5 Mart 2013 Salı
1009/SÜNNET,TANRISAL HATAYI DÜZELTMEK!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;15 Ağustos 2005,Bu yazımı elle yazdıktan sonra çoğaltarak adreslerime postalamıştım.Bilgisayarla da Nisan 2008'de tanışmıştım,Bloguma da 35.000 sahifelik kendi araştırma yazılarımı eklemişim!Hayret!Tek parmakla da taş tutulurmuş!
SÜNNET!
TANRISAL HATAYI MI DÜZELTMEK!
(Vahşeti, bir uzvu sakatlayarak mı sürdürmek!)
“Evet, biz, insanı en mükemmel bir şekilde,noksansız olarak, yarattık.”Kuran’ı Kerim, sure:95,ayet:5.
"Bilindiği gibi, hadis öğretisine bağlı bütün mezheplerde çocukların sünnet edilmesi olayı vardır, Kur'an öğretisine göre yasak olan bu ve benzeri işlemler, rivayetler dini mensupları tarafından özellikle sünnet ameliyesini fıtrattan saymak suretiyle farz kabul etmişlerdir. Hal bu ki, Kur'an'ı esas alarak olaya baktığımızda bu tür işlemlerin İslâm dininde kabul görmesi mümkün değildir.http://www.doktornevra.com/cinsellik/kadin_ve_sunnet.asp
Uydurma rivayetlerle de, Müslümanların sünnet olması gerektiğini rivayet ettiler. Rivayetlerine delil olarak da peygambere isnat ettikleri hadiste, İbrahim peygamberin seksen yaşında keserle sünnet olduğu rivayeti ile Müslüman olan bir kimsenin derhal sünnet olması gerektiği rivayetidir. İbrahim peygamber için söyledikleri alay etmekten başka bir şey değildir. Sünnet olayının yaygın bir şekilde uygulandığı toplumlarda dahi, bir kimseye baban seksen yaşında balta veya keserle sünnet oldu deseler bunu hoş karşılamaz alay olarak kabul eder. Böyle bir iddiayı İbrahim peygambere yakıştırdılar. Bununla da yetinmediler, kızlarında sünnet olması gerektiği yolunda iddia ve rivayetlerde bulundular."ALINT Büyük Oğlum Cansın, Uşak’ta, ilkokul dördüncü sınıfında iken Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden Hz. Havva’nın yaratılmış olduğunu anlatan sınıf öğretmenine bir soru yöneltmiş:
“Öğretmenim; Hz. Âdem ne renkte idiyse Hz. Havva’nın da o renkte olması gerekir. Annem beyaz, babam da beyaz; görmüş olduğunuz gibi, ben de bembeyazım. Tüm insanların, Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan ürediğini söylüyorsunuz; iyi amma, Zenciler, Kızılderililer Sarı derililer ve Beyaz derililer nasıl farklı olarak doğdular?”
Sınıf öğretmeni bir sıraya dayanıp kalınca; sorusunu yinelemiş:
“Hz. Âdemin kan gurubu ile Hz. Havva’nın kan gurubu aynı olması gerekir. Kardeşimin kan gurubu babamın kan gurubundan. Benim kan gurubum da Annemin kan gurubundan.%85 bu şekilde olurmuş; babam anlattı. Neden tüm insanların kan gurubu aynı değil? Babam; dünya’da 6008 sekiz küçük,30 çeşit te ana kan gurubu olduğunu anlatıyor.”
Akşamüzeri öğretmen bana geldi; biraz şaşkıncaydı. Yer gösterdim, hatırını sordum. Direkt olarak:
“Sayın Binbaşım, oğlunuza söyleyiniz çetrefilli sorular sormasın; sorduğu sorular karşısında benim bile aklım karıştı!”Dedi ve olayı anlattı. Dedim ki; yaratılış öyküsünü kabul edenler Darvin teorisini de kabul etmiş sayılırlar!Kimselerin haberi yok.
Şimdi Rahmetli olan Küçük oğlum Tansın da,böyle çetrefilli sorular sorarmış:Antakya’da;ilkokul üçüncü sınıfında;toplama ve çıkarma dersinde,sınıf öğretmeni Sayın İlhan Ayda:
“Tansın, sen söyle bakalım; birden bir çıkarsa sonuç ne olur?”Diye sormuş. Şimşek gibi tahtaya fırlayan Tansın; tebeşirle 1-1=2 yazmış ve iki olur öğretmenim!” Demiş. Sayın İlhan öğretmen:
“Açıkla bakalım, biz de öğrenelim!” Deyince:
“Öğretmenim, annem bir; beni doğurdu, yani ben ondan çıktım ettik mi iki!”demiş ve eklemiş:
“Babam ve annem iki ederler. Ben annemden çıkınca da üç etmez miyiz?” Öğretmenim! Akşamüzeri, okul yolu üzerindeki askeri lojmana gelen Sayın İlhan Hanım, gülerek, bu olayı anlattı ve:
“Vallahi, bu çocuk benim aklımı karıştırıyor!”Demeyi de ihmal etmedi.
Din dersleri zorunlu hale getirildiğinden; Oğlanı gönülsüz de olsa, din dersine de kaydettirdik. Din dersi öğretmeni, Ulu Tanrı’mızın her şeyi en mükemmel bir surette ve hatasız olarak yarattığını anlatmış.”Bu anlatmış olduğum şeyler, islamın Yüce kitabı Kuran’ı Kerim’de de böyle anlatılır!”Demiş. Oğlum Tansın, parmağını kaldırarak sormuş:
“Öğretmenim; niçin sünnet oluyoruz? Bu sünnet olma işi kimin emridir?”Din dersi öğretmeni, kendisinden gayetle emin bir surette:
“Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’(sas)’nın emridir. Sünnet kelimesi, o işin, o sözün ve o davranışın Peygamberimize ait olduğunu gösterir.”Diye açıklamasını yaptıktan sonra; anlatabildim mi oğlum?”Diye de sormuş. Sormasına sormuş amma ikinci soru da sınıfın ortasında patlamış:
“Öğretmenim, siz en büyük ALLAH’TIR diyordunuz. Allah’ımızın yaratırken yapmış olduğu yanlışı Peygamberimiz mi düzeltecek? Ben, Tanrımızın yarattığı gibi kalmak istiyorum. Sünnet, münnet ve düzelttirme de istemiyorum!”
Bu sert çıkış üzerine öğretmenin aklı da bir iyice karışır. Benim aklım da, sünnet edildikten sonra bir iyice karışmıştı. Kardeşim ve ben, kör bir jiletle sünnet edilmiştik. İlaç, milaç nerede! Bu sünnet işini başımıza musallat edenlere iyi söz söylememiştik.
Yazılı basınımızda;2005 senesi Ağustos ayında, bir haylice sünnetle ilgili resimli haberler yayımlanmıştı. Basınımız çıplak et reklamından sünnet reklamına iniş yapmıştı. İlginçtir; en uçtakilerin reklamından, erkeklerin en ucunun reklamına inilmişti! Aslına bakarsak, her iki reklam da aynı şeride ait değil midir?
Yine de gazetelerimizden öğrendiğimize göre; sünnet ettirilmek üzere bir hastaneye getirilen dört küçük çocuğu, sünnet yapacak doktorun ricası üzerine, bir hademe sünnet ederek evlerine göndermiş. Kanamaları durmayan çocuklar, aynı hastaneye geri getirilmiş; en çok ağlayan çocuğun pipisine bakan doktorlar hayret ve dahi dehşet içersinde kalmışlar! Çocuğun pipisinin pelidinin başı da kesilmiş. Kibele dinin rahipleri gibi, neredeyse dipten kesilecekmiş! Alelacele mikro cerrahi devreye girerek kesilen
Pelidin başı yerine dikilmiş.
Çok yakın bir zaman önce; bir doğum uzmanı, bir hastabakıcıya yeni doğmuş bir bebeğin göbek kordonunu kesmesi için ricada bulunmuş! Hastabakıcı, bebeğin göbek bağını kesmesine kesmiş amma; ol kız bebeğin parmaklarından birisini dahi kesmiş. Hastabakıcı, kızın orta parmağını pipisi sanarak kesmiş olamaz mı?
Yine; basınımızda çarşaf gibi renkli resimler: Damperli kamyonlara bindirilerek, sünnet edilmeye götürülen bebeler’ ve yine, bomba gibi bir haber:400 Erkek çocuğu sünnet ettirerek Din’i İslam’a büyük bir katkıda bulunan bir belediye başkanımızın Görkemli fotoğrafı!
Sünnet haberlerinin verilişleri de çok ilginç:
“ERKEKLİĞE İLK ADIM!”
Sünnet edilmeyenlerin adım atacakları yerleri yok mudur!
Erkekliğe ilk adımı atmak için, ille de bu meretin ucunun kesilmesi mi gerek!
03 Eylül 2005 tarihli Takvim gazetesinden ilginç bir haber:
“Çanakkale’de Müslüman olan bir Yahudi genç, sünnet edildi!”Hoppala! Yahu; bu Yahudiler daha bir haftalık olmadan sünnet edilmiyorlar mıydı?
At üzerlerinde; faytonlarda, taksilerde, damperli kamyonlarda; davul-zurna eşliğinde gezdirilen, prens ve asker elbiseli çocukları gördüğümde; bu sünnet konusunda, dini bütünlerimizi havalara hoplatacak, bir yazı yazayım dedim!
Ne Hz. Muhammed’in ne diğer islam büyüklerinin sünnet edildiklerine dairde bir kayda rastlayamadım! Hz. Ali, amca Oğlu olan Hz. Muhammed’in yanına on yaşında(MÖ:608) gelmiş. Sünnet edildiğine dair bir kayıt yok!
“Hz. Muhammed sünnetli doğmuştur; bu Tanrısal bir lütuftur!” Diyenlere söylenecek sözüm var:”Sünnetli doğmak; kulak kepçesiz ve tırnaksız doğmak gibi bir program eksikliğinden kaynaklanır. Benim şimdi askeri doktor olan bir yakınım var.32 omurga ile doğmuştur.
Antalya’nın bir köyünde de çok ilginç doğumlar olmaktadır: Tüm kadınlar ve erkekler, çift cinsiyet uzvu ile doğmaktadırlar.
Cevizi, bademi, muzu ve her şeyi kabuğu ile yaratan Tanrımız, bazılarına sünnetçilik mi ediyor! Bütün canlılarda, her uzuv verilen görevleri yerine getirmek üzere programlanmıştır. Kaşın, kirpiklerin ve burun içi kıllarının olmadığını bir düşünmek yeterli olur sanırım. Erkeklerde sakal ve bıyıklar süs için yaratılmamıştır. Güneşte ve açık alanlarda iş ve av peşinde koşmak zorunda olan cascavlak bir erkeğin içine düşeceği durumu; denizden yararlanmak için cıscıpıldak sahilde yatanlar iyi anlarlar.
Hindistan cevizi gibi gıda depolarına erişmek için; cıscıpıldak ve sürtünerek ağaca tırmanmak zorunda kalan ilkel erkeğin şeyinde koruma kabuğu olmadığını bir düşünelim yeter. Sürtünerek ağaçlara tırmanan erkek maymunların takımlarını da şeylerinin kabuklu olması korumuyor mu?
Sünnet geleneğinin tarihteki ve dindeki yerine neden bakmıyoruz? Öncelikle, Mitolojiyi açıp, okuyalım:
Kybele—Kibele--;Attis—Adonis--,Anemon—Manisa Lalesi--,Sangarion, Sangariyos maddelerini üşenmeden okumalıyız.
Baştanrı Zeus, DİEU olarak Hıristiyanlığa soyut olarak geçmiştir. Zeus’un anası KİBELE Anadolu doğumludur. Tanrıların vatanı Anadolu’dur. Kibele’nin doğum yeri olarak; Murat dağı, Afyon kalesi ve Manisa’nın adları geçmektedir. Kibele Ana tanrıçadır. Zeus’u, Girit adasındaki İda dağının bir mağarasında doğurmuştur. Kibele, Zeus doğar, doğmaz onu bir mağarada saklar. Çünkü Zeus’un babası doğan çocuklarını hemencecik yemektedir—Zaman—Amalthai adlı bir keçi Zeus’u sütüyle besler. Zeus’un resimlerdeki ünlü kalkanı bu keçinin derisi ile kaplıdır.
Kibele, Sakarya nehrinin oğlu Sangarios’a-Attis& Adonis- âşıktır. Attis, kız kardeşi Sangarion ile evlenince de; Kibele Attis’in aklını başından alır. Aklını yitiren Attis te cinsel organını dibinden tam takım keser ve ölür. Saçılan kanlardan da ANEMON—Manisa Lalesi olur—Yapmış olduğu kötülükten dolayı pişmanlık duyan Kibele; oğlu Baştanrı Zeus’a Atisi diriltmesi için yalvarır. Zeus’ta,çam ağacı olarak Attis’i yeniden yaratır!Attis’in anısına çam ağacından üretilen testilere çam kozalaklarından tıkaç yapılır.Kibele dininde;etrafında tavaf yapılan Kibele tapınağı DİKDÖRTGEN biçimindedir! Kibele rahipleri, bu mabedin etrafında tavaf yaparlarken, vecde gelerek takım ve taklavatlarını dibinden keserek atarlardı! Rahiplerin korkak olanları ve cinsel organlarının işlevini sürdürmesini isteyenleri, cinsel organlarını uç derisini keserek toprağa gömerlerdi! Meni su damlasına benzediğinden, toprağa gömülen deri de toprağın döllenmesini sağlayacağına inanılırdı! Böyle olunca da, her türlü bitkinin devamlılığı sağlanmış olurdu!
HUBEL ve KÂBE, KİBELE’NİN Arapça söyleniş biçimidir! Kâbe’de her hacı namzedi, Kâbe’nin etrafında yedi tur atarak vecd içersinde ibadet ederler!Yedi kutsal bir sayıdır;o zaman Güneşin yedi uydusu bilinmekteydi!
Günümüzde Suriye’de, Attis( Adonis) inancı hâlâ yaygındır!
Yahudilerde; yeni doğan bir erkek bebek, sekiz günlük iken sünnet edilir. Bu, bir çeşit çocuğa işaret koymak, kafa kesmekten ibaret olan, insanı kurban etme geleneğini üreme organınım şapkasını keserek sürdürmekten ibarettir.(Azra Erhat, Mitolojik Sözlük.)Birde; Hz. Musa, MÖ:1300’lü yıllarda yaşamıştır. Yahudi kavmi mısırlıların taşkıran köleleridir. Çocukları belli olsun diye,pipilerini derisi kesilmiş olamaz mı?
650senesinde;Talas’ta, Emeviler, Türklerin de yardımı ile Çinlileri yenerek, tüm Türk ellerine egemen oldular.
Arap tarikçisi Tabari’nin anlatımına göre:”Emevi Halifesi Ömer İbn’i Abdülaziz-Ölümü MS.720-Horasan’ın fethinden sonra; Emevi komutanı El-Cerrah ibn’i Abdullah’a—Ölümü MS.730---şöyle bir öneride bulunur:
“Eğer, birisi arkanda namaz kılıyorsa, o’nu CİZYE’DEN muaf kıl!”
“CİZYE; Müslüman egemenliğinde bulunan bir ülkede, Müslüman olmayanlardan alınan KELLE vergisinin adıdır!”
Daha sonraları, birçok Türk Cizye ödememek için Müslüman olmuştur. Söz sahibi bir Arap;Emevi komutanı Abdullah’a şöyle bir öneri getirmiştir:
“İnsanlar, sadece CİZYE ödememek için Müslüman oluyorlar! Kanıt olarak sünnetli olmalarını istemelisin!”Bu öneriyi çok beğenen Komutan El-Cerrah, Emevi Halifesine Bağdat’a bu konuda açele bir teklif sunar ve şamar gibi cevabını da hemen alır: Halife Abdullah:
“Tanrı; Hz. Muhammed’i insanları İslam’a çağırması için gönderdi. O’NU sünnetçi olarak göndermedi! Sakın ha”!NİLGÜN, Sünnet, s.55-56.
Müslüman olmak zorunda bırakılan Türkleri sünnet olmaktan kurtaran Emevi Halifesi Ömer İbn’i Abdülaziz’in fermanı, Abbasi Arap devletinin Halifesi tarafından yok sayıldı ve sünnet olmayan Müslümanlar öldürüldü.
MS:535 senesinde; kadını da içersine alan, malda ve mülkte müşterek mülkiyeti savunan Muammere adlı ve kızıl bayraklı bir toplumsal başkaldırı Müslümanları çok uğraştırmıştı. Arap egemenliği döneminde; Halife Harun Reşit’in oğlu Halife Mutasım döneminde;--MS:833—aynı ideolojiyi, kırmızı bayrak altında, Babek adlı birisi ortaya atarak başkaldırdı. Bu hareket, Horasan’a ve tüm İran’a yayıldı. Halife Mutasım, Türk asıllı komutan Afşin Bey’i ayaklanmayı bastırmakla görevlendirdi. Arlarında Babek’in de bulunduğu 250,000 asi öldürüldü ve 7,500 esir de kurtarıldı.
Bu Türk komutanının sünetli olmadığı ve geceleri de, gizli, gizli bir kitap okuduğu ihbar edildi. Derhal açılan soruşturmada Afşin Bey şöylece kendisini savundu:
“Hamdolsun ki müslümanım, sünnetsiz olduğum da doğrudur. Geceleri okuduğum kitap ta; Türk milletinin tarihidir.”Deyince:
“Müslümanım diyorsunuz, niçin sünnet olmadınız?” Sorusuna da:
“İleri yaşlarda Müslüman oldum, Müslüman olmak içinde sünnet olmaya gerek yok. Gereksiz acı çekmek istemedim!”Deyince de:
“Savaşlarda yaralanıp acı çekmiyor musunuz? Diye sorulunca:
“Savaş sosyal bir olaydır. Oysa sünnetin zaruri bir sebebi de yoktur!”Diye savunması da yerinde görülmeyerek, Arap Mahkemesi kararı ile boynu vurulduğu gibi, okumakta olduğu kitap ta yine ol mahkeme kararı ile yaktırıldı. Arap’ın Müslüman olanları sünnete zorlaması, Müslümanlıktan geri dönmeleri önlemek içindi. Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar tarihi, s.392.
Kılıçla kabul ettirilen yeni din; ustura ile de korkutulup sağlamlaştırılmıştır.
Bilimsel olarak, ustura ile kesilerek toprağa gömülen penis kılıfının sayılamayacak kadar çok faydaları kanıtlanmıştır. Erkeklerde erken boşalmanın en büyük nedeni, sünnetle Kelaynak kuşunun başı gibi çırılçıplak kalan, penis başının kadın vücudunun sıcaklığını hisseder etmez şoke olmasıdır! Vücut ısısının dışında kalan direk sürtünmelerle sertleşen, nemini yitiren penis başı, sıcağı algılayınca ne yapacağını bilemez bir hale gelerek erkenden kusmaktadır! Sünnetle, insan vücudundan bir parçanın kesilip atılmasının hiçbir savunması yoktur. En mükemmel bir surette ve korumalı olarak yaratılmış bir uzvun, kör bir inanç ve iştah kabartan bir gelir uğruna vahsice kurban edilmesinin hiçbir dini dayanağı da yoktur.Hangi hayvanın maslahatı kılıfsızdır!
Doğmuş ve doğacak olan erkek çocuklarımızı, bu çok ilkel vahşetten korumak, hem Tanrı’ya, hem Doğa’ya saygımızın ve insan olmamızın onurunun gereğidir. Sayın vahşet eylemcilerimiz ve Sayın seyircilerimiz!
Takvim gazetesi,28 Eylül 2005.Prof.Dr. Zekeriya Beyaz:
“Erkek çocukları sünnet ettirmek, dinimizin olmazsa olmazı şartı mı? Almanya’da, Hıristiyan doktorlara sünnet ettirsek olur mu? Sünnetin özel bir duası var mı?”
“Cevap: Erkek çocukları sünnet ettirmek, adından da anlaşılacağı gibi sünnettir/Hoca sünnet kelimesinden yanılıyor. Ostüzü./Hem de Hz. İbrahim’in sünnetidir. İslamın olmazsa olmaz şartı değildir. Bir insan sünnetsiz olsa da müslümandır. Ancak sünnet çok önemlidir. Bazı örf ve adetler, bazı sünnet ve dini gelenekler, toplumsal hayatta büyük önem kazanır mesela, Müslümanla’ın bayraklarına saygı göstermeleri bir örf ve adettir!//Yahu Hoca bayrakla çocuğunun pipisinin ucunun ne alakası vardır!//Haydi buyurunuz şeyin şey namazına!
Hürriyet gazetesi,02 ağustos 2007:Penisinden ameliyat olan çocuk öldü!”Pamukkale üniversitesi Hastanesi’nde(PAÜ) penis ameliyatı geçiren 2 yaşındaki Ali Rıza Dağcı, yapılan iğnenin ardından kalp krizi geçirdi. Kalbi iki kez çalıştırılan Ali Rıza 18 saat sonra hayatını kaybetti’
25 Temmuz 2007 sabah gazetesi, Günaydın: Toplu sünnet şölenine katılan E:K: kendisi gibi 300 çocukla birlikte sünnet edildi. Ardından fenalaşarak hastaneye kaldırılan küçük çocuk, cinsel organını kaybetti!”PS: Olsun, var olmayan dini vecibesi yerine getirildi ya!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;2 mayıs 2010
SÜNNET/2
Sünnet ile ilgili yazımdaan haoşlanmayan dini bütünler oldu!Telefon numaram da gizli değildir.0 232 2460646'dır.Sünnet olayı üzerine kurulmuş olan dini sapıklıkların üzerine gitmeyi bir insanlık borcu saymaktayım.
1976 senesinde ;Birleşmiş Milletlerin bir bursunu kazanarak Cenevre'ye,iki aylık BARBİTÜRİK/Keyif verici maddeler/kursuna gitmiştim.35 millete ait kursiyerlerin en kıdemlisi ben olduğum için bana özel ilgi göstermişlerdi.Afrika'dan gelen kursiyerlerin kafalarında demir taraklarla yapılmış derin çizgiler vardı.Bunun sebebini sorduğum da Polis okulu müüdürü bir Zenci arkadaşımdan şu yanııtı almıştım:
"Uluslaşma sürecindeki bir toplumda,kabile asabiyeti.Başka kabilelerce çalınmayı önlemek!"demiişti ve gülerek te."Yahudilerde ve Müslümanlarda süğnnet geleneği ne ise işte o;bir bireyi toplumunun işareti ile damgalamak!"Demişti.
Oğuz boylarının Ongunları ve Hayvan damgaları,ayrı,ayrı belirtilmişti.demirden harfler ve işaretler ateşte kızdırılarak hayvanların böğürlerine bastırılıp yakılırdı.Ülkemizde hayvan hırsu*ızlığını önlemeye yönelişk bu gelenek hala sürdrürülmektedir.Bir çok Müslüman ülkesinde Kadınlkar da 4/12 yaşlarında sünnet edilerek zevk alma organları olan Klitorisleri kesilmektedir.Bu nedenle de ölenler,sakat lkalanlar da çok sayıda olmaktadır.Klitorisleri kesilen kadınlar cinsel birleşmeden zevk alamamaktadırlar.Onlar için cinsel birleşme ağır bir külfet olamaktadır.
Şimdi;dini bütün büyük Bilginlerimize,ulemamıza sormaktayım: Müslüman Kadınlarına yapılmakta olan bu iğrenç vahşetin dayanağı neresidir? Bazıislam ülkelerinde de sünnet erkekler için bir faciadır:Peniisin başındaki 20.000 zevk hüçresini taşıyan,pesisi ıslak ve ılık tutan parça kaeilip atılmamaktadır:Bir erkek dayanıklığını da göstermesi için penisin derisi de baştan sona soyulmaktadır. Bu ameliye sonunda ölenler de şehit sayılmaktadır.Bu adamlar,derisi yüzük penisleriyle cennette maslahatına bağlanan Kadın,huri ve gılmanlarla ne yapsın!Sağ kalanlar da ömürleri boyunca yaralar içinde cinsel birleşme yapamamaktadırlar.bedeli de bu olmaktadır.
SÜNNET.BİR UZVU YARIM İŞLEV YAPAR HALE KOYMAKTIR!
SÜNNET:TANRIMIZIN HATALI YARTMIŞ OLDUĞU UZVU DÜZELTMEKTİR!
SÜNNET:AÇIKGÖZLERİ ZENGİN ETMEKTİR.Saygılarımla. OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;05 Haziran 2012. Tekrar.
ARAPLAŞTIRMANIN İPUÇLARI, VE TÜRK KADINLARI! Dini masallara indirgemek.”Dinlerin kökenlerinde Cinayetler, Soygunlar ve Katliamlar vardır!”Yazıma yalınız küfürlü Dindarlarımız ve Kindarlarımız, sahte adlarla, bol küfürle ve dahi hakaretle karşılık vermişlerdi. Ben,tüm Müslümanların Tanrımızdan akıllı yerine koymuş olduğu Hz Musa’nın bir kitlesel kadın öldürme emrine Tevrat’tan alıntı yaparak bilgi vermiştim. Ben gerçekleri yazsam Allah ve Din ile aldatanlar ayağa kalkmaktadırlar. Atatürk’ten korkanlar Partisinin görevinden uzaklaştırdığı gerçek din bilgini Onurlu ve Nurlu kadınımız Sayın Ayşe Sucu Han’ımı okuyalım.Sayın Ayşe SUCU HAN’IM,04 Haziran 2012 tarihli Sözce’deki köşesinde şöyle yazmıştı: “Hikâyelerle anlatılan din.” “Kadim gelenekte,kutsala ilişkin anlatılarda Mitoslar geniş yer tutar.Tevrat,İncil ve Kuran’ın yanı sıra,Peygamberlerin ve önemli şahsiyetlerin hayat hikâyelerinde,mecazlar,metaforlar ve tasfirler hayli fazladır.İnsanı eğiten ve yönlendiren bu öğretiler,kimilerince liberal bir okumayla gerçek kabul edilirken,kimilerince ise hakikat üzerine düşünme,ders çıkarma,yaşamı anlamlandırma olarak kabul edilir.Hassas bir konu olan bu durum,dini paradigmaları da şekillendirmiş ve çeşitlendirmiştir. Ancak özellikle toplumların bozulma dönemlerinde, efsanevi bir din anlayışının, kıssalar ve hikâyeler üzerine kurgulanmış öğretilerin öne çıkarttığı görülür. Günümüzde olduğu gibi. Mecaz ve metaforlarla süslenmiş menkıbelerin, insanlık hafızasında var olduğu bir gerçektir.Kur’an da böyle bir dilin içine doğarak ,ortak bilinci ,kolektif hafızayı canlı tutar.Bu;Kur’anın orijinal yeni bir şey getirmediğini,var olan ve fakat bozulan değerleri yeniden idraklere sunduğunu ve bunlar üzerinden düşünülmesi gerektiğini gösterir.Ancak ne yazık ki,biçimci yaklaşım,bu alanda da öylesine etkili olmuştur ki;mecazlar çoğu zaman gerçek olarak algılanmıştır.” “Diyanetin vaazları ve mistik hikâyeler” “Bir başka husus,vaazları ve dini, sohbetleri mitoloji rengine büründürmek,kendisi başta olmak üzere peygamberlerin hayatlarına insanüstü argümanlar yüklemek….!” “Yine öyle anlatılar vardır ki; İslamın temel prensipleriyle okuduğunda, sorunlar oluşturmaktadır. Mesela, namaza ilişkin şu yaygın hikâye, camilerde,sohbetlerde mutlaka anlatılır:Miraç gecesinde,Hz.Peygamber,Cebrail ile semaya yükselir.Adem,İdris,İsa ve İbrahim başta olmak üzere bazı peygamberlerle konuşur.Yüce Allah katından dönüşünde,Hz. Musa ile karşılaşır.Hz. Musa Hz. Peygambere sorar:”Allah ümmetine ne farz kıldı?”Elli vakit namaz!” Deyince Hz. Peygamber; Hz. Musa,”Rabbine dön ve vakitleri indirmesi için yalvar, çünkü buna insanlar takat getirmez, der. Hz. Peygamber döner ve 50 rekâtın bir kısmını indirtir. Hz. Musa, yine rakamı fazla bulur;”buna da ümmetin dayanamaz, tekrar geri dön ve münacat er Rabbine!”Der. Rivayetlere göre üç, beş, hatta daha fazla, bu gidiş ve gelişler olur ve 5 vakte kadar namaz indirilir.Hz.Musa’nın bunu da fazla bulduğu,ancak Hz. Peygamberin “artık utanır oldum”dediği söylenir.” “Bazı İslam alimlerince uydurma olan,buna benzer pek çok kıssa,din dilinin zeminini oluştururlar!..”Sayın Ayşe SUCU Bu masalda,Hz.Musa’Tövbeler olsun,hem Allah’tan hem de Hz. Muhammet’ten çok akıllı ve çok ta merhametli olmuyor mu! Bendeniz bu durumu kime sordumsa,”karıştırma ve sadece inan ve iman et!”Nasihatini aldım! Peki,” Hz. Muhammet’e hitabeden Sen yalınız tebliğe memursun.”Ayeti var mı?/5’inci Maide Suresinin 67’inci ayeti/Bal gibi var. Beş vakit namazın ümmeti için ağır olduğunu, utandığı için de Ulu Tanrımızın huzuruna çıkamadığını söyleyen Hz.Muhammet değil mi!Namazların Farzları 17 rekat!Namazların sünneti de 21 rekat!Bu nasıl izah edilir ey!Kendinden menkul Ulemalarımız ve Küfürbazlarımız! Şimdi de gelelim daha önce iddia ettiğim tarihi olaylara! Kimden: yaptıkları kötülükleri ve döneklikleri, uzun, uzun anlatmakta; Tanrı’nın nimetlerini inkâr ederek, Musa peygambere de bin bir zorluk çıkardıklarını sayıp, dökenler,Müslümanlıktan sonra da diğerdin mensuplarına cennetin kapılşarını kapatırlar;Hz.Musa'yı da Ulu Tanrımızın kapıcıbaşı yaparlar!
İSLAM ÜLKELERİNDE KADINLARIN SÜNNETİ!
28 İslam ülkesinde 136 797 440 kadının sünnet edildiğini BM.Sağlık Örgütünün raporlarından öğrenmekteyiz.Her sene 3.000.000 kadında sünnet edilmektedir.Bunların yarısı Mısırlı ve Etopyalı kadınlardır.Bu kadınlardan çoğu da kan kaybından ve iyileşmeyen yaralardan ölmektedirler.Sünnetli kadınlar öldüklerinde cennete sünnet edilmiş olarak mı gideceklerdir.Bizim cenneti genelevine çeviren Ulemalarımız bu konuda bizleri aydınlatsalar da cahil kalmasak!Müüslümanlıktan önce de Arap dünyasında kadınların sünnet edildiğini bilmekteyiz.Avusturalya yerlileri Aborjinlerde de sünnet olayı vardır.Bızırı/Kılitorisi/kesilen bir kadın cinsel birleşmeden zevk alamamaktadır.Kadının sünneti onları cinsel etkinlikten alakoymaya yöneliktir.Erkekler içi sıcak bir delik olsun yeter!Kadın nedir ki cinsel birleşmeden zevk alsın!Boş ol!"ersiniz çeker gider!Sosyal güvencesi mi vardır!Daha da olmazsa ;günümüzde ülkemizde ve diğer Müslüman ülkelerde olduğu gibi,bıcak ve tabancadan da faydalanabilirsiniz?Arayanı,soranı mı var!
Meraklı olan Kadınlarımız ve Kızlarımız İnternete ve Google'e bir girsinler de hallerine ve Mustafa Kemal'e bin şükretsinler.Sayın rNevra Han'ımın yayımlamış olduğu listelerin fotokopisini de sunacağım.Bazı Müslüman ülkelerindeki sünnetli kadın ve kızların miktarlarını vermek isterim.Çok büyük reklemlarla Müslüman olduğu ilan edilen İngiliz Şarkıcı Cat Stevens'in bir itirafı yayımlandı:
Müslümanlığın iç yüzünü daha önceleri bilmiş olsaydım,kesinlikle Müslüman olmazdım!"Gitti mi bu safın şeyinin kesesi! Sudan ve Somali'de Firavun sünneti yapılarak Kadın cinsel organının üst ve alt dudakları da Kılitoris'le beraber kesilmektedir.
Ülke Sünnetli kadın sayısı Toplam kadın sayısına oranı
Mısır 27 905 930 97
Nijerya 25 601 200 40
Sudan 12 816 000 89
Somali 5 034 260 98
Mali 5 155 900 94
Kenya 6 967 50
Toplam:136 797 440
1007/KEMİK YALAYANLARDA İRADE VE İTİBAR OLAMAZ!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;02 Mart 2013.
İleti yazımla birliktedir!
Sürüleştirilen toplumların iradesi,çobanlarının patronlarındadır.Aslanın,kaplanan,tilkinin ve dahi yılanın iradesi olur sürülerin ve sürü gibi yemek çadırlarına doldurulanların iradesi olamaz.
İKİ SORUYA İKİ YANIT!
Adınız her hangi bir konuda öne çıkarsa,sokak köşelerinde bir çok sorunun da muhatabı olmanız kaçınılmaz olur.Benim şiir yazdığımı bilen Bayanlar,yolda önümü keserek:"Bana bir şiir yazar mısınız?" demektedirler.Her konuda yazmış olduğum yazılarımı okuyanlar da apansız soru sormaktadırlar.Bunlardan birisi de Sayın Ahmet Beydir. Şeker seviyemi dengeli tutmak için,evimizin ihtiyaçlarının her kalemi için ayrı,ayrı sokağa çıkmaktayım.Sayın Ahmet Bey,ne zaman sokağa çıkacağımı hesaplar ve soru sormak için de pusuya yatar.Geçen gün bir raslantıymış gibi yoluma çıktı,elimi sıkıca tuatarak:
"Sayın Komutanım;size iki sorum var.Hemen yanıtlarını da istiyorum!"Buyurdu.Ve ekledi:Biirinci sorum şudur:Siz,bir yazınızda Adnan Menderes'in yanılgısı,Jean Jacgue Rousseau'nun,Cenevre şehri için üretmiş olduğu Genel irade teorisine sarılmasındaydı!"Yazmıştınız.Bu genel irade ne demektir?Ülkemizde Genel İrade demek;Atatürk Devrim ve Çağ düşmanlarının iradelerinin toplanması demekti."Dedim."Anlayamadım amma,ikinci sorumu da sorayım:"Milli irade ne demektir?"Dediler.Sayın Ahmet Beyimiz; bunun çok çeşitli tanımı vardır,alatayım dedim ve eydirdim:
"Milli İrade;az gelişmiş,yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yanı sıra stratejik durumu da çok önemli olan ülkeler için USANIN ve Vatanhainlerinin iradeleri demektir."
"Mili irade, koyun sürüsü haline getirilmiş bir toplumu masallarla ve din ile aldatan Çobanın patronunun iradesi demektir! "
"Milli irade;Onbaşı Adolf Hitlerin,Benito Mussolininin,Hümeyninin , Hikmetyarın ve adamlarının iradesi demektir!"
"Milli irade,Çağdaşlığı ve insanlığı bırakarak,Amerikadaki ağlayan kaçağın; cennetteki Huri ve Gılmanlar için sakalılların arkasından gitmek demektir!"Şimdilik bu kadar yeterli dedim ve yoluma devam ettim!
1006/TANRISAL HATAYI MI DÜZELTMEK!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;15 Ağustos 2005,Bu yazımı elle yazdıktan sonra çoğaltarak adreslerime postalamıştım.Bilgisayarla da Nisan 2008'de tanışmıştım,Bloguma da 35.000 sahifelik kendi araştırma yazılarımı eklemişim!Hayret!Tek parmakla da taş tutulurmuş!
SÜNNET!
TANRISAL HATAYI MI DÜZELTMEK!
(Vahşeti, bir uzvu sakatlayarak mı sürdürmek!)
“Evet, biz, insanı en mükemmel bir şekilde,noksansız olarak, yarattık.”Kuran’ı Kerim, sure:95,ayet:5.
"Bilindiği gibi, hadis öğretisine bağlı bütün mezheplerde çocukların sünnet edilmesi olayı vardır, Kur'an öğretisine göre yasak olan bu ve benzeri işlemler, rivayetler dini mensupları tarafından özellikle sünnet ameliyesini fıtrattan saymak suretiyle farz kabul etmişlerdir. Hal bu ki, Kur'an'ı esas alarak olaya baktığımızda bu tür işlemlerin İslâm dininde kabul görmesi mümkün değildir.http://www.doktornevra.com/cinsellik/kadin_ve_sunnet.asp
Uydurma rivayetlerle de, Müslümanların sünnet olması gerektiğini rivayet ettiler. Rivayetlerine delil olarak da peygambere isnat ettikleri hadiste, İbrahim peygamberin seksen yaşında keserle sünnet olduğu rivayeti ile Müslüman olan bir kimsenin derhal sünnet olması gerektiği rivayetidir. İbrahim peygamber için söyledikleri alay etmekten başka bir şey değildir. Sünnet olayının yaygın bir şekilde uygulandığı toplumlarda dahi, bir kimseye baban seksen yaşında balta veya keserle sünnet oldu deseler bunu hoş karşılamaz alay olarak kabul eder. Böyle bir iddiayı İbrahim peygambere yakıştırdılar. Bununla da yetinmediler, kızlarında sünnet olması gerektiği yolunda iddia ve rivayetlerde bulundular."ALINT Büyük Oğlum Cansın, Uşak’ta, ilkokul dördüncü sınıfında iken Hz. Âdem’in kaburga kemiğinden Hz. Havva’nın yaratılmış olduğunu anlatan sınıf öğretmenine bir soru yöneltmiş:
“Öğretmenim; Hz. Âdem ne renkte idiyse Hz. Havva’nın da o renkte olması gerekir. Annem beyaz, babam da beyaz; görmüş olduğunuz gibi, ben de bembeyazım. Tüm insanların, Hz. Âdem ve Hz. Havva’dan ürediğini söylüyorsunuz; iyi amma, Zenciler, Kızılderililer Sarı derililer ve Beyaz derililer nasıl farklı olarak doğdular?”
Sınıf öğretmeni bir sıraya dayanıp kalınca; sorusunu yinelemiş:
“Hz. Âdemin kan gurubu ile Hz. Havva’nın kan gurubu aynı olması gerekir. Kardeşimin kan gurubu babamın kan gurubundan. Benim kan gurubum da Annemin kan gurubundan.%85 bu şekilde olurmuş; babam anlattı. Neden tüm insanların kan gurubu aynı değil? Babam; dünya’da 6008 sekiz küçük,30 çeşit te ana kan gurubu olduğunu anlatıyor.”
Akşamüzeri öğretmen bana geldi; biraz şaşkıncaydı. Yer gösterdim, hatırını sordum. Direkt olarak:
“Sayın Binbaşım, oğlunuza söyleyiniz çetrefilli sorular sormasın; sorduğu sorular karşısında benim bile aklım karıştı!”Dedi ve olayı anlattı. Dedim ki; yaratılış öyküsünü kabul edenler Darvin teorisini de kabul etmiş sayılırlar!Kimselerin haberi yok.
Şimdi Rahmetli olan Küçük oğlum Tansın da,böyle çetrefilli sorular sorarmış:Antakya’da;ilkokul üçüncü sınıfında;toplama ve çıkarma dersinde,sınıf öğretmeni Sayın İlhan Ayda:
“Tansın, sen söyle bakalım; birden bir çıkarsa sonuç ne olur?”Diye sormuş. Şimşek gibi tahtaya fırlayan Tansın; tebeşirle 1-1=2 yazmış ve iki olur öğretmenim!” Demiş. Sayın İlhan öğretmen:
“Açıkla bakalım, biz de öğrenelim!” Deyince:
“Öğretmenim, annem bir; beni doğurdu, yani ben ondan çıktım ettik mi iki!”demiş ve eklemiş:
“Babam ve annem iki ederler. Ben annemden çıkınca da üç etmez miyiz?” Öğretmenim! Akşamüzeri, okul yolu üzerindeki askeri lojmana gelen Sayın İlhan Hanım, gülerek, bu olayı anlattı ve:
“Vallahi, bu çocuk benim aklımı karıştırıyor!”Demeyi de ihmal etmedi.
Din dersleri zorunlu hale getirildiğinden; Oğlanı gönülsüz de olsa, din dersine de kaydettirdik. Din dersi öğretmeni, Ulu Tanrı’mızın her şeyi en mükemmel bir surette ve hatasız olarak yarattığını anlatmış.”Bu anlatmış olduğum şeyler, islamın Yüce kitabı Kuran’ı Kerim’de de böyle anlatılır!”Demiş. Oğlum Tansın, parmağını kaldırarak sormuş:
“Öğretmenim; niçin sünnet oluyoruz? Bu sünnet olma işi kimin emridir?”Din dersi öğretmeni, kendisinden gayetle emin bir surette:
“Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’(sas)’nın emridir. Sünnet kelimesi, o işin, o sözün ve o davranışın Peygamberimize ait olduğunu gösterir.”Diye açıklamasını yaptıktan sonra; anlatabildim mi oğlum?”Diye de sormuş. Sormasına sormuş amma ikinci soru da sınıfın ortasında patlamış:
“Öğretmenim, siz en büyük ALLAH’TIR diyordunuz. Allah’ımızın yaratırken yapmış olduğu yanlışı Peygamberimiz mi düzeltecek? Ben, Tanrımızın yarattığı gibi kalmak istiyorum. Sünnet, münnet ve düzelttirme de istemiyorum!”
Bu sert çıkış üzerine öğretmenin aklı da bir iyice karışır. Benim aklım da, sünnet edildikten sonra bir iyice karışmıştı. Kardeşim ve ben, kör bir jiletle sünnet edilmiştik. İlaç, milaç nerede! Bu sünnet işini başımıza musallat edenlere iyi söz söylememiştik.
Yazılı basınımızda;2005 senesi Ağustos ayında, bir haylice sünnetle ilgili resimli haberler yayımlanmıştı. Basınımız çıplak et reklamından sünnet reklamına iniş yapmıştı. İlginçtir; en uçtakilerin reklamından, erkeklerin en ucunun reklamına inilmişti! Aslına bakarsak, her iki reklam da aynı şeride ait değil midir?
Yine de gazetelerimizden öğrendiğimize göre; sünnet ettirilmek üzere bir hastaneye getirilen dört küçük çocuğu, sünnet yapacak doktorun ricası üzerine, bir hademe sünnet ederek evlerine göndermiş. Kanamaları durmayan çocuklar, aynı hastaneye geri getirilmiş; en çok ağlayan çocuğun pipisine bakan doktorlar hayret ve dahi dehşet içersinde kalmışlar! Çocuğun pipisinin pelidinin başı da kesilmiş. Kibele dinin rahipleri gibi, neredeyse dipten kesilecekmiş! Alelacele mikro cerrahi devreye girerek kesilen
Pelidin başı yerine dikilmiş.
Çok yakın bir zaman önce; bir doğum uzmanı, bir hastabakıcıya yeni doğmuş bir bebeğin göbek kordonunu kesmesi için ricada bulunmuş! Hastabakıcı, bebeğin göbek bağını kesmesine kesmiş amma; ol kız bebeğin parmaklarından birisini dahi kesmiş. Hastabakıcı, kızın orta parmağını pipisi sanarak kesmiş olamaz mı?
Yine; basınımızda çarşaf gibi renkli resimler: Damperli kamyonlara bindirilerek, sünnet edilmeye götürülen bebeler’ ve yine, bomba gibi bir haber:400 Erkek çocuğu sünnet ettirerek Din’i İslam’a büyük bir katkıda bulunan bir belediye başkanımızın Görkemli fotoğrafı!
Sünnet haberlerinin verilişleri de çok ilginç:
“ERKEKLİĞE İLK ADIM!”
Sünnet edilmeyenlerin adım atacakları yerleri yok mudur!
Erkekliğe ilk adımı atmak için, ille de bu meretin ucunun kesilmesi mi gerek!
03 Eylül 2005 tarihli Takvim gazetesinden ilginç bir haber:
“Çanakkale’de Müslüman olan bir Yahudi genç, sünnet edildi!”Hoppala! Yahu; bu Yahudiler daha bir haftalık olmadan sünnet edilmiyorlar mıydı?
At üzerlerinde; faytonlarda, taksilerde, damperli kamyonlarda; davul-zurna eşliğinde gezdirilen, prens ve asker elbiseli çocukları gördüğümde; bu sünnet konusunda, dini bütünlerimizi havalara hoplatacak, bir yazı yazayım dedim!
Ne Hz. Muhammed’in ne diğer islam büyüklerinin sünnet edildiklerine dairde bir kayda rastlayamadım! Hz. Ali, amca Oğlu olan Hz. Muhammed’in yanına on yaşında(MÖ:608) gelmiş. Sünnet edildiğine dair bir kayıt yok!
“Hz. Muhammed sünnetli doğmuştur; bu Tanrısal bir lütuftur!” Diyenlere söylenecek sözüm var:”Sünnetli doğmak; kulak kepçesiz ve tırnaksız doğmak gibi bir program eksikliğinden kaynaklanır. Benim şimdi askeri doktor olan bir yakınım var.32 omurga ile doğmuştur.
Antalya’nın bir köyünde de çok ilginç doğumlar olmaktadır: Tüm kadınlar ve erkekler, çift cinsiyet uzvu ile doğmaktadırlar.
Cevizi, bademi, muzu ve her şeyi kabuğu ile yaratan Tanrımız, bazılarına sünnetçilik mi ediyor! Bütün canlılarda, her uzuv verilen görevleri yerine getirmek üzere programlanmıştır. Kaşın, kirpiklerin ve burun içi kıllarının olmadığını bir düşünmek yeterli olur sanırım. Erkeklerde sakal ve bıyıklar süs için yaratılmamıştır. Güneşte ve açık alanlarda iş ve av peşinde koşmak zorunda olan cascavlak bir erkeğin içine düşeceği durumu; denizden yararlanmak için cıscıpıldak sahilde yatanlar iyi anlarlar.
Hindistan cevizi gibi gıda depolarına erişmek için; cıscıpıldak ve sürtünerek ağaca tırmanmak zorunda kalan ilkel erkeğin şeyinde koruma kabuğu olmadığını bir düşünelim yeter. Sürtünerek ağaçlara tırmanan erkek maymunların takımlarını da şeylerinin kabuklu olması korumuyor mu?
Sünnet geleneğinin tarihteki ve dindeki yerine neden bakmıyoruz? Öncelikle, Mitolojiyi açıp, okuyalım:
Kybele—Kibele--;Attis—Adonis--,Anemon—Manisa Lalesi--,Sangarion, Sangariyos maddelerini üşenmeden okumalıyız.
Baştanrı Zeus, DİEU olarak Hıristiyanlığa soyut olarak geçmiştir. Zeus’un anası KİBELE Anadolu doğumludur. Tanrıların vatanı Anadolu’dur. Kibele’nin doğum yeri olarak; Murat dağı, Afyon kalesi ve Manisa’nın adları geçmektedir. Kibele Ana tanrıçadır. Zeus’u, Girit adasındaki İda dağının bir mağarasında doğurmuştur. Kibele, Zeus doğar, doğmaz onu bir mağarada saklar. Çünkü Zeus’un babası doğan çocuklarını hemencecik yemektedir—Zaman—Amalthai adlı bir keçi Zeus’u sütüyle besler. Zeus’un resimlerdeki ünlü kalkanı bu keçinin derisi ile kaplıdır.
Kibele, Sakarya nehrinin oğlu Sangarios’a-Attis& Adonis- âşıktır. Attis, kız kardeşi Sangarion ile evlenince de; Kibele Attis’in aklını başından alır. Aklını yitiren Attis te cinsel organını dibinden tam takım keser ve ölür. Saçılan kanlardan da ANEMON—Manisa Lalesi olur—Yapmış olduğu kötülükten dolayı pişmanlık duyan Kibele; oğlu Baştanrı Zeus’a Atisi diriltmesi için yalvarır. Zeus’ta,çam ağacı olarak Attis’i yeniden yaratır!Attis’in anısına çam ağacından üretilen testilere çam kozalaklarından tıkaç yapılır.Kibele dininde;etrafında tavaf yapılan Kibele tapınağı DİKDÖRTGEN biçimindedir! Kibele rahipleri, bu mabedin etrafında tavaf yaparlarken, vecde gelerek takım ve taklavatlarını dibinden keserek atarlardı! Rahiplerin korkak olanları ve cinsel organlarının işlevini sürdürmesini isteyenleri, cinsel organlarını uç derisini keserek toprağa gömerlerdi! Meni su damlasına benzediğinden, toprağa gömülen deri de toprağın döllenmesini sağlayacağına inanılırdı! Böyle olunca da, her türlü bitkinin devamlılığı sağlanmış olurdu!
HUBEL ve KÂBE, KİBELE’NİN Arapça söyleniş biçimidir! Kâbe’de her hacı namzedi, Kâbe’nin etrafında yedi tur atarak vecd içersinde ibadet ederler!Yedi kutsal bir sayıdır;o zaman Güneşin yedi uydusu bilinmekteydi!
Günümüzde Suriye’de, Attis( Adonis) inancı hâlâ yaygındır!
Yahudilerde; yeni doğan bir erkek bebek, sekiz günlük iken sünnet edilir. Bu, bir çeşit çocuğa işaret koymak, kafa kesmekten ibaret olan, insanı kurban etme geleneğini üreme organınım şapkasını keserek sürdürmekten ibarettir.(Azra Erhat, Mitolojik Sözlük.)Birde; Hz. Musa, MÖ:1300’lü yıllarda yaşamıştır. Yahudi kavmi mısırlıların taşkıran köleleridir. Çocukları belli olsun diye,pipilerini derisi kesilmiş olamaz mı?
650senesinde;Talas’ta, Emeviler, Türklerin de yardımı ile Çinlileri yenerek, tüm Türk ellerine egemen oldular.
Arap tarikçisi Tabari’nin anlatımına göre:”Emevi Halifesi Ömer İbn’i Abdülaziz-Ölümü MS.720-Horasan’ın fethinden sonra; Emevi komutanı El-Cerrah ibn’i Abdullah’a—Ölümü MS.730---şöyle bir öneride bulunur:
“Eğer, birisi arkanda namaz kılıyorsa, o’nu CİZYE’DEN muaf kıl!”
“CİZYE; Müslüman egemenliğinde bulunan bir ülkede, Müslüman olmayanlardan alınan KELLE vergisinin adıdır!”
Daha sonraları, birçok Türk Cizye ödememek için Müslüman olmuştur. Söz sahibi bir Arap;Emevi komutanı Abdullah’a şöyle bir öneri getirmiştir:
“İnsanlar, sadece CİZYE ödememek için Müslüman oluyorlar! Kanıt olarak sünnetli olmalarını istemelisin!”Bu öneriyi çok beğenen Komutan El-Cerrah, Emevi Halifesine Bağdat’a bu konuda açele bir teklif sunar ve şamar gibi cevabını da hemen alır: Halife Abdullah:
“Tanrı; Hz. Muhammed’i insanları İslam’a çağırması için gönderdi. O’NU sünnetçi olarak göndermedi! Sakın ha”!NİLGÜN, Sünnet, s.55-56.
Müslüman olmak zorunda bırakılan Türkleri sünnet olmaktan kurtaran Emevi Halifesi Ömer İbn’i Abdülaziz’in fermanı, Abbasi Arap devletinin Halifesi tarafından yok sayıldı ve sünnet olmayan Müslümanlar öldürüldü.
MS:535 senesinde; kadını da içersine alan, malda ve mülkte müşterek mülkiyeti savunan Muammere adlı ve kızıl bayraklı bir toplumsal başkaldırı Müslümanları çok uğraştırmıştı. Arap egemenliği döneminde; Halife Harun Reşit’in oğlu Halife Mutasım döneminde;--MS:833—aynı ideolojiyi, kırmızı bayrak altında, Babek adlı birisi ortaya atarak başkaldırdı. Bu hareket, Horasan’a ve tüm İran’a yayıldı. Halife Mutasım, Türk asıllı komutan Afşin Bey’i ayaklanmayı bastırmakla görevlendirdi. Arlarında Babek’in de bulunduğu 250,000 asi öldürüldü ve 7,500 esir de kurtarıldı.
Bu Türk komutanının sünetli olmadığı ve geceleri de, gizli, gizli bir kitap okuduğu ihbar edildi. Derhal açılan soruşturmada Afşin Bey şöylece kendisini savundu:
“Hamdolsun ki müslümanım, sünnetsiz olduğum da doğrudur. Geceleri okuduğum kitap ta; Türk milletinin tarihidir.”Deyince:
“Müslümanım diyorsunuz, niçin sünnet olmadınız?” Sorusuna da:
“İleri yaşlarda Müslüman oldum, Müslüman olmak içinde sünnet olmaya gerek yok. Gereksiz acı çekmek istemedim!”Deyince de:
“Savaşlarda yaralanıp acı çekmiyor musunuz? Diye sorulunca:
“Savaş sosyal bir olaydır. Oysa sünnetin zaruri bir sebebi de yoktur!”Diye savunması da yerinde görülmeyerek, Arap Mahkemesi kararı ile boynu vurulduğu gibi, okumakta olduğu kitap ta yine ol mahkeme kararı ile yaktırıldı. Arap’ın Müslüman olanları sünnete zorlaması, Müslümanlıktan geri dönmeleri önlemek içindi. Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar tarihi, s.392.
Kılıçla kabul ettirilen yeni din; ustura ile de korkutulup sağlamlaştırılmıştır.
Bilimsel olarak, ustura ile kesilerek toprağa gömülen penis kılıfının sayılamayacak kadar çok faydaları kanıtlanmıştır. Erkeklerde erken boşalmanın en büyük nedeni, sünnetle Kelaynak kuşunun başı gibi çırılçıplak kalan, penis başının kadın vücudunun sıcaklığını hisseder etmez şoke olmasıdır! Vücut ısısının dışında kalan direk sürtünmelerle sertleşen, nemini yitiren penis başı, sıcağı algılayınca ne yapacağını bilemez bir hale gelerek erkenden kusmaktadır! Sünnetle, insan vücudundan bir parçanın kesilip atılmasının hiçbir savunması yoktur. En mükemmel bir surette ve korumalı olarak yaratılmış bir uzvun, kör bir inanç ve iştah kabartan bir gelir uğruna vahsice kurban edilmesinin hiçbir dini dayanağı da yoktur.Hangi hayvanın maslahatı kılıfsızdır!
Doğmuş ve doğacak olan erkek çocuklarımızı, bu çok ilkel vahşetten korumak, hem Tanrı’ya, hem Doğa’ya saygımızın ve insan olmamızın onurunun gereğidir. Sayın vahşet eylemcilerimiz ve Sayın seyircilerimiz!
Takvim gazetesi,28 Eylül 2005.Prof.Dr. Zekeriya Beyaz:
“Erkek çocukları sünnet ettirmek, dinimizin olmazsa olmazı şartı mı? Almanya’da, Hıristiyan doktorlara sünnet ettirsek olur mu? Sünnetin özel bir duası var mı?”
“Cevap: Erkek çocukları sünnet ettirmek, adından da anlaşılacağı gibi sünnettir/Hoca sünnet kelimesinden yanılıyor. Ostüzü./Hem de Hz. İbrahim’in sünnetidir. İslamın olmazsa olmaz şartı değildir. Bir insan sünnetsiz olsa da müslümandır. Ancak sünnet çok önemlidir. Bazı örf ve adetler, bazı sünnet ve dini gelenekler, toplumsal hayatta büyük önem kazanır mesela, Müslümanla’ın bayraklarına saygı göstermeleri bir örf ve adettir!//Yahu Hoca bayrakla çocuğunun pipisinin ucunun ne alakası vardır!//Haydi buyurunuz şeyin şey namazına!
Hürriyet gazetesi,02 ağustos 2007:Penisinden ameliyat olan çocuk öldü!”Pamukkale üniversitesi Hastanesi’nde(PAÜ) penis ameliyatı geçiren 2 yaşındaki Ali Rıza Dağcı, yapılan iğnenin ardından kalp krizi geçirdi. Kalbi iki kez çalıştırılan Ali Rıza 18 saat sonra hayatını kaybetti’
25 Temmuz 2007 sabah gazetesi, Günaydın: Toplu sünnet şölenine katılan E:K: kendisi gibi 300 çocukla birlikte sünnet edildi. Ardından fenalaşarak hastaneye kaldırılan küçük çocuk, cinsel organını kaybetti!”PS: Olsun, var olmayan dini vecibesi yerine getirildi ya!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;2 mayıs 2010
SÜNNET/2
Sünnet ile ilgili yazımdaan haoşlanmayan dini bütünler oldu!Telefon numaram da gizli değildir.0 232 2460646'dır.Sünnet olayı üzerine kurulmuş olan dini sapıklıkların üzerine gitmeyi bir insanlık borcu saymaktayım.
1976 senesinde ;Birleşmiş Milletlerin bir bursunu kazanarak Cenevre'ye,iki aylık BARBİTÜRİK/Keyif verici maddeler/kursuna gitmiştim.35 millete ait kursiyerlerin en kıdemlisi ben olduğum için bana özel ilgi göstermişlerdi.Afrika'dan gelen kursiyerlerin kafalarında demir taraklarla yapılmış derin çizgiler vardı.Bunun sebebini sorduğum da Polis okulu müüdürü bir Zenci arkadaşımdan şu yanııtı almıştım:
"Uluslaşma sürecindeki bir toplumda,kabile asabiyeti.Başka kabilelerce çalınmayı önlemek!"demiişti ve gülerek te."Yahudilerde ve Müslümanlarda süğnnet geleneği ne ise işte o;bir bireyi toplumunun işareti ile damgalamak!"Demişti.
Oğuz boylarının Ongunları ve Hayvan damgaları,ayrı,ayrı belirtilmişti.demirden harfler ve işaretler ateşte kızdırılarak hayvanların böğürlerine bastırılıp yakılırdı.Ülkemizde hayvan hırsu*ızlığını önlemeye yönelişk bu gelenek hala sürdrürülmektedir.Bir çok Müslüman ülkesinde Kadınlkar da 4/12 yaşlarında sünnet edilerek zevk alma organları olan Klitorisleri kesilmektedir.Bu nedenle de ölenler,sakat lkalanlar da çok sayıda olmaktadır.Klitorisleri kesilen kadınlar cinsel birleşmeden zevk alamamaktadırlar.Onlar için cinsel birleşme ağır bir külfet olamaktadır.
Şimdi;dini bütün büyük Bilginlerimize,ulemamıza sormaktayım: Müslüman Kadınlarına yapılmakta olan bu iğrenç vahşetin dayanağı neresidir? Bazıislam ülkelerinde de sünnet erkekler için bir faciadır:Peniisin başındaki 20.000 zevk hüçresini taşıyan,pesisi ıslak ve ılık tutan parça kaeilip atılmamaktadır:Bir erkek dayanıklığını da göstermesi için penisin derisi de baştan sona soyulmaktadır. Bu ameliye sonunda ölenler de şehit sayılmaktadır.Bu adamlar,derisi yüzük penisleriyle cennette maslahatına bağlanan Kadın,huri ve gılmanlarla ne yapsın!Sağ kalanlar da ömürleri boyunca yaralar içinde cinsel birleşme yapamamaktadırlar.bedeli de bu olmaktadır.
SÜNNET.BİR UZVU YARIM İŞLEV YAPAR HALE KOYMAKTIR!
SÜNNET:TANRIMIZIN HATALI YARTMIŞ OLDUĞU UZVU DÜZELTMEKTİR!
SÜNNET:AÇIKGÖZLERİ ZENGİN ETMEKTİR.Saygılarımla. OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;05 Haziran 2012. Tekrar.
ARAPLAŞTIRMANIN İPUÇLARI, VE TÜRK KADINLARI! Dini masallara indirgemek.”Dinlerin kökenlerinde Cinayetler, Soygunlar ve Katliamlar vardır!”Yazıma yalınız küfürlü Dindarlarımız ve Kindarlarımız, sahte adlarla, bol küfürle ve dahi hakaretle karşılık vermişlerdi. Ben,tüm Müslümanların Tanrımızdan akıllı yerine koymuş olduğu Hz Musa’nın bir kitlesel kadın öldürme emrine Tevrat’tan alıntı yaparak bilgi vermiştim. Ben gerçekleri yazsam Allah ve Din ile aldatanlar ayağa kalkmaktadırlar. Atatürk’ten korkanlar Partisinin görevinden uzaklaştırdığı gerçek din bilgini Onurlu ve Nurlu kadınımız Sayın Ayşe Sucu Han’ımı okuyalım.Sayın Ayşe SUCU HAN’IM,04 Haziran 2012 tarihli Sözce’deki köşesinde şöyle yazmıştı: “Hikâyelerle anlatılan din.” “Kadim gelenekte,kutsala ilişkin anlatılarda Mitoslar geniş yer tutar.Tevrat,İncil ve Kuran’ın yanı sıra,Peygamberlerin ve önemli şahsiyetlerin hayat hikâyelerinde,mecazlar,metaforlar ve tasfirler hayli fazladır.İnsanı eğiten ve yönlendiren bu öğretiler,kimilerince liberal bir okumayla gerçek kabul edilirken,kimilerince ise hakikat üzerine düşünme,ders çıkarma,yaşamı anlamlandırma olarak kabul edilir.Hassas bir konu olan bu durum,dini paradigmaları da şekillendirmiş ve çeşitlendirmiştir. Ancak özellikle toplumların bozulma dönemlerinde, efsanevi bir din anlayışının, kıssalar ve hikâyeler üzerine kurgulanmış öğretilerin öne çıkarttığı görülür. Günümüzde olduğu gibi. Mecaz ve metaforlarla süslenmiş menkıbelerin, insanlık hafızasında var olduğu bir gerçektir.Kur’an da böyle bir dilin içine doğarak ,ortak bilinci ,kolektif hafızayı canlı tutar.Bu;Kur’anın orijinal yeni bir şey getirmediğini,var olan ve fakat bozulan değerleri yeniden idraklere sunduğunu ve bunlar üzerinden düşünülmesi gerektiğini gösterir.Ancak ne yazık ki,biçimci yaklaşım,bu alanda da öylesine etkili olmuştur ki;mecazlar çoğu zaman gerçek olarak algılanmıştır.” “Diyanetin vaazları ve mistik hikâyeler” “Bir başka husus,vaazları ve dini, sohbetleri mitoloji rengine büründürmek,kendisi başta olmak üzere peygamberlerin hayatlarına insanüstü argümanlar yüklemek….!” “Yine öyle anlatılar vardır ki; İslamın temel prensipleriyle okuduğunda, sorunlar oluşturmaktadır. Mesela, namaza ilişkin şu yaygın hikâye, camilerde,sohbetlerde mutlaka anlatılır:Miraç gecesinde,Hz.Peygamber,Cebrail ile semaya yükselir.Adem,İdris,İsa ve İbrahim başta olmak üzere bazı peygamberlerle konuşur.Yüce Allah katından dönüşünde,Hz. Musa ile karşılaşır.Hz. Musa Hz. Peygambere sorar:”Allah ümmetine ne farz kıldı?”Elli vakit namaz!” Deyince Hz. Peygamber; Hz. Musa,”Rabbine dön ve vakitleri indirmesi için yalvar, çünkü buna insanlar takat getirmez, der. Hz. Peygamber döner ve 50 rekâtın bir kısmını indirtir. Hz. Musa, yine rakamı fazla bulur;”buna da ümmetin dayanamaz, tekrar geri dön ve münacat er Rabbine!”Der. Rivayetlere göre üç, beş, hatta daha fazla, bu gidiş ve gelişler olur ve 5 vakte kadar namaz indirilir.Hz.Musa’nın bunu da fazla bulduğu,ancak Hz. Peygamberin “artık utanır oldum”dediği söylenir.” “Bazı İslam alimlerince uydurma olan,buna benzer pek çok kıssa,din dilinin zeminini oluştururlar!..”Sayın Ayşe SUCU Bu masalda,Hz.Musa’Tövbeler olsun,hem Allah’tan hem de Hz. Muhammet’ten çok akıllı ve çok ta merhametli olmuyor mu! Bendeniz bu durumu kime sordumsa,”karıştırma ve sadece inan ve iman et!”Nasihatini aldım! Peki,” Hz. Muhammet’e hitabeden Sen yalınız tebliğe memursun.”Ayeti var mı?/5’inci Maide Suresinin 67’inci ayeti/Bal gibi var. Beş vakit namazın ümmeti için ağır olduğunu, utandığı için de Ulu Tanrımızın huzuruna çıkamadığını söyleyen Hz.Muhammet değil mi!Namazların Farzları 17 rekat!Namazların sünneti de 21 rekat!Bu nasıl izah edilir ey!Kendinden menkul Ulemalarımız ve Küfürbazlarımız! Şimdi de gelelim daha önce iddia ettiğim tarihi olaylara! Kimden: yaptıkları kötülükleri ve döneklikleri, uzun, uzun anlatmakta; Tanrı’nın nimetlerini inkâr ederek, Musa peygambere de bin bir zorluk çıkardıklarını sayıp, dökenler,Müslümanlıktan sonra da diğerdin mensuplarına cennetin kapılşarını kapatırlar;Hz.Musa'yı da Ulu Tanrımızın kapıcıbaşı yaparlar!
İSLAM ÜLKELERİNDE KADINLARIN SÜNNETİ!
28 İslam ülkesinde 136 797 440 kadının sünnet edildiğini BM.Sağlık Örgütünün raporlarından öğrenmekteyiz.Her sene 3.000.000 kadında sünnet edilmektedir.Bunların yarısı Mısırlı ve Etopyalı kadınlardır.Bu kadınlardan çoğu da kan kaybından ve iyileşmeyen yaralardan ölmektedirler.Sünnetli kadınlar öldüklerinde cennete sünnet edilmiş olarak mı gideceklerdir.Bizim cenneti genelevine çeviren Ulemalarımız bu konuda bizleri aydınlatsalar da cahil kalmasak!Müüslümanlıktan önce de Arap dünyasında kadınların sünnet edildiğini bilmekteyiz.Avusturalya yerlileri Aborjinlerde de sünnet olayı vardır.Bızırı/Kılitorisi/kesilen bir kadın cinsel birleşmeden zevk alamamaktadır.Kadının sünneti onları cinsel etkinlikten alakoymaya yöneliktir.Erkekler içi sıcak bir delik olsun yeter!Kadın nedir ki cinsel birleşmeden zevk alsın!Boş ol!"ersiniz çeker gider!Sosyal güvencesi mi vardır!Daha da olmazsa ;günümüzde ülkemizde ve diğer Müslüman ülkelerde olduğu gibi,bıcak ve tabancadan da faydalanabilirsiniz?Arayanı,soranı mı var!
Meraklı olan Kadınlarımız ve Kızlarımız İnternete ve Google'e bir girsinler de hallerine ve Mustafa Kemal'e bin şükretsinler.Sayın rNevra Han'ımın yayımlamış olduğu listelerin fotokopisini de sunacağım.Bazı Müslüman ülkelerindeki sünnetli kadın ve kızların miktarlarını vermek isterim.Çok büyük reklemlarla Müslüman olduğu ilan edilen İngiliz Şarkıcı Cat Stevens'in bir itirafı yayımlandı:
Müslümanlığın iç yüzünü daha önceleri bilmiş olsaydım,kesinlikle Müslüman olmazdım!"Gitti mi bu safın şeyinin kesesi! Sudan ve Somali'de Firavun sünneti yapılarak Kadın cinsel organının üst ve alt dudakları da Kılitoris'le beraber kesilmektedir.
Ülke Sünnetli kadın sayısı Toplam kadın sayısına oranı
Mısır 27 905 930 97
Nijerya 25 601 200 40
Sudan 12 816 000 89
Somali 5 034 260 98
Mali 5 155 900 94
Kenya 6 967 50
Toplam:136 797 440
3 Mart 2013 Pazar
1005/BALDIRAN ZEHRİNİ İÇEMEMEK!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;03 Mart 2013
İleti yazım ile birlikte:Baldıran zehirini içmek,haksız ölümüne rağmen pozitif hukuka saygılı olanlara Sokrat'a özgüdür.Yemin ve kasem etmekse her dem doğru söyleyemeyenlere özgüdürBirisi öldürerek ölümsüzlüğe vardırır;diğeri de yalanları ile başını öne eğdirtir!"
BALDIRAN ZEHİRİ, İÇMEK!
Taklibi Hükümet Suçlarının !Başsavcısı Sayın ReceTayyip Erdoğan Beyimiz;daha önceleri Şerefini ortaya koyarak inkar ettiği İmralı yalvarmaları üzerine yeni bir mantıkla yemin etmişti:"Baldıran zehiri içerim!Bendeniz de bunun mümkün olamayacağını Sokrat'ı örnek göstererek vurgulamıştım.Bu sabah Sayın Ahmet Avcı telefon etti:"Komutanım,sizin o yazınızın en önemli kısmını Sayın Yalçın Bayer,Hürriyet gazetesindeki köşesine adınızı vererek koymuş!"Dedi.03 Mart 2013 tarihli Hürriyet gazetesini satın alarak ol yazıyı buldum,sizinle de Paylaşmak istiyorum:" "GÜNÜN SÖZÜ"
"Ağzına yemin ve kasemden başka hiç bir içki koymayan "baldıran zehiri'ni" de asla içemez!Çünkü,baldıran zehrini içmek,haksız yere ölüm hükmü giydiği halde,pozitif hukuka saygısı nedeniyle Sokrat'a özgüdür.Yemin ve kasem içmek de pozitif hukuka saygı duymayanlara özgüdür."Osman TÜRKOĞUZı
1004/HALİFELİK ÜZERİNE SERENATTEKRAR
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;15 Ağustos 2010./İzmir;03 Mart2013
Kanal24 muhabiri Genç Bir Kızımız elindeki mikrofonu uzattığı Genç Kızlarımıza ve Genç erkeklerimize çok ciddi sorular yönetmekteydi.02 Mart 2013 akşamı.
"Halifeliğin gücü?"
"Halifeliğin kaldırılması kötü mü olmuştur?"
"Halifelik geri getirilebilir mi?"
Halifaliğin gücü mü?Mukaddes cihat ilan ederek Tüm müslümanları müslüman Türklere karşı,Rus,İngiliz ve Fransız sancakları altına toplamak!Halifeliğin gücü mü kalmıştır. tarihinde,Hulagu'nun atlarının nalları altında hepsi de öldürülmüştür.
Gençlerimiz,cumhuriyetimizin kendilerine emanet edildiğinde de haber geveleyip durdular.Başvekil Adnan Menderes te,demokrat partisi grubunda sıkıştırıldığında şu talihsiz sözü söylemişti:
"Siz,o kadar güçlüsünüz ki isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz!"O zmanlar Milletvekilleri maaşları çok düşüktü ve hiç bir milletvekili hakkında da suç dosyası yoktu.Bu nedenle,Adnan Menderes'in bu önerisi tarihimize bir ibret lekesi olarak düşmüş oldu!Bendeniz bugünlere geleceğimizi düşünerek,1974 senesinde kapsamlı bir Halifelik adlı kitabımı yayımlatmıştım.İkinci baskıısını da daha çok genişlettiğim halde yayımlatamıştım.Bu onurlu günümüzün anısına kitabımın geniş bir özetini bilgilerinize sunuyorum.Saygılarımla.
HALİFELİK ÜZERİNE SERENAT!
“Demokratik, Laik, Evrensel Hukuka sahip, Sosyal bir Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine Hasım, Almanya’daki GERİCİ dini kuruluşlarınca HALİFE! Seçilen ÜÇ KARILI bir Cumhuriyet düşmanını Sayın RTE, Başvekâlet Müsteşarı yapmış!” Bu adamın ilk sözü: ”Sünnet olan Dördüncü karıyı da öteki karılarımın arasına katacağım olmuştur!” Basın.
“Benden sonra Hilafet otuz senedir. Bundan sonra Hilafet, ısırıcı bir SALTANATA dönüşecektir!”. Hz. Muhammet. (Hadis).
İnsanlık tarihinde ve yeryüzünde; Hilafet kavgasından daha çok kan döktüren bir kavga olmamıştır. Ostüzü.*Al Şahrastani İslam tarihinin hiç bir devrinde, hiçbir din aktinin hilafet kadar ihtilafa sebep olmadığını ve kan döktürmediğini söyler.” İslam Ans. Cilt 5.S.153.
“KUR’ANI KERİM’DE HİLAFETİN LÜZUMUNA DAİR HİÇ BİR AYET BULUNMAMAKTADIR!” İslam Ansiklopedisi. C.5.S.152–153.
“ZAMAN DEĞİŞTİKÇE; HÜKÜMLER DE DEĞİŞİR!” En önemli İslami kural.
“İbadet eden kimse, kendisinin rehberidir. Bunun için Rahibe lüzum yoktur. Halkın sesi Hakkın sesidir!” Konfiçyus.
“Bir yerde dinden söz edildi miydi, sıkı durunuz, ya canınızı ya da malınızı alacaklardır!” Konfiçyus.
Hilafet-Halifelik-kavgası; aslında, Arap Haşimilerle, Arap Emevilerin-Ümeyyeoğullarının- VE Muhacirun ile Ensar’ın bir iktidar kavgasıdır. Politika gereği olarak, kavganın eksenine bir de ULÛHİYET eklenmiştir.
Biz Türkler, zorla ve toplu öldürmeler sonucunda Müslüman olunca, Mekkeli iki kardeş Arap ailesi arasındaki kavgayı kendi kavgamız olarak benimsemişizdir.
Bu konuda; ilk, genişçe bir kitabı yazmam nedeniyle, kültürlü olduklarını beyan edenlere bu konuyu sorduğumda, ”bir tek Halifelik kurumundan” türküler söylediklerine tanık oldum.
Bilinmezliğin cazibesidir, bildiğini sandığını göstermek.
1980’li yıllardaydı; Adana Müftüsü Cemalettin Kaplan; Diyanet İşleri Başkanı olmak sevdasına tutulmuştu. Atatürkçü geçinenlere yaranmak için de, iki kişi bir olup, bir broşür yayımlamışlardı.
İslamdan ayrılan ve yeni bir din olan Süleymancılığın aleyhindeydi bu broşür. Süleymancılar; 1967 senesinde, ”İnanacağımız Esaslar!” adlı bir broşür yayımlamışlardı.
Bizim, bu konuda yayımlanmış bir kitabımız da var; başımıza işler açan bir kitap!
“Süleyman Hilmi Tunahan’ın Silistire’de doğup, İstanbul’da ölmesi, KIYAMET ALAMETİ OLAN, Güneşin batıdan doğup ta, doğuda batmasına işaretmiş!” Bu küçük risalede, akla ve İslamiyet’e ters düşen iddialar vardır:
“HALİFE OLMAYAN ÜLKEDE CUMA NAMAZI KILINAMAZ!” Buna bir tek yanıt verilmesi gerekir: Çüşşş!
Her Müslüman ülkede bir Halife demek, her ülkede apayrı İslamiyet inancı demek değil midir? Hilafet bizde olsa; öteki Müslüman ülkeler de hilafetsiz kaldıklarından Cuma namazından mahrum mu kalacaklar, din ve Tanrı hainleri!
Osmanlı Halifesi; Birinci Dünya Savaşında; Almanların telkiniyle “MUKADDES CİHAD” ilan ettiğinde; ilk itiraz Osmanlının Arap asıllı Bağdat Müftüsünden gelmişti:
“Halife, Arap asıllı ve Kureyş kabilesinden olacaktır. Bu nedenle de Osmanlı Padişahı Halife sayılamayacağından DİNEN Mukaddes Cihad ilan etmek yetkisi de yoktur!”
Osmanlı ordusundan Cavit Paşa, Birinci Dünya Savaşında, Bağdat valisi iken, Irak’taki din ulularını çağırarak, Büyük Din Savaşı için fetva istediğinde:
“Büyük savaş genel olur; özel olmaz!” Cevabını almıştı.
Bağdat’taki Arap asıllı Osmanlı Devleti Müftüsü de:
“Hazreti Peygamberin yaydığı ve tesisi buyurduğu din ve şeriat hükümlerinin temini, devamı ve bekası Kavmi Necibi Araba aittir.” Demiştir. Cavit Paşa, Irak Seferi, s.334.Besim Atalay, Türk Dili İle İbadet, s.82,
Cemalettin Kaplan, Almanya’da ölmüş olup, cenazesi Erzurum’a getirilerek, Görkemli bir anıt mezara konulmuştur.
Yerine Halife seçilen oğlu Metin Kaplan da epeyce herzeler yedikten sonra, bir hasmını öldürtmek suçundan Alman mahkemesince mahkûm edilerek ülkemize getirilerek hapsedilmiştir.
Bunlar; bir anayasa yaparak; “Anadolu İslam federe devletini!” Kurmuşlardı. Bu federe islam devletinin hangi federasyonun federesi olduğunu da anlamış değilim! Halife! Metin Kaplan; bir uçak kullanarak ANITKABİR’İ bombalayacaktı tartışmasını da yaşamıştık!
Tanrımıza bin şükür! Almanya’daki Atatürk ve Türklük düşmanları boş durmamışlar, üç karılı birisini Halife olarak seçmişler. Bu seçilmiş Halife! Sayın Recep Bey tarafından, Kadrine ve dahi kıymetine lâyık bir biçimde, Türkiye Cumhuriyeti Başvekâletine Müsteşar olarak atanmıştır!
Aslında, Müslümanlığın en onurlu ilkesi: ”Egemen olmayan İslam ülkelerinde Cuma namazı kılınamaz!” Cuma namazında EGEMEN adına hutbe okunacağı için, egemenlikten mahrum islam ülkelerini uyandırmak içindir bu yüce kural.
Geliniz görünüz ki satılmışlık insan onurunu da dumura uğratmaktadır.
Avusturya İmparatorluğu, Bosna-Hersek’i işgal ettiğinde; Bosna saray Müftüsü Avusturya –Macaristan imparatoru adına hutbe okutmakta hiçbir İslami sakınca görmemiştir.
Vatan Hainlerimizden Alemdar gazetesi—Refi Cevat Ulunay- İstanbul’da referandum yaparak, bir günde, dini bütün (40.000) Müslüman İngiliz sömürgesi olmayı kabul etmiştir.
Yunanlılar İzmir’e çıktıklarında; İzmir camilerinden bazı imamlarımız:
“Kur’anı Azim’üsŞan’da Rum suresi vardır. Sakın ola Yunan askerlerine karşı gelmeyiniz. Bundan sonra bizleri Yunanlılar idare edeceklerdir!” Diye olanca sesleriyle böğürerek fetva okumuşlardır.
Başımıza olmadık işler açan, bizleri Arab’ın ve Arap kültürünün uşağı haline koyan bu HALİFELİK nedir? Bir de benden dinleseniz olmaz mı?
Şunu da önce vurgulamak isterim: ”Arap halifeleri Arap milliyetçiliğini islamiyetten üstün tutmuşlardır!”. Bizler ise; Müslümanlık diyerek, Arapçılığı Tanrısal lütuf saymışızdır!” Adaletten Kaçanlar Partisinin Genel Merkezi bitişiğindeki caminin imamı Suudi Arabistanlı ve dahi fistanlı bir Araptır! URABİCİYİZ!
1- “Halife, Halef, Naip, Peygamberin halefi ve kendisinden sonra, yerine kaim olmak; (Halife Resul Allah) itibariyle, İslam Camiasının en Yüksek Reisinin yani imamının unvanıdır”. İslam Ans. C.5.S.148.
Hilafet, Arapça=Halifelik.
Bir kimsenin Halife olarak başta bulunduğu yönetim şekli. MS. 08 Haziran 632–12 Rebiyülevvel 10-İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in ölümü üzerine; Halifelik ve İmamlık büyük çekişmelere neden olmuştu. Mekke’den Medine’ye göçenlerle-Muhacirun-, Medine yerlileri- Ensar- arasında Halifelik kavgası yaşanmıştır. Hz. Ömer’in ve Ebu Ubeyde’nin araya girmesi ve Ebu Bekir’in kişiliği, beş defa Halife olma sözünün sahibi Hz. Ali’yi de, böylece saf dışı bırakmıştı. Ebu Bekir iki sene Halife olarak kalmıştı. O’NUN dışındaki üç halife de öldürülmüştür. Hz. Ömer (634–644), Hz. Osman (644–656), Hz. Ali (656–661), Hz. Hasan (661-6ay); Yezit’in karısı olacağı vaadi ile kandırılan karısı Cude tarafından, zehirlenerek öldürülmüştür. Hz. Hüseyin (6 ay) Şam’da saltanat süren Muaviye’nin oğlu Yezit’in askerleri tarafından, KERBELA’DA başı kesilerek öldürülmüştür. Halifelik hiçbir kimseye hayır getirmemiştir. Abbasi halifelerinin ve 12 İmamın öldürülmüş olduklarına dair tarihe not düşülmüştür. Hz. Ali’nin Amcası Abbas’ın soyundan gelen Abbasi halifeleri Hz. Ali soyuna felaketler yaşatmıştır.
Tarihin hiçbir döneminde, millet olabilme kültür ve yeteneğini kazanamamış olan Arap ırkı, halifelik kavgasıyla da, alabildiğine parçalanmanın sınırsız zevklerini yaşamış, alabildiğince kan dökmüşlerdir.
Hz. Muhammet’in ve diğer iki halifenin bir araya toplamış olduğu Arap kabileleri arasındaki kavgalar, halifelik ve İmamlık kurumu ile daha şiddetli başlamış ve sürmüştür. Kendisine, bir ümmet çatısı altında, millet olabilme kültürünü verecek olan islam dinini ve zorla Müslümanlaştırdıkları diğer milletleri de kendilerine benzetmekte büyük hüner göstermişlerdir. İslam dininin vermiş olduğu Ganimet heyecanı ve atılganlığı ile yenerek Müslümanlaştırmış olduğu diğer milletleri de; İslam Dinini, Hz. Muhammet’in kendilerine bıraktığı şekliyle değil; kendilerinin, kendilerine benzetmiş olduğu şekliyle sunmuşlardır.
“Araplar, bir yere girdiler mi, orasını soyarlar, harap ederler. Düzgün taşları, çömlek altına koymak için sökerler, çatıların direklerini çadırlarına dikmek için çıkarırlar, vergi almakta bir had tanımazlar, ne bulurlarsa alırlar. Onlar için hukuku gözetmek ve insanları fenalıklardan korumak gibi şeyler, görenekleri değildir. Babaları ve kardeşleri de olsa, bildiklerini yaparlardı.” Fec’rül İslam, c.2,s.82.
“Araplar vahşidir, soyguncudur, yağmacıdır; bir memlekete girerlerse orayı harap ederler. Bir başbuğa itaat etmezler, sanatları ve bilgileri yoktur; bu gibi şeyleri yapmaya istidatları bulunmaz.” İbn’i Haldun, Mukaddeme 3 cilt. İbn’i Haldun, sosyolojik tarihin babası olan ve Aksak Timur ile de Şam’da konuşmuş olan bir Bilgindir.
“İslamlık, Arapları yoğurarak belli bir düzeye getiremedi!” Fecr’ül İslam, s.82.Fakat Araplar İslamiyeti, kendi basit kabile karakterine mükemmelen uydurarak, inanç kaynağı olmaktan çıkarıp, anlaşmazlık kaynağı haline koymasını da bildiler ve bizlere de böylesine bir Müslümanlık aşıladılar.
İlk halifeler hakkında, Hz. Ömer’den itibaren (Âmir al Müminin) unvanını kullanmaya başladılar. Bu unvan, (Halifat Resul Allah) unvanı Hz. Muhammet’in ölümü ile sona erdiğinden, RİSALET görevi dışındaki tüm görev ve yetkileri kapsar.
Çok cüretli bit şekilde ortaya atılan (Halifat Allah) unvanı Halife Hz. Ebu Bekir tarafından şiddetle reddedilmiştir. O, Halife seçildiğinde:
“EY Nas! Ben sizin üzerinize Veliyül emir oldum!” Demiştir.
Çok ilginçtir; Türkiye Büyük Millet Meclisince halifeliğe atanan Veliaht Abdülmecit Efendi, Hilafetin kaldırılmasından sonra; yakınları ve de (103) bavulu ile sürgün edilmişti. Paris’e yerleşmiş olan bu zat, Kızı Dürrüşşehvar’ı da Haydarabat Nizamının oğlu ile evlendirmişti. Bu Efendi, bütün dünya Müslümanlarına bir beyanname göndermişti. İslam ulemalarının Marsilya’da toplanarak, Hilafet hakkında bir karar vermelerini istemiş olduğu ve hiçbir kimsenin de ilgilenmediği bu beyannamesinin altına: ”RABBİLÂLEMİN RESULÜ HALİFE!” imzasını atmıştı.
2-Maliye memurlarının topladıkları vergi gelirlerini kendisine sundukları memur için de HALİFE unvanı kullanılırdı.
3-Kadiriyye tarikatında; Kadiriyye şeyhinin sınırlı bazı yetkileriyle, uzak yerlerde, onu temsil eden şahsa da HALİFE denilir.
4-Kanuni Sultan Süleyman döneminde; Hindistan’da Büyük bir imparatorluk kuran Türk Babür’ün sarayındaki tüm kadın hizmetçileri gözeten kadın görevliye de HALİFE denilirdi.
5-Fas’ta şehir valilerinin muavinlerine de HALİFE denilir.
6-Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Babıâli’deki kalem kâtiplerine de HALİFE denilirdi.
7-Daha birçok tarikatlarda, Şeyhin yardımcılarına ve birçok sanat dalları mensuplarına da HALİFE denilir.
8-Cava adasının birçok hükümdarlarına, kendi vatandaşlarınca HALİFE adı verilmiştir. İslam Ans. CİLT.5.S:148–155.
9-Ülkemizde; yeni bir göreve atanan memur ile bu görevi yürütmekte olan memur söz konusu edildiklerinde: Halef-Selef); (Halefim- Selefim) sıfatları kullanılır. Ostüzü.
İslamın yüce kitabı Kur’anı Kerim’e bir göz atacak olursak, orada da Halife sıfatının başka anlamlarda kullanılmış olduğunu görürüz:
1*6’ıncı sure, 165’inci ayet: ”O,sizi (peygamber ümmeti) yeryüzünün Halifeleri yapan, size verdiği şeylerde sizi imtihana çekmek için kiminizi derecelerle kiminizin üstüne çıkarandır!” Buyuruyor.
2*10’uncu surenin 14’üncü ayetinde de: ”Onlardan sonra, arkalarından sizi yeryüzünde Halifeler yaptık. Bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye!”
3*35’inci surenin 39’uncu ayeti: ”O,sizi yeryüzünde halifeler yapandır!” Buyurarak, insanlara yeryüzünün halifeleri unvanını veriyor!
4*(Kur’anı Kerim’de Davut peygamber hakkında” ya Davut, biz seni yeryüzüne halife yaptık. İnsanlar arasında hak ve adaletle hüküm ver.” Buyrulduğu açıklanmıştır.) Ercüment Demirer’in S.G.E. s.17.Tevrat ta başka türlü söylüyor: ”Savaşta bulunan General Uriya’nın Karısı Hititli Sitti’yi gebe bırakarak, Zavallı Generali ön saflarda görevlendirerek öldürtmüştür! Hak ve Adalet bu mudur?
“Kesin olarak ifade ederiz ki; Hilafet dini değil, dünyevi bir makamdır. Hilafet makamının islam itikadı ile hiçbir ilgisi yoktur. Akaid kitaplarında tek kelime ile de olsa hilafetten söz edilmemektedir. HİLAFET DEMEK, HÜKÜMET DEMEKTİR, YANİ DOĞRUDAN DOĞRUYA MİLLET İŞİDİR. İslam dininin birinci derecede kanunu olan Kutsal kitabımız Kur’anda şekli hilafet, yani islam hilafeti hakkında hiçbir ayet yoktur!” Ercüment Demirer, S.G.E. S.51.
İki gruba ayrılan Müslüman Arap toplumunda, Halife olmanın şartları:
1-Sünnilere göre, Halife olabilmenin ilk şartı, (KUREYŞ KABİLESİNDEN OLMAKTIR!)
2-Şiilere göre, HİLAFET ANCAK VE ANCAK ALİ SOYUNDAN GELENLEREDİR. Fuat Kadıoğlu, Gericilik ve Ötesi, s.15–16.
İMAMET MESELESİ.
Hz. Muhammet’in kurmuş olduğu din, Mekke’de büyük baskılara uğradığından, özel bir toplanma ve ibadet etme mekânından da mahrum edilmişti. Hz. Muhammet; 17 Eylül 622 tarihinde, Medine’ye sığınınca; birlikte ibadet etmek için, kerpiçten bir bina yaptılar. Cem olmaktan adına da CAMİ dediler. Burada; vakit namazlarını Hz. Muhammet bizzat kıldırdığından cemaatin İmamı sıfatını almıştı. İşte bu İmamet konusu da Hilafet’ten doğmuştur:
“Hazreti Muhammet, camide ümmetine imamlık eder, onlara namaz kıldırırdı. Hastalandıkları zaman da, namazda imamet vazifesini ifaya Hz. Ebu Bekir’i vekil bırakmıştı. Hz. Muhammet ölünce O’NUN yerine birisi seçildi. Buna halife denildi. Halife vekil demektir. İşte imamet vazifesi de bundan meydana gelmiştir. İmame; sözlük manasına göre, Öne geçmek, bir cemaatin ulusu, Efendisi uymak ve tâbi olmak demektir. Büyüklere uyulduğu ve tâbi olunduğu için onlara İMAM denilmiştir.
Halifeye de, (İmamül Müslimin) denilmiştir. Hilafet tabiri de imamdan alınmıştır. En büyük imam da Hz. Muhammet’tir.
MÜSLÜMANLARIN DİN VE DÜNYA İŞLERİNE BAŞKANLIK EDENLERE İMAM VE HALİFE DENİLMİŞTİR.
Hilafet müessesine, diğer imamlardan ayırt etmek için (İMAMETİ KÜBRA) denilmiştir. Halifelerin en önemli vazifeleri İmamet’i Kübralıktır. Bunun için halifeler, İmam’ı Ekber, imamlar imamı manasına alınmıştır.
Hz. Muhammet’in ölümü üzerine bir de imamlık davası doğdu. İslam ümmeti iki gruba ayrıldı:
1-Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a imamet hakkı tanıdılar,
2-Bir kısmı da İmamet Hz. Ali’nindir dediler. Bu suretle de mezhepler doğmuş oldu!
Efendim; her nasılsa; özene ve dahi bezene yazmış olduğum yazımın üç sahifesi silindi! Bu konuya çok derince girmeyeceğim. Bir türlü ikinci sefer yayımlatamadığım kitabımı bilgisayarıma yükletebilirsem tüm adreslerime iletme sözü vermiş bulunuyorum.
“İmam sözü; Kur’anı Kerim’de; örnek, işaret, misal ve kılavuz anlamlarını ifade etmek üzere yedi defa tekil, beş defa çoğul olarak İmam deyimi kullanılmıştır.
1(-Kuran’da; İbrahim peygamber hakkında da imam tabirleri geçmektedir. Yüce Tanrı, İbrahim Peygamber’e : ”Ya İbrahim; Biz seni insanlara imam yaptık, adaletten ve doğruluktan ayrılma.”Buyurmuştur.) Ercüment Demirer; Din, Toplum ve Kemal Atatürk, s.53.
Tevrat’ta ise, Hz. İbrahim’in Eşini, Mısır Firavununa ve bir Filistin Kıralına kardeşim diyerek verdiğini yazmaktadır!
Normal yaşamımızda; imam deyimi üç anlamda kullanılmaktadır:
1-Topluluğa namaz kıldıran. İmamlık (İmama) ne bir sanat, ne bir rütbedir. İmam, namazda imamlık ettiği sürece imam sayılır. Din ilmini bilen Müslüman bir kimse; toplulukça, bir ücret karşılığı, bütün namazlarda imamlık etmek üzere, tayin edilebilir. Namazın şartlarını bilen her muhterem Müslüman, imamlık görevini yüklenerek yürütebilir. Namazda; dini iyi bilenlerin ön saflarda namaz kılması, imama bir şey olduğunda namazı kıldırması içindir.
İmamlık şerefi, daha önceden karar verilmemişse, topluluğun en âlim, ya da en itibarlı üyesine aittir.
2-Sünnilerde, imam unvanı, islamın en ileri gelen bilginleri, ruhani mezhepleri kuranlar içindir.
3-Şii mezheplerinde imam deyimi sayılamayacak kadar çoktur ve çeşitlidir. Bütün şekilleri saymak mümkün değildir.”En önemlisi, Hz. Ali soyundan gelen birisinin, islam âleminin en yüksek âlimi olmasıdır. İslam Ans. C.11,s.980–981.
4- 04 Eylül 1859 tarihine kadar, kurmuş olduğu ordularıyla, Çarlık Rusya’sına kan kusturan Büyük komutan, büyük devlet adamı Şamil için (Şeyh Şamil ya da İmamı Şamil ) denilmektedir. Buradaki imam sıfatı çok geniş bir anlamı ifade etmek için kullanılmıştır. Devlet başkanı, Başkomutan, Baş yargıç gibi. Şeyh Şamil’in anasını bile kırbaçlatması O’NUN basit bir imam olmadığını göstermektedir.
TARİH SAHNESİNDEKİ HALİFELİKLER!
1*MEKKE VE MEDİNE HALİFELERİ, (Dört Yetkin Halife).
2*Emevi Halifeleri (Şam, Bağdat ve Samarra).
3*Abbasi Halifeleri. (BAĞDAT)
4*Endülüs Emevi Halifeleri. (İspanya).
5*Fas Alevi halifeleri.
6*Kahire Fatımi Halifeleri.
7*Kahire Abbasi halifeleri.
8. İstanbul- Osmanlı Halifeleri.
1-HULAFA’İ RAŞİDİN DÖNEMİ.
Yalınız Allah’a inanarak ve güvenerek peygamberlik yapmağa kalkanların sonları ölüm olmuştu.
Hazreti Yahya, Hazreti İsa gibi. Hz. Musa, İkinci Ramses’in kızkardeşinin bir Yahudi mimardan olma oğludur. Mısır’dan kaçarken, Yahudi kavminin lideri olmuştu. Peygamberliği bu otoritenin desteğinde gelişmiştir ve Anekneton’un dinin etkisi de bu nedenle Musa dininde vardır.
Hz. Muhammet; Mekke döneminde, insanların bireysel kurtuluşundan başlamıştı. Bunun böyle olmayacağını bizzat yaşayarak anlamış ve Medine’ye sığınarak bir silahlı güç oluşturmuştu. Öldüğünde; Suriye’yi istilaya giden bir askeri güce sahipti. Mekke’de (12) Erkek ve (5) Kadının okuyup, yazma bildiğini biliyoruz!
Ebubekir dönemi iç bunalımlarla geçti. Hz. Ömer döneminde dış fetihlere yönelindi. İran fethedildi. Yağmalarla Araplar çabucak bozuldular. Bu bozulmayı gören Hz. Ömer’in:
“Keşke Iranla aramızda ateşten dağlar olsaydı da bu servetlere kavuşamasaydık!” Dediği söylenir.
Hz. Osman dönemi tam bir rüşvet ve adam kayırma dönemidir. Mısır’a vali olarak atadığı Hz. Ebubekir’in oğlunun öldürülmesi için Mısır valisine yazılmış ve O’NUN mührü ile mühürlenmiş bir mektup, bir kölenin matrasında çıkınca; kızgın Mısırlılar ve Ebubekir’in oğlu geri dönerek Hz. Osman’ı öldürdüler.
Hz. Ali dönemi tam bir karışıklık dönemiydi. Cennetle müjdelerlerden olan Zübeyir ve Talha, Peygamberin 18 yaşında dul kalmış olan eşleri Hz. Ayşe ile birleştiler.
Cemal vakasında; Hz. Ayşe’nin devesinin etrafında (13.000) kişi öldü. Ebu Bekir’in oğlu Abdullah tarafından devenin ayakları kesilerek Ayşe yakalanabildi. Ölenler arasında Zübeyir ile Talha da vardı. Hz. Ali; Tozlar içinde upuzun yatan, Zübeyir ile Talha’nın ölülerini gördüğünde: ”İki Kureyşli nin bu halde ölülerini görmektense ölümü tercih ederdim!” Dediğini İslami kaynaklarda bulmak mümkündür.
Hz. Ali’nin Şam valiliğinden azlettiği Muaviye, Hz. Ali’yi Hz.Osman'ının öldürülmesinden sorumlu tutarak halifeliğini kabul etmedi ve isyan etti. Üç ay süren Sıffin çatışmalarında her iki taraftan (110.000) kişi öldü. Amr’ı İbn’ilAsın kurnazlığı ile ve hiyle ile Hz. Ali halifelikten azledildi ve Küfe’de öldürüldü.
2- EMEVİLER DÖNEMİ. (Doğu Emevileri)
MÖ.661-749 yılları arasında (14) Emevi kökenli, yani Ebu Süfyan soyundan inen halife hüküm sürmüştür. Dini, Hukuki ve siyasi egemenlik bir tek kişinin kişiliğinde toplanmıştır. Halife unvanı semboliktir. Hicri(41–132).
Muaviye bin Abi Süfyan bani Umeyya ailesinin asıl koluna mensup iken; İkinci Muaviye’nin ölümünden sonra, Halifelik ve Meliklik bu ailenin diğer kolunun reisi olan Mervan bin al Halan bin Abir al Ar’a geçtiği halde isim değiştirilmemiştir. Bu zat Hz. Osman’ın mührünü kullanarak çok haltlar karıştırmıştı.
Emevi hükümdarlarının çoğu, alelade basit bir kimseye yakışmayan iffetsizlikleri apaçık sürdürmüşlerdir. Fuhuş alabildiğine yayılmıştır. Harun Reşidin sarayında kadın elbisesi giydirilmiş 2000 genç oğlan bulunduğunu okuyabilmekteyiz. Harun Reşit; satın almış olduğu bir cariye ile o gece yatmak istediğini Müftüsüne ısrarla söyleyince; İnek suresinin (234)’üncü maddesindeki iddet müddeti hatırlatıldığında: ”Umurumda değil, çaresini bulmalısınız!” Emrini vermiş ve şıpıdanak çaresi bulunmuştur. ”Cariyeyi azat et. O gece de yat!”
İran ve Türk elleri fethedilerek soyulmuştur. Harun Reşit; hükümet merkezini Şam’dan Bağdat’a taşımıştır. Harun Reşidin üç oğlu vardı: Emin, Memun ve Mutasım. Mutasım’ın anası Türk olduğu için, Mutasım Türklere çok yakın olmuş; büyük komutanlarını ve Muhafız birliğini Türklerden oluşturmuştur. Hükümet merkezini de yeni kurdurmuş olduğu Samarra şehrine taşımıştır. Osmanlının Muhafız birliği, Fransız İhtilaline rağmen, Arnavut, Arap ve Türk’ten başka unsurlardan oluşuyordu. Şah İsmail’in muhafız alayı da VARSAK adlı Türk aşiretinden oluşturulmuştu. Bu aşiret mensupları, Torosların güneyinde Per perişan yaşamaya çalışmaktadırlar!
Emevi halifeleri despotlukta çok ileri gitmişlerdir. Abbasi halifeleri de onlardan geri kalmamışlardır. Halife Mansur (H.130); Ebu Hanife adlı, Kur’anı (70.000) defa okuyan ve 63.000 içtihat ve 500.000 fetva veren bilginini teklif ettiği kadılığı kabul etmediği için dövdürerek öldürtmüşlerdir.
Ayrıca; istedikleri fetvayı vermeyen İmam Şafiyi de döverek kolunu kırdırtmışlardır.
Türk illerinde Müslümanlığın yayılmasını sağlayan, sevgiye dayalı Müslümanlığın yaratıcısı Hallacı Mansuru da, kollarını ve bacaklarını kırdırarak işkence ile öldürtmüşlerdir.
Halifeler, birbirlerinin gözlerine mil çektirtmişlerdir.
Abbas oğullarından imam İbrahim; babasını Emevilerin öldürmüş olduğu 18 yaşındaki Horasanlı Ebu Müslim adlı bir Türk gencine: ”Şüphelendiğini öldür, Seni ailemizden saydım!” Emrini vermiştir. Horasanlı Ebu Müslim büyük bir ayaklanma çıkartarak Emevileri yenmiş ve iktidarlarını da dağıtmıştır. İmam İbrahim öldüğü için kardeşi olan Ebul Abbas Seffah -Kan dökücü- Abbasilerin ilk Hükümdarı, halifesi ve imamı olmuştur. İlk yapmış olduğu işte; Horasanlı Ebu Müslim’i işkenceyle öldürtmek olmuştur.
Emevi halifelerinden çoğu, Kur’anı Kerime hakaret etmekten zevk aldıkları gibi; Hz. Muhammet’in hırkasını bir rakkaseye giydirerek, işret meclislerinde dans ettirtmişlerdir. Harun Reşit’in, kızkardeşi Abese Sultanla bir odaya kapanarak şarap içtikleri, Türk asıllı veziri Barmek oğlu Caferi de, Abese Sultanla seviştikleri için öldürttüğünü tarihler yazmaktadır!
3.. BAĞDAT ABBASİ HALİFELERİ DÖNEMİ. (MS:750–1258)-(H.132–656).(37) Sultan Halife hüküm sürmüştür. 12 imamdan devirlerine denk gelenler zehirlenerek öldürülmüşlerdir. İktidardan düşürülen halifelerin gözlerine mil çektirilmiştir. Türk ellerindeki soygunun devamı ve Müslüman olan Türklerin islamdan geri dönmemesi için sünnet mecburiyeti konmuştur. Hâlbuki Türkistan Arap valisinin sünnet teklifine, Emevi Halifesi Abdülaziz:
“Allah, Hz. Muhammet’i sünnetçi olarak göndermedi. İnsanları irşat etmesi için gönderdi diye reddetmişti!” Tabari, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi. Osman Türkoğuz, Sünnet, makale. Blog adresimde var.
MS. 945 tarihinde Şii Büveyhoğullarının kurulmasından sonra, Bağdat Abbasi Sultan halifeleri onların sultası altına girmişti. 1042 senesinde; Dandanakan Meydan Muharebesinde, Gazneli devletini yıkan büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey; 1055 tarihinde de Büveyhoğullarının yenerek halifenin otoritesini sağlamıştı. Buna mukabil olarak ta; halifenin sağına ve soluna dizmiş olduğu yedişer güzelle iktifa etmeyerek, halife’nin (15) yaşındaki kızını eş olarak alarak, yaşlı eşiyle Belh şehrine yollamıştı.
Günümüzde; devlet başkanlığına yükselecek kimesneler 14 yaşındaki kız çocuklarını okulundan alarak evlenmekte ve türbanlamaktalar!
“Hilafet kurumu dünya kudretinden mahrum kaldıkça rakipler ortaya çıkmaya başlamıştır. Onuncu yüzyılda, Bağdat halifelerinin karşısına iki yeni rakip daha çıkmıştır. MS: 928’de Endülüs’te hükümdar olan Abdurrahman üçüncü halife unvanını almış, kendisinden sonra gelen ahfadına da aynı unvanı bırakmıştır. MS:909 yılında; Mehdiye’de, Şii Fatımiler de kendi, kendilerine Halife unvanını vermişlerdir.”Fuat Kadıoğlu’nun S.G.E.S12.
Moğol kasırgası, sarayından dışarı çıkmayan Abbasi halifesini de buldu. 1258 yılı Abbasiler için hiçte uğurlu gelmedi. Moğol Komutanı Hülagu, halife ailesinin tüm bireylerini çuvallara doldurtarak süvarilerin atlarının altında parçaçalattırdı. H.660 yılında; Mısır’a Arap asıllı bir topluluk geldi. Yanlarında getirdikleri Siyahî bir adamın Ahmet ibn’i imam El zahirittin imam Elnasır olduğunu söylediler. Sultan Baypars, devlet ileri gelenleri ve Müftü’den oluşan bir meclis kurdurtarak konuyu inceletti. Bu kişinin Abbas oğullarından olduğuna kanaat getirilerek “Muntansır Billâh Ebu Kasım) adıyla halifeliği kabul edildi. Kahire kalesine yerleştirildi. Sıkıca gözaltına alındı. Halifenin adamlarının, halk arasında devlet işleri hakkında konuşmaları nedeniyle, iki sene sonra da kaleden dışarıya çıkmaları yasaklandı. Bu adam ve yakınları, Bağdat’ı yeniden ele geçirmeleri, için bir ordu ile Bağdat’a gönderildi. Moğol ordusu bu ordunun tümünü kılıçtan geçirdi. Hutbelerde, Sultan Baypars’ın adı ile birlikte bu halifenin adı da okunurdu. Halife bir sembol olarak kullanılırdı; tüm yetkiler Türk asıllı Sultanlardaydı.” Ahmet Cevdet Paşa, Kısas’ı Enbiya C.3.S.114–123.yeni yazı ile C.3.Ks.2.S.109.C.22.S.906–907.
“Halife Muti’in hiçbir şeyi yoktu. Tahsisatının giderlerini tutmak üzere bir kâtibi vardı. Halifenin şan ve itibarı kalmayıp, her hususta kendisine başvurulmaz olmuştu.” A.Cevdet Paşa, S.G.E. C.3.Ks.2.S.109.
Hicretin 325’inci yılında; üç adet Hilafet kurumu mevcuttu:
1-Bağdat’ta Türk egemenliği altında Abbasi Halifeliği,
2-Endülüs’te-İspanya’da-Emevi Halifeliği,
3-Fas’ta ve Cezayir’de Alevi Halifeliği.
4-ENDÜLÜS EMEVİ HALİFELERİ. (711–1492).
Arap asıllı komutan Musa Bin Nusayır’ın emrindeki, Berberi asıllı efsanevi komutan Tarık bin Ziyat, MS:711 tarihinde Cebelitarık boğazını geçerek, ispanya sahillerine çıkmıştı. Emrinde, sadece (7.000) asker vardı. Gemilerini yakarak askerlerine şöyle seslenmişti:
“Bakınız, arkanız deniz, önünüz düşman. Düşmanı yenmekten başka da çaremiz yoktur!” Diyerek Kıral Rodrik’in (90.000) kişilik ordusunu yenmişti. İlk önce girmiş olduğu Kurtuba şehrindeki Kıral sarayında bulunan (24) bacaklı gümüş bir masanın bir ayağını yanına almıştı. Üçkâğıtçı Musa bin Nusayır, ”Şam’a Kurtuba’ya ilk önce ben girdim!” Raporunu göndermişti. Yapılan tahkikatta, tek masa bacağı bu yalancı Arabı bir kere daha utandırmıştı.
Bağımsız bir Kurtuba Emirliği kurulmuştu. Bunlarda da Emirler-Hükümdarlar-Halife unvanını kullanmışlardı.
MS: 732 tarihinde; Abdurrahmanül Gafiki’nin, Puatiye’de Şarıl Martel’e yenilmesiyle, kendi kabuklarına çekilerek iç kavgalarla vakit geçirmişlerdir. Buna karşın ünlü bilginler yetiştirmişler, Avrupa’nın aydınlanmasına öncülük etmişlerdir. İbn’i Rüşt ve Yahudi asıllı İbn’i Meymune gibi. İspanyollar uyanarak, evlilik yoluyla iki Kırallık ta birleşerek, MS:1492 yılında, Endülüs Emevi devletine son vermiştir. (16) Sultan halife hüküm sürmüştür. Hükümet merkezini ağlayarak terk eden son halifeye anasının sözleri bir ibret belgesidir:
“Erkekler gibi savunamadığın ülken için, kadınlar gibi ağla!”
Cezayir’e geçen son halifenin gözlerine Cezayir Emirinin gözlerine mil çektirdiği son halife, sefalet içersinde, dilenerek ölmüştür.
5-MISIR ABBASİ HALİFELERİ.(1261–1516/1517).1543!
Nasıl kurulmuş olduğuna kısaca değinmiştim. Bu, dini sıfatından yararlanmak için Mısır Türk hükümdarlarının kullanmış oldukları bir sembolik halifeliktir. Mısır hükümdarı Kansu Gavri; Yavuz Sultan Selim’in karşısına, Halife Mütevekkil al Allah’ı da alarak, Kilis’in hemen kuzeyinde, Yanan Köyün altında ve Suriye’de kalan Merç ve Dabık köylerinde karşı çıkarak yenilmişti.
Rıdaniye meydan Muharebesinden sonra; Kahire’ye girilmiş; Kahire’de de verilen sokak çarpışmalarından sonra “Devlet’it Türkiye”devletine son verilmişti. Kansu Gavri’nin yerine getirilen Tomanbay da yakalanarak boynu vurulmuştu.
HİLAFETİN OSMANLILARA GEÇİŞ MASALI!
Yavuz Sultan Selim’in dünyasında üç güçlü devlet vardı:
1*Osmanlı İmparatorluğu,
2*Safevi devleti,
3*Devlet’it Türkiyye-Memluklar=Kölemenler-
Başlarında Şah İsmail’in bulunduğu safevi Devleti, tam (14) devleti yenerek haritadan silmişti. 1514 tarihinde, Çaldıranda Yavuz’un Şah İsmail’i yenmesi, islam dünyasının gözlerini dört açtırmıştı. Dul Kadiroğulları Beyliğinde, (1000) kişilik bir Mısır süvari birliğinin gözükmesi Yavuz Sultan Selim’e beklediği fırsatı vermişti. Osmanlı İmparatorluğunun ordusunun görkemi, Müslüman âlimine: ”Bizi Osmanlı korur!” Fikrini vermişti. Böylece Halifelik Türk Hükümdarlarını şahsında güç kazanır fikrine de geldiler. Mekke Şerifi Ebu Numez, oğlu Şerif Ebül Hasan ile Haremeyni Şerefeyn’in anahtarlarını; Hz. Muhammet’in hırkasını, sancağı şerifini ve üç parça mukaddes emaneti Kahire’ye Yavuz’a gönderdi. Yavuz, bu emanetleri aldığında çok sevindi.
Mısır camilerinde hutbeye çıkan hatip, Yavuz Sultan Selim için:
“Sahibül Haremeyni Şerefeyn!” Dediğinde; Yavuz Sultan Selim ayağa kalkarak:
“Hayır, ben hadimül Haremeynü Şerefeyn’im!” Dedi.
Yavuz Sultan Selim, İstanbul’a dönerken Mütevekkil Alallah’ı da beraberinde götürdü. Bir Cuma günü, Ayasofya camisinde görkemli bir dini merasim yapıldı. Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil Alallah mimbere çıkarak:
“Bugünden itibaren İslam âleminin en büyük hükümdarı Yavuz Sultan Selim’e kendi rızam ile hilafeti devrediyorum. Âlemi İslamda hilafet yalınız Türk hükümdarlarına lâyıktır!” Dedi ve minberden indi. Yavuz Sultan Selim, elinde zafer kılıcı olduğu halde minbere çıktı. Mütevekkil Alallah, sırtındaki hilafet feracesini çıkartarak Yavuz Sultan Selime giydirdi.” Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, s.22–23.
Kahire’deyken; Yavuz’un yanındaki Ulemalar, MEŞRUİYET için hilafet’in alınmamasını, hilafet alındığı takdirde, Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunu meşru olmadığı sorunu ortaya çıkar. ”Hilafet alınmaya!” Demişlerdir. Yavuz Sultan Selim, toplamış olduğu Kahire’deki ulemadan da:
“Saltanatın meşruiyeti için makamı hilafetten icazet talebi gibi bir muamele gerekmez!” Fetvasını almıştı. Mütevekkil Alallah Yedikule’de konuk edilmiş! Yavuz öldüğünde de Kanuni tarafından gönderildiği Mısır’da 1543’te kendi vadesiyle ölmüştür. Ölünceye kadar da halife unvanını kullanmıştır!
6*OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA HİLAFET!
Yavuz Sultan Selim, Hilafet’i almamıştır. Yavuz ve ondan sonra gelen Osmanlı Padişahları HALİFE unvanını kullanmamışlardır.
1774 tarihinde; KÜÇÜK KAYNARCA’DA yapılmış olan Osmanlı-Çarlık Rusya antlaşmasında, Rus Çarı, bütün Ortodoksların koruyucusu sıfatını öne çıkardığından, Osmanlı delegeleri de Osmanlı Padişahlarının bütün Müslümanların koruyucusu olduğunu ortaya atmışlardı.
İsveç’in Paris Büyük Elçiliğinin Başkâtibi D’onshon, anası ermeni olan büyük bir bilgindi.1796 senesinde; Fransızca olarak yazmış olduğu ”Osmanlı İmparatorluğunun Genel Çerçevesi” adlı kitabında, Osmanlı Padişahlarının Hilafeti aldıklarını iddia etmişti. Osmanlılar zayıfladıkça; bu iddiaya sarılarak iyice batmış oldukları batağa gırtlağına kadar gömülmüşlerdi. Yazım çok uzadı.
Mustafa Kemal’in Hilafeti kaldırmış olduğunu iddia ederek Türkiye Cumhuriyetine kin kusanlara utanacakları bir belgeyi de sunmak zorundayım:
“10 Ağustos 1920 tarihinde; Paris’in SEVR Banliyösünde Osmanlı İmparatorluğunun imzalamış olduğu Sevr antlaşmasına bir göz atalım, ey Türk ve Türklük gözleri kör olanlar:
“Türkiye, her hangi bir devlet tabiiyetinde bulunan Müslümanlar üzerinde her çeşit nüfuz, egemenlik ve yargı hukukundan resmi surette feragat eyler…”Hükmünü kabul ederek, almamış olduğu ve dört elle sarıldığı Hilafet makamının taşıdığı yetki ve sorumluluklardan vaz geçmiştir. Halife olduğunu iddia ederek Anadolu’da kardeşkanının akıtılmasını sağlayan Vahdettin; İngiliz altınları ve silahlarıyla “HALİFE ORDUSU” kurarak Milli Kuvvetlere savaş açmaktan bile çekinmemesi de devrim tarihimizin en acı olaylarından birisidir.” Cumhuriyet Ansiklopedisi, cilt.5.S.1598.
Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında; Adliye Vekili Seyyit Bey tarafından, Hilafet Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e teklif edildiğinde, kısa ve özlü bir yanıt almıştı:
“TENEZZÜL ETMEM!” Esat Mahmut Bozkurt, Atatürk İ,S.325.İhtilali.
İslam Dinini parçalayacak ve ülkemizi kan banyosuna sokacak, tarihin çöplüğüne atmış olduğumuz bir boş kuruma bizler neden tenezzül edelim?
KISACA TOPARLARSAK:
HZ. Muhammet, Arap toplumunun tüm sosyal düzen kurallarını kökünden yıkarak, yeniden vazedeceği sosyal düzen kuralları sayesinde, bölünmüş Arap toplumunu birleştirerek, ümmetçilik potasında, bir Arap milleti yaratacaktı.
Kur’anı Kerimde:
1-Yeni bir dinin, İslamiyetin kuralları,
2-Yeni bir hukukun, islam hukukunun kuralları,
3-Yeni bir ahlakın, islam ahlakının kuralları,
4-Yeni bir örf ve âdetin kuralları, İslam örf ve âdetleri,
5-Yeni bir modanın, islam modasının kuralları düzenlenmiştir.
Bunların hepisini de uygulayan, kurmuş olduğu devleti yöneten, bu devletin ordusunun Başkomutanı olan, namazı kıldıran, tüm anlaşmazlıkların görüldüğü davalara bakan Hz. Muhammet idi.
Kur’anı Kerimde bulunmayan hususlara dair hadisleri ve sünnetleri yaşamsal alana o getirir, diğer devletler başkanlarına mektupları o yazar, elçileri o atadığı gibi de diğer devlet elçilerini o kabul ederdi.
Savaşlarda kazanılan ganimetleri o dağıtır, yeni işgal edilen topraklara Arap göçmenlerini o yerleştirirdi. Hz Muhammet’in Risalet görevi dışındaki görevlerini şöylece toparlayabiliriz:
1-Yasama görevi,------- Şimdi TBMM’İNDE.
2-Yürütme görevi,-------Şimdi Hükümette, Tarikatlarda ve dahi USA’DA, Bonanza çiftliğindeki ağlayıp, sızlayan Büyük JO’DA!
3-Yargı görevi,------------Daha önceleri Bağımsız mahkemelerdeydi. Şimdiyse imzasız ihbar mektuplarında ve maskeli beşlerde!
4-İmamlık görevi,---- Şimdiyse Sayın RTE’DA VE Bonanza çiftliğindeki gözü yaşlı, gönlü taşlı Büyük JO’DA!
5-Başkomutanlık görevi. (2002,ÖSS. Sınavı, Soru:46.)Anayasamıza göre Cumhurbaşkanlığındaydı!
Kur’anı Kerim’de ve Hadislerde bulunmayan hükümler için, karar verme yetkisinde bulunacak yetkililerin, bulunmayan hükümler yerine yeni hükümler koyabileceği, bizzat Hz. Muhammet tarafından beyan edilmiştir:
“51-Peygamberin içtihat ile hükmetmeye izin vermesi: Peygamberimiz –Aleyhis-selam-Sahabenin Âlim ve Fakihlerinden Muaz Bin Cebel’i Yemene vali olarak gönderirken, bu zat ile aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir. Peygamber:
“Oraya vardığın vakit, ne ile hükmedeceksin? Sana bir şey sorulduğu yahut ta bir davacı geldiği vakit, onların müşküllerini ne ile halledeceksin?”
“Tanrı’nın kitabı Kur’an ile. ”Peygamber:
“Kitap’ta bulamazsan?” Muaz:
“Resulullahın sünnetiyle.” Peygamber:
“Onda da bulamazsan?” Muaz:
“Kendi reyimle, içtihadımla hükmederim!” Peygamber:
“Senden daha iyi emir yoktur derim. (Tanrıya şükür olsun ki; Elçisini başarılı kıldı.) Ahmet Hamdi Akseki, İslam Dini, s.63-Besim Atalay, Türk dili ile İbadet, s.28).
İslam dininin yüce bir din oluşu; her ihtilafın çözümünü insan aklına bırakmasından ve herkesin kendisinden sorumlu tutulmasındandır. Veda haccında; Hz. Muhammet’in son vaazı Arap toplumu Müslümanlarına hiçbir olumlu etki yapmamıştır. Bazı fikirlerini yazalım:
“Benden sonra yolunuzu sapıtıp ta, birbirinizin boyunlarını vurmayın… Atayla, babayla övünmeyi sizden giderdi. Bütün insanlar âdem’dendir, O da topraktan. Ne Arap’ın Arap olmayana; ne Arap olmayanın Arap’a; ne beyazın Siyaha, ne Siyahın Beyaza üstünlüğü var. ”Üstün ve ulular ulusu Allah, bu günün, bu ayın, bu şehrin hürmeti gibi, kıyamete dek, kanlarınızı, mallarınızı, ırzlarınızı birbirinize haram etmiştir.”
“İnsanlar tarağın dişlerine benzerler, birbirlerinin eşidirler. İnsanların hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”kendin için neyi istiyor, neyi seviyorsan insanlar için de onu sev, onu iste. Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize düşman olmayın, birbirinizden yüz çevirmeyin, birbirinize hased etmeyin, kin gütmeyin ey Allah’ın kulları!”Abdulbaki Gölpınarlı, Hz. Muhammet ve islam, s.245–247.
Hulafa’i Raşidin unvanı verilen İlk dört halifenin yapmış olduğu işler yukarıda vermiş olduğum Hz. Muhammet’in emirlerine aykırılığı, insanı başka türlü düşüncelere sevk etmektedir: Bu emirler yalınız Araplar için midir? Araplar, istila etmiş olduğu ülkelerde, bu Peygamber emrinin tam aksini yapmışlardır. Yüz binlerce masum insanları, yaşlarına ve masumluğuna bakmadan kesmişlerdir. Mallarını yağmalamışlar, kadın ve kızlarının ırzlarına geçerek esir pazarlarında satmışlardır. Öldüğü zaman (1.000.000) Dinarı çıkan ve İslam mezarlığına gömülmesine izin verilmeyerek, Yahudi mezarlığına-Maşatlığa-gömülen Üçüncü Halife Osman’ın oğlu Sait;(80)Türk Beyini Semerkant’taki bahçelerinde çalıştırmış. Bu haksızlığı nedeniyle öldürülünce de, bu Türk Beylerini, aileleriyle birlikte, bir mağarada açlıktan öldürmüşlerdir.
Hz. Muhammet’in öldüğünü Hz. Ömer saklamıştır. Zira Hz.Ebu Bekir, o anda Medine’nin bir buçuk saat uzağındaki bahçesindeydi. Hz.Ömer, kılıcını çekerek:
“Kim, Hz.Muhammet öldü derse bununla öldürürüm!” Diyerek Hz. Ebu Bekir’in gelmesini beklemiştir.
Uzun tartışmalardan ve pazarlıklardan sonra, Hz.Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde’nin desteklemesiyle Hz. Ebu Bekir halife seçilmişti. Ebu Bekir güzel bir konuşma yaparak ortalığı yatıştırmıştı:
“Ey! Müslümanlar! Her kim ki Muhammet’e tapıyorsa bilmeli ki, Muhammet öldü. Her kim ki Allah’a tapıyorsa bilmeli ki, Allah bakidir, ölmez.”
Hz. Muhammet’in ölüm gününü alkışlarla karşılayan Hadramudlu Kadınların elleri, Halife Ebu Bekir tarafından kestirilmiştir. Dinden döndüğü iddiaları üzerine, şüpheliler, çukurlarda yakılan ateşlere atılarak, Halife Ebu Bekir’in emriyle yakılmışlardır. Ebu Bekir; Hz.Fatima’ya babasından miras kalan, Feddek hurmalığını Hz.Fatima’nın elinden aldığı gibi; bu zavallı, Peygamber kızı ve İslamın en cesuru ve dürüstü olan Hz. Ali’nin eşinin sopalarla dövülmesine de ses çıkarmamıştır.
Peygamber öldükten (93) gün sonra da Hz. Fatma ölmüştür. Ebu Bekir, Hz. Ali’ye çok anlamlı bir daveti, Ebu Ubeyde ile göndermiştir:
“Ali’ye git, O’NA de ki; deniz tehlikeli, kara korkulu, hava boz renkli, gece karanlık, gök açık, yer ise çıplaktır. Şeytan islam ümmeti arasına düşmanlık sokmağa çalışıyor. Sen bir köşeye çekilmiş, küskün duruyorsun. Sen bu ümmetin ekmeğine katık gibisin. Bu ümmetin keskin kılıcısın. Eğrilip te kesmez olma, bu ümmetin tatlı suyusun. Acıyıpta bozulma ya Ali, Ensar ve Muhacirin benim sana biatimi isterlerse, ben sana derhal biat ederim. Eğer düşüncen başka ise sen de bana biat et. Bize yardımcı ol. Yolunu şaşıranları irşad et. Artık fitne kapısı kapansın. Allah’ı Teâlâ bizim dediğimize şahittir.” Hz. Ömer de Hz. Ali’ye şu sözlerinin götürülmesini istedi:
“Ali’ye de ki; Ebu Bekir, bu ümmete cebir göstererek sıçrayıp ta halifeliği kapmadı. Bu ümmetin şuurunu selbedip, gözlerini bağlayıp, akıllarını bozmadı. Allah hakkı için öyledir. Ebu Bekir, malumunuz olduğu üzere aziz, âlicenap bir zattır. Hilafete bu meziyetleriyle nail oldu. O hilafetten çekindi, hilafet ona sarıldı. Bu vazifeyi Cenabıhak o’na ihsan etti!” Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, s.16.Hâlbuki Aynı Ömer, tüm adaylara itiraz ederek:
“Hz.Muhamet hangi aşirettense, halife de o aşiretten olmalıdır!” Demişti. Veda Haccında ve Hz. Muhammet’in ölüm anında, Hz.Ali’nin belirlenmiş olan Halifelik hakkını gasp ederek nasıl da, günümüzdekiler gibi, topu Allaha havale ediyor!
MAHİYETİ YÖNÜNDEN HİLAFET!
İslam Bilginlerince, mahiyeti yönünden Hilafet iki kısma ayrılır:
1-Hilâfet’i Kamile (hakikiye). Müslümanların rızası ve seçimleriyle tayin edilen ve halife olabilmenin tüm özelliklerini taşıyan halifelik.
2-Hilâfet’i Suriyye. Halife olabilme özellikleri aranmadan, halkın rızası ve seçimi dışında, zorla elde edilen Hilâfettir. Örnek vermek gerekirse:
Hulafa’yı Raşidin denilen Dört Halife, halkın reyleri ve rızalarıyla seçilmiş oldukları halde; Şam valisi olan, Ebu Süfyan oğlu Hindi’den doğma Muaviye, türlü dalavereler, altın ve silah zoruyla Halife olarak seçilmiş, öldüğü zaman da yerine Emevi Devleti Hükümdarı ve Halife olarak oğlu Yezit’i bırakmıştır. Yezit te, öldüğü zaman aynı usul sürdürülmüştür. Hilafet ve Saltanat Emevilerde kalmıştır. Hicri (41–132), Miladi (661–750) tarihleri arasında (14) Emevi asıllı Hükümdar ve halife hüküm sürmüştür. İsl. Ans. C.4,S.240 ve Cilt 5,S.152–153.Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi; Fuat Kadıoğlu, Gericilik ve Ötesi, S.14–16.Cumhuriyet Ans. C 5.S.1598.
Hilafetin iki esası vardır:
1-Hz. Muhammet’e nisbet (Hilâfet’i Nübüvvet),
2-Müslümanlara nisbet. Bu iki görüş, hiçbir dini kurala dayanmamaktadır. Arap uydurmasıdır. Bu işleri olduğu gibi yazmaya kalksam basılamayacak yeni bir kitap yazmış olurdum!
Sıffin Muharebesinden sonra; seçilmiş olan Hz. Ali taraftarı Ebu Müsel Eşari’nin aptallığı ve bayraklı kadının oğlu Amr İbn’il Asın cinliği Müslümanları üçe bölmüştür:
1-Hz. Ali’yi tutanlar, Şiiler ve aleviler;
2-Muaviye ile anlaşarak, çatışmayı kesen ve hakem’e razı olduğu için. Hz.Ali’ye ateş püskürenler: Hariciler,
3-Muaviye’nin halifeliğini ve Şam’daki saltanatını kabul edenler: SÜNNİLER! Yani Sünnülüğü Hz. Muhammet’in Sünneti sanan Biz Enayiler!
Halifeliği üç grupta incelebiliriz:
1-Halife-Sultan ve İmamlık dönemi. Yalınız Medine şehrine egemen olan Halife; imamlık görevini de diğer görevlerle beraber yürütüyordu. Devlet fikri ve devlet geleneği de yoktu.
2-Sultan-Halife dönemleri. Emeviler-Abbasiler ve Osmanlılar dönemleri. MS:661’de Şam’da başlayan Emeviler döneminde; Sultanlık öne çıkmıştır. Hz. Muhammet döneminde, komşu Arap kabilelerine yapılan baskınlar, uluslar arası boyuta taşınmıştır. Muaviye bir donanma vücuda getirerek Kıbrıs adasını zaptettiği gibi Bizans’ı da muhasara ettirmiştir. İmamlık görevi bu konuda uzmanlara devredildiğinden halifelerin dini bilgileri önemini yitirmiştir. Aynı usul Abbasilerde de sürdürülmüştür. Osmanlılarda Sultanlık ön planda tutulmuştur.
3-Mısır’da teşkilatsızlık dönemi.
Halifelik, Hükümdarın kuvvetli ve dahi kudretli olduğu zamanlarda bir mana ifade edebilmiştir. Zayıf olduğu zamanlarda hilafet merkezinde bile bir mana ifade edememiştir. Örnek vermek gerekirse; Genç Osman, Deli İbrahim, Birinci Mustafa, Avcı Mehmet, İkinci Mustafa, Üçüncü Selim-Abdülhamit’i Sani-ve Beşinci Murat- tahtlarından indirilmişler ve bir kısmı da hunharca öldürülmüşlerdir. Hilafet’in lüzumlu bir dini müessese olmadığı, Kuran’da buna ait hiçbir ayet bulunmamasıyla sabittir.”
Fuat Kadıoğlu, Gericilik ve Ötesi. S.14
HİLAFETİN İLGASINA VE HANEDANI OSMANİYENİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ HARİCİNE ÇIKARILMASINA DAİR KANUN.
Kanun Numarası: 431. Kabul Tarihi. 26 Recep 1342 (3 Mart 1340).
“Madde 1-Halife halledilmiştir. Hilafet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan, Hilafet makamı mülgadır.”Şimdi bir soru da benden olsun:
Mademki Hilafet makamı islamlar için vaz geçilmez bir makamdır! Müslüman Araplar ve de özellikle de Hz. Muhammet’in torunları bu makama neden tenezzül etmezler!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İzleyiciler
Blog Arşivi
- ► 2016 (202)
- ► 2015 (162)
- ► 2013 (239)
- ► 2012 (385)
- ► 2011 (300)