11 Ocak 2013 Cuma

889/ARZUHALİMDİR!

OSMAN TÜRKOĞUZ İZMİR;11 OCAK 2013E.J.Kd.Alb-Hukukçu
Oyak sitesi A/2 Blok,No=68/13
Fahrettin altay/Karabağlar/İzmir
121'inci J.Er Eğitim Alay Komutanlığına,
Serinyol/Antakya/Hatay
"Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin;hiç kimseyi aldatmayacaksın;ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek,o hedefe yürüyeceksin.Herkes senin aleyhinde bulunacaktır;herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır;fakat sen buna dayanıklı olacaksın,önüne sonsuz engeller yığacaklardır.Kendini büyük değil;küçük,zayıf,araçsız,hiç sayarak,kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.Bundan sonra da sana büyük derlerse,bunu söyleyenlere güleceksin."Mareşal Gazi Mustafa Kemal,(Yücel,1939,sayı 57) 23'üncü Bağımsız j.Er Eğitim Tabur Komutanı iken,"Kırmızıdan Kızıla, Yeşilin Her Tonuna Hayır!"Serisinin ilk kitabı olan HALİFELİK adlı kitabımı kişisel olarak yayımlatmış ve ilk sahifesine de yukardaki ulusal emri koymuştum.Kitabım büyüklerimizce de çok beğenilmişti;Jandarma Genel Komutanlığı da birliklere tarafımdan dağıtılmak üzere kitabımı satın almıştı,parasını da ödememişlerdi!
Geceni,gündüzüme katarak çok geniş kapsamlı ve örnek kamulaştırmalarla dolu bir kitap yazdım;adını da Kamulaştırma Hukuk koyduğum kitabımı Jamdarma Genel Komutanlığına Jandarma dergisinde yayınlanmak üzere bağışladım.Bir kaç Kurmay Albay;kendi adlarına kitabımın yayımlanmasını kabul etmediğimden,komuta katına sunulmadan kitabım,çok kalın denilerek iade edildi.Şimdi ölmüş bulunan Orgeneral Osman Sedat Celasun,Manisa'ya geldiğinde,kitabımı yayınlatacağını söylemişti."Sayın Komutanım,bu kitabımı yayınlatmaya sizin gücünüz yetmez!"Dediğim de:"Ben,Jandarma Genel Komutanıyım!"Dediler.Bir TL.Telif hakkı ile kitabımı kendilerine verdim.İki ay sonra;Jandarma Genel Komutanlığına gittiğim de imzamın taklit edilerek kitabımın çalındığına tanık oldum.
Ben,ulusuma ve Jandarmamıza yaralı olacak bir işe başlamaya karar verdiğim de bu emri okurum.Çok zora kaldığımda da Sakarya Meydan Muharebesini okurum.Dua tepeye yapılan süngü hücumunu,24 saatte yapılmış olan 114 kilometrelik cebri yürüyüşümüzü de okurum.
Taburumun tüm personeli Kamulaştırma işimize dört elle sarılarak beni candan desteklemişlerdi.Bunun dışında;beni desteklemesi gerekenler de aleyhimize bulunmuşlardır.Kızıltepe Seyyar Janadarma Alay Komutanlığına,Jandarma'da 263 Albay varkenYarbay rütbesiyle beni atamışlardı.Altı ay sonra da yeni kamulaştırmalar için,brni onurlandıran emirlerle Antakya'ya görevlendirilmiştim.Çok kısa bir süre içinde kamulaştırmayı sonuçlandırarak Taburun yeni komutanı J.BNB.Necdet Ustaoğlu adına da kamulaştırma yapmıştım.Şimdi ölmüş bulunan Tuğgeneral Mehmet Kıral 23'üncü sy.j.tuğay komutanı olarak,jandarma Genel Komutanlığına aleyhimde iftira dolu bir yazı yollamıştı.Güya ben,ne idiği belirsiz kimselerle düşüp,kalkıyormuşum!Bu yazı komuta katına çıkartılmadan,istihkam şubesinde görevli Rahmetli İst.Binbaşısı Engin Sayın tarafından bana verilmiştir.
Danıştaya yapılacak savunmaları,117'incisyy,j.alay komutanı olarak kendi alay komutanlığı başlığımla ben hazırlayarak,onay makamı olarak Hatay Valisi Rahmetli Kemalettin Gazezoğlu'na ve doğruca Jandarma Genel Komutanlığına sunmuştum.Yol giderlerimi vermedikleri gibi,çok utanç verici iftiralarda da bulunmuşlardı.Bu konudaki belgeler eklice sunulmuştur.Saygılarımla.PS:Sonra da şu şiiri çıkarın köpeklerine iletmiştim.
YOLUMUZ ATA YOLU!
Biz yiğitoğlu yiğit,
Yüreği sevgi dolu,
Hak olan halkımızın,
Bükülmez çelik kolu.
Dört köşeyi tutsa da
Çıkarınn köpekleri,
Yolumuzdan dönmeyiz,
Yolumuz Ata yolu.Ostüzü.
İZMİR;11 OCAK 2013OSMAN TÜRKOĞUZE.J.Kd.Alb-Hukukçu
Oyak sitesi A/2 Blok,No=68/13
Fahrettin altay/Karabağlar/İzmir
121'inci J.Er Eğitim Alay Komutanlığına, KOMUTANLIĞINA,
Serinyol/Antakya/Hatay
"Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin;hiç kimseyi aldatmayacaksın;ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek,o hedefe yürüyeceksin.Herkes senin aleyhinde bulunacaktır;herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır;fakat sen buna dayanıklı olacaksın,önüne sonsuz engeller yığacaklardır.Kendini büyük değil;küçük,zayıf,araçsız,hiç sayarak,kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.Bundan sonra da sana büyük derlerse,bunu söyleyenlere güleceksin."Mareşal Gazi Mustafa Kemal,(Yücel,1939,sayı 57) 23'üncü j.Er Eğitim Tabur Komutanı iken,"Kırmızıdan Kızıla, Yeşilin Her Tonuna Hayır!"Serisinin ilk kitabı olan HALİFELİK adlı kitabımı kişisel olarak yayımlatmış ve ilk sahifesine de yukardaki ulusal emri koymuştum.Kitabım büyüklerimizce de çok beğenilmişti;Jandarma Genel Komutanlığı da birliklere tarafımdan dağıtılmak üzere kitabımı satın almıştı,parasını da ödememişlerdi!
Ben,ulusuma ve Jandarmamıza yaralı olacak bir işe başlamaya karar verdiğim de bu emri okurum.Çok zora kaldığımda da Sakarya Meydan Muharebesini okurum.Dua tepeye yapılan süngü hücumunu,24 saatte yapılmış olan cebri yürüyüşümüzü de okurum.
Taburumun tüm personeli Kamulaştırma işimize dört elle sarılarak beni candan desteklemişlerdi.Bunun dışında;beni desteklemesi gerekenler de aleyhimize bulunmuşlardır.Kızıltepe Seyyar Janadarma Alay Komutanlığına,Jandarma'da 263 Albay varkenYarbay rütbesiyle beni atamışlardı.Altı ay sonra da yeni kamulaştırmalar için,brni onurlandıran emirlerle Antakya'ya görevlendirilmiştim.Çok kısa bir süre içinde kamulaştırmayı sonuçlandırarak Taburun yeni komutanı J.BNB.Necdet Ustaoğlu adına da kamulaştırma yapmıştım.Şimdi ölmüş bulunan Tuğgeneral Mehmet Kıral 23'üncü sy.j.tuğay komutanı olarak,jandarma Genel Komutanlığına aleyhimde iftira dolu bir yazı yollamıştı.Güya ben,ne idiği belirsiz kimselerle düşüp,kalkıyormuşum!Bu yazı komuta katına çıkartılmadan,istihkam şubesinde görevli Rahmetli İst.Binbaşısı Engin Sayın tarafından bana verilmiştir.
Danıştaya yapılacak savunmaları,117'incisyy,j.alay komutanı olarak kendi alay komutanlığı başlığımla ben hazırlayarak,onay makamı olarak Hatay Valisi Rahmetli Kemalettin Gazezoğlu'na ve doğruca Jandarma Genel Komutanlığına sunmuştum.Yol giderlerimi vermedikleri gibi,çok utanç verici iftiralarda da bulunmuşlardı.Bu konudaki belgeler eklice sunulmuştur.Saygılarımla.PS:Sonra da şu şiiri çıkarın köpeklerine iletmiştim.
YOLUMUZ ATA YOLU!
Biz yiğitoğlu yiğit,
Yüreği sevgi dolu,
Hak olan halkımızın,
Bükülmez çelik kolu.
Dört köşeyi tutsa da
Çıkarınn köpekleri,
Yolumuzdan dönmeyiz,
Yolumuz Ata yolu.Ostüzü.

888/GAZİ MUSTAFA KEMAL'E RAPOR!

Osman TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir,17Mayıs,2008
GAZİ MUSTAF KEMAL ATATÜRK’E RAPOR;
AnıtKabir , 10 Kasım,2007
On beş seneden beri; Anıtkabir’de, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’E , şikayet dilekçesi şeklinde,rapor sunmaktayız.Raporları ben kaleme almaktayım,candan Atatürkçü dostum Sayın Adnan Cengiz de, Anıtkabir ziyaretçilerine dağıtmaktadır.Kanunlarımızda,Anıt Kabir’de rapor ve şikayet dilekçesi dağıtılamaz diye bir kayıt bulunmadığından hiçbir engelle karşılaşmadan görevimizi yerine getirmekteyiz.Geçen sene dağıttığımız raporumuzu, Site üyelerimizle de paylaşmak istiyorum: "Ulusal ve evrensel değerlere sahip,çağdaş ,uygar, insan haklarına,özgürlüklere, iç ve dış bağımsızlığa duyarlı; etrafı düşmanlarla çevrili, çağdışı,köhnemiş ucube bir devletten,etrafı dostlarla çevrili , EVRENSEL bir devler çıkaran!
Köle, tebaa ve cariye olan; Arap'ın ve Yahudi’nin din diye anlattığı masallara din diyerek inanan,dini şekilcilik sayan, Tanrı’nın tüm gazabını kadının saçına ve kılık kıyafetine kilitleyen, cehennemi kadınlarla dolduran, bu dünya’da ve öteki dünya’da, erkekleri kümes hayvanlarına döndüren bir inanç grubundan, dinin özüne sarılan , çağın ilerisinde bir ulusu yaratan!
Başı bezle,ayakları dini yasak ipleri ile yere bağlanan TÜRK KADINI’NI,tüm bu köhne bağlardan kurtarıp ellerine gerçek cennetin anahtarlarını veren, onları lâyık oldukları yere, başımızın üzerine koyan!
Arap’ı İslam sayan, kendisinden ve geçmişinden habersiz, tüm felaketleri kadere ve alın yazgısına bağlayan; ümmetçilikten de çok öte, mezhep ve tarikat pirlerinin önünde yuvarlanan, sağlık sorunlarını muska ve okunmuş su ile çözmeye programlanmış ; kuru kalabalık bir topluluktan BEŞERİ İRADE sahibi bir ULUS yaratan ve o ulusun bireyi olmayı en büyük bir mutluluk sayan!
BİZ, yarattığın değerlerle; başımız bayrak direkleri gibi dimdik, huzuruna geldik.
DAHİLİ ve HARİCİ BEDHAHLAR’IN, TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABINIZI üç kelimeye indirdiler.Tüm ulusal ve evrensel değerlerimiz,siyasi ve şekli İslam uğruna ve GLOBALLEŞME yoluna , yabancılara peşkeş çekildi ve peşkeş çekilmede.
Düyun’u Umumiye-genel Borçlar-IMF. Dünya Bankası ve Konsersiyum olarak geri geldi.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE özdeyişinizi ilkellik sayan Zat’ı muhterem eşlerinin TÜRBAN’INI (864) rakımlı tepeye dikti…
Tarikat şeyhlerinin rahleleri önünde ve HİKMETYAR’IN dizinin dibinde alınan icazetlerle, CUMHURİYET ve DEVRİMLERİNİZ tersine döndürüldü.
Bir torba kömür ve bir paket erzak için, vicdanlarını ve geleceğimzi satan halkımızın bir kısmı, GAFLET’i oynamakta…
Kalemini, aklını ve vicdanını satan, holdinkleşmiş basınımızın bazı kesimleri de, DALÂLET’i oynamakta…
İkbali, kölelikte ve yalakalıkta, gören bazı iktidar sahipleri ve onların omuzdaşları da İHANET’İ, oynamakta…
DEVRİMİNİZİ , Çağdaş uygarlık düzenini korumak için, övünerek açtığınız Hukuk Fakültesi’inden, mezun olan bazı bilim adamlarımız .adınızın hiç geçmediği ,sizi hiç gelmemiş sayan yeni bir ANAYASA yapmanın taşaronluğuna soyundular.
Şekli İslam, kulluk ve kadercilik, her türlü sosyal düzen kuralının önüne geçirilmekte. ÇANKAYA’DA ,ONALTI YILDIZLI FORSUN yanında,TÜRK KADINI’NIN başına uygun görülen ,TÜRBAN adlı bir bez de kendisini göstermede.Devletimizin tüm araç , gereçleri ve kolluk güçleri,iktidar sahiplerinin düğünlerinde görevlendirilmekte…
Ne olduğu belli olmayan bir REFERANDUM için, Türkiye Cumhuriyetinin bir uçağı Kayseri’ye, bir uçağı da İstanbul’a oy atıp dönmek için , uçurulmakta…
Askerlerine çelik yelek almak için parası olmayan Türkiye Cumhuriyeti;Çankaya köşkünü yeniden dayayıp, döşemek için, bütcesine, %63lük bir artış koyabilmekte.Sayısız otomobil ve iki uçak alımı için de ödenek ayırabilmekte…
SONUÇ OLARAK:
Erdoğan ile Gül’ün çocuklarına SARAYLAR’DA DÜĞÜN
Halkın çocukları’na DAĞLAR’DA ÖLÜM düşmekte…
Ve GÖRKEMLİ CENAZE TÖRENLERİ DÜZENLENMEKTE
Bizler, yinede umutsuz değiliz ve korkmuyoruz…
Gazi Mustafa Kemal,05 Kasım1925 günü; Ankara Hukuk Fakültesi’nin açılış töreninde, günün önemini şöylece değerlendirmişti:
" Bugün, burada tanık olduğumuz açılış olayı, yüksek memur,uzman ve bilginler yetiştirmek girişiminden daha büyük bir önem taşır.Yıllardan beri süregelen Türk devrimi,varlığını ve zihniyetini toplumsal yaşamın dayanağı olan yeni hukuk kurallarıyla saptamak yoluna yönelmiştir.Türk devrimi nedir? Bu devrim, sözcüğün ilk bakışta akla getirdiği ihtilal anlamından başka , ondan daha geniş bir dönüşümü anlatmaktadır. Bugünkü devletimizin biçimi, yüzyıllardan beri gelen eski biçimleri bir yana iten en ileri bir örnek olmuştur .ulusun varlığını sürdürebilmesi için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ yüzyıllardan beri gelen biçimini ve özünü değiştirmiş, yani, ulus, din ve mezhep bağı yerine ,bireylerini Türk ulusu bağı ile bir araya getirmiştir.Ulus, uluslar arası savaşım alanında yaşam ve güç kaynağı olacak iklim ve araçların ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini değişmez bir gerçek olarak görmüş ve bunu kendisine ilke saymıştır
İnsanlık tarihinin akışı içinde, Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul’un fethini düşününüz.Bütün bir cihana karşı İstanbul’u sonsuza değin Türklüğe meletmiş olan güç ve kudret, aşağı yukarı aynı yıllarda icadedilmiş, olan matbaayı Türkiye’ye kabul ettirebilmek için hukuk adamlarının olumsuz etkilerini ortadan kaldıramamıştır.Köhne hukukun ve köhne hukukçuların ,matbaanın memleketimize girmesine izin vermeleri için aradan üç yüz yıl geçmesi gerekmiş, uzun ve yorucu bir çaba harcanmak zorunda kalınmıştır.
Bilesiniz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu sırasında, onun bugünkü durumunu hukuk ilmi esaslarına aykırı sayanların başında ünlü hukukçular bulunuyordu.Büyük millet Meclisi’nde egemenliğin kayıtsız ve koşulsuz ulusta olduğunu anlatan yasayı önerdiğimde; bu esasın Osmanlı Anayasası’na aykırılığını ileri sürenlerin başında da gene eski ve bilim erdemi ile ulusu kandıran, hukukçular bulunmakta idiler."
Gazi Mustafa kemal, Halifelik'in, kaldırılmasın karşı çıkan İstanbul Baro Başkanına da gerekli yanıtını verdikten sonra:"Öğrenci Efendiler, yeni Türk toplum yaşamının kurucusu olmak savıyla öğrenime başlayan sizler, Cumhuriyet devrinin gerçek hukuk bilginleri olacaksınız.Bir an önce yetişmenizi ve isteklerimizi fiilen karşılamaya başlamanızı ulusumuz sabırsızlıkla ve özlemle beklemektedir.Sizi yetiştirecek olan profesörlerin , görevlerini hakkıyla en iyi biçimde yerine getireceklerine güveniyorum.
Cumhuriyetin koruyucularından olacak bu büyük kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir girişimde duymadım ve bunu açıklamaktan memnunum."Osman Zeki Genç Osman, Atatürk Ans.c.10
Aynı Mustafa Kemal:"Ben, manevi miras olarak, hiçbir ayet, hiçbir dogma ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum .Benim manevi mirasım ,BİLİM ve AKILDIR..dedikten sonra,Vasiyetini şöyle dile getirmiştir:Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde, akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, MANEVİ MİRASÇILARIM OLURLAR.
Çağdaş ve akılcı olmak; hele, hele ,ATATÜRK’ÜN IŞIKLI YOLUNDAN GİTMEK öyle lafla ; sözlü ve yazılı basında boy göstermekle olmaz.İnsandaki,özle olur.
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;17Mayıs.2008

7 Ocak 2013 Pazartesi

897/MAZANNEİ SUİ EŞHASIN TEDİBİNE DAİR KANUN!

OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;07 Ocak 2013 MAZANNE'İSUİ EŞHASIN TEDİBİNE DAİR KANUN!
"SUÇ İŞLEME ŞÜPHESİ ALTINDAKİ KİŞİLERİN CEZALANDIRILMASINA DAİR YASA!"26Nsan 1909! Meclis'iMebusan!Serseri Nizamnamesi:“Hiçbir vasıta-i maişeti bulunmadığı ve çalışma kudreti olduğu halde laakal iki aydan beri bir güna kar ve kisb veya sanatla meşgul olmayan ve bu müddet zarfında iş bulmak için teşebbüsat-ı lazımede bulunduğunu ispat edemeyip şurada ,burada dolaşan kimselere serseri itlak olunur. Çalışmaya muktedir iken tese’ülü vesile-i maişet ittihaz edenler dahi serseri addolunur.” (“Serseri Mazanna-i Sü’ Olan Eşhas Hakkında Kanun”;1909, 1. Madde) .Osmanlı Döneminde;cezaevlerinin boşaltılması ve ülkemizin dört bir tarafından İstanbul'a akın eden işsiz,güçsüz,yersiz ve tufeyli sayısının On bini bulması nedeniyle halk arasında büyük bir huzursuzluk başlamıştı.Osmanlı Hükümeti 18 Şubat 1909 tarihiğnde,Mebusan Meclisi'ne"Serseri Nizamnamesi Lahihası sunmuştur.Uzun tartışmalardan sonra;26 Nisan 1909 tarihindeSerseri ve Mazanne'i Sui Eşhas Hakkında Kanun" kabul edilmiştir.Fransızça serseri tanımı gözönüne alınmıştır:Vocaband ve "Sans DomicleFixe"=Yeri,yurdu olmayan.Bu kanun değişikliği ile 11Temmuz 1963 senesine kadar uygulanmıştır."Ağırcezayı gerektiren suçlarla,hırsızlık,yankesicilik,gasıplık suçlarından en az iki defa hüküm giyenler bu yasanın kapsamına alınmışlardır.Benim gençliğimde de bu yasa uygulanmaktaydı.Hergün karakola uğramak zorunda kalan hüküm sahibi,karakoldaki defterine imza verdiği gibi kendi üzerinde taşıdığı defteri de imzalattırırdı.İzin alarak,kazası dışına çıkacak olan hükümlü,gittiği yerin karakollarına da imza vermek zorundaydı.Mazennei sui=suç işleyeceği kuşkusu altındaki kimse. Bu konuda bir yasal norm ne 1961 ayasamızda,ne de eski Medeni Kanunumuzda bulunmamaktaydı.Milli Güvenlik Konseyi'nin hazırlatmış olduğu 1982 Anayasamızın, ııı.Kişi hürriyeti ve güvenliği başlığı altındaki, 19'uncu maddesineSerseri sıfatı da eklenmniştir.Ayrıca,4721 sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu'nun ;Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kıısıtlanması başlığı altında;A.Koşulları başlığı ile Madde 432 düzenlenmiş;Osmanlı'dan beri günümüze gelen SERSERİLİK sıfatı da bu maddeye eklenmiştir.Ama,Serseriliğin tanımı da yapılmamıştır!Rahmetli Neyzen Tevfik Kolaylı'nın iitirafı gibi
bir kavram mıdır bu Serserilik:
"Serserinim düştüm aşlınla meye;
Nasıl girdin elimdeki bu neye*
Hem seversin beni Neyzenim diye;
Hem de sarhoş diye destan edersin!"Vatandaşlarını hem işsiz bırak,hem de işsiz diyerek Serseri sınıfına sok ve 5 ila 20 sopa cezası uygula!Vatandaşını askere al,bir hayal uğruna öldürterek kemiklerini başka iklimlerde bırak;ekmek,aş ve mesken verme,sonra da Serseri diye döğ!Roma'da hiç bir geliri olmayanlara;günlük Üç gram tuz ve Zeytinyağı verilirdi.Sosyal devlet olmanın görevi bilinirdi.Osmanlı da,falaka,sürgün ve dayak bilirdi.İşte o gelenek günümüze kadar geldi.Hırsızlar ve dolandırıcılar yüksek mevkilere,kahramanlar da karakollara imza kuyruklarına.Bu mu açılım?Bu mu ileri demokrasi?Hadi canım sendeler.
Madde432:"Akıl hastalığı,akıl zayıflığı,alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,ağır tehlike arzeden hastalık veya serserilik sebeblerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi,kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması halinde,tedavisi,eğitim veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulur."Rahmetli Mithat Paşa,Avrupalıların baskısından kurtulmak için;23 Aralık 1876 tarihinde ilan ettiği Belçika'nın 1831 tarihli anayasasına 113'üncü maddeyi eklliyerek Padişah'a sürgün etme yetkisini vermişti ve bu madde ile boğularak öldürüleceği Taif'e sürülmüştü.Adnan Menderes, 146'ıncı madde ile siyaset yapmayı sürdümüş bu madde ile idam edilmişti.Türkiye Cumhuriyetinin,astlarına ve halkımıza karşı Büyük Generalleri ve Aydınları da Mazannei Sui Eşhastan sayılarak karakollara gitmek zorunda bırakılmışlardır!Ama,ötekiler de11 temmuz 1963'ten sonra karakollara gitmek utancından kurtarılmışlardır!Yoksa,Alman Adaletinin mahkûm ettikleri de, günün birinde, karakolllara imzaya gidebilirlerdi.

6 Ocak 2013 Pazar

896/ALLAH VE DİN İLE ALDATAN MADRABAZLARA

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;06 Ocak 2013.
ALLAH VE DİN İLE ALDATAN MADRABAZLARA!
Soygunlar,vurgunlar,lüks içinde yaşantılar sürdürüldükçe;halkımıza bol miktarda dini masallar anlatılmaktadır.Osmanlı İmparatotluğu döneminde 13.000'i yurt dışında kalmak üzere,623 senede,20.000 cami yapılmıştır.Laik Türkiye Cumhuriyeti dönemindeyse 85,000 cami yapılmıştır.

İkinci Dünya Savaş sınırlarımıza yaklaştığında İstanbul'daki müzelerde bulunan tariihi eşyalarımız Niğde'ye taşınmıştı.Şah İsmail'in tahtı ve diğer kıymetli eşyalar da bir camiye depolanmıştı.Buraları denetleyen cumhurbaşkanımız Rahmetli Mustafa İsmet İnönü;görevli subayımıza,bu eşyaların güvenli olarak korunduğunu sormuş ve sakın kimseleri Tahtın içinde bulunduğu bu camiye sokmayınız emrini vermiştir. Her büyük vurgun ortaya çıktığında ;Atatürkten nefret edenler bir yalan ortaya atmışlardır:Efendim,Cumhuriyet Halk Partisi Seferihisar'ın bir dağ köyündeki camiyi ahır olarak kullanmıştır.Sonradan bu köyün camisini Yunanlıların tavla olarak kullandıkları VE CUMHURİYET HALK PARTİSİ Hükümetinin de savaştan sonra camiyi tamir ettirerek ibadete açtırdığı anlaşılmıştır. Konfüçyüs,boşuna söylemrmiş:"Bir yerde dinden söz edildimiydi sıkı durunuz;ya malınızı ya da canınızı alacaklardır!" Şimdi,bu din ve iman satıcılarının suratlarına bir belgeyi çarpmak istiyorum:
Garp Cephesi Komutanı Tümgeneral İsmet Paşa;mudanya ateşkes antlaşmasından sonra;dış İşleri Bakanlığına ve lozan Konferansı başdelegeliğine getirilmişti. Bir gün;Ankara'dan ilginç bir şifre almıştı:"Bulgarlar,bağımsızlıklarını kazandıktan sonra;Sofya'da bulunan Kırkbeş caminin Kırkdördünü yıkmışlardı. Kırkbeşinci camiyi de yıkacakları duyumunu alan Ankara Hükümeti Dış İşleri Bakanımız ve Başdelegemiz Tümgeneral Mustafa İsmet Paşa'ya şu telgırafı şifreli olarak çekmişti: "Hüseyin Rauf Bey'den İsmet Paşa'ya tel,30 01 1923:
"Bulgaristan Sobranyası Sofya'daki camiin yıkılması için bir kanun lahihası kabul etmiş.Sofya'da tegane kalan camiin yıkılması Bulgaristan'ın İslam unsuruna karşı hürmetkâr davrandığı ididasına aykırı bir fiil teşkil edecektir.Buna yer kalmaması için girişimde bulunulmasını rica ederim!"Bilal n.Şimşir,Loan Telgrafları 1,s.462,no=457.Bilal N,Şimşir,lozan Günlüğü,s.402.

5 Ocak 2013 Cumartesi

895/OROSPULUĞA CENNET YOLUNU AÇTILAR!

osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;05 Ocak 2013
OSMAN TÜRKOĞUZ
 
OROSPULUĞA CENNET YOLUNU AÇAN SAHTEKÂRLAR!

``Cennette çok eşlilik nasıl olacak? Bu konu ile ilgili ayetleri nasıl anlamalıyız?
"
`Örneğin, “… Ve onlara (cennetliklere) orada (cennette) temiz eşler vardır” (Bakara, 25) âyetinin tefsirinde Elmalılı’nın “cennetlerde tertemiz, pam pak çiftler, eşler, yani erkekler için zevceler, kadınlar için zevcler vardır” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Eser Kitabevi, İstanbul, tsz., I, 276.) ifadesi bazıları tarafından yanlış anlaşılarak erkeklere birden çok kadın (huri) verildiği gibi kadınlara da birden çok erkek (gılman
) verileceği şeklinde değerlendirilmiştir!"İsmail Ağa Cemaatının Sitesi./Sakallı Ahmet Uğurlu Hoca Dergâhı/"Namaz kılan Müslüman erkeklere,Cennette 72 Kadın,Yüz Huri ve Yüz Gılman verilecektir!"Sakallı Ahmet Uğurlu Hocanın vaazları!
"Müslüman erkeklerine Cennette,Yetmiş iki kadın,Yüz Huri ve Yüz Gılman verilecektir!"İslamda Cinsel Hayat,Demirtaş Hoca
"TÛR Suresi 24'üncü ayet:"Hizmetleri için de/Cennetteki Müslümanların/kendilerine mahsus,hiç el değmemiş güya sedeflerinde gizlenmiş inciler gibi gılmanlar etrafında devredecek!"Burada gılmanlar,yani Genç oğlanlar hiç el dokunmamış olarak ifade edilmiştir. Verileceği şeklinde değerlendirilmiştir!"İsmail Ağa Cemaaının sitesit
!" Yahu ;Ey akıllı Müslüman kardeşlerimiz;bu nasıl tevziat böylesine.Bu dağıtılan seks araçlarının hiç mi seçme hakkı yoktur!
Suudi Arabistan'dan daha aşağılık bir Müftü çıkmış,adeta fahişeliği dinen ve şeran serbest bırakmıştır.03 Ocak 2013 tarihli sözcü'nün bir haberini okuyalım.Bugüne kadar bekledim,demek ki fetva haberi doğruymuş:Boşuna bir hadis vermemiş Hz.Muhammet:"Fetvayı müftüden değil aklınızdan alınız!"Diye.
"MİLİSLERLE SEVİŞİN CENNETE GİDİN!"
Suudi Arabistan'da Müftü Muhammet El Ariifi bir fetva verdi.suriyeli muhalif milislerin cinsel ihtiyaçlarını gideremediklerini söyleyen El Arifi,"Suriyeli kadınlar milislerle cinsel ilişkiye girmeli.Onlarla sevişmek cennete gitmek için yapılması gereken bir görev",dedi.
Zina,taşlanarak öldürme bu fetva ile nakzediliyor mu?Çüşş!Her şeyine karşın Suriyeli kadınlar en hür Arap kadınlarıdır.Başkan Esad'ın eşleri bizimkilerden 1400 sene ileridedir!
Ey!Başlarından yere bağlanan Türk Kadınları,Mustafa Kemal'e dört elle sarılınız ki her iki dünya'da Din ve Şeriat adına, erkeklerin seks kölesi olmaktan kurtulunuz!Makyavel:"Gayeye varmak için her yol meşrudur!"Demişti.Amma,Allah ve din Adına kadınları beynelmeilel orospu yapmayı önermemişti:
Ulusal Kurtuluş Savaşımızda;cepheye mermi taşırken donarak ölen,Şerife bacımız,bebesi ve bir çift öküzleri bu fuhuşa ne der?

3 Ocak 2013 Perşembe

894/AMAÇ ORTA DOĞUYU FETHETMEKTİR!

OSMAN TÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;03 Ocak 2013
ORTA DOĞU'YA SALDIRMAK!
3500 tam donanımlı,Biber gazlı,lastik kaplamalı çelik coplu,120 otobüs ve su püskürtücü araçlarla,Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencilerine yüklenen Recepkolarımızın orantısız güç kullandığını öldürülmüş Katırın hakkını da arayan Bay İdris Naim Şahin'inin açıklamasından öğrenmiş bulunmaktaız.
Bendeniz bu haberi görüntülü olarak seyrettiğim de tarihimizin derinliklerine gittim:Truva savaşını;İzmirli Hemşehrim Homeros;görmeyen gözlerine rağmen tarihimize destan olarak armağan etmiş.Burada Dokuz uzun senede iki taraf yiğitlerinin kahramanlık öyküleri anlatılmaktadır.Aklını yitiren yiğitlerden birisi,bir gece düşman ordusu sandığı Sığır sürüsüne hücum ederek onca sığırı telef etmiş!.
ulusal Kurtuluş Savaşımıza iştirak etmiş olan bir komutanımız anlatmıştı:Karşı tepede mevzilenmiş olan bir birliğe hücum eden Türk bölüğü elde ettiği tepeyi karşı hücumla terketmek zorunda kalmış.Tepe bir kaç kez eldeğiştirdikten sonra;bir Türk askeri,karşı tarafın da Allah!Allah nidaları ile hücum ettiğinin farkına vararak komutanlarını uyarmış.Ortalık ağardığında bir de görmüşler ki,karşı tepedeki birlik te Yunan üniformasını giymiş olan bir Türk birliğiymiş.Bunlar yanlışlıkla olmuş olaylardır.
Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğanımızın çok oransız bir güçle,yüklenmiş olduğu Orta Doğu Üniversitesini, ayladır aklını taktığı Orta Doğu sanarak büyük bir zafer kazanmak amacıyla yaptığını anlamış bulunmaktayım:Bu sefe taarruza uğrayanlar da anayasal haklarını kullanmak isteyen Türk Gençleridir.Cumhurumuzun AKP Noterinin de Orta Doğu cidaline davet edilmeyişi başarıyı paylaşmamak amaline hizmet olmasın!Amaç Orta Doğuyu fethetmektir!

2 Ocak 2013 Çarşamba

893- BİZLER SONA GELDİK DERKEN!



                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;31 Aralık 2012

                         BİZLER, SONA GELDİK DERKEN!
                         BOYUTLARI TEK ÇİZGİYE İNDİRGEMEK!
                            NOEL BABANIN KÖKENİ TÜRKLER İnanabilir misiniz?  
                   İkinci Sultan Abdülhamit; yeni doğan oğluna ERTUĞRUL adını verdiğinde; Büyük Haccavımız Şair Eşref'i hafakanlar basmış:"Biz, sonuna geldik diye sevinirken/Onlar yine başladılar yeni baştan!"Deyu hiciv yazmış.
                   1946 genel seçimlerinde başımıza demokrasi kuşu kondu derken, Adnan Menderes, Celal Bayar, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Turgut Özal ve en sonunda da Bay Recep Tayyip Erdoğan ve Atatürk'ten Korkanlar başımıza dikildiler. Bizler; sona geldik ya sabır çekerken bu sefer de evlatlar çağdışılığa soyundular. Bir Kızı ve dahi bir oğlu USA'YI mesken tutan Bay Recep Tayyip Erdoğan'ın öteki oğlu Bay Bilal Necmettin Erdoğan'ın basınımıza yansıyan çağdışı ve çok geride kalmış beyanlarını okuduk:
                 "Noel Baba Hıristiyan Noel’inde hindi yemek Amerikan Şükran Gününe,çam ağacı süslemek yine Hıristiyan Noel’ine ait değil midir!"
                 -Hayır, anlatmaya çalıştığınız tüm sözler büyük bir yanlışın kasıtlı ifadesidir!
                 İlgi: Yılbaşı, biz Türklerin, Anadolu’muzda 7000 senelik bayramıdır! Osman Türkoğuz.
               "01 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan bir haber beni çok güldürmüş senelerce önceye de götürmüştü:
                 "BİLDİRİ DAĞITAN MOLLALARA GÖZALTI!"
                 "İzmir SSK Bozyaka Hastanesi'nde"Hangi yılbaşı" başlıklı bildiri dağıtıp, duvarlara astıkları ileri sürülen 8 kişi gözaltına alındı. Dün saat 16.00 sıralarında bir ihbarı değerlendiren polis, Molla kıyafetli 8 kişilik bir grubu, ellerindeki bildirilerle gözaltına aldı. Milenyumun Hıristiyan adet ve kutlaması olduğu, Müslümanların yılbaşı diye bir âdetinin bulunmadığı, kutlamanın da yanlış ve İslam dininde yeri olmadığı yolundaki "Hangi Yılbaşı"başlıklı bildiriyi Yenişehir'de cuma namazı kıldıkları camiden çıkışta tanımadıkları kişiler tarafından ellerine tutuşturulduğunu söyleyen sanu*ıklar"Bizim bildiri dağıtmak gibi bir amacımız yoktu. Cuma namazının ardından bir hastamızı ziyaret için hastaneye geldik. Bizim bir suçumuz yok"dedi.(Murat Eğilmez, İzmir).
                "bu işlerin emirleri ve sinyalleri ,günlerdir,açıktan,açığa gün gibi veriliyordu.Demek ki Cumhuriyetimizin koruyucusu olan ,demokratik ve Laik Devletimizin bekçileri ,ihbar bekliyorlarmış.İhbar olmayınca ,kendiliğinden olaylara el koymak,muhalefet karşısında ,IMF ve AB ve USA karşısında el mahkumların tepkisini çekebilir miydi!
                  Böylesine denge, menge, kritik meclis hesapları; idam-Midam 864 rakım seçimi hesaplarını hesaplamak gerekir! Bolu valisi bir kırhaneler eder, tısss! Vali muavini, İtalyan Çadır kentinde, İtalyan Büyük Elçisine dert yanan bir garibanı:"Gâvurun önünde dert yanmaya utanmazmıyor musun!"Diye azım, azım azarlar. Kafaya bakın, kafaya,"Hıristiyan-Katolik inancını Gâvurlukla niteleleyen yönetici kafasına bakınız!"
                 27 Aralık 1999 tarihinde; Hürriyet Gazetesi bir şeyler olacağının sinyalini vermişti:
                        "SUUDİ BAŞMÜFTÜSÜ MİLENYUM'U KUTLAMAYI!"
                "Suudi Arabistan'ın en üst düzey yetkilisi olan Başmüftü Şeyh Abdülaziz bin Abdullah el Şeyh, dünya Müslümanlarından yeni milenyumun başlangıcını görmezden gelmelerini istedi ve "Milenyum, kâfirlerin dal3aletidir" dedi. Baş müftü'ye gör, üçüncü bin yılı kutlamak her Müslümancın görevi, Okaz Gazetesi'ne bir demeç veren Şeyh, milenyum’un Müslümanlar açısından önemi olmadığını belirterek şöyle konuştu:"Müslümanlar, Üçüncü milenyum başlangıcını, ya da Hıristiyanlarla diğer kâfirlerin dinleriyle bağlantılı hiçbir olayı kutlamamalıdır?"                                                                                                                                                                Suudi yönetimi bu konuda Arap dünyasından yalınız kalmış görünüyor. Lübnan ve Mısır gibi Arap ülkeleri yeni milenyumun gelişini büyük partilerle kutlamaya hazırlanıyor."
                Süleyman Hilmi Tunahan isimli imamlıktan kovulmuş bir Bulgar Göçmeni'nin kurmuş olduğu İslam’a aykırı bir tarikat var; aslında İslam’a aykırı bir çıkış var, Nurculuğa inat. Bu kişi Silistire'de doğduğu için, buna S,H.Silistirevi derler. Ve en büyük din ulularından birisi ve sonuncusu olduğunu ve 33'üncü son halkası olduğunu da ileri sürerler. Bu zatın kızının oğlu Bay Ahmet Denizolgun, Bay Süleyman Demirel tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne Ulaştırma Bakanı yapılmıştı. Bunların senelerden beri çıkarmakta oldukları fazilet adlı bir takvim titizlikle izlenmelidir. Bu takvimde Ulusal Kurtuluş Savaşı anlatılırken yalınızca bir kıta çavuşundan söz edilirken Abdülhamit Hanlı anlatılmaktadır. İşte bu fazilet takvimi var ya; işte bu takvim günlerdir Yılbaşı, kâfirlerin ve putperestlerin günlerinin kutlanmamasına dair fetvalar verdi durdu.26/27/28 Aralık 1999günleri, takvim yaprağının ön yüzünde hadisler verildi daha sonra da yaylım ateşine başlanıldı.26 aralık 1999 tarihli takvim yaprağında şöyle bir ifade kullanıldı:"Ümmetimden bir grup yeme-içme-malaniyat ve eğlence ile geceyi geçirir, sonra da (Suretten o değilse de sireten) maymunlar ve hınzır olarak sabaha ulaşır!"Hadisi ŞerifS, K.M:12/325),27 Arsalık 1999 tarihli takvim yaprağının önyüzü:"Şüphesiz emrettiğim bu yol, benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyunuz; başka aykırı yollara tâbi olmayın. Sonra bunlar sizi Allah yolundan ayırır, S.Enam,153.
                Bu gibi hadisler ve ayetlerle köprübaşılar tutulduktan sonra çok ustaca yorumlara geçilmiştir. Okuyalım                                                                           "MÜMİNLER, YILBAŞI-NEVRUZ KUTLAMALARI VE BENZERİ MERÂSİMLERDEN UZAK DURMALIDIR."                                                                                                                                              Bu Fazilet Takviminin fetvası; Müslüman olduğunu anlatarak, başka dinlerin törenlerine uyan ve onlardan armağanlar alarak halkımızı Din ve Allah ile aldatanlara, Bay Necmettin Bilal Bey gibilerine yöneliktir! Ostüzü
                 "İmam’ı Rabbani müceddid'i Elif'i sani(KS)hazretlerinden :Cehennemin ebedi azabı ,küfrün cezasıdır.Bu söze mukabil eğer şöyle bir sual sorulursa:
                  "Bir şahıs,imanı olmakla beraber,küfür merasimini icra eder ve küfür ehlinin merasimine saygı gösterirse;âlimler,onun küfrüne hükmeder."EK: Sayın A.Gül ve Bay RT Erdoğan,Baba,oğul ve tüm müselman takımı Hıristiyanların ve Yahudilerin törenlerine iştirak etmediler miydi.Trevi çeşmesinde,Türkler aleyhine dua eden Papa'nın heykelinin bulunduğu salonda imza töreninde bulunmadılar mıydı! Ostüzü.""Fiilinden dolayı onu, mürtetlerden sayar. Hint müslümanlarının ekserisi ise bu belaya müpteladır! Binaenaleyh âlimlerin fetvaları gereğince o şahsın, ahirette, ebedi bir azap ile azap olunması lâzımdır. Hâlbuki sahih haberlerde gelmiştir ki,"Kalbinde zerre kadar bir iman olan kimse, ebedi olarak azapta kalamaz, cehennemden çıkar."Peki, size göre bu meselenin tahkiki nedir?
                 "Cevaben derim ki:"Eğer o şahıs,sırf kâfir ise,yani zerre miktarı da olsa bir imana sahip değilse,onun nasibi ebedi azaptır!..Allah suphaneu bu azaptan bizleri korusun! Şayet bu küfür merasimlerini yapmasına rağmen, kalbinde zerre kadar bir iman varsa, gene cehennem azap olunur; lakin bu zerre miktarı imanın bereketi ile cehennemde ebedi kalıp yerleşmekten kurtulması ümit edilir."
                Bir keresinde hasta bir arkadaşın ziyaretine gitmiştim.<Ölüme yaklaşmıştı. Hali, ne teveccüh ettiğimde, kalbinin şiddetli zulmetler içersinde olduğunu gördüm. Ve bu zulmetlerin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Nice teveccühten sonra anlaşıldı ki, bu zulmetler, kendisinde bulunan küfürden neş'et etmektedir. Bu kudûrat(Bulanıklık)'ın menşei de, küfür ehli ile olan karşılıklı sevgi ve dostluklardır. Ve anladım ki, nu zulmetlerin defi için teveccüh etmek münasip değildir. Çünkü onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azabına bağlıdır ki, bu da küfrün(küfür sıfatını haiz günahların) cezasıdır."Ve yine bilindi ki, o şahıs sahip olduğu zerre miktarı imanın bereketi ile cehennemde ebedi kalmaktan kurtulacaktır.(Devamı yarın!")1
                 Takvim yaprağının 2'incisi!
                 "Bu hali onda gördükten sonra, hatırıma geldi. Bunun namazını kılmak caiz midir, değil midir? Teveccühten sonra zahir oldu ki, onun namazını kılmak caizdir. Yani imanları olmakla beraber, ehl’i küfrün âdetlerini icra eden, onların muayyen günlerine saygı gösteren Müslümanlar, bugün olduğu gibi, kâfirler arasına ilhak etmek doğru olmaz; münasip olan, onların namazlarını kılmak ve işin sonunda, ebedi azaptan kurtulmalarını ümit etmektir."
                 "Buraya kadar anlattıklarımdan anlaşıldı ki,ehli küfre af ve mağfiret yoktur."Şüphesiz ki Allah Teala,kendine sirk koşanları bağışlamaz"S.Nisa,48"Kişi şayet katıksız kâfir ise,küfrünün cezası ebedi azaptır.Eğer günahlarına rağmen ,zerre miktarı bir imanı varsa ,onun cezası da muvakkat azaptır.Sair büyük günahları ise,allah'ıTealedilerse bağışlar,dilerse azap eder.İleride tahkiki geleceği üzerine,fakir'in kanaatine göre;cehennem azabı ister muvakkat,isterse ebedi ve devamlı olsun ,küfret ve küfür sıfatlarına mahsustur.büüyük günah sahiplerine gelince.Günahlarının bağışlanması için tevbeye muvaffak olamadıkları gibi,şefaete,mücerref af ve ihsana da kavuşamamış kimselerin günahlarına,,dünyevi âlem ve sıkıntılarla ,ölüm sarhoşluğunun şiddetleri de keffaret olamıyorsa,bunun gibi kimseler için şöyle umut olunur:Onlardan bir kısmına kabir azabı ile iktifa edilir.Diğer bir kısmı ise,günahlarına karşılık,günahlarına karşılık,kabir azabı ile birlikte kıyametin korku ve şiddetine düçar kılınır.Böylece bunlar için cehennem azabına gerek kalmamış olur.Allah'ıtealanın,"o kimseler ki,iman ettiler,imanlarına da zülmü karıştırmadılar.İşte onlar için emniyet vardır.(S.Enam,82)ayetikerimesi şu anlatılan manayı  teyid eder.Bu ayeticeliledeki "zulum"den murad,sirktir.büütün işlerin hakikani en iyi bilen Allah subhanehûdur.Müslümanlığın temeli Kur'an'ın kurallarına uyanlar,her ne surette eylenirlerde  küfür mü oluyor?Tüm Hıristiyanların yarattığı nimetlerden yararlanmak  niçin küfür olmuyor?Onların matbaalarıyla hurafeleri din diye yay.OnlarınTV'leriyle halkı kandır,onların elbiselerini,buzdolaplarını kullan,dolar ve marka domal!Bunlar niçin lanetlenmiyor?Enfâl Suresi(8'inci sure)açalım60'ıncı ayeti okuyalım:"Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın.Ordugâhlarda atlar besleyin.Böylece hem Allah'ın düşmanlarını,hem kendi düşmanlarınıızı ,hem bunlardan başkalarını korkutabilirsiniz!" "
                 "Zaman değiştiğinde hükümler de değişir!"Kur'anı Kerim,6217 ayetten ve 114 sureden oluşmaktadır. Yaklaşık 200 ayet biribirini nakzetmiştir. Ayetler Üç bölümde toplanmıştır:
                1*İbadete ilişkin ayetler. Değiştirilemez ve çarpıtılamaz.
                2*Muameleata ilişkin ayetler. Zaman değiştikçe değiştirilebilir.
                 3*Meseller. Örneksemeler. Tevrat ağırlıklıdırlar.
                  Önüne gelen akıl almaz açıklamalarına, küfür saydığı sosyal olaylarla ilgisi olmayan ayetleri yazarak saf insanlarımızı aldatmaktadırlar."Kâfirlere karşı atlar besleyin!"Deniliyor. Hıristiyanlardan Tank, Uçak, Füze almak, onlardan diğer Müslüman ülkelere karşı Patriot füzeleri dilenmek ve onların kullanılmalarını da kendi ülkemize çağırdığımız Kâfir dediklerine kullandırmak! Dünyanın gözü önünde beygire bile binememek! Sonra; Küfür sahiplerinin! Okullarında okumak, onların paralarını kullanmak, Yeşil pasaport için bebelerini onların memleketlerindeki küfür sahibi dedikleri doktorların çalıştığı hastanelerde doğurtmak! Onların paralarıyla Newyork'ta ev almak; gemicik ve gemi satın almak.  Allah ve Din ile aldatmak buna denmezse niye denir! Önemli olan Dinler değildir; dinlerin halka sunuluş biçimidir.                                                                                                                                "Yüzyıllardır Hıristiyanların İsa'nın doğuşu Olarak kutladığı Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramı olduğuna? Nereden nereye, inanılacak gibi değil, değil mi? Ben de ne yazık ki, yeni öğrendim. Bu senenin galiba ilk başlarında idi Adnan Atabek imzalı bir e-mail aldım. Çok ilginç gelmişti, Hıristiyanların Noel bayramını tamamıyla Türklerden almış olduğunu gösteriyordu. Fakat üzerinde durmaya vaktim olmadı, hem de Noel zamanına doğru ele almayı düşünmüştün. Bu arada Türk devletlerinden başka birilerine aynı konuyu bilip bilmediklerini sordum. Bana İran’ın Azerbaycan bölgesinden İsmail Bey' den yanıt geldi, verdiği yanıt birebir aynı olmasa da çok uyduğunu gördüm. Olay şöyle: Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Bunun tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı üçgen’in sarayına kadar uzanıyor, buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz. ülgen, insanların koruyucusu, o sakallı ve laftam giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor. Türklerde güneş çok önemli; lnançlarına göre gecelerlin kısalıp gündüzlerin uzamayaBaşladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı Nargudan, nar=güneş, tugan, duqan=doğan. Doğan güneş. Astronomik. Olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, gündüzleri uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşi geriverdi diye ülgen' e dualar ediyorlar. Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan. İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyü babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Yazılana göre akçam ağacı yalnız orta Asya’da yetişiyormuş. Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden bu. Olayın Türklerden Hıristiediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, ugurgelirmiş. Yazılana göre akçam ağacı yalnız orta Asya'da yetişiyormuş. Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden buolayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıklan söyleniyor. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok. Doğum, güneşin yeniden doğuşu. Meydan Larousse' da, İsa evrenin nuru olarak algılanıyor ve bu olayın Pagan halklardan alınıp İsa'ya yakıştırıldığı yazılıyor. Internet’te yazılanlara göre, imparator Konstantin (324-337) zamanında İznik'te toplanan konsülde, 22 Aralık'ta güneşin 'doğumu için yapılan bu Pagan Bayramı'nı İsa'nın doğumu olarak 24 Aralık'a alınıyor ve Noel Bayramı deniliyor. Batı kilisesi ise, yani Katolikler 25 Aralık'ta kutluyorlarmış bunu. Çam süsleme ise ilk 1605'te Almanya'da görülüyor, oradan Fransa'ya geçiyor. Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük bayramını göçebe, ilkel olarak tanımladığı Türklerden yürütmüş. Yeni yapılmakta olan çalışmalarla Batı'ya Türklerden kim bilir daha nelerin geçtiği ortaya çıkacak? Belki de yazının ve dillerin anası Türkler olduğu kanıtlanacak. Muazzez İlmiye çığ 18.12.2007.Sonuç olarak: Anlamadığımız bir dille yazılmış Din kitapları bez torbalar içinde ve duvarlara asılı durdukça bizleri dede, baba ve oğullar hep aldatırlar. Kendileri meleklerle yatarlar, bize cennetten kadın, huri ve gılman satarlar.




31 Aralık 2012 Pazartesi

892YILBAŞI BİZİM GELENEĞİMİZDİR,SİZ ÇATLASANIZ DA!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com İzmir;30 Aralık 2008/30Aralık 2012/Hayret! Beyimizin her özelliği de yabancılara ait! YILBAŞINI KUTLAMAK, BİZİM GELENEĞİMİZDİR!"Noel Baba Hıristiyan, Noel'ine hindi yeme Amerikan Şükran gününe,çam ağacını süslemek yine Hıristiyan Noel'ina ait değil midir?"Bilal Erdoğan,Bay Tayyip Erdoğan'ın oğlusu.Harvard Üniversitesinde/Amerika/Kamu yönetimi master'i yaptı.Önce bir gemicik satın aldı,sonra da işlerini büyüterek bir büyük gemi daha satın aldı.Göbek adı Necmettin'dir.Asıl adı bir Habeş'in adı olup,göbek adı da Türkiye Cumhuriyetinin 2.000.000.000.000Türk lirasını deve yapmaktan hükümlü Erbakan'ın adıdır.Kendileri Amerika'da Dünya Bankasında staj yapmıştır.Kısa dönem paralı askerlik yapmıştır.“Tanrıların Vatanı, ANADOLU”
“Tanrılar, Mezarlar, Bilginler.”
C.W.CERAM,
“Anadolu Tanrıları-Efsaneleri-
Cevat Şakir Kaba ağaç, “İşler ve Günler.”Çok tanrılı dinlerin peygamberi
Sayılan, Foça’mı HESİODOS,Mitolojik Sözlük”,AZRA ERHAT
“BİLGİSİZ FİKİRYÜRÜTMEK” Uğur Mumcu -Yobazlara özgüdür-Ostüzü. .-
“ATATÜRK’Ü SİZE TANRI VERDİ; ATATÜRK’TE SİZE HERŞEYİ VERDİ.”
Belçika’dan gelen yılbaşı tebriki.Pierre Demoulin
*Tanrıların ve Mitolojilerin vatanı, ANADOLU’DUR.
*Dinlerin çıkış yeri, ANADOLU’DUR Sünnet geleneğinin çıkış yeri, ANADOLU’DUR. Yılbaşılarını kutlama geleneğinin çıkış yeri, ANADOLU’DUR *Kadın özgürlüğünün vatanı, ANADOLU’DUR *İlk kurtuluş savaşının verildiği yer, ANADOLU’DUR.
*Laiklik ilkesiyle, Kutsal İslam dinin sömürüden kurtarıldığı ilk yer,Anadolu’dur.
Hal böyle iken; yaşanmış bir yılı uğurlayıp, yaşanacak bir yeni yılı neşe ve sevinçle karşılamak için yapılan eğlencelere KÜFÜR VE İSLAMLIKTAN ÇIKMA damgasının vurgulandığı FETVALARIN, CAMİLERİMİZDE OKUTULDUĞUNU, ibret ve dehşetle öğrendik. Bunu ifade eden cümleyi yazarken terledim!
En çok gücüme giden ve beni, derinden yaralayan da; BALIKESİR PAŞA CAMİSİNDE MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL’E İNAT; BÖYLE, ÇAĞDIŞI KAFALARCA ÜRETİLMİŞ OLAN, DİNLE VE İMANLA HİÇ BİR İLGİSİ OLMAYAN BİR YAZININ OKUTULMASIDIR!
Din adına vatandaşlarımızı dolandırıp, “YAN GELİP YATANLAR, ALMAN MAHKEMELERİNDE DOLANDIRICILIKLARI HÜKME BAĞLANAN DEVLETLİLER hakkında, niçin fetvalar yayımlanmaz!
BAB’I MEŞİHAT-FETVA KAPISI kapanmadı mı?
Bazı örümcek kafalı yarasalar NOEL KUTLAMALARI İLE YILBAŞI KUTLAMALARINI BİR SANIYORLAR. Ya da, bile, bile din adına sek, sek oynuyorlar. Bizim dinimizin da Peygamber saydığı, Hz. İsa,25.Aralık’ta Beytülleham’da-NASIRA’DA- doğmuştur. Hıristiyanların, DOĞUŞ BAYRAMI, KUTSAL DOĞUŞ BAYRAMI diyerek, kutsal saydıkları gün,25.Aralık günüdür.
Bu günü, M.Ö. 4’üncü asırda, Antalya’da DEMRE’DE yaşamış olan bir din adamı ile bütünleştirmişlerdir. NOEL BABA EFSANESİ YARATILMIŞTIR.
Olaylara, akılcı bir gözlem ve araştırma ile bakacak olursak, aşağıda anlatacağım sonuçlara varırız.
Ana Tanrıca KİBELE—Kybele--:
1-Gediz nehrinin çıktığı, MURAT DAĞLARI doğumludur.
2-AFYON KALESİ doğumludur.
3-MANİSA doğumludur.
Ana Tanrıça figürünün kökleriM. Ö. 7000 yılarına dayanır. ÇATAL HÖYÜK’TE ve HACILAR’DA yapılan kazılarda, Sümerlerden önceki kültürlerin izleri bulunmuştur. Bir doğum sandalyesine oturan, kucağında küçücük bir çocuğu tutan ve iki yanında aslanlar bulunan, doğurganlığın simgesi OLAN KİBELE’DİR. Aslanlar, gücün simgesidirler Kucaktaki çocuk ta, KİBELE’NİN sevgilisi ATTİS’DİR.
Anadolu’ gelişen mitolojiye göre. SANGORİYOS’UN kızı ile evlenen ATTİS’İ kıskanan KİBELE; SANGARİT’İ ÖLDÜRÜR. Bu ölüme dayanamayan ATTİS’DE, HAYÂLARINI DİPTEN KESEREK ÖLÜR. Akan kanlardan, ANEMON-Manisa lalesi –oluşur. ZEÜS’ÜN acıması ile ATTİS, çam ağacına dönüştürülerek diriltilir. Çam ağacından yapılan testiler, FALLUP’A benzetilir. Kadın biçiminde üretilen testilerin ağız kısmına çam ağacından yapılan bir kapak konulur. Çam ağacı sonsuz yaşamanın simgesidir.
Bu mitolojiden, KİBELE DİNİ ortaya çıkar. Kibele dinin mabedi, DİKDÖRTGEN biçimindedir. Bu mabedin etrafında turlar atılarak ibadet edilir. Kibele dini rahipleri, erkeklik organlarını, vecd içinde, dipten keserlerdi. Korkak olanlar, erkeklik organlarının ucunu keserek toprağa gömerlerdi. Yağmur damlaları, MENİ’YE benzediğinden, bu uçlar toprağa gömülürdü. Bugün de, aynı gelenek Ülkemiz genelinde sürmektedir. ATTİS’İN bir adı da ADONİS İDİ. Günümüzde, Suriyeli kadınlar, ADONİS adına dua etmektedirler.
Yeni yılı kutlamaya NEVRUZ, denilirdi. Bu, yeni çıkacak ürünler için yapılırdı. İslam’da bu ŞEKER BAYRAMINA DÖNÜŞMÜŞTÜR. Sümerlerde, HASAT SONU OLAN Temmuz ayında, hasat bayramı, tanrı TAMMUZ adına yapılırdı.
Hıristiyan dünyasında da, Ekim ayı sonunda yapılan bağbozumu şenlikleri, 25. Aralık’a kaydırılarak yapılmaya başlamıştır. Hz.İsa’nın, 07.Ocak olan doğum tarihi de,25. Aralık’a çekilmiştir.
Sümerlerce ve öteki uygarlıklarca, takvim bulunmuş; aylarda meydana gelen doğa olayları gözlemlenerek; tarımsal girişimler ve diğer işler bunların durumlarına göre ayarlanmıştır.
Anadolu muz’da,(7.000) senedir, yılbaşı kutlanmaktadır.
*KİBELE, ARAP YARIMADASINA Kâbe olarak gitti.
*Bakınız Ünlü bilgin Felicien Challaye ne diyor: Dinler Tarihi, Varlık yayınları, Semih Tiryakioğlu çevirisi,1972:Rahmetli Turhan Dursun, din bu-2’’den aynen aldım.
“Kibele ve Attis Kültü,Oziris(Osiris)İzis, daha sonra Serapis kültü, Suriye’den gelme Güneş kültü,( bu kült, genellikle , Suriyeli imparatorlar tahta çıktıkları zaman yayıldı.(Avrellanus, yenilmez güneş için tapınak yaptırdı.)Mithra kültü, çok zaman bu tapınışlar, birbiri içinde eriyerek bir çeşit mistik sinkretizm meydana getirdi.s.g.e.S.39,234,
Hıristiyanlıkta, Güneş kültü gibi, ay kültü de çok büyük ölçüde etkin olmuştur.”Bakire Meryem” daha önceki inanışlardan kalma bir “Ay anaydı ve bakireyken çocuk doğurduğu”yolundaki bu efsane Kuran’da da( özellikle Meryem suresinde ) uzun, uzun yer alır.Bu durum.”Ay Ana”, diye inanılmış olmasından kaynaklanıyordu.”Ay Analar ve “bakireyken çocuk doğurmalar” konusunda,Cahit Begenç, şu güzel özetlemeyi yapıyor:”
*Anadolu’da Cybele Ana, bakiredir, babasız doğan oğlu ve hem de aşığı Attis’dir.
*Babil ülkesinin Koca Anası, İştar Ana bakiredir, babasız doğan oğlunun adı TAMMUZ’DUR.(Bizim temmuz adı ile DAMIZLIK kelimesi bu sözden kalmadır).
*Mısır ülkesinin koca anası İSİS Ana da bakiredir Babasız doğan oğlunun, aynı zamanda sevgilisinin adı Osiris’tir.
*Batı ve Güneydoğu Anadolulunun Koca Anasının adı Artemis’tir, bakire olarak ve babasız doğurduğu oğlu ve sevgilisinin adı. Adonis’tir.”
*Hz. Meryem de Koca Anadır ve bakiredir. Oğlu İsa babasızdır. Adına Meryem ana derler.”
* Koca Analar, Ay Analardır. Bereket mabudeleridirler. Hıristiyanlar, MERYEM ANA’YA”Nutre lune”, yani”Bizim ay”, derler. Beğenç, Anadolu Mitolojisi, s.70-71-s.g,e,s.39-40
*Anibal tehlikesi dolayısı ile Efes’te bulunan “Mağna Mater”- Büyük Ana- heykeli, gemi ile Roma’ya götürülmüştür. Tiber nehrinde, heykelin içine konulduğu gemiyi, bir Romalı bakire dişleri arasına sıkıştırdığı bir iple çekmiştir..Sonraları, bu heykel, Hz. Meryem’i betimlemiştir.
* Sünnet geleneği, Avustralya yerlileri, Aborjinler arsında da vardır.
*Güneş Kültü Meksika yerlileri arasında da vardır. Tahsin Mayatepek’in Atatürk’e gönderdiği 14 sayılı rapor.
Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyet’in, anayasamızın 136’ıncı maddesine tâbi olması gereken din adamlarının bu eylemlerini şiddetle ve öfkeyle ayıplıyorum.
Balıkesir müftüsüne de, Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in, Paşa Camisinde, minbere çıkarak, vermiş olduğu dini öğüdü okumalarını öneriyorum.
osmanturkoguz@gmail.com
İzmir,30.Aralık.2008,


 
 
 
 
 
 
 
 
 

24 Aralık 2012 Pazartesi

890/ISPARTA İDARE MAHKEMESİNİN FETVASI!

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir;24 Aralık 2012.         

                            ISPARTA İDARE MAHKEMESİNİN FETVASI!
                 Nurculuk hakkında; kaziye’i Muhkem hale gelmiş, Yargıtay Genel Kurulu Kararı var iken, İdare mahkemelerimiz ancak ve dahi ancak Türkiye Cumhuriyetinin Evrensel hukukuna uymayan fetva mahiyetinde karar verebilir:Ostüzü.
             YARGITAY GENEL KURULU KARARI:
             Karar tarihi:20 Eylül 1965,
             Esas:234/D-1,
             Karar no:313,
             Tebliğ name:1–1078
             Lütfen okuyunuz da sizler karar veriniz: Nolcek şimcik?                                  
             “Isparta İdare Mahkemesinden fetva gibi karar:  Said Kürdi(Nursi)   "İslam Âlimidir”Türk Atasözü: Yazmadan kâtip,okumadan âlim olunmaz!”İlmi Ledün,İlmi Batin ve İlmi zahir!Âlimim deyenler akıllarını kaçırmışlardır zahir!Merhum İkinci Abdülhamit
 Davacımızın Savı:         
“Kurtarıcımız ve kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’e,"saltanat-ı hilâfeti" mahveden bir Deccal” , "şimal tarafında zuhur" eden bir Büyük Deccal de vardır. ,"o insafsız, o çok  kusurlu adam" . "Ayasofya Camisini puthaneye, Meşîhat Dairesini (Osmanlı Diyanet Dairesi) kızların lisesine çeviren adamı sevmemek suç olması imkânı var mı" "günahkârlar",  "seyyiesiz", "Süfyan", "Nefreti âmmeye lâyık adam", "Deccal",  "İslam’ın en büyük fitne-i diniyelerinden”, “Türkiye'nin siyasi rejimi Nur Saadetini söndürmeye çalışmaktadır.” “Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir.” ]  diye saldıran Said Kürdi(Nursi)   Isparta İdare Mahkemesine göre “İslam Âlimi”.
T.C ISPARTA İLİ,  İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2–363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasını kararlaştırılmıştı.
 ADD Isparta Şubesi olarak “Bu kararın iptali istemi” ile, 29.03.2012 ISPARTA İDARE MAHKEMESİNE açtığımız dava, 20.11.2012 günü yapılan duruşma sonunda karara kalmıştı. Karar 18 Aralık 2012 günü tarafımız tebliğ edildi. 
Kararda;
 “Bu durumda, yukarıda yer verilen Kanun hükmü ve ara karar cevabı ile dava dosyasında yer alan diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; düşünceleri ve eserleriyle toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul gören ve "İslam Âlimi" olarak nitelendirilen şahsın isminin, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Bar1a Kasabası'nın tanıtımı için kullanılacak sloganlarda yer almasına ilişkin kararın, kültür ve turizm ihtiyacının karşılanmasına yönelik hizmetlerden olduğunun kabulü gerektiğinden anılan kararda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gibi bu durumun yörenin inanç turizminin gelişmesine katkıda bulunacağı sonucuna ulaşılmıştır.”
“Öte yandan, davacının "Bediüzzaman, Nursi" gibi unvan ve lakapların kullanılamayacağı yönündeki iddiasını; unvanların bir kimsenin işi, mesleği veya toplum içindeki durumu ile ilgili olarak kullanılan ad, san, şahıs adlarıyla bir arada kullanılarak
Şahsın ailedeki veya toplumdaki mevkiini gösteren bir ad şeklinde tanımlanması karşısında tanınan ve toplum tarafından kabul gören şahıslar için unvan ya da lakap kullanılmasında herhangi sakınca bulunmadığından yerinde görülmemiştir.”
“Açıklanan nedenlerle, davanın REDDINE,…..”
Biz bu davanın “yalnızca bir tabelanın asılıp asılmaması davası” olmadığını,  Bu davanın “Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerine, kuruluşuna, kurucusuna, laik demokratik cumhuriyete ve cumhuriyet hukukuna karşı olduğu belgelerle sabit bir kimliğin ve adının itibarlılaştırılması davası”  olduğunu,  “Eğer Mahkeme, bu davayı reddederse “Nur Cemaati”  müritlerinin amaç ve  düşüncelerinin gerçekleştirilmesinin önünde hiçbir engelin kalmayacağını”  ileri sürmüş ve bu kaygılarımızı belgelendirmiştik.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.9.1965 gün ve E. 234/D-1 K. 313, Tebliğname:1-1078 Kararında “Said Nursi nur risalelerinde: Türkiye Cumhuriyeti»’nin tamamen şeriat esaslarına ve islamın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesi lazım geldiğini, devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kuran dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını, İslamlığın düsturlarına uymayan devrimlerin meşru olmadığını mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda yapmakla beraber laik bir cumhuriyet rejimi kurduğu için Atatürk’e düşman kesilerek onu Ebusufyan ve Deccale benzetmek (tek gözlü deccal ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesini ihlal eden suç işlediği”
belirtilmektedir. TCK 163 kaldırılmıştır. Anacak   Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ kararında belirtilen fiiler Günümüzdeki Türk Ceza Kanununa göre yine suçtur.
Diğer taraftan
T.C. Anayasasının 174/7 “26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanunun1.Maddesi “ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. ERKEK VE KADIN VATANDAŞLAR, KANUNUN KARŞISINDA VE RESMİ BELGELERDE YALNIZ ADLARİYLE ANILIRLAR”
denilmesine, bu hususun dava dilekçemizde açıklıkla belirtilmesine karşın,  Isparta İdare Mahkemesi “toplum tarafından kabul gören şahıslar için unvan ya da lakap kullanılmasında herhangi sakınca bulunmadığından” gibi hukuk la uzak yakın ilgisi olmayanların bile isyan edeceği bir kararın altına imza atmıştır.  Hukuk fakültesinde Anayasasının 174/7 maddesini böyle yorumlayan bir öğrenci  yaşamı boyunca o fakülteden mezun olamaz.
Isparta İdare Mahkemesi bu dava ile ilgili kararını yalnızca  “Diyanet işleri Başkanlığı'nın en yüksek danışma ve karar organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu'nca verilen 10.07.2012 kayıt günlü” yazısını temel alarak verdiği anlaşılmaktadır.
Biz Mahkemeye,  “Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu 1964 yılında yayımladığı “NURCULUK HAKKINDA” adlı kitapçığını ek belge olarak sunmuştuk.(Bu belgeye dileyen Diyanet işleri Başkanlığı Web sitesinden ulaşabilir).
 1964 yılında “Din İşleri Yüksek Kurulu “Said Norsi"nin Risale-i Nur eserlerinin ve Nurculuğun, İslam"a aykırı ve zararlı olduğunu, Nurculuğun milli ve dini birliği parçalayan zümrecilik olduğu”nu tespit ve ilan etmektedir.
1964 tarihinden bu yana değişti? Dinimizin temeli olan Kur an mı değişti?, Yoksa Din İşleri Yüksek Kurulu, Said Kürdünin yoluna mı girdi? Çünkü Said-i Kürdi; Risalelerinin Müslümanların kutsal kitabı Kuran’dan üstün gördüğünü açıkça göstermektedir. Risale-i Nur adeta zamanın Kuran’ıdır iddiasındadır.
Sonuç olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AİHM’in türban kararından sonra, “Onlar ne anlar, ulemaya sormak lâzım” demişti.
Anlaşılan, Isparta İdare Mahkemesi de Başbakanın sözü doğrultusunda karar verdi “Atatürkçü Düşünce Derneği ne anlar, ulemaya( Din işleri Yüksek Kuruluna) sormak lazım” dedi. Ulemanın Kararını da bize “tebliğ” etti
Isparta İdare Mahkemesi; Türkiye’de işlenen “Hukuk katliamına” bir yenisini eklemiştir.
Bu kararda, “laik hukukun” değil, Şer-i hukukun hükümleri uygulanmıştır!
Bu Karar; Yürürlükte olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tümden yok sayılmasıdır!
Bu karar; “Deccale siyaset vasıtasıyla galip gelinmez” diyen Kürt Said-in, Anayasa ve evrensel hukuk kuralları yok sayılarak koruma altına alındığının göstergesi, Yargıya egemen olduğunun açık kanıtıdır!
Bu karar; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yedi Düvel’e” meydan okuyarak, dünyaya örnek bir kurtuluş savaşı ardından yapılan görkemli devrimlerle kazanıp kurduğu Türkiye Cumhuriyetini, ret ve inkâr eden bir karardır.
Bu Kararla; Yalnız Isparta değil, Menemen’e; “DERVİŞ MEHMET’İN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”,  Elazığ-Palu ilçesine “ŞEYH SAİD’İN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”, Balıkesir’e “ANZAVUR AHMET İN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” , Tunceli’ye “SEYYİD RIZA HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” Sivas’a “KIYAM IN YAPILDIĞI TOPRAKLARDASINIZ” vb. sloganlarının yazılmasının” yanı sıra, Ege bölgesinde hemen tüm illerimizin ve ilçelerimizin  girişine “HELEN UYGARLIĞININ KURULUP YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”, Başta İstanbul olmak üzere tüm Trakya topraklarındaki yerleşim yerlerine “BİZANS(DOĞU ROMA) UYGARLIĞININ KURULUP YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” Sloganlarının asılmasının  yasal dayanağı verilmiştir. 
Bu Kararla Atatürk Cumhuriyetinin tüm kurumlarının hukuksal güvenceleri ortadan kaldırılmış, Cumhuriyetin tüm kurumları ile birlikte lağvedilmesinin önü açılmıştır.

Mahmut ÖZYÜREK
Atatürkçü Düşünce Derneği
Isparta Şubesi (önceki) Başkanı      
   T.C. ISPARTA
İDARE MAHKEMESİ

ESAS NO          : 2012/394
KARAR NO: 2012/1098

DAVACI: ATATURKÇU DÜŞÜNCE DERNEĞİ ISPARTA ŞUBESI
                              ADINA MAHMUT OZYUREK
VEKİLİ: AV. ALİ KUTLAY ALPUĞAN
                              Adakale Sokak No:25/46 Merkezi ANKARA

DAVALI                    ISPARTA VALILIGI
VEKILI                         :AV. ABDULLAH ÇELIK
 İl özel İdaresi Merkez/ISPARTA

Davanın ÖZETI           :   Isparta ili Eğirdir İlçesi Barla Kasabası ana yol kavşağına
"Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Yaşadığı Topraklardasınız" sloganının yazılması ve daha sonra bu sloganın "Bediüzzaman Said Nursi'nin Yaşadığı Topraklardasınız" olarak düzeltilmesine ilişkin Isparta il Genel Meclisi'nin 06.12.2011 tarih ve 12/2-363 sayılı kararının; "hazretleri" ibaresinin Anayasa'nın 174/7 maddesine aykırılık oluşturduğu, "Said Nursi" adlı kişinin Türk Cumhuriyeti karşıtı olduğu bu nedenle Türk topraklarında bir yere adının verilmesinin kabul edilemeyeceği, halkı kendi arasında düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edebilecek nitelikte olduğundan Türk Ceza Kanunu'na aykırılık oluşturduğu iddialarıyla iptali istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Yörenin inanç turizminin gelişmesine yönelik olarak alınan bir karar olduğu, "hazretleri" ibaresinin daha sonra alınan bir kararla sloganda çıkarıldığı, ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yetkili oldukları bir konuda alınan bir karar olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

TURK MİLLETI ADINA
Karar veren Isparta İdare Mahkemesi'nce önceden belirlenip tarai1ara tebliğ edilen 20.11.2012 gününde saat:1O:00'da duruşma açıldı. Davacı ve davacı vekili Av. Ali Fuat ÇETİNKAYA, davalı idareyi temsilen Av. Abdullah ÇELİK in geldikleri görüldü. Gelen taraf1ara usulüne göre söz verilerek duruşma tamamlandı. Dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü;

Dava, Isparta İli Eğirdir İlçesi Barla Kasabası ana yol kavşağına "Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Yaşadığı Topraklardasınız" sloganının yazılması ve daha sonra bu sloganın "Bediüzzaman Said Nursi’nin Yaşadığı Topraklardasınız" olarak düzeltilmesine ilişkin Isparta İl Genel Meclisi'nin 06.12.2011 tarih ve 12/2-363 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu'nun "İl Özel idaresinin Görev ve Sorumlulukları" başlıklı 6/a maddesinde; il Özel idaresi mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla, sağlık, gençlik ve spor, tarım, sanayi ve ticaret Belediye il sınırı olan Büyükşehir Belediyeleri hariç ilin turizm, sosyal hizmet ve yardımlar yoksullara mikro kredi verilmesi, çocuk yuvaları ve

1/3        
              
T.C.                                                                                                                              ISPARTA IDARE MAHKEMESI
ESAS NO   : 2012/394
KARAR NO:2012/1098

“Yetiştirme yurtlan; ilk ve orta öğretim kurumlarının arsa temini, binaların yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşı1anmasına ilişkin hizmetleri il sınırları içinde yapmakla görevli ve yetkili olduğu belirtilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; Isparta İl Genel Meclisi tarafından Isparta İlinin ulusal düzeyde tanıtımının sağlanmasının amaçlandığı bu amaç doğrultusunda alınan 06.12.2011 tarih ve 12/2–363 sayılı kararla Keçiborlu! Gümüşgün, Isparta! Eğirdir yol güzergâhında o yöreyi tanıtıcı, dikkat çekici sloganların billboardlara yazılmasının kararlaştırıldığı. Anılan kararın (g) maddesinde Isparta ili, Eğirdir İlçesi, Barla Kasabası anayol kavşağına "Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Yaşadığı Topraklardasınız"  sloganının yazılması, daha sonra Meclislin 05.04.2012 tarihli kararıyla bu sloganın "Bediüzzaman Said Nursi’nin Yaşadığı Topraklardasınız " olarak düzeltilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılmakla olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Mahkememizin "Said Nursi'nin kim olduğu, İslam tarihindeki yeri, eserlerinin neler olduğu, Isparta İli ve Barla Kasabası açısından nasıl bir öneme sahip olduğu, hayatı ve eserleri değerlendirildiğinde İslam inancı bağlamında "İslam âlimi" olarak kabul görüp görmediğinin" sorulmasına ilişkin 041O6i2012 tarihli. Ara kararına Diyanet işleri Başkanlığı'nın en yüksek danışma ve karar organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu'nca verilen
10.07.2012 kayıt günlü cevapta özetle; Said Nursi'nin 1878-1960 yılları arasında yaşadığı, yaşadığı dönemin siyasi ve konjoktürel şartlarına bağlı olarak kimi. Zaman tutuklandığı, sonrasında beraat ettiği, kimi zaman sürgüne gönderildiği, ardından serbest bırakıldığı, düşüncelerini "Risale-i Nur" adını verdiği eserlerinde ortaya koyduğu, İslam inançlarının temellendirilmesine yönelik açıklamalardan oluşan bu eserlerin din ilimleriyle fen ilimlerine ait verilerin birbirini desteklediği anlayışı üzerine kurulduğu ve yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından bir tür "Kur'an tefsiri" olarak, anıldığı, genel olarak İslam âlimlerince tenkite tabi tutulmayıp İslam inançları b3ğlamında "İslam Âlimi il olarak değerlendirildiği, dini konularda eser kaleme alan bir müellif olarak kalmayıp ilgilendiği ve yetiştirdiği öğrencileriyle bir hareket oluşturduğu, 1926 yılından itibaren hayatının yaklaşık sekiz yıllık bölümünü Isparta iline bağlı Barla Kasabasında geçirdiği, düşüncelerini ortaya koyduğu Risale-i Nur adındaki eserlerinin bir bölümünü burada yazdığı ve "Barla Lahikası" adıyla kitaplaştırdığı belirtilmiştir.

Bu durumda, yukarıda yer verilen Kanun hükmü ve ara karar cevabı ile dava dosyasında yer alan diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; düşünceleri ve eserleriyle toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul gören ve "İslam Âlimi "olarak nitelendirilen şahsın isminin, hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Bar1a Kasabası'nın tanıtımı için kullanılacak sloganlarda yer almasına ilişkin kararın, kültür ve turizm ihtiyacının karşılanmasına yönelik hizmetlerden olduğunun kabulü gerektiğinden anılan kararda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gibi bu durumun yörenin inanç turizminin gelişmesine katkıda bulunacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, davacının "Bediüzzaman, Nursi" gibi unvan ve lakapların kullanılamayacağı yönündeki iddiasını; unvanların bir kimsenin işi, mesleği veya toplum içindeki durumu ile ilgili olarak kullanılan ad, san, şahıs adlarıyla bir arada kullanılarak
2/3
          T.C.
        ISPARTA
  IDARE MAHKEMESI

ESAS NO   : 2012/394
KARAR NO:2012/1098

Şahsın ailedeki veya toplumdaki mevkiini gösteren bir ad şeklinde tanımlanması karşısında tanınan ve toplum tarafından kabul gören şahıslar için unvan ya da lakap kullanılmasında herhangi sakınca bulunmadığından yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın REDDINE, aşağıda dökümü yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, Avukatlık Asgari ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.200,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, artan posta Avansının kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren (30) gün içerisinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak Üzere, 20.11.2012
Tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    Başkan                             Üye                         Üye                                              
HASAN UZUNOVA              ZAFER ŞEKER       HÜSNİYE KÖMÜRCÜ
   38008                                     101755                            138938                                                            


                                                                                           
YARGLLAMA GIDERI
Başvuru Harcı:                   21,15 TL
Karar Harcı                      21,15 TL
Vekâlet Harcı                      3,30 TL
YD Harcı                         34,80 TL
YD İtiraz Harcı:                   57,50 TL
Posta Gideri                       111,50 TL
TOPLAM                               249,40 TL                   3/3
                                   

                             YARGITAY İLAMI.
    Esas:964/1543
    Karar:964/1825
    Tebliğ name:1/B/1462

YARGITAY İLAMI
“Hükümetçe yasak edilen Nurculuğa ait kitapları muhtelif şahıslara okumak veya okutmak veya vermek suretiyle, laikliğe aykırı olarak, Nurculuğun propagandasını yapmaktan sanık Mehmet Akın ve Tevfik Dilek’in yapılan duruşmaları sonunda: Beraatlerine ve suç delili olarak zaptedilen kitap ve teferruatın sanıklara iadesine dair (Burdur) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.4.1964 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi C.Başsavcılığı yürek makamından tebliğname ile Yargıtay birinci Ceza Dairesine gönderilmekle okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği konuşuldu ve aşağıdaki karar tebliğ edildi.
1-Saidi Nursi’nin önderliği altında gelişerek Devlet Nizamına tehlike verecek şekilde Memleket dâhilinde oldukça geniş bir faaliyet sahası bulan Nurculuğun esas gaye ve hedefinin laikliğe aykırı olarak Devletin içtimai, iktisadi, siyasi ve hukuki, Dini esas ve inançları uydurmak ve tamamen şeriat esaslarına dayanan bir Devlet tesis eylemek olduğu bugün bilinen ve üzerinde münakaşaya dahi lüzum olmayan bir vakıadır.
Gerçekten; Sanıkların evlerinde ve üzerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen ve kendisini insanüstü bir insan olarak gören Saidi Nursi tarafından yazılıp bu görüşü benimsemiş olan kitlelere dağıtılmış bulunan muhtelif kitap ve risalelerde Nurculuğun prensipleri izah edilip methedildikten sonra bunların benimsenmesi için ikazlarda bulunulduğu gibi. Bunlar arasında bilhassa “Mesnevi’i Nuriye” adlı eserde (.......İslamiyetten düsturlarına aykırı inkılap yapılmayacağı, şarkı ancak dinin kalkındırabileceği......)
“Bediüzzaman cevap veriyor” adındaki kitapta (.....Bolşevizme ve Sosyalizme karşı artık milliyetçiliğin zayıf kaldığına işaretle İslamiyet milliyetinin zaruri olduğu, Türklerin islam kalmalarının şart ve faydalı bulunduğu şeriat ahkamının tamamen tatbik ve icraası lazım geldiği....) “Mektubat” isimli kitapta (.....Şeriatın tamamen lazım geldiği; İslam dini dünya ve ahireti birlikte nazara alarak dünyaya ait kanunlar dahi koyduğu cihetle din ve dünyanın ayrılmayacağı ve bu itibarla dünya için başka kanunlar koymanın ve dinin dünya kanunları olan şeriata aykırı kanunlar koyup onu değiştirmeye çalışmanın sahibi-şeriatı inkar ve tekzip demek olduğu, İslam birliğinin bir parçası olan Türkiye Devletinin her davranışında şeriata uygunluğunun lazım bulunduğu....) “Lemalar” adlı yazıda (.....Cumhuriyetin Bolşevik ve Komünist esaslara göre kurulmuş olduğu,çarşafın daimi bir giyim ve çok kadınla evlenmenin islamı bir icap olduğu aile nizamının İslami kaidelere uygun olması gerektiği...) “Hutbei Şamiye” adlı yazıda (....Dünya saadetinin şeriatı islamiye ile mümkün olabileceği, cezaların ilahi emre uygun olması icap edebileceği, aklımızı başımıza almayıp, hakiki islamiye dairesinde mahkemeler açılmazsa başımıza kıyametler kopacağı....) “Hanımlar Rehberi” adlı yazıda (.....Türk İnkılapları neticesinde memlekette yerleşmiş batılı müesseselerin ve anlayışın dine aykırı olduğu, inkılapçı idarenin ve kıyafet ile maarif sisteminin dinsiz bulunduğu bunun bir zulüm devresi olduğu....) ifade, izah ve müdafaa edilmek ve bu fikirlerin benimsenmesi ve o yolda hareket edilmesi yolunda ikaz ve telkinlerde bulunmak suretiyle laikliğe aykırı olarak Devletin içtimai, İktisadi ve Hukuki temel nizamlarını dini esaslara uydurmak maksadıyla propaganda yapıldığı hiçbir tereddüte yer verilmeyecek ve bilirkişi incelemesine dahi lüzum göstermeyecek bir şekilde kesin olarak anlaşılmıştır.
    Bu itibarla; suç mevzuunu teşkil eden bu kitap ve yazılarının tahukkuk eden suç mahiyetine, sanıklar dava safhalarındaki ifadelerinde: (...Evlerinde ve üzerlerinde yakalanan bu matbuaların Saidi Nursi tarafından yazılmış ve Nurculuğu benimsemiş oldukları, gittikleri yerlerde muhtelif kimselere de okumaları için bunlardan vermiş ve dağıtmış bulunduklarını....) Açıkça bildirmelerine, bu kitapların şu mahiyetleri bilinerek ve isteyerek dağıtılması ise kitaplardaki fikirlerin propagandasını yapmaktan başka bir mana taşımayacağını nazaran her iki sanığında laikliğe aykırı olarak Devletin Temel nizamlarını dini ve esas ve inançlarına uydurmak maksat ve gayesini güden Nurculuğun propagandasını yaptıkları sabit iken: Vakıaya uymayan ve hadisenin ve delillerin hakiki mahiyetine aykırı düşen isabetsiz bazı düşüncelerle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
    1-Sanıklardan zaptedilip suç mevzuunu teşkil eden kitapların müsaderesi gerekirken kendilerine iadesine karar verilmiş olması,
    Yolsuz C.Savcısının Temyiz itirazları bu itibarla varit bulunduğundan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA) 25.9.1964 gününde karar verildi.”

Başkan            Üye             Üye             Üye             Üye   
A.Ü.                   S.Y.          C.V.             A.Y.             A.S.
       YARGITAY CEZA GENEL KURULU
20.9.1965
Esas:234/D–1
Karar:313
     Tebliğname:1–1078
“Hükümetçe yasak edilen Nurculuğa ait kitapları muhtelif şahıslara okumak veya vermek suretiyle laikliğe aykırı olarak Nurculuğun propagandasını yapmak filleri, T.C.K.nunun 163’üncü maddesine mümas suçlardır.
Hükümetçe yasak edilen Nurculuğa ait kitapları mühtelif şahıslara okumak veya vermek suretiyle laikliğe aykırı olarak Nurculuğun propagandasını yapmaktan sanık Mehmet ve Tevfik’in yapılan yargılaması sonunda: Beraatlerine ve suç delili olarak zaptedilen kitap ve teferruatının sanıklara geri verilmesine ilişkin......Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.4.1964 gün ve 963/116-964/39 sayılı hüküm C.Savcılığının temyizi üzerine Yargıtay Birinci Ceza Dairesince incelenerek, 25.9.1964 gün ve 1543/1825 sayılı ilamıyla bozulup yerine geri çevrilmiştir.
(Ceza Genel Kurulu Kararı)
İlk hükümde direnmeyi kapsayan 31.3.1965 gün ve 964/102-965/22 sayılı son hükmün temyiz yoluyla incelenmesi yine C.Savcılığı tarafından istenilmiş olduğundan; dosya C.Başsavcılığının, hükmün bozulması düşüncesini bildiren 14.5.1965 gün ve 1-B/1078 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okunarak gereği konuşulup düşünüldü:

Nurculuğun iyi bir yol olduğunu ve Nur risalelerine okumaları için halka dağıttıklarını kabul ve ikrar eden sanıkların hukuki durumlarının neden ibaret olduğunun tayin ve tesbiti için;
1-Nurculuğun kurucusu Sait Nursi’nin kişiliği, hayatı boyunca gerçekleşmesi için uğraştığı sosyal ve siyasi düzenin mahiyeti,
2-Kur’anın tefsiri ve İslamlığın esaslarının izahı gibi sebebler altında yayımlanmış olan Nur Risalelerinin gerçek amacı, bu risalelerde yer alan zararlı akımlar,
3-Nur talebeleri, görevleri, mükellefiyetleri,
4-Nurculuğun hakiki Müslümanlığa uymayan yönleri,
5-Kanunlarımız karşısında Nurculuk ve sanıkların hukuki durumları gibi hususların incelenmesine lüzum ve zaruret hâsıl olmuştur.
1-Evvelce Saidi Kürdi olarak tanıtıp bu ünvanı kullanan ve soyadı kanunundan sonra, doğduğu Bitlis’in Nurs köyüne izafetle, Nursi soyadını alan Said Nursi yarı cahil, okuyup yazmasını bilmez bir adamdı. Nur risalelerinden Tiryak adlı risalenin 68’inci sayfasında kendisi de bu hususu itiraf etmekte ve risalelerini yardımcılarına (Nur Şakirtleri) yazdırdığını bildirmektedir. Eski Şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi tarafından yazıldığı bildirilen (Tuhfetürreddiye Ala Mezhebi Saidil Kürdiye) adlı risalede (okur, fakat yazamaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı Türk Milletinin lisanına bile hakkıyla vakıf olmamıştır) denilmektedir.
    Meşrutiyetin ilanından sonra Bitlis ve havalisinde şeyhlik faaliyetinde bulunmuş, sonra İstanbul’a gelerek siyasete atılmış ve (İttihadı Muhammedi Cemiyeti) kurucuları arasında faaliyet göstermiştir. “İttihadı Muhammedi” den ne kast ettiğini Hutbei Şamiye adlı risalenin 84’üncü sahifesinde şu şekilde açıklamaktadır: “İttihadı İslam olan İttihadı Muhammedi dediğimiz vakit, umum müminlerin mabeyninde bilkuvve veya bilfiil sabit olan ittihat murattır. Yoksa İstanbul ve Anadolu’daki cemaat murat değildir. Amma bir katre su da sudur. Bu ünvandan tahsis çıkmaz tarifi hakikisi şöyledir: Esas temel şarktan garba, cenuptan şimale mümted ve merkezi haremeyni şerifeyn ve ciheti vahdet tevhidi ilahi-peyman ve yemini iman, nizamnamesi sünneti Ahmediye, kanunnamesi ve nevahii şer’iyye-kulüp ve encümenleri umum medaris, mesacit ve zavaya o cemaatın ilelebet ve muhallet naşiri efkârı umum kulübü islamiye ve her vakit naşiri eftarı başta Kur’an ve tefsirleri (Şimdi Risalei Nur). Yine mektubat adlı risalede, “azametli bahtsız bir kıt’anın, şanlı talihsiz bir Devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi ittihadı islamdır” diye yazılı bulunmaktadır. “Mektubat, Doğuş Limitet Şirketi Matbaası, Ankara 1958. S.436.”
    Said Nursi 31 Mart vak’asından önce Derviş Vahdeti ile münasebet kurmuş o zaman yayımlanan Volkan Gazetesinde çıkan yazıları ile 31 Mart vak’asını körüklemiştir. Volkan Gazetesi, 5 Şubat 1908 tarihli 49’uncu sayısından itibaren (İttihadı Muhammedi) fırkasının yayın organı, mürevviçi efkârı olduğunu başlığı altında ilan etmiştir. (Profesör Tarık Zafer Tunay’a İslamcılık Cereyanı s.119,121)
    Said Nursi, yine o tarihte (Kürt Teali Cemiyeti) ne girmiş, 1327 tarihinde yayımladığı bir kitabın gerekçesinde “Uyan ey Selahattini Eyyübi’nin torunları Kürtler” diye Kürtleri Türkler aleyhine tahrike gayret etmiştir. (General Faruk Güventürk, Nurculuğun İç Yüzü s.107). Mektubat adlı risalede, kendisinin Türk olmadığını, Türklük ile münasebeti bulunmadığını, Türkiye’de Kürt milleti diye ayrı bir millet mevcut olduğunu ileri sürerek memleketin birliğini bölücü hareket ve faaliyette bulunmaktan çekinmemiş ve (Türkçe kamet et diye benim gibi başka milletten olanlara teklif etmek hangi usüldendir. Evet, hakiki Türklere pek hakiki dostane ve uhuvvetkarane münasebettar olduğum halde böyle sizin gibi firenk meşreplerin..... Türkçülüğü ile hiçbir cihetle münasebetim yoktur. Nasıl bana teklif ediyorsunuz, hangi kanun ile. Eğer milyonlarla efradı bulunan ve binlerce senedenberi milliyetini ve lisanını unutmayan ve Türklerin hakiki bir vatandaşı ve eskidenberi cihat arkadaşı kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini unutturduktan sonra belki bizim gibi ayrı unsurdan sayılanlara teklifiniz bir nevi usulü vahşiyane olur. Yoksa sırf keyfidir. Eşhasın keyfine tebaiyet edilmez ve etmeyiz) diye yazdığı görülmüştür. “Mektubat, Doğuş Limitet Şirketi Matbaası 1958, s.339”
Yine; Sait Nursi o tarihte (Kürdistan Azmi Kavi) Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile boynunda dürbün, belinde kama ve tabanca İstanbul’a gelerek Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin Sait imzası altında yazdığı ve esası Kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan ariza takdim etmesinden dolayı bir müddet tımarhaneye konulup sonra affedilmiştir...
    Sait Nursi, İstiklal savaşı sırasında, Ankara’nın (Halife) yi kurtaracağına inandığı için Ankara’ya gelmiş, Laik bir Devlet rejimi ve Cumhuriyetin kurulması üzerine Atatürk’e kızarak Van’a gitmiştir. Kendisi bu olayı şöyle nakletmektedir. (Garplılaşmak bahanesi altında Şeairi İslamiye aleyhinde bir cereyan hissettiğimden Ankara’dan ayrıldım) demektedir. “Münazarat, s.4 Dr.Çetin Özek, Nurculuğun iç yüzü 6.4.1964 tarihli Milliyet Gazetesi.”
    Sait Nursi laik bir Devlet rejimi kurduğu için Atatürk’e düşman kesilmiş, onu şualar adlı risalenin birçok yerlerinde Ebusüfyan ve Deccala benzetmiştir.
    Barla mektupları adlı risalenin 53’üncü sahifesinde Atatürk’ü kastederek şöyle demektedir. (Tek gözlü Deccal, ya iman et yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) “ Dr. Neda Armaner, İslam dininden ayrılan cereyanlar-Nurculuk adlı esere müracaat.”
    Sönmez adlı risalenin 21 ve 22’inci sahifelerinde yine Atatürk hakkında şu cümleler yer almaktadır: (Ayasofya camiini puthaneye ve meşihat dairesini kızlar lisesine çeviren bir adamı sevmemenin bir suç olması imkânı var mı, Ayasofya’yı puthane ve Meşihat’ı kızların lisesi yapan bir kumandanın keyfi, 1925 yılında vuku bulan Şeyh Sait isyanı ile ilgili görülmüş, Isparta’daki ikameti sırasında dini siyasete alet ve Devletin dâhili emniyetini ihlal suçlarından Eskişehir’de yapılan duruşması sonunda bir seneye mahkûm olup cezasını çektikten sonra, Kastamonu’da ikamete memur edilmiştir.”General Faruk Güventürk, Nurculuğun iç yüzü s.106.”
    Sait Nursi, keramet sahibi olduğunu iddia etmekte ve bunu her fırsat ve vesilede ileri sürmekten çekinmemektedir. Kapalı kapılardan kimseye görünmeden çıktığını, hapishanede iken camide namaz kıldığını, hiçbir şey yemeden yaşayabildiğini, kendisine gaipten sesler ve ihtarlar geldiğini, asırlarca önceden din büyüklerinin kendisi ve eserleri hakkında müjdeler verdiklerini, Kur’anı Kerim’deki Nur suresinin kendisi hakkında nazil olduğunu, (Ya Eyyühel Müzemmil) ayeti kerimesinin Ey Saidi Kürdi demek olduğunu ileri sürmek suretiyle aklın ve bizzat İslamlığın kabul etmeyeceği iddialarda bulunmaktadır. “Asayı Musa 1949, Dr. Çetin Özek, Nurculuğun iç yüzü s.246
    Bediüzzaman cevap veriyor, adlı risalede şu satırlar yer almıştır. (Hiçbir geliri olmadığı ve kimsenin hediye ve ikramını kabul etmediği halde ne ile ve nasıl yaşadığı sualine karşı, bereket ve ikram-ı ilahiye ile yaşadığı, Kur’an hizmetinin kerameti olarak erzak hususunda ikramı ilahiye’ye mazhar olduğu kaydedildikten sonra, bir gün Süleyman adlı bir misafir ile birlikte dağda yalnız kaldıkları ve yiyecek hiçbir şeyleri bulunmadığı sırada misafirlerine ne ikram edeceğini düşünürken altında oturduğu ağacın dalları arasında koca bir ekmek peyda olduğunu ileri sürmekte ve 20–30 gündür hiçbir insanın o tepeye çıkmamış olduğunu ilave etmekten de geri kalmamaktadır.” Bediüzzaman cevap veriyor. Ankara 1960, s.113-114”.
    Sait Nursi’ye göre, araba ile dolaşırken bir yaşındaki küçük bebekler bile koşup elini öperlermiş. “Hanımlar Rehberi s.105”, Zülfikar adlı risalede hayvanların bile Nur risalelerine hayran kaldıklarını söyleyecek kadar ileri gitmiştir. “ Dr. Neda Armaner Nurculuğun iç yüzü, İlahiyat Fakültesi yayınlarından. S.8”.
    Sait Nursi, bütün ömrünce Doğu’da Nur risalelerini tedris için bir medrese kurmak hevesiyle yaşamıştır. Bu medresenin adı Medresetüz-Zehra olacaktır. Bu medrese Kahire’deki Camiülezherin kız kardeşidir. Öğretim dili bakımından da (Lisanı Arap vacip, Kürt caiz, Türk lazım) demektedir. “Münazarat s.131, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.249–250”. Sait Nursi’ye göre bu şark üniversitesi geleneğe dayanacaktır. Garplılaşma ve medeniyet bu üniversitede yer almayacaktır. İstanbul Üniversitesinde de bir Nur medresesi yani Medresetüzzehranın açılması lazımdır. “Gençlik Rehberi, 1951. S.77, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.250–251
    Yine; Gençlik Rehberi, adlı risalenin 50’inci sayfasında (Eski medreselerde 5-10 seneye mukabil inşallah Nur medreseleri 5-10 haftada aynı neticeyi temin edecek ve 20 senedir ediyor hem Hükümet bu millet ve vatanın hayatı dünyevisine pek çok faydası bulunan bu Kur’an lem’alarına ve Kur’an dellalı olan Risale-i Nur’a değil ilişmek belki tamamı ile terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara kefaret ve gelecek şiddetli belalara ve anarşiliğe karşı bir set olabilsin) diye yazılıdır. “Saidi Nursi, Gençlik Rehberi, İstanbul Sinan Matbaası 1959, s.50”.
    Kisvenin imanla bir alakası olmadığı halde Sait Nursi, hayatında şapka giymemekle övünmektedir. (Asay-ı Musa) adlı Risalenin 136’ıncı sayfasında (28 sene gâvurlara benzememek için inziva ihtiyar eden bir islam fedaisi ve hakikatı-Kur’aniyenin fedakâr hizmetkârına denilse ki sen kâfirlerin papazlarına benzeyeceksin, onlar gibi başına şapka giyeceksin, bütün islam ulemasının icmaına muhalefet edeceksin, yoksa ceza vereceğiz denilse, elbette öyle bir şeyi Hakikati-Kur’aniyye feda eden bir adam değil dünya ve hapis veya işkence, belki parça, parça bıçakla kesilse, cehenneme de atılsa; katiyen yüz ruhu da olsa, bütün bu tarihçei hayatının şahadeti ile feda edecektir) diye yazıldığı görülmüştür.
    Sait Nursi’ye ve Nurculara göre, kadınların örtünmesi bir İslami adettir. Kadınların örtünmesine karşı açılmış mücadele Türk kadınının haysiyetine karşıdır. (Lem’alar, Ankara 1957, s.25, Tesettür Risalesi s.84–192).
    Fennin ve medeniyetin bir icadı olan ve nasıl çalışıp işlediği artık herkesçe bilinen radyonun Saidi Nursi’ye görev mahiyeti de şöyledir: (Radyo, bilbedahe kudret-i ilahiyenin bir cilvesidir ve o cilvenin kürresi havaya umumen temsil eden bu gelen hadisi şerifin maali gösteriyor şöyle ki: Bir Melaike var, kırk bin başı var, her başında kırk bin dili var, her dilde kırk bin tesbihat yapıyor. 64 trilyon tesbihat aynı anda söylüyor. Demek ki kürrei hava bu melaike gibidir. Yani bu melaikenin tesbihatı adedince her kelimesi tayyibe hava sayfasında yazıyor, Kürrei hava diyor ki bu hadis benden veya buna benzer memur meleklerden haber veriyor, külli bir şuurla yapılan bu iş yalnız tek bir zerrenin vazifesi ne bana yani kürrei havaya ve ne de bütün eşyaya vermesi hiçbir ciheti imkânı yok, demek her yerde hazır nazır, ahadiyet cilvesiyle ve içinde hatalı bir irade, mühit bir ilim bulunan bir kudreti ezeliyenin cilvesidir. Buna milyonlar şahitlerden birisi radyodur. (İhlâs dergisi 1964 no.9, s.3, Dr.Çetin Özek, Nurculuğun iç yüzü 12.4.1964 Milliyet Gazetesi).
    Said Nursi’ye göre, elektrik kontağı ve meteor hadiselerinin fenni ve fizik ilmine uygun açıklaması dine aykırıdır, dinsizliğin ifadesidir. Bu ve buna benzer olaylar ilahi kudretin varlığının delilidir ve onun nişanesidir. Bunların hepsi Kur’anda vardır ve fizik kanunlarına göre açıklama yapmak Kur’anın kudretine, hikmetine aykırı düşmektedir. “Saidi Nursi, Ramazan risalesi, s.1-15, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akınlar ve Nurculuğun iç yüzü s.273”
    Yine Said Nursi’ye göre; her şey, her zerre Allaha ibadet eder, mesela pusulanın Kâbe’deki Haceri Esveti işaret ederek titremesi namaz kılmasıdır. “Tiryak, s.116”.
    II.Nur Risalelerinin gerçek amacı, bu risalelerde yer alan zararlı akımlar: Nur Risaleleri 130 kadar olup dava konusu dosyada bulunanların yalnız (Asayı Musa), (Mesnevii Nuri’ye), (Gençlik Rehberi), (Mektubat), (Tiryat), (Hubbei Şamiye), (Hanımlar Rehberi), (İki Mektebi Musibetin Şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi), (Barla Hayatı), (Bediüzzaman Cevap Veriyor), (Lem’alar), (Bize Nurcu Diyenlere diyoruz ki), (El-Hüccet-Üzzehra), (Ramazan Risalesi), (İhlas Risalesi) ve (Sönmez) adlı risalelerden ibaret olduğu anlaşılmıştır.
    Kur’anın tefsiri ve İslamlığın izahı maksadı altında yayınlanmış olduğu ileri sürülen bu risalelerin gerçek amaçlarına nüfuz edebilmek için bunların hepsinin teker, teker ele alınıp dikkatle incelenmesi ve Nurculuk konusunda yazılmış olan eserlerin ve yazıların gözden geçirilmesi icabetmektedir. Nur risalelerinde yer almış olan aşağıdaki fikir ve cümlelerin üzerlerinde önemle durulması gerekmiştir.
    1. Nurculuğun esası, fikirleri, maddiyatçı ve tabiatçı modern felsefeyi reddetmekte, dünyanın geçiciliği, ahiretin gerçekliği fikrini telkin etmekte, bütün dünya saadetlerini insanlara haram etmektedir. (Dr. Çetin Özek, Türkiye’de Gerici Akınlar ve Nurculuğun iç yüzü s.241).
    2. Nurculara göre, laik bir devlet düzeni şeriata aykırıdır. Türkiye kuruluşu itibariyle dinden uzak kalmış ve dine karşıdır. Laiklik ile dinsizlik arasında bir fark yoktur. Hıristiyanlık dünyevi esaslara sahip olmadığı için din ile dünya işleri birbirinden ayrıdır. Reform, Hıristiyanlıkta mümkündür. Türk devrimleri dahi Hıristiyan reformunun bir taklidinden ibarettir. Zira İslamiyet hiçbir reforma ihtiyaç göstermeyecek derecede mükemmeldir. “Mektubat 1958, s.401, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akıncılar ve Nurculuğun iç yüzü, s.260–261”.
    3. Laik Cumhuriyetçi düzen 20 senelik inkılâplar sonucu doğmuştur ve dini müthiş sadmeye marus bırakmıştır. “Münazarat, s.135-141 Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akıncılar ve Nurculuğun iç yüzü, s.260-261”.
    4. Atatürk idaresi, hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahir zamandır. Dinsizlik, komünistlik, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. “Sait Nursi, Sözler 1957, s.143, Dr.Çetin Özek, Nurculuğun iç yüzü 9.4.1964 tarihli Milliyet Gazetesi”.
    5. Türkiye genel olarak Ezanı Muhammedi’nin yasak edildiği, bidatların zorla topluma kabul edildiği bir devre yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve Hıristiyan Kanunlarıdır. “Sait Nursi Tiryak, Taşbasması, s.65, Dr. Çetin Özek, Türkiye’de gerici akıncılar ve Nurculuğun iç yüzü, s.260–251”.
    6. Türkiye’nin siyasi rejimi, Nur saadeti söndürmeğe çalışmaktadır. Kemalistler, seviyesiz anarşist kimselerdir. “Sait Nursi, Münazarat, s.17, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akıncılar ve Nurculuğun iç yüzü adlı eser, s.261
    7. Devlet, İslamın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmelidir. Bütün hayat nizamı onda mevcuttur. “İhsan Emci Aradığımız Şuur, Mart–1964 No.8, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akıncılar ve Nurculuğun iç yüzü, s.262”.
    8. Âlemi İslamda yapılacak devrimler, İslamiyetin desatirine uygun mecburiyetindendir; aksi halde, gayri meşrudur. Bu bakımdan meclis aynı zamanda hilafet görevini de görmelidir. “Sait Nursi, Mesnevi-i Nuriye, 80-82 Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.263”
    9. Şahsı Manevi-i Hükümetin Müslüman olması gereklidir. “Sait Nursi, Hutbe-i Şamiye 80, Dr. Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.263”
10. Türk Devletinin dini islamdır ve bunun vikayesi milletimizin maye-i hayatiyetidir. Hükümet, İslamiyet ve din için hizmet edecektir. “Sait Nursi, Münazara, s.18, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.264”
11.Müslümanlara, Kur’an dışında, bir Anayasa lazım değildir. 1347 tarihinde, felsefenin tahakkümü ile bu dindar millet ehemmiyetli tahavvüllere duçar kılınmış ve Anayasadan devlet dininin İslam dini olduğu konusundaki hükmü kaldırılmıştır. Bu şekilde, gerçek kanun-u esasi tatbik edilmediği gibi, Kur’anda belirtilen şerli inkılâp da tahakkuk ettirilmiştir. Hâlbuki Kur’an, Cumhuriyet Anayasası gibi birkaç kişinin idaresine değil ilahi bir idarenin sonucudur. İlahi bir kanunu esasidir. “Sait Nursi, Zülfikarı Mucizat-ı İslamiye ve Kur’aniye kısım1, Mucizatı Kur’aniye s.191–193, Tiryak s.65, Dr. Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.264”
    12. İslamiyete ve hakikatı Kur’aniyeye karşı mürdetane mücadele eden bir dessas zındıktır ki bize hücum etmek için istipdadı mutlaka Cumhuriyet namı vermekle istibdatı mutlaka-i rejim altına almakla sefahatı-ı mutlaka medeniyet takmakla cebri keyfi-i kürfiye kanun namı vermekle bir istibdatı askeriye ve dalalet kurmuştur. “Sait Nursi, Sönmez 21.22.48, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.265”.
    13. Sait Nursi, Milliyete ve milliyetçilik fikrine düşmandır. Ona göre, milliyetçilik, İslam birliğine manidir. Nurculara göre, milliyetçilik bolşevizm ve sosyalizme karşı mücadele edecek kuvvette değildir. Milliyetçiliğin bu zayıflığına karşı İslam milliyetçiliği bolşevizmi, sosyalizmi, anarşizmi önleyecek kuvvette değildir. “Bediüzzaman Cevap veriyor. Ankara 1960, s.47,51, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.266”
    14. İslam devleti için tek milliyet islam milliyetidir. İslam devleti sonunda, bütün dünyayı hâkimiyetine alacak ve İslam yapacaktır. Bu dünya milleti hayatı maneviyeye dayanacak ve mecrai mesai-i şer’iye ile açılacaktır. Bu İslam devleti de hamiyet-i islamiye ve milliye altında ittihadı Muhammedi dairesinde olan şeyh-i risale-i Nur sayesinde kurulacaktır. “Sait Nursi, Münazarat, 90–100, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.267”
    15. İttihadı İslam, umum askere ve umum ehli islama şamildir. Hariç kimse yoktur. “Saiti Nursi, Hutbei Şamiye, s.91”
    16. Hutbei Şamiye’de milleti İslamiyenin sebebi saadeti yalnız ve yalnız hakiki İslamiye ile olabilir ve hayatı içtimaiyesi ve saadeti bünyeviyesi şeriatı islamiye ile olabilir denildikten sonra mesela şeriat hükmüne göre hırsızların ellerinin kesilmesindeki hikmet ve faideden bahsedilmekte ve işte (bu cüz’i şirkat meselesine dair külli ve şümullü ahkâmı ilahiye kıyas edilsin, anlaşılsın ki, saadeti beşeriyede dünya adalet ile olabilir” diye yazılmaktadır.
Hutbei Şamiye s.66–67, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.269”
    17. Said Nursi’ye göre, İslamiyet Devletinin Mekke-i Mükerremesi ceziret-ül Arap olacaktır. Bu arada, Osmanlılık da bir Medine-i Münevvere şeklini alacaktır. İslamiyeti bir İttihadı fikir teşekkül ettirecektir. Bu fikri Türkiye’de gerçekleştirmek görevi Metresetüzzehraya düşmektedir. Kurulacak nizam İslami esaslara dayanacaktır. Araplar ikisi bir araya geldi mi kavga etmeden duramayan, yıllarca esir yaşamaya alışmış millette bu İslam devletinin en hâkim unsuru olacaktır. “Sait Nursi, Münazarat 109–131, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü 11.4.1964 Milliyet gazetesi”.
    18. İslam dininde inkılâp yapmak şeriat aleyhtarı olduğu için İslamiyetin desatirine aykırı, devrimler de islamiyete aykırıdır. “Sait Nursi, Mektubat, s.403, Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü 11.4.1964 Milliyet Gazetesi”.
                                                                                                        
    19. Çok kadınla evlenmek İslami olduğu için caiz ve şarttır. Teatdüdü zevcat tabiata, akla, hikmete muvafıktır. “Sait Nursi, Hanımlar Rehberi s.57”.
    20. Benim tesettür, irsiyet, zikrullah ve taaddüdü zevcat hakkındaki Kur’anın sarih ayetlerine, medeniyetin ettiği itirazlara karşı onları susturacak tefsirimdir. “ Sait Nursi, Tiryak, s.60”.
    21. Nurculara göre; bugünkü aile sistemi de medeniyet fantazisinden ibarettir. Aile saadeti ancak daire-i şeriattaki adabı İslamiyet ile mümkün olacaktır. Kadının erkeğinden boşanabilmesi İslami esaslara aykırıdır. Şer-i evlenme ise bu imkânı ortadan kaldıracaktır. “Sait Nursi, Kadınlar Taifesi ile muhavere, s.7, Dr. Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.272”.
    22. Said Nursi, faizin yasak edilmesini istemekte, sınıf kavgalarının ortadan kaldırılması için bankalar kapatılmalı, riba yasak edilmeli, Kur’an kadına üçte bir hisse vermektedir. Medeniyetin kadına erkek kadar hisse vermesi adaletsizliktir. “Sait Nursi, Zülfikar, 1945, s.38,39, Dr. Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.272–273”
    23. Said Nursi, Hanımlar Rehberi adlı risalenin 372inci sayfasında; bir zaman çıktığı Ankara Kalesinden etrafı seyrederken hilafet ve saltanatın vefatını hatırlayarak duyduğu teessür ve hüznü ifade ettiği görülmüştür.
    24. Yine; Said Nursi, Tiryak adlı risalenin 27’inci sayfasında “garp uleması ve filozofları itiraf ve ikrar etmişler ki İslamiyetin kanunları yüksek bir tarzda âlem-i islamın ıslahına kâfidir” diye iddia edilmiştir.
    25. 13 Asrı evvel şeriat-ı garra teessüs ettiğinden ahkâmda Avrupa’ya dilencilik etmek dini İslama büyük bir hıyanettir ve şimale müteveccihen namaz kılmak gibidir. “ Said Nursi, Kutbei Şamiye, s.79”
26. Eğer, beşer, çabuk aklını başına alıp adalet-i ilahiye namına ve hakaiki İslamiye dairesinde mahkemeler açmazsa maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşileryecüc ve mecüclere teslimi silah edeceklerdir diye kalbe ihtar edildi. “Sait Nursi, Hutbe-i Şamiye, s.67”
27. Zahiren hariçten cereyan eden Maarrif-i cedidenin bir mecrası da bir kısım ehli medrese olmalı ta gıllü gıştan tasaffi etsin.
Zira bu laikliği ile başka mecradan taaffün edegelmiş ve atalet bataklığından neş’et ve istipdat sünumu ile teneffüs eden zulüm tazyiki ile ezilen efkâra bu müteaffin su, bazı aksülamel yaptığından musaffat-ı şeriat ile söz vermek zaruridir. Bu ehli medresenin duş-ı himmetine muhavveldir.” Said Nursi, Hubbe-i Şamiye, s.82”
28. Said Nursi, 31. Mart vak’ası üzerine sevkedildiği Divanı Harpte verdiği ifadede (en mukaddes maksadım şeriatın ahkamını tamamen icra ve tatbiktir). Demiştir. “Sait Nursi, Bediüzzaman cevap veriyor, Ankara 1960, 84”.
29. Eskiden beri ilayı hikematullah ve bakayı İstiklaliyeti ve İslam için farz-ı kifayei cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan âlemi islama fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu Devleti İslamiyenin felaketi âlem-i islamın saadet ve hürriyeti müstakbelesi ile telafi edilecektir. Zira şu musibet maye-i hayatımız olan uhuvvet-i İslamiyenin inkişafını harikulade tacil etti. “Said Nursi, Mektubat, Doğuş Limitet Şirketi Matbaası Ankara 1958, s.441”.
30. İki Mektep-i Musibetin Şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi adlı risalede, şu yazılar dikkati çekmektedir:
A- (Yaşasın Şeri’atı Ahmediye), (Şeri’atı Garra Kelamı ezeliden geldiğinden ebede gidecektir), (Ey evliyayı umur tevfik isterseniz Kavanini adetullaha tevfiki hareket ediniz)” s.43.
B- (Rehberimiz şeriatı garra, kılıcımız berahini katı’adır)” s.44”.
C- (13 asır evvel şeri’atı garra teessüs ettiğinden ahkâma Avrupa’ya dilencilik etmek dini islama büyük bir cinayettir ve şimale müteveccihen namaz kılmaktır.)” s.45.
Ç- Aynı risalenin 48,49,50’inci sayfalarında, büyük harflerle, (Yaşasın Kur’anı Kerim’in Kanun Esasları) başlıklı paragrafında, ey mebusan diye vaki hitabı müteak’i (300 milyon Müslüman’ın Hayatı maneviyesine suikastten ve cinayetten sizi tahlis eden..Kur’anı Mukaddesin desturları ünvanıyla gösterseniz ve hükümlerinize mehaz edinseniz ve düsturlarını tatbik etseniz acaba bu kadar fevait ile beraber ne gibi bir şey kaybedeceksiniz vesselam. Yaşasın Kur’anın Kanun Esasları) cümleleri dikkati çekmektedir.

             III. Nur Talebeleri (Şakirtleri) ve görevleri:
             Nurcular, kendilerine Nur talebeleri adını vermekte ve hizbil Kur’an olduklarını ileri sürmektedirler. Nur Şakirtlerinin nurculuğa girebilmeleri için o mahaldeki en büyük nurcuya karşı bazı taahhütlerde bulunmaları gerekmektedir. Bu taahhütler, nurculuğa ve nurcuların büyüklerine sadakat, nurcuların sırlarını açıklamak, gayeleri için istişarelerde bulunmak, nur’un gerçekleşmesi için gayret sarf etmek gibi şeylerdir. Nurculara bulundukları yerlerde nurculukla ilgili olayları nur büyüklerine bildirmeye de mecburdurlar. “Dr.Çetin Özek, Türkiye’de gerici akımlar ve Nurculuğun iç yüzü s.252”
    Nur talebelerinin diğer bir vazifeleri de nur risalelerini çoğaltıp dağıtmaktır. Said Nursi, Asayı Musa adlı risalesinde nur risalelerini yazıp dağıtmayı ihmal edenlere sitem etmektedir. Nurculuğun, bilhassa, ordu mensupları arasında yayılmasına önem verilmektedir. “Dr.Neda Armaner, İlahiyat Fakültesi Yayınlarından İslam Dininden ayrılan Cereyanlar, Nurculuk, s.6,24”.
    Said Nursi, risalelerinin yayınlanması için dini duyguları da istismar etmektedir. Sönmez adlı risalenin 3‘üncü sayfasında, şu satırlar yer almaktadır. (Ahiret kardeşlerine mühim bir ihtar: iki maddedir. Birincisi; risale-i nur’a intisap eden zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak, yazdırmak ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran risalei nur talebesi ünvanını alır ve o unvan altında her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan daha ziyade, hayırlı dualarımda ve manevi kazançlarımda hissedar olmakla beraber benim gibi dua eden kıymettar binlerce kardeşlerim ve risalei nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olurlar.
    İkinci madde, risalei nur’un imansız ve amansız cinni ve insi düşmanları onu çelik gibi metin kalalarını ve elmas kılınç gibi kuvvetli hüccetlerine mukabele edemediklerinden çok gizli dosyalar ve hafi vasıtalarıyla sınırlı olmadan yazanların sevklerini kırmak ve fütur ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytanca hücum edip darbe vururlar).
    Said Nursi’ye göre, Nur talebeliğini bırakmak günah olduğu, nur talebelerine ilişenlerin vatan ve millet haini olduklarının ilan edilmesi, ayrıca tehditler savrulmasıyla gizli bir teşkilatın taktiğine başvurulmaktadır.” Sait Nursi, Hanımlar Rehberi, s.53, Dr.Neda Armaner, İlahiyat Fakültesi Yayınlarından İslam Dininden ayrılan Cereyanlar, Nurculuk, s.25”.
    Nur talebelerinin bekâr kalmaları telkin edilmekte, muhakkak evlenmek lazımsa bir nurcu ile evlenmesi emredilmektedir. “Said Nursi, Hanımlar Rehberi, s.53, Dr.Neda Armaner, Nurculuğun iç yüzü, s.25, Bediüzzaman cevap veriyor adlı risalenin 118’inci sayfasında, Sait Nursi Hanımlar Rehberi adlı risalenin 242’üncü sayfasında şöyle demektedir (talebeler birkaç tabakadır, bir tabakanın hakiki ihlası, gaybetmemek ve hakiki fedakarlık ve azami bir sadakat taşımak için dünya ihtiyaçlarına mümkün olduğu ömrünün muvakkat bir kısmında bu zamanda lazım geliyor...)
Yine, Nur risalelerinden, Tiryak adlı risalenin 33’üncü sayfasında (Mevt adam değil, tebdili mekândır. Kabir zulmetli bir kuyu ağzı değil, nuraniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise bütün şaşaası ile beraber ahirete nispeten bir zindan hükmündedir. Elinde zindan dünyadan bostanı Canana çıkmak ve müz’ic ve dağdai hayat-ı cismaniyede âlemi rahata ve meydanı tayranı erraha geçmekve mahlûkatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzuru rahmana gitmek bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir).
IV. İslam dini yönünden Nurculuk: Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanıp yayımlanmış olan (Nurculuk hakkında) adlı eserde:
1. Ayet-i kerimelerin tefsirinde mananın tahammül edemeyeceği tarzda Batıni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebced hesabıyla ve tevafuklarla manalar verildiği, bunların Müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı,
2. Nur risalelerini toplu olarak okumanın bir nevi hizipçilik olduğu,
3. Bir kısım ayetlerin, İslamlığın reddettiği Hurufilik usulüyle tefsirine kalkışıldığı,
4. Risalei Nur’un mukaddesat arasına katılmak istendiği yalnız nurcular için dua yapılarak Müslümanlar arasında bir zümre meydana getirildiği ve tefrikaya yol açıldığı,
5. Said Nursi’nin ve eserlerinin harikuladeliği ve kerametleri hakkında indi teviller ve mübalağalı ifadeler kullanıldığı,
6. Kur’anı Kerim’in harflerinden bir takım manalar istihracına kalkışmak gibi ulemanın ekserisince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayı Musa adlı eserinde bazı ayet ve kelamı kibarı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve teyit ettiği iddiası,
7. Bu gibi indi tevil ve iddiaların İslami esaslara uymadığı,
8. Nurculuğu milli ve dini birliği parçalayan zümrecilik olduğu,
9. Nur risalelerinde Kürtçülüğü körükleyen sözler bulunduğu, belirtilmiş ve 22 ve 23 ‘üncü sayfalarında (Nurcuların inanış ve telakkileri, İslam dininin, Kur’anı Kerim’in ve sünneti seniyedeki kaide ve formüllerine uymayan bir akide tarzı olmuştur. Nurculuk dini meselelerde işi çığırından çıkaran bir istismara ilaveten milli ve içtimai konularda da birlik fikrini baltalayan bir zihniyeti temsil etmiştir. Risalelerde gösterilen, sırf dini ifadeleri bile yapılan aşırı teviller ve keyfi görüşlerle yukarıda örnekleriyle gösterildiği gibi manevi, milli bütünlüğümüzü bozan gerçek ittikayı gölgeleyen bir hal almıştır. Bu risaleleri okuyanlar kendilerini bütün Müslümanlardan üstün görmüşler yalnız ve yalnız nurcu olanları cennete ehil, nur risalelerini günahlara kefaret saymışlar ve netice olarak da, nur risalelerini okumayı bir ibadet haline getirmişlerdir. Ey Müslüman kardeş: dine yararlı telif ve irşatta bulunanlar Peygamberin hizmetkârları durumunda oldukları için Kur’anı Kerim’de Peygamber Efendimize hitap edilmiş ayetleri onların şahsına affetmek yakışık almaz. Böyle bir telakkiyi benimsemekte, Müslüman tevazuuna sığmaz....
Nur risalelerini Kur’anın en mükemmel bir tefsiri addetmek, Allah kelamının kıyamete kadar ondan sonra gelecek şeylere ve bütün ilimlere şümulünü bilmemek demektir) denilmek suretiyle nurculuğun ve nur risalelerinin gerçek İslami esaslara uymadığının açıkça ifade edildiği görülmüştür.
             V. Kanunlarımız karşısında Nurculuk ve sanıkların hukuki durumları:
             Yukarıda yapılan açıklamalara ve bizzat nur risalelerinden alınan pasaj ve cümlelere nazaran;
             1. Nurculuğun kurucusu Sait Nursi, hiçbir zaman Türklüğü ve Türk milletini kabul etmeyerek Kürt olduğunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber 1327 tarihlerinde faaliyette bulunduğu anlaşılan (Kürt teali) cemiyetinde çalışmak, memlekette Türklerden ayrı dili ve milliyeti olan bir Kürt cemaatı mevcut olduğunu ileri sürmek, yine o tarihlerde kurulduğu bildirilen (Kürdistan Azmi Kavi) cemiyetinin mümessili olarak İstanbul’a gelip Kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması için gayret göstermek ve “Uyan Ey Selahattini Eyyübi’nin torunları, Kürtler” diye tahrik ve teşviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya matuf amaç ve gaye takip ettiği anlaşıldı,
             2. Türk milliyetçiliğini ret ve hatta zararlı ve tehlikeli olduğunu ileri süren Sait Nursi’nin Türkiye’nin de dâhil olacağı, tamamen şeriat hükümlerine ve İslami esaslara göre düzenlenmiş ve merkezi Mekke olmak üzere bir İslam devleti kurulmasını ve bu devlette Arapların hâkim bir unsur haline getirilmesi lüzumunu nur risalelerinde teklif, telkin ve teşvik etmek suretiyle Türk devletinin bağımsızlığını tenkis ve birliğini bozma yolunda hareketlerde bulunduğu,
             3. Said Nursi, Nur Risalelerinde; Türkiye Cumhuriyetinin tamamen şeriat esaslarına ve İslamın siyasi prensiplere göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesi lazım geldiğini, Devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kur’an dışında bir Anayasaya ihtiyaç bulunmadığını, İslamlığın düsturlarına uymayan devrimlerin meşru olmadığını mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda yapmakla beraber, laik bir Cumhuriyet rejimi kurduğu için, Atatürk’e düşman kesilerek onu Ebusüfyan ve Deccala benzetmek, (tek gözlü deccal ya iman et yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle, Türk Ceza Kanununun 163’üncü maddesini ihlal eden suç işlediği,
             4. Yine, Nur risalelerinde, çok kadınla evlenmenin propagandasını yapmak, boşanma ve miras meselelerinin tamamen şeriat hükümlerine tabi olması lüzumunu açıkça yazıp telkin etmek, faizin yasak olduğunu ve bu itibarla bankaların kapatılması gerektiğini ileri sürmek, bugünkü modern mahkemeleri kaldırıp yerlerine Hakaiki İslami’ye dairesinde yani Şer’i Mahkemeler açılmasını teklif etmek, Parlamento üyelerini Kuran’ın düsturlarına göre harekete devam etmek suretiyle yine 163’üncü madde hükmünün ihlal edildiği,
5. Her ne kadar, Hutbe-i Şamiye ile (İki Mektebi Musibetin Şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi) adlı risalelerin, Cumhuriyetin önce hazırlanıp, yazılmış oldukları ileri sürülmüş ise de bunların pek yakın tarihlerde yeniden bastırılıp dağıtılmış olması ve (İki Mektebi Musibetin Şahadetnamesi veya Divanı Harbi Örfi) adlı risalenin ilk sayfasında ise “bu müdafaayı şimdi bu asra daha muvafık gördük güya o zamandan elli sene sonra bir hissi kablelvuku ile bir nevi ihbarı gaybi olarak hayatı içtimaiyeyi alakadar eden çok hakikatlere temas ettiğimden neşredildi” diye açıkça kaydedilmesinin dikkate şayan bulunduğu,
6. Sadi Nursi’ye bağlı Nur talebelerinin ise, III sayılı paragrafta açıklanıp izah edildiği üzere, Memleket ve Devlet için bu kadar tehlikeli ve zararlı olan fikirleri ihtiva eden Nur risalelerini yazıp çoğaltmak ve halka dağıtmak vazifeleriyle mükellef bulundukları, bu talebelerin dikkatli okuyup incelediklerinde şüphe olmayan Nur risalelerindeki bu zararlı ve tehlikeli akımları bilmedikleri ileri sürülmeyeceği, Nur risalelerinde yer alan ve yukarıda temas edilen fikir ve kanaatleri kabul edip benimsemeyen bir kimsenin nur talebesi olmasının tasavvur edilemeyeceği ve sanık Mehmet.........ile Tevfik.......... kendilerinin nurcu olduklarını ve dosyada mevcut olup yedlerinden zaptedilen ve dosyadaki bilirkişiler raporunda da suç olduğu izah olunan Nur Risalelerini okumak üzere halka verdiklerini kabul ve ikrar ettikleri ve bu hareketlerinin Türk Ceza Kanununun 163’üncü maddesini açıkça ihlal eden suç teşkil ettiği ve Birinci Ceza Dairesinin bozma kararı varit ve yerinde bulunduğu halde, nazara alınmadan ve mahkemece işin esası layıkı ile incelenip nüfuz edilmeden ve en yüksek dini müessese olan Diyanet işlerince dahi, nurculuğun İslam dinine aykırı olduğu tespit edilmişken kanuna, işin esasına ve gerçeklere uymayan mesnetsiz mütalaalarıyla yazılı şekilde ısrara karar verilmesi yolsuz bulunmuştur.
Sonuç: Yukarıdan beri açıklanan sebeplere göre, ısrar hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 20.9.1965 gününde oyçokluğuyla karar verildi.”
             Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa kemal’in   Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerine,Fakültenin açılış günü  söylemiş olduğu tarihi söylevini hatırladım,bu Fakülteden mezun olduğuma da hayıflandım!









                                                             

İzleyiciler

Blog Arşivi