4 Şubat 2013 Pazartesi

900/DİNDARLIK,KİNDARLIKTIR.

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;02 Şubat2012/04 Şubat 2013.
EFENDİM;YÜZLERİ YÜZLERİMİZE,SÖZLERİ DE SÖZLERİMİZE BENZEMEYENLER HEP İFTİRA VE YALAN KUSMADALAR.BU YAZIMI LÜTFEN OKUYALIM VE OKUTALIM.Bir dini bütün sordu:Bin seneki oayları anlatmanın ve yararı var?"Diye.Şu yanıtı verdşim:Bin sene önceki Kurtile bugünkü Kurdun farkı var mı?öylece kalakaldı.
DİN=
KİN!
DİNDAR=KİNDAR!
DİNDARLIK=KİNDARLIK!
DİNDARLIK TASLAMAK=HALKI SOYMAK!
DİNDARGEÇİNMEK=ULUSÇULUĞU İNKÂR ETMEK! Ve Her Genel Seçimi kazanmak!
“YURTTA SULH, CİHANDA SULH!”ATATÜRK.
Ateist bir nesil mi yetiştirelim? Benim ifademde dindar bir nesil yetiştirmek vardır!”Sn. Recep Tayyib Erdoğan. Yazım uzadığından hemen yayımlayamadım. Bu, Laik Türkiye Cumhuriyeti aleyhindeki talihsiz ve beyan sahibini de yalanlayan, beyana Sayın Mustafa Mutlu,03 Şubat 2012 tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde gerekli yanıtı vermiştir! Bu yanıtı da yazıma ekliyorum. Biliyorum ki”tek parmakla taş tutulmaz!”
“Mustafa Kemal, camide hutbe okuyan ilk ve tek cumhurbaşkanıydı!” Gerçeğine hiç girmeyeyim; Şubat 1923, Balıkesir Zağanos Camii… İnanmayan, Diyanet İşleri’ne danışsın.”Sayın Yılmaz Özdil.03 Şubat 2012.
Ve Sayın AYBÜKEN HAN’IMDAN, İslam adına, Türklere uygulanan Müslüman Arapların katliamının öyküsü.Arap'ın Ümmetçi kullarına ithaf edilmiştir!Ostüzü.
Şamanist Oğuzlarda Erkekler eşlerinin dokuz adım arkasında yürümek zorundaydılar!Mithat Cemal Kutay .
Osmanl döneminde;kadınlar ,bir erkeğe raslayan kadınlar,örtünerek yere çömelmek zorundaydılar.Türkiye Cumhuriyetinde,kadınlarımız başımızın tacıdırlar.
Türk ellerinde Emeviler ve Abbasiler tarafından yapılan Türk Katliamları,Hz.Muhammed'in"Türk baban bile olsa öldür!"Hadisine göre yapılmıştır.Ostüzü.
Cenevre’deki Birleşmiş Milletler binasının girişinde ve hemen karşıdaki camekânın içindeki bir yazı, üst, üste konmuş kitaplar ve Mustafa Kemal’in 25’inci ölüm yıldönümü etkinlikleri. Yazı mı; Fransızca olarak,”Yurtta sulh, cihanda sulh!”Yanıma yaklaşan bir görevli,şaşkınlığımı görerek:
“Türk müsünüz?”Diye sorduğunda, kendime gelerek:
“Grace a Mustafa Kemal Atatürk!”Mustafa Kemal Atatürk sayesinde! "Demiştim. Aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:”Neden Mustafa Kemal’in ölümünün 25’inci yıldönümü etkinlikleri? Büyük adamlar, doğumlarının ve ölümlerinin yüzüncü yıllarında anılmazlar mı?”O görevli bana aynen şöyle demişti:
“Atatürk, dünyanın en büyük devlet adamıdır. Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü, Nevyork’taki Birleşmiş Milletler Binasının ön yüzüne yazmamıza engel olmasalardı, çok önemli bir mesajı dünyaya duyurmuş olurduk!”
Besançon Üniversitesinde; Devlet Doktorasına sahip bir Kadın profesör, yazıldığı gibi okunmak üzerine konuşurken, Türkçeden örnek vererek:
“Ne yazık ki bizim Atatürkümüz yok!”Dediydi!
Profesör DR: Sayın Nurullah Aydın benim gibi düşünmüş, yanlış beyan ettim, bendeniz de O’NUN gibi düşünmüşüm.
“ Temel soru açıktır. İnsan; yüzyıllar öncesinin yaşamı, düşüncesi ve kabullerine göre mi yoksa gelişim dinamiği akıl ve bilim algısına göre mi düşünecek, eğitilecek, yaşayacak?
İnsan Akılcılık, ya da dincilikten birini seçmek zorunda mı? İkisi bir arada olamaz mı?
Dünya nüfusunun belli başlı dinlere göre dağılımı:
Yüzde 33,5 Hıristiyan
Yüzde 20,7 Dinsizler
Yüzde 18,2 İslamiyet
Yüzde 13,5 Hinduizm
Yüzde 6 Budizm
Yüzde 0,3 Musevi
Yüzde 7,8 diğer
Dünya nüfusu 6 milyarın üstündedir. 1.2 milyarı Müslüman’dır. Geri kalanı yani 5 milyar insan başka din’lere inanmaktadır. Din; kişinin vicdani tercihidir.
Dünya’da ve Türkiye’de eğitim tartışması yapılıyor. Dindar mı, dinsiz nesil mi yetiştireceğiz sorusu sorulmaya devam ediyor.
Batı ve doğu ülkeleri; akıl ve bilim odaklı tercihi yaptı. Ya Ortadoğu halkları?
İslâm coğrafyası’nın fakir düşmesinde, esarete düşmesinde, Osmanlı Devletinin yıkılışı öncesinde ve bilhassa yıkılışı sonrasındaki arayışlar doğru analiz edilmelidir.
İslâm coğrafyasının geri kalmışlığının, kargaşa ortamının asıl sebebi unutturuluyor.
Osmanlı Devleti yıkılırken, o coğrafyada krallar, şeyhler, diktatörler mi vardı?
Nereden çıktı bu krallar, şeyhler, diktatörler? Kim getirdi, kim destekledi? Niçin?
Din diye; Arap hurafeleri, Arap tarihi, Arap kahramanları, Arap ahlaksızlığı, Arap çokeşliliği, Arap mitolojileri, Arap masalları din diye anlatılıyor da ne oluyor ki? Hangi Arap ülkesi hangi marka sahibi. Hangi Arap ülkesi sanayide, teknolojide, bilimde ve sanatta var?
Bahsedilen dindarlık; Ilımlı İslam projesinin, Dinler arası Diyalog ile Batı emperyalizmin uşağı nesiller yetiştirmek demektir.
Dindarlaşmış sürüleşmiş akıl bilim ve teknolojiden sanattan uzak, hurafelerle şekillendirilmiş robot insanlar sürüsüdür
Dindarız diyenler ne mi yaptılar?
Önce; hak, adalet, mağduriyet, demokrasi, özgürlük dediler!
Sonra; samimi inançlıların, haksızlığa uğrayanların desteğini alarak güç ve iktidar oldular. Sonra; etnik ve mezhep damarını çatlattılar,
Sonra; ilahi mesajı tersyüz ettiler, dini ortak kavramları tersyüz ettiler!Sonra; kılıf kıyafet ayrıştırmasına giriştiler
Sonra; servetlerine servet kattılar. Sonra; yalan talanla dünyevileştiler.
İnsana; hangi eğitimi, hangi tür akılla vereceğimiz, birinci derecede önemlidir. Bir eğitim politikası bunu bilmektir ve bundan ibarettir.
Toplumu dinamizmi için birçok yol vardır. Bunun başında eğitim gelir. Her zaman gündemde olan konu; eğitim, öğretim, öğretmen, kalkınma ve güçlü olma konusudur.
Eğitim ve öğretim; her canlı varlığın yeteneklerini geliştirmek amacıyla gerek kendini gerekse neslini devam ettirecek olan yavrusuna verdiği bilgi ve tecrübe aktarımıdır. Kuşkusuz, bunda akıl ve beş duyu odaklı verilen eğitim önemlidir ve gereklidir.
Bu nedenle; insanlık tarihi boyuna eğitim için okullar, öğretmenler ve araştırmalar için büyük yatırımlar yapılıyor. Bugün hemen her ülke yetişmiş insan gücü ile etkindir, refah içindedir. Eğitime yeteri önemi vermeyen ülkeler geri kalmış durumdadır. .
Bu aklın ve eğitimin içinde; Evrensel Akıl, Evrensel Ahlâk, Evrensel Adalet, Evrensel İnsan Hakları, Evrensel Sevgi, Eşitlik, Kardeşlik, Paylaşma, Yardımlaşma olmalıdır.
Akıl’dan, bilim’den, sanat’tan yoksun, din, din değildir, hurafedir.
Akılcılık, Bilim, Sanat, Teknoloji, İnsan hakları ve Eğitim çağın gerçekleridir.
Unutulmamalıdır ki; özgürlüğün de, refahın da, mutluluğun da, gelişmişliğinde, de sebebi akılcı eğitimdir. Akıl ve bilime odaklanmış inançlı nesil yetiştirilmelidir.
Günün Sözü: Bilgiyle donanmış, yetenekleri geliştirilmiş bireyler, en büyük güçtür. “--
BENİM MANEVİ MİRASIM BİLİM VE AKILDIR!
"Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
Hiçbir Donmuş ve kalıplaşmış Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır.
Zaman süratle ilerliyor, Milletlerin, Toplumların,
Kişilerin Mutluluk ve Mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
Böyle bir Dünyada, asla değişmeyecek Hükümler getirdiğini
İddia etmek, Aklın ve İlmin gelişimini inkâr etmek olur.
Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim
Ve Başarmaya çalıştıklarım ortadadır.
Benden sonra Beni benimsemek isteyenler,
Bu temel eksen üzerinde Akıl ve İlmin rehberliğini
Kabul ederlerse, Manevi mirasçılarım olurlar."GAZİ MUSTAFA KEMAL.

“Başbakanın Çorum mitingini
dinleyen oldu mu bilmiyorum.
Haberlerde özetini izledim,
Kanım dondu.”Alıntıdır!

Recep Bey diyor ki;
''Millet olarak Çorum'la,
Çorum'un yiğitliğiyle, mertliğiyle,
gözü pekliğiyle her zaman gurur duyduk,
nasıl ki Çorum bu topraklardan yetişmiş
Ebu Suud Efendi'yle,
İskilipli Atıf Hoca'yla gurur duyuyorsa,
bizler de Çorum'la gurur duyuyoruz.
Biz sizlerle gurur duyuyoruz.''
Ve bu sözler hiç kimse tarafından
gündeme getirilmedi,
eleştiri konusu yapılmadı.
Peki, kim bu Ebu Suud Efendi,
kim bu İskilipli Atıf Hoca?
Çorumlular neden bu hemşerileriyle
gurur duysunlar ki?
Çorum başka adam mı çıkaramamış yüzyıllardır?
Ebu Suud Efendi'yi kısaca tanıtayım.
Yavuz Sultan Selim'in Şeyhülislam'ı.
Alevilerin, canları, malları, namusları
size helaldir diye fetva veren zat.
"İster okla, ister mızrakla, ister bıçakla olsun Alevilerin kestiği murdardır, yenilmez!" DiyenOSMANLI UŞAĞI yobaz. Bu zata sorarlar, elimize geçirdiğimiz
Alevi kadınlarını ne yapalım diye ?
Verdiği cevap,
''BELİNİZE KUVVET ''

İşte bu zatla Çorumlular gurur duymalıymış
Recep Bey'e göre.

Peki; İskilipli Atıf Hoca kimdir?
İstiklal Savaşında,
"Mustafa Kemal isyankârdır, katli vaciptir,
Yunan askerleri, padişahımız efendimizin
daveti üzerine gelmişlerdir,
onlara saygılı olalım!"Diye
yazılar yazan bir şerefsizdir.”
Türk askerlerine yazdığı mesajlarla,
Türk askerinin cepheden çekilmelerini istemiş, "padişahımın emirlerine karşı gelmeyin,
Mustafa Kemal'e karşı gelin !"Tarzında yazmış olduğu yazıları da
Yunan ve İngiliz uçakları tarafından
Cephedeki Türk mevzilerine atılmıştı. Amaç ta, Yunanlılara ve iç Hainlere karşı duran TÜRK ORDUSUNU DAĞITMAKTI!
Ulusal Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra da Hainlere hesap sormak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurmuş olduğu
İstiklal Mahkemelerinden birisi olan Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanmış ve hak ettiği cezayı alarak idam edilmiştir.
Ve Recep Bey
Çorumluların bu şerefsizle
gurur duymaları gerektiğini
haykırmaktadır.
Kanım dondu.
Nutkum tutuldu.
Ve hiç kimsenin
Gıkı çıkmadı bu konuda.” Aziz Kardeşim; Ülkemizin yetiştirmiş olduğu en Büyük İnsan Ordinaryüs Profesör Doktor Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Çorumludur, O öldüğü için de Kemalist geçinenlerin ve Çorumlu aydınların! Sesleri kesilmiş, nefesleri de SAM YELİ kokmaya başlamıştır!
Sayın Mustafa Mutlu, Vatan gazetesi,03Şubat2012.
“ Beşir Atalay: Kırıkkale doğumlu, 65 yaşında... Başbakan Yardımcısı.
Ertuğrul Günay: Ordu doğumlu, 65 yaşında... Kültür Bakanı.
Bülent Arınç: Bursa doğumlu, 64 yaşında... Başbakan Yardımcısı.
Erdoğan Bayraktar: Trabzon doğumlu, 64 yaşında... Çevre ve Şehircilik Bakanı.
Hayati Yazıcı: Rize doğumlu, 60 yaşında... Gümrük ve Ticaret Bakanı.
Recep Tayyip Erdoğan: İstanbul doğumlu, 58 yaşında... Başbakan.
Binali Yıldırım: Erzincan doğumlu, 57 yaşında... Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı.
Faruk Çelik: Artvin doğumlu, 56 yaşında... Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı.
Ömer Dinçer: Karaman doğumlu, 56 yaşında... Milli Eğitim Bakanı.
“NOT: Nüfus Genel Müdürlüğüne öteki âlemden bir faks gelmiş:”Ya G.Milli Eğitim Bakanınız Ömer Dinçer, nüfus kaydını Karaman’dan sildirsin; ya da benim Karamanlı Mehmet Bey unvanım kaldırılsın! Söylemedi de demeyin sonra, atasözümüz de değişmesin:”Karamanlının oğulu, önceden başlatır sonra çıkar oyunu!”İmza: Sadece Mehmet Bey, Türk ve Türkçe âşığı.”OSTÜZÜ.M. Mehdi Eker: Diyarbakır doğumlu, 56 yaşında... Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı.
İdris Naim Şahin: Ordu doğumlu, 56 yaşında... İçişleri Bakanı.
M. Zafer Çağlayan: Muş doğumlu, 55 yaşında... Ekonomi Bakanı.
Veysel Eroğlu: Afyonkarahisar doğumlu, 54 yaşında... Orman ve Su İşleri Bakanı.
Ahmet Davutoğlu: Konya doğumlu, 53 yaşında... Dışişleri Bakanı.
Recep Akdağ: Erzurum doğumlu, 52 yaşında... Sağlık Bakanı.
İsmet Yılmaz: Sivas doğumlu, 51 yaşında... Milli Savunma Bakanı.
Nihat Ergün: İzmit doğumlu, 50 yaşında... Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı.
Taner Yıldız: Yozgat doğumlu, 50 yaşında... Enerji Bakanı.
Sadullah Ergin: Hatay doğumlu, 48 yaşında... Adalet Bakanı.
Bekir Bozdağ: Yozgat doğumlu, 47 yaşında... Başbakan Yardımcısı.
Fatma Şahin: Gaziantep doğumlu, 46 yaşında... Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı.
Mehmet Şimşek: Batman doğumlu, 45 yaşında... Maliye Bakanı.
Cevdet Yılmaz: Bingöl doğumlu, 45 yaşında... Kalkınma Bakanı.
Ali Babacan: Ankara doğumlu, 45 yaşında... Başbakan Yardımcısı.
Egemen Bağış: Bingöl doğumlu, 42 yaşında... Avrupa Birliği Bakanı.
Suat Kılıç: Samsun doğumlu, 40 yaşında... Gençlik ve Spor Bakanı oldu.
Kısacası...
Hepsi dini bütün ailelerden geldi ve dinlerini istedikleri gibi yaşadı. Hatta aralarında, sırf dinini ön plana çıkardığı için, siyasette hızla yükselenler oldu.
Başbakan, kendisini Türkiye’yi “dindarlar, dinsizler” diye ikiye ayırmakla eleştiren CHP liderine yanıt vermiş, diyor ki:
“Benim ifademde dindar bir gençlik yetiştirmek var. Sen bizden, muhafazakâr demokrat AK Parti’den ateist bir nesil mi yetiştirmemizi istiyorsun?”
Sayın Mustafa Mutlu, Vatan gazetesi,03 Şubat 2012.
“Bugün Türkiye’yi yöneten hükümetin tüm üyelerini yaş sırasına göre tek, tek yazdım...
Hiçbirinin “gençliği”nde AKP iktidarı yoktu.
Birkaçı CHP iktidardayken doğdu, kalanı Demokrat Parti, Adalet Partisi ya da ANAP, DYP iktidarlarında...
Ama hepsi dindar... En azından aralarında ateist olduğunu söyleyen bir kişi bile yok!
Demek ki; dini siyasete AKP kadar karıştırmayan partilerin iktidarlarında da “dindar bir gençlik” yetişip, sonraki yıllarda iktidar koltuklarına oturabiliyormuş...
Bu durumda insan sormadan edemiyor:
Amacı “dindar gençlik yetiştirmek” olan bir Başbakan’ın döneminde, acaba nasıl bir gençlik yetişir?”
“GÜNÜN SORUSU”“Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, “Ateist bir nesil mi yetiştirmemizi istiyorsunuz?” Derken bile ateistleri dışlayıp, bölücülük yapmış olmadı mı?
Ve bir soru daha:
Anayasa’nın ve yasaların hangi maddesi, hükümetlere “dindar bir gençlik yetiştirme” görevi veriyor?”Bu yazı burada dursun da devreye Mareşal Gazi Mustafa Kemal girsin:
Cumhurreisimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal, Kur’anı Kerimi Ünlü Din Bilginimiz Elmalılı Hamdi—Yazır—Bey’e tercüme ettirerek dokuz cilt halinde yayılatarak tüm masrafını da kendisi ödemişti.
Atatürk'ün okuduğu hutbe!
“Atatürk'ün okuduğu hutbe Bugün kü yazısında, Yılmaz Özdil'in “Mustafa Kemal, camide hutbe okuyan ilk ve tek cumhurbaşkanıydı” hatırlatmasının ardından bizde bu hutbeyi yayınlamayı uygun gördük. “
Mustafa Kemal Atatürk'ün 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir Zağanos Paşa Camii'nde—Paşa Camisi—okumuş olduğu hutbe:
"Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun.
Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kuran’daki manası açık olan ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir.
Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak'tır.
Arkadaşlar;
Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi.
Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber'in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna eriştiren Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevap kazanacağımı ümit ediyorum.
Efendiler;
Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır.
Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ,ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Milli amaçlar, milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir.
Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.
Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitap etmek, yani söz söylemek demektir.
Hutbenin manası budur.
Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber'in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi.
 Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idarî, malî ve siyasi, sosyal konularıdır. İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri gerilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber'in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.
Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi'nde söylediğim bir nutukta demiştim ki "Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur. " Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları her gün izlemeleri zorunludur.
Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır."
  Şimdi de Sayın Mustafa Mutluyu okuyalım:- Tüm Hakları Saklıdır | İzinsiz *****
“Hüseyin Çelik, bu soruya bakalım nasıl yanıt verecek?
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin kaldırılmasını tartışmaya açmış ve “Bu ayet mi?” diye sormuş... Sonra gerçek Atatürkçü olduğunu ima ederek eklemiş:
“Kenan Evren Paşa, ‘Biz Atatürk’ü herkesin kafasına sokacağız’ demedi mi? Tüm okullara Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi dersi konuldu. Tıp fakültesine de bu konuldu, ilkokuldan başlıyorsunuz üniversiteyi bitirinceye kadar. Bu sefer ne oluyor? Adeta bir zorlamayla, dikte ettirmeyle verildiği için sevilmiyor.”
“Peki... Aileler daha tercihte bulunma yaşına gelmemiş çocuklarını Kur’an Kursu’na yazdırıp, İmam Hatip’e gönderiyor...
Hüseyin Çelik’in mantığıyla; bu durumda bu çocuklar da ‘zorla kafalarına sokulmaya, dikte ettirilmeye çalışılan’ bu dini bilgileri sevmiyor ve ilerideki yıllarda bu baskı yüzünden dinlerinden soğuyor olamaz mı?
Ve yine bu mantıkla...
Atatürk ilke ve devrimlerinin “zorla” öğretilmesine karşı çıkanların, “zorunlu din dersine”, imam hatibe ve erken yaşlardaki Kur’an kurslarına karşı çıkması da gerekmez mi?” Karşı çıkamazlar! Sonra, tarikatlar dâhili ve Harici Bedhahlar”kendilerine kızar, küser ve iktidarı vermezler! OSTÜZÜ.
Mustafa Mutlu Facebook Sayfası: http://www.facebook.com/mustafamutlu34

Kimden: Özgün ileti Sayın AYBÜKEN HAN’IMDAN.

“TÜRKLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU? Arap Asabiyetine hayran olan Türk düşmanlarına ithaf olunur!
Arap Bülbülleri ve Türklük hainlerinin anlattığı gibi değil;Türkler ve AcemlerKılıçla ve Zulümle Müslüman olmak zorunda bırakıldılar.Acemler ve Türkler müslüman olmadan önce;Emevi ve Abbasi orduları;ellerinde Kuran'ı Kerim,hadisler ve Arap tarihi ile birlikte Arap Peygamberi Hz.Muhammet'in öğretisi ile İran'a ve Türk ellerine Ganimet için girdiler."Hz.Muhammet"bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir!"Dediği halde,aşağıda yazıldığı gibi katliaamlar yaptılar. PS: Soygun ve Katliam zamanında,Biz Türkler Müslüman olmadığımız için Arap Peygamberi ,"demiştim.Bunu kavrayamayanlar tarafından ve site sahibi bir Atatürkçü!Bayan tarafından bölücülükle ve manevi değerlere saldırı ile suçlanmıştım. OSTÜZÜ
“1. Büyük Katliam ( Talkan Katliamı )”—Müslümanlık adına ve Müslüman Araplarca yapılmış olan bu katliamları Müslüman Arap tarihçileri övünerek yazmaktadırlar! OSTÜZÜ:
“Buhar’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.
Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar. Sogd
Meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile
anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve
tarafsız kalacaktır. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin
birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini
istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir. İlk olarak saldırıya
uğrayan Kibac Hatun'a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o
yardımı esirgeyenler aynı akıbete uğramışlardır. Bu olaylarda
Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar
tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır. Neyzek Tarhan daha
sonra Kuteybe ile yaptığı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir
güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş
olacağını anlar. Tohoristan'a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer
mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya
çalışır. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek'den gelir..Tarhan'ın
planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık
yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür. O
ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek,
Kuteybe'nin gelişinden önce şehri terk eder. Şehre hiç savaşmadan
giren Kuteybe'nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen ne kadar erkek
varsa hepsini kılıçtan geçirirler. Bu katliam o zamana kadar
yapılanların en büyüğüdür. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret
olması için yapar.. Kuteybe'nin askerleri öldürebildikleri kadar
öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara
asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin
ağaçlara asılan cesetleri ile doludur. Talkan katliamı tarihe,
Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak
geçmiştir. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve
askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi
kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır.
Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman'a girer. Erkeklerin pek
çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.
Daha sonra Kes ve Nesef'de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür,
Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye
olurlar. Daha sonra Faryab'a yönelir ve Faryab'ın teslim olmasını
ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim
olmaya yanaşmazlar. Erkekleri dövüşerek ölürler. Bütün şehir
yakılır.. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.
Kuteybe, Faryab'dan sonra, Tarhan'ın çekildiği kale Bazgis'i kuşatır.
2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde
edemez.. Bu arada kış yaklaşır.Kuteybe'nin kışın savaşacak gücü
yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her
iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe
son olarak bir hileye baş vurur. Tarhan'ın yanına Muhammed bin
Selim adındaki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan'ın
teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği
güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan'ın
Kuteybe'nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi
yoktur. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını
teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz
yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe
bu arada Tarhan'ı hemen öldürmez. Haccac'a haber göndererek ne
yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, " O bir Müslüman düşmanıdır
hiç aman vermeden öldür"! Der. Kuteybe önce Tarhan'ın iki oğlunu,
Tarhan'ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700
Kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan'ın ve halkın gözü
önünde kestirir. Tarhan'ı da bizzat kendisi öldürür. Bütün kesilen
başlar Haccac'a gönderilir. Kuteybe sanki Kuran'daki ayetleri yerine
getirmiştir.
9 Tevbe. 123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı
savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki,
Allah sakınanlarla beraberdir.
Tarhan'ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü'nün altında
bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem'de Caygan ile Havarizat
arasında taht kavgası vardır. Kuteybe Caygan'la işbirliği yapar.
Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür. Arkasından Camhud
melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar. Ancak, daha sonra
bunlar Kuteybe'nin emri üzerine öldürülürler.
Bu olay, Ziya Kitapçının, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında
aynen şöyle anlatılır;
Bu harblerden birinde, et-Taberi'nin bütün tafsilatı ile anlattığına
göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe'ye, 4000 esirle
gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman'ın böyle kalabalık Türk esirleri ile
geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana
kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan
Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini
soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesini de önüne dizilmelerini
söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu
Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba,
İnsafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile
bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu
harbelerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu
Vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır:
“Kazan ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı
Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.
Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binemeyecek yaşta küçük
Çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük
Gibiydiler. ( Sayfa 314 )”
“Harzem'de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı
öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem'i yakıp yıkar, halkı
kılıçtan geçirir. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem'deki
Uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. "Kuteybe, her çareye baş
vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini
Koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece her şey karanlıklara
gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında
bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı.Harzem'i yıktıktan sonra
Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen
Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve
Fergana’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe'nin
askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant,
kuşatılır. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla
dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre,
1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak
verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır.
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır.
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe'ye teslim
edilecektir.
Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve
Merv'e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim'i
Semerkant'ın başına vali olarak bırakır.
Kuteybe'nin Merv'e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında
İşgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Zaman, zaman Ceyhun
Irmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.
Haccac Kuteybe'ye Taşkent ve Fergana'yi işgal etmesi talimatını
verir. Kuteybe Taşkent'e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada
Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe'ye Türklere karşı savaşları devam
ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar'a doğru yola çıkar. Tam
Kasgar'ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni
Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan
Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak
kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde
kafası kesilerek öldürülür. Çünkü Kuteybe'nin komutanları Halifeye
karşı gelmek istememişlerdir.
2. Büyük Katliam. ( Curcan Katliamı )
Kuteybe ve Haccac'ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve
Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik
Yapmamıştır. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan
kalktığı için, Araplar, Kuteybe'den sonra da aynı şekilde Türk
yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Kuteybe'nin
öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan'a vali
atanır. İlk iş olarak Dağıstan'ı işgal eder. Dağıstan meliki
Saltekin, Yezit'e karşı uzun süre dayanır. Sonunda Dağıstan düşer.
Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür. Dağıstan’dan sonra Curcan'a
Yönelir. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.
Yezid, Curcan'a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan' a doğru
Yola koyulur. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000
Kişilik bir yardım alarak savaşa başlar. İsfehbed savaşırken, Curcan
halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha
ederler.. Yezid öfkeye kapılır, Curcan'lı Türkleri yendiğinde
kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah'a yemin
eder. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür. Curcan beyi,
şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra,
Kale düşer. Curcan beyi öldürülür. Kaledeki askerler esir alınır.
Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler. Burada da aynı şekilde
Kuteybe'nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır. Türkleri
Öldürerek, 4—24KM.-- fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır. Allah'a
verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk'ü,
Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine
korumasız Türkleri öldürtür. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire
akıtır. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve
ekmek yaptırarak yer ve Allah'a verdiği sözü yerine getirir.
Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak
Halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet
Olarak paylaştırılır”.Ek: Ostüzü: Hz.Ömer zamanında, İran Hükümdarının üç kızı Mekke Esir pazarına getirilerek satışa sunulur. Kızların asaletleri nedeniyle, diğer esir kadınlardan farklı olmalarına Halife Ömer karar vererek yeni bir fiyat listesi hazırlar. Kızların ikisinin bedellerini kesesinden ödeyen Hz. Ali, kızların birisini oğlu Hasan’a, diğerini de Hz. Ömer’in oğluna armağan eder. Hasanın soyundan gelen kişiler bu İranlı esirden olanlardır.
“Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık
40.000 Türk'ün öldürüldüğünü söylerler.
MS.717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla
geçer. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları
başladığında Kibac Hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği
halde istediği yardım kendisine verilmemişti. Sonra o yardımı
Göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler. Bu olaylardan
Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik
Sağlayamamış olduklarını görüyoruz. MS: 717 yılında Ömer ibni Abdülaziz
Halife olur. İki yıl sonra hastalanır yerine, MS719 da, Yezid ibni
Abdülmelik geçer. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb'in arası
İyi değildir. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni
Mehleb hapisten kaçarak, Basra'da örgütlenir ve Yezid ibni
Abdülmelik'e karşı ayaklanır. MS: 721'de Abbas ve Mesleme adında iki
komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile
savaşır.. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur. Yezit'in kafası
kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik'e yollanır. Mesleme, Mehleb'in
yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür.
Yezid ibni Mehleb'in oğlu olan, Maviye ibni Yezid'de elinde
Bulundurduğu 32 Mesmele taraftarının kafasını kestirtir.
Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile
Biter. Mesmele, Mehleb'den ele geçirdiği aralarında Türklerin de
Bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem'e satar. Bu arada, Yezid ibni
Mehleb'in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah,
Türkmenistan'ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsa da başarılı
Olamaz.
Kuteybe'nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi
Kadar başarılı olamamışlardır. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir
Duraksama içine girer. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında
bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha
zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin
azaltılarak İslam'ın kuvvetlendirilmesine çalışır. Kendisine bağlı
yöneticilere, " Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın,
hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı
yaymaya çalışın" demiştir. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan
Cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde
düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin
Müslümanlılarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.
Bu arada Horasan'da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni
Nuaym atanmıştır.”
"Türkiye Cumhuriyeti, yalnız iki şeye güvenir. Biri Türk Ulusunun kararlılığı, diğeri en acı en ağır şartlarda dünyanın takdirlerini hakkıyla kazanan Ordumuzun Kahramanlığıdır."
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK...
"TÜRK ULUSUNUN DÜZENİNİ BOZMAYA YÖNELEN ÇABALAR BOĞULMAYA MAHKÛMDUR. BÜYÜK TÜRK ULUSU, KENDİSİNİN VE VATANININ YÜKSEK ÇIKARLARI ALYEHİNE ÇALIŞMAK İSTEYEN BOZGUNCU ALÇAK YURTSUZ VE ULUSSUZ BEYİNSİZLERİN GİZLİ VE AÇIK KİRLİ EMELLERİNİ ANLAMIYACAK VE ONLARA HOŞGÖRÜ GÖSTERECEK BİR ULUS DEĞİLDİR"
MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK” SAYIN AYBÜKEN HAN’IMDAN.
Gelelim DİĞER DİNLERİN İNSANLIK ANLAYIŞLARINA:
Hangi din iktidardakilerin ellerindeyse, o dinin ılımlısının olması mümkün değildir. Yahudilerin kutsal kitaplarını okuduğumuzda, bu durumun açıkça ve övünülerek anlatıldığını görürüz. Tüm kavimlerin malları, mülkleri, hayvanları ve kadınları Yahudilerin emrine tahsis edilmiştir. Onların ayak kemiklerini taşla kırmak, diğer Yahudileri haykırması rahatsız etmeyecekse küçücük kızların ırzına geçmek te mubahtır. Kalabalık bir esir kafilesini karşılayan Hz. Musa, Ordu komutanına emir verir:”Erkeklerle ilişkiye giren kadın ve kızları ne diye boş yere besleyelim! Onları hemen öldürün!”Yahudi askerleri ırzlarına geçtikleri Zavallı kadınları acımadan öldürürler. Hz: Davut, General Uria’nın karısı Hititli Sitti’yi gebe bırakır ve Generali öldürtür.
Hıristiyanlıkta “öldürmeyeceksin!” Emrine Ermiş Saint Augistinus yakma çaresini getirir, milyonlarca Zavallı meydanlarda yakılır.
İspanya’da Castİlla Kraliçesi İsabella’nın ısrarı üzerine 1483 tarihinde, Papa IV’ÜNCÜ SİXTUS İspanya Engizisyon Mahkemesini kurar.
Katolik öğretisini topluma kabul ettirmek için,1542 tarihinde papa III’ üncü Paulus Roma Engizisyon Mahkemesini kurar. Sanıklara her türlü işkenceler yapılarak alınan itiraflar üzerine Zavallılar meydanlarda yakılırlar. Fransız Kahramanı Jeanne D’ARK’TA meydanda yakılır. Ünlü Bilgin Papaz Giardano Bruno da, 1593 tarihinde bir zina suçu ile Venedik Senatosuna şikâyet edilir. Senato şikâyet dilekçesini Roma Engizisyon Mahkemesine iletir. Sonunda da İncil öğretisine aykırı olarak gök cisimlerinin devinimlerini ileri sürdüğü için, Roma Engizisyon Mahkemesinin kararı ile 16 Şubat 1600 tarihinde Roma’da yakılır.
Fransız reformisti Kalvin de bir İspanyol doktorunu yaktırır. Din iktidarla elele vererek Zavallı insanlara asırlarca acılar çektirmiştir.
İslam Ansiklopedisinin Beni Nadir, Beni Lukas,Kureyza ve Hayber maddelerini okursanız tüyleriniz diken,diken olur.
Mısır Hükümdarının emri ile Ünlü Nesiminin Halep’te derisi yüzülmüştü. Daha önce de Bağdat’ta Hallacı Mansur’un kolları, bacakları, dili kesilerek derisi yüzülmüştü. Osmanlı İmparatorluğu döneminde; SarayıHumayunun üç Cellâtla başlayan öldürme kadrosu yetmiş kişiye yükseltilmiş, her gece acil adam kesmeleri için de nöbetçi cellâtlık konulmuştu.
İnsanlık tarihinde; Hıristiyanlıkta Mezhep kavgaları, en etkili olarak ta Katoliklik—Ortodoksluk kavgaları ve Müslümanlıkta da Halifelik kavgaları kadar kanlı hiçbir olaylar zinciri olmamıştır.”Osmanlı da İşkence Çeşitleri”yazım blogumdadır. Okuyamayanlar için onu dahi yeniden yayımlamak istemekteyim.
İnsanlığın en büyük evlatlarından birisi olan Büyük Konfüçyüs:
“Bir yerde dinden söz edildi miydi dikkatli bulununuz, ya canınızı ya da malınızı alacaklardır!”Demişti.Türk tarihini ve Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizi okullarımızdan kaldıranlar,Arapların Ganimet/Yağma/uğruna insanlarımıza yaptıklarını,Kuteybe bin Müslüm'ü övünerek okutacaklar mı acaba!
 
 



 


 
 
 
 
 
 
 
 

899/BİZ HER DİNDE VE HER COĞRAFYADA TÜRK VE TÜRK ULUSUYDUK.

 
 
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;04 Şubat 2013
BİZ,TARİHİN HER DÖNEMİNDE
VE
HER DİNDE VE HER COĞRAFYA'DA DA TÜRKTÜK!
On sene "Ulusa sesleniş"ile ahkâm kes;sonunda da bu bu proğramın adını değiştir?Sayın Recep Beyimiz;bu olacak bir bir iş midir!
"Milli Görüş Gömleğini çıkardım!"de;sonra da Tarihi boyunca Türk Ulusu adı altında yaşamış olan bu Şanlı Ulusa,ümmetcilik amacı ile Millet de. Millet;aynı dine ve aynı mezhebe inananlar demektir.Yirmidört Oğuz boyuna mensup olanlar Türk değil midir?Selçuklular Türk'ü Acemleştirmek;Osmanlılar da Araplaştırmak için çok Türk kanı akıttılar.Kendileri de tarihimizin çöplüğüne Arap ve Acem olarak yattılar.Alaattin keykubat;Gıyassettin Keyhüsref!Abdülaziz,Abdülmecit,vs.
04 Şubat 2013 tarihli sözü'de;her zaman zevkle okuduğum Sayın Ayşe Sucu Han'ım'ın bu konudaki bir yazısına takıldım:
"Türklere Anadolu toprağı vatan olmuştur!Yahya Kemal'in ifadesiyle:"Naıl Fransız toprağı bin yılda Fransız Milletini yaratmışsa,Anadolu toprakları da Bin yılda Türk milletini yaratmıştır!"Bu fikre ve bu tarz anlatımlara kesinlikle ve katiyetle katılmıyorum.Fransız Ulusu ile Türk Ulusu karşılaştırması çok yersiz ve çok ta yanlıştır!Nedenini anlatlatacağım.Bu yazıda Millet sözü Ulus anlamında kullanılmıştır.
Tarihten beri gelen bir Fransız Ulusu yoktur.Roma İmparatorluğunun İspanyayı ve tüm batı Avrupayı içine aldığı dönemlerde;bugünkü Fransızların oturmakta olduğu yerlerde Franklar yaşamaktaydı ve Roma yönetimine bağlıydılar.Fakir Romalı askerlerle Frank köylü kadınlarının evlenmelerinden melez bir nesil ortaya çıktı.Dilleri ve Frank diline ne de Latinceye benzemekteydi.İngilizce,Almanca gibi Latince kökenli bir dil yaratılmıştı.Bu yeni nesile Fransızlar,onların konuştukları dile de Fransızça denilmiştir. Roma ordusunda her milletten askerler vardı.Bu nedenle de Fransız Ulusu çok çeşitli kan taşımaktadır.Cengiz Hanın bir önsezisini Bizanslı bir tarihçi yazmıştır:"Türk ulusu Türk kanını taşıdığı sürede yenilemez.kanlarını karıştırarak bozarlarsa kolayca yenilirler.!"Osman Beyin eşinin ağzından derlenmiştir.Puatiyede Endülüs Emenilerinin ordusunu Abdurrahmanül Gafikiyi Frank Kıralı Şarl Martel/Çekiç Şarl/ yenmişti.
Fransız İhtilalini otuz ciltte toplayan Albert Sorel Yahya Kemal'in öğretmeniydi,onun etkisi ile 13.000 yıllık Anadolu tarihimizi Bin yıla indirgemiştir.Hakkari'de bulunan 12.500 senelik yazılı taşlarda Türklerin izlerine raslanılmıştır.Ankara'da ve diğer yerlerdeki taşlar Anadolunun en eski sahibinin biz Türkler olduğunu ortaya koymuştur.Denizlideki Runik yazılı kayalar yeni bulunmuştur.
Isparta'nın kuzayindeki bir ilçede bulunan 3.500 senelik iskeletlerin DNA örnekleri, bugün aynı yerde yaşayan Türklerin DNA örnekleri ile çakışmıştır.Biz,1071'de Malazgirt'ten sonra Anadoluyu fethettik masalı Biz Türkleri fuzuli işgalci saymaya yönelik bir uydurmadır.Anadolu'da yaşayan Türk kökenlileri köylerde tarımda çalıştıran Bizanslılar onları Hıristiyan yapmak için çok zorlamıştır.Malazgirt Muharebesinde; Selçuklu ordusuna katılan Tarkan Beyin komutasındaki Türkler Ortaasyadan gelmemişler,Anadolu'dan ve Trakyadan devşirilmişlerdir.
Sözün özü;Bizler ortaasyada da Türktük,Anadoluya da Türk olarak geldik.1071 masalı Anadolumuzu etnik ayrımlara bölmek için uydurulmaktadır.Bizim yeni toplumumuz Arap çöllerine tıkılıp kalmıştır.Bize ümmetçilik,öteki ihanet odaklarına da Milliyetçilik!Hadi canım sende,yüzleri Türklerin yüzüne benzemeyenler sizi.

3 Şubat 2013 Pazar

898/HAFIZAYI BEŞER,BİR TORBA YİYECEĞE DÜŞER!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.comÇeşmealtı;09 Ağustos 2012/03 Ocak 2013.
" HAFIZAYI BEŞER NİSYAN İLE MALÛLDÜR!"Adnan Menderes
Hafızayı Beşer; ihanetleriyle mağrurdur günümüzde.Ostüzü.
"Hafızayı beşer;bir torba kömür ve bir yiyecek paketi ile şaşar!"Ostüzü.
“MİLLETLER; GÖRÜNÜRDEKİ VARLIKLARINI YİTİRMEKLE YIKILMAZLAR. BU FELAKETE UĞRAYANLARI YOKEDEN İLLET, HAFIZALARINI
YİTİRMİŞ OLMALARIDIR. Profesör Dr.GUSTAVE le BON.
Yüksek bir mevkiye yerleşen alçak kişiden daha kötü bir şey olamaz.”Claudianus.
Savaşta yasalar susar!”
“Mutlak hak,mutlak haksızlıktır!”
Şeref ve doğruluk adaletin temelidir!”Adalet;bir kişinin iradesine bağımlı olmadığında!
“Bir ulus dış düşmanları ile baş edebilir. Fakat içersindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silahlarını ve âlemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur. Ulusun ruhunu çürütür. Politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur.”
Marcus Tullius Cicero(MÖ:106/43)Romalı Hatip. Filozof,yazar ve adam gibi devlet adamı.
“Kendi ordusunu taşıyamayan bir ulus başka ulusların ordularını taşımak zorunda kalır.”P.C.Tacito,(MS.55-117)
19 Mayıs 1919:Yıkık, parçalanmış,paylaşılmış,asırların ihmaline uğramış bir ülke:Türk Vatanı. Aç,Fakir,savaşlar yorgunu,Şaşkın ve Umutsuz insan kalabalıkları,Müslüman Türkler.
Yalınız
kendi çıkarlarını düşünen kof bir iktidar!Kürt Mustafa Divan Harbi=Ölüm!
Bir İngiliz ajanı papazın—Rahip Frew-- emrine girmiş Hoca ve Molla takımı,Türklük ve Müslümanlık aleyhine dini kullanmada.
Yetenekli komutanları tutuklanmış ve Malta’ya sürülmü
ş; TÜM SİLAHLARI ELİNDEN ALINMIŞ OLAN Ordusu terhis edilmiş, tüm haberleşme araçlarına el konulmuş,azınlıkları silahlandırılmış,onuru kırılmış bir ülke!
09 AĞUSTOS 2012,GÜNÜMÜZDE: Tüm ekonomik ve sanayi kurulu
şları ve arazileri yabancılara satılmış ve satılmakta;tüm Kahramanları Hain iftirası ile esir kamplarına doldurulmuş,Ulusal Kahramanları ders kitaplarından çıkartılmış,vatan hainleri kahraman ilan edilerek heykelleri dikilmiş ve adlarına KAMU BİNALARI YAPILMIŞ,düzmece belgeler ve maskeli tanıklarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin en Güzide Komutanları tutuklanarak emekliye sevk edilmiş, her kahramanı ve Aydını tutuklayan Özel Mahkemeler=Esaret,Türkiye Cumhuriyetinin deniz hukukunu ve kıyılarını koruyacak Donanması güçsüz ve Amiralsiz bir konuma getirilmiş;tarikatların ve dış güçlerin güdümünde bir ülke,Türkiye! Sözlü ve yazılı basını da Mütareke basının yüreğini sızlatacak bir konuma getirilmiş,parmak indirip,kaldırmayla yasamasına yön verilmiş,üç erki bir kişinin iradesine bağlanmış;Tarikat pirlerinin baştacı edilerek toplumumuza yön veren ve Ortaçağa doğru hızla yol alan bir ülke,benim ülkem,bizim ülkemiz Türkiye!
Tarikatlar,alenen, kadınlarımızı cehennem ateşi tehdidiyle kara ceset torbalarına sokarak,karafatmalara benzetme yayınlarını sürdürmede.Anayasamızın 136'ıncı maddesinde görevleri belirlenen Diyanet İşleri Başkanlığı derin bir sadakat bağının sarhoşluğu içersinde.
"İNSANLIĞA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ DİN ADAMLARI YAPMIŞTIR!"
Filozof Yazar Jean Paul Sartre “Kapitalizmin hakim olduğu ülkelerde aksi halde din adamlığı yapamazsınız, zalimin ekmeğini yiyen zalimin kılıcını çalar
Din, asalaklaşmış toplumun itici ve uyuşturucu gücüdür. 
Bir insanın ahlaki davranışları anlayışa, eğitime ve sosyal bağlara dayanmalıdır; hiçbir dini temel gerekmez. İnsan, eğer ölümden sonra ceza korkusuyla ve ödül umuduyla kontrol altına alınmak zorundaysa, şüphesiz kötü bir yoldadır."
— Albert Einstein -
"Dünyaya en büyük kötülükleri din adamları yapmıştır! Çıkarları için utanmadan SIKILMADAN kardeşi kardeşine vurdurmusrur. Bunu en büyük ispati: Arap dünyasının unlu din adamı Yusuf al kardavwi Libya Suriye ve en son Lübnan’daki tüm o kanlı olayların tetikleyicisi kendisidir! Kimin adına? Amerika ve İsrail adına! Ya Allahın "iki Müslüman birbirlerine düştüğü zaman üçüncüsüne ayırmak düşer" buyurugunu bir kenara attı ve Amerikanın dediğini yaptı.
Bir din diğerini kabul etmez o gerçek değil der, mesela Budizmi yok sayar..
Bir ülke diğer ülkenin gerçek dindar olmadığı konusunda ısrarcıdır. (Örnek:Afganistan-Türkiye)
Bir mezhep diğerinin yanlış olduğu konusunda da ısrarcıdır, doğru olduğunu düşünse zaten tek çatı altında olurdu.Cemaatlerde keza aynı şekilde biri diğerine çamur atar
Kişilere kadar iniyorsunuz ve sürekli biri diğerine gerçek dindar değil diyebiliyorsa gerçeği nedir diye sormak gerekmez mi?
Oysa Allah Ateist, peygamber mezhepsizdir.
Din; Aydınlar için yalan, cahiller için gerçek, iktidar için kullanışlıdır, demiş Fransız filozof. 
Din; halkların uyutma aracı Afyonudur.Din ezilen halkları daha iyi sömürmenin aracı ve afyonudur;dolayısıyla egemen sınıfın tekelindedir.Çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçişte de bu böyle olmuştur.Din adına çıkan savaşlara bakın hep dini yayma adına halkların özgürlülerini ve ülkelerini yağmalamışlardır ve din kapitalizmin asla vazgeçmeyeceği köleleştirme aracı ve en iyi afyonudur."
 
“Bir ordunun kudreti ,subay ve komuta kademesinin kabiliyetiyle ölçülür!””Bir ülkeyi yıkmaya karar verdiler mi önce subaylarından başlarlar.”Mustafa Kemal,Afyon Orduevi konuşmasını hatırlayınız!
KURTULUŞ SAVAŞINDA TBM MECLİSİ Başkanı Mustafa kemal Paşanın SUBAYLARA HİTABI Mustafa Kemal Paşanın , 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde subaylara hitaben yaptığı konuşmanın tam metni: 'Millet, bağımsızlığını ordudan bekler' Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler. Işte subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Efendiler ! Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle İle mülahaza etmekle yetineceğim. Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir Eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imanıdır. İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar. Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardadır." O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür.
Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır. Dolayısıyla subay için "ya istiklâl, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!' Mustafa Kemal
TBMMECLİSİ BAŞKANI.
Kaynak:
* Afyon'da çıkan Ikaz Gazetesi'nden aktaran: Anadolu'da Yenigün Gazetesi, 10 Ağustos 1920. * Atatürk'ün Bütün Eserleri, c.9, Kaynak Yayınlan, Istanbul. Ekim 2002, s. 112-teşekkürler.
Şimdi,neden komuta ve subay kademesi çatma suç dosyaları ile esir alınarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin hadım edildiğini anlatabildim mi?

897/DİLİME SAHİP TÜRKOĞLU TÜRKÜM!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.comÇeşmealtı;11 Temmuz 2012-02 Şubat 2013.
İleti yazım ile:Türk'e ve Türkçülüğe düşmanlık;bence Tük olarak doğamanın bir hıncıdır.
DİLİME SAHİBİM VE TÜRKOĞLU TÜRK’ÜM!
Polis Akademisine başkan seçilmiş olan bir Bilim adamı! Profff.Dr. Sayın Remzi Fındıklı,Akademi kantininde metazori satılmaya çalışılan;aklı ile müsemma bir masal kitabı yazmış!”Sözün özü!”
“Dinine sahip ol ki hangi milletten olduğun belli olsun!” Burada bir kelime oyunu var,Anlatayım:Mustafa Nihat Özön'ün Osmanlıca-Türkçe sözlük adlı erinin 9'uncu baskısının 536 ve 537'inci sahifesini açalım.MİLLET:A.İ.1-Din,mezhep,2-Bir din veya mezhepte bulunanalar grubu,3-Milletler ulus(XX.yüzyıl) Millet'i beyzâ=Müslümanların hepsi.Osmanlı sınıfı kendini "millet'i hâkime" suretinde görür,idare ettiği Türklere "MİLLET'İ MAHKÛME"nazariyle bakardı.Merhum Ziya Gökalp.
Mİlli,Milliye:A.S.Din ve Millete ait,onunla ilgili.Âdab'ımilliye=Dine uygun terbiye ve töreler.Â'yadı milliye=Kutsal bayramlar;sonraları "dini" kelimesiyle ayırt edilen sözler hep milli olarak geçerdi.
Milliyet:A.İ.Bir kavim ve cinsiyetten olanlar.
Milliyun: A.İ.Milliyetçiler,milliyet prensibi taraftarları.
Tabutunun üstüne nebati yazılı bir bez örttürerek,Türk bayrağına nefretini sergilemiş olan Sahtekârlıktan hükümlü Necmettin Erbakan ve hempaları "Milli görüşü"zavallılara Türk Ulusuna ait görüş olarak yutturmuştu.Burada önemli olan Din sahibi olmak olmuyor mu?Soylarını inkâr edenlerin bir dinleri ve mezhepleri olsa da onlar soysuz olarak anılmazlar mı?Türk Ulusu hangi dine mensup olursa olsun soyuna sahip olmuştur.
Bu bilim adamımızın! Din ile Milliyet kavramlarından da haberi olmadığı anlaşılmıştır.Din;inanca dayalı,kişinin iradesiyle,şiddet ve baskı ile her an değiştirilebilen bir “Toplum Düzeni Kuralıdır!”Toplum düzeni kurallarını toplumlar koymuş ve zaman değiştikçe içeriklerini de değiştirmiştir.Kültürleri aşan toplum düzeni kuralları da,din gibi,hukuk,moda vedavranış kuraları gibi uygarlığın ortak kullanımı olmuştur.
Milliyet ise, Kana ve soya dayalı maddi ve moral değerleri olan bir kimlik olayıdır.Ben;Ali Oğlu Yörük Kızı Alime Kadından doğma Osman Zeki Türkoğuz olarak hep Türk’üm, Türkçülüğüm ve Türklüğüm benim imanımdır.
İslam dininde Milliyetçilik küfür sayılmasına karşı Kureyşlilik ve Araplık habire övülmüştür. Ümmetçilik esastır. Bendeniz,Müslüman bir aileye mensup olmama karşın hiç ümmet olmadım.Bir Türk bireyi olarak Allah’ıma sonsuz inancım ve dahi saygım vardır.Hz.muhamme' te bile arap asabiyeti--Kana dayalılık--vardır:"Ben Arabım!""Ben konuştuğum ve cennetteki dilin de arap dili olması nedeniyle tüm müslümanlar Arapça öğrenmelidir!""Dünyadaki tüm müslümanları kureyşli müslümanlar yöneteceği gibi,tüm kâfirleri de Kureyşli kâfirler yönetecektir!"Hadis.
Ben,24 Oğuz boyu mensupları gibi,Türkoğlu Türküm!Türkçe konuşulmayan yerde de benim işim yoktur.
“Dilde başlayan çözülmenin ulusal çözülmeyle sonuçlanacağını “da bilmekteyim. Büyük İnsan ve Büyük Bilim Kadınımız Profesör Dr. Muazzez İlmiye Çığ’ın”Sümerli Lüdingirra’nın Anıları” eserini tüm hainlerimizin ve Türkçe düşmanlarımızın okumalarını öneririm. Bütün canlılar kendi dilleri ile şakırken vatan hainlerimiz ana dillerinin dışında şakımaktadırlar.Öteki âlemde,nerede Türkçe konuşulur,nerede Türkçe Türküler söylenirse ben oradayım anadilimin konuşulduğu yer benim cennetimdir.
“Savaşta ölmek, kişiyi şehit yapmaz.Şehidi şehit yapan inancı ve ölüş sebebidir!”Bu İlim Adamımızın! Cılk Yumurtalarından birisi daha! Büyük Döneklerimizden Necip fazıl Kısakürek te böylesine haince bir söz etmişti:”Bu memleket 500 senedir şehit vermemiştir.Şehit olmak için din için savaşta ölmek lâzımdır!”Demişti.Ebu Süfyan Komutasında,Şamdan Mekke’ye gelmekte olan deve kervanını soymak uğruna ölenler şehit! Vatanı ve milleti için ölenler de Niyazi mi oluyor!”Eşkıya karşısı,düşman karşısıdır!”Vatan Haini bölücülerle çarpışarak ölenlerimiz şehit sayılmıyor mu?Ulusal Kurtuluş Savaşında ve Şeyh Sait isyanında ve Dersim ihanetinde ölenlerimiz ne oluyor?Bu toplum tüm bu ihanetleri nasıl taşıyor?Hayret. Büyük Türk Şairi Nazım Hikmet’in Şehitlerimiz için yazmış olduğu alttaki şiiri ihanet içindeki aymazlarımızın , döneklerimizin , Arap uşaklarımızın ve Türklük düşmanlarımızın cibilliyetsiz suratlarına çarpıyorum:
“Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
Ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz,
Yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Siz toprak altında derin uykudayken
Düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!”Vatan hainlerimizin suratlarına tükürmenin de tam vaktidir!
Kadının cihadı kocasına itaat etmektir!”Özlü Sözler!”Pırr.Dırr.R.F.
Bendeniz evlendiğim gün; eşimi kiralık evimizin odalarında gezdirerek iki yeri göstererek şöyle demiştim:
“Sizi,eş olarak kendime seçtim.Köle olarak almadım.Şu iki yer dışında benimle,zamanın gözeterek, münakaşa ve kavga edebilirsiniz.Siz bir Mustafa Kemal Kızısınız. Ben, bir Yörük Genciyim. Bizim köyde her erkek tek eşlidir. Tanrımızı tanık göstererek dört eş masalına da sakın inanma.Buğdayın ve bulgurun çöpü iki parmakla ayıklanır!”Mutlak itaat kölelere özgü bir davranış isteğidir.”Taaddüt’ü Zevcat/Taaddüd’ü Ezvaç/ Ne Mümkün? Bu yazımı da ileteceğim.Çok kadınla evlenmek masalına inanırsak Tanrımızın da doğa altı olduğuna inanmış oluruz.Tüm canlıların dişi ve erkekleri eşit sayıdadır.Koyunları,keçileri,tavukları ve inekleri bir erkek cinsine kurban etmek insanların eseridir.Allah’ımızı ve Dinimizi kullanınız bakalım!
 
 
 
 
 

2 Şubat 2013 Cumartesi

896/OSMANLI MI?TÜRKLERE SORMALISINIZ!

 
 
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;02 Şubat 2013
OSMANLI MI?TÜRK'E SORMALISINIZ!
Dönme ve Devşirme ?mi Osmanlı Tarihine sormalısınız!Ostüzü.Soyunu ve soy bilincini inkâr edenler bir dine ve bir meshebe sahip olsalar da,alt tarafı birer soysuzdurlar!Ostüzü.
"Türk Genci,tarihini,atalarının başardığı büyük işleri öğrendiklçe,daha büyük atılım gücü bulacaktır!"Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
"Ben bir Türk Hakanıyım!"Temürlenk.
"Benim için en büyük övünç Türk olarak dünyaya gelmemdir!"Ebu'L Gazi Hahadır Han,Şecereyi terakime.17'inci yüzyıl.
"TÜRK;ÖVÜN,GÜVEN,ÇALIŞ'"Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Evet;bizler Türklüğümüzle övünüyoruz.Devşirme ve Dönme dölü de değiliz. "Benim milletimden istediğim yegane şey;sinesinden çıkarıp başının üstünde taşıyacağı kimselerin kanındaki ve vicdanındaki asli cevheri araştırmaktan bir an dahi tevaki etmesinler!"Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk.PS:Asabiyet=Kan bağı;Türklük bilinci ve Türklük sevinci.
"Türkçülüğü tarihten sileceğiz!"Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasını korumak üzere ant içen Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Bay Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz!Sayın Bayım Boşuna gayret;dedem dediğiniz Osmanlı da bu oyunu oynadı kendisi tarihten silindi.Biz Türkler;Mustafa Kemal önderliğinde,Ulusal Kurtuluş Savaşında;Dönmeliği ve Devşirmeliği temelinden sildik;sizler bunu bugün yeniden tesis edemezsiniz..Fransız,Fransızım der;Fransızlığı ile övünür;İngiliz İngilizim der,İngilizliği ile övünür.Türklüğünü inkâr ederek, Kürdüm diyerek Kürtlüğü ile övünenler de sizinle müzakere eder!Sizin MİT Başkanımız hangi ordududan emekli olmuştur ve Bölücü vatan hainlerimizle Hangi Ulus adına müzakere etmektedir.Mit çalışanlarının kimliği üzerinde hangi ulusun adı ve arması vardır?Siz hangi orduda kantin subaylığı yaptınız?Millet=Ulus demek değildir.Millet ve Milli;aynı dine ve aynı meshebe sahip olanlar demektir.Açınız Türkçe ve Osmanlıca sözlüğü,takınız gözlerinize minnet gözlüğünü!Ülkemizi ve Ulusal gururumuzu savunmak için,dağlarda,denizlerde ölenlerin tabutlarının üstüne örttüğümüz bayrağımızın adı nedir?Türk Bayrağıdır.O askerler kimin askeridir?Türk Askeridir.Siz,Sayın Bayım Kimin Başbakanısınız?Türk Ulusunun Başbakanısınız.Size; emekli bir Türk emekli jandarma subayı ve dahi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olarak,sizlere bir önerim olacaktır:Çarlık Rus Ordusunun subaylarından Yüzbaşı Muravyev,1818 senesinde, Türk seceresinin köklerini yayımlamıştır.Daha önce de İranlı Reşid Ud-Din de aynı şemayı yayımlamıştı.Daha sonra da Osmanlı ,Türk boylarını egemenliği altına alabilmek için;İkinci Murat döneminde Yazıcıoğlu Ali'ye aynı şemayı yayımlattırarak Kayı Boyuna gelip te oturmuştu.Rahmetli Profesör Dr.Faruk Sümer'in Oğuzlar adlı eserini bir okuyunuz!
Bugün,nasıl İzmirli,Ankaralı,Adanalı dediklerimiz nasıl Türk iseler;o devirde de Kayı,Dodullu,Karaevli gibi 24 boy adında topladıklarımızın hepsi de Türk idiler.Uzaya fırlattığımız uydumuzun adını neden Gök Türk koydurttunuz! Biz;K^N emrinden beri Tüürküz.Devşirmelik ve Dönmelik Osmanlı uşaklığından başka bir şey değildir.Türkiye Cumhuriyetinde uşaklık yoktur;Türklük şuuru taşıyan Türk vatandaşlığı vardır.
           
Osmanlı vakanamelerini okuyarak, Osmanlının Türk’ü değerlendirmesine bir göz atalım!

            "
vaka İş bu nameler, Türk’ü aşağılamada söz birliği etmişlerdir. Hoca Sadettin de, Peçevi de Neşri de, Solakzade de ve Naima da, aynı ortak tutumu görmek mümkündür. Bunlar ve bunlar gibi birçok Osmanlı vakıa yazarına göre ”Türk-Türkmen”, ”kaba”, ”barbar”, kıyıcı”, ”kan dökücüdürler.” Çingene takımıyla aynı düzeydedirler- (Koçi Bey). Türkler ”nadan(cahil ve kaba) Türk. ”Etrabı bi idrak” (Akılsız Türkler). ”Türk’ü bedlika”(çirkin suratlı Türk), ”çoban köpeği biçiminde bir Türk’ü sütür (iri)idi”, ”hilekâr Türk”, ”ağaç ayaklu Kızılbaş Türk”, ”nice alay yüzleri murdar Türk”, ”imanı zayıf türe”, ”kötü zanlı Türkmen”, cibilliyetinde hıyanet toplanmış Türkler”, ”kötü yollu Türkmen”, uğursuz kavim”, “ahdi bozuk Türkmen güruhu”, “kendine uyan napaz (temiz) olmayan Türkmen”, “bir ayağı çarıklı Türk”, “hayâsız Türk”, “soysuz Etrak (Türk)”, “batıl ve gafil Türk”, “soylu olmayan Türkmen”, “hain Türkmenler”, “Türk vari”, “melun Türk”,””gizli garazlı Türkmen”, ”dili bozuk Türkmen”, “kudurmuş kurtlar gibi halkı dalayan Türkmen”, ”kafasız Türkmenler”, ”aman bilmeyen Türkmenler”, ”hırsız kılıklı Türkmen”, ”yaramaz Türk” ,”edepsiz Türkler”, ”ayağı çarıklı hırsız Anadolu Türk’ü”, ”ayıplı mezhep ve geniş meşrepli Türkler” -Aleviler için-, “Anadolu’da yaşayan kavrama gücünden yoksun Türkler”, ”duygusuz Türkler”, ”anlayıştan kıt Türkler”, ”kapkara Türkmen yığını”, ”inatçı Türkler”, kaba ve yabani anlamında Oğuz”, ve bunun gibi nitelemeleriyle dile getiriyordu.  (240a).“ Dağlara ve taşlara:”NEMUTLU TÜRKÜM DİYENE!” BASİTLİĞİNİ! YAZMIŞ OLAN BİZLER! BU SÖYLEM ÜZERİNE, DAĞLARIMIZI VE TAŞLARIMIZI KANIMIZLA BOYUYORUZ!
"Osmanlı bu süreç içersinde, tabanına karşı yabancılaşmıştır. Bu süreçte oluşan Osmanlı kozmopolitizmi, “Türklüğün üzerinde egemenlik demektir”. 
            (240a)- “Osmanlı aydınlarından! Alınmış olan bu niteleme örnekler için, Cellazade Mustafa Selim- Name, Kültür Bakanlığı yayını, Ank. 1990, s. 279, 300, 357; Neşri tarihi, 1/184, II/193, 194; Solakzade tarihi, 1/112, 149, 150, 216, 259, 364, 373, 375, 461, II/3, 385; Naima Tarihi, 1/283, II/536, 669, 850, III/1062, 1180, 1184, 1381, 1382, ;IV/1669; Koçi Bey Risalesi, s. 43; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, I/212, 218, vd. II/99. Tarihi Gilmani, s.82, Yetkin, I/14, 66, 117 vd. 12
           
 Osmanlı toplumunu oluşturan kozmopolit yapı, toplumun başkalaşmasına yol açmıştır. Osmanlı Yönetimi de bir7, 138, 173, vd. 187, 191, 196, 200, 201, II/65; İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğunun en uzun yüzyılı, Hil. Yay. İst. 1983, s.42; Mustafa Akdağ, (1974),I/368II(1971/75).Ayrıca, bu alanda derli, toplu bir değerlendirme için şu çalışmalara bakınız: Baki Öz, Cem Dergisi, sayı4-5."
           
Osmanlı ve onu izleyerek soyunu inkar edenler,varsın Türk ve Türkmen’i aşağılıya dursun; Mustafa Kemal, O’NU yüceltmesini, O’NA gerçek değerini vermesini bilmiştir. Osmanlı, ”ETRAB’I Bİ İDRAK,” demiş! Mustafa Kemal:
            “Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır.” Diyerek, tüm iftiraları silip, atmıştır. ”TÜRK; ÖVÜN, ÇALIŞ, GÜVEN;” diyerek, Türk milletinin gerisinde övünülecek bir geçmiş. Osmanlı gizli bir emir yayımlayarak,yanlışlıkla askere alınmış Alevi kesimindeki askerlerin,çeşitli bahanelerle ordudan terhislerini istemiştir.Osmanlı,Çepnileri hemen terhis etmiştir.
Mustafa Kemal: Türk olduğunu da vurguladıktan sonra:       
            “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” Sözünü bütün dünyaya ilan etmiştir. Bu söz benim amentüm olmuştur."Osman TÜRKOĞUZ;SOYUT'TAN SOMUT'MUSTAFA KEMAL,3'ÜNCÜ BÖLÜM.
Ekli araştırmayı da okursak;bugün Türk'e ve Türklüğümüze düşman olanların cibilliyetlerini daha iiyice anlamış oluruz.

"
TÜRK'LERİ SEVMEYEN OSMANLI "_
"Ne mutlu Türk'üm diyemeyenlerin neden Osmanlılığa sarıldıklarını iyi anlatan bir yazı..."
Soyları belli olmayan ya da soylarını inkâr edenlerin bir dinleri ve meshepleri olsa da,alt tarafı birer soysuzdurlar:Ostüzü.
Aşağıdaki satırlar çok ama çok dikkatle okunmalı, derim ENİS AKDAĞ."Bütün Türklerin okuyup öğrenmesi, bilmesi gereken bilgilerin çok ufak bir bölümü aşağıda, benim gibi merak edip araştırma yapmak isteyenler lütfen Arap - Türk ilişkileri, Türkler nasıl müslüman oldular, Arapların Türklerle savaşları ve benzeri sorularla GOOGLE dan araştırabilir ve Prof. Dr. İlhan Arsel'in yazdığı 7 kitaptan bulabilirler ve Arapların muhtelif tarih ve yerlerde takribi 700.000 Türkü nasıl öldürdüklerini de görebilirsiniz. Osmanlı benim ecdadım değildir, o sefil ve rezil padişahların yaptıkları beni bağlamaz, benim ecdadım Atatürk tür.
Ne mutlu Türküm diyene.
m.z.
TÜRK'LERİ SEVMEYEN OSMANLI _"Ne mutlu Türk'üm diyemeyenlerin neden Osmanlılığa sarıldıklarını iyi anlatan bir yazı..."_
TÜRK'LERİ SEVMEYEN OSMANLI “Ne mutlu Türk'üm diyemeyenlerin neden Osmanlılığa sarıldıklarını iyi anlatan bir yazı...”
Osmanlı padişahlarının ne denli Türk oldukları kuşkuludur. Çünkü kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırma ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti alma siyasetine dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını, “harem’ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, ırk ve kan birliği bozulmuş olduğu görülmektedir. “… Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahına kadar devam etti”
(1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan… C.2, s.440. Belki bu özelliklerinden dolayı, “halife” sanlı padişahlar, bu sanın yarattığı olanaklardan yararlanarak, yönetimi altında bulunan ve özellikle “Türk” kimliği taşıyan yönetilenleri tıpkı bir sürü gibi yönetmeyi yeğlemişlerdir. Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede, “Türk iti şehre gelince Faresice ürer” denilmektedir.
(2) Burhan Oğuz’dan aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 118. Osmanlı şairlerinden Baki’nin, “Muhteşem Süleyman” olarak bilinen padişaha sunduğu bir şiirinin Türkçeleştirilmiş dizeleri şöyle:
“Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olamaz. Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır. Türk, sultan olma yeteneğinden yoksundur.” Yine bir Osmanlı şairi olan Nef’i ise;
“Tanrı, Türk’e irfan çeşmesini yasaklamıştır” demiştir. Divan-ı Hümayun yazmanlarından Hafız Hamdi Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde, “Baban da olsa Türkü öldür” nakaratını kullanmakta, üstelik bu sözün İslam Peygamberi Hz. Muhammet’e ait olduğunu vurgulamaktadır. Sadece bir kıtasını yineleyelim: “Sakın Türkü insan sanma. Bir an bile olsa Türk’le birlikte olma. Türk eline şeker olsa o şeker zehir olur. Türkün başını keserken sakın gam yeme. Baban da olsa Türkü öldür.” (3) Aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 121. Osmanlı tarihinde çok saygın bir konumu olan Fatih bile, Otlukbeli Savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda; öldürülen Türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve
İşine devam et” demiştir. Hırvat kökenli, Sadrazam Kuyucu Murat döneminde (1606-1611), 155.000 insan doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuşlardır. Aman dileyen insanlara Kuyucu’nun yanıtı “Vurun şu pis Türkün başını” olmuştur. Cellâtların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat, Osmanlı’nın yetkilisi, öldürülen çocuk da Anadolu’nun evladı Türk’tür. (Olayı ayrıntıları ile Osmanlı tarihçisi Naima’dan öğrenmek olasıdır.) Yavuz Sultan Selim’in, halifeliği zorla da olsa aldıktan sonra, yönetim ile Türk ulusu arasındaki anlayış ve ideoloji ayrılığı açık şekilde çelişmiştir. Yönetime dayalı şeriatçı anlayış üst yönetime egemen olur iken, Anadolu’da yaygın olan Alevilik sayesinde Türk dili kendini koruma olanağı bulmuştur. Yönetimin Anadolu’yu dil unsuru aracılığıyla Araplaştırmasına ve Acemleştirmesine karşı olan bu halk, yok edilmek istenmiştir. Bu nedenle Anadolu’da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 40.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk halkından koptuğunun açık bir kanıtıdır. (4) Çetin Yetkin, Türk Halkı… s.161. Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır:
“Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltizamına derman yok.” Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır. Osmanlı tarihçisi Naima “Tarihi”nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır. (5) Naima Mustafa Efendi, Tarih-i Naima, Türkçeleştiren: Zuhuri Danışman, İstanbul, C.1, s.168, 238, C.2 s.536. C.3, s.1180, C.4 s.169.
Aslında Türkler hakkındaki kötü yargılar Selçuklulardan beri yaygındır. Örneğin, Selçuklu yazar Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır: “Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler, ellerine fırsat geçerse yağmayı ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar.(6) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.12. Osmanlı düşüncesinde, “kavmi necip” olarak görülen Araplar karşısında Türk ulusu aşağılanmıştır. 1912 yılında Sebilürreşt dergisinde çıkan bir yazıda; “Türk” deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu. “Türk hükümeti”, “Türk ordusu”, “Türk ülkesi” deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli “Mecmuai Ebuzziya” dergisinin 94. sayısında; “Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil, sadece Müslüman’
ız. Buhara’lı hanlar bile kendilerini Türk saymazlar. Zira onların cetleri de vaktiyle Türkistan’ı zapt etmiş olan Araplardan başka bir şey değildir,” demekle, kendisini ve Anadolu’da yaşayan bütün insanların kimliğini inkâr ediyordu. Üniversite profesörlüğü de yapmış olan Ahmet Naim, 1913 yılında yazdığı İslam’da Davai Kavmiye” adlı kitabında, Türk’e karşı savaş açmış ve “Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok…Gerekli olan şeriatı öğrenmektir,” demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise, Türk’e Türklük benliği vermek isteyenlere “soysuzlar” yakıştırmasında bulunmuştur. (7) Mustafa Coşturoğlu, a.g.y., s.278, 279.
Bu tutum ve koşullar içerisinde “Türk” kimliği, yönetimin merkezi olan İstanbul’dan uzak, savaştan savaşa asker toplamak için anımsanan, Anadolu köylerinde kapalı bir kültür içinde dili ve töreleri ile yaşamıştır. Zaman içinde “Türk” yöneticisine o denli yabancılaştırılmış ki, kimi kez “Osmanlı Efendisine Türk’ demek hakaret sayılmış”, “Türk” sözcüğü, Anadolu köylüleri için kullanılır olmuştur. (8) Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, s.22, 23, Cahen’den aktaran, Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, s.1.
İstanbul alındıktan sonra, Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türk’e kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır. (9) Hikmet Bayur, a.g.y., s.15.
İstanbul’un alınmasından 4. Murat’ın ölümüne dek geçen 187 yıl içinde, devşirmelerden 66, Türk kökenlilerden de 10 kişinin sadrazamlığa atandığını, aynı dönemde devşirmelerin toplam 167 yıl, Türk kökenli sadrazamların da 17 yıl görev yaptığı gerçeği, Türklere yaklaşımı gösteren ayrı bir kanıttır. Padişahlar, yakın korumalarını da hep devşirme (kul-köle) olanlardan seçmişlerdir. 10) Hikmet Bayur, a.g.y., s.17 Osmanlı yönetiminin bu tutumuna karşın halk da kendi arasında birlik ve beraberlik içinde değildi. 12. yüzyıl ortalarında Ahmet Yesevi’nin kurduğu; Türk geleneğini, dilini ve kültürünü Şamanlık ile bütünleştiren (Bektaşilik gibi) tarikatlar Anadolu’da yayılmaya başladı. Bir taraftan Yesevi yanlısı ve Türk kimliğini taşıyan tarikatlar yayılır iken, öte yandan da, Sünni İran kültürünü benimseyen Nakşibendî Tarikatı, yeniliklere karşı koyma alışkanlığını güden Zeyni Tarikatları ve Fars diline önem verdiği için daha çok aydınlar (!) arasında yayılan Mevlevilik, yaygınlık gösteriyordu. Bu tarikatlar içinde, Türk kökenli olanları, doğal olarak Arap kültürü görmüş olan medreselilerce aşağılanmaya çalışıldı. Bu koşullar altında Türk halkı kendi yurdunda aşağılanmış oldu. “Kaba Türk”, “Anlayışsız Türkler”, “Pis Türkler” gibi önyargılar dönemin özelliklerinden oldu.
(11) Özer Ozankaya, Türkiye’de Laiklik, İstanbul, 1990, s. 253.
Osmanlı yönetiminde Türk’e yaklaşım o denli aşağılayıcıdır ki, o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımı özetlemektedir: “Türk değil mi, Merzifon’un eşeği, Eşek değil, köpekten de aşağı.” Osmanlı’nın bu yaklaşımına Türkün verdiği yanıt, bir şiirin dizelerinde şu şekilde yer almıştır:
Şalvarı şaltak Osmanlı Eğeri kaltak Osmanlı Ekmede yok biçmede yok Yemede ortak Osmanlı” (12) Özer Ozankaya, a.g.y., s.121. Kendi yöneticilerinin bu tutumu karşısında, yabancılardan da olumlu yorum beklenemezdi. Yabancılar, Türkleri “yaklaşık 1000 yılına kadar Arapların esiri olan Türkler dağ insanı niteliğinde bir kavimdir”
(13) Warshew’den aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s. 311. şeklinde yorumluyorlardı.
Ulusçuluğun etkisi ile etnik kökenlilerin, Osmanlı yönetiminden birer birer ayrılmaya başladığı 19. yüzyılın ilk yarısında hatta sonlarında bile, Osmanlı yönetiminin Türk’e olan yaklaşımı değişmemişti. 1874 yılında “Dünya Tarihi” kitabının yazarı, Askeri Okullar Bakanı Süleyman Paşa, “Osmanlı devletin adıdır, milletimizin adı Türk’tür” görüşünü savunmasına karşın, bu düşüncesini kendi kitabında bile kullanmaya cesaret edememişti. (14) Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.26.
Koçu Bey, 4. Murat’a sunduğu risalesinde (küçük kitap) Türkler hakkında şunları yazıyordu: “…mezhebi bilinmeyen şehir oğlanı, Türk, Çingene, tatar, kurt, ecnebi, Laz, Yörük, katırcı, deveci, hamal, ağdacı, yol kesen, yankesici ve diğer çeşitli kimseler…” “Harem-i Hümayuna kanuna aykırı olarak Türk ve Yörük, Çingene, Yahudi, dinsiz, mezhepsiz, nice kalleş ve ayyaş şehir oğlanları girer oldu.” Bu sözler yazılıp Türk olduğu söylenen Padişaha veriliyordu. (15) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.145. Abdülhamit
’in Araplara ve İslamiyet’e dayanan siyaseti, Türkü, Türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında “Türküm demek, Türk’ten söz etmek büyük suçtu”. (16) Esat Kamil Erkut, a.g.y., s. 63.
Devletin dayandığı kendi halkına bu denli yabancılaşmasından olsa gerek, Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı. (17) M.Rauf İnan, Atatürk’ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.
Zaten, dini ile dilini de değiştiren bir ulusa Osmanlı Devletinden başka yeryüzünde rastlanmamıştır. Osmanlı yönetimi, kendilerini Türk olarak görmedikleri için, Türk kökenliler “azınlık” konumunda kaldı. 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: “Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün ‘Türk’ veya Türkmen’ olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin ‘eşek kafalı’ anlamında, ‘Türk kafa’ diye homurdanırsın.” (18) Ramsay’dan aktaran, Bernard Lewis, a.g.y., s.331.
Aynı yıllarda, Türk-Yunan Savaşı ortamında Şair Mehmet Emin‘in yayımladığı kitapta, “Ben bir Türküm dinim cinsim uludur” dizeleri yer alıyordu. Ancak, üstünlüğü kanıtlamak için şiirler yeterli değildi. Kendi yöneticisi tarafından aşağılanan, üst üste gelen yenilgiler sonucunda benliğini, kişiliğini yitiren ve varlığını yitirmek üzere olan Türk halkı tarihin en zor dönemini yaşıyordu. Yabancıların Türk imgesi ise Osmanlı’nın, Türk’e yaklaşımından farklı değildi. Türkologlara göre Türkler; insanlar arasında anlayış bakımından sonuncudur. İnançtan ötesini kavrayamazlar; anlamaya da çalışmazlar… İslam dininin Türkler üzerindeki etkisi iyi sonuç vermemiştir. Türkler, Müslüman Asya’nın Avrupa’ya karşı savaşan askeri oldu. Müslümanlık, Türk dehasına ters düştü. İslam, bu “Yarı Çinliler”den “Acımasız İranlılar” yarattı. (19) Türkoloji uzmanı Cahun’dan aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.308.
Türk aydınının durumuna gelince; çok az sayıda olsa da uyanma belirtileri başlamıştı. Bunlar arasında en önemlisi Ziya Gökalp adını taşıyor. “Sorma bana oymağımı boyumu, Beş bin yıldır millet gibi yaşarım… Deme bana Oğuz, Kayı, Osmanlı, Türküm, bu ad her unvandan üstündür,” diye haykırıyordu. Öte yandan, özgür düşüncenin olmadığı bir ortamda, kendi ulusal çıkarlarını savunma olanağından yoksun olan bir avuç kişi yurt dışında özgürlük arıyorlardı. Bu aydınlar, yurt özlemi ile ülkelerinden aldıkları yüz kızartıcı haberlerin ve kötü gelişmelerin ezikliği içindedirler. Onlardan birisi, o günlerin koşullarını, şu duygusal satırlarla günümüze aktarmaktadır:
“Bir mayıs sonu ya da bir haziran başı idi. Bağımsız fakat bütün kalbiyle İttifak Devletlerinin zaferini kutlayan bir Avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyorum. Yüreğim bir derin uçurum, kafam bir cehennemdir…. Gün geçmiyor ki, bir mağazada bir lokantada Türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hakaretle karşılaşmayayım.
Lakabımız ‘makak’tı. (bir çeşit şempanze maymun türü) Gönül verdiğimiz genç kızlar Türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu. İşte, o şehrin bu cehennem atmosferi içinde, bir gün yılgın ve çekingen dolaşırken, gözlerim, ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi: ‘Bir Türk generali İtilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.’ Titreyerek gazeteyi aldım. Yürürken okuyorum; ‘Mustafa Kemal Paşa isminde bir Türk generali.’ “ (20) İşte o Mustafa Kemal önce bölgesel sonra ulusal toplantılarla Türk’e Türklüğünü, dünyaya insanlığını anımsatacak uğraşısını başlatmadan önce geldiği İstanbul’dadır.
Ancak biz başa dönerek, Osmanlı yönetiminin birinci derecede yöneticisi konumunda olan padişahların kökenlerine bir kez göz atalım. Böylece, 3
'üncü padişah olan 1'inci Murat’tan başlayarak padişah analarının kökeni öğrenilecek, Türk Ulusunun kanı ve canı üzerine kurulan saltanata karşın, Türk’e düşman oluş nedeni daha iyi anlaşılacak, “ecdat” özlemi çekenlerin “ecdatları” daha iyi tanınmış olunacaktır.
 

26 Ocak 2013 Cumartesi

895/W.CHURCHİLL'İN YENİCEDE SABAH RÜYASI!

 
 
OSMAN TÜRKOĞUZosmanturkoguz@gmail.com
İzmir;25 Ocak 2013
W.CHURCHİLL'İN Yenice'de SABAH RÜYASI
VE
SAYIN RECEPTAYYİP'İMİZİN MALİ HÜLYASI!"Her memleketin hak ettiği bir hükümet vardır!"Joseph Domaistre"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim.Türkiye dinsiz,laik bir memleket haline gelmiştir.Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma,Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime,Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime,kısa zamanda ümmet esasına dayanan,şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma;dinim,Allah'ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem erderim!"Bay Recep Tayyip Erdoğan.
Davos dönüşü;"Son Osmanlı Padişahı!"Pankartı ile karşılanan,ulusalcılığa düşmanlığını vurgulayan Ümmetçi kişi.
Ulusal asabiyetlerini kazanan toplumlar uluslaşarak; Ümmetçilik batağında debeleyen Osmanlıyı yenerek kepaze etmişlerdir.150,000nüfuslu Yunan halkı Osmanlıya kök söktürtmüştür.Arkasına tüm hıristiyanlık âlemini ve Ümmetçi Osmanlıyı alan Yunan Ordusu da,Türklük asabiyetini kazanmış olan yalınayak Türk'e yenilmiştir.Fransız Devriminin getirmiş olduğu aydınlık onura yetişememek çok acınacak bir haldir.Uluslaşamamış,ümmet düzeyinde bırakılmış toplumların uluslararası arenada hiç bir saygınlıkları ve itibarları yoktur.Sürü muamelesine tabi tutulurlar,başlarındaki çoban onlar adına hüküm verir.Şeriat hukuku uygulayan müslüman ülkelerde hırsızların ellerini en büyük hırsızlar kestirmektedir.Ümmetçi dindarın ne vatanı vardır,ne milleti vardır ne de milliyeti vardır.Yalınızca,kulaktan dolma Arap meselleri vardır.Bir sınavı kazanarak,Birleşmiş Milletlerin İsviçrenin Cenevre kentindeki binasında açılmış olan Barbitürük/Keyif veren maddeler/kursuna katılmıştım.Tüm uzmanlar,bu maddeleri kulklanmanın sefalet ve fakirlikle doğrudan bağıntılı olduğunu anlatırken;Amerikadan gelen bir Zenci Profesör tam aksini anlatmıştı:Türkiye'de haşhaş ekimi ile uğraşan ve Afyon adını da alan 5000 yıllık bir şehirleri de vardır.Afyon ekimi ile uğraşan dünyanın en yoksul ve en sefil Türk köylüsü Afyon kullanmaz.Bizi taklit eden,Türk asabiyetini kaybederek yozlaşan bazı kimselerle sanatkarlar arasında kullanan vardır."Deyince Afrikalılar itiraz etmişlerdi.Asya'da ve Afrika'da sefalet ile haşhaş kullanımının denkleştiğini söylemişlerdi.Amerikalı Zenci Profesör:"Söyledikleriniz,Türk köylüsü dışındakiler için geçerlidir.Aranızda bir Türk Jandarma Albayı var.Hükümetine durumu aksettirsin, sizin Türkiye'ye ziyaretinize izin alsın da gidip gözlerinizle görünüz.Amerika'da ve Avrupa'da afyon kullanımı zenginler ve çok para kazananlar arasında çok yaygındır!"Demişti.
Bizler,ulusal çıkarlarımızın ve ulusal onurumuuzun söz konusu edildiği durumlarda hem çok asabiyiz,hem de Asabiyet sahibiyiz.Osmanlı da Arap asabiyetini başı üstünde tutardı:Kavm'i Necibi Arap!"Derdi.General Necip te öldü,Arap kavmi de sipsivri Kavm'i Arap olarak sömürüye açıldı.İkinci ve Kinci Abdülhamit;Eyinli Said Paşa'ya:"Elimden gelse bu milletin dilini Arapça yapardım!" Dediğinde; yanıtını da hemen almıştı:"O zaman da Haşmetlü Padişahım,küçük bir Arap kavminin reisi olurdunuz!"Hz.Muhammed'in ;"ben Arabım!"Dediğini bilmeyen yoktur."Bütün dünya müslümanlarını Kureyşli müslümanlar yönetecektir.Bütün kafirleri de Kureyşli kafirler yönetecektir.""Ben Arapça konuştuğum ve cennette konuşulan dil de Arapça olduğu için ,büütün müslümanlar Arapça öğrenmek zorundadır!"Bütün hadis kitaplarında bu hadislere ulaşmak mümkündür.Tüm bunlar,Hz.Muhammed'in Arap asabiyetinde olduğunu göstermez mi?Benim için cennet,Türkçe konuşulan,Türkçe şarkılar söylenen ve Türkçe sövülen yerlerdir. Şimdi burada,Sayın Recep Beyimize yalınız Osmanlı Padişahlığı makamı verilmiş olsa bile bu asla mümkün olamaz.Halifelik makamı Son Osmanlı Padişahından esirgenmiş!Onun sahibi USA'DA,Amerikalıların gözetimi altında tutulmaktadır.Neden Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyimiz Son Osmanlı Padişahı olamaz!Anlatayım:Türk Milleti;Kayı boyuna mensup olmayan ya da Cengiz Han ile bağlantısı olmayan yöneticiyi asla kabul edemez.Osmanlılar;Anadolu beylikleri üzerinde egemenliklerini kazabilmek için;İkinci Murat döneminde;Yazıcıoğlu Ali'ye KAYI BOYUNDAN indiklerini yazdırtmışlardı.AsılKAYI Boyu,Hindistan'da ve Mısır'da "Devletit Türkiyye'yi kuranlardır. Bay Erdoğan'ı ümmetçiliğe iten nedeni kendisi açıklamıştı:On yaşındayken,O'NU bir telaş almıştı:Öteki Dünya'da melekler Milliyetini sordukların da nasıl yanıt vermeliydi.Yahudi asıllı Gürcü dese olmazdı;baba tarafından da Yunanlılıkla bağlantısı vardı.Bu durumu;Ulusal Kurtuluş Savaşında;Mustafa Kemal'e karşı çete kuran dedesine sorduğunda,şu yanıtı almıştı:"Müslümanım der geçersin!"
" Cumhurbaşkanı İsmet İnönü: ”Ben, Enver Paşa değilim, beni savaşa sürükleyemezler.” Diyerek kararını önceden bildirmişti.
Cumhurba
şkanı İsmet İnönü, ilk defa İngiltere Başbakanı W. Churchill ile Adana’da karşılaşmıştır.
Tarih 30 Ocak, 1 Şubattır. W.Churchill, Türkiye’nin hemen savaşa girmesini istemektedir.
İtalya’ya karşı açılacak bir sefer, Almanların Balkanlardaki durumlarını kötüleştirecektir.
Türkiye sava
şa girince, Romanya petrol kuyuları bombalanacak, petrolsüz kalan Almanya’nın erken çöküşü sağlanacaktır.
W.Churchill’in tezi böyledir. İki taraf arasındaki görüşmeler, Yenice tren İstasyonu’na çekilen bir vagon içersinde yapılmaktadır. Mareşal Fevzi Çakmak ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu’da görüşmelere katılmışlardır. Bu nedenle, Türkiye’nin 1943 yılı sona ermeden savaşa girmesi istenir. W. Churchill, bunu ister.
İsmet İnönü, Türkiye’nin savaşa hazır olmadığını, Türk silâhlı kuvvetlerinin, yeni silâhlarla ve yeni araç gereçlerle donatılması gerektiğini savunur. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak uzun bir ihtiyaç listesi hazırlayarak İsmet İnönü’ye sunar. Listedeki istekler hemen kar
şılandığı takdirde; Türkiye, Almanya’ya karşı savaşa girecektir. Listedeki ana istekler şunlardır:
1-(2.500.000)ki
şilik bir orduyu, son model teçhizatla donatmak,
2-(2.500) Tank,
3-Sayısız lokomotif, vagon, uçak, top, her türlü yaç malzemeleri,
4-Asker ayakkabısı,matara,yemek levazımatı,
5-Askerin giyim,kuşamı,iğneden ipliğineher türlü ihtiyacını,
6- ( 250.000) ki
şilik, mavi gözlü İngiliz askeri ister.
W. Churchill’in (1.000.000) ki
şilik müstemleke askeri teklifi kabul görmemiştir.
İstek listemizdeki malzemeler temin edildiğinde ve SSC Birliğinin gerçek niyeti açığa çıktığında Türkiye Cumhuriyeti savaşa girecektir. Bu malzemeler, çok uzun sürede temin edilirse, Türkiye Cumhuriyeti Şubat, 1945 tarihinde, savaşa girecektir.
Gerçekten; İsmet İnönü sözünü tutup, 23
Şubat 1945 tarihinde Nazi Almanyası’na savaş ilan etmiştir.
Cumhurba
şkanı İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geldiğinde etrafını sararan milletvekillerine:
“Sava
şa sürüklenmek söz konusu değildir. Saldırıya uğrama durumu başka, yükümlülüklerimizde geçerlidir. Başka türlü savaşa girmek için kırk kere düşünürüz, sonra yine kırk kere düşünürüz, ondan sonra yine düşünürüz.” der. İsmet Paşa’nın bu sözünü dinleyen bir milletvekili: ”En büyüğümüzün ölçülülüğü, en büyük güvencemiz.”Der.
W. Churchill, sava
şa girmesi için İsmet İnönü’nü ikna edemez.
Yenice görü
şmelerinde bulunan bir Fransız diplomatının anıları yayımlandı. Fransız Diplomat :” Churchill kızdı, tehdit etti, yalvardı ve hatta ağladı. İsmet Paşa’yı istediği noktaya getiremedi. İsmet Paşa hep, ilk tavrını değiştirmedi.” diye yazmaktadır.W.Churchill;Yenice İstasyonunda bir hayal kurar:"Bu topraklara egemen olan Osmanlı İmparatorluğunu dağıtmakla en büyük hatayı yaptık.Acaba,bu topraklara egemen olan bir Türk İmparatorluğu kuramazmıyız!"Buna;"W.Churchill'in Sabah Rüyası," denilmiştir.Bu rüya,Barak Obama'dan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a intikal etmiştir.Neden mi?Osmanlı devleti devlet olma onurunu yitirmiş,Batılı devletlerin ve kendisinden kopan devletlerin oyuncağı olmuştu.Gözü kapalı Sevr anlaşmasını onaylamıştı.İngiliz Casusu Mustafa Sagir'in Ankara'da yargılanarak asılması İngilizlerin gözünü açmıştı.Oysa,istanbul'da yalancı tanıklar ve çatma belgelerle Mehmet Nusret Bey,Dıramalı Rıza,Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey,İngilizlerin emri üzerine idam edilmişler,kuvvayı milliciler de gıyaplarında idam cezasına çarptırılmışlardı.Yalta Konferansında;Türkiye'nin müttefikler tarafında savaşa girmesi konuşulurken Jozef Stalin hiddetlenerek,Türkiyenin savaşa girmesi için keyfini bekleyemeyelim;kulağından tutup savaşa sokalım!"Demişti.Türkiye Cumhuriyeti Devleti Ulusal onuruna ve çıkarına sahip bir devletti.Kahire konferansında İsmet İnönü'nün üç maddelik dayatması bir onurlu devlet başkanının harcıydı:"1*Eşit söz hakkı olacaktır.
2*Müzakereler hazırlanacak gündeme göre olacaktır.Önceden verilmiş kararlar tebliğ edilmiyecektir.
3*İstenilecek hususlar uygulanabilir ve Türkiye Cumhuriyetine yük getirmemiş olacaktır!"Osman Türkoğuz;Babasız ve Şekersiz Bırakmak.
Osmanlı Devleti canlandırılırsa;suriye'de ona bağlanır,Amerikanın ve batılıların kuklası bir devlet yaratılmış olur.İsmet İnönü'nün Türk asabiyetine dayanan inadı;Türkiye Cumhuriyeti Askerlerinin ve Aydınlarının Emperyalist ülkelerin jandarması olmama inadı,Osmanlılığı politika malzemesi yaptırtmıştır.İsviçre--Davos dönüşü;Bay Recep Tayyib Erdoğan'ı karşılamada, İstanbul'da asılan "Son Osmanlı Padişahı" pankartı,Emperyalizmin köhnemiş Ümmetçi Osmanlı devleti özleminin ifadesidir.Emperyalizm için iki büyük tehlike vardır:Türklük bilinci ve Atatürk devrimi
İsmet Paşa İktidardan düştüğünde; bir zamanlar o’nu göklere çıkaranlar, o’nu yerden yere vururken, Churchill şu İngilizce mektubu yazmıştır:
“AZİZ GENERALİM,”
“Her ne kadar benim Türkiye politika ili
şkilerine karışmaklığım doğru olmayabilirse de; Türkiye’nin mukadderatına riyaset ettiğiniz uzun devrenin kapanmış olduğunu şahsen büyük teessür duyarak öğrenmiş bulunuyorum. Bana öyle geliyor ki, tarih general olarak kazandığınız zaferlerden başka, Türkiye Cumhuriyeti’ni, İkinci Dünya Savaşı’nın vahim tehlikeleri içinde nasıl sıyırıp geçirdiğinizi ve aynı zamanda, Mustafa Kemal tarafından sert mücadelelerle kurulmuş olan hürriyetçi ve ilerici hükümet şeklini nasıl koruduğunuzu kaydedecektir. Dostça ve zevkli olan mülakatımızı daima hatırlarım ve politika sahnesinden şimdiki çekilmenizde, size en iyi dileklerimi yollarım.” Pek samimiyetle sizin Winston S. Churchill.Osman Türkoğuz;Türkiye Cumhuriyeti'nin iç ve dış politikaları.

İzleyiciler

Blog Arşivi