       

 

 

 

        

        

        

        

        

        

        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi