12 Haziran 2013 Çarşamba

1055/PEÇEVİ TARİNDE RÜSTEM PAŞA!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;10 Haziran 2013

PEÇEVİİBRAHİMEFENDİTARİHİNDEN                                                DAMAT RÜSTEM PAŞA!

         İbrahim Peçevi Efendi ya da Peçuyli İbrahim Efendi 1672 tarihinde Macaristan’da doğmuş bir Türkmendir. Anne tarafından Sokoloviç ailesine mensuptur.1620–1640 tarihleri arasındaki olayları

 diğer tarih kitaplarını da karıştırarak yazmıştır. GENÇ Osman olayını da bunun tarihinden öğrenmekteyiz.”                                     “Gerçekte,Türklerin yanına gitmek isteyen bir adam,

sınırı geçer, geçmez, rüşvet kesesinin ağzını açmağa ve memleketlerini terk edene kadar da onu hiç kapatmamaya hazır bulunmalıdır. ORADA BULUNDUĞU SÜRECE ETRAFINA PARA SERPEREK VE BUNLARIN BOŞA GİTMİŞ OLMASI İÇİN DUA EDECEKTİR!Bousbeg’in Anıları S.38,Hüseyin Cahit Yalçın tercümesi,1555-1562 tarihleri arasında Avusturya İmparatorluğunun İstanbul Büyük Elçisi.

Geçmişini bilmeyen hep çocuk kalır!”Marcus Tullius ÇİÇERO, Romalı Bilgin, Devlet adamı, Hatip ve Filozof.”Bir paket makarnaya ve masallara hemen inanır ve sürekli aldanır! Ostüzü.                                 

      Belgelere ve tarihi gerçeklere bakmadan Osmanlıyı geri getirerek Türkü ve Türklüğü yeniden ezdirmeye çalışanlara ne desek ve ne yazsak hükümsüzdür;çünkü arkalarında ulusal bilinçten yoksun çok cahil bir güruh vardır!Bir kere emir almışlardır;Mustafa Kemal Atatürk ile güzelliğin ve aklın zirvesine çıkan Türk Ulusu, köleleştirilen Müslüman uluslara örnek olmasın isteği var.Bir Osmanlı tarihçisinin Kanuni denilen Evlat ve Torun katilinin Damadı ve Sadrazamı olan Hırvat Rüstem Paşa için yazdıklarını aynen sizlere aktaracağım. Peçevi Tarihinden Rüstem Paşa:

         “Osmanlının mutlu devrinde rüşvetin adı, sanı yoktu.Rahmetli Rüstem Paşa Sadrazam iken,kamuda bu suç ile töhmet altında kalmıştı.Ama aldığı da Anadolu,Şam ve Mısır eyaletleri gibi  yüksek beyliklerden Dört-Beş altın kadar bir paradan ibaretti. Onbeş yıl boyunca Beylerbeyliği elinde bulundursa da kendisinden bir şey istenmez, azledilmekten de korkmazdı. Çünkü aldığı bir rüşvet değil,ancak bir armağandı.hatta Rahmetli, Ali Efendi tarihinde(Künhü’l-Ahbar)bunu hoşgörü yollu”bir kez Erzurum Beylerbeyi ona Beş bin altın hediye göndermişti,”Erzurum’un buna gücü yetmez” diye bu paranın Üçte birini geri gönderdi.” Sözlerini yazmış! S.13.

         “Rüstem paşa, Kölelikten gelmiş olup Hırvat soyundandır. Gerçi vücut yapısı bakımından  o kadar gösterişli değildi; ama akıl, düşünce ve hizmetleri,olgunluğu,ince terbiyesi,dindarlığı ve haramdan kaçmasıyla Padişah katında saygı ve sevgi kazanmıştı!”

                                                                                                              “Bu devlette rüşvetçiliği  başlatan kendisi olduğu halde,hediyesi

 deftere bir kez kaydolunan mansıp sahipleri artık bir daha işten çıkarılmazdı.Kendisi rüşvetçiler arasında en çok  insaf sahibi olanlardandı.Anlatıldığına göre,bir gün,Erzurum Beylerbeyi,at parası olarak ,Beş bin altın armağan gönderir.Rüstem Paşa ise bu paranın üç binini alıp,iki binini geri çevirir:”O mansıbın bundan fazlasına gücü yetmez!”Der.

            “Rüstem Paşa hayrat ve hayır işleri için yaptığı bağışları, savaş zamanı harcamaları,Sultan Mihrimah için verdiği paralar sayılamayacak kadar çoktur”.EK:Bazı tarihçiler Mihrimah Sultana günde 2000 Duka altını verildiğini yazmaktadırlar.

         “Bununla beraber,öldüğü zaman hiç te azımsanmayacak bir servet bırakmıştır ki,bu malların defterini Tarihçi ali Efendi; Kıbrıs’ta ölen Rahmetli Sinan paşa mecmuasından, o da Uzun Mehmet Paşa Cöngünden almıştır.”S.17/18.

         “Rahmetli Rüstem Paşa’nın Muhallefatı(Terekesi)”

         1-Güzel yazı ile Mushaf 8000,     

         2-Değerli taşlarla bezenmiş, ciltli Mushaf 130,

         3-Türlü kitaplar 5000,

         4-Memluk köle(Oğuz, Çerkez) 170,

         5-Atlas 2900,

         6-Deve 1160,

         7-Tülbent 80.000,

         8-Sağlam para 780.000 Akçe,

         9-Türlü Kaftan 5000,

         9-Altın Üsküf 1100,

         10-Kebe(Yük) 2009,

         11-Sayı 290,

         12-Cebe ve zırh 2000,

         13-Gümüş eyer 600,

         14-Altın işlemeli eyer 500,

         15-Gümüş özengi 130,

         16-Altın kakmalı kılıç 860,

         17-Altın kakmalı tolga 1500,

         18-Altıntopuz(soğancık) 100,

         19-Kepçili mücevher, dane 30,

         20-El astarı 476,

         21-Nakit ve külçe altın ve Ham para(yaklaşık olarak)1000 yük,

         22-Anadolu ve Rumeli’de çiftlik 1000 adet,

         23-Gümüş kütük 11.300.000 Akçelik.

         Rüstem Paşanın türlü  halı,kilim ve ufak tefek eşyası                                                       

 İle daha başka hediye kap kacak gibi şeylerinin hesabı tutulmamıştır. Ulu Tanrı, ona Rahmet eyleye!”S.G.E.S.17-8/19

         Bazı kaynaklarda halılar deve yükü olarak gösterilmişti!

         Bazı politikacıların eden Osmanlılığın özlemi içinde olduklarını buradan anlamak mümkündür.Hata bir Cumhuriyet yargıcının:”Şeriat gelirse bana göre hava hoş.Kadı olarak ta görevime devam ederim!”Dediği basınımıza yansımıştı.Osmanlı adaletinde sopa cezası da vardı.En çok 39 sopa cezası verilirdi.Her sopa

 İçin de hükümlü  sopa cezasını veren kadıya bir akçe ödemek zorundaydı!Bu Rüstem Paşa Hırsızı bugünkülerle karşılaştırılsa çok zavallı kalır!

11 Haziran 2013 Salı

1054/HADİSLERDEN SÖZ ETMEK!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;11 Haziran 2013

 

                       HADİSLERDEN SÖZEDİYORUM!

         Bazı radikal inanç sahipleri, din adına asırlarca önce söylenmiş olan sözlerin ve yapılmış olan yorumların aynen sürdürülmesini yürekten isterler. İlk hadis kitabı Sahihi Buhari,Semerkantlı bir Türk imamı tarafından ,Hz. Muhammed’din ölümünden 245 sene sonra derlendiği halde burada yazılanların Hz. Muhammed’e ait olduğuna inanırlar.Oysa Hz.Muhammed hadislerinin toplanmamasını emir buyurmuş,Ebu Hanife’de ONYEDİ sahih hadis olduğunu duyurmuştu.600.000-800.000 bin toplama hadis, iki rekat istihare namazından sonra 6000-8000 hadise indirilmiştir.

         Prof.Dr.Süleyman Ateş;Milliyet Gazetesinin okurlarına iki küçük kitapçık armağan etmişti.Orada:”Kur’an’ı Kerim Kelimatullah değil,kelimeyi Resulullahtır yazmıştı.

         Sonra da tüm Hıristiyanlar da İncilin bir tek kelimesinin değiştirilemeyeceğini savunmaktadırlar.Pekiyi Hz. Muhammed’din Kuran ayetlerini değiştirme yetkisi  var mıdır!23 senelik bir süreç içinde İKİYÜZE yakın ayet neden değiştirilmiştir.Yüce Tanrımız baştan yanılmış mıdır! Ondan da vaz geçtim.2’inci bakara/İnek/suresinin 187’inci ayeti oruç vaktini gayetle açık bir şekilde açıklamışken, Kur’anı Kerim’de saat mefhumu da yok iken,bu değişikliğe ne buyurursunuz!Ya Şeytan Ayetlerine ne dersiniz! Saygılarımla.”Gaybın anahtarı Allah’ın yanındadır. GAYBI Allah’tan başka kimse bilemez!”Pekiyi Hz.Muhammed Gaybı bilir mi? O zaman “İnsanlar,hayırda da şerde de Kureyşe tabidir!”Müslümanları Müslüman olanlarına,kâfirleri kâfir olanlarına tabidirler!”Müslim,İmaret 3,aktaran Prof.Dr.İbrahim Canan,Kütüb’i Sitte c.6.s405,Akçağ Yayınları.1995.Buhari,Menakıb2 enbiya,aktaran S.G E.s407,

ŞERİATA GÖRE KİMLER YÖNETİCİ OLAMAZ:                           Hz.Muhammet bu soruya şu hadisiyle yanıt vermiştir:””Yen Yüfliha kavmûn velev emrahüm imraeten””İşlerini bir kadına havale eden ,başlarına bir kadın geçiren kavim iflah olmayacaktır!”  

 OSMAN TÜRKOĞUZ

         osmanturkoguz@gmail.com

         Çeşmealtı;05 Haziran 2012.

                            MEKKE SAATINA GÖRE ORUÇ TUTMAK!

                   Bugünkü gazetelerimizin birinde /05 Haziran/bomba gibi bir haber:23 saat oruç tutulmaz!”Bu seneki Ramazan ayı süresince, Güneş Kuzey yarımkürede 23 saat gözükeceğinden Norveçli Müslümanlarımızı büyük bir telaş almış! Suudi Arabistan’dan iki Din Bilginini Norveç’e davet ederek ol Ulemalardan fetva almışlar:

            20 saatten fazla bir süre oruç tutulmaz. Norveç’te Ramazan ayında günler 23 saat olduğundan, Mekke saatine göre,20 saat, oruç tutmanın dinen ve şeran bir mahsuru yoktur!”

            Arap asıllı Ulema fetva verdiğinde Kur’an’ı Kerime uymak gerekmez mi! Yanımda Kur’an’ı Kerim yoktur; yalınız aklımda kaldığına göre oruç Bakara/İnek/ suresinin 186’ıncı maddesine uygun olarak tutulursa makbuldür:

            “Oruca, Beyaz iplikle Siyah iplik ayırt edildiğinde başlanır;Beyaz iplikle Siyah iplik ayırt edildiğinde de oruç bozulur!”Demek ki Arap ulemasının fetvası Tanrı buyruğunu bile bozarmış!

            Güneydeki bir ilçemizde de böylesine bir uygulama vardır:Oruca başlama vaktini geçirenler,bulundukları odayı ayetteki şartlara uydurarak oruçlarına başlamaktadırlar.Şekil egemen olursa tam kavramlar da bu egemen şekle uydurulur.hadi hıyarlısı!

            Bu yazımın çıktısını aldım, İzmir’e indiğimde Ulema geçinenlere gösterdim.Hiçbir kimse doyurucu bir yanıt veremedi.Oruç konusu 2’inci Bakara/inek/suresinin 187’inci ayetinde emredildiği halde bilerek 186’ıncı ayet yazıştım.Farkına varan da olmadı.Çıktısını aldığım oruç ayetini okudum, biz de okuyalım:

            “Bakara/İnek/ suresi,187’inci ayet:”Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir,siz de onlar için giysisiniz.Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş,tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir.Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allahın sizin için yazdığı şeyi arayın.TAN YERİNİN BEYAZ İPLİĞİ SİYAH İPLİĞİNDEN SİZCE  SEÇİLİNCEYE KADAR  YİYİN,İÇİN; SONRA DA ORUCU GECE OLUNCAYA DEĞİN TAMAMLAYIN.Mescitlerde itikafta bulunduğunuz sırada eşlerinizle cinsel temas kurmayın.İşte bunlar Allah’ın yasaklarıdır,bunlara yaklaşmayın.Allah,ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler.”.Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk,Kuran’ı Kerim Meali,(Türkçe Çeviri),s.40.Kur’an’ı Kerim’de saat mefhumu yok.Kum saatinden ve çubuk gölgesi saatinden sonra, Avrupa’da icat edilen bildiğimiz saat, Mukaddes Roma Germen İmparatoru Şarlman  tarafından Emevi Halifesi Harun Reşiit’e de(MS:786/808/ armağan edilmişti.Oruca ne zaman ve ne surette başlanacağı gayetle açık bir biçimde anlatılmıştır.Burada anlatılan iftar vaktinde ihtilaf çoktur.”GECE OLUNCAYA!”

            Gecenin birkaç türlü tanımlaması vardır:Güneş battıktan bir saat sonrası!Ya da Güneşin 18’inci enleme inmesi.Ya da güneş battıktan sonra saat 21.00!

            Diyelim ki,Kutupta yaşayanlar Müslüman oldular;iplik ölçüsü ile oruca niyetlendiler,o gün de altı aylık gün başlamış olsa!Ne yapacaklar!66’ıncı enlemde de bir günün uzunluğu Üç aydır!Hiçbir kimse,günlerin çok farklı boyutlarda olduğuna bile inanmamaktadır.Oruç için Gavur icadı saatı ölçü olarak kullanmak,şeran caiz midir acaba?Oregon’dakine bir sorsak?Ya da Kutuplardaki upuzun günleri Arabistan günlerine göre bölerek ayarlasak!Saygılarımla!

 

 

10 Haziran 2013 Pazartesi

1053/İMAMIN DERDİ KIRMIZI KOLTUK!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;10 Haziran 2013

                İMAMIN DERDİ KIRMIZI KOLTUK!

                            “Politika yalan sanatıdır!”Adolf Hitler.

“Yalan ne kadar  büyük olursa inanan da o kadar çok                  olur!”Adolf Hitler.

“Politikada en büyük yatırımın din olduğunu da müşahede ettim!”Rahmetli Osman Bölükbaşı

         Ülkemizde bunca korku filmlerine karşın dipten gelen bir Gençlik Dalgası, korkuyu korkutanlara yönlendirmiştir. Atatürk’ten Korkanlar Partisinin iktidar sahipleri tam bir panik ve dağılma sürecine girmiştir:Sayın  Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı olan Bay Bülent Arınç,Başbakan Vekili olarak,gayetle mülayim bir görüntü vermişlerdir.Geceyarısı,başarısız Afrika turundan dönen Bay Recep Teyyip Erdoğan’ı.Atatürk Hava Limanında 20.000 Yandeksi karşılayarak bir gösteri sunumu yapılmıştır.Hani geceleyin açık hava mitingi yapılamazdı!Bu kanunsuz ve uygunsuz gösteriye hangi makam izin vermiştir.Sonra Atatürk Hava Meydanı miting alanı mıdır!Korku iktidar sahiplerine başka,başka söylemler yaptırtmaktadır.Bay recep Teyyip Erdoğan Beyimiz  ayağının tozu ile Anadolu turuna çıkmış,Ankara’dan söz ederken  burası Mustafa Kemal’in şehridir demiştir.Hayır Ankara Atatürk’ün ve tüm Atatürkçülerimizin şehridir ve gericilerin ve Türklük düşmanlarının işgali altındadır.Yandekslerine güçlü görünmek amacı ile Bay Recep Teyyip Erdoğan’ın söylemlerine bakarak,sağlıklı bir beyne sahip olup,olmadığına sizler karar veriniz:

         Kefenimizi giyerek yola çıktık. Bu can bu tende oldukça Allah’tan başka kimseye verilecek hesabımız yoktur!”Siz öyle bilin!Bay Bülent Arınç ta hesap vermekten söz ediyor!Mısır’daki Tunustaki ve  Iraktaki de öyle konuşuyorlardı.Siz,Anayasamıza göre kurulmuş siyasi bir partide politika yapmaya mı geldiniz? Yoksa Rozinante yerine Türkiye Cumhuriyetinin uçaklarına binen ve yel değirmenlerine karşı savaş açan Don Qişot musunuz?SONRA,

Adama  sormazlar mı Pamuğun ve Oklavanızda yanınızda mı deyu!

         “Benim başörtülü Kızlarıma, başörtülü Bacılarıma şişesiyle girmek saldırdılar.Bununla da kalmadılar.Dolmabahçe camii’ne maalesef bira şişesiyle girmek suretiyle ayakkabıyla onu da yaptılar!”Yine dine sarıldı!Dinle aldat,vicdanının sızlamazsa eğer rahat yat!

         “Bunların dediklerini yapsam hiçbir zaman bana oy vermezler.Sonra da her yaptığım işe dolanırlar ve oy potansiyelimi de yitirmiş olurum”Eskiden imamnın derdi Kırmızı pabuçtu.Devir değişmiş.Cumhuriyet ile gün yüzüne çıkAN İMAMLARIN DERDİ Kırmızı kolduk olmuş!Büyük Fransız Filozofu Rahmetli Profesör Doktor Maurice Duverger,şu sözünü boşuna söylememiş:

         “Devlet adamları gelecek nesilleri düşünür;politikacılar da gelecek seçimleri düşünürler!”

         Trablusgarp Savaşında: İtalyanlar sahile mıhlanıp kaldıklarında,İtalyan Donanması Çanakkale boğazını kapatarak Gelibolu İstihkamlarına 180 top mermisi atmışlardı.Tam bu sırada da Osmanlı Mebusun Meclisinde muhalefet iktidarı düşürmek için gensoru vermişti.Osmanlı Sadrazamı Muhalefet liderine:

         “Ne yapıyosunuz? İtalyan donanması Çanakkale boğazını kapattı, Gelibolu istihkâmlarımızı da bombalamaktadır!”Şu yanıtı alıyor:

         “Ne yapalım bu fırsat bir daha elimize geçmez!”

         Bay Recep Teyyip Erdoğan Beyimiz:”Biz Marijinal Gruplara hesap vermeyiz!”buyurduktan sonra da”onların anlayacağı lisanla da konuşuruz!”Buyurmuş.Mümkün değildir!Sizlerin Gençlerin anlayacağı lisanı konuşma yeteneğiniz yoktur.%50 dediğinizvatandaş topluluğu da sizin keyfinize göre Marijinal değildir.”Laik Kemal Paşa rejimini yıkarak,Kurana dayalı şeriat devleti kurmak için yemin ederek  bir araya gelenlerin kurmuş olduğu siyasi parti Marjinaldir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Haziran 2013 Cuma

1052/HESABI VE DEMOKRASİYİ BİLEMEMEK!


             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;07 Haziran 2013

 

                   HESABI VE DEMOKRASİYİ BİLEMEMEK!

Sayın Bay Recep Teyyip Erdoğan’ın her konuşmasında,başının içinde aynı doğrultuya hizmet amaçlı başka ,başka imam var gibi!Anlatayım da; siz de benim gibi Sayın Recep’in kükremelerine bir bakınız:

Çok eski konuşmaları çok kavisli bir yola benzerdi.Bendeniz, son feveranlarından başlamak istiyorum:

“Demokrasi bizim için amaç  değil,araçtır!”

“Bize oy vermeyenlerin de başbakanı olacağım!”

“Taksimdeki eylemleri başlatanlar;birkaç Çapulcu,birkaç ayyaş ve birkaç terörist!”

“Vatandaşlarımızı Yüzde Ellisini evlerinde zor tutuyoruz!”

O zaman, eylemcilerin Vatandaşlarımızın Yüzde ellisi olduğu kabul edilmiş olunmaktadır!

“Çoğunluk,Azınlığın tahakkümüne bırakılamaz!”

Birden bire,ne oldu da Yüzde Elli Azınlğa düştü ve Azınlık Çoğunluğun tahakkümüne bırakıldı!Demokrasi;Çoğulcu ve Çoğunlukçu bir temsil sistemidir!Sayın Recep Teyyip Beyimiz,Demokrasiyi hâlâ öğrenemediğini itiraf etmektedir.Adnan Menderes te Demokrasiyi öğrenememenin kurbanı olmamış mıydı!

 

 

 

1051/ADOLF HİTLERİN GESTAPOSU VARDI;,İRECEK TEYYİP'İN DE GASTEPOSU VAR!


   TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


İzmir;06 Haziran 2013

 

                   NE GAM!

Onbaşı Adolf Hitler’in başka ulusların tüm insanlarını ayırt etmeden gazodalarında gazlayarak öldüren Siyah üniformalı GESTAPOSU varsa ne gam!Bay Recep Teyyip Erdoğan’ımızın da;kendi Vatandaşlarını,Çoluk,Çocuk,Ğenç,İhtiyar,Erkek ve Kadın ayırımı yapmadan,kendi vatandaşlarının gözüne,gözüne Biber gazı sıkarak onları itlaf!Eden Kara üniformalı GAZTEPOSU var!

 

6 Haziran 2013 Perşembe

1050,HEP SANA ÖZLEM!


            TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;06 Haziran 2013

                       HEP SANA ÖZLEM!
         Bir kuş uçar yücelerden tek başına,
         Bir yaprak düşer toprağa yapayalnız
         Gecelerimden; yüreğim kanar.
         Bir Kadın ve bir Erkek,elleri ellerine yapışık,
         Omuz omuza yürürler;
         Ellerim yanar,omuzlarım yanar;
         Karabasan olur sana olan özlemlerim.
         Azgın denizlerde gemilerim
         Kıyılarda dolanır,durur
         Sen yüklü,sevgi yüklü.
         Sonra da gün yeniden başlar;
         Ben o eski benim,
         Özlemlerim o eski özlem;
         Nah şuramda öylece durur,
         Adın vakit ezanım olmuş,
         Beş vakit okunur durur.

        







5 Haziran 2013 Çarşamba

1049/GAZTAPOLARIMIZ!


                     “GAZTAPO!”LARIMIZ
TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;05 Haziran 2013
Onbaşı Adolf Hitler iktidara geldiğinde, Sarhoş bir Nazi komiserinin Alman Emniyeti hakkında hazırlamış olduğu dosyalara bakarak Alman Polisinin Üçte Birini mesleklerinden atarak yerlerine Nazilere kulluk edecek Alman Gençlerini atamıştı. Homo Yüzbaşı Röhm SA örgütünü kurduğu gibi Adolf hitler de SS örgütünü  kurmuş,ünlü Nazi Özel Polisi  GESTAPO’YU DA HİZMETE SOKMUŞTU.İşkenceleri yapan,Siyah Üniformalı bu kimseler Alman askerlerini ve Ünlü MAREŞAALLARINI BİLE TUTUKLAYARAK İŞKENCEDEN GEÇ.REBİLİYORLARDI.Auswitch ve Benzeri Toplama Kampındaki gaz odalarına doldurulmuş olan Almandan başka uluslara mensup olanların yaşlarına ve cinsiyetlerine bakmadan üzerlerine gaz püskürterek ölmelerini sağlıyorlardı.Bunların Adı GESTAPO
İdi”William L.Shirer.Nazi İmparatorluğu,3 Cilt.”Atatürk!ten Korkanlar Partisi iktidara geldikten sonra 150.000 Siyah Elbiseli yeni Polis almıştı.Bunların içersinde Gaz Püskürterek Anayasal Gösteri
Hakkını kullanan Türk Vatandaşlarının sağlığını bozan ve hatta ölmelerini sağlayan Bay Recep Tayip Erdoğan’a ve Sulu Göze bağlı bir grup vardır. GESTAPO Alman vatandaşlarının dışındakilere, özellikle de Yahudilere Gazla İfna metodunu uyguluyorlardı.
Bizimkiler özellikle,Çağdaş,Akılcı,Evrensel değerlere,İnsan haklarına saygılı;Türk ve Türklüğü ile gururlu Atatürk’ün  Cumhuriyetimizi emanet ettiklerine ifna metodu olarak .
,yakın mesafeden ve gözlerine Gaz püskürtmektedirler.GESTAPO İLE,KÖRÜ KÖRÜNE,  KEENDİ, ULUSUNUN BİREYLERİNE AYNI ÖLÜMCÜL İŞİ GÖREN BUNLARA NEDEN” GAZTAPO” DEMİYORUZ!










31 Mayıs 2013 Cuma

1048/DARBECİ,BABA,KARDEŞ VE SÜLALE KATİLİ,TÜRK DÜŞMANI BİİRİNCİ SELİM!

                      TC.
         OSMAN TÜRKOĞUZ
         TC:osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;31 Mayıs 2013

                            DARBECİ, BABA, KARDEŞ VE SÜLALE KATİLİ,
                            TÜRK DÜŞMANI BİRİNCİ SELİM!
                   Doğum Tarihi:Amasya,10 Ekim 1465,
                   Ölüm tarihi:Edirne,22 eylül 1520,
                   Çocukları: Süleyman,Şah Sultan,Hatice Sultan,Beyhan Sultan,Fatma Sultan.Şehzadeliğinde Trabzon’da vali iken bir cariyeden olan oğluna Üveys adı verilmiştir.Şehzadeliğinde
Cariyeden  oğul sahibi olmak iyi karşılanmadığından bu çocuk saklanmıştır. Üveys Paşa olarak Osmanlı Devletine hizmet vermiştir.Padişah olma şansı olmadığından kellesini kurtarabilmiştir. Evlat ve torun katili Birinci Süleyman bu kardeşine çok hürmet göstermiştir.
                  Kardeşleri: Şehzadeler:Abdullah,Şehinşah,Alemşah,Ahmed,Kork-ut,Mehmed ve Mahmud.Ahmet ve Korkut’tan gayrı diğer kardeşleri babaları Veli! Beyazıt’tan önce ölmüş olduklarından,bir darbe ile babasının elinden Osmanlı Tahtına alan Birinci Selim bunları öldürme zevkinden mahrum kalmıştır!. Bununla beraber tüm yeğenlerini ve önce Korkutu,38 gün sonra da Ahmedi boğdurtmuştur. Şeyhülislam’dan Aleviler aleyhinde Fetva alan Birinci Selim, Türkleri öldürmede Dördüncü Murat’ın çok gerisinde kalmış,Çaldıran Muharebesinden önce defterlere yazdırttığı 40.000Türkü öldürtmüştür.Oğluna da Şeyhülislamlık yapmış olan Ebu Suut Efendi, tutsak alınacak Alevi kadın ve kızlarına ne yapılması gerektiğini soran Yeniçerilere:”Belinize kuvvet!”Diye fetva vererek islamiyeti yeniçerilerin maslahatlarına bağlamıştır!
                   Neden mi hemen bir yazı döşenerek maskelerine de tükürmedim?Bekledim;bir toplum bu kadar bilgisiz ve duyarsız olurmuş!Üçüncü Boğaz köprüsüne verilen ad çok canımı sıktı.Ben,şöyle düşünmekteydim,ancak ve ancak, Darağacına Yavuz Sultan Selim adı verilebilir!Yavuz mu?Yavuz cilet olalı çok zaman oldu!
                   Şehzade Selim Osmanlı Tahtının üçüncü sırasındaydı.
         Şah'a yazılan şiirde, hitap CANIM olmaz.Aslı ŞAHIMDIR.OKUYALIM.

YAVUZ SULTAN SELİM SÖYLER

            BENDENİZ, OLDUM OLASI, BU OSMANLI DENİLEN KİMESNELERE ISINAMADIM. ASLINDA; ONLAR DAHİ TÜRK DENİLEN BU CANDAN İNSANCIKLARA ALIŞMIŞ DEĞİLLERDİR. BİZİM HAKKIMIZDA ETTİKLERİ KELAMI YAZMAYA ELİM VE DAHİ VİCDANIM ELVERMEZ. İDRİS’İ BİTLİSİ—BİTLİSLİ İDRİS –İLE KAFA, KAFAYA VEREN YAVUZ’UN YAPTIKLARI AZ DA DEĞİLDİR.
GENE DE, YAVUZUN İKİ ŞİİRİNİ YAZAYIM.
            “SANMA ŞAHIM, HERKESİ SEN, SADIKANE YAR OLUR,
            HERKESİ SEN DOST MU SANDIN, BELKİ OL AĞYAR OLUR.
            SADIKANE BELKİ OL ÂLEMDE BİR DİDAR OLUR.
            YAR OLUR, AĞYAR OLUR, DİDAR OLUR, SERDAR OLUR.”

            BU ŞİİRİN BİR ÖZELLİĞİ VARDIR: DİZELER ORANTILI OLARAK ÜÇE AYIRIP, YUKARIDAN AŞAĞIYA OKURSANIZ; HER DÖRT DİZE AYNEN OKUNUR.
            BU ŞAİR SULTANIN DAHA ÖNGÖRÜLÜ BİR ŞİİRİ VARDIR. ÇALDIRAN SEFERİ SIRASINDA; YENİ YAPTIRTDIĞI BİR ÇEŞMENİN ALINLIĞINA YAZDIRMIŞ OLDUĞU SÖYLENİR:
            “KÜRDE FIRSAT VERME YA RAB, DEHRE SULTAN OLMASIN,
            AYAĞINI ÇARIK SIKSIN, ASLA İFLAH OLMASIN.
            VUR SOPAYI, AL HARACI, KARNI BİLE DOYMASIN.
            OL ÇEŞMEDEN GÂVUR İÇSİN, RUM İÇSİN, KÜRDE NASİP OLMASIN.”Bu baba ve kardeş ve kardeş çocuklarının ve sadrazamlarının katili Birinci Selim, hem Kürtlerin hem de Türklerin can düşmanıdır!Bence sırat köprüsünün adının Yavuz Sultan Selim Köprüsü olarak değiştirilmesi gerekmektedir!Uzun Hasan’ın torunu Acem-Rum ve Türk kırması Şah İsmail’e şöyle bir mektup yazmıştır:
            “Türkçü –İslamcı çevrelerin övünç kaynağı Yavuz Sultan Selim;Profesör Dr.Şahabettin Tekindağ’ın bulduğu bir belgeye göre-Şah İsmail’e:”Ben, Sultan Beyazıt oğlu Sultan Selim ,sen ki eşek Türk..”Diye yazmıştır.Baki Öz,Osmanlı’da alevi ayaklanmaları.s.15,Cem Dergisi Sayı.4.S.45.

            OSMANLI’DA ŞAİR PADİŞAH ÇOKTUR. CİHANGİR MAHLASI İLE ŞİİRLER YAZAN ÜÇÜNCÜ MUSTAFA’NIN BİR ŞİİRİNDEN SÖZ ETMESEK ÇOK AYIP ETMİŞ OLURUZ.
            “YIKILIPTUR BU CİHAN SANMA Kİ BİZ’DE DÜZELE;
            DEVLETİ CERHİ DENİ , VİRDİ KAMU MÜPTEZELE.
            ŞİMDİ, EBVAB’I SAADETTE GEZEN HEP HEZELE;
            İŞİMİZ KALDI HEMAN MERHAMET’İ LEMYEZELE
            YA RAB, BENİ BU MESNED’İ VALAYA GETÜRDÜN,
            ENVAİ İNAYATINI KILDIN BANA İHSAN,
            GÖRDÜN, FUKARA KULLARININ HALİ PERİŞAN.
            HER BİRİ İDER MİHNET İLE ÇEİ GİRİBAN
            TAHRİB’İ BİLAD İTMEKİLE DÜŞMEN’İ İSLAM.
            MAHZUMU MUKEDDER ULEMAMIZ DAHİ HAYRAN.
            HER SEMTİ MEMALİK DENİCE TÜRLÜ MEHALIK
            BULDUM Kİ TAADDİİ İLE YIKILMIŞ NİCE BÜLDAN.
            FİKRETMEK İLE ÇARE BULUNMAZ BUNA ASLA,
            TEDBİR İLE TANZİMİ DEĞİL KABİL’İ İMKÂN.
            BİLDİM Kİ MEDET SENDEN OLUR, KİMSEDEN OLMAZ;
            EY! KADİR’İ KAYYUM MEDET DERDİME DERMAN.”

            ANTAKYA’DA, YANINDA BİR ARAP’IN ÖVÜNDÜĞÜNÜ GÖREN BİR TAPU MEMURU ARKADAŞIM, CEBİNDEN ÇIKARDIĞI BİR KÂĞIDI OKUYARAK, İTİNA İLE YENİDEN CEBİNE KOYARDI. BEN DÂHİL KİMSELERE DE OL KÂĞIDI OKUTMAZDI. BİR GÜN, İÇİNDEN GELMİŞ OLMALI Kİ, OL KÂĞIDI BENDENİZE OKUTTULAR. BU YAZILARI, KENDİNİZ OKUMANIZ KOŞULU İLE BENDENİZ DE SİZE YAZIYORUM. SAYGILARIMLA.
            “İNANMA ARABIN SÖZÜNE, FERİŞTAH OLSA BİLE,
            İÇME ARABIN ÇORBASINI ERİŞTE OLSA BİLE.
            SIÇ ARABIN AĞZINA, ORUÇLU OLSA BİLE.
            ÖP ARABIN AVRADINI, ENİŞTEN OLSA BİLE.”
            Birinci selim’in cinayetlerle dolu hayatını alıntı olarak vermek durumundayım:
 “I.Beyazıt’ın sekiz oğlu olmuştu. Kendi­si altmış yaşına geldiğinde, bunların sadece üçü kalmıştı hayatta: Ahmet, Korkut ve Se­lim…
Fatih’in yerine yirmi dokuz yaşında hü­kümdar olan Sultan Beyazıt-i Velî! Otuz yıllık iktidarı sonunda bir hayli yorulmuş ve ruhsal çöküntülere düşmüştü. Bunda üç oğlu ara­sında gitgide artan sürtüşmelerle gerginlik­lerin de payı vardı. “PS: Ne Velisi? Amasya valisi iken Esrar ve Şarap kullanmaktaydı.Babası Fatihin kendisine yazdığı mektuptan da,kendisini işrete alıştıran iki adamı da Amasya’ya özel cellat göndererek öldürttüğünden de haberimiz vardır!+Sonradan tarikata intisap ederek boynuna bir tasma taktırarak şeyhinin huzuruna çıkmıştır! Fatih Sultan Mehmet Bayramiyye tarikatındandı, İkinci Beyazıt Cemaliyye, Birinci Selim Sümbüliyye, Birinci Süleyman da Gülşeniyye tarikatındandı. Biz Türkler de Mustafa Kemal Atatürk’ten beri, AKIL ve BİLİME dayalı UYGARLIK Tarikatındanız.”Ostüzü.
“Bir an önce tahttan ayrılmak ve yerine yaşça en büyük olup olmadığı hâlâ tartışmalı bulunan şehzade Ahmet’i hükümdar yapmak istiyordu.
Küçük şehzade Selim, böyle bir eğilim­den kuşkulu olduğu için, daha önce durumu babasıyla konuşmuş; II. Beyazıt da, sağlığında iktidarı bırakmayacağına dair Selim’e söz vermişti.
II. Beyazıt şimdi bu sözü yok sayıyor ve şu fermanı çıkarıyordu:
“…Muaccelen Ahmet Han’ı getürün ve benim fermanımı yerine getlrün; mülkü sahi­bine vîrem, tahtı vârisine teslim kılam…”
“II. Beyazıt’ın üç şehzadesi de, araların­dan  kim  padişah  olursa  ötekileri öldüreceği için, birbirlerini dikkatle gözetliyorlardı.
Nitekim Selim, babasının fermanını ha­ber aldı ve kendisine verilmiş olan sözün çiğnendiğini görerek, kırk bin kişilik bir kuv­vetle Çorlu’da babasının kuvvetlerinin bulun­duğu “Karıştıran” ovasına geldi.
Sözde babasını ziyaret ederek elini öp öp­meye gelmişti.
Şehzade Ahmet’in padişah olmasını is­teyenler, II. Beyazıt’ı Selim’e karşı kışkırtmak için, padişahın içinde bulunduğu saltanat arabasının perdelerini açtılar ve:
Elinizi öpmeye gelen oğlunuzun kuv­vetini görüre; mürettep ve müsellah askerler­le oğul, babayı böyle mi ziyaret eder, dediler.
PADİŞAH II. Beyazıt’la oğlu Selim ara­sında savaş başladı. Selim’in kuvvetleri bozuldu. Selim de kaçtı. PS: Selim, Kırım Hanı Mengü Giray’ın damadıydı. Mengü Giray da kendisine küçük oğlunun emrinde 350 kişilik bir birlik göndermişti. Selim, atına atlayarak Kırım’a kaçtı!
“Artık Ahmet’in hükümdarlığı kesinleş­miş gibiydi. Padişah olmak için kalktı, İstan­bul yakınlarına geldi.
Ne var ki Ahmet’in İstanbul’a girmek için babasından izin istediği akşam, üç bin yeniçeri “Ahmet’i istemezük” diye ayaklan­dı.
Veziriazam Hersekzade Ahmet Paşa’nın, ikinci vezir Koca Mustafa Paşa’nın, Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’nın, Kazas­kerlerden Müeyyedzade Abdurahman ve Nişancı Tacizade Cafer Çelebi’lerin evlerini yağma ettiler. Veziriazam, korkudan saklan­dı ve hemen azledildi.
Ahmet de Anadolu’ya geri döndü ve Ye­ğeni Şehzade Mehmet’in vali olduğu Konya’­yı kuşattı.
YENİÇERİLER, Selim’in padişah ol­masında diretiyordu. Sultan II. Beyazıt, çaresiz Selim’i İs­tanbul’a davet etti.
Selim kalkıp geldi İstanbul’a… Ama ba­basıyla sarayda değil, açık havada at üstün­de konuşmayı kabul etti. Saraya girerse tuzağa düşürülmekten korkuyordu. Baba- oğul konuştular. II. Beyazıt, “Asker neredeyse ben ora­dayım” diyerek, tahtı oğlu Yavuz Selim’e ister istemez terk etti.
Eski padişahın artık tek isteği yılda iki milyon akçe maaşla, Dimetoka’ya gitmekti.
İsteği kabul edildi ve görkemli bir heyetle yo­la çıkarıldı. Yeni padişah Yavuz Selim de, babasını uğurladı.
Ama II. Beyazıt, daha Dimetoka’ya var­madan Çorlu civarında ansızın oluverdi. Yavuz, babasını hem tahttan indirmiş, hem de zehirletmişti.
I.  Beyazıt’ı Ankara Savaşı’nda Timur devirmişti. II. Beyazıt’ı da oğlu Yavuz Selim devirmiş oldu. Tarih, Nisan 1512.
CEM’İN oğlu Oğuzhan’ı koruyup kolladığı; için, önce Fatih’in eski veziri­azamlarından Gedik Ahmet Paşa’yı idam ettiren, sonra yeğeni Oğuz Han’ı boğdurtan; sonra da kardeşi Cem’in öldürülmesi için Papa’ya üç yüz bin altın gönderen II. Beyazıt’ın, oğlu Yavuz tarafından devrilip zehir­lenmesi üstüne, kendisinin ağzından türküler yakıldı:
“Benim ekmeğimi tahvif edenler Beni koyup Selim Şah’a gidenler Hakikat rahına doğru varanlar Görün Beyler bana nitti Selim Şah.
II. Beyazıt,   Yavuz’a   tahtı   bırakırken ufak bir ricada bulunmuştu: – Sana karşı koymadıkları sürece kardeşlerini öldürme… Yavuz:
              Hı… Hı… Demişti.
Dedesi Fatih II. Mehmet, böyle günler için değil de, hangi günler için yapmıştı ki o ünlü yasayı?
Yavuz, şehzade boğdurmaya önce öl­müş ağabeylerinin çocuklarından başladı.
Bursa’ya geldi… Ve…
İlk olarak merhum ağabeyi Şehinşah’ın oğlu Mehmet’i boğdurdu.
Sonra merhum ağabeyi Mahmut’un oğulları Musa, Emin ve Orhan’ı boğdurdu.
Sonra merhum ağabeyi Alemşah’ın oğ­lu Osman’ı boğdurdu.
Sonra da sıra hayattaki iki ağabeyine geldi, Korkut’la, Ahmet’e…
GERÇİ şehzade Korkut (Fatih’in rehin tuttuğu torunu):
Benim vicdanımda mülk ve devlete cidden rağbet yoktur, muradım bir köşede huzur, edip devam-ı devletiniz duasına muvazebettir, diyordu ama…
Yavuz da yaş tahtaya basmak istemi­yordu.
Tuttu önde gelen kişilerin ağzından şeh­zade Korkut’a “başkaldırmayı öneren” kış­kırtıcı mektuplar yazdı…
Korkut da bu oyuna düştü ve gerekirse saltanata sahip çıkabileceğini açığa vurdu.
VAY… Demek hâlâ hırsı vardı şehzade Korkut’un…  Yavuz, Bursa’dan kalkıp doğru Ma­nisa’ya Şehzade Korkut’un sarayını kuşat­maya gitti.
Korkut haber aldı Yavuz’un geldiğini. Yükte hafif pahada ağır ne varsa toparlayıp, sakalını da beyaza boyayarak sarayının arka kapısından tüydü. Üç hafta kadar mağaralar­da saklandı. Bir köylü saklandığı yeri ihbar etti. Yavuz’un adamları yakaladılar Korkut’u. Bursa’ya getirilirken de bir gece Emet kasa­basında uyuduğu sırada, Kapıcıbaşı Sinan Ağa tarafından kementle boğuldu. Cesedi Bursa’da Orhan Gazi türbesine gömüldü.
Şehzade Korkut’un oğlu, Yavuz Selim’in yanında rehin duruyordu. Yavuz onu da boğdurdu.
Sıra geldi Yavuz’un ikinci ağabeyi şehzade Ahmet’e…
Yavuz önce şehzade Ahmet’le gizli, gizli mektuplaşan veziriazam Koca Mustafa Paşa’yı Bursa’da boğdurdu.
Sonra Şehzade Korkut’a uyguladığı yöntemi, Şehzade Ahmet’e de uyguladı. Dev­let adamlarının ağzından kendisine şu mealde mektuplar yazdı: “Şehzadelerin ve veziriazam Koca Mustafa Paşa’nın katlinden çok muzdarip ve zor durumdayız. Ordunuzla Bursa’ya gelirseniz, size hemen İltihak ede­ceğiz…”
Şehzade Ahmet inandı bu mektuplara… Ve Bursa’yı kuşatmak için yola çıktı.
Yenişehir Ovası’nda ordular karşılaştı. Şehzade Ahmet, yazılan mektupların uydur­ma olduğunu anlamıştı ama iş işten geçmiş­ti.            
Savaşı sürdürmek zorunda kaldı. Ordusu bozuldu, kendisi de attan düşerek yaka­landı.     
Padişah olan küçük kardeşi Yavuz Selim’in karşısına getirdiler Şehzade Ahmet’i. Hayatının bağışlanmasını rica etti Yavuz’­dan…
Sultan Selim kulak asmadı bu ricaya ve Şehzade Ahmet’i hemen boğdurttu.
Ahmet’i de, Korkut’u boğmuş olan Kapıcıbaşı Sinan Ağa boğdu kementle…
ŞEHZADE Ahmet’in oğullarına gelin­ce:
Süleyman’la Alaaddin, Kahire’ye ka­çıp orada vebadan öldüler.
Murat, Şah İsmail’in yanına kaçtı, orada öldü.
On beş yaşındaki Kasım da Memluk Sul­tanı Gavri’nin yanına kaçtı.
Yavuz Selim, Mısır’ı zapta gidince…
Kasım, kölelerinin ihbarı üstüne Yavuz’­un adamları tarafından yakalandı ve zindana kondu.
O sırada Sultan Selim Şam’daydı. Kasım’ın yakalandığını kendisine bildirme olanağı yoktu. Üstelik Kasım’ın her an kaçırıl­ması da söz konusuydu…
Yavuz Selim’in adamları, düşündüler, taşındılar, şehzade Ahmet’in oğlu şehzade Kasım’ı öldürmeye karar verdiler ve kendisi­ni boğduktan sonra, başını keserek bir çekmece içinde Yavuz Selim’e götürdüler…
Şehzade Ahmet’in Osman adındaki oğ­lunun ne olduğu ise pek bilinmiyor.
FATİH yasası, sadece “karındaşların”katline izin verirken, uygulamada “öldürme eylemi” şehzadelerin çocuklarını da kapsamıştır.
O kadar ki Hammer’e göre, sade şehza­deler ve şehzadelerin oğulları değil, padişah kızlarının oğullan dahi doğar doğmaz boğu­larak öldürülüyorlardı.
Bütün bu siyasal cinayet bolluğu yine de Osmanlı İmparatorluğunda iktidar kavgala­rıyla, sık, sık baş gösteren ve gitgide kronikle­şen ayaklanmaları önleyememiştir.
Yavuz Selim de onca siyasal cinayete rağmen ancak sekiz yıI kalabildi iktidarda. El­li yaşında sırtında çıkan bir “şirl pençe” yü­zünden ayrıldı dünyadan… Tarih 1520.
Oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın ise öl­düreceği erkek kardeşi yoktu.
O sadece kendisine kafa tutan iki oğluy­la bazı torunlarını ve büyük amcası Cem’in oğluyla torunlarını öldürttü.
Haydi, bu kez de azıcık sinematografik bir girişle başlayalım yazıya. Yıl 1522… Rodos’un denize bakan tepe­lerinden birindeki “Erİmccastro” şatosunun avlusu…
Ayaklarında kısa konçlu şövalye botla­rıyla, bacaklarına sımsıkı yapışık siyah bir Şövalye çorap-pantolu; sırtında fitilli dilimleriyle mor kadifeden, geniş omuzlu, daracık belli bir şövalye ceketi; belinde, dört parmak kalınlığında, ortası tokalı bir şövalye kemeri ve sapı sedef kakmalı bir hançer bulunan orta yaşlı bir adam, kuşkulu bakışlarla avludaki arabaya eşya yükleyip duran uşakları izliyor…
Yânında, kendisi gibi giyinmiş yirmi yaş­larında bir delikanlı duruyor; onun da yanında, şapkası tül peçeli, uzun roplu bir hanım ve iki genç kız var…
Besbelli ki şatodaki aile, bir yerlere git­meye hazırlanıyor.Derken.,.
Başı tolgalı, eli kargılı bir yığın asker giriveriyor şatonun avlusuna ve şövalye ailesinin çevresini kuşatarak, tutukluyorlar hepsini…
Tutuklananlar, Fatih Sultan Mehmet’in Cem Sultan’dan olma torunu Şehzade Murat ile onun oğlu Şehzade Cem ve karısıyla iki kı­zıdır,
KANUNİ Sultan Süleyman, 1520’de ba­bası Yavuz Selim’in yerine tahta çıktı­ğı zaman yirmi beş yaşındaydı. Büyük
Amcası Cem Sultan’ın Alexandre Borgia tara­fından zehirlenerek öldürüldüğü yıl, yani 1495’te doğmuştu.
Tahta çıkmasından iki yıl sonra Rodos’u kuşatıp orasını zaptetti.
Ve adanın bundan böyle Osmanlı ege­menliğine geçtiğini kabul eden anlaşmaya da gizli bir madde koydurdu.
Rodos şövalyelerinin başkanı Villiers de L’lsle Adam, Cem Sultan’ın Rodos’ta yaşa­makta olan şehzadesi Murat’la ailesini kendisine teslim edecekti.
Kanuni’nin aşırı ısrarı üstüne, Rodos şö­valyelerinin başkanı, Cem’in elli yaşındaki oğlu Şehzade Murat’la oğlu Cem’i ve karısıyla İki kızını tutuklatıp, I. Süleyman’a teslim etti.
Şimdi olayı bir de İsmail Hami Danişmend’in anlatımından okuyalım:  “Bu prensin hangi tarihte Mısır’dan Rodos’a gelip şövalyelere iltica ettiği belli de­ğildir.
…Belki de Yavuz’un Mısır seferi esnasın­da Kahire’den kaçıp Rodos’a can atmıştır. Şehzade Murat, Rodos’ta pekiyi karşılanmış ve kendisine ‘Erimocastro’ şatosu tahsis edil­miştir.
…Karısıyla çocukları da yanında bulu­nan Şehzade Murat, Rodos muhasarasında şehrin içine çekilmiş ve şehir teslim olduğu zaman mağluplarla beraber, Avrupa’ya kaç­mak üzere şövalye kıyafetine girip, bir yahut iki oğluyla beraber yolculuğa hazırlanmıştır.
Vlliiers de L’lsle Adam, antlaşmadaki gizli madde gereğince, zavallı Şehzade Mu­rat’la ailesini Kanuni’ye teslim etmiştir. Sultan Cem’in, dünyaya gelmiş olmaktan başka bir kabahat! Olmayan o bedbaht varisi, bir yahut iki oğluyla beraber 27 Aralık 1522 Cumartesi gönü boğularak idam edilmiş ve karısıyla iki kızı da İstanbul’a gönderilmiştir.”
PROF. İsmail Hakkı Uzunçarşılı da şöyle yazıyor:
                (“Sultan Süleyman bunlara  Müslüman mı, Hıristiyan mı olduklarını sordu, Murat Hıristiyan olduklarını söyledi; bunun üzerine Murat İle oğlu Cem boğdurulup karısı ile iki kı­zı İstanbul’a gönderildi…”            
YAVUZ Selim, sekiz yıllık bir iktidardan sonra 1520’de, elli yaşındayken öldüğü zaman, arkasında altı kız çocuğuy­la sadece bir erkek çocuğu bırakmıştı. O nedenle de Sultan I. Süleyman olarak tahta çı­kan o erkek çocuğu, Uzunçarşılı’nın dediği gibi, “kendisine rakip olacak kardeşleri bu­lunmadığından dolayı, kardeş cesedi üstüne basarak çıkmamıştı tahta.”    

                                  




                                  



İzleyiciler

Blog Arşivi